RSS

İslamoğlu Tef. Ders. ÂLİ İMRAN SURESİ (50-80)(23)

11 Nis

231“Euzübillahimineşşeytanirracim.”

“Bismillahirrahmanirrahim”

Sevgili dostlar geçen dersimizde Alu İmran suresinin 49. ayetine kadar işlemiştik. İşlediğimiz söz konusu ayetlerde özellikle Müslümanlar, Hıristiyanlaşma tehlikesine karşı uyarılıyor. Hicretin 9. yılında, elçiler yılı diye bilinen bu yılda Medine’yi ziyaret eden Necran site devletinin Hıristiyan yöneticilerinin bu ziyareti vesilesi ile bu ayetler özellikle önderleri, liderleri hatta bir ümmetin kendi peygamberini nasıl ilahlaştırdığının tipik bir örneği sergileniyordu. Ve bu ilahlaştırmaya karşıda uyarılar yapılıyordu. Şimdi bu uyarıların devamı olan ayetlerle tefsirimizi sürdürüyoruz.

50-) Ve musaddikan lima beyne yedeyye minet Tevrati ve li uhılle leküm ba’dalleziy hurrime aleyküm ve ci’tüküm Bi ayetin min Rabbiküm fettekullahe ve etıy’un;

Hem Tevrat’tan önümde bulunanı bir tasdikçi olarak ve hem size haram edilenin bazısını helâl kılayım diye ve Rabbinizden bir âyet ile size geldim, artık, Allah dan korkun da bana itaat edin. (elmalı)

“Tevrat’tan (Musa’ya vahyolandan) önümde bulunanı (tahrif olmamış – orijinali) tasdik ediciyim… (Saptırılarak) size haram kılınmış bazılarının, helal olduğunu bildirmek için. Rabbinizden bir işaretle-mucize ile geldim. Allâh’tan korunun ve bana itaat edin.” (A.Hulusi)

Ve musaddikan lima beyne yedeyye minet Tevrati ve li uhılle leküm ba’dalleziy hurrime aleyküm Tevrat’tan bana kadar ulaşanını doğruluğunu tasdik etmek için, yukarıdan itibaren gelen ayet aslında devam ediyor bir yerde. Hz. İsa’nın dilinden; Ben niçin gönderildim, ben niçin Yahudileşen İsrail oğullarına peygamber seçildim? Sorusunun cevabı olarak öncelikle bu söyleniyor. Tevrat’tan Ve musaddikan lima beyne yedeyye minet Tevrat Tevrat’tan bana kadar ulaşanını doğrulamak için ulaşan ayetlerin, hakikatlerin doğruluğunu tasdik etmek.

ve li uhılle leküm ba’dalleziy hurrime aleyküm Yine size yasak edilmiş olan şeylerden bazılarını helal kılmak için gönderildim diyor Hz. İsa.

Tevrat’tan Hz. İsa’ya kadar ulaşan hakikatlerden söz ediyor ayet. Demek ki bir takım hakikatleri tahrif etmişler, bir takım hakikatleri unutmuşlar, ya da unutturmuşlar. Onun için de Hz. İsa Tevrat’tan bir takım hakikatlerin unutulan, üzeri örtülen bir takım hakikatlerin tekrar hatırlatıcısı olduğunu dile getiriyor.

Bu da şunu gösteriyor. Nübüvvet müessesesi süreklidir. Hiçbir peygamber kendisinden önceki hiçbir peygamberi yalanlamaz. Ama tersini yapar. Tasdik eder. Kendisinden önce gönderilmiş tüm mesajları tasdik eder, çünkü her peygamber aynı kaynaktan alır haberi. Ve yine her peygamber kendisinden önceki peygamberi doğrulayarak toplumuna ilahi mesajı ulaştırır. Onun için de Hz. İsa da tıpkı Hz. Muhammed AS. gibi kendisinden önceki mesajları, kendisinden önceki ilahi mesajları doğrulayarak toplumuna vahyi iletiyor.

Bu nokta da nübüvvet müessesesinin bir türedi, bir mevzuhur müessese olmadığını ispat ediyor. Ve yine İsa AS. ın bu ifadesinden biz şunu da anlıyoruz; Demek ki Yahudi din bilginleri, onlara bir takım şeyleri yasaklamışlar. Ve bunu da dinden göstermişler. Onun için de Hz. İsa dinden gösterildiği halde dinden olmayan bu yasakları ayıklıyor. Yani bir müceddit olduğunu ifade ediyor. Zaten her peygamber, bir müceddit, bir yenileyici, bir öze dönüşçü değil midir.

Aslında Hz. Musa, Hz. İbrahim’in mesajını. Hz. İsa Hz. Musa’nın mesajını. Hz. Muhammed yine hepsinin mesajını yenilememiş midir? Onun için de peygamberler silsilet-ül Müsaddikın’dir. Yani birbirini tasdik eden, onaylayan bir silsiledir filozofların tersine. Filozoflar ise Sislilet-ül Mükezzibin’dir. Birbirlerini yalanlarlar. Onun için işte nübüvvetin filozofiden farkı burada açığa çıkıyor.

ve ci’tüküm Bi ayetin min Rabbiküm Ve yine size Rabbinizden mesaj getirdim. Diyor Hz. İsa.

Rabbinizden mesaj getirdim. Burada özellikle Hz. İsa’nın hem tanrı, hem tanrının oğlu olduğunu iddia eden Hıristiyan, özellikle Pavlos Hıristiyanlığına bir reddiye var. Rabbinizden mesaj getirdim diyen bir İsa ile karşı karşıyayız. Kur’an ın tanıttığı İsa, bu İsa. Ben Allah’ım diyen değil, Rabbinizden size mesaj getirdim diyen bir İsa.

Fettekullah O halde Allah’tan korkun. Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun, ve etıy’un; ve bana uyun.

51-) İnnAllahe Rabbiy ve Rabbuküm fa’büduh* hazâ sıratun müstekıym;

Şüphe yok ki Allah benim de Rabbım sizin de Rabbınızdır, onun için hep ona ibadet edin, bu işte doğru yoldur. (elmalı)

“Allâh kesinlikle (El Esmâ’sıyla) Rabbimdir ve Rabbinizdir! O hâlde O’na kullukta olduğunuzun farkında lığına erin ve ona göre yaşayın. Bu Sırat-ı Müstakim’dir.” (A.Hulusi)

İnnAllahe Rabbiy ve Rabbuküm Devam ediyor Hz. İsa. Allah benimde, sizinde rabbinizdir. fa’büduh o halde gereği gibi, o halde yalnızca ona kulluk edin.

hazâ sıratun müstekıym; İşte budur sıratı müstakıym. İşte budur dosdoğru yol.

Hatırlayınız dostlar sıratı müstakıymden söz eden bir sure daha vardı. Fatiha. Orada da;

İhdinasSıratal’müstakıym; Bizi dosdoğru yola ilet, Sıratı müstakıyme ilet diye dua ediyorduk ve sırat-ı müstakıymin ne olduğunu da daha sonraki ayetlerden anlıyorduk.

Sıratalleziyne en’amte aleyhim; Kendilerine nübüvvet, sadakat, hakikat, şahadet ve iman verdiğin kimselerin yoluna.

Ğayril’mağdubi aleyhim; Ve laddaaalliyn. (Amin.)

Ve şu iki zümrenin yoluna da değil. Kimler onlar mağdubi aleyhim kendilerine gazap edilenlerin ve sapıtanların yoluna değil.

İşte hemen burada başta yaptığım Fatiha tefsirini hatırlamamız gerekiyor. Oraya dönersek Peygamber AS.ın fatihanın bu son ayetinin bu son cümlesini nasıl tefsir ettiğini orada işlemiştik. Kendilerine gazaplananlar yani gazaba uğrayanların, Yahudileşen İsrail oğulları. Sapıtanların da Hıristiyanlaşan İsa ümmeti olduğunu biz Resulallah’tan öğrenmiştik. Şimdi o tefsiri bu ayetle birleştirdiğimizde Hıristiyanlaşmanın ne demeye geldiğini daha iyi anlıyoruz.

Hıristiyanlaşmak sevgiyi tutkuya dönüştürüp sevdiğimizi ilahlaştırmaktır. Eğer Nübüvvet çerçevesinde Hıristiyanlaşmayı tanımlarsak, Hıristiyanlaşmak; Peygamberini ilahlaştırmaktır.

Bunun tersi Yahudileşmek idi. Onu bakara suresinde işledik. O da neydi Nübüvvette Yahudileşmek; Peygamberi aşağılamak. Yahudileşen İsrail oğulları peygamberlerini taşladılar, ve hatta öldürdüler. Aslında Hz. İsa da onlara gönderilmiş bir peygamberdi hatırlayın. Zaten burada da söylenilen o. Yahudi kavmine gönderilmiş bir peygamberdi ve Yahudiler içinden çıkmış bir peygamberdi.

Hz. İsa’ya Yahudiler, Yahudileşen İsrail oğulları hakaret ettiler. Aşağıladılar, iftira ettiler ve canına kastetmeye kadar işi vardırdılar

Hıristiyanlar ise ne yaptılar? Onun tam tersini, Onu ilahlaştırdılar. Onu yüceltme adı altında tanrılaştırdılar. İfrat ve tefrite kurban ettiler. Bir tavır Yahudileşme, öbür tavırda Hıristiyanlaşma biçiminde tecelli etti.

İşte bu tavrın birini Allah Fatihada gazaba uğrayanların tavrı, diğerini de sapıtanların tavrı olarak niteliyor.

mağdubi aleyhim addaaalliyn. gazaba uğrayanların tavrı. Yahudilerin tavrı, peygamberi aşağılayan tavır. Öbür tarafta ise sapıtanların tavrı. Peygamberi aşırı yücelten, ilahlaştıran tavır. Onun için Hz. Peygamber bir hadisinde, sahih bir hadisinde şöyle buyurmuştu;

“Sizde Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’ya yaptıkları gibi beni olağanüstüleştirmeyin, uçurmayın, insanüstüleştirmeyin. Lakin benim için şöyle deyin; Abduhu ve Resuluhu Allah’ın kulu ve elçisidir deyin. Kulu deyin, ilahlaştıranlara karşı bir cevap olsun. Kul olduğumu vurgulayın. Elçisi deyin, aşağılayan Yahudice tavırlarla peygamberi ara kablosu gibi gören, peygamberin fonksiyonunu görmezden gelen, peygamberin fonksiyonunu küçültenlere karşı bir cevap olsun. Dengeli olun.” Demiş oluyordu.

Onun için şairin dediği gibi

Muhammedun beşerun la kel beşer,

Bel huve kel yakuti meynel hacer.

(Muhammed insandır fakat sıradan bir insan değil. O bir yakut gibi bir elmas gibidir.) O da bir taştır ama elbette ki değerli bir taştır. Sıradan bir taş değildir.

52-) Felemma ehasse ‘Iysa minhümül küfre kale men ensariy ilAllah* kalel Havariyyune nahnu ensarullah* amenna Billah* veşhed Bi enna müslimun;

Bunun üzerine vakta ki İsa onlardan küfrü hissetti «kim benim Allaha arkadaşlarım?» dedi, Havâriyyun «biziz, dediler: Allah arkadaşları, biz Allaha iman ettik, hem bizim imanı lekesiz Müslimler olduğumuza şahit ol. (elmalı)

Ne zaman ki İsa, onların hakikati inkâr ettiklerini hissetti, sordu: “Kim bana Allâh yolunda yardım edecek?” Havariler cevap verdiler: “Biziz Allâh yardımcıları… “B” işareti kapsamıyla (hakikatimizin Allâh Esmâ’sı olduğuna) iman ettik; hakikatinle şahit ol! Biz Allâh’a teslim olmuşlarız.” (A.Hulusi)

Felemma ehasse ‘Iysa minhümül küfre İsa Peygamber onlardaki küfrü hissedince, sezince;

kale men ensariy ilAllah Allah’a yardımcılarım kimdir diye sordu.

