RSS

İslamoğlu Tef. Ders. FATİHA SURESİ (1-7) (2)

13 Mar

231            Bismillahirrahmanirrahim.

Alemlerin Rabbi olan, Rabliğini insana gönderdiği vahiyle ispat eden, şefkat ve merhametinin bir ifadesi olarak insanı terbiye eden Allah’a hamdolsun.

Onun gönderdiği vahyi, ondan aldığı gibi hiç bozmadan değiştirmeden, eklemeden, çıkartmadan aynen olduğu gibi insanlığa ileten, o vahyin başöğretmeni olan, o vahyi tebliğ ve beyan eden sevgili peygamberimize salât olsun.

Onun getirdiği vahyi yaşamaya çalışan, hayatın düsturu olarak o vahyi bir hayat nizamına dönüştüren siz değerli Müminlere selâm olsun. Bereket olsun, hidayet olsun.

Bugün Kur’an derslerimizin ilkinde Fatihanın tefsirini işleyeceğiz. Fatihaya girmeden evvel kuşkusuz her bir surenin başlangıcı, açılışı olan ve Kur’an okumaya girerken söylememiz emredilen euzü besmelenin tefsiri ile söze girmek istiyorum.

Önce “euzübillahimineşşeytanirracim.” Ne demek, bunun üzerinde bir nebze duracağım.

Taşlanmış olan şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım manasına gelen istiaze yani; “euzübillahimineşşeytanirracim.” Kur’an ın aynı zamanda bize bir emri. Kur’an NAHL suresinde;

“Fe iza kara’tel kur’ane festeız billahi mineş şeytanir racım.” (Nahl/98) ayeti ile; Kur’an okuyacağın zaman taşlanmış olan şeytanın şerrinden Allah’a sığın diye emretmekte.

Yine başka bir ayet –i kerime de; Ve imma yenzeğanneke mineş şeytani nezğun feste’ız Billâh.(Araf/200) diye buyrulmakta. Eğer şeytan sana vesvese verirse, senin gönlüne üfürürse, senin zihnini bulandırmaya kalkarsa Allah’a sığın. O’nun vereceği her türlü vesveseden, kalbine atacağı her türlü bulanıklık ve zihnine getireceği her türlü gölgeden Allah’a sığın buyrulmaktadır.

Tabii bu hitaplar özelde peygamber A.S. a, genelde hepimizedir. Çünkü hiç birimizin kalbi ve kafası şeytanın vesvesesinden, şeytanın desisesinden, şeytanın üfürüğünden ve gölgesinden hali değildir.

Bu noktada; “euzübillahimineşşeytanirracim.” Cümlesinin, kovulmuş şeytanın vesvesesinden, şerrinden Allah’a sığınırım ifadesinin bizde uyandırmaya çalıştığı ruh hali üzerinde bir miktar durmak istiyorum.

İstiaze; Bir sığınma, bir ruh hali uyandırma operasyonudur. Yani bir bilinç inşasıdır. İnsanda bir bilinç uyandırmak için İstiaze emredilmiştir. Niçin bir bilinç uyandırmak? Çünkü bilinçsiz olarak Allah’ın vahyine muhatap olmamız istenmemektedir. Çünkü insan Allah’ın vahyini bir inek gibi, bir kuş gibi, bir sinek gibi, bir solucan gibi değil, Allah’ın kendisine akıl nimetini ihsan ettiği bir varlık olarak şuurlu ve akıllı bir şekilde dinlemesi, algılaması istenmekte.

Onun için “euzübillahimineşşeytanirracim.” Bizde vahye hazırlık olsun için bir bilinç uyandırma operasyonudur. Bu bilinç tamamen Allah’a teslimiyet ve her türlü yasak duygu ve düşünceye kalp ve kafamızı kapatmak anlamına geliyor. Bu anlamda “euzübillahimineşşeytanirracim.” diyen bir insan vahyin diriltici soluğuna teslim oldum demiş oluyor. Çünkü vahiy karşısında diri bir bilinç, diri bir insan, diri bir şuur, diri bir yürek istiyor. Bunu da zaten Kur’an da görmek mümkün.

in hüve illâ zikrün ve kur’ânün mübîn Liyünzira men kâne hayyen.. (Yasin/69-70) O bir hatırlatmadır. İnsana özünü hatırlatma, yaratılışını hatırlatma, doğasını hatırlatmadır ve kerim bir Kur’an dır. Hemen arkasından yasin suresinde geçen bu ayet şöyle diyor;in huve illâ zikrun ve Kur’ânun mubiyn.

Liyünzire men kâne hayy.. (Yasin 69-70) Kur’an ın indirilişi diri olan kimseleri uyarmak içindir. Demek ki Allah hitabının karşısında, vahyinin karşısında ölü ruhlar istemiyor. Ölü bedenler istemiyor. Şuursuz insanlar istemiyor.

Burada ki dirilik hepimizin de anlayacağı gibi fiziki bir dirilik değil, zihni, kalbi bir dirilik. Onun için “Liyünzira men kâne hayyen” (yasin/70) diri olan kimseyi uyarmak için. Bu nedenle Kur’an karşısında, diri bir ruh, diri bir kalp, diri bir şuur istiyor.

Yine başka bir ayet i kerimede;

üstecıbü lillahi ve lir rasuli iza deaküm lima yühyıküm. (enfal/24) Buyruluyor. Allah’a ve resulüne sizi çağırdıkları zaman, neye çağırdıkları? Diriltmek için çağırdıkları zaman davetlerine evet deyin, icabet edin. Demek ki Allah’ın çağrısı, resulünün çağrısı bir diriliş çağrısıdır.

Kimlere bir diriliş çağrısı? Elbette ki yüreğini ve zihnini diri tutanlara bir diriliş çağrısı. Bu dirilişi ebedileştirme çağrısı. Bu dirilişi ölümsüzleştirme çağrısıdır. Onun için İstiaze; “euzübillahimineşşeytanirracim.” bir diriliştir dirilişin anahtarıdır. Siz bu sözü söylemekle;

“Ben ey Allah’ım senin hitabına diri bir yürek, diri bir bilinç ve diri bir şuurla “lebbeyk” diyorum. Buyur diyorum. Buyur ya Rabbi gönlüme hitabınla, hitabını konuk et, kelâmını konuk et ve ben senin emrine bu şekilde amade olduğumu duyuruyorum.” demektir.

İstiaze bir şeyi söylemek değil, bir tavır almaktır. Onun için başta okuduğumuz ayette;

“Fe iza kara’tel kur’ane festeız billahi mineş şeytanir racım.” (Nahl/98)

Ayetindeki mana da bunu ifade ediyor. Kur’an ı okumaya başladığın zaman kovulmuş olan şeytan dan Allah’a sığın. Yani; “Sığınırım de.” Değil “Sığın.” Bir şeyi söyleyin diye emredilmiyor. Bir şeyi yap diye emrediliyor. Neyi yağacağız? Sığınma işlemini. Neyle yapacağız? Bilinçle yapacağız. Niçin yapacağız? Çünkü Kur’an karşısında diri bir insan istiyor. Onun için istiaze;

“euzübillahimineşşeytanirracim.” Peygamber A.S. ın Kur’an a başlarken yine namaza başlarken daima söylediği bir cümle idi. Sadece söylediği değil, yaptığı bir eylem idi. Kalp eylemiydi. Zihni bir yeniden inşa idi. Şimdi İstiazeden sonra Besmeleye geçebiliriz;

 

1 – “Bismillahirrahmanirrahim”

(“B” işareti kapsamı itibarıyla) Esmâ‘sıyla varlığımı yaratan ismi Allâh olanın Rahmaniyeti ve Rahıymiyeti ile… (A.Hulusi)

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle. (Elmalı)

 

Bismillahirrahmanirrahim Kur’an ı bir siteye benzetirseniz, muhteşem bir siteye bu sitenin kapısı, portalı fatiha diyebiliriz. Sitelerin, evlerin, konakların, sarayların kapısı insanın yüzüne benzer. İnsanın tüm tavırlarını, insanın korkusunu hüznünü, acısını, elemini yüzünden okuyabilirsiniz. İşte aynen öyle bir konağın, bir sarayın, bir sitenin içinin nasıl olduğunu kapısından anlayabilirsiniz. Onun için Kur’an ın da tüm özelliklerini, fatihaya bakarak anlayabilirsiniz.

Fatiha eğer Kur’an sitesinin kapısı ise, bu kapının anahtarı da Besmeledir. “Bismillahirrahmanirrahim” anahtarı ile bu kapıyı açarsanız. Şimdi rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla anlamına gelen besmelenin anlamı üzerinde bir miktar durmak istiyorum.

Besmelenin salt anlamı; Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla. Hepimizin bildiği gibi. Başındaki B harfi ilsak içindir Arap dilinde Yani bir şeyi bir şeye bağlamak, iki şey arasında köprü kurmak, iki şey arasında bir iletişim sağlamak içindir. Bu anlama gelir. Besmelenin başındaki B harfi.

Peki besmele neyi, neye bağlıyor? Bu ilsak niçindir, besmelenin sırrı da burada gizlidir işte. Besmelenin tüm hikmetini o B harfi vermektedir. Çünkü Besmele hayatı Allah’a bağlayan bir köprüdür. Besmele eşyayı kutsala bağlayan bir bağdır. Besmele Yüreği rabbine bağlayan bir kablodur. Besmele; Dünyayı ukbaya bağlayan, geçiciliği kalıcılığa bağlayan, eşyayı yaratana bağlayan, mahluku halık‘a bağlayan muazzam bir bağ.

