RSS

İslamoğlu Tef. Ders. MAİDE SURESİ (1–13) (37)

29 Nis

231

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

 

Sevgili Kur’an dostları bugünkü dersimize muhteşem Kur’an ülkesinin yine muhteşem bir kentine girerek devam edeceğiz. Muhteşem Kur’an ülkesinin bugün gireceğimiz muhteşem kentinin suresinin ismi Maide suresi.

Maide suresi, eldeki tüm sağlıklı verilere göre Kur’an ın en son nazil olan pasajlarını bünyesinde barındırmakta. İniş zamanı olarak farklı rivayetler bulunsa da veda haccı dönemlerini söyleyebiliriz ki yaklaşık Nübüvvetin sonuncu, yani 10. yılı.

Adı gök sofrası anlamına geliyor ve adını surenin içinde bulunan 112 ve 114. ayetteki Hz. İsa peygamberin duasından alıyor. Surenin muhtevasını kısaca verecek olursak, insana sorumluluklarını hatırlatan bir sure. Öyle başlar yani insanla başlar. İnsana hitap ederek başlar ve Allah’la biter. Göklerin ve yerin hükümranlığının Allah’a ait olduğunu beyan ederek noktalanır. İnsan- Allah ilişkileri adeta ilk ve son ayeti ile bu sureye bir leyt motif gibi, bir dip akıntısı gibi hakim olmuştur.

İnsan nişanına ilişkin genel geçer hükümler koyar sure. Allah’ın hükümlerinin insanlar tarafından bir takım sübjektif akıl yürütmelerle değiştirilmemesini tebliğ eder. Yahudi ve Hıristiyanların ahlaki ve politik olarak dost edinilmemesini, bu açılardan onlarla sırdaşlık ve yoldaşlık yapılmamasını tavsiye eden sure, aynı zamanda insanlığın değişmez değerlerini temsil eden Ümmeti Muhammed’e de; Yahudileşmeyin, Hıristiyanlaşmayın tembihinde bulunur.

Bu iki sapmanın, bu ifrat ve tefritin, bu iki akidevi ucun uzağında durmamızı emreder. Onun için de alametlerini sergiler. Daha önce Müslüman olan İsrail oğulları, ne yapmış ta Yahudileşmiş. Müslüman olan İsa peygamberin şakirtleri ve takipçileri ne yapmışta, ne olmuşta Hıristiyanlaşmış sorularına cevap olabilecek bir takım ayetler serdeder.

Yine de bu sure içerisinde özellikle 40 lı ayetler, ki 48. ayet bunun mihverini temsil eder, tüm dini yapılara ortak çağrıda bulunur ve onları tanımamızı ister ve en son olarak surenin muhtevasına ilişkin söyleyeceğim şey, adeta Kur’an ın da ser ayetlerinden biri olan ve birçok sahih rivayette Kur’an ın son vahyi sayılan, Kur’an da son indirilen ayet olarak nitelenen;

..elyevme ekmeltü leküm diyneküm ve etmemtü aleyküm nı’metiy ve radıytü lekümül İslame diyna.. Maide/3

Ayeti, yani bu surenin 3. ayeti adeta bu surenin de maksadını verir. Bu surede yer alan muhtevanın insanlığın değişmez değerlerini temsil eden İslam ümmetinin, İslam ümmetlerinin son temsilcisi Ümmeti Muhammed’e; “İşte Allah size din olarak teslimiyeti seçti.” Denilir. Ve dinin Allah’ın, insanlığın mutluluğu için gönderdiği bu büyük öğretinin tamamlandığını ve bu öğretiyi eğer hayata aktarırlarsa insanların ve insanlığın mutlu olacağını, dünyevi ve ebedi saadeti yakalayacağını ima ve ihsas eder.

Bu kısa açıklamayı yaptıktan sonra sureyi tefsire geçebiliriz.

BismillahirRahmanirRahıym

 Rahman, Rahim Allah’ı adıyla.

Allah dediğimiz zaman varlık siliniyor, tek bir varlık kalıyor. Adeta her şey yok oluyor O’nun varlığında. Ama Rahman ve Rahim dediğimiz zaman varlık O’na bağlı olarak, O’na bağımlı olarak geri geliyor. O’nun rahmetinin, merhametinin, şefkatinin bir ifadesi olarak insan bu kez de yaşamak istiyor. Senin rahmetine muhatap olmaktır yaşamak diyor. O zaman yaşayayım diyor. Var olayım, var olayım ki ben de rahmetinden bir eser alayım diyor.

1-) Ya eyyühelleziyne amenû evfu Bil ‘ukud* uhıllet leküm behiymetül en’ami illâ ma yütla aleyküm ğayre muhıllis saydi ve entüm hurum* innAllahe yahkümü ma yüriyd;

 Ey iman edenler, anlaşmalarınıza tam olarak uyun… İhramlı iken, avlanmayı helal saymamanız şartıyla ve size bildirilenler müstesna, otyiyenler (koyun, sığır, keçi, deve gibi) size helal kılındı… Muhakkak ki Allâh dilediğini hükmeder. (A.Hulusi)

Ey o bütün iman edenler, Akidlerinizi ifa ediniz. “İhrama girdiğinizde avı helal saymamanız şartıyla” size en’am behaminin (ehil hayvanların) atide, (aşağıda) okunacak olanlardan maadası (başkası) helal kılındı. Şüphe yok ki Allah ne isterse hükmeder. (Elmalı)

Ya eyyühelleziyne amenû Allah doğrudan kendisine iman izafe edenlere hitap ediyor ve diyor ki ey iman iddiasında bulunanlar, iddianızı ispat etmek istiyorsanız eğer, evfu Bil ‘ukud sözleşmelere sadakat gösterin.

Ukud akid’in çoğuludur. Akit 3 başlıkta incelenebilir.

1 – İnsanla Allah arasındaki akit, sözleşme.

2 – İnsanla kendi ruhu, kendi öz benliği arasındaki sözleşme. Vicdanı, fıtratı, aklı ve iradesi arasındaki sözleşme. Bu doğal sözleşmedir. Tabii sözleşmedir. Birincisi ontik sözleşmedir. Ontolojik sözleşme. İnsanın var oluşu Allah’tan bağımsız olmadığı için ontolojiktir Allah – insan sözleşmesi. Yani bedihidir, peşinendir. Bu sözleşme dışında hiç kimse yoktur.

İkinci sözleşme dediğim gibi doğaldır. Fıtrı sözleşmedir. Çünkü size verilen irade, size verilen fıtrat, size verilen akıl, aynı zamanda Allah’la bir sözleşmedir. Yani onlarla, size verilen bu şeylerle sizin aranızda bir akittir. Bunları bozmayacağınıza, bunları tahrip etmeyeceğinize, mahvetmeyeceğinize, aklınızı salim olarak kullanacağınıza, fıtratınıza ihanet etmeyeceğinize, iradenize ihanet etmeyeceğinize dair kendinizle iradeniz arasında zımnen bir sözleşme vardır.

3 – İnsan toplum arasındaki akitler, sözleşmeler. Ki buna evlilik akti, nikahtan tutun, ticaret sözleşmeleri siyasal sözleşmeler, bey’atlar ve daha bir çok sosyal sözleşme, yani tüm insanlar arasındaki sosyal, ticari, siyasal, bireysel sözleşmeler hep bunun içine girer.

Gördüğünüz gibi ey iman iddiasında bulunanlar, evfu Bil ‘ukud tüm sözleşmelerinize riayet edin. Tüm sözleşmelerinize sadakat gösterin derken ayet, aslında insana, dürüstlüğü, sadakati, en büyük, en çaplı bir fermanını göndermiş oluyor. Hiçbir sözleşmeyi dışarıda bırakmamacasına tabii ki meşru ve makul sözleşmeyi. Onun için ukud denilince, akitler, sözleşmeler denilince; Birincisi Allah’a karşı, ikincisi insanın öz benliğine karşı, üçüncüsü insanın çevresine ve toplumuna karşı girdiği taahhütler verdiği sözler aklımıza geliyor.

uhıllet leküm behiymetül en’ami illâ ma yütla aleyküm size belirtilenler dışında ot obur hayvanlar size helal kılındı.

behiymetül en’am aslında sığır cinsi hayvanlar demek ama, bu eksik çeviri olarak kabul edilebilir Türkçeye, çünkü davar cinsi hayvanlarda affedersiziniz, helal kılındığı için ot obur demek daha kapsamlı bir tercüme olduğu için öyle tercüme ettim.

Peki böyle muhteşem bir girişin arkasından hemen etle ilgili, yiyeceklerle ilgili bir konuya neden girdi ki diye sorabilirsiniz. ğayre muhıllis saydi ve entüm hurum bilin ki ihramlı iken avlanmanız helal değildir. Evet, neden girdi, böyle muhteşem bir girişin arkasına, yani ot obur hayvanları yememiz çok mu çok önemliydi diyeceksiniz. Problemi makro ve mikro beraber alırsanız, o zaman anlarsınız. Unutmayın hayat küçük şeylerden oluşuyor. Unutmayın evler kumlardan yapılıyor. Unutmayın insan hücrelerden kuruluyor. Ve unutmayın dokunuz hastalanmadan organınız hastalanmaz. Unutmayın ölüm hücreden başlar. Onun için de burada sınırlar çiziliyor, sınırlar.

Niçin çizer Allah sınırları? Allah’ın sınır çizmesi, iradeyi imtihan etmesidir. Eğer sınır çizmeseydi iradeyi nasıl imtihan edecekti. Eğer sınır koymasaydı imtihanın kıymeti ne olacaktı.

Tabii işin bir başka tarafı var, bundan sonraki ayetlerden bir kaçı daha uzun uzun ayetler hep yeme içme ile ilgili hükümler içeriyor. Çünkü İnsan davranışlarıyla, insanın yedikleri arasında doğrudan bir ilişki var. Ve hepsinden öte Allah bize bir şuur vermek istiyor. O şuur da şu; İyi ve kötünün tanımını bana mı yaptıracaksınız, yoksa her biriniz kendi kafanızdan mı yapacaksınız. Bana ne kadar güveniyorsunuz diyor cenabı hakk burada.

Bana ne kadar güveniyorsunuz. İşte iman budur. İmanı sınamaktır bu. Rabbim, iyi ve kötüyü sen belirle. Ben senin belirlediğin iyi ve kötüye kayıtsız şartsız uydum. İşte burada çizilen sınırları öyle basit bir biçimde, literal anlamı ile, sadece satırları okuyarak değil, satır aralarını, satır gerilerini hakiki, anlamıyla okuyarak algılayabiliriz.

innAllahe yahkümü ma yüriyd Söylediklerimi nasıl da doğruluyor yetin son cümlesi. Şüphesiz Allah, iradesinin gereğini emreder. Öyle ya, iradesinin gereğini emreder. Ve asıl olan da insanın, Allah’ın iradesine ram olmasıdır. Kayıtsız ve şartsız teslim olmasıdır. Ve İslam budur.

2-) Ya eyyühelleziyne amenû la tuhıllu ŞeairAllahi ve leş Şehrel Harâme ve lel Hedye ve lel Kalâide ve la Âmmiynel Beytel Harâme yebteğune fadlen min Rabbihim ve rıdvana* ve izâ haleltüm fastadu* ve la yecrimenneküm şeneanü kavmin en sadduküm anil Mescidil Harami en ta’tedu* ve teavenu alel Birri vet Takva* ve la teavenu alel ismi vel ‘udvan* vettekullah* innAllahe şediydül ‘ıkab;

Ey iman edenler! ŞeairAllâh’a (Allâh nişanelerine, Allâh’ı çağrıştırana – hissettirene), haram aylara, Beytullah’a hediye olunan kurbanlıklara, özel gerdanlıklı kurbanlara, Rablerinden bir fazl ve rıdvan isteyerek Beyt’e gelenlere, hürmetsizlik yapmayın… İhramdan çıktığınızda avlanabilirsiniz… Mescid-i Haram’a (daha önce) girmenizi engellediler diye bir kavme olan nefretiniz, sizi haddi aşmaya sevketmesin… Birr ve takva üzere yardımlaşın; zulüm ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın… Allâh’tan (yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun… Muhakkak ki Allâh, Şediyd ül’Ikab’dır (şiddetle kötülüğün sonucunu yaşatandır). (A.Hulusi)

Ey o bütün iman edenler. Ne Allah’ın şeairine, ne şehri harama, ne kurbanlık hediyelere, ne gerdanlıklarına, ne de Mevlalarının gerek fazlını ve gerek rızasını arayarak Beyti harama doğru gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman isterseniz avlanın sizi mescidi Haramdan men ettiler diye bir takımlarına karşı beslediğiniz kin sakın sizi tecavüze sevk etmesin Birr-ü Takva üzere yardımlaşın. Günah-ü taaddi üzere yardımlaşmayın. Allah’tan korkun çünkü Allah’ın ikabı çok şiddetlidir. (elmalı)

Ya eyyühelleziyne amenû Ey iman iddiasında bulunanlar, iddianızı ispat etmek istiyorsanız eğer, la tuhıllu ŞeairAllah Allah’ın sembollerine, ve leş Şehrel Harâme kutsal aya, ve lel Hedye kurbanlıklara, ve lel Kalâide ve onlardaki gerdanlıklara, ve la Âmmiynel Beytel Harâme yebteğune fadlen min Rabbihim ve rıdvana ve rablerinin ihsan ve rızasını isteyerek beytül harama koşanlara karşı saygısızlık etmeyin.

Hemen Yukarıdaki ŞeairAllah Allah’ın sembolleri üzerinde kısaca durmak istiyorum. Şeair, sembollerdir. Biliyorsunuz her inanç sisteminin, ideolojinin, öğretinin kendine has sembolleri olur. İşte bayraklar devletlerin sembolüdür. Paralar devletlerin sembolüdür. Haç Hıristiyanlığın sembolüdür. Orak çekiç Marksizm’in, Marksist ideolojinin sembolüdür vs. veya Sovyet ideolojisinin sembolü idi.

Allah’ın da sembolleri var. Ezan bir semboldür. Kâbe bir semboldür. Hacer ül esved bir semboldür. Merve ile safa arasında Sa’y, min şeairilillah Allah’ın sembollerindendir diyor Kur’an. Haccın kendisi bir semboldür. Tamamen komple bir semboldür. Namaz bir semboldür. Her sembolün, sembolize ettiği bir hakikat vardır.

Semboller zarflar gibidir. Sembolize edilen hakikatleri ise mazruflar, zarfın içindeki mesajlar gibidir. Eğer zarfın içini boşaltırsanız sembolleri gereksiz hale dönüştürmüş olursunuz. Sembollere ihanet etmiş olursunuz.

İşte sembole iki tür ihanet olur. İki tür hakaret olur;

1 – Dışarıdan hakaret,

2 – İçeriden hakaret.

İçerden hakaret, o sembole sahip çıkan, çıktığını iddia eden insanların sembolün içini boşaltmaları. Sadece namazın şekline sarılıp namazı ayağa, hayata kaldırmamaları, namazı diriltmemeleri, namazı bir yaşama biçimine dönüştürmemeleri.

Haccın içini boşaltmak, sadece turistik seyahate dönüştürüp, İbrahim’i, Adem’i, Hacer’i ve İsmail’i yaşamamak. İşte hac sembolüne hakaret.

Yine ezanın içini boşaltmak. Ezan muhteşem bir çağrı. Öyle bir çağrı ki, bu çağrı minarelerden sembolik olarak yapılır yoksa bu çağrı insanın her an ruhuna yapacağı Allah’a doğru bir çağrıdır.

İşte bunun gibi eğer orucun içini boşaltmak, içi boşalmış bir oruç diyet hükmünde olacaktır. Onun için bir içerden ihanet olur sembollere bir de dışarıdan. Dışarıdan ihanet ise sembollere hakarettir. Sembole hakaret, sembolün sahibine hakarettir. Onun için Allah’ın sembolüne hakaret, doğrudan Allah’a hakaret kabul edilir.

Buradaki; ve leş Şehrel Harâm Kutsal aya saygısızlık etmeyin. Kutsal ay, cahiliyyeden beri devam eden bir örftü. Belki İbrahim’in kökleri olan bir örftü. Hacc aylarında savaş olmasın ve hüccac yani hacca gelen inanmış insanlar rahatsız edilmesin diye ortaya konulmuş bir gelenekti, İslam bu geleneği kaldırmadı. Bu geleneği içselleştirmedi de ama kendi ilkeleri ile çatışmayan bu gibi geleneklere dokunmadı.

İslam bu manada Kur’an mesajı, bu manada ayıklayıcıdır. Süpürücü değil. Onun için makul ve meşru hiçbir geleneği süpürmedi. Olduğu gibi bıraktı. Ama bazılarını içselleştirmedi, bunu da içselleştirmedi. Ve kendisine mal etmedi.

ve lel Hedye kurbanlıklara Allah’a adanmış kurbanlıklara Yani eğer bir şey Allah’a adanmışsa ona dokunmak, ona hakaret etmek, ona ihanet etmek, Allah’a ihanet etmek anlamına geliyor. Onun için Rabbimize hiçbir el uzanamaz. Ama Allah’a hakaret etmek isteyenlerin, Allah’a hakaret edemediklerini görürsünüz. Fakat Allah’a ait olan şeylere hakaret ettiklerini görürsünüz. Allah’a küfretmek isteyenlerin, Allah’ın emirlerine küfrettiklerini görürsünüz. Allah’ın sembollerine küfrettiğini görürsünüz. Bunu görürseniz emin olun ki hiç tereddüt etmeyin ki o Allah’a küfrediyor. Eğer Allah mekandan münezzeh olmayıp ta onu bulacağı bir adres olsa veya varacağı kapısına bir yer olsaydı, gidip küfrünü Allah’ın huzurunda dökecekti. Ama onu yapamayınca, onu beceremeyince Allah’ın sembollerine küfrederler. Onu gördüğünüz zaman mutlaka inanacaksınız ki Allah’a küfrediyor. Devam ediyoruz;

(Atlanan kısım. ve lel Kalâide ve la Âmmiynel Beytel Harâme yebteğune fadlen min Rabbihim ve rıdvana.

..ve Kabe’ye doğru gelenlere, Rablerinden hem bir fadl (dünyaya ait bir ticaret) ve hem hoşnutluk ümit ederek ziyaret kastedenlere hürmetsizlik etmeyin. Yani bütün alametlere hürmet edin, hürmeti terk etmeyin. Bu cümleden olarak haram aya savaş ve nesi’ (haram ayı tehir etmek) sûretiyle riayetsizlikte bulunmayın, hediye kurbanlık ve gerdanlıkların hürmetini ihlal etmeyin, diğerlerinin sevk ettiklerine hücum etmeyin. Kendinizin kurbanlık götürüp, ona bir nişane takmanız da ihramlının yapacağı işlerdendir. Öyle ise bozmayın, derhal elbisenizi çıkarıp ihrama girmekle ve bundan sonra bunların etlerini sadaka olarak vermekle bu hürmeti koruyun. Hem ziyaret, hem ticaret kastıyla Kabe’ye gelenleri yasaklamayın, hacıların yolunu kesmeyin. Kabe’ye dışardan gelenler de Mekke’ye ihramsız girmesin. (Elmalı)

ve izâ haleltüm fastadu Hac ile ilgili sorumlulukları yerine getirdiğiniz zaman avlanınız.

Burada Hacc, bir mahşer provası. Özellikle Hacc sırasında başka zaman helal olan şeylerde yasak olur. Çünkü dediğim gibi Hacc bir mahşer provası. Mahşerde insan ava çıkar mı? Mahşerin provasında boğaz mı gelir akla.

Orada mahşeri yaşıyorsun. Hayatının sınavını veriyorsun.

Orada yüce mahkemenin huzurundasın. Orada Ademsin,

Orada İbrahim’sin. Ademsin ki cennetini yitirmişsin. Gitmişsin kapısına Allah’ın, sözleşmeme sadık kalamadım demişsin, boynunu bükmüşsün.

Orada İsmail’sin Kurban olmaya gelmişsin.

Orada Hacer’sin teslim olmuşsun. Orada av mı gelir akla,

İşte aslında ihramlı iken helal olan bir takım şeylerinde yasak olmasının hikmeti sana Adem, sana İbrahim, sana Hacer, sana İsmail rolünü oynatmak için. Yani sembolün içini doldurman için.

ve la yecrimenneküm şeneanü kavmin en sadduküm anil Mescidil Harami en ta’tedu Sizi Mescidi haramdan alıkoyanlara olan hıncınız, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın.

Dünyanın en değişmez ahlaki ilkelerinden birini koyuyor Kur’an. Zulme maruz kalmak, zulmetmenin gerekçesi olamaz. Müslüman hiçbir gerekçe adına zulmedemez. Yani Allah adına zulmedemezsin. Sizin bir şeyi yapınca meşrulaştıracağınız en yüce niyetiniz Allah için olabilir. Fakat Allah için zulmediyorum derseniz, Allah’a karşı en büyük hakareti etmiş olursunuz.

Gördüğünüz gibi gülünç bir şey çıkıyor ortaya. Onun için bir hadiste;

– Zulmü kendi nefsime dahi haram ettim.

Buyuruyor Cenab’ı hakk. Ya da Rabbimizin dilinden ilhamen Resulallah öyle buyuruyor.

Zulmü ben kendi nefsime dahi haram ettim. Kaldı ki insanlar..! Onun için eğer size bir kötülük yapılmışsa, bu kötülüğü siz de zulme dönüştürmek durumunda değilsiniz. Çünkü siz Müminsiniz. Siz zulmü onaylamak, zulmü yerleştirmek için değil, zulmü kaldırmak için varsınız. Varlığınızın sebebi yeryüzünde zulmü silmektir. Onun için de burada dünyanın en genel geçer ahlaki ilkesi müminlere hatırlatılıyor ve hemen arkasından deniliyor ki;

Vettekullah zulümden uzak kalmanın en büyük garantisi Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olmaktır. Eğer bu bilinç içinde yaşarsanız ancak o zaman zulümden uzak durabilirsiniz.

* ve teavenu alel Birri vet Takva erdem ve takvada onlarla dayanışma içinde olun.

ve la teavenu alel ismi vel ‘udvan kötülük ve düşmanlıkta değil. erdem ve takvada onlarla dayanışma içinde olun. kötülük ve düşmanlıkta değil.

el Birri erdem anlamına gelir. Siz bu anlamları çoğaltabilirsiniz. Takva sakınmak anlamına gelir.

Birr, emirdir diyebilirsiniz. Takva, yasaktır diyebilirsiniz.

Birr, yapmak zorunda olduğum şeyler, Takva ise sakınmak zorunda olduğum şeyler diyebilirsiniz.

Birr, Allah’ın hakkını Allah’a iade, Takva ise kendi hakkından vazgeçmektir demiş arifler. Yine arifler;

Birr, şeriatın emirlerine kayıtsız şartsız uymak, Takva içgüdüye, insanın öz benliğine, nefsine uymamasıdır demişler.

Ama ben, Birr i fıtrat şuuru, Takva’yı ise Allah şuuru olarak nitelendiriyorum.