Burada ayet bir başka sahneye geçti. Yukarıda İsa peygamberin kendi ümmetine verdiği mesajlar vardı. Burada ise o mesajlara karşı ihanet eden ve kendi nübüvvetini kabul etmeyen, özellikle Yahudi grupları içerisindeki İsa peygambere karşı gelmekte ısrar eden ferisiler grubuna işte diyordu ki;

men ensariy ilAllah Allah’a giden yolda bana kim yardım edecek. Yalnız literal, mot a mot manası Allah’a yardımcılarım kim anlamına geliyor. men ensariy ilAllah kalel Havariyyune Havariler dediler ki, beyaz elbise giyenler dediler ki, ak libaslılar, çünkü havar, ak libas giyenlere verilen isimdir İbranice de. Onun için de ak libas giyenler dediler ki, Hz. İsa’yı kabul edenler, hemen onun etrafında yer alanlar, onun mesajını başkalarına taşımak için varlıklarını ortaya koyan bir avuç yiğit inanmış insan dediler ki; nahnu ensarullah Biziz Allah’ın yardımcıları.

Şimdi burada eğer bu ayetin bu iki cümlesini alsak yanlış anlamaya çok açık bir kapı bırakmış oluruz. Yukarıda Allah’a yardımcılarım kim diyen biri var, Burada da biziz Allah’ın yardımcıları diyen birileri. Bu diyalogu bu kadar aldığınızda yanlış anlamaya elverişli olan bir yürek, yamuk bir yürek hemen Hz. İsa’nın ilahlığına bir yol bulabilir. Bir Te’vil yapabilir. İşte o te’vili ortadan kaldırmak için Hz. İsa ve havarilerinden şu naklediliyor.

amenna Billah Biz Allah’a iman ettik. veşhed Bi enna müslimun;  sen şahit ol ki ey İsa, biz Allah’a teslim olmuş olanlardanız. Yani biz Müslümanlardanız.

Burada İslam’ın, insanlığın değişmez değerleri olduğunu her zaman söyledik. Bir kez daha görüyoruz ki İslam, çağlar, zamanlar ve zeminler üstü, insanlığın ortak değerlerinin ortak adıdır. Onun için İsa Müslüman dır, Musa Müslüman dır, İbrahim Müslüman dır Nuh Müslüman dır. Onlara uyanların tamamı da Müslüman’dır. Salat-u selam hepsinin üzerine olsun. O nedenle İslam sadece bu ümmetin inancına verilen isim değildir. Kur’an tüm insanlık boyunca Allah’a teslim olmuş herkese Müslüman adını verir.

Yine devam ediyorlar havariler dualarına:

53-) Rabbena amenna Bi ma enzelte vetteba’ner Rasule fektübna ma’aş şahidiyn;

Ya Rabbena indirdiğine iman ettik ve Resulün ardınca gittik, imdi bizi o şahitlerle beraber yaz. (Elmalı)

“Rabbimiz, iman ettik (İsa’nın) hakikatinden inzâl ettiğine ve Rasûlüne tâbi olduk, bizi (hakikate) şahitlik edenlerle bir araya yaz.” (A.Hulusi)

Ey Rabbimiz Bi ma enzelte vetteba’ner Rasul Elçiye ittiba ettik, elçiye indirilen şeye ittiba ettik. Yani İncil’e, İsa’ya indirilen İncil’e, o İncil’de olan her tür emir ve nehye uyduk fektübna ma’aş şahidiyn; bizi şahitler olarak kaydet, şehitler olarak kaydet.

Şahitler, yani risalete, vahye, insanlığa ulaştırılması için Hz. İsa’ya gönderilen nübüvvete şahitler olarak.

Yine şehitler olarak kaydet. Neye şehit? Her şehit şahittir. İmanını, hayatını şahit gösterene şehit denilir. Hayatını amellerini, ömrünü, canını imanına şahit göstermiştir. İşte o şehittir.

Onun için de Allah’tan şahitler arasında yazılmalarını istiyorlar. Çünkü şahitler, vahyin indiğine şahit olanlar, vahyin indiğine kendi aralarında vahyin sıcak bir biçimde muhatabı olanlar, Vahyin doğrudan ilk muhatabı olanlar, işte onlar şahitler.

Bu manada Resulallah’ın şu hadisini hatırlamalıyız.

– Her peygamberin havarileri vardır..!

Aslında her peygamberin havarileri vahye şahit olanlardır, vahye şehit olanlardır. Ve arkasından farklı bir olayı vurguluyor Kur’an.

54-) Ve mekeru ve mekerAllah* vAllahu hayrul makiriyn;

Bununla beraber mekrettiler Allah da mekirlerine mekretti, öyle ya, Allah hayrülmakirîndir. (elmalı)

Mekr yaptılar ve karşılığını Allâh’tan mekr ile aldılar. Allâh mekr yapanların en hayırlısıdır. (Hakikati dillendirenin ortadan kalkması için gizli hileye başvurdular, Allâh da olayı aynı yoldan, yani onlar fark edemeden onların aleyhine sonuçlandırdı) (Kişinin kendisini Allâh’tan ayrı düşüren – uzaklaştıran fiile devam edip bundan zarar görmediğini sanması, mekre uğraması demektir. Çünkü zarar görmediğini sanarak o fiile devam etmesi, sonuçta Allâh’tan daha fazla uzaklaşmasına yol açar ki, Allâh’tan yani hakikatindeki Esmâ kuvveleriyle tahakkuk etmekten uzak düşmekten daha büyük ceza olmaz insan için.) (A.Hulusi)

Ve mekeru ve mekerAllah Onlar düzen kurdular. Hz. İsa’ya karşı bir düzen kurdular. ve mekerAllah Allah’ta onların düzenini bozdu.

Neydi onların kurdukları düzen? Bildiğiniz gibi Hz. İsa’yı öldürmeye kastettiler. Çünkü Yahudileşmiş oldukları için tüm peygamberlerine karşı yaptıklarını Hz. İsa’ya karşı da yapmışlardı. Ona bir tuzak kurmuşlardı, lakin Allah tuzaklarını bozdu.

Reşit Rıza tefsirinde der ki bu tuzağın nasıl bozulduğunu izah ederken; İsa peygamberi şikayet eden havarileri içindeki hain, yahuda idi. O para ile satın alınmıştı. Romalılar ve Yahudi hahamları ferisiler, onu para ile konuşturdular, Hz. İsa’nın yerini öğrendiler. Geldiler, lakin gelen Roma askerleri, tutuklamak için gelen Roma askerleri Hz. İsa’yı tanımıyorlardı. Ama yahudanın yüreğine de bir ateş düşmüştü. İhanet ettiği için pişman olmuştu. Son anda kendisini İsa olarak takdim etti ve onu götürdüler. İhanetin bedelini asılarak ödedi.

Onun için Allah onların mekirlerini, düzenlerini işte böyle bozmuştu. Onlar astık zannediyorlardı, oysaki asamamışlardı.

vAllahu hayrul makiriyn; Allah düzen kuranların en hayırlısıdır.

Onlar astık zannediyorlardı dedim. Çünkü İncil’de öyle yazıyor. İncil yazarları nedense bu konuda daha sonraki kaynaklar olarak hilafı hakikat bilgi veriyorlar. Ama Kur’an bu noktada olayın bize tam hakikatini öğretiyor. Barnaba İncil’inde aynen Kur’an da geçtiği gibi naklediliyor olay.

Yine Kur’an da nisa suresinin 157. ayetinde;

ve ma kateluhu ve ma salebuhu ve lâkin şübbihe lehüm Nisa/157

Onu öldürmediler, onu asmadılar, lakin o benzer gösterildi. Diyor.

Bu ayet Reşit Rızadan yukarıda aktardığımız olayı doğruluyor. Daha doğrusu o olay bu ayeti daha iyi açıklıyor ve izah ediyor. Onun için de asmadıklarına biz inanıyoruz.

Asılma hikayesi aslında Hinduizm den Hıristiyanlığa Pavlus aracılığı ile ya da İncil yazarları aracılığı ile geçmiş bir hikaye. Hinduizmde bu hikayenin aynısı yer almakta. İnsan günahkar doğar Hinduizme göre. İnsanın günahlarının temizlenmesi için Krişna isimli babasız doğan bir tanrı ve tanrının oğlu ya da, en sonunda insanoğlunu günahlarından temizlemek için asılır.

Onun da her ne hikmetse ellerinde ve ayaklarında delikler vardır. Aynen Hinduizmde Krişna efsanesi, hiçbir nokta ve virgülüne dokunmadan Hıristiyanlığa taşınmıştır. Onun için de Hz. İsa’nın asılma bahsi Hıristiyan ilahiyatında aynen böyledir.

Hz. Adem günah işlemiş ve cennetten kovulmuştur. Onun işlediği günah yüzünden her doğan insan suçlu doğar. Hıristiyan ilahiyatına göre. Her doğan insan suçlu doğduğu için tanrı insanı suçundan arındırmak istemektedir. Lakin eğer insanları suçlu görüp yaksa rahmeti ile bağdaştıramaz Hıristiyan ilahiyatına göre. Suçlu görmese adaleti ile bağdaştıramaz ve İsa’ya kadar bir çare bulamaz. Ancak İsa’da çare bulmuş olur ve babasız olarak bir kadının rahmine girer Meryem’in ve tanrı olarak girer ve çocuk biçimine dönüşür. İsa şeklinde zuhur eder. Yani çarmıha gerilen haşa Hıristiyan ilahiyatına göre tanrının kendisidir. Bu şekilde kendisini yani oğlunu, – oğlu mu, kendisi mi onlarda cevap veremiyorlar – feda etmiş ve insanı günahından kurtarmıştır. Hıristiyan ilahiyatında çarmıha gerilmenin felsefi izahı budur. Tek izahı budur. Görüyorsunuz.

Brahmanizm’deki bu dizimdeki Krişna efsanesi aynen, hiç nokta ve virgülüne dokunmadan Hıristiyan ilahiyatına aktarılmıştır. Hepsi budur işte.

55-) İz kalAllahu ya ‘Iysa inniy müteveffiyke ve rafiuke ileyYE ve mutahhiruke minelleziyne keferu ve caılülleziynettebeuke fevkalleziyne keferu ila yevmil kıyameti, sümme ileyYE merciuküm feahkümü beyneküm fiyma küntüm fiyhi tahtelifun;

O vakit ki Allah buyurdu: ya İsa! emin ol ben seni eceline yetireceğim ve seni bana ref’edeceğim ve seni o küfredenlerden paklayacağım ve sana tabi’ olanları o küfredenlerin kıyamet gününe kadar fevkinde kılacağım, sonrada hep dönümünüz banadır, ihtilâf edip durduğunuz şeyler hakkında o vakit aranızda hükmü ben vereceğim. (elmalı)

Hani Allâh şöyle buyurmuştu: “Seni ben vefat ettireceğim (önceki açıklamaya atıfla, gizli suikastla seni öldüremezler, seni ben, vâden dolunca vefat ettireceğim)… Seni kendime ref’ edeceğim (hakikatinin yüceliklerini yaşatacağım); hakikati reddedenler (kâfirler) arasından alarak arındıracağım ve sana tâbi olanları kıyamet sürecine kadar, hakikati inkâr edenlerden değerli – üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz banadır. Aranızda ayrılığa düştüğünüz konularda, hükmü ben vereceğim.” (A.Hulusi)

İz kalAllahu ya ‘Iysa O zaman Allah buyurmuştu ey İsa: inniy müteveffiyke seni ölüme yollayacağım. ve rafiuke ileyYE Katıma yücelteceğim. ve mutahhiruke minelleziyne keferu Küfreden kimselerden çekip seni arındıracağım. ve caılülleziynettebeuke fevkalleziyne keferu ila yevmil kıyame Kıyamet günü sana ittiba eden, sana uyan kimseleri, sana küfreden seni inkarda direnen kimselerin üzerinde kılacağım. Onları hep faik ve üstün kılacağım. sümme ileyYE merciuküm ve bütün bunların ardından dönüşünüz top yekün banadır. feahkümü beyneküm fiyma küntüm fiyhi tahtelifun; İşte o zaman aranızda anlaşmazlığa düştüğünüz konularda ben hüküm vereceğim.