Besmele bu anlamıyla bir hayat felsefesidir. Besmeleli insan Allahlı insandır. Bir işe başlarken efendimiz, Onun için besmele çeker ve bize de çekilmesini tavsiye ederdi. Niçin? Çünkü besmele bir hayat felsefesidir. Besmele ile başladığınız bir iş, Allah’a ısmarladığınız bir iştir.

Bir işe başlarken besmele çekmenizle siz şunu söylemiş oluyorsunuz.

1 – Ben bu işi Allahlı yapıyorum. Allahsız düşünmüyorum ben bu işi, Ben bu işime Rabbimi karıştırıyorum.

2 – Ben bu işi Allah sayesinde yapıyorum, ondan aldığım güç, ondan aldığım akıl, ondan aldığım nimet, ondan aldığım beden sayesinde yapıyorum. Yani o bana rahmet etmemiş olsaydı ben bu işi yaparken kullandığım el, ayak, göz, kulak, dil dudak, zihin, eşya, para her ne ise kullandığınız her bir şey, eğer o vermemiş olsaydı ben yapamazdım demektir. Onun için besmele bu manada bir teşekkürdür. Allah’a teşekkür.

Yine besmele bir başka anlamıyla “Ya rabbi..! senin yardımını istiyorum.” duasıdır aynı zamanda. “Yarabbi ben bu işi yapıyorum, sana da haber veriyorum ki sen yardım edesin, sen yetişesin, sen bu işe el katasın.” Demektir.

Görüyorsunuz Besmelenin nasıl bir hayat felsefesi, bir bakış açısı demeye geldiğini. Onun için bu anlamıyla besmele sekülerizmi reddetmektedir, yani Allah’ın karışmadığı hiçbir iş yoktur demektir. Onun için günaha besmele çekilmez. Niçin? Allah’ın razı olmadığı şeye, Allah’ın adı ile başlanmaz.
İşte hayatı besmeleli olan bir insan, hesabı verilecek bir hayat yaşamış demektir aynı zamanda.

“Bismillahirrahmanirrahim” in B harfinden sonra gelen ism bir görüşe göre sumu yücelikten, bir görüşe göre de alamet işaret manasına gelen vesm kökünden gelir. Tabii bunlar aynı zamanda iki farklı bakış açısının, iki ayrı ekolün yorumlarıdır. Ama ben ayrıntısına girmeyip hemen geçiyorum, yani eşyanın, isim sahibi olan her şeyin bir yüceliği vardır manasına gelir eğer sumu kökeninden geliyorsa. Sumu yücelik demektir. Şeref demektir. Yani isim sahibi olmak başlı başına bir şereftir. Yani var olma şerefine ermek demektir. Yokluğa karşı varlık bir şeref.

Eğer vesm kökünden geliyorsa bu seferde şu manaya gelir, işaret alamet, yani bir şeyin ismi o şeyin alametidir. O şeyin belgesidir. Bir şeyin ismi onun niteliğini gösteren bir belge demektir anlamına gelir.

Allah ismi özel bir isimdir. Fatiha içerisinde geçen Allah lafzını ben besmele de tefsir etmek istiyorum. Ki fatihanın içinde yeniden tefsir etme gereği durmayayım. Onun için Allah lafzı üzerinde bir miktar durmam gerekiyor.

Allah lafzı özel bir isimdir. Kur’an ı hakimde 2.000 i aşkın sayıda Allah’ın en çok geçen adıdır. Ve bu ad Allah’ın özel adı olması hasebiyle, Allah’ın tüm güzel isimlerinin de kendisine sıfat olduğu bir mevsuftur. Onun için Allah-u Kerimun, Allah-u Halıkun, Allah-u Azizun, Allah-u Alimun diyebilirsiniz. Yani Allah’ın tüm diğer isimlerini bu isme sıfat olarak kullanabilirsiniz. Onun için Allah’ın bir tek ismi vardır O da Allah lafzı celalidir ki tüm diğer isimlerine sıfat olabilir. O sebeple Allah ismi celali, Allah’tan başkası için hiçbir şekilde kullanılmaz. Türetilmemiştir. Başka görüşler olsa da, yaygın görüş herhangi bir kelimeden türetilmediği, müştak olmadığı yönündedir.

Yine çoğulu yoktur. Allah’lar denemez. Bunu söyleyen kimse cehaletini göstermiş olur. Yine Allah lafzı celalinin yerini hiçbir isim tutmaz. Onun yerine bir başka isim geçirilemez. Örneğin Tanrı, Örneğin İlah; Allah lafsının yerini kesinlikle tutmaz. Ancak Allah’ın diğer isimleri ile birlikte Allah’ın has ismi olan Allah kullanılabildiği gibi, Allah ismi dışındaki diğer isimler ve sıfatlar tek başına kullanılabilir.

Er Rahman. Rahman sıfatı müşebbehedir Arap dilinde. Bu bir şeyin özünü ifade eder. Yani bu kimdir sorusuna verilen bir cevaptır. Allah kimdir diye sorarsanız eğer, cenab-ı hak kendisini bize rahman diye tanıtıyor. Onun için errahman ismi de Allah’a hastır. İnsana verilemez. Bu yüzden alimler müfessirler isim olarak özel, fiil olarak genel demişler. Yani Er Rahman Allah’a has bir isimdir ancak tezahürü, tecellisi tüm alemi kapsar. Allah Rahman ismi sayesinde yerlere göklere lütfeder.

Rahman isminin kapsamında yalnız müminler değil, kafirlerde vardır. Yalnız canlılar değil cansızlar da vardır. Yalnız şuurlular değil şuursuzlar da vardır. Yani Allah Rahman ismi sayesinde gökleri tutmakta, hayvanları yaşatmakta, ağaçları, otları ve tüm alemi, varlığı ayakta tutmaktadır. İşte Rahman isminin bir tecellisidir.

Rahim ismi, Allah’ın kelime özelliği olarak ismi faildir. Mübalağa ile ismi fail, Allah’ın fiili sıfatına delalet eder. Rahman zatına delalet eder, yani ey Allah’ım sen kimsin sorusuna rahmandır cevabını verebilirsiniz.

Peki Rahimdir hangi soruya verilecek cevaptır? Onun sorusu da ; Ey Allah’ın sen yaptığın işi nasıl yaparsın.” Dır. Yani Rahmetle yaparım. Ben Rahmanım, acıyanım, ben rahmetliyim, merhametliyim, ben şefkatliyim, ben sevenim, yaptığım işi de rahmetle yaparım. Muamelemi Rahmetle yaparım. Onun için Rahim ismi fiilidir, Rahman ismi zatidir. Öz varlığına yönelik bir sıfattır, boyuttur rahmet, Ama Rahim Allah’ın fiiline mütealliktir. Yaptığı her bir şeyi Rahmetle yapar demektir. Onun için Allah bizatihi zatında rahmetli ve fiillerinde de merhametlidir.

Biz besmeleyi bu mana da şöyle tercüme edebiliriz; Rahman özelliği ile tüm yaratıklarına merhametle muamele eden Allah’ın adıyla. Tam tercümesini bu şekilde yapabiliriz. Rahman özelliği sayesinde tüm yaratıklarına merhametli davranan, merhametli muamele eden Allah’ın adıyla.

Besmele hüküm olarak fatihadan bir ayet mi, değil mi tartışmasına girmek istemiyorum. Bu konuda bizden önce çok söz söylenmiş ancak besmelenin Kur’an dan bir ayet olduğu konusu hiç kimsenin ihtilaf etmediği bir konudur.

Bilindiği gibi Neml suresinden bir ayettir besmele.

“İnnehu min süleymane ve innehu bismillahirrahmanirrahıym.” (Neml/30)

Süleyman A.S. ın Sebe kraliçesi Belkıs’a yazdığı mektup bu cümle ile başlıyormuş. Kur’an ın bize verdiği bilgiye göre. Oradan anlıyoruz ki besmele sadece Muhammed A.S. ümmetine has bir cümle değil, bir anahtar değil Muhammed A.S. ümmetinden önceki İslam peygamberlerinin de kullandığı bir anahtar. Yine bu sözümüzü, bu yargımızı Kur’an da ki bir başka ayette doğruluyor.

..bismillahi mecraha ve mürsaha .. (Hud/41) Gemiye binerken ve tüm inananlarını gemiye alırken, gemi hareket etmeden yani gemiyi bu cümle ile hareket ettiriyor. bismillahi mecraha ve mürsaha Tufan yolculuğuna Hz. Nuh Peygamber ve inananları böyle başlıyorlar. İşte buradan da anlıyoruz ki insanlık tarihi boyunca besmele İslam peygamberlerinin tümü tarafından bir anahtar olarak kullanılmış.

Bu bize neyi ifade ediyor? Şunu ifade ediyor; Evrensel değişmez değerlerin öbür adı olan İslam’ın, değişmez değerlerinden biri de besmelenin verdiği bakış açısıdır. Yani Allah;

1 - İnsanın her bir işine karışır.

2 – İnsan eğer Allah’ın yardımını istiyorsa, Allah ile başlamak durumundadır.

3 – İnsan yaptığı her bir şeyde Allah’a olan borcunu hatırlamak ve ona teşekkür etmek durumundadır. İşte bu insanlığın değişmez değerlerinden birinin değişmez bir göstergesidir.

Bu manada besmelenin Kur’an dan bir ayet olduğu konusunda hiç kimsenin tereddüdü yok. Ancak surelerin başında birer ayet mi sorusu sorulmuş ve buna farklı cevaplar verilmişse de bendeniz bu konuda besmelenin surelerin başında, sadece sureleri birbirinden ayırmak için yapılan bir iktibas, ayetten bir iktibas olduğu görüşündeyim. Fatihanın başındaki besmelenin de aynı olduğu görüşündeyim. Çünkü Besmele Peygamber A.S. İlk inen ayeti kerime şöyle başlıyordu. Besmeleyi emrederek başlıyordu.

“Ikra’ bismi rabbikelleziy halak.” (Alâk/1) yaratan rabbinin adıyla oku. Demek ki peygamber A.S. a ilk indirilen ayet besmele ile başlamasını emrediyordu. Yani besmele ile başlamıyor, besmeleyi emrediyordu. Onun için Peygamber A.S. işte bu emri tutarak Kur’an okumaya besmele ile başladı. Onun için bendeniz Kur’an ı kerimin tüm surelerinin başında ki besmelelerin de Allah’ın bu emrine iltisalen Neml suresinde ki meskur ayetten birer iktibas olduğu görüşündeyim.

Şimdi fatiha’ya geçebiliriz. Fatiha, adı üzerinde açış, açılış demektir. Bir diğer ismi de ümmül kitaptır. Kitabın anası. Niçin kitabın anası? Çünkü Fatiha tıpkı biraz önce besmele için söylediğim gerçekte olduğu gibi, Fatiha da insanlığın değişmez değerleri olan İslam’ın özünü içerir. Fatiha da evrensel değerleri içinde barındıran bir vahiy parçasıdır.       

            Bu mana da fatiha sadece bu ümmete değil, peygamberimizin bir hadisinden öğrendiğimize göre; Bundan önceki ümmetlere de indirilen kitaplarda yer almış, yani manası, mef’umu yer almış bir değerler silsilesidir. Onun için Fatiha da tıpkı besmele gibi zamanlar ve zeminler üstü İslam’ın değişmez değerlerini içerir.

            Mekki surelerdendir. Yine doğru bir görüşe göre fatiha ilk inen tam suredir. İlk inen ayetler tam sure değil ama ilk inen ayetler;

            “Ikra’ bismi rabbikelleziy halak” (Alâk/1)       

            İle başlayan beş ayet idi. Alâk suresinin ilk beş ya da yedi ayeti. Ancak bu tam sure olarak inmemiştir. Bundan sonraki surenin diğer ayetleri peyderpey daha sonra inmiştir. Lakin ilk nazil olan tam sure Fatihadır. Onun için Kur’an da ilk nazil olan ilk ayetler Alâk suresinin ilk beş ya da yedi ayeti, ilk nazil olan tam sure ise Fatihadır. Bu anlamıyla da fatiha ummül kitaptır.

            Fatihanın namazla okunmaya başlaması da bunun bir başka delilidir. Çünkü ilk yıldan itibaren biliyoruz ki biz, mü’minler namaz kılıyorlardı ve yine biliyoruz ki Peygamberden bize kadar gelen nakillerde;

“la salate limen lem yekra’ bi fatihatil kitabi” (müslim_kitabus-salah_34 no’lu hadisi şerif) Yada buna benzer kalıplarla, formlarla gelen; Fatihasız namaz, namaz olmaz. Hadisi şerifinde ifade edildiği gibi ilk andan itibaren mü’minler hem namaz kılıyorlar, hem de namazlarında fatihayı okuyorlardı. Bu da gösteriyor ki fatiha, bazı ulemanın söylediği gibi Medine de değil kesinlikle Mekke de nazil oldu, hem de Mekke de ki ilk dönemlerde nazil olan bir suredir.

 

            2 - “El hamdü lillahi rabbil alemin”

“Hamd” (Esmâ’sıyla yarattığı âlemleri her an dilediğince değerlendirmek), âlemlerin Rabbi olan Allâh’a aittir. (A.Hulusi)

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.” (elmalı)

 

            El hamdü lillahi rabbil alemin alemlerin rabbi olan Allah’a hamd olsun.  El ham du Kur’an da tam 38 kez geçer. Bu formda. El ham du biçiminde. 38 yerde de aynı manaya gelir. Kur’an ın hiçbir tarafında bu sözcük bir başka anlama gelmez. Muhkem bir sözcüktür onun için. İkinci bir manası yoktur. Ve mükemmellik atfı demektir. Yani bir şeye mükemmellik vermek demektir. Övgülerin mükemmeli, sevgilerin mükemmeli, tüm senaların mükemmeli, tüm yüceltmelerin en mükemmeli kim içindir? Allah içindir.

            Yani bu şu demektir. Mükemmellik Allah’tan başkasına ait değildir. Neyi, ne kadar güzellik varsa tanıdığımız, bildiğimiz hepsini mükemmel bir biçimde Allah’a atfedebiliriz. Bu, bu anlama gelir.

            Başında ki “el”, tahsis içindir. Yani tüm övgüler, tüm senalar, tüm sevgiler, Tüm yüceltmeler, tüm mükemmellikler anlamına gelir. Lillahil Allah içindir.  Allah lafzının yukarıda Besmeleyi tefsir ederken işlediğim için geçiyorum.

Rabbil alemin Nasıl bir Allah, Öncelikle bu soruyu sormamızı bekliyor Kur’an ve cevabında da “alemlerin rabbi olan Allah” içindir diyor. Demek ki özel bir seçim bu. Alemlerin Rabbi olmak, Allah’ın bize ilk duyurmak istediği özelliği. Sen kimsin Allah’ım, Yukarıda biz besmele de bir soru sorduk, O dedi ki “Rahman’ım” onun için de merhametimle muamele ederim. “Bismillahirrahmanirrahim.” Onu öğrenmiştik yukarıda.

Peki bu niye farklı geldi? Rahman olduğum için merhametimle muamele ettim terbiye ettim alemleri. O terbiyenin bir sonucu olarak ta işte bu vahyi gönderdim. İnsanla konuştum. İnsana hitab ettim. İnsanı muhatap aldım, insana tenezzül ettim anlamına gelir.Onun için Rabbil alemin, elhamdulillahi rabbil alemin, Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. Alemlerin terbiyecisi, mürebbisi olan Allah’a hamdolsun.

Bu aslında Ya rabbi, niçin rahmansın, niçin rahimsin, Ya da; Ya rabbi rahman ve rahim oluşunun göstergesi nedir diye sorarsanız, işte o sorunun cevabıdır. Eğer benim rahmetime, benim size olan şefkat merhamet ve acımama bakmak istiyorsanız, bakın sizi muhatap alıyorum. Size hidayet gönderiyorum. Rehber gönderiyorum. Peygamber yolluyorum, kitap yolluyorum. İşte bunlar sizi terbiye içindir. Bu manaya gelir. Yani size karışıyorum, sizi yaratıp sokağa bırakmıyorum. Sizi yaratıp başı boş olarak bırakmıyorum. Aynen Kur’an da buyrulduğu gibi;

Evla leke feevla. Gerektir o bela sana, gerek.

Summe evlaleke feevla.   Evet, gerektir o bela sana gerek.

Eyahsebul’insanu en yutreke suden. İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyor? (Kıyama/34-35-36)          

            Allah’ın Rab oluşu böyle bir kanaati yalanlıyor. İşte Rab oluşu bu anlama geliyor.

Rab, bir çok mana içeriyor. Öncelikle terbiye eden, bir şeyi basamak basamak kapasitesinin sınırlarına yücelten, bir şeyi kemale ulaştıran. Bir şeyi yaratan, yarattıktan sonra görüp gözeten, kollayan, onun var olması için gerekli olan zemini de yaratan. Onun var olması, onun özelliklerini, hayatta kalmasını sürdürebilmek için gerekli olan ortamı da yaratan demektir. Sadece bununla kalmayıp yarattığı bu şeyi kemale ulaştıran, Kapasitesinin sınırlarına taşıyan demektir.

            Yine Rab; Yarattığı hakkında hüküm veren demektir. Hüküm veren, onun için kurallar koyan, onun tabi olacağı yasaları belirleyen, bütün bu anlamlara gelir Rab ismi.

            Rab, Allah’ın bir isim sıfatı olarak Kur’an da bir çok yerde gelir, ancak bu konuda çok ilginç bir not vermek istiyorum; Kur’an ın ilk nazil olan 30 suresinde Allah İsmi 20 defa geçtiği halde Rab sıfatı tam 80 kez geçer. Rahman suresinin de dahil olduğu tasnifte. Bu elbette tesadüfi sayılamaz. Buna tesadüf denilemez. Peki nedir bunun hikmeti diye sorulacak olursa, hikmeti şudur.

            Rab ismi, sıfatı; müşriklerin inkar ettiği bir sıfattır. Müşrikler Allah’a iman ediyorlar. Ancak Allah’ın Rab oluşunu inkar ediyorlardı. Bu inkarları fiili idi. İşte putları bunun için ittihaz etmişler, bunun için putlara tapmışlar. Çünkü onlar uzak bir Allah’a inanıyorlardı. İşlerine karışmayan, hayatlarına bulaşmayan, kendilerini duymayan, görmeyen, çok uzak, kendilerine el uzatamayan bir Allah. Onun için de putları aracı olarak seçiyor ve diyorlardı ki Kur’an ın ifadesi ile;

            “…li yükarribuna ilellahi zülfa…” (zümer/3)

            Bu putlar Allah!la bizim aramızda aracılardır diyorlardı. Onun içindir ki ilk inen 30 surede Rab sıfatı Allah isminin tam 4 katı geçiyordu. Aslında burada problem şuydu. Problem Allah’a inanmama değil, Allah’ın Rabliğine inanmamaktı. O sebeple Kur’an Allah’ı ispat etmez. Allah’ın varlığını ispat etmek için herhangi bir ayet tahsis edilmemiştir. Ancak Allah’ın Rab oluşunu ispat eder. Allah’ın Kainatı, insanı, tüm eşyayı yarattığını ve terbiye ettiğini, onun için de kural ve kanun koyduğunu ifade eder. Bu çok önemli bir noktadır.

 Alemin; Alemin köken olarak bazı dil bilimciler bunun Arapça değil, Arapçalaşmış bir kelime, muarrap bir kelime olduğunu söylerler ve köken olarak ta, yine Sami dilleri yine Arapça ile aynı kaynağa mensup olan İbraniceden geldiğini söylerler ki, Bunu kabul etmemiz için bir sebep yok, çünkü İbrani dili de, Arap dili de, Süryani dili de, aramca da aynı kökten gelmiş Sami dil ailesine mensuptur. Kökeni aynıdır. Sistematiği de aynıdır bu dillerin ve kelimeleri incelendiğinde dil alimlerinin ortak görüşü bu dillerin aynı kökten, aynı dilden türedikleri yönünde olduğu için hangisi hangisinden almıştır onu seçmek, onu bilmek mümkün değildir. Bu nokta da alemin ifadesi alemler, yani varlık kategorileri anlamına gelir.

Burada ki “alemin” den kasıt şuurlu varlıklardır. Tüm tanıdığımız ve tanımadığımız şuurlu varlıkların Rabbi olan Allah’a hamdlerin ve övgülerin tümü ona olsun demektir.

Ancak Kur’an ın başka yerlerinde; “Alemin” ifadesinden biz, daha geniş anlamları da anlıyoruz. Yani bir başka ayette Alemin, tüm varlığı içine alan bir anlamıyla geliyor. Bir başka ayette cansızları da içine alan bir anlamla geliyor. Yine bir başka ayette melekleri de kapsayan bir anlamda geliyor. Ama “Fatiha” da ki “alemin” sadece şuurlu varlıkları kapsayan bir ifadedir.

 

3 – “Errahma nirrahim.”

Rahman ve Rahıym‘dir. (Rahmaniyetiyle Esmâ âlemini meydana getiren ve Rahıymiyetiyle Esmâ âlemindeki mânâlar ile her an âlemleri yaratandır.)

O Rahmân ve Rahim,(Elmalı)

 

Errahma nirrahim. Yine yukarıda besmeleyi  tefsir ederken açıkladığımız iki Allah’ın sıfatı; “Errahman” , Errahim”. Yani özünde merhametli olan ve bu merhamet sıfatı ile varlıklara Merhametle muamele eden, rahmetle muamele eden Allah içindir övgülerin tümü anlamına gelir. Ayrıntısını verdiğim için geçiyorum.

 

4 – “Maliki yevmiddin”

Din hükümlerinin (Sünnetullah) yaşanmakta olduğu sonsuz sürecin MâlikMelik‘idir. (A.Hulusi)

O, din gününün maliki Allah’ın.(Elmalı)

 

Maliki yevmiddin Yine Allah’ın kimliği tabir caiz ise tırnak içinde açıklanmaya devam ediyor fatiha da.

Din gününün maliki” Din gününden kasıt nedir? Kuşkusuz hesap günüdür.

Arap dilinde meşhur olan bir söz vardır ki hadis olarak ta nakledilir; “Kema tedinu tüdan” (hadis) Yani nasıl yargılarsanız öyle yargılanırsınız. Siz başkalarına nasıl davranırsanız, başkaları size öyle davranır. Ne ederseniz onu bulursunuz. Yuvarlak anlamı ile bu anlamlara gelen bu söz meşhurdur. Yani burada “Din” Tamamen hesap günü anlamına gelir. “Din günü” Onun için “Malik” bir okunuşta “melik” te okunur. Din gününün hakimi. Hesap günü varsa bir yerde, o hesap gününün de bir hakim’i olması gerekir. Bir mahkeme varsa o mahkemenin hakimi olması lazım. “Maliki yevmiddin”; hesap gününün hakimi olan Allah’a delalet eder. İşaret eder.

Yukarıda Rahman, Rahim isimleri, sıfatları geçti. Yani sevindik. Birden bire Allah’ın Rahmetini, bereketini, Allah’ın acımasını şefkatini, merhametini ifade eden sıfatlarla rabbimiz bize tanıttı. Ama neden hemen arkasına bir de hesap günü ve hesap gününün de sahibi olduğunu söyleyiverdi. Bu önemli.

İşte Kur’an ın üslubundan biri budur. Kur’an ın üslubunun dayandığı temel ölçüler vardır, bu ölçülerden bir tanesi ve en başta gelenlerinden biri budur.

Bu nedir? İnsanı bir ümide, bir de korkuya döndürür. İnsanın önünde bir cennet açar, bir de cehennem açar ve iki hali de sana gösterir. Yani seni iki gerçeklikle karşı karşıya bırakır ve sürekli bunu yapar Kur’an.

Yine Kur’an insanın önünde üç zamana ilişkin ufuklar açar. Seni önce “Hal” ile uyarır. Seni sana döndürür. Sana seni hatırlatır. ve içinde yaşadığın ortama, kainata, çevreye, yere, göğe bakmanı ister. Onunla yetinmez. Bir geçmişi çevirir, geçmişin kıssalarından anlatır sana. Maziye çevirir. Hatta öyle geçmişe çevirir ki; Ruhunun mazisine çevirir.

Bir de geleceğe çevirir istikbale. Yani ebedi İstikbal. Ahiret, hatta bir an cennet, bazılarının istikbali olan cehennem, bazılarının istikbali olan cennet, ama hep hesap, hep hesap günü, hep kıyamet.

İşte üç zamanlı çalışır Kur’an. Bu üç zamanı da insanın önüne sürekli bir perde gibi, bir film şeridi gibi dizer. Neden? Çünkü insan bu üç zamanı her an aklında tutarak yaşarsa o zaman diri olarak yaşamış olur. O zaman hesabını verebileceği hayat yaşar. O zaman her nefesinin hesabını vermek üzere dikkatli davranır. O zaman mahkemesine çıkacağı Allah’a karşı veremeyeceği bir muamele yapmaz. Hesabını veremeyeceği bir eyleme girişmez. Sorumluluğunun bilincinde olur. İşte “Takva” da zaten budur. İnsan da bu ruh halini, bu şuuru uyandırmak için Kur’an, sürekli insanı mazisine, hale ve ebedi istikbaline döndürür. “Maliki yevmiddin” budur din gününün maliki, hesap gününün hakimi olan Allah’a Hamdlerin, övgülerin tümü olsun.

Şimdi Kur’an zaman olarak, kip olarak farklı bir kipe geçiyor. Yani o Allah’dan bahsederken şimdi samimi bir kipe, yani “sen”’e geçiyoruz. Tamamen Allah kulu ile bu noktadan itibaren samimi bir iletişim kuruyor ve ;

 

5 – “İyyake na’büdü ve iyyake nestaıyn”

Sadece sana kulluk ederiz ve bunun farkındalığı için yardımını niyaz ederiz. (El Esmâ ül Hüsnâ anlamlarını açığa çıkarmak suretiyle tüm yaratılmışlar olarak sana kulluk etmekteyiz ve bunun farkındalığına ermemiz için yardımını isteriz.) (A.Hulusi)

Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti. (Ya Rab!). (Elmalı)

 

 

İyyake na’büdü ve iyyake nestaıyn Artık böyle sıfatlarla bu özellikleri ile tanıdığınız Allah’a nasıl davranırsınız ey insan,

Nasıl davranmam gerekir? Yahutta insan; Ya Rabbi tamam. Seni şimdi tanıdım, Sen Allah’sın, Sen “Rab”’sın, Sen “Rabbül alemin”’sin. Sen “Rahman”’sın, Sen “Rahim”’sin, Sen din gününün, hesap gününün tek hakimisin. Peki ne yapayım ya rabbi diye sormuş gibi adeta; Şunu söyle kulum; “İyyake na’büdü ve iyyake nestaıyn”

Yalnız sana ibadet ederiz. Yalnız sana kulluk ederiz, Yalnız senden yardım isteriz.

Bu Adeta yukarıda ki ayetlerin bir hitamı, bir toparlaması, bir hüküm cümlesi gibi. Adeta yukarıdaki ayetler sırf bu sözü söyletmeye hazırlamak için. Fatihanın bundan önceki ayetleri sırf bize bu sözü söyletmek içindi. Eğer bir Zat’ki Allah ise, Rab ise, Alemlerin Rabbi ise üstelik, bununla da yetinmeyip Rahman ise, özünde merhamet sahibi ise, şefkatli ise ve insanlara davranışında da merhametli ise. Yine ebedi mahkemenin de hakimi ise, ey insan senin ona nasıl davranman gerekir?

İşte şöyle davranman gerekir; “İyyake na’büdü ve iyyake nestaıyn”     

Yalnız ona tapman, yalnız ondan yardım istemen. Böyle olan bir Allah’ı bırakıp ta başkasından yardım istenir mi? Bu özellikleri taşıyan bir Rab bırakılır da başkasına kulluk edilir mi demektir aynı zamanda. “İyyake na’büdü ve iyyake nestaıyn”

Tabii bu tevhidin özünü ifade eden bir ayettir. Adeta; “La ilahe illallah” kelime i tevhidinin tefsiri gibidir bu. İyyake na’büdü ve iyyake nestaıyn. İşte tevhit kelimesi aslında bu ayetin bir devamı olarak söylenmelidir. Yalnız sana tapar kulluk eder, yalnız senden yardım isteriz. Çünkü; “Lâ ilâhe illallah” Allahtan başka ilah yoktur. Birbirini bütünler. Onun için Tevhidin özünü açıklayan bir tefsirdir. Şerh dir bu ayet.

Şirkin her türünü inkar etmek demektir bu ayeti okumak, çünkü gramer olarak ta “iyyake” mefuldür tümleçtir. Arap dilinde, Arap dil yapısına göre sentaksına göre tümleçler sonra gelir. Ama bu ayette tümleç, yüklem ve özneden sonra gelmesi lâzım gelirken, yüklem ve özneden önce gelmiş. Niçin? Yalnız sana manasını vermek için. Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz.

Şirki reddetmektir bu. Şirkin her türünü. Şirk sadece putlara tapmak anlamına gelmez. Allah’a verdiğiniz, Allah’a karşı sorumlu olduğunuz, Allah’a karşı yapmanız gereken bir şeyi, ondan başka birine karşı yaparsanız. onu o konuda Allah’a ortak koşmuş olursunuz. Allah’ın her isim ve sıfatında bu tevhidi, insanın bizatihi hem fikri hem fiili hem kavli hem kalbi olarak yaşaması gerekiyor ki. Muvahhit bir Müslüman olsun.

Muvahhit bir Müslüman tevhidi sadece kalbinde değil, hayatında, eyleminde ve her bir işinde, düşüncesinde duygusunda gösteren, yaşayan bir insandır. Onun için tevhit komple bir hayat biçimidir. Bir yaşam tarzıdır. Bir yaşam standardı dır. Onun için tevhidi sadece “Lâ ilâhe İllallah” olarak adlandırmak, şirki de sadece putlara tapmak olarak adlandırmak kadar sakattır. Ne şirk sadece puta tapmaktır, ne de tevhid sadece “Lâ ilâhe İllallah” cümlesini söylemektir. Bu cümle tevhidin uzun bir listesinin altına imza atmaktır. Şirkte en gizlisi gece vakti kara bir karıncanın, kara bir taş üstünde yürüyüş izine, ayak sesine benzer bir şekilde, en gizlisi işte bu kadar seçilemeyecek bu kadar fark edilemeyecek kadar çeşitleri olan bir hadisedir şirk. Onun için şirk deyince aklımıza, gözümüzün önüne sadece belli taştan yontularak tapmak gelmemeli. Bunun çok çeşidi olduğunu ve bunun en gizlisinin, peygamberin hadisinde tarif ettiği gibi gece vakti kara taşın üstünde yürüyen kara karıncanın ayak izinden daha gizli olabildiğini unutmamak gerekiyor.

Bu nokta da inanan bir insan, Allah’tan başkasına elbette ki tapamaz. Lakin Kur’an da başka ayetler görüyoruz şöyle; “..la tagbudus şeytan. (Yasin/60) diyor mesela ayet.

Şeytana kulluk etmeyin. Bu ayetin ifadesinden, bağlamından anlıyoruz ki, aslında ayette şeytana kulluk etmeyin denilen kimseler, Şeytana tapan yezidiler falan değil, bunlar tamamen Allah’a inanan, hatta müminler. Niçin müminlere şeytana kulluk etmeyin, şeytana tapmayın denilsin ki. Şeytana itaat etmek, onun dediğini yapmak; şeytana kulluk etmek olarak adlandırılıyor ayette. Onun için bir şeye kayıtsız şartsız itaat etmek O’na kulluk etmek olarak adlandırılıyor. Buradan yola çıkarak şunu söyleyebiliyoruz. Kayıtsız şartsız itaat edilecek tek otorite Allah’tır. Biz bunu çıkarıyoruz buradan.

Yine  kulluk etmenin bir başka biçimini asr-ı saadette yaşanmış bir olaydan anlıyoruz, Adî bin Hatem Hıristiyan bir papaz iken Müslüman oluyor. Peygamberin yanına bir kez geldiğinde peygamber şu ayeti okuyor.;

“İttehazu ahbarahüm ve ruhbanehüm erbabem min dunillahi” (Tevbe/31) Onlar ahbarlarını, papazlarını, hahamlarını, din adamlarını Allah dışında, Allah’ı bırakıp rab edindiler, rabler edindiler.

Adi bin Hatem peygambere diyor ki;

- Aman Ya resulallah, biz onlara secde etmiyordu ki, biz onlara ruku etmiyorduk, namaz kılmıyorduk ki.

Peygamberimiz hemen açıklıyor.

- Yoo..! Bu demek değil ki.

Diyor tapmak. İşte yanlış bir tapma anlayışını orada düzeltiyor. Yani tapmak sadece onun önünde yere kapanmak değil. Ne peki..?

- Onlar size bir şeyi yasaklıyor, siz de ona uyuyordunuz.

Onlar Allah’ın yasakladığı bir şeyi size serbest kılıyor, siz de ona tabi oluyordunuz. Allah’ın serbest kıldığı bir şeyi size yasaklıyor ona tabi oluyordunuz. Yani onları emir ve nehiyde otorite olarak görüyordunuz. Onları; sizin hayatınızın ilkelerini belirleme de otorite olarak görüyordunuz. İşte bu onları rab edinmektir.

Peygamberin yaptığı bu tefsir bize şunu gösteriyor. Yani bir başkasına kulluk etmek, bir başkasını Rab olarak görmek sadece firavun ve Nemrut’un yaptığı gibi ben en büyük tanrıyım demesi gerekmiyor. Ya da onun önünde insanların secdeye kapanması gerekmiyor. Onu sadece Allah’ın sahip olduğu otoriteyi, ona vermek, onu O otoriteye ortak etmek, ona tapmak anlamına geliyor. İşte bu manada da;  “İyyake na’büdü ve iyyake nestaıyn”

Aslında sevgili dostlar fatihanın ; her namazın her rekatında okunmak zorunda olması bize şu ruhu vermek için;

Ey insanlar.! Fatihanın ifade ettiği gerçekleri her gün o kadar çok ihlâl ediyorsunuz ki, bu gerçekleri günde bu kadar çok hatırlamaya muhtaçsınız. Çünkü bu kadar çok unutuyorsunuz. Onun için hayatınızın her anında siz Allah’a kulluğu ihlâl ediyorsunuz. Hayatınızın her anında siz bu gerçekleri unutuyorsunuz. Onun için de bir günde namaz kılan bir Müslüman en azından 17 kez, eğer nafileleri ile beraber hesap edersek 40 küsur kez fatihayı okuyor ve bununla Rabbi sin’e İman tazeliyor. Aslında bir bilinç uyandırmak içindir. Kuru kuru bir tekrar değildir fatiha.

Ama heyhat, bugün Allah’ın ne dediğini anlamayan insanlar bir ömür boyu değil günde 40 küsür kez bir ömür boyu binlerce okudukları fatiha’dan habersiz yaşıyorlar. Namazda Fatihayı okuduğu halde, namazdan çıkar çıkmaz fatihayı yalanlayacak bir yığın iş yapıyorlar. Bunun da sebebi öncelikle fatihanın ruhunu anlamadıklarıdır. Önce lafsını anlamıyorlar. Sonra Allah’ın ne dediğini anlamıyorlar. Daha sonra da Allah’ın ne demek istediğini anlamıyorlar. Hem ne dediğini, hem de ne demek istediğini anlamıyorlar. Hem lafzı, hem manayı anlamıyorlar. İşte bunun için de kıldıkları namaz hayatlarında bir şey değiştirmiyor. Oysa ki o namazlar bir zamanlar bir neslin hayatını değiştirmişti. O namazlar değil bir nesli, bir dünyayı değiştirmişti.

Hatırlayın, çölün ortasında bir avuç yiğit insan işte bu fatiha ile yeryüzüne bir güneş gibi doğan İslam’ın taşıyıcılığını yapıyordu. Onların hayatlarında bir şeyleri değiştiren fatiha, niçin bizim hayatımızda değiştirmedi sorusunu her Müslüman’ın sorması gerek.

[Ek bilgi; “Bu şükür makamıdır. Başka bir ifade ile sadece sana kul olduğumuzu ikrar eder, yalnız sana sığınırız. Senin hiçbir ortağın yoktur. Benim senin karşında ki konumuma indirdiğin kimselere karşı yardım isterken de sadece sana yönelirim, başkasına değil. Ben de onlara kendi sayemde değil, senin sayende yardım ederim. Dolayısıyla gerçekte yardım eden sensin, ben değil.” Böylelikle tümel kul bu ayetle Allah hakkında ortaksızlığını ispatlar. [İbn. Arabi- F.ç Mekkiyye/c-1 s-327.)]

 

6 – “İhdinas sıratal müstekıym.”

Bizi sırat-ı müstakime(Hakikate erdiren yola)hidâyet et. (A.Hulusi)

Hidayet eyle bizi doğru yola, (Elmalı)

 

İhdinas sıratal müstekıym Şimdi duaya geçiyoruz. Aslında fatiha başlı başına bir dua olarak ta adlandırılabilir okunabilir, dua niyetine okunabilir.

Bundan önceki ayetler Allah’a yakarmanın, yalvarmanın adabını öğretiyor bize. Allah’a yalvaracağınız, Allah’tan bir şey isteyeceğiniz zaman Ey insanlar önce Allah’a hamd edin. Önce Allah ile başlayın. Besmele çekin. Ondan sonra hamd edin, ondan sonra Allah’ı ululayın ve onun rahman, rahim isimlerini söyleyin. O sıfatları hatırlayın. Allah’ın acımasını bağışlamasını hatırlayın. Ondan sonra Allah’ın celâlini de hatırlayın, mahkemenin, büyük mahkemenin de hakimi olduğunu hatırlayın ve şu iki şeyi de iyi yapın. Yani yalnızca Allah’a kulluk edin ve yalnızca ondan isteyin. Ondan sonra işte elinizi kaldırıp istediğinizi isteyebilirsiniz.

Ama bu isteyeceğiniz şeylerin ilki şu olmalı, yani Allah’tan bir tek şey iste denildiği zaman siz ilk olarak şunu istemelisiniz çünkü siz ne isteyeceğinizi bazen unutuyorsunuz. Bazen Allah’tan büyük şeyler isteyecek yerde çok küçük şeyler istiyorsunuz. Oysa ki Allah büyüktür. Büyük Allah’tan çok büyük şeyler isteyin.

Peki ne istemeliyim?

“İhdinas sıratal müstekıym.”

Hidayet iste. Ki hidayet en büyük ödüldür. Hidayet hiçbir servetin yerini tutmaz. Hiçbir servet hidayet kadar olmaz. Hidayeti elde eden yer yüzünün tüm hazinelerinden daha değerli bir şey elde etmiştir. Allah bir insana hidayet vermemişse, yeryüzü senin olsa, yer yüzünü verse ne olur. Hidayet vermişse; hiçbir şey vermese ne kaybedersin. Çünkü ebedi mutluluğun anahtarını vermiş demektir. Onun için hidayet isteyin. Allah’tan istemenin adabı budur. Ondan sonra başka şeyler isteyin. Ama önce hidayet isteyin. “İhdinas sıratal müstekıym.” Bizi dosdoğru yola ilet.

Sevgili dostlar Hidayet ne demektir. Öncelikle bunu açmam lazım. Bakınız Allah’ın hidayeti bize sadece vahiyle gelmedi. Allah bize vahiyden önce de hidayet etti. Tarih öncesinde hidayet etti. İşte misak bu hidayettir. Yani tabiatımıza hidayeti yerleştirdi. Her insanın bozulmamış fıtratı, Allah’ın insana verdiği tabiat bir hidayettir. Bozulmamıştır. O saftır. Onun için o bizatihi fiili bir hidayettir. Peşin bir hidayettir.

Onunla yetinmedi Rabbimiz. Bir lütuf daha yaptı bir de akıl verdi, ikinci bir hidayet. Onunla yetinmedi bir lütuf daha yaptı; vicdan verdi vicdanın kendisi de bir hidayettir. Onun için vicdanına tabi olanı vicdan doğru yola götürür. Eğer kirlenmemişse. Eğer mahvolmamışsa, eğer vicdan hala varsa o insanda. İşte bütün bunların üzerine onlarla yetinmedi, akıl, fıtrat ve vicdan hidayetlerinin üzerine dördüncü bir hidayet olarak bir de kitapları gönderdi.

İşte; “İhdinas sıratal müstekıym.” Diyen bir insan; Bizi dosdoğru yola hidayet et diyen insan aynı zamanda şunu demiş olur. “Beni özüme döndür.”, Beni fıtratıma döndür.”, “Beni vicdanıma döndür.” Yani vicdanımı kirletme ve vicdan muhasebemde beni vicdanımın çağırdığı yola döndür. Çünkü İnsanı vicdanı hep hayra çağırır.

Yine beni bozulmamış aklımın gösterdiği yere döndür. Aklı selimin yoluna, sağduyunun yoluna. Ve yine bununla bir insan; “Beni kitabının çağırdığı, vahyinin çağırdığı, mesajının gösterdiği yola döndür.” demiş olur. “İhdinas sıratal müstekıym.” Diyen.

Aslında üçü kendi bünyesinde biri de dışında bulunan bu dört hidayeti istemiştir. Tabii bu bir arzudur. Bu bir istektir. Cenab-ı hak bu isteğe hemen Kur’an ın karşı sayfasında, fatihanın karşı sayfasında cevap veriyor. Bu isteğe.

“Elif lam mim, Zalikel kitabü la raybe fıh* hüdel lil müttekıyn” (Bakara/1-2)

Bu kitap var ya, şüphe yok, bu kitapta şüphe yok, tereddüt yok bu kitapta. Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olanlar için hidayettir. Yani buyur diyor işte bu kitap hidayettir. Sen ne arıyorsun. Ama öncelikle fıtrat, vicdan ve akıl hidayetine tabi olmayanlara bu kitap ne diyebilir ki.

Bakınız Allah bu kitabı insanlığın eline uzatalı 1400 yıl oldu. Biz bu kitapla yıllardır haşır neşiriz. Söyler misiniz bizim için neden gereği gibi bir hidayete dönüşmüyor. Çünkü Fıtrat, çünkü vicdan, çünkü akıl hidayetlerine yapışmadık ta onun için. Bu hidayet, yazılı hidayet de bize bir şey söylemez oldu.

sıratal müstekıym.” Dosdoğru yol. Sırat yol demek. Müstakıym, istikamet buradan gelir. Dosdoğru eğrisi olmayan bir yol. Aslında sırat-ı Müstakıym nedir diye sorulacak olurda tefsir olarak Kur’an dır diyenler olmuş müfessirlerden. İslam’dır diyenler olmuş. Ki Tirmizi de geçen bir hadiste peygamberimiz de sırat-i Müstakıym i, İslam olarak tefsir ediyor. Allah insanın önüne dosdoğru bir yol çizdi diyor, bir yol verdi. Bu sırat-i müstakımdir buyuruyor.

Bu yolun iki tarafına duvar yaptı. Bunlar Allah’ın hudududur. Bu duvarda kapılar açtı, bunlar şeytanın ve nefsin oradan insanı imtihan için hücum edeceği kapılar. Bu kapılara birer perde gerdi. İşte onlar da Allah’ın yasakları. Peygamberimizin Tirmizi’deki hadisinde.

Bu yolun içinden bir davetçi doğru yola çağırıyor, yolu gösteriyor, bir de yolun başından bir davetçi çağırıyor. Yolun başından çağıran davetçi Kur’an dır buyuruyor. Yolun içinden çağıran davetçi ise İslâm’dır buyuruyor. Yani Peygamberimiz yolu insana, işte yolun içinden çağıran, İnsanın bizatihi önünü aydınlatan davetçi olarak Sırat-i Müstakıym’i İslam olarak gösteriyor. Bu güzel teşbihte ifade edildiği gibi Sırat-i Müstakıym, İslam’ın dosdoğru yoludur.

Yine bir başka hadis hatırlıyorum: Peygamber, toprağa, diyor ravi bir çizgi çizdi. Bu çizginin dışına da çizgiler çizdi. O çizgilere dikine çizgiler çizdi. Bu çizgilerin hepsi Allah’ın yolunun dışındaki yollardır. Bu tek yol ise Allah’ın yoludur. Buradan giden kurtulur. Dedi, diyor. Ki biz de zaten bu ayetten bunu anlıyoruz. Devam ediyorum;

 

7 – “Sıratallezine en’amte aleyhim”Ğayril’mağdubi aleyhimVe laddaaalliyn

Ki o, in’amda bulunduklarının(nefslerinin hakikati olan Allâh Esmâ’sına iman edip, ondaki kuvvelerin farkındalığını yaşayanların) yoluna. Gazabına uğrayanların (âlemlerin ve nefsinin hakikatini göremeyip benlikleriyle kayıtlananların)Ve () saparak HakikattenVâhid-ül AHAD üs Samed olan Allâh ismiyle işaret edilen, anlayışından şirk koşanların yoluna değil.

(A. Hulusi)

“Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna. “Ve sapıtanlarınkine de iletme.” (Elmalı)

 

            Sıratallezine en’amte aleyhim Bu yolun nasıl bir yol olduğunu öğrenmemiz için bu ayeti yine fatiha tefsir etmeye devam ediyor.  Kendilerine nimet verdiklerinin verilenlerin yoluna.

Şimdi bunlar kim: Kendilerine nimet verilenler. Bendeniz şöyle düşünüyorum. Fatihayı ResulAllah okuyordu. Peygamber okurken neyi kastediyordu? Peygamber bu sureyi namaz da okurken;

- Ya Rabbi beni dosdoğru yola ilet, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna.

Kuşkusuz peygamber bu sureyi okurken kesinlikle şunu kastetmesi, kastetmiş olması lazım, kendisinden önceki tüm peygamberlerin yoluna. Ki Kur’an da da bu gerçeği vurgulayan ayetler görüyoruz. Bu ayetlerden birinde;

 – “Onların yoluna uy” (enam/90) deniliyor.

Peygamberler sayılıyor, 14 tane peygamber ardı ardına sayılıyor ve hemen arkasından deniliyor ki, Onların yoluna uy İttiba et. Tabi ol.

Demek ki peygamber fatihayı okurken kendisi bizatihi, kendisinden evvelkilerin yoluna uyması için dua ediyordu. Ya Rabbi onların yoluna beni yönlendir diyor.

Bu neyi gösterir; İslam’ın evrenselliğini, zaman ve zeminler üstülüğünü gösterir. Yani İslam Muhammed A.S. ile başlamadı. İslam, Allah insanla konuşmaya başladığında başladı. İslam, insanlığın değişmez değeri, Muhammed A.S. ise bu yolun en son rehberi, son kılavuzu, Kur’an da bu yol için insana verilmiş son haritadır. Onun için biz her Fatihayı okurken, aslında insanlık tarihi içerisinde yürüyen tüm Salih insanların yolunda yürüdüğümüzü hatırlıyoruz. Fatiha ile şunu diyoruz;

“Ya Rabbi, insanlık seli içerisinde bir çizgi var ki ben o çizginin arkasını takip ediyorum, ben evrensel doğrunun peşindeyim ya Rabbi.” Bunu demiş oluyoruz.

Tabii peygamber bunu, fatihayı okurken, kendisinden evvelki peygamberlere tabi oluyordu. Sahabe okurken; Onlar da kendisinden evvel gelen peygamberlere uyan peygamberlerin sahabelerine, yani havarilerine uyuyordu. Onlar da onu diyorlardı.

“Ya Rabbi, sen bizi bizden evvelki bizden evvelki peygamberlerin havarileri nasıl onlara tabi olmuşsa, bizi de bu pegamberin onlar gibi arkasından yürüt.”

Biz de ne diyoruz, bizde buradan bakarak; “Ya Rabbi, sahabeler ve peygamberler de olmak üzere, önceki peygamberlerin sadık ümmetleri hangi yoldan gitmişse bizi de o yola ilet.”

Herkes kendi bulunduğu kategoride daha önceki Salihleri, daha önceki kurtulmuşları, daha önce nimet verilenleri anmış oluyor. Böylece aynı zamanda bir teşekkür de ifa edilmiş oluyor. Yani ebedi yolun yolcularına ebedi bir teşekkür dür fatiha.

Bu şunu da gösteriyor.

“Sıratallezine en’amte aleyhim” “Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna.”

Bu nimet kuşkusuz nedir diye soracak olursanız, öncelikle bu nimetin İslam olduğunu yukarıda, sırat-ı müstakim de açıklamıştım. Hidayettir bu nimet, ibadettir bu nimet. İhsan budur işte. Yani; İyya ke na’budu, bu nimetin istenmesidir. Yalnız sana ibadet ederim, işte yalnız ona ibadet edebilecek bir hidayete kavuşmak en büyük nimettir. Yalnız Ondan isteyecek bir imana kavuşmak, en büyük nimettir. İşte bu nimetin kendisine verdiklerinin yoluna iletmesini istiyoruz Rabbimizden. 

Bu ayetin verdiği bir nükte daha var. O da şu; “Ya Rabbi, ben bu yolda tek başıma değilim, benden önce yürüyenlerin arkasından devem ediyorum, ya Rabbi ben senin yoluna, senin yolundaki insanların yolundan gitmek istiyorum. Ben senin yolunda tek olduğumu söylemiyorum. Senin yolunda bir çok insan var ve o insanlar aracılığı ile beni menzil – i maksuda doğru yürüt, Beni rızana doğru yürüt, beni yolunda daim kıl, beni yolunda daim kılarken senin yolunda olanlarla beraber kıl, onlarla beraber olmamı nasib et.”  Demiş oluyoruz. Çünkü burada aynı zamanda na zamiri, iz zamiri bir ümmete delalet eder. Yani her namazda fatiha okurken insan ümmeti hatırlar. Sadece kendisine dua etmiş olmaz. Tüm ümmete dua eder. Beni demez ihdini demez. İhdini derse namazı yenilemesi gerekir. Çünkü manayı bozmuş olur. İhdina der yani beni hidayete ulaştır değil bizi hidayete ulaştır.

Burada bir BİZ şuuru veriliyor. Kim o biz? Bizim fırka, bizim parti, bizim cemaat, bizim tarikat, bizim mezhep, bizim meşrep, hiç biri değil. O biz Kim? Bizim ümmet. Muhammed A.S. a ümmet olmuş her bir şahıs. Eğer geçmiştekileri de kastedeceksek, İslam’ın ebedi yolunda yürüyen ve tüm İslam peygamberlerine tabi olan Salih insanlar. O biz o kadar geniş ki. İşte o biz’e selam verirsiniz siz namazı bitirirken.

“Esselamı aleyküm ve rahmetullah..!”

Diye siz o milyonlarca, hatta milyarlarca olan bize. O siyah, o beyaz, o sarı ırktan olan, o Avrupalı, o Afrikalı, o Asyalı kardeşlerimize selân verirsiniz. O biz şuurunu terk eden aslında fatihayı terk etmiş olur. O biz şuurunu yalanlayacak işler yapan, ümmeti parçalayan, ümmeti bölen hangi gerekçeye dayanarak olursa olsun fatihayı yalanlamış olur. Namazda okuduğu fatihayı namazdan sonra yalanlamış sayılır. Namazı da ona hayır etmeyecektir.

“ğayril mağdubi aleyhim.” Yukarıda ki ispatıydı, burada da nefyi var şimdi. Kendilerine gazaplanılanların yoluna iletme “ve lad dallin.”ve sapıtanlarınkine de iletme.

Yani yukarıda ispat vardı, burada nefiy var. Çıkartma var, değilleme var. İki tane değilleme var. Kim bu iki değillemeden kastedilen. Yani gazaba uğrayanların yoluna değil, bir de sapıtanlarınki ne değil. Aslında gazaba uğrayanlar aynı zamanda da sapıtmış değiller miydi ki ayrıca bir de “ve led dallin.” Geliyor. Gazaba uğramak sapıtmaktır, sapıtmak ta gazaba uğramaktır. Çünkü sapıtmaktan daha büyük bela mı var. Aslında bunun ikisi de aynı değimliydi ki ayrı ayrı geliyor, İşte bu soruya cevap olmak üzere peygamberimiz; fatihanın bu son ayetini Tirmizi’de geçen bir hadiste ve diğer bir çok kaynakta farklı varyantlarıyla geliyor bu hadis, şöyle tefsir ediyor.

Gazaba uğrayanlar arasında Yahudiler de vardır. Yani Yahudiler gazaba uğrayanlardandır. Hadisin bir tahsis eden varyantı var form olarak yani; gazaba uğrayanlar, Yahudilerdir biçiminde zaten bu formu tartışılmış. Sahih olup olmadığı konusunda bir çok söz söylenmiş, ama bir başka formu var ki bu sahih bir kaynaktan, senetle geliyor, o formu da şu; Gazaba uğrayanlarDANdır Yahudiler. Yani gazaba uğramak sadece Yahudilere özgü bir şey değil, ama onlar gazaba uğrayanlar içindedir. Sapıtanlar da Hıristiyanlardır. Yani Hıristiyanlar da sapıtanlardan bir kısımdır.

Bu haddi zatında bize şu gerçeği söylüyor. Biz her fatiha da;  Ya Rabbi..! Bizi Yahudileşmekten, bizi Hıristiyanlaşmaktan koru..! diyoruz. Bununla şunu demiş oluyoruz. Ya Rabbi..! Yahudiler gibi dinimizi törenselleştirmekten bizi koru. Ya Rabbi..! Hıristiyanlar gibi dinimizi vicdanileştirmekten, dinimizi seküleleştirmekten bizi koru..!

Yine bir başka açıdan şunu söylüyoruz peygambere davranış açısından; Ya Rabbi..! Yahudilerin peygamberine yaptığı gibi, bizi peygamberimize hakaret etmekten koru. Peygamberimizi aşağılamaktan ve küçültmekten koru. Öbür taraftan da, Ya Rabbi..! Hıristiyanların peygamberlerine yaptıkları gibi peygamberimizi ilahlaştırmaktan bizi koru.

Görüyorsunuz, aslında Tarih çizgisi içerisinde iki temel sapmaya bir temayül olarak bakıyor Kur’an ve bizi de buna dikkat çekiyor. Yani Yahudileşmek bir eğilimdir bir temayüldür, yoksa gazaba uğramış millet olmaz. Allah hiçbir kavmi gazaba uğratmaz. Bir kavimden olmak, gazaba uğratılmanın gerekçesi olmaz, bu Allah’a hakaret olur. Hiç kimse içinde doğacağı kavmi kendisi seçmiyor. Ama gazaba uğramak bir mantıktır. Yahudileşme mantığıdır. Hıristiyanlaşma mantığı da sapıtmaktır. İşte bu manada Yahudileşme mantığı dini törenselleştirir, dini biçime hasreder, Hıristiyanlaşma, sapıtan mantığı ise dini vicdana hapseder. Dini insanın içine hapseder, Yüreğe hapseder. İkisi de sapıtmadır, ikisi de hakkın dışında bir yöntemdir.

İşte bu ikisinden kaçınmamız, bu iki yoldan geri durmamız için her gün her namaz da, her rekatta; “ğayril mağdubi aleyhim ve lad dallin.” Diyoruz.          

Değerli dostlar fatihanın hükmü uzun fıkhi mübaheselere (Bir şeye dair iki veya daha çok kimse arasında olan konuşma.) Konu olmuş. Bu nokta da her namaz da okuduğumuz fatihanın namazda okunmasının hükmü konusunda birden fazla görüş ortaya çıkmış İslam fakihleri arasında. Bazı fakihler fatihanın namazda okunmasını “Vacip” olarak nitelendirirken, bazı fakihler de farz olarak nitelendirmişler ve Fatihanın okunmadığı bir namazın sahih olmayacağını söylemişler. Onlar delil olarak Peygamberden gelen;

“la salate limen lem yekra’ bi fatihatil kitabi”

“Fatihatul-Kitabı okumayanın hiç namazı yoktur.”

(Müslim;kitabus-salah 34 no’lu hadisi şerif)

            Hadisini göstermişler. Tabii aslında bu iki görüşün dayandığı kaynak aynı, dayandığı delil aynı. Ancak Fatihanın farz olmadığını, fatiha bilinmemesi halinde Kur’an dan başka bir sure ya da üç kısa ayetin okunabileceğini ileri süren görüşte yine Kur’an dan bir başka delil getirmişler.

            “..fakreu ma teyessere minhu..” (Müzemmil/20)

            “Ondan kolayınıza geleni okuyunuz.” Ayetini delil getirerek, Hanefiler başta olmak üzere fatiha dışında da bir ayetler grubunun ya da surenin okunabileceğini söylemişler.

Bunun dışında fatihanın cemaatle kılınan namaz da nasıl okunacağı konusunda ihtilaf olmuşsa da bendeniz bu konuda tüm tarafların delillerini bir araya getirip sahih delillerin hepsiyle de amel etmenin mümkün olduğu düşüncesinden yola çıkarak İmamın açıktan okuduğu namazlar da cemaatin fatihayı susup dinlemesini

“ve iza guriel Kurane festemiu leh ve ensitu lalleküm türhamun” (A’raf/204)

Ayetine binaen, İmamın gizli okuduğu namazlar da ise cemaatin fatihayı okumasını bu hadise dayanarak daha uygun olacağı yönünde görüş beyan ediyorum.

Vahyin bize öğrettiği bu muhteşem duaya taa..! yürekten amin diyor, Rabbimizden fatihalı bir ömür, Fatihanın bize verdiği, bize sunduğu hayat tarzına uygun bir hayat nasip etmesini niyazlıyor, sözümüzün başında Hamd ile girdiğimiz gibi söze, sözümüzün sonunda da yine Kur’an dan bir başka ayeti hatırlayarak

ve ahıru da’vahüm enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn. (Yunus/10) İddiamızın, davamızın, ömrümüzün tüm hasılatı ve son sözümüz Rabbimize “Hamd” dir diyoruz. “Esselamu aleyküm.”

About these ads
 
14 Yorum

Yazan: 13 Mart 2011 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

14 responses to “İslamoğlu Tef. Ders. FATİHA SURESİ (1-7) (2)

  1. asker

    17 Nisan 2012 at 15:12

    Allah milyon kere milyon kez razı olsun sizlerden.
    ne kadar faydalı bir site
    ne güzel çalışma
    her sayfayla ufkum daha bir değişiyor.

     
    • ekabirweb

      17 Nisan 2012 at 16:05

      Merhaba. Çalışmalarımdan yararlanmanıza çok sevindim. Allah cümlemizi doğru yoldan, doğru bilgiden mahrum etmesin. Esen kalın, Allah’a emanet olun.

       
      • sena

        17 Mayıs 2012 at 15:31

        Selamun aleykum, site bir harika, emeğinize sağlık, Allah razı olsun. Fetih suresi çalışması da var mıydı sitede?, bulamıyorumda?

         
      • ekabirweb

        17 Mayıs 2012 at 17:13

        Ve aleyküm selâm ve rahmetullah. Beğendiğinize sevindim. Teşekkür ederim. Fetih suresine henüz gelemedim. 161 ve 162. videolar. İnşallah seneye ulaşırım. Yavaş yürümesinin sebebi sadece videoları yazıya geçirmiyorum. Ayetleri işlerken kendimce diğer kaynaklardan da araştırma yapıyorum. Böyle olunca hafta da ancak 1 video sırasıyla devam edebiliyorum. Allah tamamlamayı nasip eder inşallah. Esen kalın, Allah’a emanet olun.

         
  2. sena

    18 Mayıs 2012 at 16:20

    hangi kaynaklardan araştırma yapıyorsunuz?

    Allah tamamlamanızı ve ve maksimum fayda sağlamamızı nasip etsin inşallah.

     
    • ekabirweb

      18 Mayıs 2012 at 17:26

      Merhaba. Mustafa İslamoğlu’nun Kuran tefsir dersleri videoları, (kendi sitesinde ve You tube da var) A. Hulusi’ nin Kur’an ı kerim çözümü, (kendi sitesinde ve You tube da var) ve Elmalı orjinal 2. baskı tefsiri Kuran dili eserlerini (yine internet ortamında var) ana kaynak olarak birleştiriyorum, Ayetleri işledikçe bunu bulabildiğim diğer güvenilir kaynaklardan da ek bilgi ilavesiyle tamamlamaya çalışıyorum. Dualarınıza gönülden amin diyorum. esen kalın, Allah’a emanet olun.

       
  3. zeynep

    16 Haziran 2012 at 12:54

    sonsuz tesekkurler size…..,allah muininiz olsun..calismalarinizi heyecanla okuyor,bilincim aydinlaniyor,,,yolunuz aydin olsun,daim olsun…adim attik Allah ile, yola koyulduk Allah ile, yolda bulduk dost yuzunu Okyanusla can bulduk emeklerinizde…HUUU diyebiliriim sadece….

     
    • ekabirweb

      16 Haziran 2012 at 13:33

      Merhaba. Faydalı olabilmek ne güzel..! Vesile olduğum için Hamd olsun. Faydalandığım alimlerimizin Allah ilimlerini artırsın,, hepsinden razı olsun Şiirle biten yorumunuz bana başka bir şiiri hatırlattı. Allah razı olsun.

      Hu Diyelim Dostlar.

      Bismillah diyerek girelim söze,
      Zahiri terk edip, geçelim öze,
      Hakka âşık, kullar ile diz dize,
      Hu diyelim dostlar, hu diyelim hu.

      Rahmanın zikrine devam edelim,
      Rahim sıfatından medet umalım,
      Muhammed resule ümmet olalım,
      Hu diyelim dostlar, hu diyelim hu.

      Gönüllerde iman, dillerde Kuran,
      Hakkı zikredelim, ne olur, her an,
      Ecel gelip çatar, bilinmez zaman,
      Hu diyelim dostlar, hu diyelim hu.

      Geçmesin ömrümüz, gaflet yolunda,
      Ölüm var muhakkak, yolun sonunda,
      İman şehbal açmış, Kuran burcunda,
      Hu diyelim dostlar, hu diyelim hu.

      Sarmasın gönlünü, fani hülyalar,
      Dünya muhabbeti, kalbi yaralar,
      Ak kefene bir gün, seni sararlar,
      Hu diyelim dostlar, hu diyelim hu.

      Umudumuz Allah, Yolumuz Kuran,
      Zalim nefse, vermeyelim biz eman,
      Haşirde hesaplar, bil ki çok yaman,
      Hu diyelim dostlar, hu diyelim hu.

      Necdet Erem

      Esen kalın, Allah’a emanet olun.

       
  4. Ahmet Demirci

    02 Şubat 2013 at 04:00

    Siteniz ve yorumlarınızı beğendim.Allah (c.c) razı olsun.

     
    • ekabirweb

      02 Şubat 2013 at 11:23

      Merhaba. Beğendiğinize sevindim. Allah cümlemizden razı olsun. Esen kalın, Allah’a emanet olun.

       
  5. tamer

    13 Ekim 2014 at 15:21

    s.a. siteniz ve içeriği güzel de reklamlar tamamen yokdan çıkarıcı içeriğe yönlendiriyor. dikkat edelim sayın ediyor.. vebali çok büyük…

     
    • ekabirweb

      14 Ekim 2014 at 00:51

      Merhaba, Reklam içeriği benim tarafımdan değil wordpress tarafından konuyor. Araştırdığımda ne benim tarafımdan ne de wordPres tarafından reklam konmadığını gördüm. Büyük ihtimalle sizin bilgisayarınıza girmiş bir virüs tabanlı reklamlara yakalanmışsınız. Ben Firefox a ilave ettiğim ad blocker eklentisiyle reklamları görmüyorum. Şahsen hem bilgisayarınızı formatlamayı, hem de size de bu şekilde reklamlardan kurtulmanızı öneririm. Esen kalın, Allah’a emanet olun.

       
  6. Yasemin Düzenli

    04 Kasım 2014 at 12:57

    Merhabalar yazılarınızı takip ediyor ve çok faydalanıyoruz. Kendi çapımızda Kuran’ ı anlama çalışmaları içinde olmakla beraber yeni başlayan bir Kuran Halkamız var. Bir süredir sizi takip ediyorum ve mailime dersleriniz geliyor fakat derslerimizde faydalanmak üzere ilk dersten itibaren dökümanları gönderebilir misiniz? Allah razı olsun.

     
    • ekabirweb

      04 Kasım 2014 at 13:09

      Merhaba Allah gayretinizi artırsın, tüm Kur’an dostlarına selâm olsun. Bugünkü haliyle tüm dersleri gönderiyorum. Çalışmalar devam ettiği için son ayetleri gönderemiyorum kusuruma bakmayın. Esen kalın Allah’a emanet olun.

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 176 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: