RSS

Yazar arşivleri: ekabirweb

İslamoğlu Tef. Ders. ‘ADİYAT SURESİ (01-11 (195-C)

231

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Değerli Kur’an dostları bu derste 3. suremiz ‘Adiyat suresi. ‘Adiyat suresi 100. sure elimizdeki mushafta. Adını ilk ayetinden alıyor. Aslında düşmanca saldırılar diyebiliriz, yani fakir öyle manalandıracağım. Diyeceksiniz ki peki başka manalandırmalar da mümkin mi? Evet, çünkü bu ilk ayetler

Vel ‘adiyati dabhân, Fel mûriyati kadhân, Fel muğıyrati subhan, Feeserne Bihi nak’ân, Fevesatne Bihi cem’an (1-5) bu ilk 5 ayet aslında mevsufu olmayan sıfatlar, mevsufu yok, ne takdir ederseniz. Dolayısıyla mevsufunu rabbimiz bizim feraset, basiret, ilim, derinlik ve aslında emeğimize bırakmış. Kur’an a emek vermemizi istiyor rabbimiz. Tabii bu emeği verirken bilgi olacak, bu ayetlerin ayak bastığı yerde ne var, yani zeminde ne var, dış bağlamda ne var yani nüzül ortamında ne var onu bileceğiz ki bu ayetlerin mevsufu olmayan sıfatların mevsufları neler onu bilelim. Bunda hikmetler vardır bu söylediklerime ilave edilecek hikmetler de vardır.

Zamanı Mekki, hatta ilk surelerden Asr suresi ile Kevser suresinin arasına yerleştirmişler ilk tertip sahipleri. Gizli davet dönemine denk geliyor bizce yani 2. yılla tarihlendirebiliriz. İbn. Abbas tertibinde ilginç bir şey 112. sıraya yerleştirilmiş. Çok ilginç gerçekten yani bazen böyle yol kazalarımı desek ne desek oluyor. Bilmiyorum bunu gerçekten Tercüman-ı Kur’an olan İbn. Abbas mı yerleştirdi, yoksa ona izafe edilen bir şey mi ama sıralamada 112. sırada duruyor. Yani ta en son nazil olanlar hizasında. Tabii ki isabetli değil, çünkü surenin hem üslubu, hem dokusu, hem ses sistemi, hem de efendim konusu bize ben Mekki yim diye haykırıyor.

Konusu Allah insan ilişkileri kasem “vav”ıyla başlıyor yani yemin “vav”ıyla. Yemin “vav” ı aslında hayret vurgusunu taşıyor burada. Klasik tefsircilerimiz yemin “vav” larını ki 16 sure yemin “vav” ıyla başlar Kur’an da Vedduha gibi, Velfecr gibi. Bu 16 sureyi de incelediğimizde yemin “vav” larının tazim anlamına gelmediğini klasik tefsirimizin iddia ettiği gibi, aksine bu yemin “vav” larımızın bazı yerde teaccüb, bazı yerde tahkik, bazı yerde de temkin manasına geldiğini yani üzerinde durmamız, üzerinde durup düşünmemiz, tefekkür etmemiz istendiğini görüyoruz.

Burada gerçekten de hayret vurgusu var. Maksat insan vicdanını harekete geçirmek aslında, tüm dert bu. İnsan vicdanı harekete geçsin ve göz göre göre ateşe gitmesin, Allah’ın kulları yanmasın. Rabbimizin şefkatinin, merhametinin bir ifadesi bu, vahiy bir gök sofrası önümüze inmiş. Hesap günü gerçeği ile muhatabı sarsmak istiyor bu sure. Zira vicdan ancak bu sayede diri kalabiliyor, vicdan ancak bu sayede diri ve uyanık kalabiliyor. İnsan ancak bu sayede insanlığını koruyabiliyor. Mevsufsuz sıfatlardan örülü ilk 5 ayet şunlara delalet edebilir.

1 – Savaşa yorumlanamaz zira ilk yıllar geleceğe işaret eden dilsel bir karine de yok. Hem ilk yıllar bu ayetlerin, bu surenin indiği yıl. İlk yıllarda savaştan söz edemeyiz, bırakın savaşı, meşru müdafaadan bile söz edemiyoruz kaldı ki savaş. Dahası dilsel bir geleceğe işaret eden karine de yok yani şimdiki savaştan değil de gelecekte ki savaştan ihbar ediyor desek, önceden haber verme kabilinden desek o da yok. O zaman onu geçiyoruz. Geriye kaldı bir ihtimal , o da nedir? İnkarcı muhatapların tepkilerini veriyor bu ayetler. Fakire göre bu tip mevsufsuz sıfatlar Kur’an ile bir biçimde dolaylı ya da doğrudan alakalıdır, zaten şu ana kadar hep öyle tefsir ettim. Bu da usulümün dışına çıkmayacak. Sözün özü insanın vicdanı gerçeği haykıracak. Nasıl haykıracak?

Ve hussile ma fiys sudûr (10) göğüslerin özü ortaya serilecek ayetinde buyurduğu gibi. Şimdi surenin tefsirine geçebiliriz.

BismillahirRahmanirRahıym

1-) Vel ‘adiyati dabhâ;

Andolsun o nefesleri zorlanarak (dünyalık biriktirmek için) koşan (azgın atlara benzer insanlara), (A.Hulusi)

01 – O harıl harıl koşular koşan. (Elmalı)

Vel ‘adiyati dabhân Allah şahittir. “vav”ı kasemin karşılığı bu. Allah şahittir. Neye? Vahye nefretle saldıranlara. Takdir etmek zorundayız, çünkü mevsufu yok sıfat var. Yani nitelik var nitelenen yok. Bu nitelik hangi nitelenene ait, bu niteleme ile ne niteleniyor o yok. Yani bu niteliğin öznesi burada belirtilmemiş biz onu takdir edeceğiz. Bu özne dedim klasik tefsirimizin dediği gibi.

Mesela ne demiş klasik tefsirimiz bunlara? Bedir de ki mü’min savaşçıların atları demiş atlar. İbn. Abbas böyle tefsir etmiş Hz. Ali bu tefsiri duyunca İbn. Abbas’ı ilk gördüğü yerde bilmediğin şey hakkında konuşuyorsun, yanılıyorsun demiş. İslam’da yapılan ilk Bedir savaşıydı, Bedirde de sadece 2 at vardı. Huzeyfe’nin ve Miktad’ın, yanlış hatırlamıyorsam bu iki isim bunların atları başka atımız yoktu. Dolayısıyla hangi atlardan bahsedecek. Onun için Hz.İbn. Abbas’a Hz. Ali’nin bu itirazı gerçekten yerinde. Yine Hac’dan bahsettiğini söylemişler, hacı kafilelerinden. Daha vahyin ilk yıllarındayız ne haccından bahsedebiliriz. Geleceğe ilişkin bir dil karinesi de yok zaten, dilsel bir delil de yok.

O zaman Vel ‘adiyat ne demek; ‘Adiyat, ‘aduv, ‘udvan, ‘adavet. Yani kelime düşmanla alakalı onun için bu düşmanla alakalı bir ifade olmalı, düşmanı tarif eden bir ifade olmalı. Yine dabhân göğüste ki hırıltı ve hışıltıya denir. Yani hışımla gelen bir insanın içinden hırıltı gelir ya, veya havlayacak olan köpek hırlar ya ona dabh deniyor. Vahye saldırı işleniyor aslında bu ayetlerde.

Nasıl çevireceğiz o zaman; Vahye nefretle saldıranlara Allah şahittir, vahye karşı hırlayanlara Allah şahittir.

2-) Fel mûriyati kadhâ;

(Koşuşurken hırsından, öfkesinden) çakıp ateş çıkaranlara, (A.Hulusi)

02 – Çakarak da ateşler saçan. (Elmalı)

Fel mûriyati kadhân ve içinde ki öfke ateşiyle etrafı tutuşturanlara Allah şahittir. Mûriyat; tutuşturmak, tutuşturanlar demektir. Kadhan; aslında öfkenin ateşi manasını verdiğim bu kelime bir ateşi körüklemek, bir ateşi daha da azdırmak, kışkırtmayı ifade ediyor birlikte.

Ebu Leheb’i hatırlayalım, Allah resulü toplamıştı tebalarını ve size şu dağın arkasında bir düşman var desem ne dersiniz demişti. Sen el eminsin, senden hiç yalan duymadık, doğru söylüyorsun deriz ve tedbir alırız demişlerdi. Peki yarın sizi bekleyen bir hesap günü var ve ben Allah tarafından gönderilmiş bir elçiyim sizi uyarıyorum desem ne dersiniz deyince herkes dona kalmış, üvey amcası Ebu Leheb; Tebben nek, elin kurusun bizi bunun için mi buraya topladın demişti.

Evet, bu öfkeyi bundan daha güzel nasıl ifade edebilirsiniz işte öfke size. Nasıl kuduruyorlar, nasıl saldırıyorlar, nasıl hınçla ve nefretle saldırıyorlar. Saldırdıkları şey aslında vahiy idi. Yani “sen iyi bir çocuktun” Ebu Leheb’in iç dünyasında “sana ne oldu böyle vahiy dediğin şey sana geldikten sonra sen böyle oldun.” demeye getiriyorlardı, yoksa geçmişinde iyi olduğunu hiçbir kimse, hiçbir düşmanı inkar etmedi. Yani zaten sen eskiden de böyleydin diyen hiç çıkmadı. Dolayısıyla sana bir şeyler oldu yani sen delirdin diyenler çıktı, sen mecnun oldun diyenler çıktı, sana cinler uğradı diyenler çıktı, sana bir şeyler oldu diyenler çıktı ama sen eskiden de böyleydin diyen hiç kimse çıkmadı. Onun için bu düşmanlığı bu kini aslında vahye, vahye olan kin de Allah’a kindi. Çünkü vahye itiraz Allah’a itirazdır.

3-) Fel muğıyrati subha;

Sabahın seherinde akına kalkıp, (A.Hulusi)

03 – Ve sabahleyin baskın basan. (Elmalı)

Fel muğıyrati subhan ve kasıp kavuran bir kinle sabahlayanlara Allah şahittir.

Velid Bin Muğire’yi hatırlayalım, kasıp kavuran bir kinle sabahlamak. Allah resulü davetine başladıktan sonra sabahlara kadar uyuyamazdı bu adam, uykularını kaybetmişti, kendince tedbir düşünüyordu. Uykularını kaybetmişti çünkü vahyi dinlediği zaman rengi alı al, moru mor oluyordu. Hatta kendi iç dünyasında korkunç bir çelişki yaşıyordu.

Evet, İnnehu fekkere vekadder o düşündü , taşındı, ölçtü biçti Fekutile keyfe kader. kahrolası nasıl da ölçtü biçti nasıl da yamuk ölçtü, terazisi kilosu metresi nasıl da yamuktu. Sümme kutile keyfe kader. (Müddessir/18-19-20) bir daha kahrolası nasıl da yamuk ölçtü biçti. İşte böyle. Zaten kahroluyorlardı, kahrolası demesi Kur’an ın aslında kahrolduklarını da gösteriyor.

4-) Feeserne Bihi nak’â;

O hırsla ortalığı toza bulayanlara, (A.Hulusi)

04 – Derken savurup da bir toz duman. (Elmalı)

Feeserne Bihi nak’ân tozu dumana katarak ortalığı bulandıranlara Allah şahittir. Feeserne Bihi nak’ân onlardan biri Ömer’di mesela. ResulAllah; Min ehadil Ömerayn demişti değil mi İki Ömer den birini ya rabbi. Neden iki Ömer? Çünkü cinsti, kafirken de cinslerdi Müslüman olurlarsa İslam’da da cins olurlardı, evet öyleydi. Tıpkı efendimizin buyurduğu gibi en nasü meadinü Hıyarun fiyl cehliyye fe hıyaruhüm fiyl İslam. İnsanlar madenlere benzer cahiliye de hayırlı olanı yani cahiliye de karakterli seciyeli olanı İslam’da da olurdu. Ebu Cehil Bedir’e çıktı çarpıştı ve yiğitçe öldü. Ama Ebu Leheb lejyoner , paralı asker gönderdi.

Fark bu. Yani gavur var, gavurcuk var. Şahsiyetsiz gavur var, şahsiyetli gavur var böyle de diyebiliriz. Yani aslında bize bunları bir nebze gösteriyor, ayırt etmemizi sağlıyor.

Feeserne Bihi nak’ân tozu dumana katarak ortalığı bulandıran. Hz. Ömer Müslüman olmadan önce ben bu adamı öldürüp Mekke’de ki ikiliği ortadan kaldıracağım diye yemin etmişti ve evinden hışımla çıkmıştı. Yolda kendisini arkadan, kendi kabilesinden biri ama Müslüman olduğunun farkında değil henüz o adamın, Ömer’in hışmını görünce onu konuşturdu, niyetini anlayınca kardeşlerini ele verme pahasına Resulallah’ı kurtarmak istedi. Yani bir tür ResulAllah’ı savunmak için kardeşlerini ele verdi. Sen önce git dedi eniştenle bacının işini gör çünkü onlar da iman ettiler, Ömer’in haberi yok. Vardığında içerden Kur’an sesleri geliyordu. Kardeşi Fatıma binti Hattab’ın evinden. Eniştesi Sa’îd bin Zeyd bin Amr bin Nüfeyl, eşi. Ve kapıyı yumrukladı, Kapı açıldığında telaşla sakladılar. V e neydi o duyduğum sesler. Karma karışık, Ömer’in içi yangın yeri gibi geliyor gidiyor, bir aydınlık bir karanlık ve orada birkaç tokat aşketti kardeşine, eniştesine de saldırdı. Ama bir taraftan da iç dünyasında gelgitler yaşıyordu. Ve en sonunda çıktı o Kur’an parçası Tâhâ suresi okunuyordu. Ömer Tâhâ suresinin ayetlerini dinledikçe karanlık yüreğine güneş doğmaya başladı, vahiy onu da feth etmişti ve o anda, oracıkta öldürmeye gelen Ömer dirildi ve Allah resulüne vardığında zaten niçin vardığını bilerek varmıştı. Dolayısıyla işte tozu dumana katmak, bir tanesinin hikayesi bu, ilginçtir.

5-) Fevesatne Bihi cem’a;

Böylece o hâl ile halkın içine dalanlara (çok yazık)! (A.Hulusi)

05 – Bir derneği o demde ortalayan: kuvvetlere kasem eylerim ki. (Elmalı)

Fevesatne Bihi cem’a Nihayet bir düşmanlıkla, bu düşmanlıkla hatta toplumun ortasına destursuz dalanlara Allah şahittir. Başa, évav” ı kaseme hep atfetmemiz lazım. Yani bu düşmanlıkla toplumun ortasına dalıp destursuz dalanlara Allah şahittir.

[Ek bilgi; İkrime demiştir ki: süngüler, silahlardır. Buna göre zamanımızın ateş saçan silahları hiçbir mecaz düşünmesine hacet kalmaksızın bunda öncelikle dahil olmuş bulunur. Özellikle sûrenin Mekkî olması rivayetine göre, o zaman Müslümanlar da ne at, ne de silah olmadığı için bu âyetler bütün geleceğe ait demek olacağından bu mânâ ve şümul daha açıktır. Bu şekilde burada sonradan peyderpey ortaya çıkacak böyle ateşler saçan silahlarla geleceğin harp güçlerine de işaret edilmiş olmakla buna göre yalnız atlara değil, harıl harıl süratle hücum eden motorlu akın vasıtalarının da hepsini içine almış bulunur. Bu âyetlerde tamamen tercümesi mümkün olmayan kelimelerin özelliklerine ve cemiyetlerine dikkat edilir ve bunların aralarında peyderpey tertip ifade eden "fa"larla geldikleri de düşünülürse, bunlar sadece bir seriyeye değil, her zamanın peyderpey gelişecek taarruz araçlarına işaret eden âyetler olduğu takdir olunabilir. (Elmalı-Tefsir)]

[Ek bilgi-2; Topluluğa dalanlar” ifadesi ise topluluk içinde yaşayan ve sosyal hayatta çalışarak iz bırakan ve eserleri ile konuşanlar kastedilmiş olmalıdır.(M.Ali Kaya)]

6-) İnnel’İnsane liRabbihi le kenûd;

Gerçektir ki insan Rabbine karşı elbette çok nankördür! (A.Hulusi)

06 – Pek nankördür o insan rabbine. (Elmalı)

İnnel’İnsane liRabbihi le kenûd işte yeminin cevabı geldi. Ki gerçekten de insanoğlu rabbine karşı çok kaba, çok cimridir. Kenûd iki manaya bir den de geliyor, çağrışımı bol bir kelime. Çok kaba, çok cimridir. Ya eyyühel’İnsanu ma ğarreke BiRabbikelkeriym. Elleziy halekake fesevvake fe’adelek Fiy eyyi suretin ma şâe rekkebek (İnfitar/6-7-8) ey insanoğlu bu kadar cömert olan rabbine karşı bu mağrurluğun, bu küstahlığın ne? Seni böyle mağrur kılan nedir, bu kadar cömert olan Allah’a karşı. Ki seni O yarattı, sen O yaratılış amacınla donattı, seni O dengeledi muhteşem bir düzene koydu hayatını. Duygu düşünce dengesi, ruh ceset dengesi, dünya ahiret dengesi muhteşem dengeler yerleştirdi ve seni istediği biçimde yarattı. Neden sen O’nun istediği biçimde olmuyorsun, Allah’a karşı neyine güvenerek baş kaldırıyorsun ayetini hatırlamanın tam sırası.

Kenûd aslında çorak demek, çorak toprak yani verimliyken çoraklaşmış toprak. İnsan Allah’ın hakkını ödeyemez değil mi. Eğer Allah’ın hakkını inkar ederse insan çok verimliyken çoraklaşır, zihin çok verimliyken çoraklaşır, akıl çok verimliyken çoraklaşır, kalp çok verimliyken çoraklaşır, yani insanın iç dünyası nasıl çoraklaşır sualinin cevabını veriyor aslında bu ayet. Ey insan Allah’a borcunu ödeyemezsin, inkar etme kabul et ödemiş sayayım. Biz bunu anlıyoruz. İnkar etme yeter ki, yoksa borç borçla ödenmez, her aldığın nefes yeni bir borçtur.

7-) Ve innehû alâ zâlike le şehiyd;

Kesinlikle kendisi de buna şahittir! (A.Hulusi)

07 – Ve o kendi şâhittir buna. (Elmalı)

Ve innehû alâ zâlike le şehiyd üstelik insanın kendisi de buna şahittir insanın kabalığına ve cimriliğine değil mi? Allah kendisine bir bağ bağışlar, kendisi Allah için bir üzüm bağışlamaya gelince eli titremeye başlar, bu nasıl bir iştir.

[Ek bilgi; Buradaki “Hüve” zamiri Allah’a raci olursa “Allah onların üzerinde yaptıklarına şahittir” anlamındadır. Şayet insana raci olursa insan “kendi nankörlüğüne kendisi de şahittir” anlamına gelmektedir. Her ne kadar dili nankörlük etse de vicdanı buna şahittir demektir. Dünyada bunu itiraf etmese de ahirette kendi aleyhine şahitlik ederek günahlarını ve nankörlüklerini itiraf edecektir.(M.Ali Kaya)]

8- ) Ve innehû lihubbil hayri le şediyd;

Kesinlikle onda zenginlik sevgisi çok şiddetlidir! (A.Hulusi)

08 – Ve o sevdiği için serveti katıdır, çetindir ona. (Elmalı)

Ve innehû lihubbil hayri le şediyd zira o servete pek tutkundur. İşte sebebi geldi, kabalığın ve cimriliğin, Allah’a karşı küstahlığın temelinde servete tutkunluk yatıyormuş. İllet geldi burada, tam burada Allah resulünün o muhteşem hadisini hatırlamanın sırası. Size günahtan bir insan, kötülükten bir insan yapın deseydim kellesinin yerine neyi koyardınız? Kiminiz şirki koyardı, kiminiz küfrü koyardı, kiminiz zinayı koyardı, kiminiz hırsızlığı, kiminiz cinayeti.

Ama peygamberimiz neyi koyuyor biliyor musunuz? Dünyevileşmeyi Hubbüd dünya, ra’sü külli hadıet dünya sevgisi tüm hataların, tüm günahların, tüm sapmaların başıdır, kellesidir. Onun için dünyevileşme böylesine korkunç bir tehlike. Tüm sapmaları insanoğlunun dünyevileşmeden kaynaklanıyor. İnsanoğlu geçiciye kalıcı muamelesi yaptığında yüceye alçak, alçağa yüce muamelesi yapıyor, zulmediyor yani. Eşyaya zulmediyor, kendine zulmediyor, Allah’a zulmediyor.

[Ek bilgi; Bu ayette yüce Allah dünya nimetlerinden olan malı insana faydası olduğu için hayır olarak nitelemiştir. Mal ve dünya metaı insan için hayır vasıtasıdır. Ancak insan yanlış düşüncesi ile malı hayra harcamaktan kıskanır, cimrilik eder ve vermez. Hâlbuki mal hayra ve Allah yoluna harcanırsa hayır olur; aksi takdirde insan için şerdir. O insan zanneder ki hayatın amacı ve gayesi malı kazanmak ve servet biriktirmektir. Bu konuda yanılır ve yanlışa düşer.(M.Ali Kaya)]

9-) Efelâ ya’lemu izâ bu’sire ma fiyl kubûr;

Bilmez mi (insan), kabirlerin (bedenlerin) içindekiler deşilip dışarı çıkartıldığında, (A.Hulusi)

09 – Fakat bilmeyecek mi? Deşildiği zaman o kabirdekiler. (Elmalı)

Efelâ ya’lemu izâ bu’sire ma fiyl kubûr o insan bilmez mi ki kabirde ki herkes dirilip ortaya çıkacağı zaman. Yani bilmez mi ki kabirde ki herkes bir gün gelecek dirilip ortaya çıkacak.

10-) Ve hussile ma fiys sudûr;

Sadırların içindekiler açığa çıkartıldığında, (A.Hulusi)

10 – Ve derildiği zaman o sadırdakiler. (Elmalı)

Ve hussile ma fiys sudûr yine o Allah’a karşı kenûd olan, kaba, saygısız ve cimri olan insan bilmez mi ki göğüslerde saklı her şey bir gün gelecek ortaya serilecek, yani hiçbir şeyi saklayamayacak, hiçbir şeyi gizleyemeyecek. Allah’tan ne saklana bilir ki. Allah göğüslerin özünü bilir. Evet, inneHU ‘Aliymun BiZâtissudur. (Örnek;Mülk/13) Kur’an da birçok yerde. Evet, göğüslerin özünü bilendir, insanın sırrını bilendir aslında burada ki söylenen bu. 40. odasını en ayrıntılı bilendir. Neyi saklayacaksın ey insan yer yüzünün kameraları 3 boyutlu çekiyor en çok, Allah’ın kamerası 3.000.000 boyutlu. Bir işi yaparken ne düşünüyorsun, bilinç altında ne var, zihninde ne var, kalbinde ne var, niyetinde ne var, iç güdülerin nasıl hepsini çekiyor. Ve bir gün bu filmler tek tek ortaya açılacak seyret kulum diyecek kendini seyret.

11-) İnne Rabbehüm Bihim yevmeizin le Habiyr;

İşte o süreçte Rableri, Esmâ boyutu itibarıyla, onlar olarak elbette Habiyr’dir. (A.Hulusi)

11 – O gün o rableri onlara elbette habîrdir. (Elmalı)

İnne Rabbehüm Bihim yevmeizin le Habiyr elbet rableri o gün onları bekleyen akıbetin iç yüzünden haberdardır. Haberdar dır çünkü Habiyr dir. Habiyr olan Allah’tan gizlenecek hiçbir şey yok.

Habiyr; çok ilginç, esmadan bir isim, tek gelmiş burada, bazen Aliym ile birlikte gelir bazen de böyle tek gelir. Aliym den farklıdır Aliym insan içinde kullanılır. Yani ilm insan içinde kullanılır Aliym formuyla değil Alim formuyla insan içinde kullanılır. Fakat Habiyr asla başkası için kullanılmaz sadece Allah için kullanılır. Muhbir anlamı verenler de olmuş buna haberdar edecektir şeklinde ama benim tercihim ismi fail, mef’ul değil.

Habiyr başkalarına kullanılmaz demiştim. Aliym kullanılır, Habiyr kullanılmaz Habiyr; suyun çıkış yerine deniyor Arap dilinde suyun çıkış noktası yani haberin çıkış noktası haberin aslı, haberin ta ilk noktası demektir. Habiyr de budur haberin çıkış yerini bilen. Nereden çıktı bu haber, nasıl çıktı, niçin çıktı, kim için çıktı, kim sebebiyle çıktı bütün bunları çok iyi bilen demektir Habiyr çıkış noktasını bilen. Dolayısıyla rabbimiz Habiyrdir yani özünü bilir, O’ndan hiçbir şeyi hiç kimse saklayamaz. Onun için İnne Rabbehüm Bihim yevmeizin le Habiyr rableri o gün onları bekleyen akıbetin iç yüzünü bilecek, çünkü onların iç yüzünü bilecek.

[Ek bilgi; Hüm” zamirinin çoğul ifade edecek şekilde kullanılması ise “İnsan cinsine” işaret etmek ve tüm insanların bu özellikte olduğunu ifade etmek içindir. Bu nedenle insandan kasıt birey değil, insan nevidir.(M.Ali Kaya)]

Allah’a gizli mi var ki, Ey insan Allah’tan neyini saklayabilirsin ki. Onun için insanoğlu Allah’tan kaçırmaya kalkmasın, kaçmaya kalkmasın, en doğrusu Allah’a kaçmak Allah’tan kaçmak değil.

Rabbim kendisinden kaçanlardan etmesin, kendisine koşanlardan, koşacak yüzü olanlardan, böyle bir hayat yaşayanlardan kılsın inşaAllah.

Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

 
4 Yorum

Yazan: 16 Ekim 2014 in KUR'AN

 

Etiketler: , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 162 takipçiye katılın