Bu ayette ifade edilen hakikatler, biraz önce anlattığım hakikatlerle örtüşmekte. Cenab-ı Hakk’ın dilinden İsa’ya denilmekte seni ölüme yollayacağım.

Tefsirleri açtığımızda burada takdim ve tehir yapıldığı yolunda bir tefsirle karşılaşırız. Yani önce katıma yücelteceğim, sonra ölüme yollayacağım. Bu iki kelimeyi birbiri ile yer değiştirdiklerini görürüz. Katıma yücelteceğim’in de tefsirinde bir çok müfessirin tercihinin; “Seni cesedinle birlikte göğe çekeceğim.” Şeklinde anlaşıldığını görürüz.

Aslında ayet açık. Ayette takdim ve tehir yapmamız için bir neden de yok. Önce seni ölüme yollayacağım gelmiş, arkasından da katıma yücelteceğim ibaresi gelmiş. Bu da açık. Ayette böyle bir şey de yok.

Peki neden önce seni katıma çekeceğim, alacağım, ondan sonra ölüme yollayacağım şekline dönüştürülmüş?

Bir takım hadisler varid olmuş bu konuda. Bu hadislerle ayet arasında çakışma olmamış, bir anlam örtüşmesi olmamış. Ayeti Hadise uydurmak için böyle bir taktim tehir gerekmiş.

Oysa ki eğer ayet açıksa hadis ayete uydurulur. Yani te’vil edilmesi gereken ayet değil, hadis olmalıydı. Bu noktada Hz. İsa’nın öleceği, ölüme yollanacağı açık. Kaldı ki maide/117. ayette de Hz. İsa’nın ölümü dile getirilmektedir. Yani sadece burada değil, Kur’an ın başka yerlerinde de Hz. İsa’nın ölümüne ilişkin ibareler var.

Bu durumda Hz. İsa’yı illa öldürmemekte direnen anlayış bir tür Buhari, Müslim ve Tirmizi de yer alan bir hadise dayanıyor. O hadiste Hz. İsa’nın yeniden yeryüzüne geleceği, göğe çıktığı, yeniden yer yüzüne döneceği ve yeryüzünde insanları İslam’a davet edeceği, haç’ı kıracağı, çanları susturacağı ve kendi dinine sokulan tüm bid’atları temizleyip insanları İslam’a tekrar döndüreceği ve ondan sonra öleceği rivayet ediliyor.

Aslında bu rivayeti şöyle anlamamız çok daha doğru olur. Eğer rivayet gerçekten Resulallah’tan geldiği sabitse ki senet olarak sabittir, ancak metin kritiği ayrı bir hadise. Biz sabit saysak dahi bu durumda Hz. İsa’nın tekrar dönmesi aslında getirdiği asli mesajın tekrar yeryüzüne dönmesi anlamına gelmeli.

Hıristiyan olduğunu iddia edipte onun akaidini çarpıtan insanların, tekrar onun getirdiği asli inanca yönelişine yormalı bunu. Ve inşallah bazı alimlerimizin güneş batıdan doğacak hadisini de bu çerçevede yorumladığı gibi, bir gün belki de Hz. İsa’ya inandığını söyleyen İsa’nın Muharrifleri, gerçek İsa’nın  getirdiği gerçek İslam’a yönelip belki de akaitlerini tazeleyecekler ve İslam’ı bulacaklar.

Bu hadislerin delalet ettiği mana bu olabilir. Bir de Hz. İsa’nın ölmeyip ruhunun Allah katına çıkarıldığı ifade ediliyor ki zaten ruh ölmez. Cesediyle çıkmaya gelince Allah’ın sünnetine aykırı. Allah’ın sünnetinde yerden olan her şey yerde kalacaktır.

…ve len tecide lisünnetillahi tahviyla; Fatır/43

Onun içinde bu noktada hadisleri bu ayete eğer uyarlarsak o zaman netice dediğimiz gibi Hz. İsa’nın Allah ruhunu katına çıkardığı ama ümmetinin manevi ömrünün uzun olacağı ve bir gün onun inancını tahrif edenler bu tahriften kurtulup asli mesaja geri döneceği şeklinde te’vil edebiliriz.

56-) Feemmelleziyne keferu feüazzibühüm azâben şediyden fid dünya vel ahireti, ve ma lehüm min nasıriyn;

Hasılı: o küfredenleri Dünyada ve Ahirette şiddetli bir azab ile ta’zib edeceğim, hem onlara yardımcılardan eser yoktur. (Elmalı)

“Fakat o hakikati inkâr edenlere gelince; onlara hem dünyada hem de sonsuz gelecek sürecinde şiddetle azap yaşatacağım. Onların hiçbir yardımcıları da olmaz.” (A.Hulusi)

Feemmelleziyne keferu feüazzibühüm azâben şediyden fid dünya vel ahireti Küfründe direnenlere gelince. İşte onlara çok şiddetli bir azap edeceğim dünyada da ahirette de. ve ma lehüm min nasıriyn; Onlar yardımcı da bulamayacaklar.

57-) Ve emmelleziyne amenû ve amilus salihati feyüveffiyhim ucurehüm* vAllahu la yuhıbbuz zalimiyn;

Amma iman edip Salih ameller işleyenlere gelince onlara ecirlerini tamamıyla öder de Allah zalimleri sevmez. (elmalı)

“Hakikatine” iman edip bunun gereği olan çalışmaları yapanlara gelince; onların yaptıklarının getirisi tamı tamına verilir. Allâh zâlimleri sevmez! (A.Hulusi)

Ve emmelleziyne amenû ve amilus salihati İman eden ve imanlarını Salih amelle ispat edenlere gelince, feyüveffiyhim ucurehüm onlara ödüllerini tam olarak verecektir Allah. vAllahu la yuhıbbuz zalimiyn; ve Allah zalimleri sevmez. Zalimleri sevmediği için zulmü de sevmez. Hz. İsa’yı insan olmaktan çıkarmak zulümdür. Ona iftira etmekte zulümdür. Hıristiyanların yaptığı gibi onu ilahlaştırmak zulümdür, Yahudilerin yaptığı gibi ona ve annesine zina isnat etmekte zulümdür. Onun içinde Allah zalimleri sevmez.

58-) Zâlike netluhu aleyke minel ayati vez zikril hakiym;

İşte o hüküm, biz onu sana bu âyetlerden ve hikmetli zikirden peyderpey okuyoruz. (elmalı)

İşte bu bilgiler, (sana gayb olan geçmiş olaylara) işaretler ve hikmetli zikirdir (olayların hikmetini açıklamaktır). (A.Hulusi)

Zâlike bütün bunlar netluhu aleyke minel ayat sana bildirdiğimiz mesajlardandır vez zikril hakiym; ve hikmetli haberlerdendir.

59-) İnne mesele ‘Iysa ındallahi kemeseli Adem* halekahu min turabin sümme kale lehu kün feyekûn;

Doğrusu Allah ındinde İsa meseli Âdem meseli gibidir: Onu topraktan yarattı sonra da ona «ol!» dedi, o halde olur. (Elmalı)

Muhakkak ki, Allâh indînde İsa’nın oluşumu Adem’in oluşumu gibidir (İsa’nın oluşumu Adem’in oluşumu gibiyse, Adem’in oluşumu da İsa’nın oluşumu gibidir. Buna göre düşünülmeli bu konu. A.H.). Onu topraktan yarattı, sonra “Ol” dedi ve oldu (topraktan – moleküler yapıdan meydana gelene ruhun nefh olmasıyla {Esmâ kuvveleri farkındalığıyla} insan hâline gelmesi ile; ana rahminde moleküler yapıdan meydana gelene ruh nefh olması suretiyle insanın meydana gelmesi aynı şeydir). (A.Hulusi)

İnne mesele ‘Iysa ındallahi kemeseli Adem İsa’nın durumu Allah katında Ademin durumu gibidir. İsa’ya şaşıranlar, İsa babasız doğdu diye  onu ilahlaştıranlar..! O halde Adem’i ne yapacaksınız demek istiyor Kur’an. Adem sadece babasız değil, üstelik anasız da doğdu. Babasız doğdu diye İsa’yı Allah ilan edecekseniz haşa, ya da tanrının oğlu ilan edecekseniz, Ademi ne ilan etmeniz gerekir? Bu ne biçim mantıktır. Ademi insan olarak, ve hatta işlediği günah yüzünden tüm insanlığın yüz karası olarak gören Hıristiyan ilahiyatçıları nasıl İsa’yı tanrı ilan etmeye kalkarlar demek istiyor ayet.

halekahu min turabin Allah onu topraktan yarattı. sümme kale lehu kün feyekûn; Sonra ona dedi ki, “ol”, o da oluverdi.

Burada babasız doğmak bir kimseye ilahlık kazandırmaz deniliyor. Yani eğer babasız doğmak ilahlık kazandırsaydı, babasız ve anasız doğmak kişiye ne kazandırmazdı ki? Onun için kıyaslayın denilme isteniyor. Ve devam ediyor ayet;

60-) ElHakku min Rabbike fela tekün minel mümteriyn;

Bu hak senin rabbinden, binaenaleyh şüphe edenlerden olma (Elmalı)

Bu, Rabbinden hakikattir; bu yüzden, şüphe edenlerden olma! (A.Hulusi)

ElHakku min Rabbike İşte bu gerçek sana Rabbin tarafından bildirilmiştir. Hangi gerçek? Yukarıda anlatılan gerçeklerin tamamı, ama özellikle de Hz. İsa’ya ilişkin gerçek. Çünkü bu gerçek o güne dek hiçbir eserde yer almayan bir gerçek. Hiç kimsenin bilmediği ve aktarmadığı, hiç kimsenin bir başka yerden de aktaramayacağı bir gerçek. Yalnızca Allah’ın haber vereceği bir gerçek. Onun için de işte bu gerçek sana rabbin tarafından bildirilmiştir deniliyor.

fela tekün minel mümteriyn; Sakın şüphelenenlerden olma.

Bu ayetin arka planını anlamamız için hemen bu ayetlerin indiği ortamı aklımıza getirmemiz gerekiyor ki, Necran’lı 64 kişilik Hıristiyan heyetinin içinden seçilmiş olan liderler, papazlar grubunun Mescid-i Nebevide, peygamber mescidinde, Resulallah’ın karşısında Resulallah’la İsa üzerine, Hz. İsa’nın doğumu, ilahlığı, Allah’a nispeti üzerine büyük bir tartışma geçtiğini hatırlayalım.

