RSS

Tag Archives: meal

İslamoğlu Tef. Ders. A’LÂ SURESİ (01-19)(190-B)

231

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

 

Değerli Kur’an dostları Târık suresinden sonra ‘Alâ suresi geliyor. ‘Alâ suresi ismini yine ilk ayetinden alıyor. En yüce manasına geliyor, eğer ismi tafdil olarak alırsak. Fakat ismi tafdillere sadece ismi tafdil manası verilmez. İsmi tafdiller sıfat manasıyla da ele alınabilir, o zaman pek yüce, biricik yüce, bir tek yüce manasına gelir ki, Allah için kullanılan ismi tafdillerin manası sıfat manasıdır. Allah’ın sıfatı olarak alınmalıdır, yani tek yüce. Daha altında başka yüceler de olan iması değil, tek yüce, bir yüce manasıyla.

7. sırada yer almış İbn. Abbas listesinde bu sure. ‘alâk, kalem, Müddessir, müzzemmil, mesed (Tebbet), tekviyr. Ve ondan sonra da ‘alâ. Fakat bize göre bu surenin sırası 3 sure sonra; ‘alâk, Müzzemmil, Müddessir, duha, şerh (İnşirah), kalem, tekviyr’in ardına yerleştirilmelidir ‘alâ suresi.

Konusu İlginç, insanoğlunun en ezeli yapısal iki durumu. Problemi demiyorum, durumu. Hatırlama ve unutma üzerine. İnşa surelerindendir ‘alâ suresi, muhatabını inşa eder. Önce Allah resulünü, sonra hepimizi inşa eder. Allah, kâinat ve insan ilişkisinin eksenini beyan eder. Sanki Kur’an ın bir fihristi gibi bu sure. Hoş her sure Kur’an ın fihristi gibidir ya, yani Kur’an öyle bir hitaptır ki her ayetinde tüm kitab görünür, tüm kitap tek bir ayet gibidir.

Surenin girizgâhında son nakledeceğim anektot, Allah resulünün bu sureyi çok okuduğudur. Çok sık okurmuş. Bu, şu manaya geliyor; Bu sureyi anlamadan okumak anlamına gelmiyor, anlamadan okumak zaten okumak anlamına gelmiyor. Bu sureyi çok düşünürdü. Bu surenin manası Allah resulünü çok etkilerdi anlamına geliyor. Şimdi suremize, ’alâ suresine geçebiliriz.

[Ek bilgi; Mekke döneminin ilk yıllarında Rasulullah efendimizin henüz vahye alışamadığı, vahyin atmosferine giremediği, bu yüzden de kendisine gelen sûreyi unutmamak için ezberleme gibi kendince gerekli ama Allah’ça gereksiz bir sa’yin içine girdiği ve Rabbimizin da bunun gereksizliği konusunda kendisini uyardığı bir atmosferde nâzil olmuş bir sûredir. (Besâiru-l Kur’an-Ali Küçük)]

BismillahirRahmanirRahıym

Rahman, Rahıym, Allah adına. Özünde merhametli, işinde merhametli Allah adına. Merhametin kaynağı olan, menbaı olan ve yaptığı her işe bu merhameti yayan Allah adına.

1-) Sebbihisme Rabbikel e’lâ;

Rabbinin en âlâ ismini tespih et (Esmâ’sıyla hakikatin olan Rabbinin âlâ oluşunu derûnundan yaşa)! (A.Hulusi)

01 – Tesbih et rabbinin a’lâ ismine. (Elmalı)

Sebbihisme Rabbikel e’lâ yücelikte eşsiz olan rabbin adına hareket et. Basit karşılığı Yüce rabbinin adını tesbih et.

Tesbih nedir? Bu sualin manasını tam bulmadan bu ayeti tam çeviremeyiz. Tesbih; aslında Allah a ram olmaktır. Rabbinizin koyduğu yere razı olup kâinat korosuna katılmaktır. Zikr; iradeli ve akıllı varlıklar için kullanılır, tesbih; hem iradeli hem iradesiz varlıklar için kullanılır. İradesiz varlıklar zikredemez. Fakat tesbih hem iradeli varlıklar hem de iradesiz varlıklar için kullanılır.

Neden? Çünkü iradeli varlıkların bir de kendi iradeleri dışında gerçekleşen bir boyutları, bir tarafları vardır. Mesela doğumumuz bizim irademiz dışındadır. Bizim uyuduğumuzda da çalışan yerlerimiz vardır. İrade ile çalıştırmayız onları, biz uyuruz sistemler tıkır tıkır işler. Dolaşım sistemi, lenf sistemi, sindirim sistemi, sinir sistemi hepsi, vücudumuzda muhteşem ve muazzam olaylar yaşanır. Onlar tabir caizse otomatik pilota bağlanmıştır, tesbih etmektedirler. İşte biz bu koroya bilinçli olarak katılmamız istenmektedir.

Tesbih; dil ile söylenen bir şeye indirgenemez. Neden? İsterseniz delilini Kur’an dan okuyalım ve in min şey’in illâ yüsebbihu Bi hamdiHİ (İsra/44) hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmemiş olsun. ve lâkin lâ tefkahune tesbiyhahüm. Fakat siz onların tesbihini anlamıyorsunuz.

Bakın sırrı, anahtarı son cümlesinde. “Siz onların tesbihini anlamıyorsunuz.” Eğer dil ile, dile hasredilen bir şey olsaydı tesbih ve lâkin lâ tesmeune tesbihahüm derdi. Siz onların tesbihini duymuyorsunuz.

Anlamak işiymiş tesbih, duymak işi değil. dolayısıyla biz burada ki tesbihi kelime manasından yola çıkarak çözüyoruz. Sebeha; hareket etti demek. Bu tip kelimeler Arap dilinde bir grup kelime içine girer ki bunlara mananın tersini veren münkalip kelimeler diyoruz. Sebeha yı ters çevirin; Habese. Manasını ters çevirin tamam. Habese tuttu, sebeha bıraktı, saldı, hareket ettirdi. Nehera; Yürüttü, nehir oradan gelir. Rehene; Rehin aldı, bırakmadı tuttu manasına gelir. Ketebe; Yan yana dizdi manasına gelir. Harfleri yan yana dizmek manasına olduğu için ketebe yazdı manasına gelir. Peki tersini çevirin; beteke. Manayı ters çevirin, ketebe yan yana dizdi idi, bu ayırdı, parçaladı manasına gelir. Darre, dürri, inciye denir ışığı geçirdiği için, geçirgen demektir. Ters çevirin kelimeyi; redde. Manayı ters çevirin reddetti, ışığı geçirmedi, yani yalıtkan oldu. Böyle bir kelimeler grubu vardır, işte bu kelime de o kelimelerdendir.

Yüce olan rabbin adına hareket et manası çok daha uygun geliyor. Ey insan, ey muhatap, ey nebi; Yüce olan rabbin adına hareket et Elleziy haleka fesevva neden insan yüce rabbi adına hareket etmeli? Yani herkes biri adına hareket eder değil mi. İnsanın yer yüzünde kimin adına hareket edeceğini kim belirleyecek? Kimisi sultanı, kimisi devlet başkanı, kimisi lideri, kimisi patronu, kimisi amiri, kimisi eşi, kimisi yoldaşı, kimisi partisi, kimisi ideolojisi, kimisi bilmem nesi adına hareket edebilir. Ama bir mü’min ne adına hareket etmelidir? Allah adına. Neden? Cevap geliyor; Elleziy haleka fesevva çünkü O yarattı. Fesevva; yaratmakla kalmadı ma huliga lehini de verdi. Yani yaratılış amacını yükledi demektir. fesevva; yarattı ve yaratılış amacını da içine koydu.

Efe hasibtüm ennema haleknaküm abesen… (Mü’minun/115) Ne yani şimdi siz; sizi amaçsız, boş yere yarattığımızı mı zannediyorsunuz.

Bu ne dehşetli, bu ne müthiş bir ayet Allah aşkına. Efe hasibtüm ennema haleknaküm abesen… şimdi siz, sizi amaçsız ve boş yere yarattığımızı mı sanıyorsunuz. Allahsız bir hayatı yaşayanlar, amaçsız, anlamsız bir hayata zimmetle nenlerdir. Allah anlam demektir, Allahsız bir hayatın anlamı yoktur. Onun için rabbimiz vahyi hayatımız anlam kazansın diye indirmiştir.

3-) Velleziy kaddere feheda;

O ki, takdir etti de hidâyet etti (kemâlâtını izhar için kılavuzladı). (A.Hulusi)

03 – O rabbin ki takdir etti de hidayet buyurdu. (Elmalı)

Velleziy kaddere feheda O ki yaratılıştan her bir şeye bir amaç koydu. Kaddera feheda ve o amaca ulaştıracak yöne yöneltti onu. Metin az ama tercüme çok oldu biliyorum. Başka ne yapayım ki. Türkçeye çevirirken çok zorlanıyorum. Çünkü birebir çevirsem mümkin değil, ifade etmiyor, yetmiyor, kelimeler yetmiyor, kelimeler kafi gelmiyor. Velleziy kaddere feheda Evet..!

İnna külle şey’in halaknâhu Bi kader. (Kamer/49)ayetini hemen burada hatırlıyoruz. Yani biz her bir şeyi bir kaderle yarattık. Asklında burada hidayetin takdire atfı, müsebbebin sebebe atfı cümlesindendir. Ne demektir bu? Velleziy kaddere feheda O takdir ettiği için O hidayet etti. Sana biri yol göstermek istiyorsa senin kaderini belirleyen olmalıdır. Allah neden sana yol göstermelidir? Yani neden Allah’ın gösterdiği yoldan yürümelisin ey insanoğlu, neden buna mecbursun? Çünkü takdiri O yaptı. Seni O takdir etti. Seni kim yarattı ise yolunu da O belirler, rehberliği de o yapmalıdır. Allah yaratsın rehberi de şeytanın olsun, rehber olarak şeytanı seç.

Oldu mu bu? Bu insanın yaratılışına ihanet değil midir ey insan. İşte aslında zımnen bunu söylüyor. Allah’a ihanet etme ey insanoğlu. Seni doğru yola yöneltti, doğru yolu da sana gösterdi.

Aslında bu doğru yola iletti manasına gelmiyor. Çünkü doğru yola iletmek senin iradenle seçiminin sonucudur. Doğru yola yöneltti tam doğru karşılığıdır. Doğru yola yöneltti, bundan sonrasını sen yürü. Artık doğru yola sen var ey insan. Çünkü Allah irade verdi. Verdiği iradeyi yokmuş gibi saymasını kimse beklemesin.

4-) Velleziy ahrecelmer’a;

O ki, mer’ayı (bedenlerin yararlanacağı ortamı) oluşturdu! (A.Hulusi)

04 – O rabbin ki o İbni mer’ayı çıkardı. (Elmalı)

Velleziy ahrecelmer’a O ki tüm bitki örtüsünü çıkardı. Yani seni yarattı, yaratmakla kalmadı, seni takdir etti, sana yaratılış amacını yükledi. Onunla da kalmadı seni takdir etti. Yani seni ölçüye göre yarattı. Sen de muhteşem bir ölçü var, görme, işitme, duyma, duygu, düşünce dengesi, madde, mana dengesi, ruh beden dengesi. Daha hangi birini sayalım. Şöyle bir bak bakalım öyle bir ince takdirin sonucusun ki, öyle ince terazilerden geçmişsin ki ey insan kâinatın göz bebeği olmuşsun. Ve en sonunda da seni yaratıp ta şah eseri yapıp ta ne halin varsa gör demedi. Peygamberler gönderdi, vahiyler gönderdi ve sana doğru yolu gösterdi.

Bununla da yetinmedi rabbimiz rahmetine devam ettirdi ve sen ne yiyip ne içeceksin diye onu da düşündü ve yer yüzünün bitki örtüsünü senin için var etti. Yani donattı misafir haneyi, muhteşem bir biçimde bezedi, donattı, süsledi.

5-) Fece’alehu ğusâen ahvâ;

(Sonunda da) onu simsiyah çer – çöp (toprağa atılacak ceset) kıldı. (A.Hulusi)

05 – Sonra da onu karamsı bir sel kusuğuna çevirdi. (Elmalı)

Fece’alehu ğusâen ahvâ sonra onu kapkara, kup kuru bir hale getirdi.

Tamam, hepsini açıkladık ta bunu nasıl açıklayacağız bu bağlamda? İnsanoğlunun hatırlaması ve unutması bağlamında, var oluşu bağlamında Allah’ı unutmaması için ne yapması gerektiğinin hatırlatılması bağlamında bu 5. ayetin yeri ne?

Aslında zımnen Allah hayatın en basit mertebesi olan bitkiler alemine dahi bir ön ve son takdir ederken, maddi hayatın en yüce mertebesi olan insan hayatına bir ön ve son takdir etmesin mi. Demektir. Yani otun bir sonu var, fakat Allah ota bile bir ön ve son, bir kader tayin ederken sana etmesin mi.ç Seninle ilgilenmesin mi. Otla ilgilenen rabbin seninle ilgilenmesin mi. Eşrefi mahlukat, haydi düşelim, yani tasavvufi bir ibare olan bu sözü Kur’an i yakın anlamdaşına dönüştürelim; Ahseni takviym olan sen, insanı düşünmesin mi?

6-) Senukriüke fela tensa;

Sana OKUtacağız da unutmayacaksın! (A.Hulusi)

            06 – Bundan böyle sana Kur’an okutacağız da unutmayacaksın. (Elmalı)

Senukriüke fela tensa vakti gelince biz sana okutacağız, sen asla unutmayacaksın.

Burada ki okutma, okuma ne manaya geliyor; Bu önemli bir soru. İlk oku emri ile alâkalı. İlk oku emri nasıl ki indirilen mesajı, vahyin metnini okumaya indirgenemez. Kâinatta insan oğlunun öğrenme süreçlerinin tamamına okuma adı veriyorsa Kur’an, burada da aynı manaya gelir. Yani asla sadece bu kelimeleri oku, inen vahyi oku anlamına indirgenemez. Kâinatta insanın etrafında ki olayları ve hadiseleri müşahedesinin tamamı okumanın kapsamına girer. Gözle okumak, kulakla okumak, yürekle okumak, tefekkürle, tezekkürle, tedebbürle, taalkulle, tefakkuhla, düşünce, hepsi okumadır bunların. Dolayısıyla okumanın tüm anlamlarını kapsar. Kur’an da zaten okumanın tüm anlamlarını kapsadığı için Kur’an diye isimlendirilmiştir. Delili devamında ki ayettir aslında bu söylediğimizin delili. Okuyalım o zaman o delili de okuyalım;

[Ek bilgi; okutmaktan maksat ezbere okutmaktır. Yoksa yüzüne yazı okutmak değildir. Bazıları da, "unutmamaktan asıl maksat, gereği ne ise ona göre amel etmektir" demişlerdir. (Elmalı/Tefsir)]

7-) İlla maşâAllâh* inneHu ya’lemulcehre ve ma yahfâ;

Allâh’ın dilediği müstesna… Muhakkak ki O, açığa çıkanı da bilir, gizleneni de. (A.Hulusi)

07 – Yalnız Allahın dilediği başka çünkü o açığı da bilir gizliyi de. (Elmalı)

İlla maşâAllâh Allah’ın dilediği müstesna. inneHu ya’lemulcehre ve ma yahfâ zira Allah gizli olanı da bilir, açıklananı da bilir. Gizli olan ve açıklananı bilmek ifadesinin hemen önünde biz sana okutturacağız ve sen asla unutmayacaksın ayeti geliyor. Bu ikisini birbirinden farklı ve ayrı düşünemeyiz. O zaman Kur’an gizli olan değil ki. Kur’an ın gizli bir tarafı da yok. Mübiyn bir kitap çünkü. Allah resulünün gizlediği bir şey olamaz. Bu iftira olur. Çünkü o tebliğ ile memurdur. Eğer tebliğ olmamış olsa Allah şah damarından yakalayıp onu mahvedeceğini buyuruyor kitabında. Onun için bunu da düşünemeyiz.

Peki gizli ve açık olan ne? İnsanın içindeki unutma ve hatırlama duyguları, güdüleri. İnsan doğuştan unutmak ve hatırlamakla dizayn edilmiş. Unutabilen ve hatırlayabilen bir varlık olarak yaratılmış. İşte insanın o tarafına atıf yapılıyor.

Peki bunu bir zaaf olarak dile getirebilir miyiz? Hayır sadece zaaf olarak düşünseydik bunu, bu ayet Sebbihisme Rabbikel e’lâ diye başlamazdı. Çünkü yüce rabbinin adını tesbih et, aslında yüce rabbine şükret, O’na hamd et, arkadan gelen nimetlerden dolayı O’na hamd et zımni manasını içeriyor. Demek ki burada bir nimet olarak sayılıyor. Zaten kusur olan şeyler, günah olan şeyler Allah’ın yaratışına atfedilmiyor, isnat edilmiyor, insana isnat ediliyor, ama Allah’ın yaratışına isnat edilmiyor. Kusur olsaydı burada Senukriüke fela tensa (6) biz sana okutturacağız sen unutmazsın ve hatta devamında da bütünü boyunca eğer ele alırsak biz bunun bir kusur, bir hata, bir günah değil, insanoğluna verilmiş hem iyiye, hem kötüye kullanılacak bir duygu, bir yan, bir boyut olduğunu anlarız. Bakınız, devam edelim;

8- ) Ve nüyessirüke lilyüsra;

Biz sana en kolayı kolaylaştıracağız! (A.Hulusi)

08 – Ve seni en kolay yola muvaffak kılacağız. (Elmalı)

Ve nüyessirüke lilyüsra böylece kolay olanın en kolayını sana kolaylaştırdık, daha da kolay kıldık. Ve nüyessirüke lilyüsra sana kolayını kolaylaştırdık. Adeta leyl suresinde ki gibi;

Feemma men a’ta vetteka – Ve saddeka BilHüsna. (Leyl/5-6) kim verdi, takvalı oldu, en güzeli tasdik etti Ve nüyessirüke lilyüsra onu en kolayına kolaylaştırırız. En kolay nedir? En kolay mutluluktur. En kolay nedir? Cennettir. En güzel, en kolay nedir Allah’ın rızasıdır. O zaman burada Allah’ın rızasını sana kolaylaştıracağız. Cenneti sana kolaylaştıracağız. Rıza’i barî yi sana kolaylaştıracağız. Murtluluk ve saadete giden yolu sana kolaylaştıracağız. İşte burada söylenen bu.

9-) Fezekkir in nefe’atizzikra;

Eğer zikra (hatırlatma) fayda verirse, hatırlat! (A.Hulusi)

09 – Onun için Öğüt ver: Öğüt fâide verirse. (Elmalı)

Fezekkir in nefe’atizzikra işte bu ayetin mealinde şimdiye kadar verilen meallerin bazılarında ciddi problemler olmuş, onun içinde dikkat buyurmanızı rica edeceğim Fezekkir in nefe’atizzikra şöyle meallendiriliyor; Eğer öğüdün fayda verirse öğüt ver. O zaman bir sonra ki ayetle bu ayeti çeliştirmiş oluyor. Hem Allah resulüne; sen sadece öğütçüsün diyor Fezekkir innema ente müzekkir. Leste ‘aleyhim Bimusaytır (Ğaşite/21-22) sen onların üzerine jandarma değilsin, sen sadece bir uyarıcısın, o zaman uyarma görevini yap.

Peki yine mi çelişki göreceğiz? Hayır. Bunu nasıl anlayacağız? Doğru anlama şu; Öğüt bazılarına fayda verse de sen hep öğüt vermeyi sürdür. Hiç öğüt vermekten vazgeçme. Tabiatı icabı öğüt bazılarına fayda verir, bazılarına vermez. Yani öğüt verdiğiniz herkes öğüt almaz. Aklının kapasitesine göre, ön yargıyla dinleyip dinlemediğine göre, bilgisine göre, duruşuna göre, inancına göre öğüt alır ya da almaz. Ama sen hep öğüt vermeye devam et. Yani burada aslında mesele açık. Sen hatırlatma bazılarına fayda verse de hep hatırlat. Yani her uyarı her zaman herkese fayda vermez. Fayda vermeyecekse hatırlatma manası bir sonraki ayete de zaten aykırıdır.

10-) Seyezzekkerü men yahşâ;

Haşyet duyan hatırlayıp düşünecektir! (A.Hulusi)

10 – Saygısı olan Öğüt alacaktır. (Elmalı)

Seyezzekkerü men yahşâ işte bir sonraki ayet. Allah huzurunda tir tir titreyenler nasıl olsa öğüt alacaklar. Yani sen öğüt ver, bazıları öğüt alacak. Bazıları almayacak olabilir. Ama alacak olanlar vardır. Kimdir onlar? Haşyet duyanlar. Allah sevgisiyle, Allah’ın sevgisini kaybetmekten tir tir titreyenler. Haşyeti havf den böyle ayırıyoruz. Haşyet Allah’ın büyüklüğünü bildiği için, azametini bildiği için korkanlar. Havf ise; korkanın güçsüzlüğünden kaynaklanan korku.

11-) Ve yetecennebühel’eşka;

En şakî ise ondan kaçacaktır! (A.Hulusi)

11 – Pek bedbaht olan da ondan kaçınacaktır. (Elmalı)

Ve yetecennebühel’eşka rabbinden kopanlar ise öğütten kaçacaktır. Evet, Ve yetecennebühe onsan kaçacak, ona yan dönecek, ona sırt dönecek diye çevirelim. El’eşka eşkıya olanlar o öğüde sırt çevirecektir. ‘eşka aslında şakka kökü, Allah’tan kopma, Allah’tan bağımsız olduğunu düşünme. Allah ile bağlarını koparma manasına gelir. Allah ile bağını koparan öğüt almayacaktır.

12-) Elleziy yaslennarelkübra;

O (en şakî) ki, en büyük ateşe (Allâh’tan ebedî uzak düşmüşlüğe) maruz kalır! (A.Hulusi)

12 – O ki en büyük ateşe yaslanacaktır. (Elmalı)

Elleziy yaslennarelkübra o ki; O ne olacak peki sonuçta yaslennarelkübra en derin ateşe yaslanacak.

Yukarıda ki yüsra vardı ya, o yüsra nın mukabili, zıddı. Ennarelkübra; yani ateşin en derini. Saadetin zirvesini istemeyenler ateşin dibini boylamayı hak ederler. Burada bir zıddıyet, mütekabiliyet var. Dolayısıyla bu ayetleri anlamak için bu zıtları mutlaka görmek lazım. Şimdi birazdan iki zıt daha gelecek.

13-) Sümme lâ yemûtü fiyha ve lâ yahyâ;

Sonra orada ne ölür (kurtulur); ne de dirilir (hakikatin ilmiyle)! (A.Hulusi)

13 – Sonra ne ölecek onda ne hayat bulacaktır. (Elmalı)

Sümme lâ yemûtü fiyha ve lâ Yahyâ o ateşte artık ne yaşayabilecek, ne de ölebilecek. Yaşanmaz ki yaşasın, ölünmez ki ölsün. Ölmek isteyecek ama ölemeyecek. Ölmek bir nimet olacak o ahiret azabından. Fakat o nimete erişemeyecek. Ölümü isteyecek, yani hani bugün bir tek yok oluşu çağırmayın bir çok yok oluşu çağırın diyordu ya, işte onun gibi. Fakat ölemeyecek Yaşayamayacak ta.

[Ek bilgi; Bununla beraber şunu da bilmek gerekir ki, kâfirlerin cehennemde ölmemesi de "Ey Rabbimiz! Sen bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin."(Mümin/11) âyetinden anlaşılan iki ölümü de tadıp iki hayat ile azap için yeniden diriltildikten sonra demektir ki, bundan sonra ne ölecek ne de dirileceklerdir. Bazıları da demişlerdir ki: "Ne ölecekler ne de dirilecekler." demek azabın şiddeti ile ebedî sürünmekten kinayedir. (Elmalı)]

[Ek bilgi; Çünkü tamamen yok olması imkânsızdır. “Yaşamaz da…” ruhani olarak helak olduğu için de hakiki bir hayatı olmaz. Yani, daima ve ebediyete kadar azap görür de hep ölmeyi temenni eder. Yanıp helak olduğu her seferinde hayata döndürülür ve yeniden azap görür. Ne mutlak olarak ölür ne de mutlak olarak yaşar. (İbn. Arabi Tevilat)]

14-) Kad efleha men tezekkâ;

Arınıp saflaşan, gerçekten kurtulmuştur! (A.Hulusi)

14 – Doğrusu felâh buldu tezekkî eden. (Elmalı)

Kad efleha men tezekkâ arınma gayreti içinde olanlar kurtulacaklar, başaracaklar. Neden gayreti diye çevirdim, çeviri içinde bu kelimeyi koyma ihtiyacı hissettim? Çünkü tezekkâ fiili kalıbı gereği gayreti gerektirir. İçinde gayret olması lazım, çünkü tefaul kalıbı, tekellüf, azim ve gayrete delalet eder. Arınma gayreti. Demek ki rabbimiz bizden gayret bekliyor. Eğer biz gayret gösterirsek rabbimiz o gayretimizi ödüllendirecek ve gayretimize karşılık bize güç yükleyecek. Gönlümüze ferman verecek, içimize sekinet indirecek, direnme gücü bahşedecek bize. Eğer biz o gayreti hak edersek, gösterirsek.

15-) Ve zekeresme Rabbihi fesallâ;

Rabbinin ismini zikredip (hatırlayıp) bilfiil salât eden (yaşayan) kurtulmuştur. (A.Hulusi)

15 – Ve rabbinin ismini anıp da namaz kılan. (Elmalı)

Ve zekeresme Rabbihi fesallâ rabbinin adını hatırda tutan da, fesallâ; salâta duran da kurtulmuş olacak. Kad efleha men devam ediyor. Kad efleha men Ve zekeresme Rabbihi fesallâ böyle devam edebiliriz. Dolayısıyla rabbinin ismini hatırda tutan, rabbini unutmayan. Zikir nedir? Allah kaygısıdır. Allah kaygısıyla hareket eden. Herkes; herkes ne der diye iş yaparken, mü’min Allah ne der diye iş yapar. İşte o zikir sahibidir.

Fesellâ; bakınız burada da ilginç bir zıtlık var. İlk geçtiği yer burası muhtemelen. Salât kelimesinin ilk geçtiği yer. Salât; aslında insan otururken dik durduğu için oyluk kemiğine denilir. Es salâ. Yine insan dik durduğu için omurgaya denilir. Dik durduran, dik tutan, destek veren, destek manasına gelir, kelime manası bu. Kur’an da 18 e yakın ayrı manada kullanılmıştır, gerçek bir çok anlamlı kelimedir. Davet manasına kullanılmıştır, ibadet manasına kullanılmıştır, zikir manasına kullanılmıştır, namaz manasına kullanılmıştır, dua manasına kullanılmıştır, yardım manasına kullanılmıştır, destek manasına kullanılmıştır, hizmet manasına kullanılmıştır. Yani bir çok manada kullanılmıştır.