Birr insanlık şuurudur insanın içindeki. Erdem o dur ve her insanda Birr, örtük biçimde bulunur, erdem. Bu erdemi kimisi öldürür, kimisi diriltir. Erdem, imanla en canlı noktasına taşınır, küfürle ölür. Onun için erdemi insanda dirilten, insanda insanlığı dirilten Allah şuurudur. Allah şuuru ile insanlık şuuru bir araya gelince o insan mütekamil bir insan olur. O insan kapasitesinin sınırlarına dayanmış bir insan haline gelir.

Atlanan cümle; vettekullah* innAllahe şediydül ‘ıkab;

 Allah dan korkun çünkü Allahın ıkabı çok şiddetlidir. (Elmalı)

3-) Hurrimet aleykümül meytetü veddemü ve lahmül hınziyri ve ma ühille li ğayrillahi Bihi velmünhanikatü velmevkuzetü velmüteraddiyetü vennetıyhatü ve ma ekeles sebu’u illâ ma zekkeytüm ve ma zübiha alen nüsubi ve en testaksimu Bil ezlam* zâliküm fisk* elyevme yeiselleziyne keferu min diyniküm fela tahşevhüm vahşevni, elyevme ekmeltü leküm diyneküm ve etmemtü aleyküm nı’metiy ve radıytü lekümül İslame diyna* femenidturre (femenizdurre) fiy mahmesatin ğayre mütecanifin liismin feinnAllahe Ğafûrun Rahıym;

 Size ölmüş hayvan eti, kan, domuz eti, Allâh’tan gayrı adına boğazlananlar haram kılınmıştır. Ayrıca boğularak, dövülerek öldürülen veya bir yerden düşerek ölen veya derisi yüzülerek öldürülen veya vahşi hayvan tarafından parçalanmış olan veya tapınaklardaki dikili taşlarda kesilmiş olan hayvanların etleri de haramdır. Fal oklarıyla (veya bu amaçlı araçlarla geleceğe dönük) kısmet aramanız da! Bütün bunlar fısktır (yoldan çıkmaktır)… Bu gün hakikati inkâr edenler, sizin Dininizi geçersiz kılma konusunda umutsuzluğa düşmüşlerdir… Artık onlardan korkmayın, benden haşyet edin… Bu gün sizin için Dininizi ikmal ettim (Din konusundaki bilgilenmenizi), üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için Din (anlayışı) olarak İslâm’a (Allâh’a tam teslimiyete) razı oldum… Her kim açlık dolayısıyla çok zor durumda kalırsa, haramı helal saymaksızın bunlardan yiyebilir. Muhakkak ki Allâh Ğafûr’dur, Rahıym’dir. (A.Hulusi)

Size şunlar haram kılındı: ölü, kan, ınzir eti, Allahdan başkâsının namına boğazlanan, bir de boğulmuş, yahud vurulmuş yahud yuvarlanmış, yahud süsülmüş, yahud canavar yırtmış olub da canı üzerinde iken kesmedikleriniz ve dikili taşlar üzerinde boğazlananlar ve zararla kısmet paylaşmanız, hep bunlar birer fisk (yoldan çıkıştır) bu gün kâfirler deninizi söndürebilmekten ümidlerini kestiler, onlardan korkmayın, yalnız benden korkun, işte bugün sizin için dinininiz kemale yetirdim, üzerinizdeki ni’metimi tamâma irdirdim, ve size din olarak islâma rıza verdim, şu kadar ki her kim son derece açlık halinde çaresiz kalırda günaha meyl maksadı olmaksızın onlardan yemeğe muztarr olursa elbette Allah gafur, rahîmdir. (Elmalı)

Hurrimet aleykümül meytetü size şunlar haram kılınmıştır. Ölü hayvan. Veddemü kan.

Ölü hayvan belli, açıklamaya gerek yok kesilmeksizin ölmüş, kendiliğinden ölmüş tüm hayvanlar. Veddem bir başka ayeti kerimede  dökülmüş kan. ve lahmül hınziyr Domuz eti haram kılındı. ve ma ühille li ğayrillahi Bihi Allah’tan başkası adına kesilenler size haram kılındı.

Allah’tan başkası adına kesilmek, ister veli, ister şaki olsun. Hatta ister peygamber adına kesin fark etmiyor. İsterse firavun adına kesin. Çünkü Allah’ın hakkını gasp etmiş oluyorsunuz. Allah’a ait olan bir şeyi İnsana vermiş oluyorsunuz ki bu düzlem değişmesidir. Bu temel kaymasıdır. Halık halıktır, mahluk, mahluktur. Yaratan yaratandır, yaratılan yaratılandır. Allah’a ait bir hak, kula devredilemez. O kulun kimliğine bakılmaksızın. Onun için Allah ilahlığına hiç kimseyi ortak etmez. Böyle bir teşebbüs Allah’ın lanetini celbeder.

İşte burada söylenmek istenen, satır arasında verilmek istenen ruh budur. Allah’a karşı ihanet etmeyin. Allah’ın hakkı olan şeyleri, O’ndan gasp edip başkalarına devretmeye kalkmayın.

Tabii üzerine hiçbir şeyin ismi söylenmemiş olsa, hiçbir şey adına kesilmemiş olsa bu et yenir mi diye sorulmuş, veya ne adına kesildiğini bilmediğimiz ama başka bir şey adına kesildiği konusunda da elimizde herhangi bir delil bulunmayan etleri yememiz caiz midir diye sorulduğunda, bu soruya İslam fakihleri iki farklı cevap vermişler evet ve hayır gibi.

Ben eşyada asıl olanın mubahlık olduğu ilkesince ve dinde zorluğun olmadığı genel kurallarına dayanarak bu gibi şeylerde yenilmesinin ruhsata mebni olduğu, yani yenilmesine cevaz verileceği, ama alternatifi varsa şüpheden kaçınmak için daha temiz ve garantili olanların yenilmesi gerektiği yönünde görüş beyan edebilirim.

Velmünhanikatü Boğulan, velmevkuzetü dövülerek öldürülen, velmüteraddiyetü düşerek ölen, yuvarlanarak ta anlamına gelir. Vennetıyhatü boynuzlanarak öldürülen, bir başka hayvan tarafından öldürülen, ve ma ekeles sebu’u illâ ma zekkeytüm ya da henüz canlı iken kestikleriniz hariç, vahşi bir hayvan tarafından parçalanan hayvanlar. ve ma zübiha alen nüsubi ve putperestçe semboller üzerine kesilenler. Bütün bunlar size haram kılındı.

Yukarıdakiler açık, ama yine bu putperestçe semboller üzerine kesilen hayvanlar. Gördüğünüz gibi fiziki ve bir takım maddi gerekçelerle izah edemediğimiz noktalar var. Allah’tan başkası adına kesilmesi, hayvanın etinde ne gibi bir değişiklik oluşturur. Putlar adına kesilmek, putlara sunulmak..!

Gördüğünüz gibi ayet sadece maddemize ve aklımıza hitap etmiyor. Çünkü Allah’ın maksadı insanın sadece dünyasını değil, aynı zamanda ukbasını da mamur etmek. Çünkü Rabbimiz insanı sadece akıldan müteşekkil bir varlık değil, aynı zamanda derya gibi bir manası olan, ruhu olan, kalbi olan bir bütüncül varlık olarak muhatap alıyor.

Onun için de bu yasakları bir takım hijyenik gerekçelere indirgemek, Allah’ı anlamamak demektir. Öyle olsaydı Kur’an da ilk bulacağımız yasak, zehir içme yasağı olurdu. Oysa ki bulamıyoruz onu. Onun için değerli dostlar, işte surenin girişinde Allah’a verdiğimiz akde riayet etmemizin emredilmesi, irademizin sınanmasıdır demiştim, işte budur iradenin sınanması. Yani aklım ve havsalam henüz kapasitesi algılamaya yetmedi dediğiniz emirleri gördüğünüzde;

– “Ben anlayamadım ama Ya rabbi, sen emrediyorsan mutlaka benim için hayırlıdır.”

İmanda odur zaten, yoksa ortada iman olmaz ki, zehrin zararlı olduğunu herkes bilir. Zehrin zararlı olduğuna iman edilmez. Bu abestir. Bu cümle yanlış bir cümle olur. Zehir insana zarar verir. Bu abes bir cümledir. Ama iman olması için bazen, illetini anlayamadığınız, fakat Allah’a güveninizden dolayı Allah bizim için hakkı ve hayrı diler. İşte bu güven, bu imandan dolayı Allah sizin iradenizi sınava sokar ve size öyle not verir.

Burada da biz iç içe geçmiş görüyoruz. Tabii ki hiçbiri hikmetsiz değil. Allah’ın Hikmetsiz bir emir ve yasağı yok. Ancak insan aklı ve havsalası bazen bu hikmetleri kavrayabileceği gibi, hatta bu hikmetlerden bir çoğu ayetin bizatihi metnin kendi içinde bulunur. Ama bazen de bulunmayabilir. O da bir sınavdır. Onun için de kimse kalkıp diyemez ki “Domuz etini mikroplardan, trişinlerden ayırt ederiz, temizleriz, dezenfekte ederiz ve yeriz,” diyemez. Bu bir sınavdır ve dediğim gibi Allah’ın talimatları, beşeri kanunların talimatlarına benzemez. Kitabına uydurularak ihlal edilemez. Allah ile muhatap olmanızın anlamı da budur. Çünkü Allah kalplerin özünü bilir.

Nüsub Nasıbe nin çoğuludur. Her tür putperestçe sunuş ve sunak anlamına gelir. Yasakların hikmeti; İyi-kötü, güzel-çirkin belirlemesini Allah’a atfetmektir. İşte bu yasaklar budur.

“Ya rabbi, iyi ve kötüyü sen belirle.”

Neden, biz belirlesek ne olur? Her insan sayısınca iyi ve kötü çıkarda ondan. Çünkü insan iyiyi ne ile belirleyecek. İnsanlığın ortak ve salim bir aklı var, doğrudur. Bu amme vicdanı, insanlığın ortak tecrübesi. Bu Allah’ın ayetlerinde de bir ayettir aynı zamanda.

Onun için yeryüzünün her tarafında tecavüz tecavüzdür. Hırsızlık kötüdür. Yeryüzünün her tarafında cinayet cinayettir bu doğru. Ama bozulmuş bir fıtrat kendi vicdanına ihanet etmiş bir insana, katilliği ve caniliği kendisine bir meleke haline getirmiş bir insana siz, yaptığı bu işi, zevk alarak yaptığı bu işi kötü diye nitelendiremezsiniz. Niteletemezsiniz. Bozulmuş bir fıtrata iyi ve kötü belirletilemez. O zaman insanlar kendi eğilimlerine, zaaflarına, içgüdülerine, şehevi arzularına göre iyi ve kötü tespit etmeye kalkarlar.

Hatta geleneklerine, göreneklerine eski Yunanda olduğu gibi. Eski Yunanda Hırsızlık büyük bir meziyet sayılmaya başlamıştı toplumda. Hırsızlık yapanları kutluyorlardı. Düşünün bir toplum bile bazen kötüyü iyi hale getirebiliyor. Toplumsal bir konsensüs oluşabiliyor kötünün iyiliği konusunda. Onun için iyinin daima iyi kalabilmesinin garantisi insan olamaz. İyinin daima iyi, kötünün daima kötü kalabilmesinin tek garantisi var, o da ilahi yasalardır.

ve en testaksimu Bil ezlam ayrıca geleceğe ilişkin zar atarak kehanette bulunmanız. Gelecek için çekilen fal oklarına bir gönderme bu. Bu nedir? Gayba tecavüz. Allah’ın hukukuna tecavüzdür. Haddini aşmadır yani. Geleceğe ilişkin olmamış olan olaylar hakkında oturup ta kehanette bulunmaya kalkmak, Allah’ın hududuna ve sınırına tecavüz etmek olarak ele alınmış.

zâliküm fiskum Bütün bunlar birer sapmadırlar.

elyevme yeiselleziyne keferu min diyniküm Bugün inkara saplananlar dininizi terk edeceğinizden umutlarını tamamen kesmişlerdir.

Ayet hemen indiği ortamda yaşanmakta olan genel psikolojiyi bize verdi ve müminlere artık aşağılık psikolojisiyle hareket etmeyin, kendi sembollerinizi, kendi hayat tarzınızı hakim kılın. Kendi hayat tarzınız doğru olandır. Onun için düşmanlarınızdan yılgınlığa ve korkaklığa kapılarak ve hatta onlar önünde aşağılık duygusu duyarak kendi iyilerinizi ve güzellerinizi niçin kapatasınız ki. Bu bir güven aşılamadır. Aynı zamanda ayetin bu cümlesi.

fela tahşevhüm vahşevni İşte o güven aşılamanın zirvesi geldi; O halde onlardan korkmayın, yalnız benden korkun. İşte güvenin zirvesidir bu. Allah’ın garantisi. İyiyi yaşama, iyi hayata hakim kılma, Allah’ın gönderdiği insanlığın değişmez değerleri olan İslami kuralları hayata geçirme konusunda neden korkuyorsunuz ki. Neden gocunuyor ve çekiniyorsunuz ki. Kimden utanıyorsunuz ki. Eğer korkmanız, çekinmeniz, utanmanız gereken bir zat varsa o bellidir, Allah. Hem Allah’a inanacaksınız, hem de doğruyu yapma konusunda başkalarından utanacak, korkacak, gocunacak, çekineceksiniz. O zaman inancınızda bir problem var demektir. Bu problemi bulun ve ayıklayın.

 elyevme ekmeltü leküm diyneküm ve işte şah ayeti, ser ayeti geldi surenin. Hatta Kur’an ın. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. ve etmemtü aleyküm nı’metiy ve size olan nimetimi tamamladım, ve radıytü lekümül İslame diyna ve Allah’a teslimiyeti sizin için yaşam tarzı olarak seçtim, benimsedim. Allah’a teslimiyeti, İslam’ı..! Evet..! İslam = Allah’a teslimiyet. Sizin için yaşam tarzı olarak benimsedim.

Kur’an vahyine nokta koyan ayet bu. Resulallah’ın vefatından yaklaşık 81 ya da 82 gün önce, hicretin 10. yılında, zilhiccenin 9. günü Arafat’ta indiriliyor bu ayet.

İnsanlığa Allah’ın son tenezzülü, Allah insan konuşmasının son formu olan Kur’an işte orada tamamlanıyor. Ve bu ayetin mesajı çok açık. Ey insanlık, Allah’a karşı duruşunuz teslimiyettir. Eğer mutlu olmak istiyorsanız başka da çareniz yok.

İslam kişinin Allah’a karşı bireysel duruşudur. İslam Tarihsel bir toplumun, bir zümrenin, bir grubun ismi değildir. Kur’an da ki tüm İslam kavramları, insanın Allah’a karşı duruşuna bir atıftır. Onun için hangi zümreye mensup olduğunuz iddiasının hiçbir önemi yok. Duruşunuzun önemi var. Allah’a karşı duruşunuzun. Teslim olmuş bir kul gibi mi duruyorsunuz, yoksa asi birsi gibi mi. İşte sizi İslam edip etmeyecek olan odur. Yoksa astığınız yaftalar, taktığınız rozetler, benimsediğiniz isimler değil.

Çünkü İslam sadece bir gömlek değildir, isim değildir, üniforma değildir.

İslam bir hayat biçimidir.

Bir duruştur.

Hayatı algılayıştır.

Bir yaşam tasavvurudur.

Bir alem görüşüdür.

Bir yaşam tarzıdır. Onun için de İslam Allah’a karşı kayıtsız şartsız teslimiyettir. Sizin kendiniz için ne dediğiniz değil, Allah’ın sizin için ne dediği önemlidir. Allah sizin için teslim oldu diyorsa, siz Müslümansınız. Allah’ın kime teslim oldu dediği ise işte bu metindedir. İşte önümüzdeki bu kitaptadır.

femenidturre (femenizdurre) fiy mahmesatin ğayre mütecanifin liismin Geri konuya döndü kim günaha gönüllü karışmaksızın, gönüllü koşmaksızın, kendisini günaha gönüllü atmaksızın, hayati bir zaruretten dolayı zorda kalırsa, feinnAllahe Ğafûrun Rahıym; iyi bilsin ki Allah çok bağışlayandır, merhamet menbaıdır.

Yukarıda yasaklanılan o yasakların formel hale getirilmesini istemiyor. Yani parmak ayı gösteriyor, aya bakın parmağa değil. Demek istiyor. Onun için de o yasaklar sizin iradenizi ve imanınızı, Allah’a teslimiyetinizi sınamak içindir. Yoksa sizi açlıktan öldürmek için falan değil. Eğer zorda kalırsanız, darda kalırsanız, Allah sizi onlarla bilmiyor.

Burada bir sınav var. Kendi vicdanınızda Allah’a karşı bir sınav vereceksiniz. Allah’ı ne kadar ciddiye alıyorsunuz, kendinizi ne kadar ciddiye alıyorsunuz. Budur problem. Yoksa zorda kalırsanız, darda kalırsanız Allah sizi açlıktan öldürmek istemiyor. Onun için bu yasakları sadece görünen şekliyle değil, arka planı ile algılayın. Sadece satırları değil, satır aralarını okuyun. Allah sizi zora koşmak istemiyor.

4-) Yes’eluneke mazâ uhılle lehüm* kul uhılle lekümüt tayyibatü, ve ma allemtüm minel cevarihı mükellibiyne tüallimunehünne mimma allemekümüllah* fekülu mimma emsekne aleyküm vezkürüsmAllahi aleyh* vettekullah* innAllahe seriy’ul hisab;

 Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar… De ki: “Size güzel – temiz gıdalar helal kılınmıştır… Bir de Allâh’ın size talim ettiğinden öğrettiğiniz, alıştırıp eğittiğiniz avcı hayvanların, sizin için tuttuklarından yeyin ve üzerine Allâh ismini zikredin… Allâh’tan korunun…” Muhakkak ki Allâh Seriy’ul Hisab’dır (seriy’ul hesap = açığa çıkanın sonucunu bir sonraki anda oluşturan). (A.Hulusi)

4 – Sana soruyorlar: Kendileri için halâl kılınan ne? De ki sizin için bütün pâk nimetler helâl kılındı, alıştırarak ve Allahın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların da size tutuverdiklerinden yiyin ve üzerine «besmele» çekin ve Allah dan korkun, çünkü Allahın muhasebesi çok süratlidir. (Elmalı)

Yes’eluneke mazâ uhılle lehüm Kendileri için neyin helal kılındığını sana soruyorlar. kul uhılle lekümüt tayyibat cevapla, temiz ve güzel olan her şey size helal kılındı.

Tayyibat temiz ve güzel olan diye çevirdim. Kim belirleyecek dostlar temiz ve güzel olanı? Yukarıda da gelmişti. Kim belirleyecek? İnsan mı demiştim değil mi. Neresinden belirleyecek insan belirlerse tayyibatı, temiz ve güzel olanı, nasıl belirleyecek, neresine bakacak.

Bir ayyaş içkinin neresine bakarak karar verir? Şimdi bir ayyaşa belirle te bilir misiniz içkinin temiz ve güzel veya çirkin olduğunu.

Peki bir eroinmana ne dersiniz eroinin iyi yada kötü olduğunu belirletmeye.

Bir zaniye zinanın hayır yada şer olduğunu belirletmeye kalkarsanız ne olacağını düşünüyorsunuz.

Ya da cinayet ruhuna sinmiş bir caniye, cani ruhlu birine, bir despota cinayetin iyi yada kötü olduğunu nasıl belirle te bileceksiniz.

Allah’a belirletirseniz mutluluğa erersiniz. Başka çareniz yok. Başka çareniz yok..! İşte bunun için burada tayyibatı Allah belirler. Oksa insan belirlerse şehvetinden, içgüdüsünden, zaafından belirleyecektir. Bence en iyisi zaafı olmayan, bütün bunlara ihtiyacı olmayan, bütün bunlara tenezzül etmeyen, yemeyen, içmeyen, evlenmeyen, zaaf taşımayan, beşeri zaaflardan hiçbirini bünyesinde barındırmayan, bütün bunlardan münezzeh olan, mutlak olan ve mutlak güzelliğin yaratıcısı olan, yarattığı güzeli ve yarattığı çirkini çok iyi bilen Allah’a belirletmek en mantıklıca iş olacaktır.

Aynı zamanda burada Tayyibat esas olanın mubahlık olduğuna da bir atıf var. Dinde böyledir. Fıkıh usulünün genel kurallarından biridir. Dinde esas olan serbestliktir. Onun için bir şeyin yasaklığına delil istenir. Ama serbestliğine delil istenmez. Yasak değilse o peşinen serbest kabul edilir. Hatta hatta bazı müfessirlerin bize aktardığı bilgilere göre bu soruları soranlar, mesela burada Yes’eluneke diye başlıyor. Sana soruyorlar. Bu soruları soranlar, bize helalleri belirle diye sormuşlar o niyetle. Ama Allah tersini yapıyor. Sadece haramları söylüyor. Yani soruyu yanlış soranların sorusunu düzeltiyor.

Onun için aslında onlar kendi elleri ile kendi ellerine ve ayaklarına zincir vuracaklardı. Lakin Cenabı Hakk Kur’an ın bir başka ayetinde ifade ettiği gibi, yarattığı her bir şeyi insan için yaratmıştır. İnsanın emrine amade kılmıştır. İnsanın emrine amade kılmışsa, bu o şeyin serbest olması için yeterli delildir.

ve ma allemtüm minel cevarihı mükellibiyne tüallimunehünne mimma allemekümüllah Allah’ın size öğrettiği bilgi sayesinde eğittiğiniz avcı hayvanlara gelince, fekülu mimma emsekne aleyküm onların, sizin için avladığı her şeyi yiyin. O dönem için ve dünya yaşadıkça var olacak olan doğal bir yiyecek edinme yöntemidir av. Ne olursa olsun. Dolayısıyla bugün için de farklı alanlara taşınıp, farklı alanlarda bir çıkış noktası olarak kullanılabilir. Ama o günün insanı için ifade ettiği anlam çok daha önemli tabii ki. Eğitilmiş av hayvanlarının tuttukları ile ilgili hüküm içeriyor ayet. vezkürüsmAllahi aleyh ama üzerlerine Allah’ın adını da anın.

Vettekullah Yine geldi. Mikro planda bir hüküm verdi, makroya taşıyıverdi hemen bunu. Tüm olayların, zamanların, zeminlerin, coğrafyaların, tarihlerin üstüne taşıdığı ve yine o müthiş levhayı gözümüzün önüne açıverdi; vettekullah..! Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Bunu yaparsanız ancak onları yapabilirsiniz. Kendinizi ciddiye alırsanız Allah’ı ciddiye alırsınız. Kendinize karşı sorumluluk hissi duyarsanız, insanlık sorumluluğunu taşırsanız Birr’i yani, takvayı da taşırsınız. Allah bilincini de taşırsınız.

innAllahe seriy’ul hisab; Hiç şüphe yok ki Allah’ın hesap görüşü çok dakiktir.

5-) Elyevme uhılle lekümüt tayyibat* ve taamülleziyne utül Kitabe hıllun leküm* ve taamüküm hıllun lehüm* vel muhsanatü minel mu’minati vel muhsenatü minelleziyne utül Kitabe min kabliküm izâ ateytümuhünne ücurehünne muhsıniyne ğayre müsafihıyne ve la müttehıziy ahdan* ve men yekfür Bil iymani fekad habita ameluhu, ve huve fiyl ahireti minel hasiriyn;

 Bu gün size güzel – temiz tüm gıdalar helal kılınmıştır… Kendilerine hakikat bilgisi verilmiş olanların yemekleri size helaldir… Sizin yemekleriniz de onlara helaldir… İman eden kadınların iffetli olanları ile sizden önce kendilerine hakikat bilgisi verilenlerden iffetli olan kadınlar da, mehrlerini vermeniz (nikâhlamanız), zinadan uzak durmaları ve (gizli) dost tutmamaları şartıyla, size helaldir… Kim imanın şartlarını ve gereklerini tanımayıp, hakikati inkâr ederse, elbette onun yaptığı işler boşa gider ve o, sonsuz gelecek sürecinde hüsranda olanlardandır. A.Hulusi)

Bugün pâk nimetler sizin için helâl kılındı, hem mümîn kadınların hür olanlarıyla sizden evvel kitap verilen ümmetlerin hur kadınları da iffetlerinizi muhafaza ederek, zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın kendilerine mehirlerini verip nikâhladığınız takdirde size helâldir, ve her kim şeriatın ahkâmını tanımazsa her halde bütün işlediği hederdir ve âhirette o, hüsranda kalanlardandır. (Elmalı)

Elyevme uhılle lekümüt tayyibat Bugün temiz ve güzel olan her şey size helal kılınmıştır.

ve taamülleziyne utül Kitabe hıllun leküm Üstelik, kendilerine daha önce vahiy gönderilmiş olanların yiyecekleri de size helaldir. Yani ehli kitabın, meşhur ifadesi ile kestikleri yiyecekleri de size helaldir. ve taamüküm hıllun lehüm ve sizin yiyecekleriniz de onlara helaldir.

vel muhsanatü minel mu’minati vel muhsenatü minelleziyne utül Kitabe min kabliküm ve “SON VAHYE” inanan iffetli kadınlar ile sizden önce kendilerine vahiy verilenlerin iffetli kadınları, devam ediyor ayet; izâ ateytümuhünne ücurehünne muhsıniyne ğayre müsafihıyne ve la müttehıziy ahdan Kendilerine mali güvence vermeniz ve onları meşru olmayan yolla, ya da gizli tutma yöntemine başvurmamanızla birlikte, yani başvurmamak şartıyla nikahlamanız da size helal kılındı. Evet, uzun bir cümle, yani ehli kitabın kestikleri size helal kılındı yiyecekleri, sizin yiyecekleriniz onlara helal. Ehli kitabın iffetli hanımları size helal kılındı. Tabii ki şu şartlarla;

Kendilerine mali güvencelerini vereceksiniz. Onları meşru olmayan yolla tutmayacaksınız, ya da gizli dost tutma yöntemine başvurmayacaksınız. Yani ahlaki kurallar. Bu nasıl olsa bizden değildir diye cinsel sömürü ve obje aracına dönüştürmeyeceksiniz kadınları bu aynı zaman da bu anlama gelir.

Lakin daha derin bir anlamı var bunun. Deforme olmuş imanı dahi ciddiye alıyor Kur’an ehli kitabı ayırarak. Yahudi ve Hıristiyan hanımlarına verilen bu özellik, onlara tanınan bu izin daha doğrusu aynı zamanda bir ayrıcalıktır. Müşrik hanımlara tanınmıyor. Bu ayrıcalık neden? Müşrik hanımlarla, Yahudi ve Hıristiyan bir hanım, veya onların hükmünde olan ve kitabi sayılan daha başka dini zümrelere mensup hanımlar neden ayrılıyor, farklılaştırılıyor sorusunun başka bir cevabı yok. Allah deforme olmuş imanı dahi ciddiye alıyor.

Evet, yukarıdakiler, Tevrat’ta da yasak aslında. Bakınız yukarıdaki sayılan tüm yasaklar Tevrat’ta da yasaklanmıştır. 3. ayetten beri yasaklanan, Domuz eti, ölü, kan ve buna benzer şeyler Tevrat’ta da yasaktır. Ve yine bu ayette geçen gizli dost tutmalar, onlar da Tevrat’ta yasaktır. Zina Tevrat’ta yasaktır.

Peki İncil’de Hz. İsa’da; ben onları iptal etmek için gelmedim diyor, icra etmek için geldim dediğine göre İncil’de, aslında Tevrat’ın yasakları, şer’i yasakları aynen İncil’de de korumuştur. Peki bugün ne demeli Domuz etini niçin Hıristiyanlar seve seve hem de kutsalmış gibi yiyebiliyorlar daha doğrusu? Sanki bir alameti farika oluyor. İçki neden serbest hale geldi ve daha bir çok yasak..! Bunun sebebini Hz. İsa’nın mesajını bozan Pavlus Hıristiyanlığında aramak lazım.

Pavlus’un Hz. İsa’ya yaptığı en büyük ihanet, Hıristiyanlığı şeriatsızlaştırması olmuştur. Şeriatsızlaşan bir din hayata müdahil olmaktan vazgeçmiş demektir. Hayata müdahil olmayan bir din artık etken değil edil gendir. Hayata müdahil olmayan bir din, onun bunun elinde oyuncaktır. Artık o din değildir. Din olası için hayat tarzı önermesi lazım. Hayatta boşluk tanımaması lazım. Onun için bugün Hıristiyanlık bir di olmaktan daha çok bir külttür. Onun içindir ki kendisine inanmış gözüken kitleleri doyuramamakta, manen besleyememekte, tatmin edememekte ve onlar, ona inanmış kitleler tatmin olmak için bin bir türlü şeyin arkasına koşmaktadır. Ve onun içindir ki en akıl dışı, en sapıkça ideolojiler, akımlar Avrupa’da ortaya çıkmakta. Çünkü korkunç ve derin bir manevi buhran. Ruhlarındaki boşluğu doldurmak için olmadık işleri yaptırtmakta.

ve men yekfür Bil iymani fekad habita ameluh yine yukarıdaki mesajı tamamlayan bir mesaj bu, kim imanı inkar ederse, aynen tercüme ediyorum takdir kullanmadan, kim imanı inkar ederse onun ameli boşa gitmiştir. ve huve fiyl ahireti minel hasiriyn; O ahirette zarara uğrayanlar arasında yer alacaktır.

İmanı inkar 2 manada ele alınabilir,

1 – Problemli de olsa dini zümrelerin Allah’a imanı yok sayılamaz. Bu Taberi’nin Katade’den naklettiği sebebi nüzul rivayetinden de çıkarıyoruz. Diyor ki sahabeden bazıları,

– Biz ehli kitabın kadınları ile nasıl evleniriz, onlar bizden değil..!

İşte bunun üzerine diyor Katade, Taberi naklediyor; Bu ayet indi. Yani bunu imanı inkar olarak ele alıyor. İmanı yok saymak, tekfir düşüncesine taban tabana zıt bir ayet. Siz Yahudi’nin deforme olmuş imanını dahi inkar edemiyorsanız, ya bir müminin imanını nasıl inkar edersiniz. Binlerce müminin imanını sizin mezhebinizden, sizin meşrebinizden, sizin mektebinizden, sizin partinizden, sizin tarikatınızdan, sizin cemaatinizden değil diye nasıl inkar edersiniz. Allah’tan korkmaz mısınız. Nasıl müminleri tekfir edersiniz hariciler gibi. İşte o mesaj aynı zamanda veriliyor.

Yine bunun ikinci manası takdir edilen takdir edilerek, bir lafzatullah takdiri ile verilmiş müfessirler tarafından; “Kim Allah’a imanı inkar ederse, ve men yekfür Bil iyman yerine ve men yekfür el iymani billahi. Ama bu öyle değil. Ayette böyle değil. Onun için Allah’a imanı değil, imanı inkar ederse. Bu takdir hem iç bağlam, hem dış bağlam tarafından onaylanmadığı için 1. anlamı ben daha isabetli buluyorum.

 

6-) Ya eyyühelleziyne amenû izâ kumtüm iles Salati fağsilu vucuheküm ve eydiyeküm ilel merafikı vemsehu Bi ruusiküm ve ercüleküm ilel ka’beyn* ve in küntüm cünüben fattahheru* ve in küntüm merda ev ‘alâ seferin ev cae ehadün minküm minel ğaitı ev lamestümün nisae felem tecidu maen fe teyemmemu sa’ıyden tayyiben femsehu Bi vucuhiküm ve eydiyküm minhu, ma yüriydullahu liyec’ale aleyküm min harecin ve lâkin yüriydu li yütahhireküm ve li yütimme nı’meteHU aleyküm lealleküm teşkürun;

 Ey iman edenler… Salâta doğrulduğunuzda yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi su ile yıkayın; başlarınızı mesh edin ve iki topuğunuza kadar ayaklarınızı da yıkayın… Eğer cünüp iseniz bütün vücudunuzu yıkayın… Eğer hasta olmuşsanız veya bir sefer üzere iseniz veya sizden biri tuvalet ihtiyacını gidermiş olarak gelirse yahut kadınlarla yatmışsanız, su da bulamamışsanız; temiz toprağa teyemmüm edin… Yüzlerinizi ve ellerinizi ondan mesh edin… Allâh size güçlük oluşturmak dilemez, fakat sizi arındırmak ve “HÛ”nun nimetini sizin üzerinizde tamamlamayı diler; tâ ki şükredesiniz (değerlendiresiniz). (A.Hulusi)

6 – Ey o bütün iman edenler! Namaza kalkacağınız vakit yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi ve başlarınıza mesh edip her iki topuğa kadar ayaklarınızı yıkayın, cünüpseniz tas tamam yıkanın, eğer hasta veya seferde olursunuz veya biriniz hacet yerinden gelir veya kadınlara dokunursunuz da suya gücünüz yetmezse o vakit de temiz bir toprağa teyemmüm edin: niyetle ondan yüzlerinize ve ellerinize mesh eyleyin, Allahın muradı sizi sıkıntıya koşmak değil ve lâkin o sizi pam pâk etmek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor ki şükredesiniz. (Elmalı)

Ya eyyühelleziyne amenû Ey iman iddiasında bulunanlar, izâ kumtüm iles Salati fağsilu vucuheküm ve eydiyeküm ilel merafik namaza kalkacağınız zaman yüzünüzü ellerinizi ve dirseklere kadar kollarınızı yıkayın.

Bu ayet abdest ayeti diye yanlış olarak bilinir. Adlandırılır daha doğrusu. Bu isimlendirme yanlış. Abdest almanın bu ayetle başlamadığı da belli. Bu ayetler nübüvvetin son yıllarında nazil olan ayetler. Oysa ki müminler namaz kılmaya başladıkları günden itibaren abdest alıyorlardı. Onun için namazla birlikte başlamıştır abdest, bu ayet isim olarak abdest ayeti olarak adlandırılmamalı. Daha doğrusu bu ayet, teyemmüm ayetidir. Teyemmümü farz kılan ayet Kur’an da bu ayettir.

vemsehu Bi ruusiküm ve ercüleküm ilel ka’beyn ve ellerinizle başınızı mesh edin ve bileklere kadar ayaklarınızı da. Ne yapın? Mesh edin, ya da yıkayın.

Burada İslam tarihinde ki en büyük fıkhi tartışmalardan birinin mesnedi olarak görülmüş bu okuyuş. Onun içinde İslam’ın Sünni yorumu ile, İslam’ın Şii yorumu, bu ayeti okuyuş şekline göre iki ayrı görüşe ayrılmışlar. Bu görüşlerin dayandığı nokta da Bir tek hareke. Daha doğrusu atfın nereye yapılacağı. Buradaki atıf vav harfi. Yani V bağlacı. V bağlacı; ercüleküm , ya da ercüliküm kelimesini, ayaklarınızı kelimesini, hemen kendisinden önceki Ma’tufun Aleyh’ e mi bağlayacak, kelimeye mi bağlayacak, yoksa daha öncekine mi.

Şia, Caferiler, Zeydiler, İmam Taberi, Sahabe’den İbn Abbas, Hz. Enes, ve Hz. Ali’den iki görüşte var zaten gelen ve daha başka sahabiler, un’u hemen öncesine bağlayarak ercüliküm olarak okumuşlar. Kesra ile. Onun için de ayağı mesh etmeyi farz kıldığını söylemişler ayetin. Yani çıplak ayağa farz olanın mesh edilmesi başla birlikte vemsehu Bi ruusiküm ve ercüliküm ilel ka’beyn biçiminde okumuşlar. Ellerinizi ve başınızı mesh edin ve bileklere kadar ayaklarınızı da mesh edin biçiminde.

Bunun karşısında İslam’ın Sünni yorumu ise un’u yani Vav bağlacını hemen önündeki, kelimeye değil, daha önceye atfetmiş onun içinde; ve ercüleküm okumuş. Onlar da ayağı çıplak mesh etmek yerine, Resulallah’ın mesh ettiği ile ilgili haberleri, mes üzerine yani mest üzerine (ayaklara giyilen su geçirmez ayakkabı.) mesh olarak almışlar ve çıplak ayağın yıkanması gerektiği söylemişler. O görüşe varmışlar. Yani sadece burada İslam’ın ikisi de Kur’an a dayanan, ikisi de kendince delilleri olan, ikisi de eşit ağırlıkta olan bu yorumlarını size tarafsız olarak aktarmış oldum.

Yine ayeti kerimede geçen Vav’lar bir başka fıkhi problem ortaya çıkarmış, aslında Basra ve Kufe dil okullarının farklılıkları bu. Ayetteki Vav bağlaçları mutlak cem mi ifade eder, yoksa takip ve tertip mi ifade ederler tartışması olmuş. Yani, önceki cümleden sonra gelen ki gelen cümle, bir sırayı da farz kılar mı.

İmam Şafi, tertip ve takip için olduğunu söyleyen dilcilere uymuş vav’ın, bağlacın, onun için de abdestin ayetteki sıra ile alınmasının da farz olduğunu söylemiş.

İmam Ebu Hanife ise, Hayır, vav sadece bağlaçtır, mutlak biçimde bir araya getirir demiş onun için de sıralamayı farz görmemiş. Devam ediyoruz.

ve in küntüm cünüben fattahheru eğer cünüp olmuşsanız baştan ayağa temizlenin. ve in küntüm merda fakat eğer hastaysanız, ev ‘alâ seferin yada yolcuysanız, ev cae ehadün minküm minel ğait yahut ta doğal ihtiyacınızı gidermişseniz, ev lamestümün nisae yahut kadınlarla birlikte olmuşsanız, ki burada da bir farklı anlama var İslam fakihleri arasında. O da bir kelimenin lamestüm dokunmak demektir. Le me se den gelir, mecaz mı, hakikat mi tartışmasına girmiş İslam müçtehitleri.

Dokunmanın hakikat manası, literal, kelime manasını alan İmam Şafi, kadına dokunmanın abdesti bozduğu sonucuna varmış, oysa ki Ebu Hanife ki gerçekten de isabetli olan o olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü burada mecaz olarak kullanılmıştır. Bizim dilde bile böyle kullanılır. Yani özellikle hususi aile ahvaline ait bu gibi durumları beyan ederken üstü örtük mecaz kullanılır genelde. Onun için İmam Ebu Hanefi de bunu mecaza hamlettiği için dokunmakla abdestin bozulmayacağını, bu dokunmaktan kastın birlikte olmak olduğunu söylemiş.

felem tecidu maen ve su da bulamıyorsanız, fe teyemmemu sa’ıyden tayyiben femsehu Bi vucuhiküm ve eydiyküm minhu o zaman niyet üzere, fe teyemmemu nun içinde niyet anlamı olduğu için ben böyle bir anlamı tercih ettim. Niyet üzere temiz bir toprağa ellerinizi sürün.

femsehu Bi vucuhiküm ve eydiyküm minhu ve onunla yüzlerinizi ve kollarınızı mesh edin. Teyemmüm bu kadardır. Niyet üzere, maksat belli olarak, yani yere düşerek ellerinizi yere koymak değil tabii, maksatlı olarak bir toprağa ya da toprak Çinsi. Her türlü taş olabilir, kireçte dahil, kum da dahil. Ellerinizi koyarak kollarınızı sıvazlıyorsunuz mesh ediyorsunuz. Yüzünüzü mesh ediyorsunuz.

Peki abdest temizlik aslında değil mi. Yani Abdest bedenin, namaz ruhun ve aklın yıkanmasıdır. Doğru. Gerçekten de İslam’ın çift boyutlu öğretisinin en harika örneklerinden biridir abdest ve namaz. Abdest fiziki arınmadır, namaz manevi arınmadır. Abdest bedeni arınmadır, namaz ruhi ve akli arınmadır. Birbirini tamamlar bunlar. Abdesti ve guslü gerektiren tüm hallerde zarurete binaen teyemmüm edilir.

Ancak burada verilmek istenen satır arasındaki çok daha farklı bir şey. Toprakla temizlenilir mi, suyun yaptığını yapar mı diyeceksiniz. Hatta toprağı kirleten bir şey olarak görürüz örfte. Biz şu anda. Tozlu topraklı deriz mesela. Tozlarını aldın mı deriz, toz bile rahatsız eder.

Evet, teslimiyeti sınamadır. Zarfa mı bakıyorsunuz mazrufa mı. Biçime mi bakıyorsunuz öze mi, kabuğa mı bakıyorsunuz çekirdeğe mi. Yahudiler gibi formelleştirmemek işi. Allah’ın sizden istediği su sabun değil. O sizin için. Allah’ın sizden istediği teslimiyet.

Bu bir Allah bilincidir. Dini törenselleştirmeyi reddetmektir işte bu. Bu Yahudileşmeyi redir. Onun için teyemmümün içine sinmediği insanlar bilirim. O zaman siz içinizi değiştirin. Problem o değil ki. Problem sizinle Allah arasındaki ilişkinin her birinde sürdürülebilmesidir. Yani Allah’tan bağımsız bir hayat anınız olmasındır. Budur. İşte Allah bilinci budur. Buradaki teyemmümün maksadı da budur. Yoksa Allah sizin ne namazlarınıza, ne oruçlarınıza, ne de abdestlerinize ihtiyaç duyar ve O’na ulaşmaz da. Sizin ihtiyacınız var.

ma yüriydullahu liyec’ale aleyküm min harec sözlerimi tamamlayan şey geldi. Allah sizi zora sokmak istemez.

ve lâkin yüriydu li yütahhireküm ve li yütimme nı’meteHU aleyküm lealleküm teşkürun; fakat sizi pırıl pırıl yapmak ve nimetlerinin tamamını size bahşetmek ister ki şükredenlerden olasınız.

Evet diri olursa insan kazanır. Yani Allah ile insan arasındaki ilişki diri olursa bundan insan kazançlı çıkar. Onun için Allah’ın tavsiyesi ilişkiyi diri tutmaktır. Yoksa sizi ille de suya sabuna dokundurmak değil. Ama suya sabuna dokunmayı küçük görmeyin temizlenmek için su kullanımının en düşük düzeyde olduğu bir toplumu, temizlenmek için su kullanımının yeryüzünde gelebilecek en yüksek düzeye çıkarmak sosyal ve toplumsal bir devrimdir. Bu da ayrıca sosyal olarak incelenmelidir.

[Ek bilgi; Yaşlanmayı Geciktiren Abdestin Çok Şaşırtan Tıbbi Faydaları
Abdest sırasında yıkanan her uzvun ayrı bir faydası olduğunu biliyor muydunuz?
Elleri Yıkamak

abdestnedirgelarabuljpg-728x728

Gün içinde elimize bulaşan mikropların yıkanması, vücuda girişlerini önlemek için önemli bir etki sağlar. Bulaşıcı hastalıklar ve enfeksiyonlara karşı korunmada çok önemlidir…… (Devam ediyor)

7-) Vezküru nı’metAllahi aleyküm ve miysâkaHUlleziy vasekaküm Bihi iz kultüm semi’na ve eta’na* vettekullah* innAllahe Aliymün Bi zatis sudur;

 Üzerinizdeki Allâh nimetini ve sizi onunla bağladığı sözleşmeyi hatırlayın; hani “İşittik ve itaat ettik” demiştiniz… Allâh’tan korunun! Muhakkak ki Allâh içinizdekilere, onların Esmâ’sıyla hakikati olarak Aliym’dir. (A.Hulusi)

7 – Allahın üzerinizdeki nimetini ve sizi «işittik, itaat ettik» dediğiniz vakit bağladığı misakını unutmayın, Allah dan korkun, çünkü Allah bütün sinelerin künhünü bilir. (Elmalı)

Vezküru nı’metAllahi aleyküm ve miysâkaHUlleziy vasekaküm Bihi iz kultüm semi’na ve eta’na ve hatırlayın Allah’ın size olan nimetini, ve işittik ve itaat ettik dediğiniz zaman Allah’a karşı kendinizi bağladığınız taahhüdü hatırlayın.

Allah’a verilen misak demiştim ki fıtrattır. Vicdandır, akıldır, iradedir. Ve dostlar insanın adaleti gerçekleştirmesi, ancak Allah ile sağlıklı ilişkiye girmekle mümkündür. Eğer Allah ile sağlıklı ilişkiye girmemişse, Allah’tan bağını koparan bir insanın adaleti gerçekleştirebilmesi mümkün değildir. İşte bütün bu mesajları bu ruhla okumak ve anlamak lazım.

Vettekullah Onun için işte yine geldi levha. Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun.

innAllahe Aliymün Bi zatis sudur; Kuşku yok ki Allah kalplerin içini, özünü bilir.

😎 Ya eyyühelleziyne amenû kûnu kavvamiyne Lillahi şühedae Bil kıst* ve la yecrimenneküm şeneanü kavmin alâ ella ta’dilu* ı’dilu* huve akrebü lit takva, vettekullah* innAllahe Habiyrun Bi ma ta’melun;

 Ey iman edenler… Allâh için dosdoğru durun, âdil şahitler olun… Bir topluluğa olan nefretiniz sizi adaletsizliğe sevk etmesin! Âdil olun, bu anlayış korunmaya daha yakındır… Allâh’tan korunun! Muhakkak ki Allâh tüm fiillerinizi (onların yaratanı olarak) Habiyr’dir. (A.Hulusi)

8 – Ey o bütün iman edenler! Allah için duran hâkimler, adâlet numunesi şahitler olunuz ve sakın bir kavme buğzunuz sizi adaletsizliğe sevk etmesin, adâlet edin takvaya en yakın olan odur, Allah dan korkun muttaki olun çünkü Allah her ne yaparsanız habîrdir. (Elmalı)

Ya eyyühelleziyne amenû ey iman ettiğini iddia edenler, iddianızı ispat etmek istiyorsanız, kûnu kavvamiyne Lillahi şühedae Bil kıst Allah için Hakkı ayağa kaldırarak adaletin timsali olun. Evet, adaletin timsali olun. ve la yecrimenneküm şeneanü kavmin alâ ella ta’dilu ve birilerine olan nefretiniz sizi adaletten sapmaya sevk etmesin.

Yer yüzünün en çaplı, en muhteşem erdemini söylüyor Kur’an. Daha ne yapsın Kur’an. Onun için Kur’an sadece bir zümrenin değil, tüm insanlığın mesajıdır.

Bakınız hiç kimseyi ayırmadan söylüyor. İnsana hitap ediyor. İman edenler diye başladı ayet ama, şurada getirdiği ilke herkesi kapsıyor. Ve diyor ki; Birilerine olan nefretiniz, sizi adaletten sapmaya sevk etmesin.

Tevhid, İnsan – Allah ilişkisinin, adalet, insan – insan ilişkisinin eksenidir. İlahi mesajın iki amacı vardır. İnsan Allah arasında Tevhidi, yani akide de tevhidi, İnsan – insan arasındaki adaleti gerçekleştirmek için Allah insanla konuşur.

ı’dilu* huve akrebü lit takva adil olun. Bu, Allah’ın denetimine girmenin en kestirme yoludur. 

Burada ki takva’yı bir önceki takva’dan farklı çevirdim, çünkü farklı olduğuna nüans olduğuna inanıyorum aynı ayet içerisinde. Onun için Allah’ın denetimine girmenin en kestirme yoludur. Adalet.

Vettekullah bakınız aynı cümlede iki takva geldi. İşte burada kin de standart olarak çeviriyorum. Artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun.

innAllahe Habiyrun Bi ma ta’melun; Şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

9-) Ve’adAllahulleziyne amenû ve amilus salihati lehüm mağfiretün ve ecrun azıym;

 Allâh, iman edip imanının gereği fiilleri ortaya koyanlara (şöyle) vaat etmiştir: “Onlar için mağfiret ve aziym bir mükâfat vardır.” (A.Hulusi)

9 – Allah o iman edip Salih amelleri yapan kullarına şöyle va’d buyurdu; Hem mağfiret var onlara hem ecri azîm. (Elmalı)

Ve’adAllahulleziyne amenû ve amilus salihat Allah inanan ve iyi işler yapanlara, lehüm mağfiretün ve ecrun azıym; günahlarının affedileceğini ve muhteşem bir ödüle kavuşacaklarını vaat etmiştir.

Öyle değil mi dostlar, sınır tanımayan ilkeler, kimlik ve aidiyeti aşan ödüller getirir. Eğer o ilkelere yapışırsanız kimliğinize bakmaz, hangi zümreye mensup olduğunuzu sormaz. O ilkelere yapışana kimliğine bakmaksızın ödül verir. Yeter ki ilkeler karşısında dürüst davransın. Ama ben falancalardanım dersiniz. Lakin ilkelere yapışmazsanız, ilkeleri çiğnerseniz, sizin iddianızı ciddiye almaz Allah. Tersi olur yani.

10-) Velleziyne keferu ve kezzebu Bi ayatina ülaike ashabül cahıym;

 Hakikati inkâr edenlere ve (Esmâ’nın açığa çıkışı olan) işaretlerimizi yalanlayanlara gelince; işte onlar cehennem halkıdır. (A.Hulusi)

10 – Küfredip âyetlerimizi tekzip edenlere de şu: Onlar ashabı cahîm. (Elmalı)

Velleziyne keferu ve kezzebu Bi ayatina inkara sapan ve mesajlarımızı yalanlayanlara gelince; Mesajın devamı; ülaike ashabül cahıym; işte onlardır cehennemlik olanlar.

11-) Ya eyyühelleziyne amenüzküru nı’metAllahi aleyküm iz hemme kavmün en yebsütu ileyküm eydiyehüm fekeffe eydiyehüm anküm* vettekullah* ve alellahi fel yetevekkelil mu’minun;

 Ey iman edenler… Üzerinizdeki Allâh nimetini hatırlayın… Hani bir topluluk ellerini size uzatmaya (zarar vermeye) niyetlenmişti de, onların ellerini sizden çekmişti… Allâh’tan korunun! İman edenler, Allâh’a tevekkül etsinler (hakikatlerindeki El-Vekiyl isminin, gereğini yerine getireceğine iman etsinler). (A.Hulusi)

11 – Ey o bütün iman edenler! Anın Allahın üzerinizdeki o nimetini ki bir vakit size bir kavm el uzatmayı kurmuştu da o bunların ellerini size dokunmaktan menetmişti, siz hep Allaha korunun ve müminler yalnız Allaha dayansınlar. (Elmalı)

Ya eyyühelleziyne amenüzküru nı’metAllahi aleyküm siz ey iman edenler, hatırlayın Allah’ın üzerinizdeki nimetini..!

Bize sesleniyor ve diyor ki;

iz hemme kavmün en yebsütu ileyküm eydiyehüm fekeffe eydiyehüm anküm Hani bir toplum size el uzatmaya kalkışmıştı da onların elinden sizi kurtarmıştık.

Ayetteki literal anlam sanki bunun tarih içerisinde bir sebebe mebni olarak indiğini ihsas ediyor. Ki Batn-i Nahle olayı, ya da Gavres bin Haris adlı bir insanın başarısız suikastı dile getirilir bu konuda. Ama hiç biri de zamanlama olarak ta tutmuyor. Bu ayetin inişi onlardan söylenilen şu üç olaydan da çok sonra. Kaldı ki her zaman için geçerli olan bir mesaj.

 Allah bize hep rahmetiyle, hep lisanıyla muamele etti ve imanımıza uzanan elleri son kertede engelledi. Engelliyor, biz bunu görüyoruz. Biz müminler eğer imanımızın bedelini ödersek, imanımızın saadetini değil ukbada, dünyada dahi sürdüğünü görüyoruz. Onun için bu ayetin anlamının sadece tarihsel olaylarla sınırlamak mümkün değil.

 Vettekullah Yine o büyük levha açıldı. Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun.

ve alellahi fel yetevekkelil mu’minun; Ve müminler artık yalnızca Allah’a güvensinler. Yetmez mi..! eleysallahu bi kâfin abduhu Allah kuluna yetmez mi. Güvenilecek, tutunulacak, sığınılacak barınak arıyorsanız Allah yetmez mi. Eğer Allah yetmiyorsa size ne yeter.

12-) Ve lekad ehazellahu miysâka beni israiyl* ve beasna minhümüsney aşere nekıyba* ve kalAllahu inniy meaküm* lein ekamtümüs Salate ve ateytümüz Zekate ve amentüm Bi rusuliy ve azzertümuhüm ve akradtümullahe kardan hasenen leükeffirenne anküm seyyiatiküm ve leüdhılenneküm cennatin tecriy min tahtihel enhar* femen kefere ba’de zâlike minküm fekad dalle sevaes sebiyl;

 Andolsun ki Allâh, İsrailoğullarının sözünü aldı… Onlardan on iki temsilci bâ’settik… Allâh şöyle buyurmuştu: “Ben muhakkak sizinleyim… Salâtı ikame ettiğiniz, zekâtı verdiğiniz, Rasûllerime iman edip onlara yardımcı olduğunuz; Allâh’a karz-ı hasen ile borç verdiğiniz takdirde, kötülüklerinizi sizden silerim; elbette sizi altlarından nehirler akan cennetlere koyarım… Bundan sonra sizden kim hakikati inkâr ederse, gerçekten yolun ortasından sapmıştır.” (A.Hulusi)

12 – Celâli hakkı için ki Allah Beni İsrail’den misak almıştı ve içlerinden on iki nakıb göndermiştik ve Allah buyurmuştu: haberiniz olsun ben sizinle beraberim, celâlim hakkı için eğer siz namazı kılar, zekâtı verir ve Resullerime inanır, kendilerine kuvvetle yardım eder ve Allaha karzı hasenle ikraz muamelesi yaparsanız elbette tarafınızdan kabahatlerinizi kefaretlerim ve mutlak sizi altından nehirler akar Cennetlere korum, bundan sonra da içinizden her kim nankörlük eder küfre saparsa artık düz yolun ortasında sapmış, kendini zayi’ etmiş olur. (Elmalı)

Ve lekad ehazellahu miysâka beni israiyl* ve beasna minhümüsney aşere nekıyba İşte onlar arasından 12 lideri gönderdiğimiz zaman Allah İsrail oğullarından da kesin taahhüt almış, ve kalAllahu inniy meaküm ve buyurmuştu ki kuşkusuz ben sizinleyim. Sizinle birlikteyim. lein ekamtümüs Salate eğer salatı doğru dürüst eda ederseniz, ikame ederseniz.

Neden böyle bir ayete girdi, konuya girdi, diyeceksiniz hemen değişiverdi. Dedim ya bu ümmete en büyük mesaj; Ey ümmeti Muhammed siz de Müslüman olan ümmeti Musa gibi Yahudileşmeyin. Yani Allah’a verdikleri ahdi, sözü, sözleşmeyi bozanların başına ne gelmiş bakın da ona göre davranın demektir. Onun için daha önce alınmış, daha önce yapılmış bir sözleşmeye ihanetin ne getirdiğinden tarihsel bir örnek veriliyor.

lein ekamtümüs Salate ama önce yukarıda nakiyp var. Gözetici, araştırıcı, casus demek. Yine 12 rakamı var orada üsney aşer . Burada ayetteki 12 rakamı İslam kültür tarihinde adeta bir tabuya dönüştürülmüş. 12 imam geleneği biraz da buradan yola çıkarak oluşturulmuş. Bu konuda hadisler nakledilmiş. 12 nin kutsallığı adeta vurgulanmış. 12 rakamına bir kutsallık varilmiş. Oysa ben bunu bizim kültürümüzle, İslam kültürü ile değil de daha çok İsrail oğulları kültürü ile alakalı görüyorum.

lein ekamtümüs Salate eğer salatı doğru dürüst eda eder, salat dedim yani namaz denedim. Aynen korudum. Yahudilerin salatı ikamesi nedir ki. Ne ola ki. Bu, bu surenin 1. , 6. 7. ve bu ayetinde ki akit ve misakla doğrudan ilgilidir dostlar. Kuran dostları.

Buradaki salatı ikame. Namaz Allah’ın sembollerinden bir semboldür. Sembolize ettiği şey insanın varlığının eksenine Allah’ı almasıdır. Salatı ikame dine destek anlamına gelir aynı zamanda. Yani sembolik olarak kıldığınız namaz aslında dine desteğin sembolüdür. Allah’a imanı dine ve Allah’ın mesajına desteğin sembolize edilmiş halidir. Eğer namazı kılan bir insan Allah’a, peygamberine dinine ve mesajına destek vermiyorsa, namazla dalga geçiyor demektir. Kur’an ın ifadesinde olduğu gibi. Maun suresinde;

 Elleziyne hüm an Salâtihim sahun, Elleziyne hüm yuraun; Maun/5-6

Onlar namazı gösteriş olarak kılıyorlar, sırf şeklini eda ediyorlar demektir. Eğer desteğe dönüştürmüyorsa ki ben hemen ayet numaralarını vererek geçeyim;

[Ek bilgi; “HÛ” ki, sizi (oluşmuş benlik-bilinç) karanlıklarından Nûr’a (hakikat ilmi yaşamı) çıkarmak için size salât (tecelli) eder ve O’nun melekleri (Esmâ kuvveleri) de! Hakikatine iman etmişlere Rahîm’dir. Ahzap/43

“Kesinlikle Ben, evet Ben Allah’ım! Tanrı yok, sadece BEN! Bana (Esma özelliklerimi açığa çıkarma işlevinle) kulluk et! Beni hatırlaman için salâtı yaşa!” Taha/14

 Sana vahyolunan BİLGİ’yi (Kitap) oku, bildir; salâtı ikame et… Kesinlikle salât fahşadan (kendini beden kabulünün getirisi olan aşırı davranışlardan) ve münkerden (Sünnetullah’a ters düşüren şeylerden) uzaklaştırır… Elbette ki Allah zikri (hatırlanışı) Ekber’dir (Ekberiyeti hissettirir)! Allah ne hâlde olduğunuzu bilir. Ankebut/45]

 Hep bu ayetleri bu söylediğimle karşılaştırırsanız bu tefsirimin ne kadar isabetli olduğunu görürsünüz ki salat Kur’an da düğün anlamına Hud/87. ayetinde kullanılmış. Onun için salat insan varlığının en geniş anlamda Allah’a adanmasıdır.

 ve ateytümüz Zekate arınmak için karşılıksız yardımda bulunurlar. Evet, zekat, yani salat insanın varlığının Allah’a adanmasıdır demiştik değil mi? Zekat ta insanın mal varlığının Allah’a adanmasıdır. Malın ve varlığın. Hadise budur.

ve amentüm Bi rusuliy, onun için salat ve zekat çoğu yerde yan yana gelir. Devam ediyor ayet,

ve amentüm Bi rusuliy ve azzertümuhüm elçilerime de inanıp onlara arka çıkarsanız eğer, ve akradtümullahe kardan hasenen Allah’a da güveninizi ispat için gönüllü olarak bir borç verirseniz, aslında bu borç sadece Allah için borç vermek anlamını taşımaz, o da içinde var.

Niçin? “Allah için yapılan her şey Allah’a açılmış bir kredidir.” Ama Allah’ın size açtığı bir kredidir asıl. Allah size kredi açsın için siz Allah’a kredi açarsınız. Allah’ın sizin kredinize ihtiyacı yoktur fakat sizin Allah’ın kredisine ihtiyacınız vardır. Siz kul kadar açarsınız, Allah için hiçbir şeye yaramaz. Ama Allah, Allah kadar açar onun için sizin çok işinize yarar.

leükeffirenne anküm seyyiatiküm böyle yaparsanız ne olacak? Kesinlikle kötülüklerinizi örterim.

ve leüdhılenneküm cennatin tecriy min tahtihel enhar ve sizi içerisinden ırmaklar akan cennetlere koyarım.

femen kefere ba’de zâlike minküm içinizden her kim de bundan sonra inkar ederse, fekad dalle sevaes sebiyl; kesinlikle o doğru yoldan sapmış olur.

13-) Fe Bi ma nakdıhim miysakahüm leannahüm ve cealna kulubehüm kasiyeten, yuharrifunel kelime an mevadı’ıhi ve nesu hazzan mimma zükkiru Bihi, ve la tezalu tattaliu alâ hainetin minhüm illâ kaliylen minhüm fa’fü anhüm vasfah* innAllahe yuhıbbul muhsiniyn;

 Ahdlerini bozmaları ile onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık (anlayışlarını kilitledik)! Kelimelerdeki mânâları asıl anlamlarından saptırırlar. Uyarıldıkları hakikatlerden haz almayı unuttular… Pek azı hariç, onlardan daima hainlik görürsün… Onları affet, aldırma! Muhakkak ki Allâh ihsan sahiplerini sever. (A.Hulusi)

13 – Sonra bu misaklarını nakzettikleri içindir ki biz onları lânetledik ve kalplerini kas katı ettik, kelimeleri yerlerinden oynatarak tahrif ederler, ihtar edildikleri hakikatlerden hazz almayı unuttular, içlerinden pek azı müstesna olmak üzere onlardan daima bir hainliğe muttali’ olur durursun, yine sen onlardan affet ve aldırma, çünkü Allah ihsan edenleri sever. (Elmalı)

Fe Bi ma nakdıhim miysakahüm leannahüm ve cealna kulubehüm kasiyeten daha sonra sevgili dostlar akıbeti söylüyor.

Daha sonra ne oldu biliyor musunuz? Bu kesin taahhütlerini bozdukları için onları, yani Yahudileşen İsrail oğullarını rahmetimizden dışladık ve kalplerini katılaştırdık.

İsrail oğullarının Yahudileşmesine bir atıf ayet ve Muhammed ümmeti uyarılıyor. Allah ile sözleşmenizi bozmayın, Yahudileşirsiniz. Kalpleriniz katılaşır. Kalpleriniz katılaşırsa artık vicdanınızın sesini duymaz olursunuz. Vicdanının sesini duyamayan Allah’ın sesini, vahyin sesini nasıl duysun. Çünkü vicdan da bir vahiydir.

yuharrifunel kelime an mevadı’ıhi ne yapmışlar ondan sonra, artık kalpleri kararınca? Şimdi onlar kelimeleri bağlamlarından kopararak çarpıtıyorlar. Kelimeleri bağlamlarından koparmaya..! Nisa/46 da işlemiştim. Hermonotik tahrif yani yorum tahrifi yapıyorlar. Tahrip, doğrudan Kur’an ı tahrip etmek demek değildir. Vahyi, mesajı tahrip etmenin bir başka yolu da var. Yorumla tahrip edersiniz. Allah’ın kastetmediği bir manaya çekersiniz, Allah’ın kastettiği manayı da görmezden getirirsiniz, işte Yahudi tahrifi olur bu. Bugünkü yapılan tahrif genellikle budur.

ve nesu hazzan mimma zükkiru Bih Üstelik kendilerine hatırlatılan hakikatlerden bir kısmını da unutmuş durumdalar.

ve la tezalu tattaliu alâ hainetin minhüm illâ kaliylen minhüm Çok azı dışında hep onların ihanetine uğrayacaksın. En genel kural. Yaratıcısına verdiği söze ihanet edenin, insana ihanet etmemesi düşünülebilir mi? İşte burada da onu söylüyor. Ey Muhammed ve ey müminler, onlar Allah’a ihanet ettiler. Size ihanet etmelerine niçin şaşırıyorsunuz. Aynı şey bugünkü hainler için de geçerli. Allah’a ihanet edenlerin insanlara verdikleri sözü tutacaklarını sanıyor musunuz.

fa’fü anhüm vasfah İşine bak ve onları bağışla. innAllahe yuhıbbul muhsiniyn; Çünkü Allah güzel davrananları sever.

Umarım güzel davrananlar arasına bizi de katar ve umarım biz onu severiz o da bizi sever. Sevgiyi sevgiyle yaratan, insanı seven ve insandan sevilmeyi isteyen Allah, sevilmeye en layık olandır.

“Ve ahiru davana velil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Reklamlar
 
4 Yorum

Yazan: 29 Nisan 2011 in KUR'AN

 

Etiketler: , ,

4 responses to “İslamoğlu Tef. Ders. MAİDE SURESİ (1–13) (37)

  1. İsmail Adanalı

    14 Ağustos 2015 at 02:34

    İslamoğlu! Hidayeti gizleyenlerdensin! Maide suresi 3. Ayette “bugün dininizi kemale erdirdim. Sizin için din olarak islamı seçtim.” İfadesi gadir hum çölünde, peygamber efendimiz Allah Teala’nın emri ve rızası ile, kendinden sonra vasi ve insanların velisi olarak Ali ibn-i Ebu Talib’i A.S. biraktığı gündür. Yani İmam Ali’nin Allah Teala tarafından halifeliğinin insanlara bildirildiği gün indi bu ayet. Saçma sapan açıklama yöntemleri ile (emevi abbasi yöntemleri) yüzlerce kelimeyi bir araya getirip insanlara yutturma.!!! Sen 1400 sene yuttun diye doğru anlamına gelmez. Okumuşsun ama adam olamamışsın. Din öğrenmişsin ama islam dini değil. Emevi dayatmasının öğrencisisin. ebubekir ömerle bu ilahi emri görülmemiş bir küstahlıkla çiğnediler ve insanlardan sakladılar. Karşı gelenleri de cezalandırdılar. Bunlar buharinin müslimin ebu davudun tirmizinin ibni macenin kitaplarında yazılı. Sen anlaşılan ne kur’an ne de hadis kitabi okumuşsun. Emevilerin yazdığı şiir kitaplarını okumuşsundur kesin.

     
    • ekabirweb

      14 Ağustos 2015 at 19:03

      Merhaba, Bir defa baştan belirteyim ben Mustafa İslamoğlu değilim. Bu ithamlarınızı aslında ona yazmanız gerek. Hocam ne der bilmem ama sizin görüşlerinize katılmıyor ve mantıklı bulmuyorum. Açıklamalarınızdan anladığım kadarıyla Şii veya Alevi inancına sahip olduğunuz sonucunu çıkardım. Ben bilgim çerçevesinde Kur’an ın dili ile cevap vermeye çalışayım;
      1 – (Resûlüm!) Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir. (Kasas/56) (Yani hidayet kimsenin elinde, yetkisinde, tekelinde değildir.)
      2 – Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız. (Hicr/9)
      3 – Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. (En’am/38)
      4 – Muhammed, sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. Ama Allah’ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkiyle bilendir. (Ahzab/40)
      5 – Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. (Maide/67)
      5 – O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz. (Necm/3)
      6 – Allah’ın izni olmadan herhangi bir âyet getirmek ise hiçbir peygamberin haddi değildir. (Ra’d/38)
      7 – Peygamberlerin vazifesi, ancak açık-seçik bir tebliğden, ibarettir. (Nahl/35)
      8 – O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir. O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı, Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık. Sonra da onun şah damarını keser atardık. (Hakka/43-44-45-46)
      Maide/3 ayetinde Hz. Ali ye ait herhangi bir ibare yoktur. Eğer Hz. Peygamber, Kur’an’dan tek bir ayeti bile gizleseydi o zaman vahyin tamamını gizlemiş, dolayısıyla elçilik görevini yapmamış olurdu. Ayrıca Hz. Aişe’ye ait şu rivayet de bu gerçeği ifade eder. “Kim Muhammed’in Kur’an’dan herhangi bir şeyi gizlediğini iddia ederse Allah’a iftira etmiş olur ve o yalancıdır.” (Câmiu’l- Beyan)
      Bu bilgiler ışığında hala ikna olmamışsanız benim yapacağım bir şeyim yoktur. Esen kalın Allah’a emanet olun.

       
  2. salih

    31 Ekim 2016 at 11:01

    selam aleyküm 2 sorum olacak 1-maide 5 abdest ayeti değil dediniz.bu teyemmüm ayetidir.ve namaz bu ayet inmeden kılınıyordu dolayısıyla da abdest alınıyordu.peki abdest ayeti hangisi
    2,sorum. meallerde ve yukardaki meallarde de “…..yüzlerinizi,,ellerinizi ve ayaklarınızı yıkayın başlarınızı meşhedin…”benim burada takıldığım bir tane yüz olduğu halde yüzlerinizi niçin çoğul deniliyor,diğer uzuvları anladık eller ayaklar aki tane.ama yüzler derken ne kastediliyor,açıklarsanız memnun olurum

     
    • ekabirweb

      31 Ekim 2016 at 12:43

      Ve aleyküm Selâm ve berekâtuhu. Sorularınızı Mustafa hocaya yönlendirirseniz daha doğru cevap alırsınız. Ama sorulardan benim anladığımı sorarsanız onu yazayım. (Bahsedilen ayet Maide 5 değil 6 olacak.)
      1. sorunun cevabını zaten açık. “Bu ayet abdest ayeti diye yanlış olarak bilinir. Adlandırılır daha doğrusu. Bu isimlendirme yanlış.” Şeklinde YORUMLAMIŞTIR. Bu görüşe siz katılmayabilirsiniz. Mustafa Hoca sanırım “Daha önce de namaz kılındığı için abdest alınıyordu, abdest sonradan gelmedi zaten vardı, sonradan gelen Teyemmüm abdestidir, dolayısıyla bu teyemmüm ayeti olarak adlandırılması gerekir” diyor.
      2. sorunuz Yüzler ifadesinin kullanılmasının gerekçesinde İlk akla gelen Allah tüm inananlara hitap ettiği için çoğul kullanıyor olması. Ama yüz denilince sadece ağız burun göz ve yanaklar değil, kulak memeleri, saç üzeri, boyun, çene arası da kastedildiği için çoğul kullanılıyor diye düşünüyorum. Esen kalın Allah’a emanet olun.

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: