RSS

Tag Archives: meal

İslamoğlu Tef. Ders. BURUC SURESİ (01-22)(189-B)

231

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Yeni suremiz Buruc suresi. Buruc suresi adını diğer suremizde olduğu gibi ilk ayetinden alıyor. Burçlar demek. Burç aslında Kur’an dilinden batı dillerine de geçmiş, hepsinde de aynı manaya geliyor. Burg diye anıyorlar onlar, telaffuz ediyorlar. Hamburg, Lüksemburg. Yani bu isimler hep burc manasına gelen kelime. Arap dilinden alınmış kelimeler bunlar.

Buruc suresi Mekkî bir sure. Necm ile Hakka arasında indirilmiş ve indirilme zamanını bize ele veren bir sure çünkü işkenceden bahsediyor. Mü’minlere işkencenin bu kadar ayrıntılı bir örnek üzerinden, bu kadar ayrıntılı tasvir edildiği Kur’an da yer çok azdır, veya yoktur desem daha doğru olur. Onun içinde 5 veya 6. yılda inmiş olması kuvvetle muhtemel, çünkü Mekke de mü’minlere işkencenin zirveye çıktığı yıllar 5 ve

6. Hassaten de 4. yılın sonu, 5. yıl idi. Habeşistan hicretinin başladığı yıl idi.

İlk tertiplerde, ilk nüzül sıralamalarında Şems suresi ile Tiyn suresi arasına yerleştirilmiş.

Konusu belli, inanca baskı. Yani aslında burada örgütlü devlet teröründen söz edilir. Sanki bu surenin ismini şöyle açsak (Devlet terör suresi) de denilebilir. Veya örgütlü terör suresi denilebilir. Veya iktidarın terörü suresi denilebilir. İktidar terörünü ele veren, onu kınayan, onu yeren, onu yerden yere vuran, veyahut ta belki de daha bir açılımıyla inanca baskıyı reddeden sure denilebilir.

BismillahirRahmanirRahıym

Rahman, rahıym olan Allah adına.

1-) VesSemâi zâtilburûci;

Andolsun o burçları barındıran Uzay’a! (A.Hulusi)

01 – O Semai zatilbüruca. (Elmalı)

VesSemâi zâtilburûci burçlar sahibi gök şahit olsun. Yine şahitlikle başladı. Şahit tutarak başladı. Neye şahit olsun gök? Başlangıçta Allah’a şahit olsun. Varlığına ve birliğine şahit olsun. Allah’ın şahit olduğuna şahit olsun. Allah’ın hesap soracağına şahit olsun. Bir gün hesap gününün geleceğine şahit olsun. Başka? İnsana şahit olsun gök. Gök kubbe altında işleniyor tüm suçlar. Gök kubbe altında işleniyor tüm zulümler, tüm ah vahlar gök kubbe tarafından işitiliyor. Gök kubbe bunları saklıyor bu ahu eninleri zayi etmiyor. Bir gün gelecek gök kubbede toplanan bu sesler Allah tarafından bir bir şahit olarak dinletilecek.

Bugün pozitif bilim kâinatta gök kubbeye saldığımız hiçbir sedanın boşa gitmediğini tespit etmiş durumda. İşte size gök şahit olsun ayetinin açılımı. Gök nasıl şahit olur? Sesleri biriktirerek, seslerin hiç birini zayi etmeyerek insanlığın başından bu güne kadar insan ağzından çıkmış tüm iyi ve kötü, tüm adalet ve zulüm sözcüklerini hafızaya kaydederek şahit olur. Bu da bir şahit değil midir.

Burç; ortada olan şey. Saray, kale, burç. Zaten burç olarak ta anılıyor. Yine yıldızlar. Büyük yıldızlar, takım yıldızlar, takım adalar. Bunların oluşturduğu suretler. Mesela aslan sureti. Aslan burcu aslan suretini verdiği için. Balık burcu; balık, kova burcu; kova, yengeç burcu; yengeç gibi olduğu için isimlendirilmiş zaten. Veya 12 burç. Koç, boğa, ikizler, yengeç, aslan, başak, terazi, akrep, yay, oğlak, kova ve balık. 6.sı güneyde 6.sı kuzeyde bu burçların ki bunlar takım yıldız kümeleri aslında. Bunların bulunduğu alana mıntıkat-ül buruç deniliyor. Yani bütün bu anlamlara gelebilir.

Tabii ki burada ki burçla günümüzdeki falcılığı ayırt etmek lazım. Hele hele günümüzde iyice çığırından çıkmış olan arraflık ve kahinliğe dönüştürülen burçculuğu, buradaki burç hakikati ile ayırt etmek lazım. Burçların, göğün, ayın, kâinatın insan ve davranışlarıyla etkileşimi hiç şüphesiz ki gerçeklik payı olan bir husus. Ayın özellikle kadın bedeni üzerinde ki tezahürlerini nasıl inkar edebiliriz. Fakat buradan yola çıkarak insan iradesini ipotek altına alan ve kendi kendini gerçekleştiren kehanete dönüşen burççuluğu asla tecviz ve tasvip edemeyiz.

Senin burcun, atıyorum başak burcu, veya yengeç burcu. Yengeç burcundan olanlar çabuk pes edermiş. Hayda..! bizimki hiçbir işi başaramıyor. Eline aldığı her iş yarım, hiç direnci yok, sebatı yok, sabrı yok, hiç. Kendisine sorduğunuzda ben ne yapayım, burcum yengeç, ben ne yapayım falan burçtanım. Bizimkisi her işte başarısız, başarısızlığı da akılsızlığından kaynaklanıyor. Çünkü rabbimiz aklını kullanmayanı pisliğe mahkum ederiz diyor. Ömrü pisliğe mahkum olmuş. Soruyorsunuz niye pisliğe mahkum oldun? Eğer cevabını Allah’tan alacak olsa aklını kullanmadığın için demesi lazım. Ama burççuluktan almaya başladığında; ne yapayım benim suçum yok ki, falan burçta doğmuşum.

İşte böyle kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüştüğünde insanoğlunun kendi iradesine hakaret anlamına geliyor ve burada eli kolu bağlayan bir zincire, şeffaf bir zincire, bir prangaya, bir akıl prangasına dönüştüğü için burççuluğu reddetmemiz gerekiyor. Yoksa burç bilimini veya kânatla, tabiatla, göklerle, gök cisimleri ile insanlar arasında ki hatta parçanın parçayla parçanın bütünle irtibatını inkar etmek anlamına hiç gelmiyor tabii ki.

[Ek bilgi; İbn. Arabi’de Astroloji.

Burçlar olarak nitelendirilen takımyıldızlar eski çağda Babil'liler tarafından tespit edilmiş ve tasnife sokulmuştur. 12 Burç olarak tasnif edilen takımyıldızların bu durumuna ait bilgi bazı kaynaklarda o çağda yaşadığı ileri sürülen İdris Nebi'nin mucizesi olarak da belirtilmiş ve bu ilmin kaynağının adı geçen Zât olduğu öne sürülmüştür.

Daha sonra bu ilim Yunanlılara, Mısır'lılara ve İslâm âlemine intikâl etmiştir. Burçlar denilince akla gelen, Dünya ve üzerindekileri etkileyen 12 büyük takımyıldızdan söz edilir. Bunlar sırasıyla şöyledir: Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Balık. (İbn. Arabi-F. Mekkiye)

İ. Hakkı Erzurumi’de astroloji.

Bedenin terkibi bahsinin ikinci fasıl, üçüncü nevi'nde ise Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri şu görüşü anlatır:
"Allâhû Teâlâ'nın kudreti ile, ulvî ecramın -planetlerin ve burçların- süflî cisimlerde -maddi yapılarda- çeşit çeşit tesirleri daimî olduğundan, bütün halkın şekil, hâl, ahlâk ve tavrı henüz ana rahminde nutfe iken rastgelen baht ve talileri tesirlerinden meydana gelmiştir.

Ana rahmine nutfe vâhi olduğu saatte, baba ve ananın tâlileri hangi işte ise, o, nutfenin zâtına tesirle nakşıbend, yani işlenmiş olur.

Mesela saadeti, şekaveti, anlayışlı, ahmak, bahil cömert, korkak, yiğit, sevgi, düşmanlık hırs kanaat, himmet ve alçaklık, fakirlik ve zenginlik, rahat ve rahatsızlık, yaşama ve yaşamama, ceml ve kemâl, kelâl ve melâl her ne hâl üzere ise, o nutfenin zâtına tali olur. Çünkü o nutfe ceninin cisminin levhi mahfuzdur. Levhi mahfuz ise bu âlemin mazharı, aynasıdır. Nitekim Habîb-i Ekrem (s.a.s) hazretleri şöyle buyurmuştur:

- Saîd o kimsedir ki, annesi karnında saîd olmuş; şakî o kimsedir ki, annesi karnında şakî olmuştur!..

Herkesin talinin tesirini remz ve işaret ile duyurmuştur.

Halkın bütün şekil, sıfat ve mizaçları felekî vaziyetler gereğince rahimlerde ayrı olunca, ecelî müsemmaları da mizaçlarına göre orada muhtelif takdir olunmuştur. (İ. Hakkı Erzurumi-Marifetname)

           xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Mevlâna Celaleddin Rumî de astroloji.

Pencereden giren ziya evin içinde dolaşır ve yer değiştirir. Çünkü güneş bir burçtan bir burca intikal eder.

Her kim bir yıldıza irtibatı ve münasebeti varsa o yıldızın hükmünde seyr-ü hareket eder.

Talihi Zühre yıldızı olursa zevku taraba ve aşk u talebe külliyen mail olur.

Eğer kanlı ve zalim tabiatlı Merih yıldızına mensup olursa; ceng, iftita ve husumet talebinde bulunur.

Yıldızların ötesinde bir takım yıldızlar daha vardır ki onlarda yanmak, sönmek ve uğursuzluk diye bir şey olmaz.

O yıldızlar şu meşhur 7 gökten başka göklerde seyrederler.

Onlar envar-ı ilahiyyenin şa’şaasına karşı rüsuhlu ve meleklelidirler. Ne birbirinden ayrı ne de yekdiğerine muttasıldırlar.

Her kimin talihi yıldızların ötesinde ki yıldızlardan olursa onun nefsi recm-ü tard hususunda kâfir yakıcı olur.

O kimsenin hışmı Merih yıldızının hışmı ve gazabı gibi değildir. Merih, mağlup iken galip görünmek gibi ters gidişlidir. Yahut o kimse galip iken mağlup görünmekle (münkalip rey)dir.

Şeklinde devam ediyor. (Mesnevi 2. cilt748- 752..)

            xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Ahmed Hulusi de astroloji

Eskilerin "BURÇ" kelimesiyle adlandırdığı takımyıldızlar yaklaşık 500-600 milyon ile milyarı geçen sayılarda bir araya gelmiş Güneş benzeri yıldızlardan oluşmuştur. Ve bunlar, evrene, kendi yapılarına uygun bir biçimde çeşitli kozmik ışınlar yayarlar. Bunların yaydıkları ışınlar ise Güneş çevresinde dönmekte olan Dünya'yı ve üzerindekileri, tüm sistemle birlikte sürekli bombardıman altında tutarlar.

Güneş sistemindeki Plüton, Neptün, Uranüs, Satürn, Jüpiter, Mars, Dünya, Venüs, Merkür isimli planetler sürekli olarak bunlardan gelen tesirleri alırlar ve bir tür yansıtıcı görevi görerek insan beyinlerini daimî olarak etki altında tutarlar.

Astroloji yıldız falı mıdır, yoksa bir gerçek ilim mi?

Bize sorarsanız. İnsanlığın oluş düzeni ve sistemi Astroloji ilminde mevcuttur. Nitekim Muhyiddini Arabî de bu yüzden burçların tesirleri hakkında:

"Dünya'da ve cennetlerde oluşan her şey burçların tesirleriyle meydana gelir" ifadesiyle konuya işaret etmiştir.

Bu tesirleri fark edip, ancak genel ilâhî nizam içindeki yerini değerlendiremeyen insanlar geçmişte ancak Ay'a, Güneş'e ve diğer yıldızlara tapınma durumuna girdikleri için, daha sonraki devrelerde bu konu kapatılmaya gidilmiştir.

Oysa... İlâhî düzen içinde yağmurun rüzgârın, yenen yemeğin yeri ne ise, bu takımyıldızların ve onların ışınımlarının yeri de odur!.. Her biri ne görev için var edilmiş ise, o görevi yerine getirmektedirler. Onların bu tesirleri dahi ilâhî irade içinde kudreti ilâhî ile meydana gelmektedir.
Nasıl, yediğimiz yemek, içtiğimiz su belli bir enerjiyi oluşturup bedenimize yararlı oluyor diye bunlara tapınmak gerekmiyorsa ve tapınılmıyor ise; aynı şekilde beyinlerimizin çalışma düzeni üzerinde ilâhî takdir ve tedbir gereği olarak tesirli olan bu burçlara ve planetlere de asla tapınılmaz ve onlar ilâh düzeyinde mütalaa edilemez!.. Hâlbuki, bu gerçeğe rağmen Dünya üzerinde bugün Güneş'in oğluna tapıp, bayrak edinenler mevcuttur.

Burçların yaymış olduğu ışın türleri esas olarak dörde ayrılır. Bu türler eskiden yapılan tasnifte, şu isimlerle belirtilmiştir:

Ateş; Koç - Aslan – Yay

Hava; İkizler - Terazi – Kova

Su; Yengeç - Akrep – Balık,

Toprak; Boğa - Başak – Oğlak

Şimdi önce bu dört gruptan söz edelim.

"Ateş" grubunun en bariz özelliği, bu gruptan olan kişilerin kendini beğenmiş, gururlu, dediğim dedik, bir yapıda olmalarıdır. Daima çevrelerine hükmetmek isterler. Hep zirveye tâliptirler.
"Hava" grubunun özelliği ise havaî bir tip olmalarıdır. Sebatkâr olmazlar. Her konuya dönüktürler. Fakat bir süre sonra o konudan bıkıp başka bir konuya merak sararlar. Fedakâr ve çevreyi düşünen tiplerdir.

"Su" grubunun ortak özelliği ise son derece duygusal bir kafa yapısına sahip olmalarıdır.

"Toprak" grubu insanların ortak özelliği ise sâbit fikirli ve genelde maddeye dönük, paraya bağlı olmalarıdır. (Ahmed Hulusi-İnsan ve sırları)]

VesSemâi zâtilburûc burçlar sahibi gök şahit olsun.

2-) Velyevmilmev’ûdi;

Vaad olunmuş o sürece! (A.Hulusi)

02 – Ve o yevmi mev’uda. (Elmalı)

Velyevmilmev’ûd vaad olunan gün şahit olsun. vaad edilen gün ne? Elbette ilk akla gelen hesap günü. Yevmil hısab. Dahası Kur’an da ki Fatiha da ki ismiyle YevmidDiyn; din günü, deyn günü, borç günü, borç ödeme günü. Yani adalet günü, hesap günü. Adaleti ahire için kullanmıyor Kur’an onun için bizim de kullanmamamız lazım, Ahiret Allah’ın rahmet günüdür aslında. Mağfiretini sonuna kadar açtığı gündür aslında. Allah ahirette rahmetiyle muamele eder. Bu manada YevmidDiyn en doğru karşılık olsa gerek yevmilmev’ud için.

3-) Ve şahidin ve meşhud;

Şahide ve şahit olunana! (A.Hulusi)

03 – Ve şâhide ve meşhûda kasem olsun. (Elmalı)

Ve şahidin ve meşhud şahit, şahit olsun da, şahit olunan da şahit olsun. Yalnız şahit değil şahit olunan da şahit olsun. Yani şahit ve meşhud; 1. ihtimal bu ayetler neye tekabül eder dersek, elbette ki yemin bu ayetler. Şahit kılma, ve şahit kılınmayla alakalı ..yevmün meşhud geçiyor Kur’an da Hud/103 de. yani şahit olunan gün. Kıyamet için, hesap günü için meşhud günü diyor Kur’an. Burada ki kelimeyle aynı.

Yine; ..meşhedi yevmin azıym. (Meryem/37) de. Yine ahiret için, yine hesap günü için meşhedi yevmin azıym geçiyor. Buradakini andırır ve çağrıştırır şekilde. Bunlarla bağlantılı olarak okursak bu ayetleri, bu ayetleri sadece dünyada yapılan ve belli bir coğrafya da gerçekleşmiş olan bir zalimin zulmüyle sınırlı saymayıp ahireti de içine alan, ahirete de taalluk eden bir şekilde okuyabiliriz. Yani bu pasaj 2 şekilde okunabilir. Bir dünyaya yönelik, bir ahirete yönelik. Dünyaya yönelik okuması şu okuyacağım ayetle çok bağlantılı;

4-) Kutile ashâbül uhdûd;

Öldürüldü o hendek halkı… (A.Hulusi)

04 – Tel’ıyn edildi sahipleri o uhududun. (Elmalı)

Kutile ashâbül uhdûd kahrolsun. Kutile; öldürüldü manası vermek çok yanlış, Kur’an da ve Arap dilinde bu iğrenç manası, lanet manasına gelir. Allah’ın rahmetinden uzak olsun. Hatta hatta Arap dilinde mücerred olarak kullanıldığında geberesice manasına gelir ki bu sevdiği içinde söylenebilir. Ama burada değil tabii ki. Kızdığı içinde söylenebilir. Hani insanlar bebelerini severlerken, dedeler torunlarını severken geberesice derler. O manada da Arap dilinde mücerred kullanıldığında kullanılıyor. Fakat karine açık burada, burada kahrolsun manasına. Kim? Uhdud ashabı kahrolsun.

Uhdud ashabı kim? Ondan fazla rivayet var. bize kadar gelen. Hz. İbrahim, hz. Nemrud arasında ki mücadele demişler bazıları. Bazıları Yahudiler ile Babil kıralı Nebukadnezar arasından geçen zalim – mazlum mücadelesi. Yine Zünuvas ile Yemen de Necran da, bugünkü Necran da, Suudi Arabistan güney sınırlarında kalan bir bölge. Necran da yerleşik bir devletin başkanı olan Zünüvas ile İsevi mü’minler arasında geçen bir zalim mazlum münasebeti, yani zulüm olayı. Yine Antonyus ile İseviler arasında geçen bir olay diyenler var.

Yerler de birden fazla; bir çok ihtimal ileri sürülmüş tefsirlerde. Bu olay Necran da olmuştur diyenler var, Şam da olmuştur diyenler var, Faris te, İran da olmuştur diyenler var, Irak ta olmuştur diyenler var, Habeşistan da olmuştur diyenler var. Peki ne diyeceğiz?

Efendimiz A.S. çok güzel bir kıssa, daha doğrusu hikaye anlatır Hikayenin tarihsel karşılığı nedir bilmiyoruz. Ama bize anlattığı bu kıssa gerçekten ibret verici, Yani şahadet ölmek değil birinin bin diriltmek için kendini feda etmesidir manasına gelen bir kıssa.

Şehit toprağa gömülen bir tohuma benzer. Allah yolunda hayatını şahit kılana şehit denir. öncelikle şehidin tarifini insanlar yapmazlar, Allah yapar. Çünkü Kur’an a göre şehit, Allah’a hayatını şahit kılandır. Allah yolunda yürüyendir. İşte bu manada şehit toprağa gömülmüş bir tohumdur ki bir tanesi toprağa düşer bin tanesi çıkar manasına gelir.

Olay Necran da geçmektedir. Necran da bir alim vardır, bölgenin putperest halkının taptığı putlara tapmıyor, o tek Allah’a ibadet ediyordur. Hatta bu hal ehli zattan bir takım olaylar zuhur ettiği içinde ona sihirbaz demektedir bölge halkı. Ve bölgede bir genç bu alimin, bu zahid insanın hayatına hayran olarak ona çırak olur. Şakirt olur, mürid olur. Ve o da mü’min olur, iman eder. Artık Allah’a kulluk yapmaya başlar ve bu bölgenin putperest kralının, veyahut ta bölgenin Yahudi putperest kralının, öyle de diyelim, Çünkü Yahudi olmak, putperest olmaktan azade olmak anlamına gelmiyor o manasıyla. Samiri gibi de olabiliyor. İşte Zünüvas’ın kulağına gider ve benim inancımdan benim vatandaşım nasıl yüz çevirir diyerek adam tüm zulmü ile gencin üzerine yürür.

Fakat hangi komployu kurduysa genci öldüremez. Bir türlü genci temizleyemez. Bu inanç yayılmasın diye genci öldürmek istemekte fakat öldürememektedir. En sonunda gence sorar. Seni ne yaptımsa öldüremedim. Söyler misin seni öldürmenin yolunu sen öğret der. O da der ki; Al bu oku, bayramda tüm toplumun toplandığı meydan da bana bu oku şu delikanlının rabbinin adıyla diye sıktır, attır, işte beni o zaman öldürebilirsin der.

Dediği yapılır, bir bayram günü tüm Necran lılar bayram alanındayken gencin verdiği ok Bismi rabbi hazel gulam. Bu delikanlının rabbinin adıyla denilerek atılır ve delikanlı yere yığılır. İşte olan olmuştur. Bir düşmüş, bin kalkmıştır ve orada bulunan insanlar ayağa kalkarak; Amenna Birabbi hazel gulam, biz bu delikanlınım rabbine iman ettik derler Ve Zünüvas elde etmek istediği sonucu elde edemediği gibi bütün bir Necran halkının imanına sebep olan olayı ortaya çıkarır.

İşte bunun üzerine Zünüvas ta siz misiniz böyle yapan diyerek ateş çukuru hendekler kazdırır, ve içine ateşler yaktırır ve insanları o hendeklere atar. Ya inancından döneceksin, ya da yanacaksın. Der. Küçük çocuklarda, annelerde, emzikli bebelerde bundan kurtulamazlar. Bu olayı anlatmaktadır.

Bu olayla Tirmizi de ve Müslüm de geçen bu hadis arasında doğrudan bir bağ kurulmaz aslında rivayette geçtiği şekliyle Ama bu bağı daha sonra şarihler kurmuşlardır. Bu bağ aslında çok ta fena olmamıştır, çokta ayrıksı kaçmamıştır. Gerçekten de yapılan araştırmalarda bölgede bir takım kitabeler bulunmuştur bu yüzyılda ve bu kitabelerde bölgede böyle bir zulmün yapıldığının delilleri hakikaten de ortaya çıkarılmıştır. Eğer bir ihtimal söylenecekse tarihsel olarak bu Necran olmalıdır. Zaten Hz. Ömer de hilafeti döneminde Necran da bu zulmün yapıldığı yere bir mescit yaptırmış, o mescidin yerinde halen bir mescidin ayakta olduğunu fakir de duymuştum. Dolayısıyla olayın tarihi arka planı böyle, ama ahirete müteallik olarak ta anlayabiliriz, devam edelim.

[Ek bilgi; “Hendeğe atılanlar öldürüldüler…” yani, nefsin sıfatlarıyla perdelenen bedenliler, beden arzı çukurlarında ve hendeklerinde lanetlendiler, (İbn Arabi-Tefsiri-Kebir Te’vilat C/2)]

[Atlanan ayetler;

5-) En nari zâtİlvekud;

O çıralı ateşte. (A.Hulusi)

05 - O çıralı ateşin. (Elmalı)

En nari zâtİlvekud O ateş ki çıralı, tutuşturacak odunu çırası çok, yani o alevli ateşi kapsayan "uhdûd"un, o ateş hendeğinin sahipleri ki müminleri imanlarından vazgeçirmek üzere içine atmak için böyle ateş hendekleri yaptıklarından dolayı "Ashab-ı uhdûd" adını almışlar.

Fakat kalplerdeki imanı bu şekilde yakmağa çalışanlar başarılı olamamış, aksine lanetlenerek mağlup edilip ezilmişler ve adları kötüye çıkmıştır. Bunların kimler ve nerelerde olduğuna ve Yemen'de, Necran'da, Irak'ta, Şam'da veya Habeş'te Mecusiler veya Yahudiler veya bazı krallar tarafından yapıldığına dair birçok rivayet nakledilmiş ise de Kur'ân bunları belirleme maksadı da şımardığından, sadece nitelikleri ve fiilleriyle zikr olunmuşlardır.(Elmalı)

En nari zâtİlvekud En nar Kuran da geçtiği hemen her yerde cehennem ateşi anlamına kullanılır. zâtİlvekud tutuşturulmuş ve bu da odundur aslında, aslında yakıttır. Petrol de vekud dur. Eğer o taraftan bakarsak. Yanan her şey. Bu manada Kur’an da Hümeze suresinde bu kelime bir daha geçiyor. Narullahil mûkadeh. (Hümeze/6) Allah’ın tutuşturulmuş ateşi. Demek ki vekud ahirete müteallik anladığımızda hiçbir beis yok aksine doğal olarak bağlamda öyle anlamamız daha doğru olur. (Mustafa İslamoğlu farklı tefsir dersleri)

6-) İz hüm 'aleyha ku'ûd;

Hani onlar ateş çevresinde oturanlardı. (A.Hulusi)

06 - O vakit ki üzerine oturmuştular. (Elmalı)

İz hüm 'aleyha ku'ûd O vakit ki üzerine oturmuşlardı (Elmalı)

(Bazı rivayetler; 1 - Hz. Ali'den (r.a) rivayet olunduğuna göre, İran Kisrâsı, bir gün içkiden dolayı sarhoşken, kendi kız kardeşi ile zina etmiş ve ikisi arasındaki ilişki devam etmişti. Bu haber halk arasında yayılınca, Kisrâ, 'Tanrı kız kardeşlerle evlenmeyi helâl etti.' diye ilan etmiş, halk da buna karşı çıkınca azab etmeye, hatta onları ateş dolu hendeklere atarak öldürmeye başlamıştı. Hz. Ali, Mecusilerde, kız kardeşle evlenmenin o zamandan başladığını söyler.

2 - Bu olaylar içinde en meşhuru Necran Hıristiyanlarının başına gelendir. Bunu İbn Hişam, Taberî, İbn Haldun ve Mu'cem-ul-Buldan'ın sahibi ile diğer Müslüman tarihçiler rivayet ederler. Bu olayın özeti şöyledir:

Himyer (Yemen) Kral'ı Tuban Esed Ebu Karib, bir defasında Medine'yi ziyaret etti. Orada Yahudilerle temas ederek, dinini değiştirdi ve Yahûdi oldu. Beni Kurayza'dan (Yahûdilerin Medine'deki kollarından biri) iki Yahûdi alim alarak Yemen'e getirdi. Böylece orada Yahûdiliği yaymaya başladılar.

Daha sonra oğlu Zûnuvas tahta geçer ve Necrân'ı (Arabistan'ın güneyinde Hıristiyanların en kuvvetli merkezlerinden biriydi) ortadan kaldırmak için hücum ederek oranın halkını Yahûdi olmaları için zorlar. (İbn Hişam bunların Hz. İsa'nın gerçek dini üzerinde bulunduklarını söyler) Zûnuvas Necran'ı ele geçirdikten sonra halkı Yahûdiliğe davet edince, halk bu daveti reddetti.

O da bundan dolayı birçok kimseyi, ateş dolu hendeklere atarak yaktı ve bir çoğunu da katletti. Toplam 20.000 kişi öldürüldü. Necran ahalisinden bir şahıs, dost Zûsaliban'a gitmeyi başardı. Bir rivayete göre Rum Kayseri'ne gitti, yine bir başka rivayete göre ise Habeşistan Kral'ı Necaşi'ye giderek, bu zulmü ona anlattı. Birinci rivayete göre Rum Kayseri Habeşistan kralı'na mektup yazdı. İkinci rivayete göre ise, Necaşi, Rum Kayseri'ne deniz kuvvetleri göndermesi için ricada bulundu. Sonunda Habeşistan, Uryat isimli bir komutanın emri altında 20.000 askeri Yemen'e gönderdi. Zûnuvas öldürülerek Yahûdi hakimiyeti ortadan kaldırıldı ve Yemen Habeşistan sınırlarına dahil edildi. (İbn Cerir)(Ebu-l ‘Alâ Mevdudi.)

İz hüm 'aleyha ku'ûd hani onlar onun başında oturduklarında. Bunu sebebi nüzüle müteallik anladığımızda yaktıkları ateş çukurunun tepesine, başucuna oturmuşlar seyrediyorlar şeklinde çevirmemiz lazım. Ama bu ahirete müteallik olarak anlarsak ki doğru anlayışın o olduğunu düşünüyorum, o zaman aleyha’yı ateşin üstüne oturmuşlardır. Çünkü ‘alâ; üzerine demektir. Sanki bir tandır var, tandırın üzerine oturmuşlar. (Mustafa İslamoğlu farklı tefsir derslerinden)]

7-) Ve hüm ‘alâ ma yef’alune Bilmu’miniyne şuhud;

Onlar, iman edenlere yaptıkları şeylere şahittiler! (A.Hulusi)

07 – Mü’minlere yaptıklarına karşı şahit de oluyorlardı. (Elmalı)

Ve hüm ‘alâ ma yef’alune Bilmu’miniyne şuhud onlar mü’minlere yaptıkları zulmü seyrediyorlardı. Mü’minlere yaptıklarına şahit oluyorlardı. Veya daha hoş bir meal verebilir miyiz buraya? Bence verebiliriz; şöyle bir meal vermek daha hoşuma gidiyor. Zira mü’minlere yaptıkları kendi başlarına gelmişti. Ahirete müteallik olarak okursak burayı. Yani meşhedi yevmin azıym. (Meryem/38) ayetleriyle birlikte okuduğumuzda mü’minlere yaptıkları başlarına gelmişti.

Ve hüm ‘alâ ma yef’alune Bilmu’miniyne şuhud Burada ki ‘alâ anahtar sözcük.

8- ) Ve ma nekamu minhüm illâ en yu’minu Billâhil ‘Aziyzil Hamiyd;

Onlardan (iman edenlerden) yalnızca Aziyz ve Hamiyd olan Allâh’a iman ettikleri için intikâm aldılar. (A.Hulusi)

08 – Onlardan kızdıkları da yalnız azîz, Hamîd olan Allaha iman etmeleri idi. (Elmalı)

Ve ma nekamu minhüm illâ en yu’minu Billâhil ‘Aziyzil Hamiyd onlar mü’minlere Aziyz ve Hamiyd olan Allah’a iman etmeleri dolayısıyla işkence etmiştiler başka sebeple değil. Başka hiçbir nedeni yoktu. Aziyz ve Hamiyd olan Allah’a iman ettikleri için. Nekame; reddetti ve cezalandırdı manasına geliyor.

Aziyz ve Hamiyd esmasıyla bitmesinin nedeni yok mu ayetin? Elbette var. Bu şu manaya geliyor; İmana saldırı Allah’a saldırıdır. Allah’a saldırıdan ise Allah zarar görmez. Çünkü Aziyz’dir. Siz tüm hamdinizi Allah’a yöneltin, Allah hamdlerin makamıdır ve hamdler O’na mahsustur. Hamd bu manada sadece verince değil alınca da hamd edilen, sadece sevinince değil üzülünce de Allah’a yönlendirilen teşekkürdür. Yani Allah yolunda acı çekiyorsak Allah’a hamd etme makamında olduğumuz hatırlatılıyor. Neden?

1 – Allah verdi zaten, Allah alır. Allah aldıysa, veren aldıysa ne demeye hakkınız var.

2 – Daha büyüğünü vermek için alır. Dolayısıyla Allah’ta alacağınız olsun tabir caizse.

3 – Allah’a güvenmiyor musun, rabbiniz alsın. Şu dünyada herkes zaten zorluk içinde bir hayat geçiriyor. Daha önceki surenin içinde görmedik mi inneke kadihun ila Rabbike kedhan femülakıy. (İnşikak/6) ne kadar zorluk içinde yüze yüze en sonunda rabbine zaten varıyor. Kaçmak istese de varıyor, istemese de varıyor. Dolayısıyla sen bu zorluğu ey insanoğlu rabbinin yolunda üstlen. Hani efendimizin ağzından Hakim’in Müstedrek’in de nakledilen ve fakirin hayat tarzı olarak benimsediği o meşhur haber var ya; Neydi o?

Allah’ın dinini dert edinenin dertlerini Allah satın alır, özel dertlerini Allah satın alır. Allah’ın dinin, dert edinmeyip de özel dertleriyle baş başa kalanı da Allah derdiyle baş başa bırakır. Ne halin varsa gör dercesine.

Hayat düsturu bu olmalı. Allah’ın dinini dert edinmek ve kendi özel dertlerini Allah’a satmak. Akıllılık bu değil mi?

[Ek bilgi; Şu anda bizler de mü’miniz. Şu anda bizler de îman ediyoruz. Ama âyetin ifadesine dikkat ederseniz onlar bizden farklı inanmış. Onlar, o mü’minler bizden farklı müminlermiş ki onun için yakılmışlar. Bizden çok farklı bir îmanla inanmışlar da onun için hendeklere gömülmüşler.
Kâfirlerin bu kadar gazaplanmalarının sebebi onların bizim gibi eksik inanç sahibi olmamaları. Onlar Allah’a Allah’ın istediği gibi îman etmişler. Nasıl bir Allah’a inanmışlar? Ya da inandıkları Allah’ın ne sıfatları varmış? İnandıkları Allah’ı hangi sıfatlarla bilmişler?

Hangi sıfatların sahibi bilmişler? Bakın Allah diyor ki:
Bu Müslümanlar Azîz olan bir Allah’a inanmışlar. Ya da inandıkları Allah’ı Azîz bilmişler de onun için yakılmışlar. Eğer bugün kâfirler tarafından bizim karşımıza da bu tür hendekler kazılıp diri diri yakılmıyorsak, eğer şu anda kâfirleri bu kadar gazaplandırmıyorsak, eğer şu anda kâfirler bizden rahatsız değillerse, eğer şu anda kâfirlerle kol kola bir hayat yaşıyorsak, kesinlikle bilelim ki bizler eksik inanıyoruz da ondan. Allah’a, Allah’ın istediği inanmıyoruz da ondan. Eğer böyle olmasaydı, eğer bugün bizler de o mü’minler gibi inanmış olsaydık, o zaman bu kâfirler karşısında bizim durumumuz da onlarınkinden farklı olmayacaktı. Çünkü tarih boyunca kâfirler hiç değişmemiştir. Değişen onlar değil, Müslümanlardır. (Besâiru-l Kur’an-Ali Küçük)]

9-) Elleziy leHU MülküsSemavati vel’Ard* vAllâhu ‘alâ külli şey’in Şehiyd;

O ki, semâlar ve arzın mülkü O’na aittir! Allâh her şeye şahittir! (A.Hulusi)

09 – Ki bütün Semavât ve Arz mülkü onundur ve Allah, her şey’e şâhittir. (Elmalı)

Elleziy leHU MülküsSemavati vel’Ard O Aziyz ve Hamid olan Allah’ki gökler ve yer O’nun mülkiyetindedir, O’nun mutlak mülküdür. vAllâhu ‘alâ külli şey’in Şehiyd Allah her şeye şahittir.

10-) İnnelleziyne fetenülmu’miniyne velmu’minati sümme lem yetûbu felehüm ‘azâbu cehenneme ve lehüm ‘azâbulharıyk;

Muhakkak ki, iman eden erkeklere ve iman eden kadınlara işkence yapıp, tövbe de etmeyenler var ya, onlar için cehennemin azabı vardır ve onlar için yakıcı azabı vardır. (A.Hulusi)

10 – O kimseler ki müminîn ve mü’minâta fitne yapmışlar, sonra da tevbe etmemişlerdir muhakkak artık onlara Cehennem azâbı var ve onlara yangın azâbı vardır. (Elmalı)

İnnelleziyne fetenülmu’miniyne velmu’minati sümme lem yetûbu mü’min erkekler ve mü’min kadınlar. İşkenceye uğrayan, ıstırap çeken, acı çeken, Allah yolunda başına iş gelen, acıya katlanan, bu iş ne olursa olsun yeter ki Allah yolunda olsun. Allah yolunda işkence gören mü’min erkekler ve mü’min kadınlara gelince; sümme lem yetûbu onlara mü’min erkekler ve mü’min kadınlara işkence edenlere gelince İşkence eden kimselere gelince sümme lem yetûbu işkence edip sonra da tevbe etmeyen kimselere gelince; felehüm ‘azâbu cehenneme ve lehüm ‘azâbulharıyk işte cehennem azabı onlar içindir. Yakıcı ateş azabı da onlar içindir.

Dikkatinizi çekti mi bir şey? Buruç/10. ayetinde yan yana “vav” la beraber cehennem azabı, yakıcı ateş azabı geliyor. O zaman cehennem azabı ayrı bir şey mi. Yakıcı ateş azabı geldiğine göre eğer ikisi de aynı şeyi söylemeyecekse, ki belagat açısından söylememeli, aynı şeyi tekrarlamış olur. Bu belagat, Kur’an belagatine aykırı. O zaman bu ikisi ayrı şey. Cehennem azabı nedir o zaman?

Bizim aklımıza cehennem deyince hemen ateş geliyor. Aslında cehennemin kelime manasında ateş yok, uçurum, Gohinam aslı. Dipsiz uçurum manasına geliyor. Cehennem azabı aslında azap kelimesinin kök manasıyla izah ediliyor. Burada onu açıkça görüyoruz. Nedir? Mahrumiyet. Allah’tan mahrum kalmak, Allah’ın rahmetinin dışında kalmak, imandan mahrum kalmak.

Evet, imandan mahrum kalmak Allah’tan mahrum kalmaktır. Azab ta mahrumiyet demektir zaten. Ma’ül azb denir insanın yangınlığını alıp, yangınlığından mahrum ettiği için. Ciğer yanıklığından mahrum ettiği için, insanı kandırdığı için soğuk suya, buz gibi suya Ma’ül azb denir. Evet. ve lehüm ‘azâbulharıyk ayrıca da yakıcı azab gelmiş.

[Ek bilgi; İnsanlara işkence denince, iki tür işkence anlıyoruz:

1. Bizâtihi, resen, Müslüman’a Müslümanlığı sebebiyle bedenine yapılan işkenceler. Başını örttün, sarık sardın, şunları konuştun, şunları yaptın diye yapılan işkenceler. Şu anda Müslümanlığından dolayı kodeslere tıkılanlar gibi.

2. Müslümanlıklarından ötürü Müslümanlara yapılan bir başka işkence türü daha vardır. Görünmeyen işkence. Hafi, gizli işkence. İnsanların farkına varamadıkları, ruhlarına, inançlarına yapılan işkenceler.

Eğer insanlara Müslümanlık verilmez, onlara vahiy sunulmaz, Kur'an ve Sünnet bilgilerinden mahrum bırakılır da, o insanlar da farkında olmadan işkenceye, cehenneme, ateşe doğru gidiyorlarsa işte bu onlara yapılan en büyük işkencedir.
            Bu öyle korkunç bir işkencedir ki, insanlar bunun farkına bile varamazlar. Yani öncekinde olduğu gibi bizâtihi insanın bedenine işkence yapılmaz. Vücudunda yara bere yoktur, ama ona Kur’an sız ve Sünnetsiz bir eğitim sunulur, dinsiz, îmansız bir hayat programı sunulur ve bu şekilde ona işkence edilir.

Onun Kur’an la, Sünnetle, dinle, âhiretle münasebetini kesme adına ne gerekiyorsa yapılır. Spordu, eğlenceydi, sinemaydı, televizyondu, kumardı, içkiydi, uyuşturucuydu her şey hazırlanır ve dinden habersiz yetişen zavallı, farkında olmadan işkenceye, cehenneme doğru yol alır. İşte şu anda dinini tanımadan, materyalist bir eğitimin kurbanı olarak ümmeti Muhammed’in çocuklarının süratlice işkenceye doğru gittiklerini görüyoruz. (Besâiru-l Kur’an-Ali Küçük)]

11-) İnnelleziyne amenû ve ‘amilussalihati lehüm cennatün tecriy min tahtihel’enhar* zâlikelfevzülkebiyr;

Muhakkak ki iman edip imanın gereğini uygulayanlara gelince, onlar için altlarından nehirler akan cennetler vardır… İşte bu büyük kurtuluştur! (A.Hulusi)

11 – O kimseler ki iman etmişler ve salih ameller işlemişlerdir, muhakkak onlara altından ırmaklar akar Cennetler var, işte o büyük kurtuluş dur. (Elmalı)

İnnelleziyne amenû ve ‘amilussalihati lehüm cennatün tecriy min tahtihel’enhar fakat iman eden ve salih amel işleyen, imanını; toplumsal yanlışları ve bozuklukları düzelterek ispat eden kimselere gelince, işte onlar için tabanından ırmaklar çağlayan cennetler vardır. Zâlikelfevzülkebiyr işte budur büyük başarı, budur gerçek başarı. Başarıyı Allah tarif ederse böyle eder.

Fevz nedir? Hani Amir Bin Füheyr’e Bir’i Mâune faciasında kafirler tarafından pusuya düşürülüp öldürülürken son sözü öyle olmuştu. Legat füztü vallahi, Vallahi işte şimdi başardım. Ölen değil de neden öldürülen başarıyor? İşte bu sorunun peşine düşen katil en sonunda imanı bulacaktır.

12-) İnne batşe Rabbike leşediyd;

Muhakkak ki Rabbi’nin yakalayışı çok şiddetlidir! (A.Hulusi)

12 – Hakîkat rabbinin tutuşu şedittir. (Elmalı)

İnne batşe Rabbike leşediyd hiç şüphe yok ki rabbinin yakalaması çok şiddetlidir. Rabbinin enselemesi çok şiddetlidir.

13-) İnneHU HUve yübdiu ve yu’ıyd;

Muhakkak ki “HÛ”dur, ibda (izhar) eden ve iade (tekrar izhar) eden! (A.Hulusi)

13 – Çünkü o hem mübdî hem muîddir. (Elmalı)

İnneHU HUve yübdiu ve yu’ıyd ilk kez yaratan ve yaratılışı tekrarlayacak olan da yine O dur. Yani Allah yaratılışı tekrarlayacaktır. Ve yu’ıyd; yeniden iade edecektir. Manasında.

14-) Ve “HU”vel Ğafûrul Vedud;

O, Ğafûr’dur, Vedud’dur. (A.Hulusi)

14 – Onunla beraber gafurdur, çok sevgili (vedud) dur.

Ve “HU”vel Ğafûrul Vedud zira O rahmeti sonsuz, mağfireti sonsuz, ğufranı sonsuz, bağışlaması sonsuz olandır ve el Vedud olandır. El vedud; sadece seven manasına gelmez. Fe’ul vezni hem ismi fail, hem de ismi mef’ul anlamını içerir. Yani hem seven, hem sevilmeyi isteyendir. Allah rızık verir rızık istemez, bağışlar bağışlanmayı istemez, yaratır ama yaratılmaya muhtaç değildir. Yaşatır ama yaşatılmaya muhtaç değildir. Fakat bir hususa gelince Allah karşılıklı bekliyor. Yani sever ve sevilmeyi ister. Sevgi işte böyle çift taraflıdır. Allah’ın sevgisi, El Vedud,

15-) Zül’Arşil Meciyd;

Arş sahibi’dir, Meciyd’dir (şanı, azameti yüce). (A.Hulusi)

15 – Arşın sahibi, şanlı (mecîd) dir.

Zül’Arşil Meciyd en yüce makamın sahibidir Allah. Yani insanın sevgisine muhtaç olduğu için değil, insan o’nun sevgisine muhtaç olduğu için Allah insan tarafından sevilmeyi ister. Çünkü insanın Allah’ı sevmesinden Allah çıkar kazanmaz, insanın çıkarı vardır.

16-) Fa’alün lima yüriyd;

İrade ettiğini (Dilediğini) yapar! (A.Hulusi)

16 – Dilediğini yapar (fa’alün limâ yürîd) dir.

Fa’alün lima yüriyd O her istediğini, her dilediğini yapandır. Bu ayetlerde Allah tanıtılıyor. Enseleyen, yoktan var eden, vardan var eden Gafur ve Vedud olan, arşın sahibi olan ve dilediğini yapan Allah.

17-) Hel etake hadiysülcünûd;

O orduların haberi sana geldi mi? (A.Hulusi)

17 – Geldi ya, sana kıssası o orduların (o cünudun).

Hel etake hadiysülcünûd malum orduların haberi sana geldi mi? Malum ordular kim?

18-) Fir’avne ve Semud;

Firavun ve Semud’u (helâk eden)! (A.Hulusi)

18 – Firavunun ve Semud’ün.

            Fir’avne ve Semud biri firavun, iri Semud kavmi. Firavun iktidarın azmasını, Semud ise refahla azmayı ifade eder. 1. si iktidarla azmayı, 2. si refahla azmayı, şımarmayı ifade eder. Onun için ikisine birer örnek vermiş.

19-) Belilleziyne keferu fiy tekziyb;

Hayır! Hakikat bilgisini inkâr edenler bir yalanlama içindedirler. (A.Hulusi)

19 – Fakat o küfredenler hâlâ bir tekzibe.

Belilleziyne keferu fiy tekziyb maalesef, burada “bell” e verebileceğim en güzel anlam maalesef. Maalesef küfürde ısrar edenler, direnenler yalanlamanın içine boylu boyunca daldılar. Fiy tekziybin; Yalanın içine boylu boyunca daldılar. Yalana gömüldüler desek yeridir.

20-) VAllâhu min verâihim muhıyt;

Allâh, onların verasından (derûnlarından) ihâta edendir! (A.Hulusi)

20 – Halbuki Allah arkalarından kuşatmış.

VAllâhu min verâihim muhıyt Allah ise onları arkalarından kuşattı.

21-) Bel Huve Kur’ânun Meciyd;

Üstelik O, Kur’ân-ı Meciyd’dir. (A.Hulusi)

21 – Fakat o şanlı bir Kur’an dır.

Bel Huve Kur’ânun Meciyd ve sözün özü; bütün bunların ötesinde söylenecek gerçek şudur ki; bunları haber veren, bu gerçekleri söyleyen, insanı insana tanıtan Allah’ı insana tanıtan, hakikatin kaynağını insana haber veren, ebedi mutluluğun haritası olan ve Allah’a varan yolu gösteren ilahi rehberliğin ifadesi olan bu hitap, bu şanlı, şerefli bir Kur’an dır, hitaptır.

Aslında el ile gelmediği için Kur’an a Kur’an diye çevirmek doğru değil, şanlı, şerefli bir kitaptır. Evet, Meciyddir, şanlı ve şereflidir. Neden; Çünkü Allah’tan gelmiştir. Çünkü İnsanın lehinedir, çünkü insana ilahi rehberliktir.

22-) Fiy Levhın Mahfuz;

Levh-i Mahfuz’dadır! (A.Hulusi)

22 – Bir Levhi mahfuzda.

Fiy Levhın Mahfuz tarifsiz bir levhada, tam tercüme etmeden vereyim; koruma altına alınmıştır. Yani tarifsiz bir hafızada, yongada, tabir caizse kartta. İlahi kart bu. Bilgisayar kartına benzemez. Bu Allah’ın kartı. Dolayısıyla tarifi de mümkün değil. Onun için Fil Levhın Mahfuz değil. Fiy Levhın Mahfuzin. Yani akla hayale gelmez, tarifi mümkin değil, düşünmek isteseniz düşünemezsiniz, tasvir etmek isteseniz edemezsiniz. İşte öyle bir levha da, öyle bir kartta koruma altına alınmıştır bu vahyin kaynağı.

Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

 
2 Yorum

Posted by 04 Temmuz 2014 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 145 takipçiye katılın