Resulallah Hıristiyan ilahiyatçıları ile, büyük Hıristiyan bilginleri ile ki muhtemelen bölgede Hıristiyan olmuş Arap liderleri de var orada. Hıristiyanlığı kabul etmiş ama aslen Arap olan papazlar da var orada. Onun için Resulallah’ın mescidinde müthiş bir münazara var. Resulallah bir tarafta, diğer hepsi bir tarafta. İşte o münazara sırasında bu ayetler adeta birer hakikat olarak Resulallah tarafından karşıya bildirilmek üzere indiriliyor. Ve onlar rivayetlerden öğreniyoruz ki pes ediyorlar.

İşte bu son delil geldikten sonra pes ediyorlar. Adem ve İsa kıyaslaması üzerine Hıristiyan heyeti artık bir şey söyleyemiyor, söyleyecek teslisi, 3 lemeyi savunacak herhangi bir delil bulamıyor bunun üzerine Resulallah en son sözü söylüyor.

61-) Femen hacceke fiyhi min ba’di ma caeke minel ılmi fekul te’alev ned’u ebnaena ve ebnaeküm ve nisaena ve nisaeküm ve enfüsena ve enfüseküm sümme nebtehil fenec’al la’netallahi alel kazibiyn;

Sana gelen ilimden sonra artık her kim seninle münakaşaya kalkarsa haydı de: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı kadınlarımız ve kadınlarınızı kendilerimizi ve kendilerinizi çağıralım sonra can-u gönülden ibtihal ile duâ edelim de Allahın lâ’netini yalancıların boynuna geçirelim. (Elmalı)

Sana gelen ilimden sonra, her kim bu hakikat hakkında tartışırsa, de ki: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, yandaşlarımızı ve yandaşlarınızı çağıralım; sonra dua edelim; Allâh lâneti hakikati yalanlayanların boynuna olsun!” (A.Hulusi)

Femen hacceke fiyhi min ba’di ma caeke minel ılmi sana gelen bu ilimden sonra bu konuda seninle tartışacak olurlarsa; fekul deki onlara te’alev ned’u ebnaena ve ebnaeküm Haydi, oğullarınızı ve oğullarımızı çağıralım, ve nisaena ve nisaeküm Hanımlarınızı ve hanımlarımızı çağıralım ve enfüsena ve enfüseküm bizimkileri ve sizinkileri çağıralım. Tüm taraftarlarımızı çağıralım. Hepsinin gözü önünde, hepsinin başı üzerine sümme nebtehil can-ı gönülden yemin edip yalvaralım. fenec’al la’netallahi alel kazibiyn; Allah’ın lanetinin yalancıların üzerine olmasını dileyelim. Teklifini yapması isteniyor Resulallah’ın. Allah tarafından bu teklifi yapması istenince Resulallah bu teklifi aynen yapıyor ve onları mülaeneye davet ediyor. Lanetleşmeye.

“Kim yalan söylüyorsa lanet onun üzerine olsun. Haydi var mısınız.” Diyor.

Biz Tarih kaynaklarından öğreniyoruz ki bu heyet içerisinden 14 kişilik, 64 kişi arasından seçilmiş 14 kişilik bu gerçekten de bilgi olarak yüksek seviyeli heyet içerisinden bir tanesi hemen uyarıyor.

“Tarihte Hiçbir peygamberle lanetleşmeye girmeyen bir kavim helakten kurtulamamıştır, iflah olmamıştır.” Diyor. Sakın lanetleşmeyin.

Hem de Necran Hıristiyan devletinin, devlet başkanının kardeşi bu ve aynı zamanda büyük bir bilgin ve ilim adamı.

Bu uyarı üzerine vazgeçiyorlar. Bu çağrıya gelmiyorlar ve tamam diyorlar.

– Ya Muhammed biz sana bağlılığı kabul ediyoruz. Vergi vereceğiz. Devletimiz senin himayendedir. Vergi vermeyi kabul ediyoruz, lakin sen de bizi dinimiz üzerine bırak.

Resulallah’ta onları dinleri ile serbest bırakıyor. Baş başa bırakıyor ve onlar İslam devletine vergi ödüyorlar.

62-) İnne hazâ lehüvel kasasul hakk* ve ma min ilâhin illAllah* ve innAllahe leHUvel Aziyz’ul Hakiym;

Doğrusu işte budur o kıssanın hak ifadesi, yoksa Allah dan başka bir İlâh yoktur ve hakikat Allah o, öyle azîz öyle hakîmdir. (Elmalı)

Muhakkak ki, işin hakikati budur. İlâhiyet (tanrı – tanrısallık) kavramı geçersizdir; sadece Allâh! Gerçek ki Allâh “HÛ”dur, Aziyz’dir, Hakiym’dir. (A.Hulusi)

İnne hazâ lehüvel kasasul hakk İşte budur olayın doğrusu.

Böyle diyor ayet. Bu aslında Kur’an metodolojisinde, tefsir metodolojisinde çok ilginç bir delildir aynı zamanda. Kur’an kıssaları ile Kur’an meselelerini ayıran bir unsurdur bu. Kur’an da kıssalar yer alır. Yani anlatılan tarihsel öyküler, tarihsel olaylar. Bir de meseleler yer alır.

Bugün en büyük tartışması yapılan konulardan biride Kur’an kıssalarının tarihsel hakikati. Tarihte bu olaylar olmuş mudur olmamış mıdır tartışması yapılıyor. Bu tartışmalar bence yersiz. Meselelerin tarihte olmuş olması şart değil, zaten meseldir. Misal olarak verilmektedir. Onun için onların tarihsel olarak vuku bulmuş olması şart değil. Ama Kur’an kıssalarının vuku bulup bulmadığını işte buna benzer ibarelerden çıkarabilirsiniz.

Aslında Kur’an bunları ayırıyor. İnne hazâ lehüvel kasasul hakk Başka ayetlerde, başka kıssaların başında yada sonunda şu ibareye benzer bir ibarede görebilirsiniz.

Nahnu nekussu aleyke nebeehüm bil Hakk.. Keyf/13

Buna benzer ibareler. Hep El Hakk kelimesi ile gelir. Yani bu neyi gösteriyor? Bu 3 şeyin işaretidir.

1 – Bu kıssa o zaman bilinen bir kıssa idi. Kaba hatları ile anlatılan kıssa o çağda muhataplarca biliniyordu.

2 – Ancak bu kıssa böyle bilinmiyordu, yanlış biliniyordu. Eksik biliniyordu. Onun için bu tür ibarelerle tamamlanan, başına ya da sonunda bu uyarı levhasının yer aldığı ibarelerden anlıyoruz ki bu kıssa yanlış biliniyordu.

3 – Doğrusu budur. Yanlışını açıklıyor bu ayetler. Yani yanlış bilinen kıssanın doğrusunu bizden dinlediniz diyor insanlığa vahiy.

Onun için de burada da bu uyarı levhası geliyor. İnne hazâ lehüvel kasasul hakk İşte budur olayın doğrusu.

ve ma min ilâhin illAllah Allah’tan başkaca da bir ilah yoktur.

ve innAllahe leHUvel Aziyz’ul Hakiym; Allah, evet yalnızca O’dur mülkünde izzet sahibi olan ve işinde hikmet sahibi olan.

63-) Fein tevellev fe innAllahe Aliym’un Bil müfsidiyn;

Yine yüz çevirirlerse muhakkak ki Allah müfsidleri bilir. (Elmalı)

Eğer (bu hakikatten) yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allâh fesat çıkaranları bilir (sonucunu yaşatır). (A.Hulusi)

Eğer yüz çevirirlerse, eğer bütün bunlara rağmen, Allah’ın hakikati kendilerine bir bir bildirmesine rağmen yine de geri dönerlerse iyi bilsinler ki Allah bozgunculuk yapanları, geriye dönenleri ifsad edenleri çok iyi bilmektedir.

Kıssa burada bitti ve yeni bir çağrıya giriyor. Yeni bir konu açtı. Yeni bir başlık. Tevhid çağrısı. Çünkü öncelikle delilleri ispat etti. Yani yanlışın yanlış olduğunu ortaya koydu. Aslında Kur’an üslubullah burada kendini gösteriyor. Bir insana ya da bir topluluğa hakikat nasıl iletilir. Bunun yöntemini de buradan öğreniyoruz. Önce muhatapların yanlışını ortaya koydu. Yanlışı iyice ispat ettikten sonra şimdi doğru olana çağrı yapıyor Kur’an ve diyor ki;

64-) Kul ya ehlel Kitabi te’alev ila kelimetin sevain beynena ve beyneküm ella na’büde illAllahe ve la nüşrike Bihi şey’en ve la yettehıze ba’duna ba’dan erbaben min dunillahi, fein tevellev fekulüşhedu Bi enna müslimun;

De ki: Ey ehli kitap! gelin: Sizinle bizim aramızda müsavi bir kelimeye, şöyle ki: Allah dan başka ma’bud tanımayalım ona hiç bir şey’i şerik koşmayalım, ve bazımız bazımızı Allah dan beride Rab ittihaz etmesin, eğer buna karşı yüz çevirirlerse o vakit şöyle deyin: Şahit olun ki biz hakikaten Müslim’iz: müsalemetkârız (Elmalı)

De ki: “Ey kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olanlar, gelin aramızdaki şu ortak anlayışa; Allâh’tan başkasına kulluğu düşünmeyelim; hakikatimiz olan Allâh’a hiçbir şeyi şirk koşmayalım; bazımız bazımızı (mesela İsa’yı) Allâh dûnunda Rab ittihaz etmesin (Allâh yanı sıra ilâh – tanrı edinmeyelim).” Eğer bunlara karşı çıkıp yüz çevirirlerse, o takdirde deyin ki: “Şahit olun ki biz Allâh’a teslim olmuşlardanız.” (A.Hulusi)

Kul ya ehlel Kitabi te’alev ila kelimetin sevain beynena ve beyneküm De ki; Ey kitap ehli, sizinle bizim aramızdaki şu ortak ilkeye gelin haydi. Aramızda ki şu ortak ilkeye sizi davet ediyorum. ella na’büde illAllahe Allah dan başkasına kulluk etmeyeceğiz. Ortak ilkemizin birinci şartı bu.

Bakın bu çağrı bugün de geçerli. Bu bir Tevhid konfederasyonu çağrısıdır. Bu bir Tevhid çağrısıdır. Herkesedir bu çağrı. Onun için bu çağrıya cevap veren Tevhid sancağı altına gelmiş olur. Onun için bu çağrı sadece o gün değil, bugün ve bundan sonrada geçerlidir. O nedenle bizler, bize çağırmıyoruz. Bize çağırmayacağız. Bizler Tevhide çağıracağız. Çünkü bizde ona çağrılıyoruz. Onun için hiç kimse bana gelin demesin kimseye. Aksine kendine gel desin. Kendinize dönün, özünüze dönün, özünüzde Tevhidi göreceksiniz. Fıtratınızda tevhidi göreceksiniz. Yaratılışınızın temelinde ilahi izi göreceksiniz ve o zaman anlayacaksınız.

İşte bu çağrı bu tevhidin çağrısıdır. Ey kitap ehli, haydi aramızda ortak bir ilkeye gelin. Bu ilkeden birincisi; Allah dan başkasına kulluk etmeyeceğiz.

ve la nüşrike Bihi şey’en O’ndan başkasına ilahlık yakıştırmayacağız.

ve la yettehıze ba’duna ba’dan erbaben min dunillah Allah’ın yanı sıra birbirimizi Rabler olarak kabul etmeyeceğiz.

fein tevellev fekulüşhedu Bi enna müslimun; Bütün bunların üzerine eğer yüz çevirirlerse, işte sen de o zaman deyiniz ki; Şahit olun biz Müslümanlardanız. Biz Allah’a teslim olduk. Allah’a teslim olan bu çağrıya gelir. Biz bu çağrıya uyduk deyin. Yani sizin peşinizden gelemeyiz deyin. Biz Allah’ın davetine geldik sizin davetinize değil deyin. Yani onlarda bunu anlasınlar, Kendilerine, kendilerinizi, kendinize çağırmadığınızı, Allah’ın çağrısını yinelediğinizi, Kendinizi de onları da hep aynı ortak çağrıya çağırdığınızı anlasınlar. Ve onların çağırdığı şeye çağırmadığınızı anlasınlar. Onun için de sizde onlarda Allah’ın çağrısına gelin.

65-) Ya ehlel Kitabi lime tühaccune fiy İbrahiyme ve ma ünziletit Tevratu vel İnciylu illâ min ba’dihi, efela ta’kılun;

Ey Ehli kitab! niçin İbrahim hakkında münakaşa ediyorsunuz? Halbuki Tevrat ve İncil ancak ondan sonra indirildi bunu da mı akıl etmiyorsunuz? (Elmalı)

Ey kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olanlar, niçin İbrahim hakkında tartışıp duruyorsunuz? Tevrat ve İncil Ondan sonra inzâl edilmiştir (dolayısıyla olayı anlatmıştır). Bunu fark edecek aklınız yok mu? (A.Hulusi)

Ya ehlel Kitabi lime tühaccune fiy İbrahiym Yine burada bu konu ile irtibatlı olan bir başka konuya girdi ayet. İbrahim’in hanifliğe çağrısına girdi. Ey kitaplılar, ey kitap ehli lime tühaccune fiy İbrahiym İbrahim konusunda niçin tartışıp duruyorsunuz? ve ma ünziletit Tevratu vel İnciylu illâ min ba’dih oysa ki Tevrat’ta, İncil’de ondan sonra inmişti. Evet..!

Hıristiyanlar diyorlar ki İbrahim bizim, Yahudiler diyorlar ki yok İbrahim bizim, size vermeyiz. Kur’an da soruyor; Nereden çıkarıyorsunuz bunu, Tevrat’ta, İncil’de İbrahim’den sonra indi. İbrahim neden sizin özel malınız olsun ki. Onun için adeta İslam’ın ortak çağrısı mesaj olarak Tevhide, şahıs olarak İbrahim’e. Yani gelin eğer bir şahıs üzerinde birleşmemiz gerekiyorsa İbrahim üzerinde birleşelim. Çünkü İbrahim Tevhidi temsil ediyordu.

3 din de İbrahimi bir köke dayanıyor. O halde nedir aramızda ki problem? Aramızda ki problem yukarıda, birbirimizi tanrı edinmeyelim. Allah’tan başkasına ilahlık yakıştırmayalım. Bunu söylüyor. İşte yapılan da bu idi. Onun için özellikle birincil olarak Hıristiyanlara yapılan bu davetin anlamı açık. Çünkü onlar ve Yahudiler Hahamlarını ve papazlarını Allah’tan başka Rabler edinmişlerdi. Ayet-i kerimenin manası bu;

İttehazû ahbarehüm ve ruhbanehüm erbaben min dunillahi.. Tevbe/31

Onlar ahbarlarını, hahamlarını, ve papazlarını Allah dışında rabler edindiler diyor. Bu ayet inince önce Hıristiyan bir papaz, sonradan Müslüman olan Hatem bin Adyy Resulallah’a gelerek dedi ki;

“Ya Resulallah Hıristiyanlar ve Yahudiler papaz ve hahamlarına secde etmiyorlar ki..!”

Resulallah’ta;

– Hayır tapmak bu değildir. Onlar haram kılıyor, siz haram bilmiyor muydunuz. Onların helal kıldığını siz helal bilmiyor muydunuz, işte budur, kulluk budur. Diyor.

Yani haram ve helal kılma yetkisini eline alması bir insanın, işte ona uyanlar, ona tapmış gibi oluyorlardı. Peygamberin bu tanımına göre.

efela ta’kılun; Tevrat’ta İncil’de İbrahim’den sonra indirildi, siz hala bunu akıl etmeyecek misiniz. Yani kafanız çalışmıyor mu, bu kadarını dahi düşünemiyor musunuz..! Siz İbrahim bizimdi, yok bizimdi derken aslında İbrahim sizden de önce idi. İncil’den, Tevrat’tan, Kur’an dan da önce idi. Dolayısıyla bu kadarını düşünemiyor musunuz diyor Kur’an.

66-) Hâ entüm hâülâi hacectüm fiyma leküm Bihi ılmün felime tühaccune fiyma leyse leküm Bihi ‘ılm* vAllahu ya’lemu ve entüm la ta’lemun;

İşte siz öylesiniz, haydi biraz bilginiz olan şeyde münakaşa ettiniz, ya hiç bir ilminiz olmayan şeyde niçin münakaşa edersiniz? Halbuki Allah bilir siz bilmiyorsunuz. (Elmalı)

Az çok bildiğiniz konularda tartışıp durdunuz, neyse… Fakat hiç bilmediğiniz bir konuda neden tartışırsınız? Oysa Allâh bilir, siz bilmezsiniz! (A.Hulusi)

Hâ entüm hâülâi hacectüm fiyma leküm Bihi ılm Hadi şu bildiğiniz şeyleri tartıştınız diyelim, felime tühaccune fiyma leyse leküm Bihi ‘ılm Fakat bilmediğiniz şey hakkında niçin tartışırsınız ki..!

İfadeye bakınız, Kur’an ın ifadesine. Hadi bildiğiniz şeyleri aranızda tartışıp duruyorsunuz diyelim. Ya bilmediğiniz, hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyi niçin tartışıp duruyorsunuz.

Aslında bu ibare sadece bir zümreye mi, bize değil mi..! Bilmediği şeyleri tartışanlara değil mi? Ve bugün de bunu çok yapmıyor muyuz? Bilmediğimiz halde bir çok şeyi tartışıyor ve cahillerin tartışmasından bir şey çıkmayacağını düşünmüyor değil miyiz.

felime tühaccune fiyma leyse leküm Bihi ‘ılm* vAllahu ya’lemu ve entüm la ta’lemun; Halbuki Allah bilir fakat siz bilmezsiniz. Neyi bilmezsiniz? Bilmediğiniz şeyi tartışmanın sonucunun hakkınızda ne kadar kötü olacağını bilmezsiniz. Cahillerin tartışmasının sonucunda ne büyük bir ziyan olacağını bilmezsiniz.

İşte Allah cahillerin tartışmasının sonucunda çok büyük bir ziyan çıkacağını bilir. Onun için de sizi uyarır.

67-) Ma kâne İbrahiymu yahudiyyen ve la nasraniyyen ve lâkin kâne haniyfen müslima* ve ma kâne minel müşrikiyn;

İbrahim ne Yahudi idi ne Nasrânî ve lâkin Müslim bir hanif (lekesiz bir muvahhid) idi ve müşriklerden olmamıştı. (Elmalı)

İbrahim ne Yahudi idi ne de Hıristiyan… Fakat o tanrıya (dışsal ötesinde bir ilâha) inanmayan (hanîf), yalnızca Allâh’ın var olduğunun idrakinde olarak O’na teslim olmuş (varlığında Allâh’ın mutlak tasarrufu olan) idi. Anlayışında şirk yoktu! (A.Hulusi)

Ma kâne İbrahiymu yahudiyyen ve la nasraniyyen İbrahim ne Yahudi idi, Ne de Hıristiyan idi.

ve lâkin kâne haniyfen müslima Fakat İbrahim tam anlamıyla hakka yönelmiş bir Müslüman idi.

Biraz önce uyardığım gibi Müslüman ismi sadece bu ümmete has değil, İnsanlığın değişmez değerlerine uyan tarih boyunca tüm insanlar Müslüman’dır. Onun için Hz. İbrahim de Müslüman’mış. ve ma kâne minel müşrikiyn; ve özellikle Allah’a şirk koşanlardan, ya da Allah’tan başkasına ilahlık yakıştıranlardan değildi. Yani özellikle burada Hıristiyanlara bir ima var, gönderme var. Yani; Siz İbrahim’e nasıl sahip çıkıyorsunuz..! Yahudilere de bir gönderme var. Onlar da Ezra’yı yani bizim bildiğimiz ismi ile Üzeyir’i Tevrat’ı yeniden ortaya çıkardığı, yazdığı için, ilahi ve tanrısal bir güç vehmederler Ezra’da, Üzeyir’de. Onun için de onu 2. Musa olarak nitelerler, Hatta onda tanrısal bir güç vehmederler, onu bir bakıma tanrılık makamına çıkarırlar.

Onun için de iki zümreye de söylüyor. Siz şirk koşuyorsunuz bir takım tavırlarınızla. İbrahim ise şirk koşmamak için ateşe atladı. Siz onunla nasıl benzerlik kuruyorsunuz. Aranızda ne gibi bir benzerlik olabilir ki?

O şirk koşmamak için canını ortaya koydu, siz ise şirk koşmak için elinizden geleni yapıyorsunuz.

68-) İnne evlenNasi Bi İbrahiyme lelleziynettebe’uhu ve hazen Nebiyyu velleziyne amenû* vAllahu Veliyyül mu’miniyn;

Doğrusu insanların İbrahim’e en yakını her halde onun izince gidenler ve şu Peygamber ve iman edenlerdir, Allah da müminlerin velîsidir. (Elmalı)

Gerçekte İbrahim’deki hakikate en yakın olanlar; Onun anlayışı üzere yürüyenler, bu Nebi (Hz. Muhammed) ve Ona iman edenleridir. Allâh iman edenlerin Veliyy’sidir. (A.Hulusi)

İnne evlenNasi Bi İbrahiyme lelleziynettebe’uhu Gerçekte İbrahim’e en yakın olanlar, ona uyanlardır.

Evet, bir kimseye yakınlık onun soyundan, onun akrabasından, onun oğlu, babası olmak değil. Onun için İbrahim öz babasına dua etti, Allah dua etmemesiniz istedi ve o da dua etmekten vazgeçti. Ama İbrahim hiç görmediği binlerce yıl sonra gelecek olan kendi inancının müntesiplerine dua etti, Allah kabul etti. İşte bugün Hacc, bu dua çağrısının, daha doğrusu bu duanın, bu çağrının fiili ifadesidir.

ve hazen Nebiyyu velleziyne amenû Ve işte bu peygamber ve iman edenlerdir İbrahim’e en yakın olanlar.

vAllahu Veliyyül mu’miniyn; Allah ise inananların tamamına yakındır. Yani İbrahim’e yakın olanlar bunlar, bu peygamber ve ona iman eden müminler, Allah ise hem İbrahim’e, hem Muhammed AS. a, hem İsa’ya, hem Musa’ya, hem de bunlara iman eden tüm müminlere yakındır.

69-) Veddet taifetün min ehlil Kitabi lev yudılluneküm* ve ma yudıllune illâ enfüsehüm ve ma yeş’urun;

Ehli kitaptan bir taife arzu etti ki sizi şaşırtsalar, halbuki sırf kendilerini şaşırtıyorlar da farkına varmıyorlar. (Elmalı)

Kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olanlardan bir grup sizi saptırmayı arzuladılar; oysa onlar kendilerinden başkasını saptırmazlar. Ama bunu idrak edemiyorlar. (A.Hulusi.

Veddet taifetün min ehlil Kitabi lev yudılluneküm Ehli kitaptan bazıları isterler ki sizi saptırsınlar. Sizi saptırmak isterler. ve ma yudıllune illâ enfüsehüm Fakat onlar öz benliklerinden başkasını saptıramazlar. ve ma yeş’urun; Üstelik bunun farkında da değiller.

Demek ki her saptırıcı aslında kendini saptırıyor. Aslında her inkarcı, inkarı ile en büyük zararı kendisine yapıyor. Lakin bunun farkına da varmıyor. İşte felaket orası. İşte büyük felaket o. Şeytan, şeytan olduğunu bilir. Yaptığının kötü olduğunu da ve şeytanın meziyeti mi sayalım bunu bilmiyorum. Ama insan şeytanlık yapar lakin şeytan kadar meziyetli değildir. Şeytanlığının şeytanlık olduğunu bilmez. Kötü olduğunu bilmez. Onun için bazı insanlar, şeytan kadar dahi meziyetli olamıyorlar.

70-) Ya ehlel Kitabi lime tekfürune Bi ayatillahi ve entüm teşhedun;

Ey Ehli kitap! niçin Allahın âyetlerine küfrediyorsunuz? Halbuki görüp duruyorsunuz. (Elmalı)

Ey kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olanlar, siz hakikate şahit olduğunuz hâlde, niçin Allâh’ın işaretlerindeki varlığını (Esmâ’sının açığa çıkışı olan işaretleri) inkâr ediyorsunuz? (A.Hulusi)

Ey Kitap ehli, bizzat kendiniz şahit olup dururken Allah’ın ayetlerini niçin inkar etmekte direniyorsunuz, niçin inkar edip duruyorsunuz.

71-) Ya ehlel Kitabi lime telbisunel Hakka Bil batıli ve tektümunel Hakka ve entüm ta’lemun;

Ey Ehli kitap niçin hakkı batılla buluyorsunuz da hakkı ketmediyorsunuz? Halbuki bilip duruyorsunuz. (Elmalı)

Ey kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olanlar, niçin Hakk’ı bâtılın içinde gizleyip, bilip dururken Hakk’ı gizliyorsunuz? (A.Hulusi)

Ya ehlel Kitabi lime telbisunel Hakka Bil batıli Ey kitap ehli niçin Hakka batıl elbisesi giydirip te ve tektümunel Hakka ve entüm ta’lemun; Bildiğiniz halde Hakkı gizliyorsunuz. Gerçeğin üzerini örtüyorsunuz.

Soruyor Kur’an, sürekli sorup duruyor. Hakka batıl elbisesi giydiriyorsunuz diyor ve hakkı bile bile gizliyorsunuz diyor. Gördüğünüz gibi, Hakka batıl elbisesi giydirmek, batılla Hakkı karıştırmak, beyazla siyahı birbirine karıştırıp gri elde etmek gibi bir şey. Evet, şirk işte budur. Şirk, şirkettir, Hakla batılın şirketi, ortaklığına şirk denir. Hak ya da batıl bu şirket içerisinde % kaç hisseye sahip, bunun hiçbir önemi yok ki..! %10 hisse batıla verin, % 90 hisse de Hakkın olsun. Ama şöyle diyemezsiniz; Ya..! %90 ı hakkın ya %10 da batıla verelim ne olur..! Bu aynen şöyle olur; %90 bal içine %10 pislik attık, Canım %90 ı bal, ne olur ki yiyemeyin diyemezsiniz. Bir kaşıkta atsanız yenmez işte.

Şirk pisliktir. Ben demiyorum bunu bağışlayın, Kur’an diyor.

Ya eyyühelleziyne amenû innemel müşrikûne necesün.. Tevbe/28

Pisliktir diyor şirk. Onun için siz; “Efendim %90 ı bal değil mi, temiz değil mi? %10 da pislik olsa ne olur ki, çoğunluğu nasıl olsa temiz..!” Diyemezsiniz. Onun için işte şirk aslında budur. Pislikle temiz olanın şirketidir, birbirine karıştı mı temiz kalmaz artık, o da pis olur.

Üstelik onlar ikinci bir suçu daha işliyorlar. Hakkı gizliyorlar.

Sevgili dostlar, Hakkı değiştirmek bozmak bir suç. Hakkı gizlemek ayrı bir suç. Aslında hakkı bozan herkes, hakkı gizlemiş olur aynı zamanda. Çünkü bozulan Hakk, Hakk olmaktan çıkar. Batıl elbisesi giydirdiğiniz Hakk, Hakk olmaktan çıkar. Onun için Hakkı bilmek, hakkı söylemek görevini omuzlarınıza yükler. Eğer bildiğiniz hakikati iletmiyorsanız, Allah korusun o hakikati gizlemek gibi bir suça ortak olmak gibi bir durumda söz konusu. Onun için Hakkı gizlemek, hele hele, bile bile gizlemek Hakka zulmetmektir.

Ama tabii bu ayette özellikle gizlenilen hakikat, Resulallah’ın Nübüvvetini gizliyorlardı. Gelecek Peygamberi biliyorlar, ama bunu özellikle gizliyorlardı.

72-) Ve kalet taifetün min ehlil Kitabi aminu Billeziy ünzile alelleziyne amenû vechen nehari vekfuru ahırehu leallehüm yerci’un;

Ehli kitaptan bir taife de şöyle dedi: «Varın o mü’minlere indirilene güpe gündüz iman edin, Ahirinde de dönüp küfredin belki onlar da dönerler. (Elmalı)

Kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olanlardan bir grup şöyle dediler: “Şu iman edenlerin yanına sabah varıp, ‘inzâl edilenlere iman ettik’ deyin. Günün sonunda da (düşündük olmaz böyle şey diyerek) inkâr edin. Böylece belki onlar da (size uyup) dönerler.” (A.Hulusi)

Ve kalet taifetün min ehlil Kitabi aminu Billeziy ünzile alelleziyne amenû vechen Nehar Ehli kitaptan bir kısmı da şunu dediler.

Aminu Billeziy ünzile alelleziyne amenû vechen Nehar Günün başında iman edenlere, vahyedilene inandığınızı söyleyin. Taktik veriyorlar akıl daneleri. Diyorlar ki; Günün başındaki indirilenlere iman ettiğinizi söyleyin, iman edin. Ama tabii buradaki iman edin den kasıt, iman ettiğinizi söyleyin.

Peki niçin iman ettiklerini söyleyecekler?

vekfuru ahırehu Günün sonunda indirilenlere de inkar edin. Taktiğe bakınız. Şeytanın taktiklerinden biri. Önce sizi kabul ediyormuş gibi davranmak. Hangisi? Günün başında indirilenler, aslında bundan kasıt yine bize kadar gelen Razi’nin naklettiği bir rivayet var mesela elEsam’dan naklettiği bir rivayet; Günün başında indirilenlerden kasıt diyor, Yahudilerin kitabında ki bir takım gerçekleri doğrulayan, Tevrat’taki gerçekleri doğrulayan ayetler geldiğinde tasdik ediyorlar, bunlar doğru diyorlardı. Ama Tevrat’ta ki bilgileri doğrulamayan, onları yalanlayan ayetler indiğinde bunlar yalan diyorlardı. Yani ölçüleri Allah değil. Ölçüsü Allah olmayınca onun için de doğrulara doğru demeleri de aslında bir şey ifade etmiyor.

Ama tabii bundan daha öte bir şey bu. Bence bu ayette söylenen Günün başında indirilene iman ettiğinizi söyleyin, sonunda indirileni inkar edin. O zaman karşınızdakinde şöyle bir izlenim uyandırabilirsiniz: “Ya..! Adam mantıklı, yani adam taassupla hareket etse eğer, peşin fikirle, ön yargıyla hareket etse hepsini inkar eder efendim. Bak doğruya doğru, yanlışa yanlış diyor.” Dedirtecekler. Onun için de bu bir taktik. Bir kısmını iman eder gibi gözüküyor, veya bir kısmını okeyler gibi, onaylar gibi gözüküyor, ama arkasındakini inkar ediyor.

Öncelikle onun Allah’a olan sadakatine bakmak lazım. Problem Allah’ın söylediklerini tasdik edip etmemesidir. Yoksa sizin sözünüz değil ki. Allah’tan gelen bu mesajı inkar edip etmiyor mu? Tasdik etmesi hiçbir şey ifade etmiyor. Eğer inkar ediyorsa, bir kısmını da olsa inkar ediyorsa o tasdiki de hiçbir işe yaramayacaktır. Onun için problem Allah ile olan ilişki problemi. Çünkü Allah’a teslim olmaktan kasıtta bu.

Yukarıda Müslimun olmaktan söz edildi. İbrahim’in teslim olduğu, havarilerin teslim olduğundan söz edildi. Bu teslimiyet neyi ifade ediyor? Allah’tan gelen mesajın tamamını kabullenmek. Allah’tan mı geldi, Tamam, orada bana söz düşmez. Allah’ım demişse doğrudur. İşte onun için Sadakallahül azim deriz biz her Kur’an okuduğumuzda. “Allah demişse doğrudur” deriz Çünkü İman bir ön bilgidir. İmanla yaklaşmadığınızda bambaşka anlarsınız. İmanla yaklaştığınızda daha başka anlarsınız. İmanla baktığınızda bir ayete farklı algılarsınız, imansız bir gözle baktığınızda farklı algılarsınız.

Deneyin diyemeyeceğim. Yani imansız bir gözle bir müminin bakması mümkün değil. Ama denemenize de gerek yok. İmansız bir gözle bakanlara bakın. Kur’an a. Onun için; Hudellil Muttekin Kur’an muttakiler için bir hidayettir. İmanlı bir gözle bakanlar için. İmanlı bir yürekle algılayanlar için bir hidayettir. Ötekiler için değil. Onun için kafirin inkarını artırır, müminin imanını. Bu önemli. O sebeple Kur’an;

…şifaun ve rahmetun lil mu’miniyne, ve la yeziyduz zalimiyne illâ hasara; İsra/82

Müminler için bir şifadır zalimlerin ise yalnızca hüsranını artırır. Kendisi böyle diyor zaten.

Onun için sevgili dostlar bu noktada Kur’an a yaklaşımınız önemlidir. Allah’ın vahyine yaklaşımınız önemlidir. Seçmeci davranıyorsanız, işinize geleni kabul edip, işinize gelmeyeni az da olsa reddediyorsanız unutmayın ki biraz önce söylediğim şirk tanımına girer. Allah’ın sözüne kimse seçmeci yaklaşamaz. Çünkü teslimiyet bu değildir. Teslimiyet Allah’tan gelenin tamamına teslim olmak demektir. İşinize gelene değil.

Şeytanın yaptığı neydi ki? Aslında şeytan Allah’ın varlığını inkar etmedi, Allah’ın yüceliğini de inkar etmedi. Febi izzetike diye yemin ediyor. Senin şerefine yemin olsun ya rabbi diyor. Evet, yine şeytan Allah’ın yüceliğine inanıyor. Allah’ın yaratıcılığına inanıyor. Yoksa problem bu değildi ki. Şeytanın tek problemi vardı, hasetliği idi, çekememezliği idi. Ahlaksızlık yapmasıydı. Allah’ın bir tek emrine karşı çıkmıştı. Karşı çıkarken de makul ve mantıki bir delili vardı. Ben Allah’tan başkasına secde etmem mantıki delili ile yola çıkmıştı. Gördüğünüz gibi.

leallehüm yerci’un; Bütün bunların sonunda ne umuyorlardı? Yani günün başında gelene inanır gibi olun, inanır görünün, ya da inandığınızı söyleyin, günün sonunda geleni inkar edin derken neyi umuyorlardı?

leallehüm yerci’un; Belki dönerler diyordu. Yani, müminleri imanından döndürmek için bunu yapıyorlardı. Niyete bakınız..!

