RSS

Etiket arşivi: meal

İslamoğlu Tef. Ders. MÜDDESİR SURESİ (01-31) (183-B)

231

BismillahirRahmanirRahıym

Şimdi aziz Kur’an dostları Müddessir suresinin tefsirine geçiyoruz kısa bir girişten sonra inşaAllah.

Adını ilk ayetinden alıyor. Sadece burada kullanılıyor Müddessir. Müzzemmil in zıt yani mukabil anlamlısı olduğunu söylemiştim. Müzzemmil üste bir şey almak, Müddessir alta bir şey almaktır. Tedessera dır aslı, kişi altına bir şey aldı. Onun için yatak bu isimle isimlendirilir. Yatan kişi yatak üzerinde yatarken de Müzzemmil olarak yatan kişi manasına gelir. ‘Alak; Müzzemmil den sonra Müddessir suresi gelir. sırası budur. Resulallah’ın vahyin geliş sıklığını tecrübe etmesinden önce. Vahyin kesildiğini sandığı, ama doğal bir ara vermeden ibaret olan bir dönemde inmiştir. Fetret-i vahiy dedikleri ama ben gerçek bir fetret olmadığı kanaatindeyim, sadece ResulAllah vahyin geliş sıklığını öğreninceye kadar bunu bir kesinti zannetmişti diye düşünüyorum.

Müzzemmil ve Müddessir arasında çift boyutluluk var. Kur’an ın mesani özelliği gereği. Müzzemmil eylemin inşasına, Müddessir söylemin ve ahlakın inşasına dairdir. İlk 7 ayette yine 7 emir gelir. Tıpkı Müzzemmil de olduğu gibi. Vahiy Allah resulünü ve mü’minleri inşa etmektedir. Tümünün tek celsede inip inmediği tartışmalıdır. Şimdi suremize geçebiliriz.

[Ek bilgi; NÜZÜL SEBEBİ

Mekke müşriklerinin Peygamber (s.a.s)'e karşı tavır koyarken içinde bulundukları açmazı ilginç bir şekilde ortaya koyan diğer bir rivayet de şöyledir: Hac günleri gelmiş, tüm Arap yarımadasından topluluklar Mekke'ye gelmeye başlamıştı. Mekkeli müşrikler telaş içerisinde, insanları Hz. Peygamber (s.a.s)'den nasıl uzak tutacaklarının yollarını arıyorlardı. Kendileri, Kur'an-ı Kerim'in çarpıcı ilâhî üslubu karşısında çaresiz kaldıkları için, bu ilâhî mesajı duyan insanların etkilenip Peygamber'e uyacaklarından endişe ediyorlardı. Bunun üzerine Mekkeli müşriklerin ileri gelenlerinden olan Ebu Leheb, Ebu Süfyan, Velid İbn Muğire, Nadr İbn Haris vb. Daru'n Nedvede toplandılar. Aralarında şu konuşma geçti.

"Hac günleri geldi. Arap kabilelerinin elçileri gelmeye başladı. Üstelik onlar, hakkında bir şeyler duydukları Muhammed'in söylediklerini soruşturup duruyorlar. Siz ise, onun hakkında farklı farklı şeyler söylüyorsunuz. Kimi deli, kimi kâhin, kimi de şairdir diyor. Ancak her Arap bilir ki, bunların hepsinin bir tek kimsede bulunması mümkün değildir. Onun için, herkesin kullanacağı tek bir kelime üzerinde karara varalım.

Onlardan birisi kalkıp; "şairdir diyelim" dedi. Velid buna itiraz ederek şöyle dedi: "Ben bir çok şâir dinledim. Muhammed'in hiç bir sözü onlara benzemiyor"

"Öyleyse kâhindir diyelim" dediler. Velid; "kâhin bazen doğru söyler, bazen de yalan söyler. Muhammed asla yalan konuşamaz" diyerek yine itiraz etti.

Bu defa akıl hastasıdır diyelim dediler. Velid tekrar itiraz ederek şöyle dedi: "Akıl hastaları insanlara saldırır. Muhammed asla böyle bir şey yapmadı".

Velid ayrılarak evine gitti. Oradakiler Velid'in şirkten döndüğünü zannettiler. Bunun üzerine Ebu Cehil, doğruca Velid'in evine giderek ona; "Abdu'ş Şems! Sana neler oluyor! Kureyş bir şeyde ittifak ediyor, sen karşı çıkıyorsun. Onlar da senin, delil getirerek dininden döndüğünü zannettiler" dedi.

Velid; "Benim bu iş için de(ile ihtiyacım yoktur" dedi ve ekledi: "Ben iyice düşündüm, o neden bir sihirbaz olmasın? Çünkü onun, babayla oğlun, kardeşle kardeşin, karıyla kocanın arasını açtığını, onları birbirinden ayırdığını duydum ve onun mutlaka bir sihirbaz olduğuna karar verdim".

Bu sözü Mekke'de yaydılar. Bunu duyan halk; "Muhammed sihirbazdır" diye bağırmaya başladı. Rasulullah (s.a.s), bu söylenenleri duyunca üzüntü içerisinde eve döndü ve elbisesinin içine büzülerek yattı. Bunun üzerine; "Ey örtülere bürünen " ayeti nâzil oldu. (Besâiru-l Kur’an- Ali küçük)]

[Ek bilgi; Bu surenin bazı ayetlerinin daha sonraki bir tarihte nazil olduğu muhtemel ise de, surenin tümünün Mekke döneminin ilk yıllarına, yani Muhammed (s)'in tebliğinin başlangıç yıllarına ait olduğu tartışmasızdır. Ancak ilk döneme ait ve kısa olmasına rağmen bu sure, bir bütün olarak Kur’an ın işlediği hemen hemen bütün temel kavramları ortaya koyar:
Allah'ın birliği ve benzersizliği, yeniden dirilme ve nihaî yargılama, ölümden sonra hayat ve onunla ilgili bütün müteşabih tasvirler; insanın zayıflığı ve Allah'a kesinlikle muhtaç oluşu; boş gurura, büyüklenmeye ve bencilliğe karşı zaafı; her insanın kendi davranış ve eylemlerinden bireysel olarak sorumlu oluşu; “cennet” ve “cehennem”in keyfî bir ödül veya ceza değil de kişinin yeryüzündeki hayatının doğal sonuçları olması; bütün sahih dinî tecrübelerin tarihî devamlılığı prensibi; ve sonraki vahiylerle geliştirilecek olan daha başka düşünce ve kavramlar. Tevhid, nübüvvet ve ahiret konuları işlenmiştir. (Muhammed Esed- Tefsir-u mesaj)]

BismillahirRahmanirRahıym

Rahman, rahiym Allah adına.

1-) Ya eyyühel müddessir;

Ey Müddessir (bürünmüş olan)! (A. Hulusi)

01 – Ey bürünen (Müddessir)! (Elmalı)

Ya eyyühel Müddessir ey yatan kişi, altına bir şey alıp uzanan manasına geldiğini söylemiştim. Müzzemmil ile Müddessir arasında mütekabiliyet vardır, zıtlık. Biri üste bir şey almak, biri alta bir şey almak. Ey yatan kişi, Şöyle çevirsem olur mu? Ey yatan iyi. Niye? Çünkü; Ve inneke le alâ hulukın ‘azıym. (Kalem/4) sen muhteşem bir ahlaka sahipsin diyen Kur’an değil mi? O zaman ey yatan iyi, yatan iyi, iyi değildir. Kalk.

2-) Kum feenzir;

Kalk da uyar! (A. Hulusi)

02 – Kalk artık inzar et. (Elmalı)

Kum feenzir Kalk ve uyar. İnzar, uyarı. Aslında nezr buradan gelir. Adak. Adakta bir uyarı ve korku olduğu içindir. Ama adakla insanın adanması arasında ki farkı da inşaAllah daha sonra geldiğinde ilgili ayet işleyeceğiz.
Kalk ve uyar. Yatan iyi, iyi değildir. Sen kalkan iyi ol. Pasif iyi, iyi değildir, aktif iyi ol.

3-) Ve Rabbeke fekebbir;

 

Rabbinin yüce azametini fark et! (A. Hulusi)

03 – Ve rabbini artık büyükle. (Elmalı)

Ve Rabbeke fekebbir ve rabbini yücelt. Yücelt mi? Hayır. Zaten yücedir O. Rabbinin yüceliğini tasdik et. Rabbinin yüceliğini dillendir. İlk defa tekbir le ilgili bir emir, namazın içindeki Allahuekber emri buradan mülhem olarak namaza iktibas edilmiştir ve namazımızın parçası olmuştur. Ve Rabbeke fekebbir Allahuekber. Allah en büyüktür manası vermek yerine Allah tek büyüktür manası vermek daha doğrudur. Çünkü ekber ismi tafdil değil, sıfat olarak alınmalı ve tek büyük manası daha doğru olur. En büyük deyince bir küçüğü mü var gibi bir şey akla gelmesin için.

4-) Ve siyâbeke fetahhir;

Elbiselerini (bilincini – beynini) arındır! (A. Hulusi)

04 – Ve elbiseni artık temizle. (Elmalı)

Ve siyâbeke fetahhir elbiseni temizle. Siyab elbise, elbisenin altında ki deriyi de ifade eder. Bedenini temizle. Derinin altında ki kalbi de ifade eder, kalbini temizle. Ama o mecazen, bu hakikaten. Hakikaten almamızda hiçbir sakınca yok, elbiseyi temiz tutma; artık toplumun önüne vahyi tebliğ için çıkacak peygamberde bir vizyon inşasıdır.

5-) Verrucze fehcur;

Rücz’den (her türlü şirkten, yanlış değerlendirmekten) kaçın! (A. Hulusi)

05 – Ve o pislikleri artık def’ eyle. (Elmalı)

Verrucze fehcur şirkten, günahtan, isyandan uzak dur, hicret et. Emirler ardı ardına yağıyor. Rucz; ricz den farklıdır. Ricz pislik, Rucz; şirk. Yani biri manevi pislik, öbürü maddi pislik anlamına gelir. Belki ilk indiğinde harekenin olmamasından dolayı her ikisini birden anlamamız daha iyidir. Hem maddi pisliklerden, hem manevi pisliklerden uzak dur.

6-) Ve lâ temnün testeksir;

Çoğu isteyerek (hırsının getirisi olarak) iyilik – ihsan yapma! (A. Hulusi)

06 – Hem çoksunarak menn etme. (Elmalı)

Ve lâ temnün testeksir yaptığın iyiliği çok görme. Veya iyiliği kazanç kapısı haline getirme. İyilik yap ve Allah için yapıyorsan unut. Allah unutmaz. İstiksar burada yasaklanıyor. Yani daha fazlasını almak için bir miktar yapmak. Hayır. Büyük için yapılan hiçbir şey küçük değildir bir, Allah unutmaz iki. Allah için yapıyorsan Allah, Allah kadar verir üç. Yetmez mi?

7-) Ve liRabbike fasbir;

Rabbin için sabret! (A. Hulusi)

07 – Ve rabbin için sabır eyle. (Elmalı)

Ve liRabbike fasbir rabbin hatırına sabret. Bir önceki sureyi tefsir ederken sabrın üç harfi cerre kullanıldığını söylemiştim. İşte “lam” la kullanılan. Bu cümlenin aslı fasbir liRabbik tir. Neden böyle gelmiş? Sadece rabbin için Rabbin hatırına sabret manasını verir d onun için. Aynı zamanda burada ki sabır rabbinin senin üzerinde ki hatırını, senin sabretme gücünün üzerinden görelim demektir. Bir insan Allah için ne kadar katlanıyorsa, katlandığını o kadar çok seviyor demektir. Öyle değil mi? Burada da bu var aslında. Kulluk için sabır, lehine sabır, cennete sabır ediyorsun. Bunun için özel bir şey mi gerekiyor. Yani rabbine kulluğa sabret. Peygamberliğin sana yüklediği ekstra mükellefiyetler var. Sabret ki ahiret senin olsun. Eyvallah..!

8- ) Feizâ nukıre fiynnakur;

O boru öttürüldüğünde (ölüm, bâ’s); (A. Hulusi)

08 – Çünkü o boru öttürüldü mü bir. (Elmalı)

Feizâ nukıre fiynnakur sur borusu üflendiği zaman.

9-) Fezâlike yevmeizin yevmun ‘asiyr;

İşte o süreç, çok zor bir süreçtir!

09 – O işte o gün pek zorlu gündür. (Elmalı)

Fezâlike yevmeizin yevmun ‘asiyr işte bu o gün çok zor bir gündür.

10-) ‘Alelkafiriyne ğayru yesiyr;

Hakikat bilgisini inkâr edenlere (gerçeği örtenlere) hiç kolay değildir! (A. Hulusi)

10 – Kâfirlere hiç kolay değildir. (Elmalı)

Alelkafiriyne ğayru yesiyr kafirler üzerine hiçte kolay değildir. Çok zordur. Kâfirin ilk geçtiği yer Kur’an da, haberdar olmayan değil, kendisine gelen gerçeği bilerek inkar eden kimsedir. Yani kendisine teklif gelmiş ve o da ısrarla inkar etmişse kafir ismini almayı “hak kazanmıştır”. Müstahaktır diyelim.

11-) Zerniy ve men halaktu vehıyda;

Beni, yalnız olarak yarattığımla (başbaşa) bırak; (A. Hulusi)

11 – Bırak bana o herifi ki yarattım da tem tek. (Elmalı)

Zerniy ve men halaktu vehıyda şu tek yarattığım adamı bana bırak. Burada Halid Bin Velid in babası Velid Bin Muğıre olduğu söylenmiş, gerçekten kimi kimsesi olmadığı halde, ilerde öyle bir dünyalığa, öyle bir evlada kavuşmuş ki, 12 – 13 evladı olmuş, ama burada geneldir, sebeplerin hususiliği, hükümlerin umumiliğine mani değildir; Kuraldır.

12-) Ve ce’altu lehû malen memdûda;

Kendisine zenginlik oluşturduğumu; (A. Hulusi)

12 – Hem uzun boylu mal verdim. (Elmalı)

Ve ce’altu lehû malen memdûda ki geniş maddi imkanlar vermiştim ona.

13-) Ve beniyne şuhûda;

Önünde dolaşan oğullar verdiğimi; (A. Hulusi)

13 – Hem göz önünde uğullar. (Elmalı)

Ve beniyne şuhûda bir de cömertliğimin şahidi olsun diye çocuklar, evlatlar vermiştim. 12 – 13 tane çocuğu olduğu söylenir bu zatın.

14-) Ve mehhedtu lehu temhiyda;

Kendisine alabildiğine genişlik ve bolluk yaşattığımı! (A. Hulusi)

14 – Hem kendisine bir döşeyip döşedim. (Elmalı)

Ve mehhedtu lehu temhiyda ve onu bir bebek gibi elemiş belemiştim. Bu ayete verebileceğim bundan daha güzel bir mana yok. Çünkü meh, beşik demek. Bir bebek gibi elemiş belemiştim. Yani adam sıfır doğdu, sıfır yaşadı, ama dünyalıkların hepsine kavuştu.

15-) Sümme yatme’u en eziyde;

Üstelik (hırs ile) daha da arttırmamı umar! (A. Hulusi)

15 – Sonra da tama’ eder ki daha artırayım. (Elmalı)

Sümme yatme’u en eziyd şimdi de kalkmış daha fazlasını istiyor. Elindekilere şükretmek şöyle dursun, bir de fazlasını istiyor.

16-) Kellâ* innehû kâne liâyâtiNA ‘aniyda;

Hayır (asla)! Muhakkak ki o işaretlerimize karşı çok inatçıdır. (A. Hulusi)

16 – Hayır, çünkü o bizim âyetlerimize bir anud kesildi. (Elmalı)

Kellâ yoo..! öyle yağma yok manasına geliyor burada kellâ. innehû kâne liâyâtiNA ‘aniyda madem ki o inatla inkara saplanmıştır;

17-) Seurhikuhu sa’uda;

Onu saud’a (sarp bir yokuş) mecbur edeceğim. (A. Hulusi)

17 – Ben onu dimdik sarpa sardıracağım. (Elmalı)

Seurhikuhu sa’uda ben de onu sarp yokuşa süreceğim.

Evet, şimdi bir kafirin tipolojisi çiziliyor değerli dostlar. Buraya dikkatli bakalım. Bu kendisini zaten tefsir ediyor.

18-) İnnehu fekkere vekaddere;

Muhakkak ki o düşündü ve takdir etti! (A. Hulusi)

18 – Çünkü o bir düşündü, ölçtü biçti. (Elmalı)

İnnehu fekkere vekadder bu tarihte geçmiş bir kafirden bahsetmiyor. Her an, her zeminde her zamanda bu tip var. Çünkü o; önyargıyla, sığ bir biçimde düşündü, taşındı, ölçtü, biçti. Fekkera; sığ düşünme manasına gelir fakire göre. Çünkü bu kökten 16 kelime geçer Kur’an da, hepsi de fiildir, tefekkera ile fekkera ayrıdır. Tefekkür ile fikr ayrıdır. Tefekkür olumlu düşünme, iyi düşünme, doğru düşünme. Fikr ise kötü düşünme anlamına geldiğini biz Kur’an da ki kullanımların istikrai sonucundan anlıyoruz.

19-) Fekutile keyfe kaddere;

Ölesi (de hakikati göresi) nasıl takdir etti! (A. Hulusi)

19 – Kahrolası nasıl bitçi. (Elmalı)

Fekutile keyfe kadder Kahrolası nasıl da ölçtü biçti.

20-) Sümme kutile keyfe kaddere;

Sonra yine ölesi (de hakikati göresi) nasıl takdir etti! (A. Hulusi)

20 – Sonra kahrolası nasıl biçti. (Elmalı)

Sümme kutile keyfe kadder bir daha kahrolası nasıl da ölçtü biçti. Niye? Çünkü metresi yanlış, kilosu yanlış, aklı yanlış. Yanlış kilo ile ölçerseniz yanlış ölçersiniz. Yanlış metre ile ölçerseniz yanlış ölçersiniz. Tartınız ve ölçünüz yanlış olur. Çünkü akıl kilonuz yanlış. Akıl kilosunu Kur’an vahyi ile doğrultmadan ölçmeyin manasına gelir.

21-) Sümme nazare;

Sonra baktı. (A. Hulusi)

21 – Sonra baktı. (Elmalı)

Sümme nazar sonra etrafı süzdü,

22-) Sümme ‘abese ve besere;

Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti! (A. Hulusi)

22 – Sonra kaşını çattı ve ekşiyerek surat astı. (Elmalı)

Sümme ‘abese ve beser ardından surat astı ve rengi attı.

23-) Sümme edbere vestekbere;

Sonra arkasını döndü ve kibre saptı! (A. Hulusi)

23 – Sonra ardına döndü ve büyüklük tasladı da. (Elmalı)

Sümme edbere vestekber en sonunda hakikate sırtını döndü ve kibir abidesi kesildi.Hakikate, Kur’an a karşı, Allah’a karşı kibirlendi.

24-) Fekale in hazâ illâ sıhrun yu’ser;

Ve şöyle dedi: “Bu nakledilen büyüleyici bir sözden başka bir şey değil!” (A. Hulusi)

24 – Bu, dedi «başka değil, bir sihri müser. (Elmalı)

Fekale in hazâ illâ sıhrun yu’ser nihayet dedi ki bu sadece gerçekten geçmişten miras kalmış bir sihirdir dedi.

25-) İn hazâ illâ kavlulbeşer;

“Beşer sözünden başka değil bu!” (A. Hulusi)
25 – Başka değil kavli beşer».(Elmalı)

İn hazâ illâ kavlulbeşer bunu demekle kalmadı; sihirdir ama yine de insan işidir dedi. Hani orada olağan üstü bir şeydir de diyemiyor. Yani hinliğe bakınız, yine de insan işidir dedi.

Bir tipoloji çiziyor Kur’an bu ayeti kerimelerde. Bu tipoloji her yerde rastlayacağımız tiptir demiştim. Sebebi nüzulüne hasredilemez. Şöyle bakalım bir insan neresiyle düşünüyor. Önyargıyla mı düşünüyor, ön bilgi ile mi düşünüyor ki küfür önyargıdır, iman önbilgidir.

Burada aslında küfür önyargısıyla düşünen bir tip bu. Eksik kilo ile tartıyor, eksik metre ile ölçüyor. Bütün bu ayetlerin verdiği ders bize aslında şu; Tasavvurda ki yamukluk eğer giderilmezse akla yansır. Akıl hüküm verirken yamuk kilo, yamuk metre ile hüküm verir. Yanlış tasavvur yanlış akıl inşa eder, yanlış akılda yanlış eylem inşa eder. Onun için bir adamın eylemi davranışı, ameli yanlışsa, siz o yanlışı amelden düzeltmeye başlayamazsınız. O yanlışı düzelteceğiniz yer tasavvurdur. Akla sermayesini veren, kavramları veren tasavvur. Doğru ve yanlış kavramlarını yanlış kullanıyorsanız, bu doğrudur şu yanlıştır dediğiniz her cümle yanlış olur. Dolayısıyla yaptıklarınız da yanlış olacaktır. İşte burada çizilen tipoloji bu. Şimdi bu tipe ne muamele yapılacağı söyleniyor ve sure devam ediyor.

26-) Seusliyhi Sekar;

Onu Sakar’a (acı ve eziyet veren ateşe) maruz bırakacağım. (A. Hulusi)

26 – Yaslayacağım onu Sekare. (Elmalı)

Seusliyhi Sekar günü gelecek onu ben sekar’a yaslayacağım. Nedir sekar; tefsiri kendisi yapmış.

27-) Ve ma edrake ma Sekar;

Sakar’ı sana bildiren nedir? (A. Hulusi)

27 – Bilir misin hem ne sekar. (Elmalı)

Ve ma edrake ma Sekar Sekar’ın ne olduğunu sen nereden bileceksin. Yani bunu, Sekar’ı sen dirayetle bilemezsin ey peygamber. Ancak rivayetle bilebilirsin. O rivayeti de ben iletiyorum sana. Yani ben söyleyince bilebilirsin. Neymiş Sekar;

28-) Lâ tubkıy ve lâ tezer;

(Sakar) hem aynı hâlde bırakmaz; hem de (kendi hâline) terk etmez! (A. Hulusi)

28 – Ne bakiye, kor ne bırakır. (Elmalı)

Lâ tubkıy ve lâ tezer öyle bir yer ki orası, öyle bir şey ki o ne öldürür, ne diriltir. Ne ölebilirsin, ne yaşayabilirsin, ne kalabilirsin. Ölemezsin de kalamazsın da.

29-) Levvahatun lilbeşer;

(O) beşeri yakıp karartandır! (A. Hulusi)

29 – Beşere susamış bir susuz. (Elmalı)

Levvahatun lilbeşer o insana kendi özünü gösteren bir levhadır. Levha, levvaha aynı kökten. Aslında levvaha çölde ki seraba da denir yansıdığı için. İnsana kendisini gösteren her şeye denir. Suyun yansımasına da bu isim verilebilir. Sisli puslu havalarda eğer bir yansıma varsa ona da denilir. Parlak yüzeylere, parlak satıhlara levha, levvaha denilir.

Burada aslında ekranı çağrıştırmıyor mu. O bir ekrandır ki, insanlık kendisini onda seyredecek, beşer kendisini onda seyredecek, insanlığa geçememiş, beşerlikte kalmış. Bu düşünceden dolayı, kötü, sığ düşünceden dolayı beşerlikte kalmış olan kendisini seyredeceği bir ekrana kavuşmuş olacak. Yani cehennem onu öyle bir yakacak ki, maskesini yakınca gerçek yüzü ortaya çıkacak. Sekar böyle bir şey. Sekar; maskesini yakan gerçek yüzünü ekran gibi çıkarıp kendisine sunan bir acayip, bir akıl sır ermez bir şey.

30-) ‘Aleyha tis’ate ‘aşer;

Onun üzerinde on dokuz vardır! (A. Hulusi)

30 – Üzerinde on dokuz. (Elmalı)

‘Aleyha tis’ate ‘aşer onun üzerinde 19 vardır. Bu surenin en kapalı ayetlerinden, belki müteşabih ayetlerden biri. Kur’an ın müteşabih ayetlerinden biri. Onun üzerinde 19 vardır.

19 melek vardır şeklinde anlamıştır tüm müfessirlerimiz. Meleki meleke olarak ta anlayabiliriz. Bir sonraki ayete dayanarak biz burada ki; ‘aleyha da ki ha zamirinin nereye gittiğini çözmemiz lazım. Ki bir sonraki ayete dayanarak biz bu “ha” zamirinin cehenneme gittiğini, yani Sekar a gittiğini düşünebiliriz. Sekar cehennemin sıfatlarından bir sıfat olduğuna göre bu “ha” zamiri de Sekar cehennemine gider. Cehennem ile nefse delalet de edebilir. Cehennemde yanan nefse delalet edebilir, çünkü nefiste manevi müennestir.

19 nedir; birler basamağının en yüksek rakamı olan 9 ile onlar basamağının en düşük rakamı olan 10 un toplamıdır. Tüm sayıları kapsar diyen müfessirlerimiz olmuş. Arkadan gelen ve ma ya’lemu cunûde Rabbike illâ HU Rabbinin ordularını Allah’tan başka kimse bilmez. İşte bu ibareden yola çıkarak Rabbinin ordularından bir kısmı diyebiliriz ki müşrikler içerisinden dalga geçerek 10 unu ben hallederim, 9 u da size yeter. O zaman biz bu işi hallederiz diye dalga geçen kimi kafirler çıkmışlar. Bu 19 un Sekara müvekkel melekler olduğunu söyleyenlerin görüşünü teyit eder, destekler bir ibare.

Aslında bu sayı bir sınavdır, imtihandır. İmtihan olduğunu açıkça bu ayet söylüyor. Nerede söylüyor? Burada hemen burada.
ve ma ce’alna ‘ıddetehüm illâ fitneten lilleziyne keferu biz onların sayısını küfürde direnen kimseler için sadece bir fitne kıldık. Diyor. Fitne kıldık, imtihan kıldık. Dolayısıyla bu bir imtihan olduğunu zaten bu ayetin kendisi söylüyor.

19 nedir deseniz imtihandır. Ne gibi? Tıpkı şeceretüz zakkum. (Saffat/62) cehennem ağacı gibi. Tıpkı ashabı kehf’in sayısı gibi. Kur’an da onlarında bir imtihan olduğu vurgulanır. Yine tıpkı Allah resulüne gösterilen rü’yet, İsra/60. ayetinin hemen arkasında bunun bir imtihan olduğu ifade edilir. Kur’an da imtihan olduğu ifade edilen şeyler arasında 19 vardır ayeti de vardır. Onun için bu bir imtihandır.

Kur’an hidayettir, Kur’an şifre kitabı değildir ki biz bunu çözülecek bir şifre olarak görelim. Kur’an da 19 örgüsü olabilir, başka örgüler de olabilir. Kur’an mucizi beyandır, mucizedir. Kur’an ın içerisinde bu güne kadar fark edilmemiş bir takım örgüler olabilir. Bir takım özel sistemler olabilir. Fakat Kur’an ın maksadı özel sistemler değil, hidayetir. Bu bir hidayet kitabıdır. ..hüden lil muttekıyn. (Bakara/2) Evet, beyyinattır, ve beyyinâtin minel hüdâ velFurkan. (Bakara/185) hidayet ve furkanın beyyinatıdır. Kur’an kendisi, kendisini açıklıyor. Dolayısıyla gerekçesi buradadır 31. ayet, 30. ayetin gerekçesidir başka bir şey değil. Ve burada Kur’an aslında bir mucize olarak önümüze geliyor ve bir imtihan olarak ta arasına bazı hususları yerleştiriyor. Bunu söyleyebiliriz. Bu açıklamalardan sonra devam edelim;

31-) Ve ma ce’alna ashabennari illâ melaiketen, ve ma ce’alna ‘ıddetehüm illâ fitneten lilleziyne keferu liyestekınelleziyne ûtülKitabe ve yezdâdelleziyne amenû iymanen ve lâ yertabelleziyne ûtülKitabe velmu’minûne, ve liyekulelleziyne fiy kulûbihim meredun velkafirune mazâ eradAllâhu Bihazâ mesela* kezâlike yudillullahu men yeşa’u ve yehdiy men yeşa’* ve ma ya’lemu cunûde Rabbike illâ HU* ve ma hiye illâ zikra lilbeşer;

Nâr (ateş, tabiat cehennemi; enterik) Ashabı’nı ancak (on dokuz) melâike (66.Tahriym: 6) kıldık (ins ve cinn türü değil)… Onların sayısını da (sanki on dokuz sayısı önemliymiş gibi) kâfir (hakikati inkâr) olanlar için ancak bir fitne (sınav objesi) kıldık… Kendilerine kitap (Bilgi) verilenler yakînen bilsin (mecazların neye işaret ettiğini de görerek Hz. Rasûlullâh’ın vahyini tasdik etsinler) ve (Rasûlullâh’ın nübüvvet ve risâletine) iman edenler de iman (ilmî yakîn) bakımından imanları artsın; (böylece sağlam bilgiye ulaşan) kendilerine kitap (bilgi) verilmiş olanlar ve (tahkiki imana ulaşan) müminler de kuşkuya düşmesinler diye!.. Kalplerinde hastalık (şek – şüphe) bulunanlar (sağlıklı düşünme yetisi olmayanlar) ve kâfirler (perdeliler; hakikati ve hakikat bilgisini inkâr edenler) de: “Mesel (ibretlik misâl; temsil) itibarıyla Allâh bununla neyi murat etti?” desinler diye… İşte böylece Allâh, dilediğini saptırır ve dilediğini hidâyet eder. Rabbinin ordularını sadece “HÛ” bilir! Bu (Sakar ve bu işaretler) beşer için ancak bir zikra (hatırlatma)dır. (A. Hulusi)

31 – Hem biz o ateşin muhafızlarını hep Melâike yaptık, sayılarını da ancak küfr edenler için bir fitne kıldık ki kitab verilmiş olanlar yakîn edinsin ve iman edenlere iman artırsın, kitab verilenler ve mü’minler şüphelenmesin, kalplerinde bir maraz bulunanlarla kâfirler de desin: Allah bununla meselâ ne murad etmiş? İşte böyle Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de yola getirir ve rabbinin ordularını ancak kendisi bilir ve o ancak bir öğüttür düşünmek için beşer. (Elmalı)

Ve ma ce’alna ashabennari illâ melaiketen zira yalnızca melaikeyi ateşin muhafızı kıldık. ve ma ce’alna ‘ıddetehüm illâ fitneten lilleziyne keferu ve onların sayısını küfürde direnenler için bir sınav yaptık, bir imtihan kıldık. liyestekınelleziyne ûtülKitab ki böylece önceki vahyin mensupları gönülden ikna olsunlar. ve yezdâdelleziyne amenû iymanen ve ona iman edenlerin de imanı artsın, ziyadeleşsin. İman artar mı eksilir mi sualinin cevabı burada aslında.

ve lâ yertabelleziyne ûtülKitabe velmu’minûn hem ehli kitap, hem de bu vahye iman edenler bütün kuşkularından şüphelerinden, tereddütlerinden arınsınlar. ve liyekulelleziyne fiy kulûbihim meredun ve yine kalplerinde hastalık bulunanlar. Kim bunlar? Bunlar münafıklardan ayrı bir zümredir. Kur’an da ki bu ibarenin geçtiği tüm ayetleri alt alta dizdiğimizde kalplerinde hastalık bulunanların münafıklardan kafirlerden farklı bir kategori olduğunu açıklıkla söyleyebilirim.

Velkafirun ayrıca kafirler. Bakınız ayrı olduğunun bir delili de burada. İnkarda direnenler mazâ eradAllâhu Bihazâ mesela Allah bu mesele ile neyi kastetti diye sorsunlar. Demek ki üzerinde 19 vardır ayetinin içeriği bir yerde mesel olarak ta anlaşılabilirmiş, bir temsil. Temsili eğer hakikate atfettiğimizde işte problem orada başlar. Mecazı hakikate atfeden problemi kendisi çıkarır.

kezâlike yudillullahu men yeşa’u ve yehdiy men yeşa’ işte böylece Allah sapmayı dileyeni saptırmayı diler, hidayeti, doğru yolu gitmeyi dileyenin de doğru yola gitmesini diler, yönlendirir. ve ma ya’lemu cunûde Rabbike illâ HU rabbinin ordularının sayısını O’ndan başka kimse bilmez. Yerde gökte, görünen görünmeyen rabbinin ne orduları vardır bir bilsen. Dolayısıyla yukarıda ki 19 da O’nun ordularından bir kısmıdır manasına gelmiyor mu. Aslında bu zımni vurgulama var. ve ma hiye illâ zikra lilbeşer işte söylediğim şey, 19 üzerine Kur’anı bina etmek yerine bir takım şifreli rakamlar bulmak yerine vahyin maksadını bu ayetin kendisi verdi. Bu vahiy şifre kitabı değil, bu vahiy rakamlarla bulmaca kitabı değil, Bu vahiy İlla zikra lil beşer, insanlık için bir öğüt, bir uyarı Allah’ın bir hatırlatmasıdır. Unutmayın uyaran Allah’tır. Vahiyle uyananlara ne mutlu. Vahiyle ayılanlara ne mutlu, vahiyle kurtulanlara ne mutlu.

Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

Allah doğru söyledi. Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

 

 
2 Yorum

Yazar 10 Nisan 2014 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 123 takipçiye katılın