RSS

İslamoğlu Tef. Ders. EN’AM SURESİ (001-030)(44)

16 Haz

231

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim” 

BismillahirRahmanirRahıym

Rabbişrah liy sadriy;

Ve yessirliy emriy;

Vahlül ukdeten min lisaniy;

Yefkahu kavliy; (Taha 25-26-27-28) Göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi. Düğümü çöz dilimden ki anlasınlar beni.

Bu Kur’ani dua ile bugünkü dersime başlıyorum sevgili Kur’an dostları. Bugün muhteşem Kur’an ülkesinin yepyeni bir sitesini birlikte ziyaret edeceğiz. Bu site EN’AM ismini taşıyor. Bu isim; Büyükbaş hayvanlar, sığırlar anlamına geliyor. Ki bu sure ismini içerisinde yer alan 136 ve daha sonraki ayetlerde Mekke müşriklerinin bir takım hayvanlara kutsallık atfetmelerine, onları dokunulmaz kılmalarına, bir takım hurafeye dayalı inançlarla Allah’ın insan kullanımına sunduğu, helal kıldığı varlıkları insan kullanımının dışına taşımaya ma’tuf şirklerine, davranışlarına bir itiraz, bir eleştiri olarak gelen ayetlerden alıyor sure ismini.

Bu sure farklı bir takım görüşler olsa da Mekke döneminin son yıllarına ait bir sure. Bu farklı görüşler surenin tamamına ilişkin değil, surenin içerisinde birkaç ayetin Medeni yönünde olduğu görüşler ama ben surenin bir bütün olarak ki konusuna baktığımızda biz bunu anlıyoruz. Bir bütün olarak Mekke döneminin sonlarında indiğini düşünüyorum.

Sure de leyt motif, yani bir dip akıntısı gibi kendisini ele veren temel konu insan Allah ilişkisi. Birçok surede olduğu gibi. Ki bu ilişkinin tevhidi yansıması. Onun için sure Tevhidi işliyor ve tevhide aykırı davranışları kapsamlı bir biçimde eleştiriyor. İlle de bir kapıya adanması gereken, ya da adanacak olan insanoğluna, adanacağı gerçek kapıyı gösteriyor sure. Ki surenin en son ayetleri içerisinde yer alan ve biz Müslüman’lara andımızı öğreten; Kul; De ki; Ey Allah la ilişkisini düzeltmek isteyen, eşya ile ilişkisini düzeltmek isteyen, kendisi ile ilişkisini düzeltmek isteyen insan. De ki; inne Salatiy tüm talebim salât, -kelime anlamı olarak talep, istek, dua, arzu anlamına gelir.- tüm talebim, tüm arzum, tüm isteğim, ve Nüsükiy ve tüm ibadetlerim, ve mahyaye ve mematiy tüm hayatım ve ölümüm, Lillahi Rabbil alemiyn; (En’am/162) Alemlerin rabbi olan Allah’a armağan olsun.

İşte bu ilahi andı bize içirerek kapanır bu muhteşem Kur’an sitesinin kapısı. Onun için bu ayet, berceste ayet eğer tabirim caizse, bu berceste ayet aynı zamanda tüm bir surenin dip akıntısını veriyor. Şimdi sureye geçebiliriz.

BismillahirRahmanirRahıym

1-) Elhamdu Lillahilleziy halekas Semavati vel Arda ve cealez zulümati venNur* sümmelleziyne keferu Bi Rabbihim ya’dilun;

Hamd; semâlar ve arz’ı yaratan, karanlıkları (bilgisizlikler) ve Nur’u (ilmi) oluşturan Allâh’a aittir… Öte yandan, hakikati inkârda ısrar edenler, (varsandıkları dışsal tanrılarını) Rablerine (hakikatlerindeki El Esmâ mertebesine) denk tutarlar (bunun sonucunda da şirk ortaya çıkar)! (A.Hulusi)

001 – Hamd o Allahın hakkıdır ki Gökleri ve yeri yarattı zulmetleri ve nuru yaptı, sonra da Hakkı tanımayanlar bunları kendilerini yaratana denk tutuyorlar. (Elmalı)

Elhamdu Lillahilleziy halekas Semavati vel Arda ve cealez zulümati venNur Her tür övgü gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. Sümmelleziyne keferu Bi Rabbihim ya’dilun; Buna rağmen hakikati inkar edenler rablerine eş ilahlar olduğunu düşünürler.

Surenin mesajına girerken yer alan bu ayet, aslında surenin bir bütün halinde insana ilettiği mesajı da bünyesinde taşıyor ve diyor ki, göklerden ve yerden, karanlıklar ve aydınlığın yaratıcısından söz eden ayet diyor ki; Allah’tan bağımsız bir alan yoktur. Allah’tan bağımsız bir alan tasavvur edemezsiniz. Bırakınız aydınlığı, karanlığı dahi Allah’tan bağımsız düşünemezsiniz.

Bu aynı zamanda Zerdüştlüğün temelini de oluşturan ama o bölgede de Kur’an ın indiği bölgede de yer tutan bir takım ikilikli, yani düalist inançlara reddiyedir. Bu düalist inançlar, iyilik tanrısı ve kötülük tanrısı diye varlığı ikiye ayırmışlardı. Kötülüğün yaratıcısını Zerdüştlükte Ehrimen, iyiliğin yaratıcısını ahura Mazda olarak bilirlerdi. Farklı formlar adı altında bu inanç farklı coğrafyalarda bir takım salikler, mensuplar edinmişti. Bölgede de edinmişti.

Burada söylenmek istenen şu Allah’tan başka bir fail yoktur. Bu manada siz hayatı, varlığı ikiye ayıramazsınız. Peki, Aslında karanlığı nasıl açıklayacağız burada? Burada karanlığı tabiatına bakarak açıklayacağız. Işığın, aydınlığın ve karanlığın rabbi olması şu demektir. Varlığın da, yokluğun da rabbidir. Sizin için yok gibi gelen alemlerin de rabbidir.

Haddizatında hiçbir şeyi ondan bağımsız değerlendiremezsiniz. Yoksa karanlığa, batıla, küfre, imansızlığa müstakil bir varlık çizmiyor bu ayet. Bu anlama gelmiyor. Çünkü karanlığın kaynağı yoktur, aydınlığın kaynağı vardır. Karanlık diye bir şey aslında yoktur.

Nasıl yoktur? Karanlık aydınlıkla tanımlanır. İşte onun için bir tek kaynağı vardır varlığın. Karanlığın kökü olsaydı, kaynağı olsaydı o zaman karanlığın ayrı bir yaratıcısı olması gerekecekti. Ama kaynağı olmaz ki karanlığın. Işığın kaynağı olur.

 Peki karanlık ne? Karanlık diye bir şey yok. Karanlık, ışığın yokluğu halidir. Işık yoksa işte o duruma karanlık deriz. Yani karanlığı tanımlamak için bile ışıktan hareket etmek zorundayız. Işıktan hareket etmeden karanlığı tanımlayamazsınız, anlayamazsınız. Onun için deriz ki; Işığın yokluğudur. Yine ışıktan hareket ediyoruz.

İşte küfür, karanlığın yüreğe yansımış halidir. İşte batıl, karanlığın, hakkın karşısındaki tezahürüdür. İşte kötü, dalalet, sapıklık hakikatin karşısındaki, hidayetin karşısındaki  karanlık formlarıdır. Yani hidayetin yokluğu halidir dalalet. İmanın yokluğu halidir küfür. Onun için imanın olduğu bir yerde küfür durmaz. Tıpkı ışığın olduğu bir yerde karanlığın durmadığı gibi. Bu nedenle varlığın kökeni tektir. Işıktan yola çıkarak anlarız karanlığı. İyiden yola çıkarak anlarız kötüyü, güzelden yola çıkarak anlarız çirkini, hakk tan yola çıkarak anlarız batılı. İmandan yola çıkarak anlarız küfrü. Burada söylenmek istenen bu ebedi ve ezeli, çağlar ve zeminlerde değişmeyen hakikattir.

Aynı zamanda bu ayet Resulallah’ın bu ayetlerin indiği dönemdeki ruh halini de yansıtıyor. Ruh haritasını da çiziyor. Unutmayın Mekke döneminin sonundayız. Artık ayrışma noktası. Artık bir dönemin bitip bir başka dönemin başlama noktası. Artık muhalefetten iktidara geçiş noktası. İktidarın eşiğinde bir peygamber. Ama acının da zirvesinde. Kendi halkı tarafından boğulmaya çalışılan bir nebi. İşte böyle bir ruh haritasını çiziyor ve nebinin ruhuna bir efilti, bir rahatlık sağlayan ayetler bunlar.

Aynı zaman da geleceğe de bir atıf. Nebi’ye söylenen şu; Onlar yok hükmündedirler. Onlar karanlıktır. Sen ışıksın. Sen doğunca onlar yok olacaklar. Göreceksin.

Hakikaten de öyle olmadı mı? Mekke’nin ufuklarında Muhammed AS. doğduğunda, o kendisini ülkesinden göz yaşları içerisinde kovalayan insanlar, çok geçmeden birkaç ay içinde hiç yok gibi olacaklardır ve bölgede şirkin adı kalmayacaktır ve hala adı kalmamıştır. Karanlıktı, bir kez gömüldü ve bir daha da çıkamadı. Bu işte ışığın gücünü gösteriyor. Eğer güçlü bir biçimde aydınlatırsanız, eğer imanın nurunu taşa, toprağa, yüreğe, zihne ciddi bir biçimde kazırsanız, bu sadece  kazıdığınız nesille sınırlı kalmaz, nesilden nesile. Coğrafyadan coğrafyaya akar, genişler ve çoğalır.

2-) “HU”velleziy halekaküm min tıynin sümme kada ecela* ve ecelün müsemmen ındeHU sümme entüm temterun;

“HÛ” ki, sizi tıynden (su ve toprak elementleri) yarattı; sonra bir ecel (bedenle yaşam süreci) hükmetti… Belirlenmiş yaşam süreci O’nun indîndedir… (Bütün bunlardan) sonra hâlâ şüphe ediyorsunuz. (A.Hulusi)

002 – O, o hâlıktır ki sizi bir çamurdan yarattı, sonra bir eceli bitirdi bir ecel de nezdinde müsemmâ, sonra da siz daha şübhe ediyorsunuz. (Elmalı)

“HU”velleziy halekaküm min tıynin sümme kada ecela O’dur sizi balçıktan yaratan, sonra bir ömür tayin eden. ve ecelün müsemmen ındeHU yalnızca onun bildiği bir ömür.

Buradaki ömür tefsire muhtaç. Ecel. Bir çok müfessir, bakıyorum tefsirlere Ki bu tefsiri yaparken yaklaşık 42 tefsirden yararlanıyorum. Ama bazen hiçbiri ile ikna olmayıp kendi tefsirimi yapmak zorunda kaldığım bir çok ayet oluyor. Onun için bu ayete de baktığımda kadim tefsirlerin hemen tamamı, ferdin, bireyin ölümüne ilişkin olarak anlamış. Tabii bunun karşısında görüşler de var ki aslında o görüşler daha tutarlı. Kitabi inden itibaren, sanırım Katade’den gelen, yine Ebu Müslim El-Isfahani den gelen farklı görüşler.

Ben burada ki ecelin fert eceli ile, birey eceli ile hiç alakası olmadığını görüyorum. Çünkü ayet bireyle ilgili değil. HU”velleziy halekaküm min tıynin O’dur sizi balçıktan yaratan diye başlıyor. Sizden kasıt bir fert değil burada insan soyundan söz ediliyor burada. Yeryüzünde ki insan varlığından. Onun için burada ki ecel de yeryüzünde ki insan varlığının sonu. Ona delalet ettiğini düşünüyorum ben buradaki eceli. Onun için bu manada okursak yeryüzündeki insan varlığının sonu yalnızca O’nun bildiği bir ömürle mahduttur.

sümme entüm temterun; Fakat hala şüphe içinde bocalıyorsunuz.

Tabii bununla söylenmek istenen nedir? Ey insan yeryüzündeki varlığın sonsuz değil. Ebedi değil. Yeryüzünde ki varlığın ebedi değilse insan soyunun varlığı, senin varlığın hiç değildir. O soy içerisinde sadece bir kişisin. Soyun bile ebedi değil. Ya neye karşı böbürleniyorsun. Yeryüzünde insan varlığını insan, Allah’a borçludur. Varlığını dahi borçlu olduğun Allah’a nasıl küstahça davranıyorsun. İşte söylenmek istenen bu.

3-) Ve HUvAllahu fiys Semavati ve fiyl Ard* ya’lemü sirraküm ve cehreküm ve ya’lemü ma teksibun;

“HÛ”dur Allâh, semâlarda ve arzda… Bilir özünüzdekini de, açığa çıkardığınızı da! Bilir (Yaptıklarınızla neler) kazanmakta olduğunuzu da! (A.Hulusi)

003 – Halbuki o Göklerde de Allah yerde de, sizin içinizi de bilir, dışınızı da, daha ne kesbedeceksiniz onu da bilir. (Elmalı)

Ve HUvAllahu fiys Semavati ve fiyl Ard ve tam söyleyeceği sözü getirdi Kur’an. Oysa O, göklerinde yerinde Allah’ıdır. Net bir biçimde mana verdim. Aynen. O Göklerinde yerinde Allah’ıdır.

Buna yakın formlarda çok ayet gelirde bu kadar açık ayet sadece burada gelir. Göklerinde yerinde Allah’ıdır formuyla. Neden böyle? Böyle bir formda bir cevap gelmesi için daha önceden bir tereddüdün, bir sorunun sorulmuş olması, bir problemin olması lazım. O problemi gelen cevaptan çıkarabiliriz. O problem göklerin Allah’ısın buna inanıyoruz da yerlerin Allah’ı olduğun konusunda kuşkumuz var diyen birileri var. İşte onlara bir cevap. O sadece göklerin değil, yerin de Allah’ıdır. Yani sadece sizin varlığınızı ortaya çıkarmakla, sizi yaratmakla kalmadı. Siz, yarattıklarını aynı zamanda yönetme, aynı zamanda terbiye etme hakkını da kendisinde taşıyor. Onun için Allah Fa’al bir Allah’tır. Yani sürekli iş başında;

..külle yevmin HUve fiy şe’n; (Rahman/29)

Sürekli iş başında bir Allah’tır. Yani sofistlerin tanrısı gibi emekli olmuş bir Allah değildir. Sürekli iş başındadır. Onun için fa’alün lima yüriyd; (Hud/107) İstediği gibi davranmaya devam ediyor. İstediğini yapmaya devam ediyor. Bu çok önemli. Onun için müşrikler Allah inancına sahip idiler. Allah’a iman ederlerdi ama onları müşrik yapan şey uzak bir Allah inancıydı.

Hayattan Allah’ı dışladığınızda, yaratıcıyı dışladığınızda, yaratıcıdan bağımsızlaştırdığınız yere, yeni bir yaratıcı bulmak zorundasınız. İşte şirk böyle çıkar ortaya. Şirkin süreci şöyle gelişir. Üç süreç vardır.

1 –  Önce bir alanı yaratıcıdan bağımsızlaştırırsınız. Birinci adım budur şirkte. Bir alanı yaratıcıdan bağımsızlaştırırsınız, yani Allah’ın bu alanla ne alakası var dersiniz. Oranın Allah’la olan ilgisini kesersiniz. Tasavvurunuzda tabii, gerçekte kesemezsiniz. Tasavvurunuzda.

2 – Ondan sonra 2. adımı atar böyle bir şirk düşüncesi. Bu 2. adım nedir? Allah’tan bağımsızlaştırdığı alana müdahale edecek birini atamak. Onu düşünür.

3 – Bu adım zaten kendisi gelir, o müdahale edecek birini atadıktan sonra ona ilahlık vasfı yakıştırır artık. Artık o, o alanın tanrısıdır. Tabii ki tasavvurda, gerçekte yok.

İşte bu insanın kendi kendisini aldatışının zirvesidir ve Allah bu suçu affetmiyor. Çünkü insan kendi kendisine karşı işliyor bu büyük cinayeti. Görüyorsunuz, ve bu cinayeti işlerken yaratıcısına ihanet ediyor, kendisine ihanet ediyor ve eşyaya ihanet ediyor. Bu varlığa ihanet ediyor.

ya’lemü sirraküm ve cehreküm gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir. ve ya’lemü ma teksibun; dahası bütün işlediklerinizin farkındadır.

4-) Ve ma te’tiyhim min ayetin min ayati Rabbihim illâ kânu anha mu’ridıyn;

Onlara Rablerinin işaretlerinden (inzâl olmuş veya açıkta olan) bir delil gelmez ki, ona sırt çevirmesinler! (A.Hulusi)

004 – Böyle iken onlara ondan yüz çevirmiş olmasınlar. (Elmalı)

Ve ma te’tiyhim min ayetin min ayati Rabbihim illâ kânu anha mu’ridıyn; ne zaman rablerinden bir ayet gelmişse ondan yüz çevirmişlerdir.

Aslında küfrün kadim tabiatını ele veren ayet bu. Küfrün yeni bir şey olmadığını, inkarın da bir geleneği olduğunu, onun için bu ayete muhatap olan insanlar içinden bu ayetin taşıdığı mesajı inkar eden insanların çok orijinal bir şey yapmadığını ima ediyor. Yani siz ilk değilsiniz. Küfrün de bir geleneği var. Onun için yaptığınız da hiç orijinal bir şey değil. Ve tabii ki küfrün bir geleneği varsa, geçmişteki, küfrün başına geleceklerde, gelmişlerde vardı, onu da benden dinleyin diyor Kur’an.

Ve ma te’tiyhim min ayetin min ayati Rabbihim illâ kânu anha mu’ridıyn; Ne zaman rablerinden bir ayet gelmişse ondan yüz çevirmişlerdir.

5-) Fekad kezzebu Bil hakkı lemma caehüm* fesevfe ye’tiyhim enbaü ma kânu Bihi yestehziun;

Şimdi de, kendilerine Hak olarak geleni yalanladılar! Fakat alay etmekte olduklarının (ne olduğunun) haberleri yakında onlara gelecek. (A.Hulusi)

005 – İşte en belli hak geldiği zaman da kendilerine yalan dediler, fakat yakında onlara ne ile istihza etmekte olduklarının haberleri gelecek.(Elmalı)

Fekad kezzebu Bil hakkı lemma caehüm ve kendilerine gelen hakikati yalanlamışlardır. fesevfe ye’tiyhim enbaü ma kânu Bihi yestehziun; Yakında onlar alay ettikleri şeyin ne olduğunu acı bir biçimde öğrenecekler. Demek ki küfrün tezahür biçimlerinden, değişmez tezahür biçimlerinden biri alaydır.

        Dört tezahürü vardır küfrün;

1 – Hakikat karşısında suskunluk. Bu hakikati görmezlikten gelme tavrıdır. Bu birinci tavırdır.

2 – İkinci tavır, hakikatle alay. Onu hafife alma, onu küçümseme ve dalga geçme. Küfrün ikinci tavrı budur.

3 – Hakikate karşı saldırı, yani onu taciz etme, onu yıldırma, onu savunanları yıldırma.

4 – Hakikatin varlığını hedef almak. Hakikatin varlığına nişan almak ve onu yok etmeye kalkışmak. Yok edilemeyecek, yok edilmesi mümkün olmayan gerçeği yok etmeye kalkışmak. Gerçeği yok etmeye kalkışan kendisi yok olur. Tarih bunun bir çok örneğine şahittir.