73-) Vela tu’minu illâ limen tebi’a diyneküm* kul innel hüda hüdAllahi, en yü’ta ehadün misle ma ûtiytüm ev yühaccuküm ınde Rabbiküm* kul innel fadle Bi yedillahi yü’tiyhi men yeşa’* vAllahu Vasi’un ‘Aliym;

Ve kendi dininize tabi’ olanlardan başkasına aman vermeyin. De ki: Her halde hidayet Allah hidayeti, size verilen gibisi birine veriliyor veya rabbinizin huzurunda size galebe edecekler diye mi bu? De ki: Doğrusu fazıl Allahın elindedir, onu dilediğine verir, ve Allah vâsi’dir, alîmdir. (Elmalı)

“Dininize tâbi olmayana inanmayın!” De ki: “Hidâyet, Allâh hidâyetidir (hakikatiniz olan Allâh Esmâ’sının hidâyeti esastır). Size verilenin bir benzeri de başka birine veriliyor diye ya da (verilenle) Rabbinizin huzurunda size galip gelecekler diye mi muhalefetiniz?” De ki: “Muhakkak ki fazl Allâh elindedir, onu dilediğine verir. Allâh Vasi’dir, Aliym’dir.” (A.Hulusi)

Vela tu’minu illâ limen tebi’a diyneküm yine bu sözde onlara ait. Fakat sizin dininize uymayan kimseye asla inanmayın diyorlardı.

İşte problem burada. Ben bu problemi bugün, kendisini Müslüman ismini verenlerde de görüyorum. Sizin dininize uymayanlara, uymayan kimselere asla inanmayın. Yani burada ki sizin dininiz meselesi Allah’ın kitabı değil, Allah’ın dini değil, kendi zihninde çizdiği din imajı, kendi geliştirdiği din imajı, kendi geliştirdiği din şablonuna uymayanı inkarcı ilan etmek. Onu itmek, onu cehenneme sürüklemek. Bu hastalık bugünde geçerli.

İşte bu taassuptur. İşte bu Müslümanların Yahudileşmesi, Müslümanların Hıristiyanlaşmasıdır. Kendi kafasındaki din şablonuna uymayınca, veya kendi mezhebine, kendi meşrebine, kendi mektebine, kendi ekolüne, kendi hizbine uymayınca kendi çizgisine, karşıdakini doğrudan itivermek. Onu tekfir etmek, Onu tadlil etmek, dalaletle, küfürle suçlamak. Hatta onu cehenneme yollamaya kalkmak.

İşte bu. Onlarda böyle diyorlardı. Fakat sizin dininize uymayan kimseye asla inanmayın.

kul innel hüda hüdAllah Onlara verilecek cevap bu, Deki onlara cevaben; Gerçek hidayet Allah’ın rehberliğidir.

en yü’ta ehadün misle ma ûtiytüm Kur’an ın en zor tercüme edilen ayetlerinden biri ile karşı karşıyayız şu anda. Eski ve yeni tüm müfessirlerin zorluğu üzerinde ittifak ettikleri bir ayet bu. Ben yine de en muteber olan Razi, bu ayetin 5 tür anlaşılmasından söz eder. 5 tür mealinden tabir caizse söz eder. Ben bunlardan en doğru olanını size aktarıyorum;

en yü’ta ehadün misle ma ûtiytüm Size verilenin bir benzerinin başka birine de verilmesi ve devam ediyoruz:

ev yühaccuküm ınde Rabbiküm Ya da rabbinizin huzurunda size karşı deliller getirmesi mi onlara karşı, dinlemeyin demenize sebep oldu. Onlara inanmayın, onların getirdiği ne olursa olsun inanmayın demenize sebep oldu.

Bir daha vereyim;

en yü’ta ehadün misle ma ûtiytüm Bunun üzerine size verilenin bir benzerinin başka birine de verilmesi, ev yühaccuküm ınde Rabbiküm ya da rabbinizin huzurunda size karşı deliller getirilmesi mi sizin Müslümanlara böyle davranmanıza neden oluyor. Tamamen hasetliğe yönelik bir ibare. Yani Yahudiler ve Hıristiyanlar Kur’an a ve peygambere karşı gelirken aslında getirdiği mesajın batıl olduğunu iddia etmiyorlar. Temelde şeytanın güdüsünün aynısı var. Şeytan nasıl Adem’i hasetledi, işte onlarda kendilerine indirilenin bir mislinin başkasına verildiğini kabullenemiyorlar. Yani; “Gelirse bize gelir, bize gelmezse kimseye gelmez.” Mantığı hakim.

Onun için de peygamberliği kendilerine bekliyorlar. Kendilerinden birine peygamberlik gelseydi kabulleneceklerdi. Ama tabii kendilerine peygamberlik gelen de oldu, kendi peygamberlerini taşlamadılar mı? Zaten daha önce işlediğimiz bir takım ayetlerde; “Onlar kendi peygamberlerini dahi ölüme yolladılar ey Muhammed, sana karşı ne yapmazlar ki..!” manasına gelen uyarılarda bulunuyordu Cenab-ı Hakk.

İşte onun için bu noktada onlar hasetliklerinden böyle yapıyorlardı. Neden? Bu da şovenistlikleriden, ırkçılıklarından geliyordu. Milli bir ilah, milli bir peygamber, milli bir Kitaba iman ediyorlardı aslında. Allah’a değil. Onun için onlar ilahı dahi millileştirmek istiyorlardı. O nedenle; “Bizden çıkmamışsa feriştah olsa, ağzıyla kuş tutsa işe yaramaz.” Bu tam bedevi tarzı işte. Çamur olsun bizden olsun. Bu tam bedevi tavrı. Bugünde aynen geçerli. “Bizim memleketten olsun, çamur olsun.”, “Ankaralı olsun çamur olsun.”, “Kayserili olsun da çamurdan olsun.”, “Gümüşhaneli olsun da çamurdan olsun.” Bu mantık. Ya da kadınsa; “Kadın olsun da çamurdan olsun.” Mantığı. Yani illa bir şeycilik yapma mantığı. İşte Yahudice bir mantık. Oysaki kaliteye önem vermek, niteliğe önem vermek, değere önem vermek, hakikate önem vermek. Aslında bu esas olmalı değil mi?

İşte burada Yahudilerin yaptığı da bu, bizden olsun çamur olsun. Elden gelince ne olursa olsun, baktıkları falan yok. Onun için aslında Resulallah’a böyle inananlar hiçbir zaman inanmadılar.

Örneğin çok ilginçtir Mekke Müşrikleri arasında bir müşrik lider vardır. Şems kabilesinin liderlerinden. Resulallah’a büyük dede boyundan akraba düşer. Resulallah’ın büyük dedesi Haşim’le, onun büyük dedesi Abdusşems, kardeştirler. Utbe. Büyük dedelerinde birdirler. Utbe diyordu ki müşrik reislerine; Yahu neden bu kadar karşı çıkıyorsunuz, bizden olsun da çamurdan olsun falan diyor. O başarırsa ekmeğini beraber yeriz. O başarırsa başarısını paylaşırız, biz yüceliriz. Başaramazsa diyordu bir de biz vururuz. Mantık buydu. Onun için hiçbir zaman mümin olamadı. Bu mantıkla yaklaşan imana ulaşamazdı, ulaşamadı da.

Müseylemetül kezzaba da onun adamlarından biri gidiyordu. Bakınız, çok ilginç. Taberi’de nakledilir. Müseylemenin huzuruna vardı diyor Ben-i Hanife’den bir adam;

– Sen peygamberliğini ilan etmişsin öylemi?

– Evet bir peygamberim.

– Eşhedü enne Muhammeden Resulallah..! Dedi Müseyleme’nin huzurunda adam.

– Ben şahadet ediyorum ki Muhammed Allah’ın elçisidir.

– Ve eşhedü enneke kezibun.

– Ve yine ben şahadet ediyorum ki sende sahtekarın tekisin. Dedi.

Müseyleme önüne geleni kesiyor unutmayın. Böyle bir dehşet estiriyor. Müseylime daha doğrusu. Ama ne dedi adam arkasından,

– Muhammedin Allah’ın sadık peygamberi, senin de sahtekar olduğunu bilmeme rağmen bizim, Ben-i Hanifenin, Hanife oğullarının yalancısı dedi, Kureyş’in doğrusundan bana daha evladır, senin arkanda savaşacağım.

Arkasında savaştı ve öldü diyor Taberi. Buyur..! İşte asabiyet adamı böyle yapar. İşte kör tassup adamı böyle yapar. Şahadet ediyor Muhammed AS. ın Sadık olduğuna, peygamberliğine ama Müseylime’nin arkasında savaşıp ölüyor. İşte kör tassup insanı böyle yapar.

kul innel fadle Bi yedillahi De ki; Lütuf ve ihsan Allah’ın elindedir. yü’tiyhi men yeşa’ Onu dilediğine verir. vAllahu Vasi’un ‘Aliym; Allah lutfunda sınırsızdır, çok iyi bilendir.

74-) Yahtassu Bi rahmetiHİ men yeşa’* vAllahü zül fadlil azıym;

Rahmetiyle imtiyazı dilediğine bahşeder, daha Allah çok büyük fazıl sahibidir. (Elmalı)

Rahmetini (dilediğinden) dilediğine has kılar! Allâh Aziym fazl sahibidir. (A.Hulusi)

Yahtassu Bi rahmetiHİ men yeşa’ Rahmetini istediği kimseye bağışlar. Rahmetinden kasıt, peygamberlik ve nübüvvet biliyorsunuz. Nübüvvet risaletini istediği kimseye bağışlar. vAllahü zül fadlil azıym; Allah muhteşem ve muazzam bir lütuf sahibidir. Yani niçin çok görüyorsunuz ey kitap ehli, Allah istediğini seçemeyecek mi? Siz mi seçeceksiniz, Allah’a siz mi dayatacaksınız. Siz mi belirleyeceksiniz kimi peygamber seçeceğini..! Allah’a bu kadar itimat etmiyorsanız sizin imanınız nasıl bir imandır. Adeta bu söylenmek isteniyor.

75-) Ve min ehlil kitabi men inte’menhü Bi kıntarin yüeddihı ileyke, ve minhüm men in te’menhü Bi diynarin la yüeddihı ileyke illâ ma dümte aleyhi kaima* zâlike Bi ennehüm kalu leyse aleyna fiyl ümmiyyiyne sebiyl* ve yekulune alAllahil kezibe ve hüm ya’lemun;

Ehli kitaptan öylesi vardır ki ona yüklerle emanet bıraksan onu sana te’diye eder, gene onlardan öylesi vardır ki ona bir dinar emanet etsen tepesine binmedikçe onu sana te’diye etmez, bunun sebebi: Çünkü bunlar bizim aleyhimize ümmilerde bir yol yoktur derler ve Allaha karşı bile bile yalan söylerler. (Elmalı)

Kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olanlardan öyleleri vardır ki, kantar (dolusu) emanet bıraksan, onu sana aynen iade eder. Öyleleri de vardır ki, tek bir dinar (altın) emanet etsen, tepesine dikilip zorlamadıkça sana geri vermez. Bu onların, “Bize karşı olan ümmîlerin (hakikati bilmeyenlerin) hiçbir hakkı yoktur” diye (düşünmelerinden kaynaklanır). Onlar bile bile Allâh üzerine yalan söylüyorlar. (A.Hulusi)

Ve min ehlil kitabi men inte’menhü Bi kıntarin yüeddihı ileyk Ama burada çok ilginç bir üslubu var Kur’an ın, süpürücülük yapmaz. Süpürüp atmaz, süpürüp almaz. Pirinçli taşsa, pirincini seçer. Taşlı pirinçse taşını ayıklar. Evet..! Ama bunun taşı da var diye pirinci atmaz, ya da taşıyla pişirmez ve bize bir edebi öğretir, bir terbiyeyi.

“Hiçbir zümreye hiçbir gruba, hiçbir din mensuplarına aynı seviyede davranmayın. İçinden ahlaklı olanları, içinden erdemli olanlarını ayırın.” Demek istercesine adeta kendisi bu örneği koyuyor.

Ehli kitaptan öyleleri var ki, kendisine bir hazine bağışlasanız yüeddihı ileyk size iade eder.

ve minhüm men in te’menhü Bi diynarin la yüeddihı ileyk Yine ehli kitaptan öyleleri de var ki, bir tek lira verseniz kendisine onu size geri iade etmez. illâ ma dümte aleyhi kaima Tepesine dikilmediğiniz sürece onu size iade etmez. İlle tepesine dikileceksiniz, tepesine vura vura alacaksınız.

zâlike Bi ennehüm kalu leyse aleyna fiyl ümmiyyiyne sebiyl Bunu niçin yapıyorlar, bu onların kitap ehli olmayanlara yaptıklarımızdan dolayı bir şey lazım gelmez iddiaları yüzündendir. Böyle bir iddiaları var. Özellikle Tevrat’ta da bu iddia yer alıyor benzer şekliyle. Bizden olmayanlara, örneğin kendilerinden olana faizle kredi açmaları yasak, ama sizden olmayanlara faizle kredi açabilirsiniz. Kat kat faiz alabilirsiniz diyor.

Böyle milli bir ilah, milli bir din demiştim ya, yani sizden olursa yapamazsınız, sizden olanlara ahlaklı olmalısınız ama sizin dışınızdaysa ne ahlak ne erdem hiçbiri geçerli değil. İşte bu Yahudice bir davranış biçimi. Oysa ahlaki oysa fazilet, insani erdem her yerde geçerlidir. Muhatabınız hangi dinden olursa olsun, hangi inanca mensup olursa olsun, isterse dinsiz olsun. Ahlak ve erdem sabittir. Senin için iyi olan başkası içinde iyi, senin için kötü olan başkası içinde kötüdür.

ve yekulune alAllahil kezibe ve hüm ya’lemun; Onlar böyle yapmakla ne yapıyorlar biliyor musunuz, Allah’a bile bile iftira ediyorlar.

76-) Bela men evfa Bi ahdihi vetteka feinnAllahe yuhıbbul müttekıyn;

Hayır yol var, Allah var, her kim ahdine vefa eder ve korunursa şüphe yok ki Allah o muttakileri sever. (Elmalı)

Evet, kim sözünün arkasındaysa ve korunursa, şüphesiz ki Allâh korunanları sever. (A.Hulusi)

Bela men evfa Bi ahdihi vetteka Fakat, taahhütlerine sadık kalır ve Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olursa bir kimse feinnAllahe yuhıbbul müttekıyn; İyi bilin ki işte Allah kendisine karşı sorumluluk bilincine sahip olanları sever.

77-) İnnelleziyne yeşterune Bi ahdillahi ve eymanihim semenen kaliylen ülaike la halaka lehüm fiyl ahireti vela yükellimühümullahu vela yenzuru ileyhim yevmel kıyameti ve la yüzekkiyhim* ve lehüm azâbun eliym;

Fakat onlar, o Allahın ahdini ve kendi yeminlerini bir kaç paraya satanlar işte onların Ahirette hiç nasibi yoktur, Allah onlara kelâmıyla hitab etmeyecek ve kıyamet günü nazar buyurmayacak, ve kendilerine temize çıkarmayacaktır, onların hakkı elîm bir azaptır. )Elmalı)

Allâh ahdini ve yeminlerini az bir değere satanlara gelince; onların sonsuz gelecek sürecinde hiçbir nasipleri yoktur. Allâh (dıştaki bir tanrıdan değil, hakikatlerindeki Esmâ kuvvelerinin tahakkukundan söz edilmede) kıyamet sürecinde onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları arındırmaz. Onlar için feci bir azap vardır. (A.Hulusi)

İnnelleziyne yeşterune Bi ahdillahi ve eymanihim Allah’a karşı taahhütlerini ve yeminlerini pazarlayanlar, tezgahlayanlar semenen kaliylen hem de az bir paha karşılığında pazarlayanlar, pazarlayan kimseler var ya

Dikkat edin, buraya çok dikkat buyurun lütfen, Allah’a olan ahitlerini..! Ne bu Allah’a olan ahit? Benim aklıma ilk etapta Allah’a olan ahitten insanın öz benliği geliyor doğası. İnsanın kendi doğasına yabancılaşması, Allah’a olan ahdine ihanetidir. İnsanın kendisine yabancılaşması kendi doğasını bozması, tabii ki çevreyi bozması. Kendi doğasını bozması aslında İslam’dan çıkmasıdır işte. Aklının doğasını bozması, aklı selimi kaybetmesidir. Kalbinin doğasını bozması, kötü duygularla kötü düşüncelerle kalbinin doğasını bozması.

İşte doğası bozulunca aslında küfür gelir. Çünkü batıl doğal olmayandır. Hakk doğal olandır. Batıl sentetik olandır, Hakk doğal olandır. Onun için burada Allah’la insanın yaptığı ahitten ilk anlamamız gereken; Allah’ın sizi üzerinde yarattığı fıtrat. Temiz ve pak fıtrat. O fıtratı bozmak, işte ahde ihanettir.

Bu manada bu ihaneti yapanlar var ya, ülaike la halaka lehüm fiyl ahire Onların ahirette payı olmayacak. Daha; vela yükellimühümullah Allah onlarla konuşmayacak. Allah onlara küsecek..! Allah onlarla konuşmayacak..! vela yenzuru ileyhim Allah onların yüzüne bakmayacak..!

Allah’ın konuşmaması, Allah’ın yüzüne bakmaması, Allah’ın onlarla muhatap olmaması ne demek..! Allahsız kalmak demek. Allah’ı kırmak, Allah’ı gücendirmek demek.

yevmel kıyame Kıyamet gününde Allah onların yüzüne bakmayacak. ve la yüzekkiyhim ve en beteri Allah onları temizlemeyecek, arındırmayacak artık. ve lehüm azâbun eliym; Ve işte bu onlar için en büyük azaba dönüşecek. Acıklı bir azap onların olacak.

78-) Ve inne minhüm le feriykan yelvune elsinetehüm Bil Kitabi li tahsebuhu minel Kitabi ve ma huve minel Kitab* ve yekulune huve min ındillahi ve ma huve min ındillah* ve yekulune alAllahil kezibe ve hüm ya’lemun;

Bir de onlardan bir fırka vardır dillerini kitaba eğer büğerler: onu kitaptan sanasınız diye: halbuki kitaptan değildir, hem o Allah tarafındandır derler: halbuki Allah tarafından değildir, de Allah namına bile bile yalan söylerler. (Elmalı)

Onlardan bir kısmı da vardır ki, vahiy olan bilgiden diye düşünmeniz için, hakikat bilgisinden olanları, anlamından kaydırarak (farklı bir anlam yükleyerek) konuşurlar. (Oysa) o söyledikleri nâzil olan bilgi değildir. “O Allâh indîndendir” derler; O Allâh indînden değildir! Bile bile Allâh hakkında yalan söylerler. (A.Hulusi)

Ve inne minhüm le feriykan yelvune elsinetehüm Bil Kitab Yine onlardan öyleleri de var ki, Kitabı çarpıtırlar.

li tahsebuhu minel Kitabi ve ma huve minel Kitab Kitaptan olmayanı kitaptan sanasınız diye dilleriyle çarpıtırlar.

ve yekulune huve min ındillah ve bu Allah’tan, Allah katındadır derler. ve ma huve min ındillah O Allah katından olmadığı halde, bu Allah’tan geldi derler.

ve yekulune alAllahil kezibe ve hüm ya’lemun; Allah’a bile bile iftira ederler.

79-) Ma kâne li beşerîn en yü’tiyehüllahul Kitabe vel Hükme ven Nübüvvete sümme yekule lin Nasi kûnu ıbaden liy min dunillahi, ve lâkin kûnu Rabbaniyyine Bima küntüm tüallimunel Kitabe ve Bima küntüm tedrusun;

Hiç bir beşer için o salâhiyet yoktur ki Allah ona kitap versin, hüküm versin, Peygamberlik versin de o sonra insanlara Allah dan beride bana kul olun diyebilsin, ve lâkin kitap ta’lim etmekte olduğunuz ve ders alıp vermekte bulunduğunuz için rabbanîler olunuz der. (Elmalı)

Bir beşer için olacak şey değildir, Allâh kendisine hakikat bilgisini, hükmü ve nübüvveti versin de, sonra o kalkıp insanlara, “Allâh’ı bırakıp, bana kulluk edin” desin! Bilakis onlara şöyle der: “Hakikat bilgisi öğretinize ve yaptığınız çalışmalara uygun olarak, Rabbinize kulluk ettiğinizin bilincinde olanlardan olun.” (A.Hulusi)

Ma kâne li beşerîn en yü’tiyehüllahul Kitabe vel Hükme ven Nübüvvete sümme yekule lin Nas Allah’ın kendisine Nübüvvet, peygamberlik, kitap ve hikmet verdiği hiçbir kimse yoktur ki toplumuna şöyle desin: kûnu ıbaden liy min dunillah Allah’ı bırakıp ta bana kulluk edin demesi düşünülemez. Allah’ın kendisine kitap, hikmet ve Nübüvvet verdiği hiçbir kimsenin kendi toplumuna; Allah’ı bırakın da bana kulluk edin demesi düşünülemez.

ve lâkin kûnu Rabbaniyyine Bima küntüm tüallimunel Kitabe ve Bima küntüm tedrusun; Fakat ne der? Aksine Rab adamı olun, Allah adamı olun der. Ve daha ilahi kelamı derinliğine öğrenip onu başkalarına da öğretir. Yani Allah kendisini terbiye eder, kendisi de insanları terbiye eder. Allah’ın vahyi ile Allah’ın terbiyesini insanlara aktarır.

80-) Ve la ye’mureküm en tettehızül Melaikete ve Nebiyyiyne erbaba* eye’muruküm Bil küfri ba’de iz entüm müslimun;

Ve hiç bir zaman size Melâikeyi ve Peygamberleri rabler ittihaz etmenizi de emredemez, ya siz Müslüman olduktan sonra size küfrü emredebilir mi? (Elmalı)

Size, melekleri veya Nebileri, Rabler edinmenizi de emretmez (o ilim sahibi beşer). Siz Allâh’a teslim olduktan sonra, hakikatinizi inkâr etmenizi ister mi? (A.Hulusi)

Ve la ye’mureküm en tettehızül Melaikete ve Nebiyyiyne erbaba Yine onlar melekleri ve peygamberleri Rabler edinmenizi emretmezler.

eye’muruküm Bil küfri ba’de iz entüm müslimun; Onlar, siz Allah’a tam teslim olduktan sonra o size inkarı emreder mi hiç? Siz Allah’a tam teslim olursanız size inkarı hiçbir peygamber ve peygamberlerin varisi olan alimler ve sıdıklar emretmez.

“Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 11 Nisan 2011 in KUR'AN

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: