RSS

OKUMAK DEMEK

13 Mar

“İlâhi hakikatları yaşayabilmek, ancak ve ancak “Kitabullahı” “oku”yabilmekten sonra mümkün olur… Bunun için de önce “Kur`ânın ahlâkıyla ahlâklanmak” gerekir!. Yani, Kur`ân ‘ı “OKU”mak icabeder!..

“Kur’ân ‘ı “OKU”mak” demek, alıp eline sadece satırları okumak demek değildir!..

O cümlelerde, sûrelerde, âyetlerde işaret edilen mânâları kavramak, hissetmek ve gerektiği şekilde yaşamak demektir.”

Kaynak: A.Hulusi

Güzel bir yazı; http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/kurani-neden-anlamiyoruz-nasil-anlariz-34299

HAZİNEYİ “OKU”MAK
Adam tarlasını kazarken toprağın altında naylona sarılı bir şey bulmuş… Hemen açmış… Başlığında kendi lisanıyla, “BUNU okuyan hazineyi bulur!” yazılıymış…

Ancak yazının alt tarafı ise okuyamadığı bir lisanmış…
Hemen yazıyı almış, köyün imamına koşmuş… Köyün imamı ona göre büyük adam; belki de zamanın gavsı ya da müceddidi!

İmam efendi Kur’an kursunu bitirmiş… Kur’an okumasını biliyor…

Hemen almış kâğıdı eline ve bakar bakmaz konuşmuş:

“‘Bunu okuyan hazineyi bulur!’ yazıyor… Altında da Arapça bir dua var!.. Hemen bunu çoğaltalım!.. Ve herkes okusun!” demiş…

Mübarek elleriyle, bulunan yazıdakileri kopyalamışlar ve tüm köy halkına dağıtmışlar!..
Herkes okumaya başlamış imam efendinin kendi dillerinin harfleriyle yazdığı on beş satırlık yazıyı… Aradan bir zaman geçmiş…

Derken biri köy kahvesinde demiş:

“Efendiler bu böyle günde bir kere okunmakla olmayacak sabah akşam okuyalım şunu… Elbette bir kerameti vardır!”

Birkaç gün daha geçmiş, günde kırk defa okumaya karar vermişler!

Derken günde yüz defa!..

Bazıları bakmış, “hazine bulunmuyor” demişler:

“Bu safsata!.. Bizi umutlandırmak için böyle bir masal uydurmuş birisi!”

Kimi de inançla ve ısrarla devam etmiş okumaya…

Aradan aylar geçmiş ama ne çare ki hazineyi bulan yok!..

Derken günün birinde bir gezgin uğramış köye… Camide yatsıyı kıldıktan sonra bakmış bir dua yapıyor insanlar birlikte, hiç duyulmamış o güne kadar öyle bir şey!

Demiş camiden çıkarken imama, “Bana da öğretsenize bunu”…

Hemen yazılısını vermiş ona da imam…

Adamı misafir etmişler misafirhanede…

El etek çekilip insanlar uyuduktan sonra adam kalkmış mumu yakmış, kâğıttaki Arapça dua(!)yı okumaya başlamış!!!

Misafirhaneden çıkmış elinde mum ve kâğıt, köyün ortasındaki ulu çınarın altına gelmiş… Gene kâğıttaki duayı okumuş; çınardan köyün kuzey çıkışındaki dere boyuna doğru yürümüş… Sonra Arapça dua(!)yı okumuş gene, dere yatağından uzanan salkım söğütün yanına varmış. Dua(!)da yazılı olduğu üzere söğüt ağacının yanından yüzünü köye dönüp yirmi bir adım atmış ve oradaki koca kayanın dibini kazmaya başlamış...

Bulmuş orada bir tahta kutu ve içinde çil çil altınlar! Alıp yoluna devam etmiş!
Köylünün her gün okuduğu dua(!) doğruyu yazıyormuş meğer inanmayanların aksine!

“OKU”muş duayı köylülerin okumasından farklı olarak; anlamış anlamını yazılanların ve gereğini de uygulayarak; hazineyi bulmuş!

Köylülerse hâlâ devam ediyormuş sabah akşam anlamını bilmedikleri imam efendinin kendi lisanlarında yazıp ellerine verdiği Arapça duayı okumaya!!!

Okuyorlar…

Tıpkı imamın köylüsü gibi okuyorlar gün be gün okumak olsun diye… Yahut okumaya çalışıyorlar… Ya da okuyamıyorlar…! (A.Hulusi)

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 13 Mart 2011 in AÇIKLAMALAR

 

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: