RSS

Author Archives: ekabirweb

İslamoğlu Tef. Ders. ĞAŞİYE SURESİ (01-26) (190-C)

231

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Değerli Kur’an dostları, bir sonraki suremiz Ğaşiye suresi. Ğaşiye suresi adını, ki sarıp sarmalayan manasına geliyor. Elğaşyü; sarmak, sarmalamak, kaplamak, kuşatmak. Duman gibi, bulut gibi, karanlık gibi şeylerin bir şeyi sarıp sarmalaması. Dahası; kelimenin kullanımından sarıp sarmalanan şeyin yuvarlaklığını da, küreviyetini de anlıyoruz. Burada manevi manada da kullanılabilir, maddi manada da kullanılabilir.

Suremiz ismini ilk ayetinden alıyor. İniş zamanı ihtilaflı fakat 9. yıl gibi geliyor fakire. Çünkü surenin içeriği boykotun sonlarına doğru veya boykotun hemen ardından indiği kanaatini uyandırıyor.

Konusu son saat ve kıyamet. Dünya hayatının geçiciliğini ifade ediyor sure. Yeniden dirilişi inkar edenlerin kâinat kitabını okumaya davet ediyor. Muhatabın vicdanının zincirlerini kırıp harekete geçirmeye çağırıyor. Yani vicdanın zincirlerini kırmazsa eğer o zaman vicdanı kör ve sağır olmuş olduğunu bize söylüyor. Başkası değil isterse peygamber olsun, eğer vicdanının üstünü kapatmışsa biri, ona kimsenin uyarısının fayda vermeyeceğini açıkça söylüyor sure.

Fezekkir innema ente müzekkir (21) öğüt ver, uyar. Çünkü sen öğütçüden başka, uyarıcıdan başka bir şey değilsin.

Leste ‘aleyhim Bimusaytır (22) sen onların jandarması değilsin, polisi değilsin. Aslında berceste ayetler.

Bu girizgâhtan sonra inşaAllah sureyi tefsire geçebiliriz.

 

BismillahirRahmanirRahıym

Rahman, rahiym Allah adına.

 

1-) Hel etake hadiysülğaşiyeh;

Sana Gaşiye’nin (bütün insanları örtüp bürüyen o büyük tecelli – kıyamet) haberi geldi mi? (A.Hulusi)

01 – Geldi mi sana o Gaşiye hadîsi. (Elmalı)

 

Hel etake hadiysülğaşiyeh kasvet gibi sarıp sarmalayan olayın haberi, kasvet gibi kuşatan ve bürüyen olayın haberi, sana geldi mi? Nedir bu olay. Hel etake nin cevabı buna istifham-ı takriri denilir ki, aslında soru suretinde gelse de cevaptır. Kad etani; evet bana geldi. Veya Kad etake; işte sana geldi manasına gelir aslında.

Ğaşiye Kıyametin isimlerinden bir isimdir diyor müfessirlerimizden bazıları. Oysa ki sıfattır. Dişilik “t” si ile isme dönüşmüştür, yani “t” ismiyet “t” sizidir. Bu manada surenin ismi olmuştur zaten el Ğaşiye. Ama bürüyüp kuşatan manasını daha önce zikretmiştim.

 

2-) Vucûhun yevmeizin haşi’ah;

O gün yüzler (vardır) zilletle yere bakar! (A.Hulusi)

02 – Bir takım yüzler o gün eğilmiş zillete düşmüştür. (Elmalı)

 

Vucûhun yevmeizin haşi’ah bazıları vardır o gün tir tir titremektedir, tabir caizse yıkılmıştır. Haşi’ah; hurda haş olmuştur. Ğaşiye yi şimdi öğrendik. O hesap gününün veya son saatin dehşetini ifade ediyor. Vucûhun yevmeizin haşi’ah Vucûh; vech in çoğulu. Vech; yüz demektir. Yüzler. Fakat yüz Arap dilinde de, o dilin en güzel metni olan Kur’an da da küllü kasteden cüz olarak geçer. Zatı ifade eder. Onun için Bazıları diyorum bazı yüzler değil. Bazıları vardır o gün yıkılmıştır, mahvolmuştur. Bu hesap gününün dehşetini ifade eden bir ayet.

 

3-) ‘Amiletün nasıbetün;

(Örf – âdet olarak) çalışmış (ibadet etmiş) boşa yorulmuş! (A.Hulusi)

03 – Çalışmış fakat boşuna yorulmuştur. (Elmalı)

 

‘Amiletün nasıbetün işi bitmiş eli kolu dökülmüştür. Daha ne diyeyim. Nasıl açıklayayım ki.

[Ek bilgi; Dünyada Allah’ın istediği biçimde inanmadıkları, Allah’ın istediği kulluğu yaşamadıkları için zillet içinde yüzleri önlerine düşmüş kimseler, cehennemde sürekli kendilerini yo-racak, kendilerini insanlıktan çıkaracak çok pis ve yorucu işlere sürülecekler. Dünyada gururlanarak Allah’a kulluğa yanaşmayanlar,

Allah’ın kendilerinden istediği Müslüman’ca bir hayata karşı müstekbirce bir tavır takınanlar, Müslümanlığı zor ve ağır görenler, bu tutumlarına karşılık cehennemde zincirler, kelepçeler, prangalar ve bukağılar takılmış olarak cehennemin yüksekliklerine tırmanıp, alçaklıklarına yuvarlanarak çok yorucu ve kahredici işlere sürüleceklerdir.

Dünyada Allah için en küçük bir meşakkate bile katlanamayan, Allah için çok küçük bir fedâkârlığı bile göze alamayan bu kâfirler, orada çok yorucu işlere sürüleceklerdir. Hâkka sûresinde şöyle buyruluyor:

        “Sonra cehenneme yaslayın! Sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun.”     (Hâkka 31,32)

        Yine Mü’min sûresinde de şöyle buyruluyor:

        “Kitaba ve Resullerimizi gönderdiğimiz şeylere yalan diyenler, artık ilerde bilecekler. O zaman boyunlarında zincirler ve halkalar olduğu halde sürükleneceklerdir.” (Mü’min 70-72)

Ya da bu adamlar dünyada çalışıp çabalamışlar, ama tüm amelleri, tüm yaptıkları, tüm enerjileri boşa gitmiştir. Zira amel, Allah’ın istediği biçimde olmalıdır. Çalışma, Allah’ın belirlediği yasalara uygun olmalıdır.

Kâfirler de dünyada çalışıp yorulurlar, mü’minler de. Kâfirlerin takip ettiği dinleri, hayat programları olduğu gibi, mü’minlerin de bir dinleri, bir hayat programları vardır. Lâkin birisi Allah’ın belirlediği bir kulluk programını icra adına koşturup yorulurken, ötekilerin koşturmaları, yorulmaları Allah yolunda olmadığı için onlarınkilerin tamamı boştur, boşa gitmiştir. Kehf sûresi bunu şöyle anlatır:

Ey Muhammed! “Size, amelce en çok kayıpta bulunanları haber vereyim mi?” de. Dünya hayatında, çalışmaları boşa gitmiştir, oysa onlar, güzel iş yaptıklarını sanıyorlardı.” (Kehf 103-104)

Dünya hayatında amelleri boşa giden ve insanların en zararda olanlarını size haber vereyim mi? Onların dünya hayatında tüm sa’yleri, tüm mesaileri, tüm yaptıkları ve kazandıkları boşa gitmiştir. Ya da onlar tüm çabalarını, tüm plan ve programlarını dünya adına harcamış kimselerdir. Yani bunlar dünyayı kıble edinmiş, tüm plan ve programlarını dünyayı kazanmak adına yapmışlar, dünyalık elde etmek, dünyada zengin ve başarılı olmak üzere yapmış insanlardır. Tüm yatırımlarını dünyada kalıcı ve âhirete intikal etmeyici şeylere yapmışlardır.

Dünyada zengin olmak ve dünyada başarmak onların tek amacıydı. Âhiret adına bir endişeleri yoktu. Bu yüzden hayatlarında Allah’ı diskalifiye etmişler, peygamberi unutmuşlar, kitabı, hesabı yok farz etmişlerdir. Hesabı yok farz edince de kendilerini her türlü sorumluluktan azâde saymışlar ve tıpkı hayvanlar, ipini koparmış danalar gibi sorumsuzca bir hayat yaşamışlardır. Bunu yaparken de çok iyi bir şey yaptıklarını zannetmişler, böylece hayatlarını mahvetmişler. Tüm yaptıkları boşa gitmiş, kendilerini de, kendilerine verilen imkânlarını da boşa harcamışlardır. Çünkü yaptıkları ve kazandıklarının tamamı dünyada kalmıştır. Zaten bu tür insanlar sermayelerini bile kaybetmiş insanlardır. Sermayeyi kaybeden birinin kâr etmesi de düşünülemez.

“Bunlar, Rablerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenlerdir. Bu yüzden işleri boşa gitmiştir. Kıyâmet günü Biz onara değer vermeyeceğiz.” (Kehf 105)

İşte bunlar Rablerinin âyetlerini, Rablerinin hayat programlarını reddeden ve O’na kavuşmayı inkâr eden kimselerdir. Allah’ın kendilerine yol göstermek üzere gönderdiği kitabının âyetlerini inkâr etmişler, Allah’ın âyetlerini örtmüşler, âyetleri gündemlerinden düşür-müşler, âyetlerden habersiz bir hayat yaşamışlardır. Yaşadıkları bu hayatın sonunda kendilerinden hesap sorulmayacak zannederek yaşamışlar, bu nedenle de tüm amelleri boşa gitmiştir.

Rabbimiz buyurur ki, “Biz onlar için kıyâmet günü her hangi bir tartı da tutmayacağız.” Onların amelleri asla değerlendirilmeye tâbi tutulmayacaktır. Yani, amellerinin hiçbir değeri olmayacaktır. Ne yaparlarsa yapsınlar, isterse büyük büyük ameller işlesinler, fabrikalar, yollar, köprüler kursunlar, açları doyurup çıplakları giydirsinler, değil mi ki tüm bu amellerinin yaptırıcısı Allah değildir, o halde bunların hepsi boştur. Onların dünya hayatında tüm sa’yleri, tüm mesaileri, tüm yaptıkları ve kazandıkları boşa gitmiştir. Ya da onlar tüm çabalarını, tüm plan ve programlarını zaten dünya adına yapmış, tüm enerjilerini dünya adına harcamış kimselerdir. (Besairu-l Kur’an Ali Küçük)]

 

4-) Taslâ naren hamiyeten;

Kızgın bir ateşe maruz kalır (o yüzler)! (A.Hulusi)

04 – Kızışmış bir yaslanırlar. (Elmalı)

 

Taslâ naren hamiyeh tarifi imkansız kızgın bir ateşi boylarlar onlar. Yani neden işinin bittiğini, neden elinin kolunun döküldüğünü anlıyoruz. Tarifi imkansız kızgın bir ateşi boylayacaklar. Naren hamiyeh; Yani Taslâ aslında bir önceki surede açıklamıştık. Yaslanacak, kızgın bir ateşi tutuşturmak için kullanacak Allah bu tipleri diyor. Naren hamiyeh aslında hamiyeh insanı içinden tutuşturan ateş manasına gelir.

Humma da oradan gelir. Ateşli hastalık, humma. İnsanın içini yakan. Bu iç tabii beden olmadığı için bu iç aslında manevi iç. Yürek yakan bir ateştir bu. Yüreği düşünün ki cehennem olmuş. Demek ki aslında insan cennetini de kalbinde taşıyor, cehennemini de kalbinde taşıyor. Ya rabbi kalplerimizi cehennem kılmaktan koru.

 

5-) Tüska min ‘aynin aniyeh;

Kızgın bir kaynaktan içirilirler! (A.Hulusi)

05 – Kızgın bir memba’dan sulanırlar. (Elmalı)

 

Tüska min ‘aynin aniyeh nasıl çevireyim, zehir gibi bir umutsuzluk pınarından içerler. Zehir gibi min ‘aynin aniyeh; zehir gibi bir umutsuzluk pınarından sulanırlar, içerler. 

          [Atlanan ayetler; (6-7)

6-) Leyse lehüm ta'amün illâ min dariy'ın;

Onlar için Dari' (zehirli - yırtıcı bir diken?)den başka yiyecek yoktur. (A.Hulusi)

06 - Yiyecekleri yok ancak bir darî'. (Elmalı)

 

Kur'an ın bazı yerlerinde, cehennemliklerin zakkum ve irin'den başka yiyeceklerinin olmadığı ifade edilirken, burada kuru bir diken'den başka yiyeceklerinin olmadığı anlatılmaktadır. Bu iki farklı ifade arasında bir çelişki yoktur, çünkü cehennemde farklı farklı dereceler vardır. Cehennemliklerin suçlarına göre, yani her suç için, ayrı bir azabın verilmesi söz konusudur. Şu şekilde de anlaşılması mümkündür. Onlar zakkum yemekten kaçınacaklar ve onlara irin verilecektir. Ondan da kaçınacaklar ve bu kez onlara yemeleri için kuru diken verilecektir. Kısaca onlara sevdikleri bir yiyecek verilmeyecektir. (Ebu-l ‘Ala Mevdudi-Tefhimu-l Kur’an)

“Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur.” Tek gıdaları şüpheler ile hiçbir yarar sağlamayan, bilakis rahatsızlık veren demagoji, ihtilaf, safsata gibi ilimlerdir. (İbn. Arabi-Tevilat)

 

7-) Lâ yüsminu ve lâ yuğniy min cu'ın;

Ne besler ne de açlıktan kurtarır. (A.Hulusi)

07 - Ne besler ne açlıktan kurtarır. (Elmalı)

 

“Allahu Teâlâ cehennemliklere cehennem azabına denk bir açlık duygusu verir. Onlar da acıyla yardım isterler. Kendilerine Dari ile yardım edilir. Onlar sonra tekrar yardım isterler ve kendilerine boğazlarından geçmeyen bir yiyecekle yardım edilir. Dünyada iken bu tür şeyleri boğazlarından su ile geçirdiklerini hatırlarlar ve su aramaya başlarlar. Allah da onların susuzluğunu iyice şiddetlendirir, sonra onlara kaynar sıcak sudan zorla ve sıkıntı ile içirir. Suya yüzlerini yaklaştırdıkları zaman yüz derileri soyulur. Pişer ve kızarır. Bu su karınlarına gittiği zaman orayı paramparça eder.” (Hazin tefsiri 6/498)(Besairu-l Kur’an- Ali Küçük)

“O ise beslemez…” nefse güç vermez, “açlığı gidermez…” nefsin isteğini, hırsın bilme ve araştırma dürtüsünü tatmin etmez. Bedbahtlardan bazı kimselerin zehirli, kuru diken şeklindeki yiyecekleri suretinde haşredilmeleri de mümkündür. Bazılarının zakkum dikeni, bazılarının da irin suretinde haşredilmeleri gibi. (İbn. Arabi- Tevilat/2)}

 

8- ) Vucûhun yevmeizin na'ımetün;

O süreçte nimetin eseri görülen nice yüzler de (vardır). (A.Hulusi)

08 - Bir takım yüzler de o gün mesuttur. (Elmalı)

 

Vucûhun yevmeizin na'ımeh fakat o gün buna mukabil böyle bir dünya var o ahirette. Bir başka dünya daha olacak. Bu kötülerin dünyası, bir de iyilerin dünyası olacak; O dünyayı da Kur’an ımız mesani; çift kutuplu özelliği ile nasıl izah ediyor, nasıl açıklıyor, nasıl ele veriyor.

Vucûhun; bazıları da vardır, tabii kelime lafzen kelime manasıyla bazı yüzler. Ama bazıları da vardır o gün yevmeizin na'ımeh nimete gark olmuşlardır. Nimete boylarına kadar batmışlardır tabir caizse. Her bir hücreleri nimetin lezzetiyle sevinmektedir.

 

9-) Lisa'yiha radıyetün;

(Hakkıyla yaptığı) çalışmalarının getirisinden razıdır! (A.Hulusi)

09 - Sayinden hoşnuttur. (Elmalı)

 

Lisa'yiha radıyeh öyle bir nimet ki bu, aslında gayretinin meyvesinden hoşnut olmuştur. Lisa'yiha radıyeh bu nimet gayretinin meyvesidir manasına gelir. Gayretinin meyvesinden razı olmuştur, hoşnut olmuştur.

 

10-) Fiy cennetin 'aliyeh;

Âli bir cennettedir! (A.Hulusi)

10 - Yüksek bir Cennette, (Elmalı)

 

Fiy cennetin 'aliyeh kendini tarifsiz bir cennette, yüce bir makamda bulacaktır bu güzel insanlar, cennetlikler, iyiler.

 

11-) Lâ tesme'u fiyha lağıyeh;

Orada boş laf işitmez. (A.Hulusi)

11 - Ki onda lağviyyattan bir kelime işitilmez. (Elmalı)

 

Lâ tesme'u fiyha lağıyeh orada boş bir lakırdı işitilmeyecek, işitmeyecektir. Aslında cenneti anlamdan ve amaçtan yoksunmuş gibi tasavvur etmeyi reddediyor bu ayet. Hani Yasin suresinde var ya; fiy şüğulin fâkihun. (Yasin/55) orada insanlara zevk veren bir meşgale vardır. Yani bazıları haddini bilmezcesine; Yahu boş otura otura ye iç yat sıkılırız falan diyecekse, böyle gevezelik yapmasınlar. Orada meşgaleler zorunlu değil, insan kendine lezzet veren, zevk veren, kendine neşe veren işi yapmakta serbest olacak. Evet, fiy şüğulin fâkihun bu. Dolayısıyla bu ayetle o ayeti yan yana okuyabilir, anlayabiliriz.

 

12-) Fiyha 'aynün cariyetün;

Orada (daim) akan bir kaynak (ilim ve kudret) vardır. (A.Hulusi)

12 - Onda carî bir memba', (Elmalı)

 

Fiyha 'aynün cariyeh Evet, yine orada şırıl şırıl akan, hiç kesilmeyen bir mutluluk gözesi, mutluluk pınarı olacak. Neden mutluluk pınarı diye çevirdim? Yani gözleri dünyada pınar oldu Allah’ın rızasını kazanmak için madem, çünkü cennette verilen her bir nimet dünyada ki bir zahmetin, ya da bir emeğin karşılığı. Karşılığı dedimse bedeli değil ödülü.

Dünya da ne olmuş olabilir orada ki muhteşem gözeler, su gözeleri, tarifi imkansız gözelerin, gözünü dünyada Allah için pınar etmişse, günahına ağlamakta pınar etmişse, mazlumların haline ağlamakta pınar etmişse rabbimiz de orada cennetten onun için biz göz, ‘aynün; Göz hem bu göze, hem de tarifsiz suyun çağladığı bir su gözüne delalet eder.

 

            13-) Fiyha sürurun merfû'atün;

            Orada yükseltilmiş tahtlar vardır. (A.Hulusi)

            13 - Onda yüksek serîrler, (Elmalı)

 

Fiyha sürurun merfû'ah Orada sevinç ve huzur kaynağı yüce makamlar bulunacak. Neden? Biraz önceki açıklamamızın devamı olarak; zira huzuru hazda değil hayırda görmüştü dünyada. Dünyada huzuru hayırda gördüğü için orada da rabbimiz onun karşılığını verecek. Dünyada huzuru hayırda değil de hazda görenler ahirette ondan mahrum kalacaklar. Çünkü haz huzur getirmez ki. Haz huzur getirseydi eğer günah işleyenlerin ebedi ve en büyük huzura kavuşması lazımdı. O zaman uyuşturucuyla uçanlar huzurun dibini bulmuş olması lazım. Komik geliyor değil mi? Bir şeyin huzur verebilmesi için onun elden çıkmama garantisi olması lazım. O da mutlak huzurun sadece ahirette olduğunu gösterir.

[Ek bilgi; İlahi isimlerin mertebelerinden tahtlar vardır. Bunlara ulaşmanın şartı ise, İlahi sıfatlarla sıfatlanmaktır. Değerleri ise cismani mertebelerden çok üstündür.(İbn. Arabi Tevilat)]

 

14-) Ve ekvabün mevdû’atün;

(Yerlerine) konulmuş testiler, (A.Hulusi)

14 – Konulmuş küpler, (Elmalı)

 

Ve ekvabün mevdû’ah Evet, her an orada içime hazır dolu dolu tarifsiz kupalar bulunacak. Ekvab; kûb, bazen de ke’s gelir. Ke’s geldiği zaman anlarız ki kadeh. Kûb geldiği zaman kupa. Belki kadehlerin doldurulduğu ana sürahilerden söz ediliyor da olabilir.

 

15-) Ve nemariku masfûfetün;

(Arkalarına) sıra sıra dizilmiş yastıklar, (A.Hulusi)

15 – Dizilmiş koltuklar, yastıklar, (Elmalı)

 

Ve nemariku masfûfetün (Bir sonraki ayetle birlikte)

 

16-) Ve zerabiyyü mebsûseh;

(Altlarına) yayılmış yaygılar (vardır). (A.Hulusi)

16 – serilmiş nefîs döşemeler(Elmalı)

 

Ve nemariku masfûfetün (15) Ve zerabiyyü mebsûseh Evet, yan yana dizilmiş minderler ve serilmiş halılar.

Burada cennetten söz ediliyor. Cennetten söz edilen her yerde sözün bittiği yerdir. Cennet tasvir ediliyorsa orada hangi söz bitmez ki. Hani Secde/17 ayetinde ifade edildiği gibi.

Fela ta’lemü nefsün ma uhfiye lehüm min kurreti a’yün. (Secde/17) orada cennetli mü’min i hangi göz kamaştırıcı sürprizlerin beklediğini kimse bilemez, asla tahayyül bile edemez, tasavvur bile edemez. Kim bilebilir ki? Hani efendimiz de bu ayeti tefsir sadedinde öyle buyuruyordu ya; ‘adettü li ibadis salihiyn salih kullarım için orada öyle güzel nimetler hazırladık ki mâ lâ ‘aynün ra’ed hiçbir göz onu görmedi, hiçbir kulak onu duymadı. Ve lâ hatara ‘alâ kalb-i beşerin. Hiçbir beşerin, insanın aklına öylesi gelmedi.

Daha nasıl olsun, nasıl vasfedilsin ki. Zaten baksanıza, bakın şu kelimelere; ‘aynün cariyetün, sürurun merfû’atün, ekvabün mevdû’atün, nemariku masfûfetün, mebsûsetün. Daha ne olsun, hepsi nekira, hepsi belirsiz “lam” ı tarif yok, el takısı yok. Bu ne demek? Akla hayale gelmedik demek. Bizim bildiğimiz türden değil demek, sizi gördüğünüz türden değil demek. Kimse bunu tarif edemez demek, sizin bildiğiniz cinsten değil demek. Evet, Bu sanırım yeter.

 

17-) Efela yenzurune ilel’İbilli keyfe hulikat;

Bakmıyorlar mı el İbil’e (yağmur yüklü bulutlara) nasıl yaratılmış? (A.Hulusi)

17 – Ya hâlâ bakmazlar mı o deveye: nasıl yaratılmış? (Elmalı)

 

Efela yenzurune ilel’İbilli keyfe hulikat onlar bakmıyorlar mı yüklü yüklü bulutlara nasıl yaratıldı. Veya el’İbil mecazen bulut manasına gelir, bu bağlamla uyumlu olduğu için mecazi bulut manasını tercih ettim, deve manasına da gelir. Onlar deveye bakmıyorlar mı. Çünkü peşinden sema geliyor, bulut daha uyumlu bağlama.

 

18-) Ve ilesSemâi keyfe rufi’at;

(Bakmıyorlar mı) semâya, nasıl ref’olunmuş (nasıl uzay oluşmuş)! (A.Hulusi)

18 – Ve o göğe: nasıl kaldırılmış? (Elmalı)

 

Ve ilesSemâi keyfe rufi’at yine bakmazlar mı onlar sema, gök nasıl dikildi, nasıl bina edildi.

 

19-) Ve ilelcibali keyfe nusıbet;

(Bakmıyorlar mı) dağlara, nasıl yerleştirilmiş! (A.Hulusi)

19 – Ve o dağlara: nasıl dikilmiş? (Elmalı)

 

Ve ilelcibali keyfe nusıbet yine bakmazlar mı onlar dağlar nasıl kazık gibi yerleştirildi, nasıl ihkâm edildi, tahkim edildi.

 

20-) Ve ilel’Ardı keyfe sutihat;

(Bakmıyorlar mı) arza, nasıl döşenmiş! (A.Hulusi)

20 – Ve o Arza nasıl satıhlanmış? (Elmalı)

 

Ve ilel’Ardı keyfe sutihat ve yine onlar bakmazlarmı ki yer yüzü nasıl yayıldı, nasıl genişletildi, satıh kılındı. Veya biyosfer tabakası nasıl döşendi. Canlı tabaka olan yarım ile 1 m. lik bir canlı örtüsü var. elbisesi yer yüzünün. O canlı elbiseyi alın yer yüzünden canlı adına hiçbir şey kalmaz. 1 m. den fazla indiğinizde orada canlılık yok, organik hayat bitiyor. İşte o tabakayı Allah nasıl elbise gibi giydirdi manasına da gelir.

Bu sutihat; yayıldı. Vadiler, bir kürenin alanını genişletmek için ne yaparsınız? Orada engebeler yaparsınız. Zirveler ve vadiler. Eğer zirveler ve vadiler yapmışsanız o kürenin yüz ölçümünü 2 katına çıkarabilirsiniz. Rabbimizin nimetine bakın. Bize ne hatırlatılıyor. Evet, orayı nasıl yaydı, alanını nasıl insan oğlu için genişletti.

 

21-) Fezekkir innema ente müzekkir;

HATIRLAT; çünkü sen ancak bir hatırlatıcısın (hakikatlerini hatırlatmak için irsâl oldun)! (A.Hulusi)

21 – haydi ihtar et; sen şimdi sırf bir öğütçüsün., (Elmalı)

 

Fezekkir innema ente müzekkir o halde bütün bu nimetler ey yer yüzünün büyük misafiri olan insan, misafirhanenin sahibi olan Allah bu misafirhaneyi senin için böylesine döşedi. Fezekkir innema ente müzekkir o halde sen de hatırlat, bunları hatırlat. İnsanoğluna bu gerçekleri hatırlat İnnema ente müzekkir; çünkü sen hatırlatıcıdan başka bir şey değilsin, uyarıcıdan başka bir şey değilsin. Öğüt ver, hatırlat, uyar.

 

22-) Leste ‘aleyhim Bimusaytır;

Onlar üzerine musallat olan zorba değilsin! (A.Hulusi)

22 – Üzerlerine musallat değilsin. (Elmalı)

 

Leste ‘aleyhim Bimusaytır ama asla onların üzerinde bir jandarma değilsin. Evet, Mürtedin hükmüne girmek lazım mı bilmiyorum burada. Bu ayetler nesh edilmiştir der bazı ulemamız. Tabii ki savunulamaz bir teoridir bu, doğru da değildir. Zira bu ayetlerin nesh edildiğini, mürted’in klasik fıkıhtaki hükmünü savunmak için söylemek, Bakara/256. ayetini nereye koyalım o zaman. Onu görmezden gelmek anlamına gelir. Nedir 256. ayeti bakaranın;

Lâ ikrahe fid Diyni kad tebeyyenerrüşdü minel ğayy… (Bakara/256) zorlamanın hiçbir türü dinde yoktur. Artık iyilik kötülükten, Hakk batıldan seçilip ayrılmıştır. femen yekfür Bittağuti ve yu’min Billâhi fekadistemseke Bil urvetil vüska ila ahir.. kim Allah’a iman eder ve tağutu, Allah dışında ki Allah’lığa kalkmış veya Allah’tan rol çalan otoriteleri reddederse o kopmaz bir kulpa, sağlam bir kulpa yapışmıştır. İşte bu ayet Bakara suresinde, bakara suresi de ittifakla Medine de nazil oldu.

O zaman nesh görüşü asla kabul edilebilir değil. Zorba değilsin derken mensuh olması, zorba değilsin demenin hükmünün geçersiz olması ne demek ki. Yani artık zorbalık yapabilirsin manasına mı gelecek. Bu doğru olur mu (haşa) Böyle anlaşılabilir mi? Zorbalık hiçbir zaman yapamaz, yapmaz. Değil zaten. Onun için bunu nesh etmek, bunun hükmünün iptal olduğunu söylemek artık bundan sonra zorbalık serbesttir manasına gelecek. Elbette bunlar doğru değil. Dolayısıyla mürted in hükmünü bakara/217. ayeti zaten vermiş.

ve men yertedid minküm an diynihî feyemut ve huve kafirun fe ülâike habitat a’malühüm fiyddünyâ vel âhireh.. (Bakara/217) Kim Allah’ın dininden gerisin geri döner, o halde ölür, kafir halde ölürse o dünyada da ahirette de yaptıkları boşa gitmiştir. Bu kifayet eder zaten.

[Ek bilgi; “Sen öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin.” ayetleri ara açıklama mahiyetindedir. Yani, senin görevin, hatırlatıp öğüt vermektir, galibiyet kurup ezmek değildir. Bu bakımdan, şu ayetlere benzer bir anlama sahiptir: “Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin.” (Kasas, 56) “Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin.” (Kaf, 45) 22 (İbn. Arabi Tevilat)]

 

23-) İlla men tevellâ ve kefere;

Ancak kim yüz çevirir ve küfür ederse (hakikati inkâr – reddederse), (A.Hulusi)

23 – Ancak tersine giden ve küfr eden başka. (Elmalı)

 

İlla men tevellâ ve kefer ancak, İlla men tevellâ ve kefer yüz çeviren ve inkar eden, yani sırtını dönen ve inkâr edenler olacaktır manasını verirsem sanırım bağlamla birebir uyumlu olur. Yani sen ne kadar davet edersen et, hatırlatırsan hatırlat, bir kısmı çıkacak, sırtını dönecek ve inkârda direnecektir. Evet, hakikate sırt dönenler mutlaka olacaktır.

 

24-) Feyu’azzibühullahul’azâbel’ekber;

Allâh onu, en büyük azap ile azaplandırır! (A.Hulusi)

24 – Ki Allah onları en büyük azâb ile ta’zib edecek. (Elmalı)

 

Feyu’azzibühullahul’azâbel’ekber ama senin jandarmalığına ihtiyaç yok, çünkü Allah onlara en büyük azabı, daha doğrusu, en büyük mahrumiyeti tattıracaktır. Kendinden mahrum edecektir, rahmetinden mahrum edecektir. Bundan büyük bela mı olur. Bundan büyük azap mı olur.

 

25-) İnne ileyNA iyabehüm;

Muhakkak ki bizedir onların dönüşleri. (A.Hulusi)

25 – Muhakkak onlar döne dolaşa bize gelecekler. (Elmalı)

 

İnne ileyNA iyabehüm bakın sözün özü bütün bu uyarı ve ilahi hatırlatmaların arkasından rabbiniz; ey insanlık, ey ilk muhatap olan nebi ve ey tüm muhataplar. Size diyor ki; ileyNA iyabehüm onların dönüşü banadır, dönüp dolaşıp gelecekleri yer benim huzurumdur.

 

26-) Sümme inne ‘aleyNA hısabehüm;

Sonra muhakkak ki bize aittir yaptıklarının sonucunu yaşatmak! (A.Hulusi)

26 – Sonrada muhakkak bize hesap verecekler. (Elmalı)

 

Sümme inne ‘aleyNA hısabehüm yine bakın, aklınızdan hiç çıkarmayın ki bize düşen onları hesaba çekmektir. Veya onları hesaba çekmek bize düşer. Yani testiyi kıranla suyu getireni bir tutmamı kimse beklemesin. O zaman hesabını göreceğim. Burada uyarıyorum, zaten akıl vererek uyardım. Fıtratlarını İslam fıtratı üzere kıldım. Bu da yetmedi peygamberler gönderdim, kitaplar gönderdim ve içlerine sağ duyuyu yerleştirdim. Vicdan diye hazır bir yol gösterici koydum. İçlerine de peygamber yerleştirdim vicdan diye, akıl diye.

İmam Cafer’in dediği gibi; Akıl insanın içinde ki peygamber, peygamber insanın dışında ki akıldır sözü ona atfedilir ne kadar doğru bilmiyorum. Ama sözün kendisi çok doğru. Dolayısıyla eğer onlar bütün bunlara ihanet ettilerse hainlerin yeri, sadıkların yanı olmayacaktır.

Rabbim kendisine ihanet edenlerden etmesin. Rabbim, hakkını teslim edenlerden etsin. Çünkü İslam Allah’ın hakkını teslim etmek, Müslüman da Allah’ın hakkını teslim etmek için Allah’a teslim olan insan demektir. Rabbim hakkını teslim edenlerden ve hakkını helal ettiklerinden kılsın bizleri.

 

Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

            Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

 

 

 
Yorum yapın

Posted by 25 Temmuz 2014 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 147 takipçiye katılın