RSS

İslamoğlu Tef. Ders. İSRA SURESİ (001-021)(89)

23 Mar

231

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

 BismillahirRahmanirRahıym

 

 Değerli Kur’an dostları bugün sizlerle Kur’an ülkesinin yepyeni bir sitesinde İnşallah muhteşem bir geziye çıkacağız. Bu sitenin adı İsra. Yani Kur’an ın 17. suresi olan İsra suresi.

 Her sure çağın bin bir türlü hastalığına verilmiş ilahi bir şifa reçetesi. İnsanlığın bir çok sorusuna verilmiş ilahi bir cevap. İnsan oğlunun Allah’a yücelttiği dualara indirilmiş ilahi bir icabettir. Onun için yeni bir sure yepyeni bir umuttur, yepyeni bin umuttur.

 İşte biz de bu duygularla Kur’an ülkesinin muhteşem bir sitesine daha ayak basıyor ve birlikte o siteyi sokak sokak, ev ev, oda oda, hatta taş taş yoklamaya, görmeye, anlamaya, tatmaya, hissetmeye çalışacağız.

 İsra suresi, gece yürüyüşü anlamına gelen adını ilk ayetinden alır. Aslında isra, sara, serv. Kökü, yükselmek, yücelmek, izzet, onur, şeref manasına gelir. Bu kökten türetilmiş tüm kelimelere lisanül Arap gibi, tac ül Aruz gibi, müfredat gibi Arap ve Kur’an dilinin muhteşem lügatlarına baktığımızda göreceğimiz şey, bu kökten türetilmiş tüm kelimelerin ortak anlamı yükselmek, yücelmek. Yani aslında isra gece yücelişi, gece yükselişidir. Yani yatay bir yürüyüş olmaktan daha çok dikey bir yürüyüştür. Belki son tahlilde yolculuğun yolcuya kazandırdığı şeref ve onura tekabül eder. Çünkü Serv kökü şeref ve onur demektir. Hem gelecekteki hicrete, hem de bir iç hicret olan İsra, ya da miraca bir atıftır. Ya da her ikisine de birden. İsrail oğullarından söz ettiği için sure, Benî İsrail suresi olarak ta adlandırılmış.

 Surenin iniş zamanı, Mekke’de indiği kesin. Fakat bir takım ayetleri Medine de indi diyenler bu görüşlerine her hangi bir mukni delil getiremiyorlar. Onun için biz surenin tamamıyla Mekke de indiğini, söyleyebiliriz. Medeni olduğu söylenen ayetlere, 6. surenin başında uyguladığımız kıstasları uyguladığımızda o ayetlerin Medine de inmediğini görüyoruz.

 Konusuna baktığımızda da Mekke’nin son yıllarına tekabül eder ki, tüm Suyuti gibi, İbn. Abbas gibi, İmam Cafer gibi, Hz. Osman gibi ilk defa Kur’an kronolojisini, Kur’an tarih cetvelini kişilerin cetvellerine göre Kasas ve Yunus sureleri arasında inmiştir.

 Surenin konusu nedir diye bir soru soracak olursak kısaca isra ile ilgili ilk ayeti zaten malum. Ama hemen ayetin devamında ki ayetler İsrail oğullarından söz eder. Adeta ilk ayet müteakip ayetlerden bağımsızmış gibi durur, fakat tabii ki derinliğine incelendiğinde Mescid-i Haram’dan, Mescidi Aksa’ya bir gece yücelişi anlamına gelen İsra ile, aslında Mescidi Aksa, yani Kudüs’ün kendilerine emanet edildiği İsrail oğullarının Yahudileşme süreci ele alınır. Ve bu ümmetin Kendisine verilen vahiy emanetine ihanet etmemesi tembih edilerek; Eğer ihanet ederseniz sizde, kendilerine verilen vahye ihanet eden İsrail oğullarının Yahudileştiği gibi Yahudileşirsiniz denilmiş olur.

 Yahudilerin uğradıkları askeri ve sosyal felaketler ele alınır müteakip ayetlerde. Aslında bunlarla yükseliş ve çöküşün yasaları ele alınmış olur. Yani bunlar anahtardır. Tarihin yasalarıdır. Allah; her bir şeye kader, yani ölçü, yani yasa, kanun koyduğu gibi Tarihe de yasa koymuş. Toplumlara da yasa koymuştur.  Toplumsal çözülme başladığında, ahlaki çözülme başladığında eğer önlenmezse, önüne geçilmez, tedavi edilmezse bu çözülmenin toplumu nereye kadar götüreceği hangi akıbete götüreceği vahiy tarafından haber verilmiştir. İşte haber verilen şey bu Tarihin yasasıdır ve bu surede İsrail oğulları örneğinde tarihin yasası ele alınmaktadır.

 Daha sonra İsrail oğullarının tarihte ki yükseliş ve çöküş dönemlerinin ardından ahlaki ilkeler hatırlatılır. İnsanın Allah ile, insanın yakınlarıyla, insanın toplumla ilişkisinde uyması gerekli olan kurallar birer birer yer alır. 23. ve 37. ayetler arasında, aslında bu konuda ki çok dakik bir terbiye verilerek insanoğluna ahiret inancı ele alınmış olur. Aslında çözülmenin, bozulmanın, toplumsal ve bireysel kokuşmanın temelinde yatan en büyük problemin ahiret inancı problemi olduğu, yani sorumluluğunun, yükümlülüğünün farkına varmayan, kendi eylemlerinin sonucunu ve sorumluluğunu üstlenmeyen bir insan tipinin ancak ve ancak ahirete iman konusunda problemi olan bir zihin sahibi olduğu, yani ahirete iman konusunda problemi olan insanın yer yüzünde kokuşmaya, bozulmaya, çözülmeye sebep olduğu dile getirilir.

 Adem ve Şeytanın savaşından söz eder sure ileriki ayetlerde. Orada da yine insanla insanın ebedi düşmanı arasında ki bu kıssadan yola çıkarak insan oğluna; Ey insan ya içinin pozitif taraflarını dinleyecek ve vahye uyacaksın, ya da içinin negatif taraflarını dinleyecek şeytana uyacaksın demeye getirilir ve son söz olarak varlığın anlamının Allah olduğuna dikkat çekilerek sure Allah ile biter. Allah’ın senası, hamd’i ve tabiri caizse rabbimizin vahyiyle kendini tanıtması ile son bulur. Yani bir yerde varlığın anlamı olan Allah ile açılır ve kapanış ta yine varlığın anlamı olan Allah ile yapılır.

 Bu kısa girişten sonra surenin tefsirine girebiliriz.


BismillahirRahmanirRahıym

 Rahman, rahim olan Allah adına.


1-) Subhanelleziy esra Bi abdiHİ leylen minel Mescidil Harami ilel Mescidil Aksalleziy barekna havlehu linüriyehu min âyâtina* inneHU HUves Semiy’ul Basıyr;

 Subhan ki, kulunu gece Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya isrâ (tayy’i mekân) etti… O’na delillerimizi gösterelim diye… Hakikat şu; “HÛ”; Semi’dir, Basıyr’dir! (A.Hulusi)

 001 – Tenzih o Sübhana ki kulunu bir gece Mescidi haramdan o havalisini mübarek kıldığımız Mescidi Aksâya isrâ buyurdu ona âyetlerimizden gösterelim diye, hakikat bu: odur o işiten gören. (Elmalı)


Subhanelleziy esra Bi abdiHİ leylen minel Mescidil Harami ilel Mescidil Aksalleziy barekna havlehu linüriyehu min âyâtina her tür kişileştirmeden, şahıslaştırmadan, indirgemeden uzak, mutlak aşkın ve yüce olan o Allah’ki kulunu, gece vakti Mescidi Haram’dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescidi Aksa’ya ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye yürüttü.

 Burada Subhan kelimesine verdiğim uzun karşılığı duydunuz. Her tür kişileştirmeden, şahıslaştırmadan uzak, mutlak aşkın ve yüce olan. Aslında bir sureye neden böyle girilir, nedir vermek istediği. Bu bir anahtar kelimedir ve İsra olayını, bir başka yorumda Miracı ele alan, yani sırlarla dolu ruhani bir yürüyüşü, yolculuğu ele alan bir ayet bu olayı aktarmaya neden Subhan gibi bir tenzih sözcüğüyle girer. Ki bu tenzih sözcüğüdür. Allah’ı tüm noksanlardan tenzih etmek. Resulallah’ın zaten Subhanallah’ın manası sorulduğunda verdiği cevap bu.

 – Tenzih ilallahu an külli suin. Allah’ın her tür kötülükten uzak bilinmesidir cevabını veriyorlar efendimiz Subhanallah sözcüğünün ifadesinin karşılığı olarak.

Bu bir anahtar kelimedir dedik subhan. Neden böyle bir anahtarla giriyor. Miraç gibi, isra gibi ruhani bir müşahede için konulan bir sınırdır aslında. Burada bir tasavvur inşa ediliyor. Muhatabın tasavvuru inşa ediliyor. Bir sınır konuluyor. Miracı ve İsrayı, yani insanın Allah’a yürüyüşü gibi sırlarla dolu muhteşem ve ruhani bir olayı anlamaya çalışırken ey insanoğlu gözetmen gereken birinci sınır; Allah’ı kişileştirmemek. Allah’ı indirgememek. Allah’ı yaratıklar dünyasına indirgememek zihninde. Tasavvurunda Allah’ı yaratılmışlarla özdeşleştirmemek.

 İşte böyle bir uyarı. İlk anahtar. Mirac’ı, İsra’yı, Yani insanın Allah’la buluşması gibi çok gaybi, sırri, sembolik ve ruhani bir olayı anlamaya çalışırken dikkat etmen gereken ilk şey; Allah’ın aşkın, müteal varlığını içkinleştirmemek. Yani yaratıklar seviyesine indirmemektir. Buna çok dikkat etmelisin. Onun için Subhanelleziy diye başlar. Yani aşkın olan, her türlü kişiselleştirmeden uzak olan. Varlıklara, yaratıklara benzemekten uzak olan O Allah’ki. Bu birinci anahtar.

 Burada bir Allah tasavvuru inşa ediliyor. Onun için bu sınıra riayet edeceksin ey muhatap, ey vahyin muhatabı. Eğer Miraç gibi, İsra gibi bir olayı doğru anlamak istiyorsan, her ne ki aklına geliyor, o Allah değildir diyen arifin bu sınırını iyi hatırlamak lazım. leyse ke mislihî şey’ (Şura/11) ayetinin bu bir yorumudur aslında. O hiçbir şey gibi değildir. Yani hiçbir şey de onun gibi değildir elbette.

 İkinci anahtarımız da var manasını verdiğim yerde, o da nedir? Bi abdiHİ kulunu. Buda ikinci sınırdır. Birinci Subhan sözcüğünde Allah tasavvuru inşa edildi vahiy tarafından, abdiHİ ile de muhatabın insan tasavvuru inşa ediliyor. Yani içkin, aciz, sınırlı, beşer. Onun için kul olduğu hatırlatılıyor. Bu hadisenin kahramanı olan efendimiz (A.S.) ın bir insan olduğu, bir kul olduğu öncelikle. Abduhu ve Resulühu. O’nun kulu ve elçisi olduğu hatırlatılıyor. İkinci anahtar olması da bu yüzden. Yani İsra ve Mirac gibi İnsan Allah buluşmasına tekabül eden sırri, gaybi ve derûni bir müşahedeyi anlamak için ey insan, Allah’ın aşkın varlığını bir kere, bir çıta olarak göreceksin. İkincisi de insanın içkin varlığını, beşeri varlığını, yani ilahi bir varlık olmadığını, sınırlı bir varlık olduğunu. Bunu da ikinci çıta olarak göreceksin. Onun için bu olayı anlarken insanı ilahlaştırmaya, insanı melekleştirmeye kalkmayacaksın. İnsanın insan tabiatını unutmayacaksın. Yani O’nun kulu Bi abdiHİ olduğunu aklından çıkarmayacaksın.

 Hatta min âyâtina. Burada bu yorumumuzu destekleyen de bir şey var. Ayetlerimizden bir kısmını gösterdik diyor. min âyâtina yani hepsini değil. Gaybi sembollerimizin tamamını göstermedik, sadece bir kısmını gösterdik. Onun için bu da abdiHİ’yi destekleyen bir başka ibare.

 inneHU HUves Semiy’ul Basıyr Zira O, evet sadece O’dur her şeyi işitip her şeyi gören.

 Ayetin bu sonuncu cümlesi de 3. çıtadır, 3. sınırdır. Nasıl 3. sınır? Her şeyi yalnızca Allah görür. Peygamber gösterileni görür min âyâtina ayetlerimizden linüriyehu min âyâtina ayetlerimizden bir kısmını gösterelim ona diye. Her şeyi mi? Hayır. Onu sadece Allah görür.

 Burada geçen Mescidi Aksa, en uzak mabed anlamına gelir. Ki başından beri İslam tefsir geleneği tarafından Kudüs’te ki Süleyman mabedi. Bugün Hz. Ömer camiinin ve kubbetüs sahranın yani haceri muallak ta denilen o kutsal kayanın da içinde bulunduğu çok geniş bir alan. İşte o alanın çevresi ile birlikte mübarek kılındığı Kur’an da beyan ediliyor. İslam tefsir geleneği en uzak mescidi, ora ile tefsir etmiş. Fakat ender de olsa Hamidullah gibi bir takım muttaki alimler bu el Mescidül Aksa’nın Kâbe’nin simetriğinde ki, göklerin ötesinde ki, meleklerin tavaf ettikleri ve aslında Kâbe’nin onun yer yüzünde ki izdüşümü olduğu uzak mescit. Hakk katında ki, ötelerde ki mescit olduğu yorumunu yapanlarda var.

 Kudüs; İlya adıyla bilinirdi Resulallah döneminde. Ki hadislere de ilya olarak geçmiştir. Bu ismi Romalılar koymuşlardı Elya. Elinin şehri anlamına Haddi zatında Kudüs’ün adından yola çıkarak bu ayete herhangi bir mana vermek de zor. Fakat şunu söyleyeyim ki İslam geleneğinde daha ilk nesilden itibaren El Mescidül Aksa’nın kapsamına Kudüs’ün alınmış olması ve Miraç hadislerinde Resulallah’ın Kudüs’ten söz etmesi her halükarda bu yüce ve mukaddes yolculuğun kapsamı dahilinde Mescidi Aksa’nın Kudüs’ünde bulunduğunu hükmetmemizi gerektirir. Fakat El Mescidül Aksa eğer Hamidullah üstadımız gibi alimlerin yorumu doğruysa Kâbe’nin aslı olan gökteki en uzak mescitse o zaman bu ayet sadece İsra’dan değil, aynı zamanda miracdan da söz eden bir ayet olur ki, İsra’yı da kapsamış olur, içine almış olur bu yolculuk.

 3 tane sınırla geldi. Sübhan, Bi abdiHİ ve inneHU HUves Semiy’ul Basıyr. Hatta min âyâtina yı da alırsak 4 sınırla geldi. Allah’ın aşkın varlığı, yani;

 1. O’nu içkin leştirmeden anlayın bu olayı ey insanoğlu, ey muhatap.

 2. si peygamberin insani, beşeri varlığı. Peygamberi beşer üstü bir vasıf vermeden anlayın.

 3. Ayetlerimizden bir kısmını gösterdik. Her şeyi gördüğü gibi anlamayın.

 4. Her şeyi gören ve her şeyi bilenin, işitenin Allah olduğunu unutmayın.

 İşte böyle sınırlarla zihnimize, tasavvurumuza böylesine gaybi bir olayı, sırri bir olayı, bir müşahedeyi nasıl anlamamız gerektiği ima edilmiş oldu.

 İsra ve Mirac üzerine çok şey söylenebilir.Mekke’den Kudüs’e yatay bir ruhani seyahat, ya da El Mescidül Aksa’yı, Kâbe’nin anası olan göklerde ki Alem-i Melekût, melekler aleminde ki, meleklerin etrafını tavaf ettiği mescit olarak görürsek İsra ve Mirac ile birlikte insanın ruhani yücelişi, daha doğrusu Resulallah A.S. in ruhani yücelişi olarak niteleyebiliriz. Yani ulvi bir yolculuk.

 Bu yolculuk Hicretten bir yıl önce gerçekleşmişti. Sırlarla dolu 2 aşamalı bu ruhani tecrübe konusunda Kur’an da çok sınırlı imalar dışında ayrıntı verilmiyor. En ayrıntılı ayet işte bu. Necm suresinin ilk 19 ayetinin bu konuyla doğrudan alakası bulunmamakta Çünkü Necm suresin ilk 19 ayeti bir çıkış değil, meleğin inişinden söz etmekte. Yaklaşmasından söz etmekte, ağmasından söz etmekte;

 Sümme dena fetedella;

 Fekâne kabe kavseyni ev edna; iki yay arası kadar, o kadar yakınlaştı ki;

 Feevha ila ‘abdiHİ ma evha; (Necm/8-9-10) Allah’ın kulu için vahy ettiğini o da ona vahy etti. Yani Cebrail Allah’tan aldığını kuluna iletti. Ma kezebel fuadu ma rea;(11)  gönül gördü, göz değil. Gönül, gördüğünü yalanlamadı. Ma kezebel fuad gönül yalanlamadı, ma rea gördüğünü.

 Evet, orada Necm suresinde bahsedilen çıkış değil, iniş. Yani vahiy meleğinin asli suretinde inişi. Onun için doğrudan değil, dolayı bir alakası var. Bu konuda en ayrıntılı Kur’an da yer alan ayet budur ve bu da sadece birkaç ima içerir. Onun için Kur’an bu konuda ayrıntı vermez. Vermez, aslında neden vermez sorusu bu surenin 60. ayetinde cevabını bulur. Yani bu meseleyi Kur’an aslında biz bir fitne kıldık, imtihan vesilesi kıldık der. Onun gördüğünü yani İsra ya da Mirac hadisesini bir takım tartışmacı kimseler için, işin sırrını bilmedikleri halde, işin künhüne vakıf olmadıkları halde, kendilerine bildirilenlerle yetinmeyen bir takım meraklı kimselerin bununla sınandığını, imtihan edildiğini Kur’an açıkça bu surede söylüyor. O nedenle sınavı kaybetmemek için verilenle yetinmek ve gerisine “Allah bilir” demek ve haddini bilmek en doğrusudur.

 Hz. Peygamber bu konuda doğrudan bir açıklama bırakmadığı için sahabe ve daha sonraki nesilden gelen alimler gerek İsra ve miracın niteliği ile ilgili, gerek niceliği ile ilgili farklı yorumlar yapmışlardır. Yani zamanı, mekanı, hatta kaç kez vuku bulduğu miracın. Bazı haberlerde, hadislerde miracın iki ya da üç kez vuku bulduğu, bunlardan birisinin nübüvvetin hemen öncesinde olduğu gibi bir sonuçta çıkarılabiliyor. Zaten 60. ayette imtihan kılındığının söylenmesi de bu. Yani spekülasyon yapılacak üzerinde. İnsanlar kendi zihinlerindekini giydirmeye çalışacaklar. Eğer ayrıntı verilseydi neden sınav kılınsın dı ki. O zaman sınav özelliği kalmazdı. Ayrıntı verilmediği için sınav kılınmış olmaktadır. O nedenle hiçbir hadis bize bu ruhani müşahedenin gerçeğini, gerçekte ne olup bittiğini bildirmez, sadece yorumu bildirir çünkü o hadisler hep dolaylı anlatımlardır. Sadece dolaylı mı? Hayır. Aynı zamanda o hadisler de bahsedilen Mirac olayı yine isra ile birlikte sembolik bir anlatıma sahip.

 Hicretten bir yıl önce bu hadislere göre bir gece ruhani bir tecrübe yaşatılmıştır Resulallah’a. Resulallah önce alınıp Kudüs’e, sonra içinde bulunduğumuz alemlerden başka alemlere yolculuk yaptırılmıştır. Bu yolculuk sırasında başta İsa, Musa, Adem, İbrahim gibi (A.S.) Hepsine sâlâtu selâm olsun, peygamberlerle görüşmüş. Cennet ve cehennem, Salihler ve şakiler, iyiler ve kötülerin durumu gösterilmiş, peygamber A.S. ın gönlü iman ettiklerine özel bir Rü’yet le mutmain kılınmıştır. Yani Resulallah’a çok özel bir ödül verilmiştir. İsra ve Mirac olayı aslında Hz. Peygambere verilen ruhani bir ödüldür.

 Bu özel müşahedenin bedenle birlikte mi yoksa ruhen mi yapıldığı konusu sahabeden beri tartışılmıştır. Daha sahabeden itibaren. Bu uzun tartışmanın tamamını 3 Muhammed isimli kitabıma sahabeden gelen rivayetlerle birlikte almıştım. Hz. Aişe başta olmak üzere bir takım sahabe ve tabiinden büyük imam Hasan Basri ve o çizgide olanlar miracın; ruhen, Bi’ruhi. Haberlerde de geçtiği gibi ruhuyla, ruhani olarak yapıldığını söylerken, bir kısım sahabe de miracın bedenen de gerçekleştiğini söylemişlerdir.

 Aslında bedenen gerçekleştiğini söyleyenlerin mugni bir delilleri de olmamıştır. Sadece bu ayetteki Bi abdihi sözcüğünün içinde abd; cesedi ve ruhuyla insanın kendisi yorumu yapılmışsa da bu surenin 60. ayetinde açıkça miracın, İsra nın bir rü’yet olduğu rü’ya sözcüğüyle dile getirilmiştir. Onun için bu konuda Hz. Aişe ve onun gibi düşünenler aslında vahiyle de desteklenen kişilerdir. Onun için bu tartışma bizce de sonucu belli bir tartışmadır.

 60. ayette geçen Rü’ya, aslında bizim bildiğimiz uykuda görülen manasıyla değil, bir Rü’yet, yani bir gösterme, bir müşahede manasına alınmalıdır. Ruhani bir müşahede ile uyku, yani rüya aynı şey değildir. İbn. Kayyın El Cevziyye’nin muhteşem tahlilinde olduğu gibi gerçekten mirac, sadece sıradan bir rüya değil, ruhani bir müşahede. Belki geçici bir biçimde ruhun bedenden alınıp Allah katında konuk edilmesi ve bir takım şeylerin gösterilmesi, bir takım gaybi yerlerin, mekanların, olayların ruha sunulması, ruhun onlara muttali kılınmasıdır. Miracı ve İsra yı böyle anlamak sanırım en doğru anlamanın yoludur.

Kaldı ki bize kadar gelen Mirac ve İsra hadisleri sembolik bir dille anlatılır. Mesela önceki peygamberlerle buluşma. Aslında bu önceki peygamberlerin ruhaniyetleri ile bir buluşmadır, besbelli öyledir.

 Yine Hz. Enes’ten gelen İsra ve Mirac hadisinde ki Buhari’nin naklettiği. İsra esnasında yaşlı bir kadınla karşılaşır Resulallah. Hz. Cibril’e sorar; “Ya Cebrail bu kimdir?” Cebrail cevap verir; “Ya Resulallah bu dünyadır.” Gerçekten basbayağı sembolik bir anlatım. Yani dünya kadın suretinde görülüyor. Dolayısıyla sembollerle bir şeyler anlatılmaya çalışılır. O kadar değil.

 Yine Ebu Hüreyre rivayetinde, yine Buhari ve Müslim’in aktardığı isra ve Mirac rivayetidir; Tohum eken ve biçen insanlarla karşılaşır Resulallah. Bunların kimler olduğunu sorar. Bunlar tohumu ekmekte, eker ekmez biçmektedir. Hemen biçmektedir ve gerçekten nurani varlıklardır ve sorar; “Bunlar kimler ya Cibril?” der. Cebrail’in cevabı; “Bunlar Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat edenler. Yani mallarını ektiler, hemen biçtiler, hem de bire sonsuz vererek. Canlarını ektiler, hemen biçtiler hem de bire sonsuz veren bir tarlayı biçer gibi.” İşte bunlar hep de sembolik anlatımlarla doludur.

 Tabii bu rivayetler bazen hakikatlerle de çeliştiğini görürüz bazı noktalarda. Mesela Miraç rivayetlerinden birinde 5 vakit namazın Miraçta indiği rivayet edilir. Ama Taha suresi, ki bu sureden yıllar önce inmiş bir suredir. Hz. Ömer’in Müslüman oluşuna vesile olan sure olduğu bilindiğinden nübüvvetin 5. yılında indirilmiş olması muhtemeldir. Taha 130. ayet aslında 5 vakit namaza dikkat çekmekte ve dile getirmektedir.

 [Ek bilgi; “O halde, dediklerine sabret; güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısım vakitlerinde ve gündüzün etrafında da tesbih et ki hoşnudluğa eresin.” (Taha/130 Elmalı)]

 Yine Bakara suresinin 285 ve 286. ayetleri; Yatsı namazlarından sonra çok dinlediğimiz Âmener Rasûlü Bi mâ ünzile ileyhi min Rabbihî vel mu’minûn (Bakara/285) ile başlayan ve surenin sonuna kadar süren ayetlerin bu gece indiği rivayeti yer alır bazı miraç rivayetlerinde. Ama biz biliyoruz ki Bakara tamamıyla Medine de nazil olmuştur ve bunda hiçbir ihtilafta bulunmamaktadır.

 Yine bazı Mirac rivayetlerinde Resulallah’ın; Teyzesinin çocuğu olan Ümmühani’nin evinde gecelediği bir gece isra ve mirac gerçekleşmiş ve o rivayette Ümmühani; biz Resulallah’la beraber sabah namazını kıldık diye anlatmaktadır. Oysa ki, bu hanım Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olmuştur.

 Dolayısıyla bu gibi bazı rivayetlerin bir takım çelişkili yerleri de ortaya koyuyor ki bu konuda deminde söylediğimiz gibi hayli spekülasyon yapılmış, fikir yürütülmüş, görüşler ve karşıt görüşler serdedilmiş ama ortada olan hakikat Kur’an ın söz ettiği deruni ve ruhani bir tecrübe efendimiz A.S. a Allah tarafından yaşatılmış ve bu ruhani tecrübe Mekke’de müşrik saflarını çalkalamış ve birbirine katmış, bu tecrübe yaşandıktan sonra bu tecrübeden bir takım enstantaneler aktaran Resulallah’ı müşrikler yalanlamaya kalkmışlar fakat sonunda yalanlayamamışlar.

 Bu anlatılanlar uzaklarda ticaret bir yerde olayı duyan Hz. Ebu Bekir’e iletildiğinde Ebu Bekir’in tepkisi doğrudan; “O söylüyorsa doğrudur.” Olmuş ve Sıddıyk lakabı Sıddıyk adı da bunun üzerine verilmiştir ki, miracın bize verdiği en soylu ders İsranın ve Miracın bize verdiği en soylu ders şudur;

 Allah Resulünü en sıkışık olduğu Mekke’nin zor zamanlarının en zor yılı olan hicretin bir yıl öncesinde ki o en sıkışık olduğu, en daraldığı, en bunaldığı bir zamanda Allah Resulünü böyle bir ödülle desteklemiş ve onun davasına olan yardımını gaybi bir biçimde indirmiştir. Miracın bize verdiği 1. hakikat budur.

 [1. Ek bilgi; Tercih edilen görüşe göre Resulallah Miraca ruh ve beden olarak çıkmıştır. Zira hadiseyi anlatan bu Sûrenin ilk kelimesi "Sübhan"dır. Ve bu kelime, fevkalade olayları anlatmak için kullanılır. Resulallah’ın cismen değil de sadece ruhen gittiğini söylemek, bu kelimenin kullanılacağı nispette fevkalade bir olay değildir. Ayrıca âyet-i Kerîmede "Geceleyin kulunu yürüttü" ifadesi yer almaktadır. Geceleyin yürümek, fiilen mesafe kat etmektir. Bu da ancak bedenle olur. "Kul" kelimesi de kişinin ruh ve bedeni için birlikte kullanılır. İnsanın sadece ruhuna kul denilmez. (Taberi)]

 [2. Ek bilgi; “Mirâc” konusunu iyi anlamak lâzım!. Mirâc diye bahsedilen olayın ilk bölümü “isra” hadisesi, bir tayyi mekân olayıdır. Resulallah’ın, Mekke’den, Kudüs’e gitmesi hadisesidir. Bu bir tayyi mekân olayı ve madde bedenle yapılan bir şey... Mirâc, burada yok!. Bu olay değil, Mirâc!.

Kudüs’te ki ziyaret ve Kudüs’te ki Resullerin ruhaniyetleriyle toplu olarak buluşma. Bu birinci bölümü.

 Bu olayın tamamı, üç bölümde incelenir.

 İkinci bölümü, semâları gezişi ki, bu cennet ve cehennem boyutlarını seyir olayı BOYUTSAL bir gezi olayı; madde beden olayı değil!..

 Bu da Mirâc değil! Kudüs’teki namazdan sonra Hz. Resulallah’ın semâları gezişi. Cebrâil’in eşliği ile yedi kat semâdaki o semâ varlıklarını; o semâların yaşamlarını, bu arada cennettekilerin yaşamlarını, cehennemdekilerin yaşamlarını seyretmesi, ikinci bölüm. Bu da mirâc değil!.

 Üçüncü bölüm ise, Sidret-ül Münteha denilen; ef’al âleminin, çokluk âleminin son bulup; Cebrâil’in; “Ben buradan sonra yokum” dediği noktadan başlayıp, Hz. Resulallah’ın kendi hakikatine yönelmesi suretiyle Rabbini, bâtınında müşahede etmesi; “MİRÂC” denen olaydır. Bu üçüncü bölüm bâtınî - enfüsî bir seyirdir; âfâki bir seyir değil!.

Birinci bölüm, Tay-yi Mekân olayıdır.  http://ekabirweb.blogspot.com/2012/02/tayyi-mekan.html İsra olayıdır, Mekke’den Kudüs’e!.

İkinci bölüm, Semâları, Cennet ve Cehennemi gezmesidir, Cebrâil’in eşliğinde. Bu da Mirâc değildir.

 Esas Mirâc denen üçüncü bölüm ki, bu enfüsîdir. İkinci bölüm de afâki idi. Semâları gezişi cennet ve Cehennemi görüşü afâki idi. Afâki seyir idi. Üçüncüsü, enfüsî seyirdir, Rabbini bâtınında görmesidir. (A.Hulusi)]


2-) Ve ateyna Musel Kitabe ve ce’alnahu hüden li beniy israiyle ella tettehızû min duniy vekiyla;

 Musa’ya hakikat BİLGİsi (Kitap) verdik… Onu: “Ben’im dûnumu vekîl edinmeyin!” diye İsrail oğullarına bir kılavuz kıldık. (A.Hulusi)

 002 – Musa’ya da kitap verdik ve onu Beni İsrail için bir hidayet rehberi kıldık, şöyle ki: benden başka bir vekil tutmayın diye. (Elmalı)

  Ve ateyna Musel Kitabe ve ce’alnahu hüden li beniy israiyl yine biz Musa’ya da kitabı vermiş ve onu İsrail oğulları için bir doğru yol haritası kılarak onları şöyle uyarmıştık. ella tettehızû min duniy vekiyla benim dışımda herhangi bir koruyucu, otorite edinmeye kalkmayın. Vekiyl, koruyucu otorite. Kefil ve şahitten ayrı. Kefil ve şahit müdahil değildir, sadece geriden şahit olur. Müdahil değildir olaya. Ama vekiyl öyle değildir. Vekiyl, vekalet ettiği şeye müdahale eder. Onun için koruyucu otorite diye çevirdim. Yani benden başka hiçbir kimseyi koruyucu otorite edinmeyin diye emrettik.

 Kime? Yahudileşen İsrail oğullarına. Edinmişler miydi? Maalesef. Edindikleri için buzağıyı tanrı edinip tapmaya başladılar. Yani kendilerine zulmeden firavun ve kavminin putunu put edindiler. Bu kadar alçaldılar. Onun için aşağılık maymunlar olun denildi. Yani sıradan maymundan daha aşağı bir karakter sergilediler diyor Kur’an.

 Burada hemen Musa peygambere verilen vahye getirilmiş söz. Burada açıkça şu gerçek vurgulanıyor ki; İlahi vahiylerin kökeni birdir ve Kur’an vahyinin onları içerdiği bir hakikattir. Yani Kur’an daha önce gönderilmiş ilahi vahiylerin içeriğini bünyesinde taşır. İşte burada sözün Hz. Musa’ya verilen vahye getirilmesinin sebebi de budur. Vahiyler birbirinin devamıdır. Peygamberler birbirlerini yalanlamazlar filozoflar gibi, birbirlerini tasdik ederler. Vahiyler de birbirlerini yalanlamaz, tasdik ederler. Ey bu vahyin muhatapları, iyi bilin ki daha önceki vahiylerin oturduğu ana esaslar bu vahiyde de vardır ve bu vahiy onların temellerini içermiştir manasına gelir.

 Bu aynı zamanda; ey önceki vahiylere iman eden kimseler, bu vahyi aldığınızda eğer vahye imanınızda sadıksanız bu vahye de iman edin mesajı vardır.


3-) Zürriyyete men hamelna me’a Nuh* innehu kâne abden şekûra;

 (Ey) Nuh ile beraber (gemide) taşıdıklarımızın torunları… Muhakkak ki O, çok şükreden bir kul idi. (A.Hulusi)

 003 – Ey Nuh ile beraber yüklediğimiz kimselerin zürriyeti!, o doğrusu çok şükredici bir kul idi. (Elmalı)


Zürriyyete men hamelna me’a Nuh siz ey Nuh’la birlikte gemide taşıdıklarımızın soyundan gelenler, innehu kâne abden şekûra  hiç şüphesiz o hep şükreden bir kuldu.

 Neden Hz. Nuh’a getirildi söz? İnsanlığın 2. babasıydı o. İnsanlığın 2. babası. Yani şu gerçek vurgulanıyor; Ey insanoğlu sapma arizidir, asli olan, esas olan, ilk olan tevhid akidesidir. Onun için senin atan muvahhitti. Hem 1. atan Adem, hem 2. atan Nuh muvahhitti. Dolayısıyla atalarımızdan böyle gördük, biz babalarımızdan böyle gördük diye mazeret ileri süremezsin. Nuh’u mazeret ileri süreceksen eğer atalarını şirkine ve sapmana delil göstereceksen, ben de sana büyük atan Nuh’u delil gösteririm. Bak senin mazeretin yok derim. Sapma sonradandır çünkü. İşte ona bir atıftır.


4-) Ve kadayna ila beniy israiyle fiylKitâbi letüfsidünne fiyl Ardı merrateyni ve leta’lünne ulüvven kebiyra;

 Kitapta (İlim boyutunda) İsrailoğullarına şu hükmü takdir ettik: “Siz, arzda iki kere bozgunculuk yapacaksınız ve alabildiğine benliğinizi büyüteceksiniz!” (A.Hulusi)

 004 – Biz Beni İsraîl’e kitap da şu kazıyyeyi de takdir ettik, muhakkak siz Arzda iki kere fesat yapacaksınız, ve muhakkak büyük bir yükseliş yükseleceksiniz. (Elmalı)


Ve kadayna ila beniy israiyle fiylKitâb ve İsrail oğullarına vahiyle şunu bildirdik. Bu vahiyle bildirdik denilenleri elimizdeki tahrif edilmiş Tevrat’ı açtığımızda açıkça görüyoruz. Levililer, Tensiye, Yeremya, İşaya ve yine İncil’de Ahdi Cedid de, Luka ve Matta da bir çok bölüm, bir çok pasaj yer alıyor bu bildirilenlerle alakalı olarak.

 letüfsidünne fiyl Ardı merrateyni ve leta’lünne ulüvven kebiyra mutlaka yeryüzünde 2 kez bozgunculuk çıkartacak ve küstahça böbürlenip büyüklük taslayacaksınız. Yani vahiyle. İsrail oğullarına bildirilen bu. Yani ayağınızı denk alın, Allah sizi uyarıyor, yeryüzünde böbürlenip, büyüklük taslayıp küstahça Allah’a baş kaldıracaksınız ve tabii bunun sonucuna da katlanmanız gerekecek.

 İsrail oğulları tarihinde en büyük iki soykırım teşebbüsü; 1. si M.Ö. 587 yılında Babil Kralı Buhtunnasr tarafından yapıldı. 2. siz ise M.S. 70 yılında Roma imparatoru Titus tarafından gerçekleştirildi bu katliamları. Bunların dışında da İsrail oğulları bir çok bela ile, bir çok askeri yenilgi ile, bir çok soy kırım teşebbüsüyle karşılaştılar.

 Bunlardan daha önce Firavunun soy kırım teşebbüsünü Kur’an sık sık ele alıyor zaten. Onu değişik surelerde A’raf ve diğer surelerde işlemiştik. Ama Kur’an ın ima ettiği, fakat açıkça ele almadığı yine Asur Kralının da bir soy kırım teşebbüsü var, fakat bunlar hep akîm kalmış, başarılı olmamış şeylerdi. Asur Kralının teşebbüsü Babil’lilerden 100 yıl evvel. Ama İsrail oğulları tarihinde bu 2 büyük soy kırım gerçekten de Kudüs’ün yerle bir edildiği, tamamen Yahudilerin bölgeden çıkartıldığı, Tevrat’ın da kaybolduğu dönemlerdir. Yani sadece bir fiziki kırım değil, bir inanç kırımı ve bu 2 acı olay esnasında ve müteakip yüzyıllarda İsrail oğulları köleleştirilmiştir. Bu kölelik sadece fiziki kölelik olarak  kalmamış zihni ve karakter köleliğine de dönüşmüştü. İşte Kur’an ın bu ayeti bu tarihi iki olaya atıf yapıyor.

 [Ek bilgi:

 İsrail oğulları'nı sapıklık ve fesat çıkarmaları nedeniyle ilk uyaran kişi Mezmurlar da bu uyarısını yapan Hz. Davud (a.s) dır. "Rabbin onlara emrettiğine uyup kavimleri helak etmediler. Fakat o milletlerle karıştılar ve onların işlerini öğrendiler. Onların putlarına kulluk ettiler. Onlar da kendilerine tuzak oldular. Oğullarını ve kızlarını şeytanlara kurban ettiler. Oğullarının ve kızlarının kanına varıncaya dek bir çok kan döktüler............... Rabbin öfkesi kavmine karşı tutuştu ve mirasından tiksindi. Rabb onları o milletlerin eline teslim etti" (Mezmurlar: 106, 34-38, 40, 41Ebul Al’a Mevdudi)]


5-) Feizâ cae va’dü ulahüme be’asna aleyküm ıbaden leNA üliy be’sin şediydin fecasu hılaleddiyar* ve kâne va’den mef’ula;

 O ikisinden ilkinin zamanı geldiğinde, güçlü kullarımızı üzerinize getirdik… (Onlar) yurtların aralarına girip araştırdılar… (Bu) yerine getirilmiş bir vaat idi. (A.Hulusi)

 005 – İmdi birincisinin vadesi geldiği vakit üzerinize milkiniz, şiddetli harp ehli bir takım kullar göndereceğiz de onlar tâ evlerin arabalarına girip araştıracaklar, ve bu fiile çıkarılmış bir vaat oldu. (Elmalı)


Feizâ cae va’dü ulahüme be’asna aleyküm ıbaden leNA üliy be’sin şediyd İşte bu iki uyarıdan birincisinin vakti geldiğinde Onların üzerine kullarımızdan saldırı gücü çok yüksek olanları üliy be’sin şediyd saldırı gücü, savaş gücü çok yüksek olanları musallat ettik. fecasu hılaleddiyar öyle ki bunlar her yeri arayıp taradılar, girmedik yer, tecessüs etmedik duvar arkası bırakmadılar. ve kâne va’den mef’ula zira bu sadece böyle yapanlar için konulmuş bir yasanın uygulanmasıydı. Va’den mef’ula böyle yapanlar için konulmuş bir yasanın uygulanması.

 Evet, bir yasa var, yani bu yasa şu ya da bu kavime bakmıyor. İşte siz bu yasanın dışındasınız. Siz aşsanız da size bir şey olmaz, veya siz vahye sırt çevirirseniz, sizin bir zamanlar atalarınız dine hizmet ettiği için siz bu yasanın haricinde kalabilirsiniz, bu yasadan dolayı size bir bela gelmez demiyor, denilmemesi lazım geldiğini söylüyor. Ya da İsrail oğulları böyle diyorlardı. Kendilerinin kutsal kavim olduğunu ileri sürüyorlardı, her zaman da bu iddiadadırlar. Dünyanın diğer insanları onlar için 2. sınıftır, goyim’dir. Hem; başkası öteki, hem de kafir manasına gelir İbranicede. Goyim’in bir tek vazifesi vardır Allah’ın seçilmiş kavmine hizmetçilik. Onun için onlar biz Allah’ın dostları ve oğullarıyız diyorlardı. İbrahim peygamberden dolayı diyorlardı. Ama diyor ki Allah’ın koyduğu tarihin yasalarının dışında değilsiniz siz.

 Belki bugün bize de bir ima yok mudur bu ayetlerde. 3 kıtada at koşturduk İslam’a hizmet etmiş ataların çocuklarıyız diyen bizlere. Eğer ihanet ederseniz atalarınızın yaptığına bakılarak ihanetinizin üstü örtülmez denilmek istenmiyor mu. Aslında bu tavrınız bir Yahudileşen İsrail oğullarının tavrı denilmek istenmiyor mu, açık.


6-) Sümme radedna lekümülkerrete aleyhim ve emdednaküm Bi emvalin ve beniyne ve ce’alnaküm eksere nefiyra;

 Sonra sizi, onlar üzerine bir kere daha üstün kıldık… Mallar ve oğullar ile size yardım ettik… Savaşçılarınız itibarıyla sizi kalabalıklaştırdık. (A.Hulusi)

 006 – Sonra size tekrar onların üzerine devleti iâde ettik ve size mallarla ve oğullarla imdat verdik ve sizi cemiyetçe daha çoğalttık. (Elmalı)

 

 Sümme radedna lekümülkerrete aleyhim daha sonra tekrar onlara galip gelmenizi temin ettik. Kime? İsrail oğullarını alt eden, soy kırıma uğratan kavimlere. Gerçekten de Asur istilasından sonra geri dönmüşler ve Kudüs’ü yeniden imar etmişlerdi. Yine Babil istilasından sonra İran Kralının yardımı ile yine Kudüs’e dönmüşler ve imar etmişler, yüzyıllar süren büyük bir devlette kurmuşlardı. Onun için bu ayette o geri dönüşlere ima var.

 ve emdednaküm Bi emvalin ve beniyne ve ce’alnaküm eksere nefiyra ve sizi hem mal hem de evlatça destekleyip sayınızı artırarak şu mesajı verdik;


7-) İn ahsentüm ahsentüm lienfüsiküm ve in ese’tüm feleha* feizâ cae va’dül ahıreti liyesûu vucuheküm ve liyedhulül Mescide kema daheluhu evvele merretin ve liyütebbiru ma alev tetbiyra;

 (Bildirdik ki) eğer iyilik ederseniz, kendi nefsinize iyilik etmiş olursunuz; eğer kötülük yaparsanız, o da kendinizedir! Sonrakinin süresi geldiğinde, yüzlerinizi karartsınlar, ilkinde oraya girdikleri gibi tekrar Mescid’e girsinler ve üstünlük sağladıkları şeyleri yerle bir etsinler diye (kullarımızı tekrar gönderdik)… (A.Hulusi)

 007 – Eğer güzellik yaparsanız kendinize güzellik etmiş olursunuz, yok eğer kötülük yaparsanız o da ona, derken sonrakinin vadesi geliverdi mi! Yüzlerinizi kötületsinler için, evvelki defa girdikleri gibi yine Mescide girsinler için ve her istilâ ettiklerini mahvetsinler de etsinler için. (Elmalı)

 

İn ahsentüm ahsentüm lienfüsiküm eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz. ve in ese’tüm feleha yok eğer kötülük ederseniz bunun da sonucuna katlanırsınız. Evet, ve in ‘udtüm ‘udna (İsra/8) siz dönerseniz biz de döneriz demiyor mu Kur’an açıkça. Onun için eğer iyilik ederseniz kendiniz için iyilik edersiniz ey İsrail oğulları.

 Aslında bu İsrail oğullarıyla sınırlı bir hakikat değil.Tüm muhataplarına diyor. Söylüyor ki vahiy; Ey muhatap iyilik edersen kendin için etmiş olursun. Yo kötülüğü tercih edersen tercihinin sonucuna da katlanırsın. Bu evrensel bir hakikat değil mi?

 feizâ cae va’dül ahıreh derken sonuncu uyarının da vakti gelip çatınca yeni düşmanlar gönderdik ki liyesûu vucuheküm ve liyedhulül Mescide kema daheluhu evvele merretin ve liyütebbiru ma alev tetbiyra sizler için yüz karası olan öncekilerin girişi gibi, girdiği gibi mabede destursuz, izinsiz girip ele geçirdikleri her şeyi, ama her şeyi birer birer paramparça ederek mahvetsinler. Evet, yani siz azdınız, azınca biz de sizden yardımımızı çekiverdik.

 İnsanın bela bulması için Allah’ın özel olarak onu kahretmesi gerekmez. Yardımını çekmesi yeter. Çünkü insan ayakta duruşunu Allah’a borçludur. Dünyaya gelişini borçlu olduğu gibi ve bu borcunu ebediyen ödeyemeyecektir. Takva; borcunu ödeyemeyeceğinin farkına varmaktır. İşte budur Eğer Allah’a olan borcunun farkına varırsa, Allah ödemiş sayıyor ve borcunu sildiği gibi ona ek lütuflarda bulunuyor. Onun için insan Allah’a olan borcunu ebediyen ödeyemez, ödeyemeyeceğini itiraf etsin kafi. Bunu bilsin, haddini bilsin yeterli.


8 – ‘Asa Rabbüküm en yerhameküm* ve in ‘udtüm ‘udna* ve ce’alna cehenneme lil kafiriyne hasıyra;

 Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder… Eğer dönerseniz, biz de döneriz… Cehennemi, hakikat bilgisini inkâr edenler için kuşatıp kayıtlayan bir ortam kıldık. (A.Hulusi)

 008 – Ola ki rabbiniz size rahmetini göndere, eğer yine dönerseniz biz de döneriz öyle ya biz Cehennemi kâfirlere hisar yapmışız. (Elmalı)


‘Asa Rabbüküm en yerhameküm Rabbinizin size rahmetiyle muamele etmesi tabii ki umulabilir. İsrail oğulları bağlamında tabii ki herkese söylenmiş bir hitap ve in ‘udtüm ‘udna demin de dile getirmiştik bu ibareyi. Fakat eğer siz günaha dönerseniz unutmayın biz de cezaya döneriz. ve ce’alna cehenneme lil kafiriyne hasıyra zira biz cehennemi nankörler için çepe çevre kuşatan bir hisar kılmışızdır. Hasiyra yani hisar.

 Burada ki lil kafiriyne de ki kafirleri nankör diye çevirdim. Çünkü bu bağlamda itikadi sapmadan daha çok, onun da temelinde yer alan nankörlük; İnkarın ahlaki boyutu söz konusu. Çünkü Burada sözü edilenler İsrail oğulları. Yani tek Allah’a ibadet etmiş vahyin ve nübüvvetin gerçekliğine inanmış olan bu topluluk Allah’ın kendilerine verdiği nimete nankörlük ettikleri için bu cezaya çarptırıldılar. Onun için burada kafiri nankör diye çevirdim.

Ayette dikkatinizi çekmiştir rabbüküm. Rabbinizden, zamir nereye geçiyor bakınız. Udna, na zamirine, bize geçiyor. Rabbüküm, udna. Yani sizin rabbiniz biz döneriz. Bu ayette gördüğünüz bu zamir sıçraması Kur’an ın bir çok yerinde görülür. Allah hakkında ki zamirler, aynı ayette 3 ayrı zamirin kullanıldığını görürsünüz. Burada olduğu gibi bakarsınız bazen 1. tekil şahıs kullanılır, bakarsınız çoğul şahıs kullanılır. Bakarsınız bazen 3. tekil şahıs, O kullanılır. Neden? Öncelikle bunun nedeni Allah’ın insan zihninde kişileştirilemeyeceği gerçeğidir. Yani hiçbir şahıs zamiri, kişi zamiri onun gerçek varlığına işaret edemez. Sadece ve sadece bir imadır.


9-) İnne hazel Kur’âne yehdiy lilletiy hiye akvemü ve yübeşşirul mu’miniyn elleziyne ya’melunes salihati enne lehüm ecren kebiyra;

 Muhakkak ki şu Kur’ân, en sağlam gerçeğe hidâyet eder; yararlı çalışmalar yapan iman ehline kendileri için büyük karşılıklar verileceğini müjdeler. (A.Hulusi)

 009 – Haberiniz olsun ki bu Kur’an, insanları en doğru yola hidayet eder ve Salih Salih ameller yapan müminlere tebşir eyler ki kendilerine büyük bir ecir vardır. (Elmalı)


İnne hazel Kur’âne yehdiy lilletiy hiye akvem hiç şüphe yok ki işte bu Kur’an o dosdoğru yola yöneltmekte ve yübeşşirul mu’miniyn elleziyne ya’melunes salihati enne lehüm ecren kebiyra erdemli ve güzel davranış sergileyenleri kesinlikle muhteşem bir karşılığın beklediğini müjdelemektedir. Kur’an size neyi müjdeliyor ey müminler? Erdemli ve güzel davranış sergileyenleri kesinlikle muhteşem bir karşılık. Hem dünyada hem ukbada, ahirette beklediğini müjdeliyor.

 Yahudileşen İsrail oğullarından Kur’an a geçiyor bu ayet. O örneği bitiriyor ve hemen Kur’an vahyine geçiyor. Onlar vahye ihanet ettikleri için Yahudileştiler diyor muhataplarına, biz müminlere. Sizde Kur’an a ihanet ederseniz bu ayetin verdiği, daha doğrusu bu pasajların verdiği öğüt bu. Siz de Kur’an a ihanet ederseniz eğer Yahudileşirsiniz tıpkı İsrail oğulları gibi. Vahiyler birbirini destekler, temel esprisini de veriyor bu. Hepside temelde aynı doğruyu gösterirler demeye getiriyor bu pasajlar.


10-) Ve ennelleziyne lâ yu’minune Bil ahireti a’tedna lehüm azâben eliyma;

 Sonsuz gelecek yaşamları olduğuna iman etmeyenlere de, kendileri için acı azap hazırladığımızı (müjdeler). (A.Hulusi)

 010 – Âhirete inanmayanlara dahi elîm bir azâb hazırlamışızdır. (Elmalı)


Ve ennelleziyne lâ yu’minune Bil ahireti a’tedna lehüm azâben eliyma ve ahirette yaptıklarından hesap vereceğine inanmayan kimseler için; (Aslında Lâ yu’minune, inanmayan kimseler, iman etmeyen diye de çevrilebilir ama parantez içi bir açıklama ile Taberi’nin açıklamasına dayanarak bunu böyle çevirdim.) Yaptıklarından hesap vereceğine inanmayan kimseler için dehşet bir azap hazırladığımızı da onlara müjdelemektedir bu Kur’an. Burada pasaj bitti. Yepyeni bir konuya giriyoruz.


11-) Ve yed’ul İnsanu Bişşerri duaehu Bil hayr* ve kânel İnsanu acula;

 İnsan, hayrını davet eder gibi şerrini davette de (acele) eder! İnsan çok acelecidir! (A.Hulusi)

 011 – İnsan da şerri öyle davet ediyor ki hayra duâ eder gibi, ve insan pek aceleci olmuştur. (Elmalı)


Ve yed’ul İnsanu Bişşerri duaehu Bil hayr.

 Yepyeni bir konu dedimse üsttekinden bağımsız değil, hepten kopuk değil. Kur’an ın tamamı zaten bir sure, hatta bir ayet gibidir, böyle okunmalıdır. Kur’an birbiri ile örülü bir tuğla duvar gibidir. Her bir ayeti diğerine referans verir. Onun için Kur’an ı bir tek ayet gibi okumak şiar olmalıdır, doğru anlamanın şiarı.

 Ve yed’ul İnsanu Bişşerri duaehu Bil hayr ne ki insan sanki hayır için yalvarıp yakarıyormuşçasına şer için yalvarıp yakarır. ve kânel İnsanu acula zira insan çok acelecidir. İnsan soyuna hitap bu ayette. Herhangi bir zümreye değil, tüm insanlığa hitaba geçti Kur’an ve dedi ki insan aceleci bir varlıktır.

 18. ayette gelecek olan dünyevileşmenin temelinde yatan zaafa dikkat çekiyor burada.yani insanın dünyevileşmesinin en temelinde ne, hangi sebep yatıyor derseniz eğer, acelecilik, aceleyi istemek. Yani hemen sahip olmak.

 Acele istemek bir zaafı getirir, bedel ödemeden elde etmek.

 Acele istemek bir başka zaafı daha getirir. Yakındaki kötüyü uzaktaki iyiye tercih etme zaafı.

 Acele istemek bir başka şeyi daha getirir, gözü uzağı görmeyip sadece hemen önündekilere dikme zaafı.

 Acele istemek bir başka şeyi daha getirir, rantçılığı. Maddi manevi. Cennet rantçılığı olsun, dünya rantçılığı olsun. Çünkü acele isteyenler bedelini ödemeye pek yanaşmazlar. Onun için dünyevileşmenin en temelinde insanoğlunun acele etme zaafının yattığını bu ayetten anlıyoruz.

 Allah’ın belada acele etmediğini Yunus/11 de anlıyoruz değil mi. Hatta Kur’an, insanın aceleden yaratıldığını söylüyor. Yani mecazi bir ifade ile Kur’an enbiya/37. ayetinde;

 Hulikal İnsanu min acel.. (Enbiya/37)  İnsan aceleden yaratıldı diyor. Tabii ki insan aceleden yaratılmadı aceleci bir varlıktır demektir bu, mecazi bir kullanım. Yani bu kadar acelecidir insan. Hayırlısını istemek yerine acele ister. İstediği verilsin, başına bela olacaktır fakat bunu bile bilmez. Hayırlısı belki biraz geç gelecektir, ama sabretmediği için kendi eli ile, kendi isteği ile başına bela açar.

 Eğer insanın acele ettiği gibi Allah’ta acele etseydi insan kendi soyunun köküne kibrit suyu dökmüş olurdu yeryüzünde. O nedenle Kur’an uyarır ..ve ‘asa en tekrahu şey’en ve huve hayrun leküm.. (Bakara/216) sizin hoşlanmadığınız bir şey ola ki hayırlı olur sizin için. Çünkü acele ettiğiniz zaman onu göremezsiniz.

 Hoşlanmadığınız bir şeyin uzun vadede, mikro planda kötü gibi gördüğünüz bir şey makro planda iyi olabilir. Siz Allah’ın gör dediği yerden bakarsanız en azından ya makro planı da hesaba katar, ya da en azından; “Benim bilmediğim bir şeyler var. Ya rabbi, benim görmediğimi sen görüyorsun sana itimat ediyor, güveniyorum.” dersin. İman budur işte. ..ve ‘asa en tekrahu şey’en ve huve hayrun leküm.. !

 Ola ki bazı şeylerde de hayır görürsünüz, mikro planda. Yakın planda size hayır gibi gözükür. Fakat uzak planda size şerdir. ..vAllâhu ya’lemu ve entüm lâ ta’lemun; (A. İmran/66) Allah en iyisini bilir. Fakat siz, tabii ki sınırlısınız, insansınız, uzağı göremezsiniz. Onun içinde bilemezsiniz. Allah’ın bildiğine iman edin ve Allah’a güvenin. Güven mutluluktur aynı zamanda. Onun için iman eden mutlu olur. Onun için iman insana mutluluk getirir.


12-) Ve cealnelleyle vennehare ayeteyni fe mehavna ayetelleyli ve ce’alna ayetennehari mubsıreten litebteğu fadlen min Rabbiküm ve li ta’lemu adedessiniyne vel hisab* ve külle şey’in fassalnahu tafsıyla;

 Geceyi ve gündüzü iki işaret olarak meydana getirdik… Gecenin işaret ettiği karanlığı (cehli) kaldırıp, gündüzün işareti aydınlığı (ilmi) geçerli kıldık… Rabbinizden bir lütuf talep edesiniz ve senelerin adedini ve hesabı da bilesiniz diye… Biz her şeyi detaylarıyla açıkladık. (A.Hulusi)

 012 – Halbuki biz geceyi, gündüzü iki âyet yaptık, sonra gece âyetini mahvettik ve gündüz âyetini gösterici kıldık ki rabbinizden fadıl talep etmiş de etmişiz. (Elmalı)


Ve cealnelleyle vennehare ayeteyn hem biz geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık. Karanlık ve aydınlık, pasajın temasına uygun olarak manevi karanlık ve ışığa göndermedir bizce. Onun için gece ve gündüz hayatın özetidir. Gece ile gündüzü iki ayet kıldık diyor. Gecenin ve gündüzün ayeti demiyor. Bir sonraki cümlede farklı olarak gelecek. Orada aya ve güneşe işaret var ama burada herhangi bir takdir kullanmazsak eğer ayetin metninin içinde geçmeyen bir kelimeyi metne idhal etmezsek eğer, gece ve gündüz doğrudan ayet kılınmış oluyor.

Evet, Yani insan hayatının mevsimleri. Toplumlar içinde bulunan inkarcılar ve müminler. İnsan hayatının güzel ve kötü günleri, alt üst oluşlar. Hep bunların içinde bir ışık vardır. En kötü günler, gece kadar karanlık günlerinize bakınız, onun içinde; İnne me’al ‘usri yüsrâ (İnşirah/6) zorluğun yanında bir kolaylığı görebilirsiniz. Bir ışığı görebilirsiniz. O ışığı görmeniz için yalnız bir şart var, göz yetmez. Işık olmazsa göz görmek için işe yaramaz. Vahyin ışığı şarttır. Onun için gözünüz, yüreğiniz, ışığınız vahiy olursa bu ikisi bir araya geldiğinde görünenin, mevcudun arkasında ki vücudu, görünenin arkasında ki görünmezi de sezebilirsiniz.

  fe mehavna ayetelleyli ve ce’alna ayetennehari mubsıre Baksanıza gecenin ayetini gideriyor ve onun yerine gündüzün ayetini bir ışık kaynağı olarak ikame ediyoruz, getiriyoruz. litebteğu fadlen min Rabbiküm ve li ta’lemu adedessiniyne vel hisab hem rabbinizin lütfünden size düşeni arayasınız, hem de geçip giden yılların sayısının ve gelmesi kaçınılmaz olan hesabın farkına varabilesiniz diye.

 Evet mesaj çok acık. Zaman belirleyici ay ve güneş gibi tüm unsurların tamamı, insana dünyanın geçiciliğini, hayatın sınırlılığını, ahiretin gerçekliğini, hesabın mutlaka geleceğini gösteren bir gösterge değil midir.

 Aslında öğüt isteyene gece ve gündüz yetmez mi. Gündüzü insan eğer doğru okursa hayata, geceyi doğru okursa kabre tekabül etmez mi.

 Yatak mezara yorgan mezar taşına tekabül etmez mi.

 Gece uykusu ölüme, sabah kalkışta bir; basü badelmevt (Amentü) yeniden dirilişe tekabül etmez mi.

 Aslında insan 24 saatte bir ömrü ebedi bir ömrü tekrar tekrar yaşamaz mı. Ve yine insan gündüzü nasıl geçirmişse bir günün gecesini öyle geçirir. Gündüzü güzel geçmiş bir günün gecesi güzel geçer. Rüyası bile güzel olur. Gecesi güzel geçen bir ömrün sabahı neden kötü olsun ki.

 Onun için Kur’an zaman belirleyicilerin tamamını bize bir takım ebedi hakikatleri gösteren birer gösterge olarak sunuyor. Ayettir diyor. Ayetler göstergelerdir, işaretlerdir, parmaklardır yani. Parmak ayı gösterirken parmağa değil aya bakmak lazım. Camdan bakmak lazım ki dışarıyı görebilesiniz cama değil.

İşte Kur’an ın etrafımızda, tabiatta gördüğümüz bütün bu şeyleri, okunması gereken birer ayet olarak sunmasının maksadı budur. Ey insan, yaz ve kış, bahar ve güz sana hayatın 4 mevsimini hatırlatıyor. Unutma seninde baharın olduğu gibi, kışın da olacak. Unutma bir gün senin de yaprağın solacak diyor.

 Yine bize tabiatta ki ağaçların her bahar yeniden doğup her güz ölüşlerine bakarak ey insan oradan pay biç, ders al. Bir gün sen de ölecek ve bir daha dirileceksin demiyor mu. İşte o gerçeklere birer atıftır bu ayetler.

 ve külle şey’in fassalnahu tafsıyla işte biz ibret almanız için gerekli olan her şeyi açık ve net olarak önünüze koymuş bulunuyoruz. Yani daha ne desin Kur’an. Eğer ibret alacaksa, eğer öğüt alacaksa ..fa’tebiru ya ulil’ebsar (Haşr/2) ey basiret sahipleri, iç görü sahipleri, gözü ve gönül gözü olanlar, ibret alın ne olur. Başka ne desin Kur’an.


13-) Ve külle İnsanin elzemnahu tairehu fiy unukıh* ve nuhricü lehu yevmel kıyameti Kitaben yelkahu menşura;

 Her insanın yaptıklarını (veya kaderini) kendi boynuna doladık… Kıyamet sürecinde kendisine (kişinin kıyameti olan ölümünde ya da genel anlamda mahşer sürecinde) kaydolmuş olarak bilgisini çıkarırız. (A.Hulusi)

 013 – Her insanın da kuşunu boynunda kendine takmışızdır ve onun için Kıyamet günü bir kitap çıkarırız ki neşrolunarak onu şöyle karşılar. (Elmalı)


Ve külle İnsanin elzemnahu tairehu fiy unukıh ve biz her bir insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık. Aslında lafzen manası şu bu ayetin. Biz her bir insanın kuşunu boynuna geçirdik. Ama bu tabii ki mota mot  vermeye kalkarsak böyle. fakat eğer simgesel olan sözcüklerin simgeledikleri hakikatle verirsek bizim çevirimiz gibi olması lazım mananın. Yani her bir insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.

 Burada ki tairehu ya; kader, insanın kaderi anlamını nereden verdik? Bu açık. Tair, uçan şey demektir, kuşlara da tayr denilir onun için kuş cinsinin tamamına. Araplarda kuş; Kader, kısmet, nasip, pay belirlemek için kullanılan bir hayvan. Araplar; Kader kısmet, nasip konusunda ki tüm öngörülerini kuş uçurarak çıkarırlardı. Kuşu uçururlar, kuşun sağa doğru uçuşundan bir yorum, sola doğru uçuşundan bir yorum, dikine uçuşundan bir başka yorum, yukarı yükselişinden bir başka yorum, aşağı inişinden daha kötü bir yorum elde ederlerdi.

 Tabii bu çok ta sağlıklı bir şey değildi, uydurma bir şeydi, batıl bir itikattı. Kuş bu nihayetinde. Yani kuşa bağlı olarak kaderini tayin eden insanın aklı da kuş aklı olması lazım. İşte Kur’an burada Kuş akıllılara, ki bu çağın kuş akıllılarına da Burçlara, fala, şuna buna bakarak uğurum, uğursuzluğum. Rakamlara, bilmem eşyaya uğur ve uğursuzluk yükleyen her kuş akıllıya bir öğüt veriyor ve onları uyarıyor ve diyor ki;

 Bu nokta da eğer kaderiniz, kısmetiniz, nasibinizin nerede olduğunu. Uğur ve uğursuzluğunuzun nerede olduğunu görmek istiyorsanız bir takım eşyaya suç bulmayın. İşte bu uğurludur, bu uğursuzdur, 13 rakamı uğurludur bilmem kaç rakamı uğursuzdur, bilmem kaç rakamı uğurludur falan gibi kendi kendinize, eşyaya iftira etmeyin. Eğer dikkat edeceğiniz bir yer varsa kaderiniz kısmetiniz, nasibiniz, uğurunuz kendi boynunuzda dır.

 Boyun aslında çabaya tekabül eder. Elmalı üstadımızın da çok güzel ifade ettiği ve değindiği gibi; Kişinin kendi tercihine, kendi çabasına tekabül eder. Yani kaderiniz de kısmetinizde, şansınız da, talihinizde, nasibinizde size bağlıdır. Kendi çabanıza bağlıdır diyor, daha ne desin Kur’an.

 ve nuhricü lehu yevmel kıyameti Kitaben yelkahu menşura nitekim kıyamet günü onun önüne dünyada yapıp ettiği her şeyi kayıtlı bulacağı bir sicil koyacak;


14-) İkra’ Kitabek* kefa Bi nefsikel yevme aleyke Hasiyba;

 “OKU yaşam bilgini (kitabını)! Bilincin bu aşamada, yaptıklarının sonucunun ne olduğunu görmeye yeterlidir.” (A.Hulusi)

 014 – Oku kitabını, muhasebeci bugün üzerinde nefsin yeter. (Elmalı)

 İkra’ Kitabek ve diyeceğiz ki; Oku kitabını. kefa Bi nefsikel yevme aleyke Hasiyba Oku sicilini. Bugün kendi hesabını görmek için sen sana yetersin, bir başkası gerekmez.

 İşte tefsiri hemen arkasından gelen ayettir bir öncekinin. Yani yapıp ettiklerinin tamamını kaydettiğimiz bir kitap koyacağız önüne diyor. Onun için ey insan kaderin seçmektir. Tercihinle belirliyorsun nasibini. Allah senin tercihine bakıyor ve nasibini öyle takdir ediyor. Çünkü sana irade verdi. Allah verdiği iradeyi görmezden gelmez.


15-) Menihteda feinnema yehtediy li nefsih* ve men dalle feinnema yedıllu aleyha* ve lâ teziru vaziretun vizre uhra* ve ma künna muazzibiyne hatta neb’ase Rasûla;

 Kim hakikate ererse sadece kendinedir bu doğru yolu bulmuş oluşu; kim de saparsa (hakikatten) yalnızca kendi nefsi aleyhine sapmış olur! Hiç kimse, bir başkasının yaptığı yanlışların yükünü taşımaz! Biz bir Rasûl oluşturup (bâ’s edip) onunla uyarmadıkça azap yaşatmayız!.. (A.Hulusi)

 015 – Kim doğru giderse sırf kendi lehine gider, kim de sapıklık ederse ancak aleyhine eder ve hiç bir vizir çeken diğerinin vizrini çekmez, biz bir Resul göndericiye kadar tazip de etmeyiz. (Elmalı)

 

Menihteda feinnema yehtediy li nefsih kim doğru yola yönelirse iyi bilsin ki sadece kendi lehine yönelmiş olacaktır. ve men dalle feinnema yedıllu aleyha kim de saparsa unutmasın ki o da yalnızca kendi aleyhine sapmış olacaktır. Yine yukarıda ki Ve külle İnsanin elzemnahu tairehu fiy unukıh (13). Ayetinin bir devamı bunlar. Yani sapan da sensin ey insan oğlu, hidayete erende sen. Eğer hidayeti tercih edersen Allah seni hidayete ulaştırır. Eğer sapmayı tercih edersen ve ma yudıllu Bihî illel fasikıyn (Bakara/26) sapanlardan başkasını Allah saptırmaz diyordu ya Bakara suresinde. İşte onun gibi. Tercihin ne ise sonuç o olacaktır.

ve lâ teziru vaziretun vizre uhra zira kimse bir başkasının yükünü yüklenecek değildir. Kimse bir diğerinin yükünü yüklenmez. Baba evladın günahını taşımaz. Evlat ananın günahını taşımaz. Herkesin günahı kendi boynuna asılacaktır. ve ma künna muazzibiyne hatta neb’ase Rasûla üstelik biz bir elçi gönderinceye kadar asla bir toplumu azaba sürüklememişizdir. Yani uyarmadıkça bir topluma bela vermemişizdir. Allah’ın adaleti de burada gözüküyor zaten.


16-) Ve izâ eredna en nühlike karyeten emerna mütrefiyha fefeseku fiyha fehakka aleyhel kavlü fedemmernaha tedmiyra;

 Bir bölgeyi helâk etmeyi irade ettiğimizde, oranın sefahat önderlerine (Rasûllerle düzelmelerini) emrederiz; (ama onlar) orada bozuk inançlarının gereğine devam ederler… Bu yüzden uyarımızın sonucunu yaşamayı hak ederler… Biz de onları helâk ederiz. (A.Hulusi)

 016 – Bir memleketi helâk etmek murad ettiğimiz vakit ise onun devletlerine (itaat) emrederiz, onlar itaat etmez de orada fısk yaparlar, bunun üzerine o memleket aleyhine hüküm, Hakk olur artık onu tedmir eder de ederiz. (Elmalı)

 

Ve izâ eredna en nühlike karyeten emerna mütrefiyha biz bir toplumun helakini dilediğimiz zaman iyi bilin ki süreç şöyle gelişmiştir. Önce toplumun refah içinde yüzen seçkinlerine iyiliği emrederiz. (İyiliği, iyilikleri dedik. Yine bilin ki süreç şöyle gelişmiştir. Tabii ki parantez içi bir açıklamaydı) Çünkü Allah kötüyü emretmez. Bu vahyin tamamından öğrendiğimiz genel bir kuraldır.

 Onun için Ebu Ubeyde Mamer Bin el-müsenna êmerna biçiminde okumuştur oradaki emerna’yı. Yani artırırız, o refah içinde şımarmış seçkinlerin sayısını, ya da onların gücünü artırırız. Emmerna da okunmuş o kelime, yönetici olmalarını sağlarız. Hep bu genel ilkeye vahyin genel ilkesine uygun okuyuşlardır bunlar, anlam arayışlarıdır.

 fefeseku fiyha fehakka aleyhel kavlü fedemmernaha tedmiyra ne olur sonunda, oranın şımarmış, refah içinde yüzen şımarık seçkinlerini, yani yönetici seçkinler, yine ekonomik seçkinler, ekonomi seçkinleri. Yine siyaset seçkinleri, askeri seçkinler, dini sınıf seçkinleri. Yani bunlar refah içinde şımarmış azmışsa bela ederiz diyor. Allah’ın helak süreci böyle gelişir. Bir toplum nasıl belaya ve helake doğru sürüklenir; Bunun tarihi yasasını bu ayet veriyor. Bu ayet bir yasadan söz ediyor.

 Evet, sonuç ne olur? B una rağmen, o iyiliği emretmemize rağmen onlar orada kötülük işlemeyi sürdürürlerse, artık onlar aleyhinde ki hüküm kesinleşir. Bunun ardından biz de orayı yerle bir ederiz. fedemmernaha tedmiyra.


17-) Ve kem ehlekna minel kuruni min ba’di Nuh* ve kefa Bi Rabbike Bi zünubi ıbadiHİ Habiyren Basıyra;

 Nuh’tan sonra nice kuşaklar helâk ettik… Kullarının suçlarından Habiyr ve Basıyr’dir Rabbin! (A.Hulusi)

 017 – Hem Nuh’tan sonra ne kadar karnler helâk ettik, kullarının günahlarına rabbinin habîr basîr olması yeter. (Elmalı)


Ve kem ehlekna minel kuruni min ba’di Nuh Nitekim biz Nuh’tan bu yana nice toplumları helak etmişizdir. ve kefa Bi Rabbike Bi zünubi ıbadiHİ Habiyren Basıyra zira günahları yüzünden kullarıyla başa çıkmak için her bir şeyden haberdar olup her şeyi gören rabbin fazlasıyla yeterlidir. Haydi haydi yeter, bir başkasına ihtiyacı yoktur. Rabbin onlarla baş edebilir eğer azarlarsa diyor.


18-) Men kâne yüriydül acilete accelna lehu fiyha ma neşau limen nüriydü sümme ce’alna lehu cehennem* yaslaha mezmumen medhura;

 Kim önündeki dünyayı isterse, dilemişsek, dünyada ona istediğini veririz. Sonra onun için cehennemi mekân kılarız; aşağılanmış ve uzaklaştırılmış olarak ona yerleşir. (A.Hulusi)

 018 – Her kim peşin istiyorsa ona Dünyada peşin veririz, dilediğimiz kadar istediğimize, sonra da ona Cehennemi tahsis ederiz, mezmun, matrud bir halde ona yaslanır. (Elmalı)


Men kâne yüriydül acilete accelna lehu fiyha ma neşau limen nüriyd her kim ki hemen şimdi ve burada nın geçici hazlarını tercih ederse biz de onun payını orada hızlandırır, dilediğimiz kimseye  istediğimiz kadar veririz. Evet, acile. El hayatid dünya anlamında kullanılmıştır. Çabuk olan, hemen olan, şimdi ve burada olan. Acil, mekan olarak burada, zaman olarak hemen şimdiye tekabül eder. Onun için ahiretin zıddı olarak kullanılmıştır. Yakın ve geçici dünya, kalıcı ve uzak ahret.

 Bir tasavvur inşasıdır bu. geçicinin cazibesine aldanıp ta kalıcının nitelikli nimetlerinden mahrum olma ey insan oğlu. Yani elinin ulaştığı yerdeki tenekeye tamah edipte bira uzaktaki altına onu tercih etme diyor.

 sümme ce’alna lehu cehennem* yaslaha mezmumen medhura ne ki sonunda ona cehennemi tahsis ederiz de, o oraya kınanmış ve gözden çıkarılmış biri olarak tıkılır.


19-) Ve men eradel ahırete ve sea leha sa’yeha ve huve mu’minun feülaike kâne sa’yühüm meşkûra;

 Kim de gelecek sonsuz yaşamı irade eder ve imanlı olarak onun için gerekli çalışmaları yaparsa, işte onların çalışmaları da değerlendirilir, sonucu yaşatılır! (A.Hulusi)

 019 – Her kim de Âhireti ister ona lâyık bir say’ı ne onun için mümin olarak çalışırsa işte bunların sa’ıyleri meşkûr olur. (Elmalı)


Ve men eradel ahırete ve sea leha sa’yeha ve huve mu’minun ve her kimde ahiret hayatını tercih eder, karşılığını Allah’tan alacağına inanarak orası için göstermesi gereken çabayı harcarsa feülaike kâne sa’yühüm meşkûra İşte onların bu çabası karşılığını mutlaka bulacaktır. Yani burada özellikle Allah kimsenin yaptığını zayi etmeyecektir. İması var ki Bakara suresinin 62. ayeti de zaten; Allah herkesin yaptığının karşılığını bir bir verecektir der.


20-) Küllen nümiddü haülai ve haülai min atai Rabbik* ve ma kâne atau Rabbike mahzura;

 Hepsine, onlara da bunlara da Rabbinin lütfundan göndeririz… Rabbinin lütfu sınırlandırılmış değildir. (A.Hulusi)

 020 – Hepsine imdat ederiz: hem onlara hem onlara, mahzâ rabbinin atâsından, rabbinin atâsı yasak değildir. (Elmalı)


Küllen nümiddü haülai ve haülai min atai Rabbik Hepsine birden ötekilere de, berikilere de senin rabbinin lütfunda bu dünyada zaten senin rabbinin lütfunu ulaştırmaktayız. Yani ötekilere de ulaştırmaktayız, berikilere de. Hiç kimseyi seçmeden.

ve ma kâne atau Rabbike mahzura zira rabbinin lütfu yalnız bir kesimle sınırlı tutulamaz bu dünyada. Nasıl? Herkes çabasının karşılığını görür. Ve en leyse lil İnsani illâ ma se’a (Necm/39) insan için yalnızca çalıştığının karşılığı vardır diyor ya Kur’an. İnsan için, Mümin için değil. Onun için burada Allah’ın rahmetinden bu dünyada sadece müminler değil, kafirler de pay alır. O’nun şefkati bir ananın evladına şefkatinden kat kat büyüktür.


21-) Unzur keyfe faddalna ba’dahüm alâ ba’d* ve lel ‘ahıretü ekberu derecatin ve ekberu tefdıyla;

 Bak, nasıl onların kimini kimine üstün kıldık! Elbette sonsuz gelecek boyutu, yaşam mertebeleri itibarıyla da en büyüktür, kişisel hissedişler itibarıyla da en büyüktür. (A.Hulusi)

 021 – Bak bir kısmını diğerine nasıl tafdil etmişiz ve elbette Âhiret derecatca da daha büyük, tafdilce de daha büyüktür. (Elmalı)


Unzur keyfe faddalna ba’dahüm alâ ba’d bu dünyada onların bir kısmını, diğerlerine nasıl üstün kıldığımıza bir bak. ve lel ‘ahıretü ekberu derecatin ve ekberu tefdıyla ama ahiretin payı hem nicelik olarak daha büyük, hem de nitelik olarak çok daha üstün ve değerlidir. Ey insanoğlu sen dünyanın küçük lezzetine, geçici lezzetine ve cazibesine kapılıp ta ebedi hayatını öz ellerinle mahvetme.

 Rabbim bize bu şuuru ve bu farkı kavrayacak bir aklı ihsan etsin.


“Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

 İddiamızın, davamızın, ömrümüzün tüm hasılatı ve son sözümüz Rabbimize “Hamd” dir.

About these ads
 
Yorum yapın

Yazan: 23 Mart 2012 in KUR'AN

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 164 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: