RSS

Yazar arşivleri: ekabirweb

İslamoğlu Tef. Ders. KARİA SURESİ (01-08) (196-A) (196-A)

231

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn, Vessalâtü vesselâmü ‘alâ Resulina Muhammedin ve ‘ala ‘alihi, ve eshabihi ve etba’ıhi ecmaiyn.

Rabbişrah liy sadriy;

Ve yessirliy emriy;

Vahlül ukdeten min lisaniy;

Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

Rabbeneftah bil hayr, vahtim bil hayr, Rabbi yessir ve lâ tüassir, Rabbi temmim bil hayr.

Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. (İsra/80)

Rabbim göğsüme genişlik ver kolaylaştır işimi, düğümü çöz dilimden ki anlasınlar beni. Rabbim kolaylaştır güç kılma, rabbim hayırlısıyla tamamlat. Rabbim beni, bizi girdiğim, girdiğimiz yere sadakatle girdir. İmana sadakat, sana sadakat, hakikate sadakat, sözleşmemize sadakatle beni, bizi çıktığım yerden o sözleşmeye sadık olarak çıkar ve rabbim bu sadakati ömrümde uygulayacak bana, bize güç ver, dirayet ver, kudret ver. Amin.

Değerli Kur’an dostları bugün dersimize Karia suresiyle başlayacağız. Onu müteakiben inşallah tekasür suresini işleyeceğiz, eğer vaktimiz elverirse sureler suresi Asr suresini işleyeceğiz inşaAllah.

Karia suresi elimizde ki mushafta ki resmi sıralamada 101. sırada yer alan sure. Adını ilk ayetinden alıyor bir çok surede olduğu gibi dehşetli patlama manasına geliyor korkunç, müthiş patlama yani ödleri patlatan patlama.

Mekki bir sure Karia. İlk tertiplerde Kureyş suresi ile kıyame suresi arasında yer alıyor peygamberliğin 3. yılında nazil olmuş.

Konusu hayatın ruhu olan ahiretle ilgili. Evet, ahiret hayatın ruhu. Her şeyin bir ruhu var, bu dünyanın ruhu ahirettir. ahiret siz bir dünya ruhsuz bir cesettir, hiçbir işe yaramaz sadece ceset. Eğer ruhunu alırsanız geriye kalan kokuşur. Kokuşmamasını istiyorsanız canlı bırakmalısınız. Dünya hayatının canı ahirettir.

Sure zaten adının da ele verdiği gibi el Karia korkunç, müthiş patlama. Son saati anlatıyor zaten son saati ancak Allah anlatır başka bize kim haber verebilir ki son saati. ve lâ yünebbiuke mislü Habiyr. (Fâtır/14) her şeyden haberdar olanın verdiği gibi haberi kim verebilir ki, veremez. Sadakallahulazim, Kur’an doğru söyledi Allah doğru söyledi. Ve mâ edrake mel kari’ah diyor hemen arkasından gelen ayet. Karia’nın ne olduğunu sana kim bildirdi, ne bildirdi, nereden bileceksin sen karia’yı. Yani nasıl idrak edebilirsin ki, dirayetle bilemezsin, dirayetle bilinecek bir bilgi değil, çanak çömlekle bilinecek bir bilgi değil.

Dolayısıyla buradan yola çıkarak hemen hatırlatmak isterim, şöyle bir sayım döküm yapmak isterim; Kur’an da kıyametle ilgili tüm ayetlerin, surelerin şöyle kuş bakışı verdiği üslûp özelliği var, üslûp özelliği. Bu özellikleri 4 başlık altında sıralayabilirim.

1 – Ahiret, kıyamet, son saatle ilgili tüm sure ve ayetler şiddetli ve dehşetlidir. Zelzele, işte bir önceki derste gördük. Zilzal; korkunç sarsıntı. Vakıa; müthiş olay. Taamme; insanın nutkunu durduracak kadar dehşetli bir olay. İnşikak; müthiş parçalanma. İntifar; toz duman oluş. Nebeun azıym; müthiş haber, hani şimdi şok haber diyorlar ya, göklerin manşeti böyle. eğer şok haber nedir diyorsan şok haber kıyametin varlığıdır. Şok haber bir gün bu alemin son bulacağıdır. Şok haber yerlerin ve göklerin de bir ölümünün olduğu haberidir. Bundan daha büyük haber mi olur. Yine sayha; müthiş çığlık. Racfe; sarsıntı yani aslında patlamalı sarsıntı manasına gelir. Ba’sera; içini boşaltma, yani Kur’an da kıyamet, son saat ve ahiret sahnelerinin bir numaralı üslûp özelliği şiddetli ve dehşetlidirler.

2 – Hassas ve dakiktirler. Bu surede de gelecek; Miskale zerretin, mesela zerre miktarı. kel ihnil menfuş (5); Bu surede yer alır bu ayet atılmış pamuklar gibi çevirebilirim bunu. Gerçi İhn; yün manasına geliyor ama aslında kıyasi bir mana bu fiilen mana değil, yumuşak ve dağılan şeylere verilen bir isim bu onun için biz pamuğa da verebiliriz kıyasi olduğu için. Yine kelferaşil mebsûs (4) sergen olmuş, kapkara kurumuş geçmiş kelebekler gibi, belki çekirgeler gibide diyebiliriz. Yani yine ince kelebeğin kanat zarı ince olduğu için. Yine duhan, duman, yine serab. Yani şeffaf ve inceliği ifade eder.

3 – Faile değil fiile vurgu yapar onun içinde meçhul ve mutavaat siğası kullanılır, kalıbı kullanılır. Fail yoktur, özne yoktur hep fiile vurgu yapılır. Bununla mesela İzeşŞemsü küvviret. (Tekvir/1) parçalanıp dökülmek, güneş parçalanıp döküldüğü zaman, yani kim parçaladı onu o yok, parçalayan yok, olan fiil var. Ve izennücûmünkederet. (Tekvir/2) yıldızlar dökülüp saçıldığı zaman. Yine İzesSemâunfetaret. (İnfitâr/1) İnfitar aslında yeniden oluş, yani bir çekirdeği ağzının yarılıp ta içinden filizin çıktığı gibi yarıldığı zaman. Ve izelkevakibünteseret. (İnfitâr/2) yıldızlar yeniden saçıldığı zaman, yeniden oluşu beyan etmiştim daha önce tefsirde. İntitâr ve İnfitar, gördüğünüz gibi mutavaad kalıpları. Yine İzâ zülziletil Ardu zilzaleha. (Zilzal/1) zülzilet, mechul fiil yani öznesi yok, öznesini vermiyor bize sadece yüklemi veriyor, fiili veriyor, eylemi veriyor. Evet, Ve ahrecetilArdu eskaleha.(Zilzal/2) Ahrecet; yer yüzü ağırlıklarını çıkardığı zaman içindeki ağırlıkları attığı zaman. Görüldüğü gibi buda aynı kalıptan. İzesSemâunfetaret. (İnfitâr/1) yine bu da mutavvad kalıbı. İzesSemâunşakkat. (İnşikâk/1) bu da mutavaad kalıbı gök parçalandığı zaman. Yani bütün bunlar neden meçhul ve mutavaad kalıbıyla gelirler? Faili bilindiği için açıklamasını yapar kadim ulemamız. Bu doğru değil, çünkü faili bilinen, daha çok bilinen faili hatta bunlardan daha kesin olan birçok olayda Kur’an failini anmıştır. Mesela Er Rahmân, Allemel Kur’ân. (Rahman/1-2) Kur’an ı rahmanın öğrettiği bilinmiyor mu, ama fail açıkça gelmiş burada. Bunun gibi birçok ayet var.

Peki sebepleri nedir diyecek olursak Şu sebepleri sıralayabiliriz.

1 – olaylar kendi iç dinamikleriyle gerçekleşir, dışarıdan bir emre gerek duymaz, El emr ile gerçekleşir. El emr; kevn ve fesad yasalarıdır.

2 – Ansızın kopacaktır. Yani o kadar ansız gelecek ki, burada kim yaptı diye bile soramayacaksınız.

3 – Sürece insanın fiilleri de müdahildir, yalnızca özne belirtseydi tek özne belirtecekti. Oysa ki burada son saatte, kıyamette insanın eylemlerinin de bir payı olacak veyahutta yer yüzünün kıyametinde. Denizlerin, karaların kıyametinde, toplumların kıyametinde.

[Ek bilgi; Kıyamet çeşitleri

Genel olarak üç türlü kıyametten söz edilir.

1.Bireysel (ferdi) kıyamet: kişinin ölümü kıyamettir.

2.Toplumsal kıyamet (içtimai): bir yerde ahlak bozulmuşsa, fakir, fakir gibi yaşamıyorsa, ebeveyn yetkilerini evlatlarına devretmişse o toplumun çivisi çıkmış kıyameti kopmuş demektir. Hadislerde anlatılan kıyamet genel olarak bu türdendir.

3.Evrensel (kevni) kıyamet: tüm kâinatı etkileyecek olan kıyamettir. Hem kontrollü bir dağılışı hem de yeniden var oluşu anlatır. Zira kıyamet, kalkış demektir. (M.İslamoğlu)]

Bütün bu sebeplerle Kur’an kıyamet, ahiret ve son saatle ilgili ayetlerde hep üslûp özelliği gereği meçhul ve mutavaad kipini kullanır, yani faili açıkça söylemez. Bu genel okumadan, istikrai açıklamadan sonra suremizin tefsirine geçebiliriz.

           BismillahirRahmanirRahıym

Rahman, Rahiıym olan Allah adına. Her bildiri adına, bir otorite adına okunur. Kur’an ilahi bildiri, göklerin bildirisi Allah adına okunur. Ey kul Allah adına okunan bildiriyi dinle.

1-) El kari’atü;

El Karia! (A. Hulusi)

01 – O Karia. (Elmalı)

El kari’a Ahh..! o korkunç patlama, o dehşet patlama, o ödleri koparan patlama.

2-) Mel kari’atü;

Ne dehşet verici olaydır el Karia! (A. Hulusi)

02 – Nedir o karia? (Elmalı)

             Mel kari’a O korkunç patlama nedir, kari’a nedir sen ne bileceksin. Yani Ve mâ edrake mel kari’a nın kısaltılmışı aslında Mel kari’a yani bilemezsin ki, hiç kimse bilemez, tasavvur edemez, tahlil edemez çünkü yaşamadı. Ancak Allah bilir.

3-) Ve mâ edrake mel kari’ah;

El Karia’yı bilir misin nedir? (A. Hulusi)

03 – Ne bildirdi ki sana; nedir o karia? (Elmalı)

Ve mâ edrake mel kari’a Evet, nedir o kariâh? Sen nerden bileceksin onun ne olduğunu, sen nereden bileceksin kari’a nın ne olduğunu, onu bilemezsin.

Neden böyle bir üslûpla başladı suali sorulabilir. Bunun tek cevabı var azizi Kur’an dostları, cevabı şu; Muhatabında vicdanı aktif hale getirmek istiyor Allah’ımız. Yani Rahman ve Rahıym olan, sözün gücünü kullanıyor, gücün sözünü değil. O’ndan güçlü kim var ki? Ama O güç kullanmıyor, sözün gücünü kullanıyor. Biz insanlara saygısı var Allah’ın. Aklımıza saygısı var, irademize saygısı var, söze saygısı var rabbimizin, onun için konuşuyor. Söz yerine taş yağdırırdı, söz yerine bela indirirdi, söz yerine gök kubbeyi tepemize indirirdi isteseydi. Ama yok üstümüze söz indiriyor, sözün gücüne inanmamızı istiyor. Çünkü sözün gücüne inanacak, sözü anlayacak bir yetenek bahşetti insana.

Allah insana verdiğini görmezlikten gelmiyor. Ama insan nedense Allah’ın kendisine bahşettiğini görmezlikten geliyor. İşte burada maksat sözün gücünü kullanmaktır. İnsan vicdanını harekete geçirmek, akıbet endişesi duysun istiyor insan bununla. Sorumluluk hissetsin istiyor kendini helak etmesin istiyor ve haddini bilsin istiyor haddini aşmasın, kendini kaybetmesin, kendini yitirmesin istiyor. Haddini aşan kendini kaybeder. Kendini kaybeden neyi kazanır ki, kendini kaybedenin nesi olur ki. Kendi yok, benim diyecek ama ben yok. Ben i olmayınca benin diyemez ki insan. İşte rabbimizin arzusu bu, isteği bu. Onun için sözün gücünü kullanarak insanın vicdanını aktif hale getirmek istiyor. O vicdanı aktif hale getirerek aslında ona ikram ediyor, merhametini gösteriyor.

4-) Yevme yekûnün Nasu kelferaşil mebsûs;

O süreçte insanlar, yayılmış (ateşe koşan) pervaneler gibi olur. (A. Hulusi)

04 – O gün ki nâs çırpınıp yayılan pervaneler gibi olacak. (Elmalı)

Yevme yekûnün Nasu kelferaşil mebsûs o gün insanlar sergen gibi yerlere saçılmış kavruk pervane sineklerini andıracaklar. İnsanın güçsüzlüğüne bir atıf var burada. Kıyametin, son saatin dehşetine bir atıf var burada. Allah’a baş kaldıran insanın aslında gerçekte güçsüz olduğuna bir atıf var. Pervaneler gibi diyor pervane sinekleri gibi, sergen gibi kavrulmuş bir biçimde yerlere serilecekler. Yevme yekûnün Nas o gün insanlık öyle olacak. Yani ey insan zımnen söylediği bu ayetin. Ey insan kozmik darbe karşısında bu kadar güçsüzsün, peki Allah’a karşı neden küstahlaşırsın. Sen yer yüzü karşısında güçsüzsün, rüzgar eser hasta olursun, deprem olur ölürsün, gök gürler korkarsın, şimşek çakar korkarsın, sen en doğal hadiseler karşısında dahi güçsüzsün ey insan. Gök kubbeyi başına indirse ne olur, ya göklere söz geçiren Allah’ın sana sözünü geçiremeyeceğini mi sanıyorsun. Allah seni muhatap aldı, sana konuştu, sana teklifte bulunduysa güç yetiremediği için değil seni değerli bulduğu için, sana değer yüklediği için. Allah’ın değer yüklediği sana sen kendine neden değer yüklemiyorsun ey insan. İşte bize zımnen sordurmak istediği sorular bu ayetlerin.

[Ek bilgi; Müslim’in Sahih’inde Cabir’den gelen bir rivayet: Rasûlullah (sav) buyurdu ki: “Benim durumum ile sizin durumunuz, bir ateş yakıp da çekirgelerin, kelebeklerin (feraş) gelip içine düştüğü, kendisi de onları düşmesin diye Önlemeye çalıştığı bir kimsenin durumuna benzer. Ben sizlerin ateşe düşmemeniz için bellerinizden yakalayıp (çekmeye ve ateşe) düşmenizi önlemeye çalışıyorum, siz ise benim elimden kurtulup kaçıyorsunuz.” (Müslim, IV, 1790; Müsned, III, 361, 392; Taya I im, Müsned, I, 246.)]

[Ek bilgi; “İnsanların…pervaneler gibi olduğu…gündür.” insanlar, bu müşahede esnasında zillet içinde olurlar, herkes bir tarafa bakar, paramparça olurlar. Tıpkı etrafa “yayılan” pervaneler gibi. Hatta daha alçak ve daha zelil olurlar. Çünkü muvahhidin gözünde bir değerleri,etkileri ve ağırlıkları yoktur. Nitekim “Kişinin gözünde insanlar, develer ve pervaneler gibi değersiz olmadıkça imanı kemale ermez.” denilmiştir. Yayılmışlardır; “Ateşin etrafını sarmış” ateşte yanmış ve kül olup savrulmuş pervaneler gibi olurlar. Çünkü muvahhit insan, onlara fena bulmuş varlıklar gözüyle bakar. (İbn. Arabi-Te’vilat)]

5-) Ve tekûnül cibalü kel ‘ıhnil menfûş;

Dağlar (gibi benlikler), dağılmış renkli yün gibi (yumuşamış, alı al moru mor) olur! (A. Hulusi)

05 – Dağlar da didilmiş elvan yünler gibi atılacaktır. (Elmalı)

Ve tekûnül cibalü kel ‘ıhnil menfûş o gün yine son saatte dağlar dört bir yana dağılmış pamuk balyaları gibi serpiştirilecek. Yani atılacak pamuk gibi atılacak.

Kel ‘ıhn; Kessûf diye çevrilmiş. Aslında girişte de söylediğim gibi bu kıyasi. Yumuşak, hafif manasına geliyor. Yün karşılığı olmaya da bilir. Bu günün insanı için pamuk diye çevirmek bana daha doğru görünüyor.

[Ek bilgi; Allah Teâlâ, dağlardaki bu hal değişikliğini, şöyle birkaç açıdan ele almıştır:

1) Dağların, paramparça olmaları. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Derken dağlar un ufak edilir..."(Hakka,4) buyurmuştur.

2) Dağların, akan kum tepeleri haline gelmesi... Nitekim Cenâb-ı Hak, "Sen dağlan görür de, onları durur zannedersin. Halbuki onlar, bulutların yürümesi gibi yürürler." (Neml, 88) buyurmuştur.

3) Daha sonra da, atılmış renkli yünler haline gelenlerdir. O halde bu demektir ki dağlar, evin penceresinden içeri giren ve elin kendisine temas edemediği zerreler gibi parçalanacaktır.

4) Daha sonra da, dördüncü olarak, onlar bir serap, hayal haline geleceklerdir. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Dağlar yürütülür de, derken bir serap haline gelirler" (Nebe, 20) buyurmuştur. (F.Razi-Tefsiri Kebir)]

6-) Feemma men sekulet mevaziynüh;

(İşte o süreçte) kimin getirisi ağır basarsa, (A. Hulusi)

06 – İşte o vakıt miyzanları ağır basan kimse. (Elmalı)

Feemma men sekulet mevaziynüh iyilikleri ağır gelen kimseye gelince. İyilikleri ağır gelen, sekulet. Aslında Allah nezdinde ağır demek değerli demektir çünkü değeri Allah yükler. Fiyat pazarda belirlenir, değer Allah tarafından belirlenir. Çünkü değerin kaynağı Allah’tır. Allah eli değmişse değer kazanır kudret eli. Onun için bir şeyin gerçek değerini de Allah verir. Bu manada insana eylemlerinin değerini Allah verecek. Allah’a göre ağır ne, değerli ne sualinin de cevabını veriyor bu ayet.

7-) Fe huve fiy ‘ıyşetin radıyeh;

O, razı (olduğu) bir yaşayış içindedir! (A. Hulusi)

07 – O artık hoşnud bir hayattadır. (Elmalı)

Fe huve fiy ‘ıyşetin radıyeh Allah katına değerli bir şeylerle gelen razı olunmuş bir hayatın ta göbeğine düşecek diyor. fiy ‘ıyşetin radıyeh veya razı olacağı bir hayatın içine düşecek. Razı olacak, ya rabbi ben senden razıyım diyecek, ya rabbi yaptıklarımın karşılığını fazlasıyla buldum, haddi zatında ben hak etmedim ya rabbi. Ama daha burada razı olanlar orada da razı olacaklar. Burada razı olmayanlar orada razı olmaları hiçbir işe yaramayacak.

8- ) Ve emma men haffet mevaziynüh;

Ama kimin de getirisi hafif kalırsa, (A. Hulusi)

08 – Fakat miyzanları hafif gelen kimse. (Elmalı)

Ve emma men haffet mevaziynüh ama kiminde tartısı, ölçüsü, götürdüğü şeyler ağır gelirse, yani değersizse; Haffet mevaziy. Allah katında değerliyi biliyoruz, sevabın kilosu olmaz, ecri metreye vuramazsınız, iyiliği ölçemezsiniz, erdemi hangi kantar tartar, ahlakı bir teraziye koyabilir misiniz? Allah terazisi tartar, ahlakı Allah terazisi tartar, erdemi Allah terazisi tartar, sevabı Allah terazisi tartar, güzelliği Allah terazisi tartar, o terzi Allah’ın terazisidir, kullar böyle bir terazi yapamazlar ve Allah’ın terazisi tan tartar.

İşte bu manada Allah’ın terazisinde hafifi gelen şeyler elbette ki içi boş olanlar. Senin terazinde ağır gelenler Allah’ın terazisinde hafif geliyor iması da var. Ey insanoğlu sen paraya değer veriyorsun, altına değer veriyorsun, dünyalığa değer veriyorsun, servete değer veriyorsun, bunlar ağır geliyor senin gözüne. Ama Allah’ın terazisine koyduğunda bunların bir değeri kalmıyor, bunlara hiç ölçü çekmiyor Allah’ın terazisi. Allah’ın terazisine “Lâ ilâhe İllallah” ı koyduğunda, tevhidi koyduğunda yerlerden ve göklerden ağır gelir.

Efendimizin ifadesi bu, Allah’ın terazisine güzelliği koyduğunda, iyiliği koyduğunda, dürüstlüğü koyduğunda ağır geliyor. Erdemi koyduğunda, insanlara ikramı koyduğunda, hüsnü zannı koyduğunda mesela, iyi niyeti koyduğunda mesela, güzel bakışı koyduğunda mesela, evet, muhabbeti koyduğunda.

Sevgiyi kim tartar? Allah’ın terazisi sevgiyi tartıyor. Onun için işte orada hafif gelen şeyler bizim dünyada değer verdiğimiz şeyler. Allah’ın gör değdi yerden bakarsak eğer Allah’ın gösterdiğini görürüz. Allah’ın gör dediği yerden bakanlar, Allah’ın değerli dediğine değerli, değersiz dediğine de değersiz derler ve orada çelişkiye düşmezler, şaşkınlık yaşamazlar. Eğer Allah’ın gör dediği yerden bakarlarsa.

9-) Fe ümmühû haviyeh;

Onun anası, Haviye’dir (çok derin bir çukur). (A. Hulusi)

09 – O vakıt onun anası haviyedir. (Elmalı)

Fe ümmühû haviyeh ne olacak bu Allah katında değersiz şeylerle varan? Onun anası haviye olacak. Tercüme etmedim, aynen aktardım onun anası haviye olacak. dipsiz bir uçurumun ta..! göbeğine, kucağına düşecek ana kucağına düşer gibi.

Aslında e var biliyor musunuz, benim yüreğimin kulağına bu ayet şöyle bir şey fısıldıyor; Sanki değerleri Allak bullak etmiş cüceyi yüce, yüceyi cüce bilmiş, alçağı yüksek, yükseği alçak bilmiş, dünyaya ahiret muamelesi yapınca ahirete dünya muamelesi yapmış, Allah kartında değerli olanı kendisi değersiz bilmiş, Allah katında değersiz olana da değer yüklemiş.

Bu zihni amuda kalkmış adam ateşe ana diyecek. Ateşe ana diye bakan bir deli ateşe koşar değil mi, çünkü onun kucağını ana kucağı zanneder. Cehenneme anne diyen birini düşünün Fe ümmühû haviyeh onun anası haviye olacak, dipsiz uçurum. Huvve uçurum demektir, evet dipsiz uçurum. Düşünsenize yani dipsiz uçuruma ana diye yürüyen birini kim tutabilir ki. Bu bir zihnin amuda kalkması halidir, zihnin ters dönmesi halidir, işte zulüm budur.

[Ek bilgi; Yani, barınağı, cismani tabiat cehenneminin kuyusunun dibidir.(İbn. Arabi-Te’vilat)]

10-) Ve mâ edrake ma hiyeh;

Onun ne olduğunu bilir misin? (A. Hulusi)

10 – Ve bildin mi haviye nedir. (Elmalı)

             Ve mâ edrake ma hiyeh onun ne olduğunu sen nereden bileceksin, sana kim nasıl bildirdi o haviye nin ne olduğunu?

11-) Narun hamiyeh;

(O) yakıcılığı pik noktasında, ateştir! (A. Hulusi)

11 – Kızışmış bir ateş. (Elmalı)

Narun hamiyeh o korkunç yakan bir ateştir. Evet, hangi birini söyleyelim şimdi. Allah’tan mahrum kaldı onun ateşi mi, Allah’ın açtığı kredileri yok saydı onun ateşi mi, emanete ihanet etti onun ateşi mi. Hayata geri dönemeyecek onun ateşi mi, telafisi imkansız bir suç işledi onun ateşi mi, Tevbe etmenin ve pişmanlığın hiçbir yarar sağlamadığı bir zamanda pişman oldu onun ateşi mi, sevdikleri ve güvendikleri dağlara kar yağdı onun ateşi mi, hangi ateş. Evet, Narun hamiyeh İşte bu, yakan bir ateş. Onun anası uçurum olunca mecazen onun anası ağlayacak diye de düşünebiliriz. Zımnen vicdanının sesini dinlemeyen o patlamayla uyanacak Karia ile uyanacak. Ateşi ana kucağı sanıp koşacak demiştim ya en güzel sanırım verdiği bu.

[Ek bilgi; Eğer çarpılan insanlardan maksat, küçük kıyamet ehli olursa, insanların şiddetinden çarpıldıkları haldir. Bu ise, ölümdür. O gün insanlar, bedenlerden ayrılmaları, kabirlerden diriltilip çıkarılmaları, nur âleminin ışığına yönelmeleri, bu esnada zillet ve korku içinde olmaları, ayrıca maksatlarının farklı olması, inançlarının ve hevalarının farklılığı oranında hayretler içinde olmaları itibariyle etrafa saçılan pervaneler gibi olurlar. Organ dağları da renklerinin ve sınıflarının farklılığı, cüzlerinin başkalığı, dağılıp tuz buz olmaları itibariyle atılmış renkli yüne dönüşürler. Diğer ayetler ise, yukarıda sunduğumuz anlamdadırlar. Allah doğrusunu herkesten daha iyi bilir.(İbn. Arabi-Te’vilat)]

Rabbim muhafaza etsin. Ateş anamız değil cennet anamız olsun, inşaAllah cennete koşalım. Bu ruhumuzu ayağa kaldıran, tüylerimizi diken diken eden, içimizi çamaşır gibi sıkan ayetlerin arkasından tekasür suresi sanki gerçekten de konunun bir devamı gibi, sanki gerekçe, kararın gerekçesi gibi geliyor.

(Sadakallahul Azıym.)

 
Yorum yapın

Yazan: 23 Ekim 2014 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 162 takipçiye katılın