Yine ekame fiiliyle geldiği hemen her yerde bildiğimiz şer’i namaz manasına gelir. Salât kök olarak destek demektir ki …ekımıs Salâte lizikriy. (Tâhâ/14) ayetinde. Evet, zikrim için salâtı ikame et. Çevirmedim, aynen tuttum. Zikrim için salâtı ikame et. Ne demek bu? Zikri Kur’an olarak çevirirsek, anlarsak; Salâtı destek olarak anlarsak ki kök manası o; ikameyi de kaldır, ayağa kaldır ki manası o zaten, Kur’an ım için vahyime destek için ayağa kalk ve ayağa kaldır. Ya eyyühel müddessir; – Kum feenzir. (Müddessir/1-2) de bundan başka nedir ki. Ey yatan kişi, kalk ve uyar. Evet, vahye destek için ayağa kalk ve ayağa kaldır.

Manayı bulmada rehber burada mütekabiliyet üslubu buradaki. men yahşâ – el’eşka nın buradaki zıddıydı. Burada da yasle; sallânın zıddı. Kelime olarak, köken olarak aynı ilginçtir. Köken olarak ikisi de aynı. Ama Yasle cehennem için kullanılır, sallâ namaz için, dua için, ibadet için ve buna benzer şeyler için. İkisi de destek manasına geliyor. Cehennem odununu tutuşturmak için, cehennemi tutuşturmak için. Aslında essalvü; sobayı tutuşturmak, fırını tutuşturmak, veya hendeği, veya tandırı tutuşturmak için öne konan, dikilen küçük tuturuk odunlara denilir, onlara tuturuk denir. yani cehennemi sizinle tutuşturacağım manasına. Zaten sılıyye cehennemin isimlerinden biri olarak geçer Kur’an da onun için salleytül ‘ud. Ne demektir eğri bir değneği fırınlayarak ateşte doğrulttum.

Bu ikisini bir biri ile köken olarak aynı, ama mana olarak zıt yerlerde duran bu iki kelimeyi birbirine şöyle bağlarsak, yasle – sallâ; Ne çıkıyor? Namazla dünya da doğrulmayanı Allah cehennemde doğrultacaktır. Onun için namaz doğrulmaktır. Namaz; Allah’a desteği doğrultmaktır. Namazın maksadı insanın desteğini rabbine doğrultmasıdır. Rabbine desteğini doğrultması ne demek? Aslında kendini desteklemesi demektir. Rabbin desteğe ihtiyacı mı vardır? Yoktur. Ama ..in tensurullahe yensurküm..(Muhammed/7) diyen de rabbimizdir. Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, Allah’ta size yardım eder. Dolayısıyla burada destek, insanın kendine verdiği destektir.

Onun için Allah’a desteği doğrultmak, namaz bunun sembolü ve simgesidir. Eğer namaz kılıyor da Allah’a destek vermiyorsa insan, Allah’ın vahyine destek vermiyorsa, Allah’ın nebisine destek vermiyorsa, Allah’ın hakikatlerine, emirlerine destek vermiyorsa, hakka ve hakikate destek vermiyorsa; o gerçekte kıldığı namazı yalanlıyor demektir. Feveylün lil musalliyn. (Maun/4) yazıklar olsun böyle namaz kılanlara, yazıklar olsun böyle ibadet edenlere.

[Ek bilgi; Allah’ın kendisini terbiye ederken tecelli ettiği, kemalatını bahşettiği ve istidadının diliyle istekte bulunduğu özel ismini anan kimse kurtulmuştur. Cahil kimse açısından Alim ismi, dalalette olan kimse açısından Hadi ismi ve günahkâr kimse açısından Ğaffar ismi bu konumdadır. (İbn. Arabi Tevilat)]

16-) Bel tü’sirunelhayateddünya;

Fakat siz dünya hayatını (en aşağı yaşam düzeyini) tercih ediyorsunuz! (A.Hulusi)

16 – Fakat siz Dünya hayatı tercih ediyorsunuz. (Elmalı)

Bel tü’sirunelhayateddünya bilakis dünya hayatı sizin için çok cazip görünüyor.

17-) Vel’ahıretü hayrun ve ebka;

Hâlbuki Âhiret (kudret – bilinç boyutu) daha hayırlı ve daha kalıcıdır. (A.Hulusi)

17 – Halbuki âhiret daha hayırlı ve daha bekâlıdır. (Elmalı)

Vel’ahıretü hayrun ve ebka Fakat ahiret daha kalıcı, daha hayırlıdır. Yani siz ey insanlar, kalıcı olanı geçici olanla, ebedi olanı geçici olanla takas ediyorsunuz. Değerliyi değersiz le takas ediyorsunuz. Yüceyi cüceyle takas ediyorsunuz. Yani eğer bakacak yeri kaybederseniz, Allah’ın gör dediği yerden bakmazsanız, büyüğe küçük, küçüğe büyük, geçiciye kalıcı, kalıcıya geçici muamelesi yapar, cenneti dünya da arar, gerçek cenneti kaybedersiniz. Onun için Allah’ın gör dediği yerden bakın.

18-) İnne hazâ lefissuhufil’ûla;

Muhakkak ki bu (bildirilen realite, ilim), ilk bilgilerde de (vardı). (A.Hulusi)

18 – Haberiniz olsun ki vardır bu evvelki suhuflarda. (Elmalı)

İnne hazâ lefissuhufil’ûla işte bu hakikat var ya, bu söylenen hakikat? Bu sadece burada söylenen bir hakikat değil, geçmiş kitaplarda, geçmiş vahiylerin tamamında yer alan insanlığın ebedi değişmez değerlerinin içindeki, o paketin içinde ki bir hakikattir.

19-) Suhufi İbrahiyme ve Mûsa;

İbrahim’in ve Musa’nın bilgilerinde! (A.Hulusi)

19 – İbrahim ve Musâ’nın suhuflarında. (Elmalı)

Suhufi İbrahiyme ve Mûsa Mesela İbrahim’in ve Musa’nın sayfalarında yer alan.

[Ek bilgi; Abd b. Humeyd, İbnü Merduye ve İbnü Asakir Ebu Zerr (r.a.)'den şöyle rivayet etmişlerdir:
             Dedim ki, ey Allah'ın Resulü! Yüce Allah kaç kitap indirdi? Buyurdu ki:
Yüz dört kitap indirdi. Elli sahife Şît'e, otuz sahife İdris'e, on sahife İbrahim'e, on sahife de Tevrat'tan evvel Musa'ya indirdi. Tevrat'ı, Zebur'u, İncil'i ve Furkan'ı da indirdi.

Dedim ki: Ey Allah'ın Resulü! İbrahim'in sahifeleri ne idi? Şöyle buyurdular:
Hepsi kıssa ve öğüt idi: Ey o kötülüklere düşkün, sırnaşık ve mağrur Melik! Ben seni dünya malını üst üste yığasın diye göndermedim. Fakat benim yerime mazlumun duasını yerine getiresin diye gönderdim. Çünkü ben mazlumun duasını, kâfir de yapsa kabul ederim.

Aklına karşı mağlup olmadıkça akıllıya gerektir ki, üç saati ola. Bir saatinde Rabbine yalvara, bir saatinde nefsini hesaba çekip ne yaptığını düşüne ve bir saatinde de helalinden ihtiyaç için tenha kala. Çünkü bu saatte öbür saatler için bir yardım ve zihnini toplama ve diğer işlerden kurtuluş vardır.

Akıllı olanın zamanını görmesi, kendi işine ve durumuna yönelmesi, dilini koruması gerekir. Çünkü kelâmını amelinden sayan kimse az söyler. Ancak kendisini ilgilendiren konularda olursa başka.

Akıllının üç şeye talip olması gerekir: Geçimini düzeltmek, varacağı yer için hazırlık ve haramda olmayarak lezzet alma.

Dedim ki: Ey Allah'ın Resulü! Musa'nın sahifeleri ne idi? Buyurdu ki:

Hepsi ibret idi: Şaşarım, öleceğini yakinen bildiği halde sevinene, ateşin olduğunu kesin olarak bilip de gülene, dünyayı ve onun üzerinde bulunan kimselere karşı durmadan değiştiğini görüp de dünyaya gönül bağlayana, kadere yakinen inanıp da öfkelenene, hesaba inanıp da amel etmeyene.
Dedim ki, ey Allah'ın Resulü! İbrahim ve Musa'nın sahifelerindekilerden sana bir şey indirildi mi? Buyurdu ki:
            Evet, ey Ebu Zerr! Buyurdu demiştir. Bununla beraber, Alûsî'nin dediği gibi hadisin sahih olup olmadığını Allah bilir. (Elmalı/tefsir)]

SadakAllahul azıym.

 
Yorum yapın

Posted by 18 Temmuz 2014 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 147 takipçiye katılın