Onun için işte burada hakikate karşı inkarın o klasik dört tavrından bir tanesini görüyoruz; alay. Neden alay ederler hakikate karşı? Alay gerçekte alay eden insanın özü itibarıyla kendisini ciddiye almayışından kaynaklanır. Yani hakikatle alay eden bir insan, kendi gerçeğini ciddiye almıyor demektir. Peki sonuç nedir böyle bir alayda? Hakikatle dalga geçen bir insan kendisiyle dalga geçiyor demektir. Kendisini tahkir ediyor, kendisini alaya alıyor demektir. Bu da insanın kendi kendisine yaptığı büyük bir zulümdür. Kendisini ciddiye almayanı Allah neden ciddiye alsın.

Onun için tarih boyunca küfrün tezahürlerinden biri olan alayı, bu ayetlerin indiği sırada müşrikler, Mekke ticaret toplumu da kullanıyormuş vahye karşı. O sebeple vahit indiği ilk üs olan, vahiy üssünün ilk merkezi olan Resulallah’a diyor ki; Hiç garip karşılama bunu. Daha önceki geleneğin bir devamıdır bu. Onun için onlar alay ede dursunlar, onların alayları kendilerini gelip yakalayacaktır. Diyecektir hemen oraya geçelim.

6-) Elem yerav kem ehlekna min kablihim min karnin mekkennahüm fiyl Ardı ma lem nümekkin leküm ve erselnesSemae aleyhim midrara* ve cealnel enhare tecriy min tahtihim feehleknahüm Bi zünubihim ve enşe’na min ba’dihim karnen ahariyn;

Görmediler mi ki, onlardan önce nice nesilleri helâk ettik… (Üstelik) onları, size vermediğimiz bir şekilde, yeryüzünün verimli topraklarına yerleştirmiş; semânın nimetlerini üzerlerine irsâl etmiş ve nehirleri altlarından akar hâle getirmiştik… (Hâl böyle iken) onları suçlarından ötürü helâk ettik! Onlardan sonra başka bir nesil inşa ettik. (A.Hulusi)

006 – Görmediler mi önlerinde kaç karın helâk ettik, bu yerde onlara size vermediklerimizi vermiştik ve üzerlerine Semayı bol bol salıvermiştik, ırmakları ayaklarının altından akar bir hale getirmiştik, öyle iken onları günahlarıyla helâk ettik de arkalarından yeni bir karın olarak başkalarına neş’et verdik. (Elmalı)

Elem yerav kem ehlekna min kablihim min karnin kendilerinden önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmezler mi..!

İlginçtir sevgili dostlar Kur’an bu uyarılarla uyardığı Mekke ticaret toplumunu, aslında bildikleri bir şeyle uyarmaktadır. Çünkü bölgenin insanı ticaret yaptığı için, sürekli ticaret yolları üzerinden gelip geçmektedirler. Ve ilginçtir onların ticaret yolları üzerinde geçmişte Allah’ın gazabına uğramış Semud kavmi Ad kavmi ve Lut kavmi bulunmaktadır. Yemen’e ticaret yaparlar, Suriye ile ticaret yaparlar, Filistin’e ve oradan Mısır’a ticaret yaparlardı. Bu 3 yol üzerinde belaya uğramış 3 örnek. Onun için Kur’an, görmez misiniz diyor, görmezler mi..! Gözleri ile görüyorlar belaya uğramış o toplumların kalıntılarını.

Aslında bu ille de çok olağanüstü bir bela olması gerekmiyor. Geçmiş uygarlıkların kalıntıları insana ibret verecek en büyük ders aracı değil mi..1 Bakın şu İstanbul’un surlarına, bu surları yapan adamlar hiç inanırlar mıydı bir gün surları yaptıkları, kendilerine karşı sur yükselttikleri insanları ezanları, bu surların dinleyeceği minarelerle komşu olsun. Bunu hesaba katmazlardı.

Allah bunu hatırlatıyor. Sosyal bozulmaya uğrarsanız, Allah’a karşı savaş açmaya kalkarsanız, kalıntılara bakmanız yeterli. Hiç bitmeyecek sandığınız iktidarınızın yerinde nasıl yeller estiğini onlara bakarak görebilirsiniz. Onlar da imparatorluktu, siz nesiniz ki..! Sizden önce ne imparatorluklar geldi geçti. Ne uygarlıklar kuruldu yeryüzünde. Ama bazılarının ismi dahi bilinmiyor. Bir çoğunun yerinde yeller esiyor. Bazıları sadece müzede geziyor. Onun için ibret alın. Bu yeterli aslında.

mekkennahüm fiyl Ardı ma lem nümekkin leküm onları, sizi yerleştirmediğimiz verimli yurtlara yerleştirmiştik. ve erselnesSemae aleyhim midrara üzerlerine semadan mütemadiyen rahmet göndermiştik. ve cealnel enhare tecriy min tahtihim ayaklarının altından çağlayan ırmaklar var etmiştik. feehleknahüm Bi zünubihim ve enşe’na min ba’dihim karnen ahariyn; Sonunda onları günahlarından dolayı helak ettik ve onların yerine başka nesiller inşa ettik.

Evet, ayette geçen karn birkaç manaya birden gelir. Hem zaman, hem o zamanda yaşayan nesiller, kuşaklar anlamına gelir. Ama en geniş anlamı bence uygarlıklardır. Uygarlıklar. Ne uygarlıklar geldi geçti yeryüzünden. Onun için içinde yaşadığınız bu insan neslinin ömrü içerisinde, insan destanının ömrü içerisinde çok kısa zamanlara tekabül eden 250 – 300 yıl gibi kısa zamanlara tekabül eden batı uygarlığı karşısında neden böyle yerlere yatıyorsunuz. Neden böyle teslimiyetçi bir tavır çiziyorsunuz. Bir gün onun da yerinde yeller estiğini göreceksiniz, ya da sizden sonrakiler görecek. O halde tavrınızı neden o gelip geçici olana göre ayarlıyorsunuz da, kalıcı olana göre ayarlamıyorsunuz. Kalıcı olan insanlığın değişmez değerleri olan İslam’ın ilkeleridir. Geçici uygarlıkların sahte değerleri değil.

Aslında benim dikkat çekmem gereken, belki benim dikkatimi Kur’an ın çektiği yer neresi biliyor musunuz. Yani bu ayetleri siz okuduğunuzda en dikkat çekici yanı nedir diye bana sorsaydınız, Benim dikkatimi en çok çektiği yer şu. İnsan varlığını anlamlandırırken Kur’an, insana ne kadar geniş bir bakış açısından bakıyor. Ne kadar müthiş bir perspektiften bakıyor. Ben buna şaşıyorum. Hiçbir insan kendi hayatını düşünürken bu kadar geniş bir perspektiften bakamaz. Ancak Allah insana hatırlatır. Çünkü tüm insan varlığını başından sonuna gözünüzün önüne getiriyor ve küçük düşünmememiz gerektiğini, küçük şeylere üzülüp, küçük şeylere sevinmememiz gerektiğini ve kendi özel hayatımız hakkında bir karar verirken insanın yeryüzünde ki var oluşunu, geçmiş uygarlıkların başından geçenleri ve yine insandan sonra bir hayat olduğunu hiç aklımızdan çıkarmamamız gerektiğini öğretiyor.

Ben bu muhteşem geniş bakış açısını, Kur’an i perspektifi gerçekten hayran olunacak en büyük nokta olarak görüyorum. İnsana bundan daha muhteşem bir bakış açısını hangi metin verir ki.

7-) Ve lev nezzelna aleyke Kitaben fiy kırtasin felemesuhu Bi eydiyhim lekalelleziyne keferu in hazâ illâ sıhrun mubiyn;

Biz sana kâğıtta (yazılı) bir bilgi indirmiş olsaydık da, ona elleriyle dokunmuş olsalardı; o hakikat bilgisini inkâr edenler elbette yine de: “Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir” derlerdi. (A.Hulusi)

007 – Sana kâğıt üzerinde yazılmış olarak bir kitap indirseydik de onu elleriyle yoklasaydılar her halde o küfürlerinde ınad edenler yine diyeceklerdi ki «bu: apaçık bir sihirden başka bir şey değil». (Elmalı)

Ve lev nezzelna aleyke Kitaben fiy kırtasin felemesuhu Bi eydiyhim eğer sana yazılı bir metin indirseydik ve ona elleri ile dokunmuş olsalardı dahi, demek ki böyle bir talep belirmiş toplumda. Yazılı bir metin. Oysa ki Kur’an yazılı bir metin olarak inmedi. Hatırlayın Kur’an sözlü bir mesajdır. Peygamberin yüreğine ilka olunmuş sözlü bir mesajdır. Yazıya sonradan aktarıldı. Ama diyor eğer böyle bir metin olarak inmiş olsaydı da ona elleri ile dokunsalardı, lekalelleziyne keferu in hazâ illâ sıhrun mubiyn; ne derlerdi? İnkarda direnenler ısrarla; “ bu apaçık sihirden başka bir şey değildir” derlerdi.

Görüyorsunuz değil mi, küfrün tabiatı hiçbir çağda değişmiyor. Yine görüyorsunuz değil mi inkar, önyargıların en katısı, en mantıksızı en korkuncu. Onun için inkarcının ön yargısı gerçektende yeryüzünün en sert madeninden daha katı bir duvardır. İnkarın kendisi bir önyargıdır dostlar. Onun için münkirin Allah’ın kelamından anladığıyla, müminin Allah’ın kelamından anladığı hiçbir zaman aynı olmaz.

Şöyle bir soruyu sormak hakkınız. Peki inkar ön yargıdır da iman önyargı değil midir? Hakkınız. Hemen cevap vereyim. İman ön bilgidir, önyargı değil. Kur’an ın istediği iman bilgisiz olmuyor zaten. Onun için iman bir ön bilgidir. Önyargı değildir. İmansızlık bir önyargıdır. Çünkü küfür cehalete dayanır, iman bilgiye. Marifet olmadan iman olmaz. Marifet, tanımadan bir şeye inanmamaktır aynı zamanda. İnandığınızı tanımaktır, bilmektir. Onun için iman bir önyargı değildir, ön bilgidir. İman üzerine kurulursa vahyi anlama mantığı, işte o zaman doğru bir zemin üzerinde yükselmiş olur. İnkar üzerinde vahiy anlaşılmaz, bilmem anlatabildim mi.

😎 Ve kalu lev la ünzile aleyhi melek* ve lev enzelna meleken lekudıyel emru sümme la yunzarun;

“Onun üzerine (göreceğimiz gibi) bir melek indirilmeliydi” dediler… Eğer (öyle) bir melek inzâl etseydik iş bitirilmiş olurdu! Sonra da bir an bile mühlet verilmezdi. (A.Hulusi)

008 – Bir de «şunun üzerinde bir Melek indirilse de görsek a» diyorlar eğer öyle bir Melek indirse idik her halde iş bitirilmiş olur, kendilerine bir ân bile göz açtırılmazdı. (Elmalı)

Ve kalu lev la ünzile aleyhi melek bir de ona bir melek indirilseydi ya derler. Talepleri bitmedi, bu bir metin olarak indirilip ellerimizle dokunsaydık ta diyorlar, ona cevap verdi. Hiçbir şey değişmeyecekti diyor peygambere. Aslında bu mesaj müminleredir. Bu talebi yapanlara değil. Küfrün tabiatını anlayın artık ey müminler. Yani onlar sizden absürt şeyler, olağan dışı şeyler istiyorlarsa bu ikna olacakları yönünde bir çıkış olmayacak. Yani bununla onların ikna olacağını sanmayın.

Niçin sanmayın? Bilgi ile ikna olmayan bilgi dışı şeylerle ikna olur mu? Yani onlar vahy kendilerine, kendileri hakkında bilgi sunuyor. Vahyin amacı insanın mutluluğudur. Vahiy Allah’a tanıtmaz, vahiy, insanı insana tanıtır. Vahyin tabii içinde Allah’ın tanıtımını yapan ayetler vardır, yer alır. Ancak vahiy bütün halinde konusu Allah değildir. Vahyin bir bütün halinde konusu insandır. Onun için de sizi size tanıtıyorken vahiy; siz bununla yetinmiyorsunuz, olağan dışı şeyler istiyorsunuz. Bu şu anlama geliyor; siz aklınızla ve iradenizle hareket etmiyorsunuz. Çünkü aklınıza hitap eden vahyi bir tarafa bırakıp hissinize hitap eden bir takım olağanüstü şeyler arıyorsunuz. O zaman ne olacak? Gelecek devam edelim.

ve lev enzelna meleken lekudıyel emru sümme la yunzarun; ama eğer melek indirmiş olsaydık, iş bitirilmiş olurdu ve daha da fırsat tanınmazdı. Hatırlayın daha önce tefsir ettiğimiz surelerde de yer alan bir uyarıdır bu. Aynı zamanda daha sonra tefsir edeceğimiz Ra’d gibi, Yunus gibi, Yusuf gibi surelerde de sık sık yer alacak uyarılardır.

Nedir burada söylenen? Melek gelse yine inanmazlardı. Biraz önce söylediğim gerekçelerle. Bu kez ilahi yasa gereği erteleme yapılmaksızın ceza infaz edilirdi. Çünkü istenen mucizeler verildiği anda ceza da mucizenin ekine ilave edilerek gönderilir. Ceza mucizenin faturasıdır. Evet, İnanmadıkları anda kesilmiştir fatura geri dönmez. Lut Kavminin başına gelene bakın. Salih kavminin başına gelene bakın, Ad ve Semud kavimlerinin başına gelene bakın. O zaman anlarsınız. O sebeple peygamberler genelde toplumlarının mucize istemelerine karşı uyarılırlar.

Bu örnekleri Resulallah bildiği için ısrarla mucize istemelerinin önünde durdu. Çünkü onların kendi kendilerini helak etmelerini istemiyordu. Yani başta mucize indirilmesine Resulallah karşıydı. Biliyordu ki onların helakine yol açacak bu. Onun için onların nesillerinden belki iman eden birileri gelir ümidinde idi ve mucize indirilince de arkasından ceza faturasının kesilip indirilip indirileceğini bildiği için Resulallah mucize taleplerine hep karşı çıktı ve Kur’an da zaten bu uyarıyı sık sık yaptı.

9-) Ve lev cealnahu meleken lecealnahu racülen ve lelebesna aleyhim ma yelbisun;

Eğer O’nu (Rasûlullah a.s.) bir melek kılsaydık (görebilmeniz için) O’nu gene de bir erkek sûretinde yaratırdık… Onları yine (içine) düşmüş oldukları şüpheye – ikileme düşürürdük (de “Bu bizim gibi bir beşer” derlerdi). (A.Hulusi)

009 – Kendisini bir Melek kılaydık yine onu bir er kılacaktık ve düşmekte bulundukları şüpheye onları yine düşürecektik. (Elmalı)

Ve lev cealnahu meleken lecealnahu racülen Onu bir melek yapmış olsaydık, yine de onu adam kılığında gönderirdik. Belki ondan kasıt peygamber. Yani bize bir insan peygamber yerine bir melek peygamber gelmeli değimliydi sorusunun cevabı. Diyor ki Kur’an, onu bir melek yapmış olsaydık, yine de adam kılığında gönderirdik. Racülen, kelime anlamı olarak hem erkek, hem er kişi, kadını da erkeği de içine alan yiğit anlamına gelir. Yani galibiyet kuralı ilkesince de daha çok cinsiyet ifade etmeden kullanılır mecazi olarak. Yani insan anlamına kullanılır. Ama tabii ki içinde literal anlam olarak cinsiyet ifadesi de vardır, bu da bir göndermedir. Müşriklerin yamuk bir inancına gönderme.

Onlar melekleri Allah’ın kızları olarak görürlerdi. Oraya bir atıf yapıyor ince bir nükte bu. Ama söylemek istediği şey bambaşka. Diyor ki, gönderseydik yine de insan suretinde gönderirdik.

ve lelebesna aleyhim ma yelbisun; Böylece onları şimdi içine düştükleri şaşkınlığa yine düşürürdük. İşte asıl vurgulanmak istenen nokta bu. Nasıl? Mantıklı bir itiraz getiriyor Kur’an. İlahi kelam, insan aklına hitap ediyor sevgili Kur’an dostları. İnsan aklına. Bakınız, aklınıza Allah’ın hürmeti var, iradenize Allah’ın saygısı var. Kendi yarattığı iradenize ve burada dikkat çekiyor, mantıki çelişkiye, diyor ki;

Melekler yasa gereği insan suretinde gelecekti. Çünkü kendi asli suretinde gelse idi hiç göremezdiniz. Onlar insan gözünün göremeyeceği, algılamayacağı farklı bir düzlem yaratıkları. Eğer gelselerdi dahi, yine sizin görmeniz için, sizin mantığınıza göre, sizin görebilmeniz için insan suretinde gelecekti. Fakat bu sefer sizin amacınız yine gerçekleşmeyecekti, çünkü yine mazeret bulacaktınız. Bunlar melek değil diyecektiniz. Bunlarda insan diyecektiniz. Tıpkı peygambere inanmadığınız gibi melek gelse ona da inanmayacaktınız. Çünkü mahiyetine bakmıyorsunuz ki siz bir şeyin. Sizin aranızda yaşayan ve Allah’ın aranızdan seçip ahlakıyla size nebi kıldığı Muhammed AS. ı fark edemediniz, bu gözle mi melekleri fark edecektiniz diyor aynı zamanda. Bu gözle mi fark edeceksiniz, bu mantıkla mı.

10-) Ve lekadistühzie Bi Rusulin min kablike fehaka billeziyne sehıru minhüm ma kânu Bihi yestehziun;

Andolsun ki (Rasûlüm), senden önce de Rasûllerimizle alay edildi! Fakat alay ettikleri şey, onlardan alay edenleri kuşatıverdi! (A.Hulusi)

010 – Kasem olsun ki (ya Muhammed) senden evvel gönderilen Peygamberlerle de eğlenildi, fakat o eğlenildikleri hak, o masharalığı edenleri çepeçevre kuşatıverdi. (Elmalı)

Ve lekadistühzie Bi Rusulin min kablik Doğrusu senden önceki elçilerle de alay edildi. 3 önceki ayette de söz konusu edilmişti alay, doğrusu senden önceki elçilerle de alay edildi. fehaka billeziyne sehıru minhüm ma kânu Bihi yestehziun; ama onlarla alay edenler, alay ettikleri gerçek tarafından kuşatılıp yok edildiler. fehaka billeziyne sehıru minhüm alay ettikleri gerçek tarafından kuşatılıp yok edilmek.

Biraz önce söylediğim ve söylerken atıf yaptığım yer burasıydı değerli dostlar. Vakıanın resmi çiziliyor burada. Mevcut vakıanın, ayetin indiği ortam çiziliyor ve gelecekte bir müjde veriliyor. Yani alay eden insanları, alay ettiklerinin kuşatacağı müjdesi veriliyor.

Burada Mekke’yi görüyoruz. Mekke nin fethini görüyoruz. Burada Bedr’i görüyoruz, burada Hudeybiye yi görüyoruz. Hatta burada bu günü görüyoruz. Tabii bu günkülerde Kur’an ın bugün kendisine nazil olduğu müminlerde bu ayetleri okuyarak geleceği görmeliler. Geleceği. Sizinle alay mı ediyorlar, alay ettikleri o şey, bir gün alay edenleri kuşatacak hiç kuşkunuz olmasın.

Hakikatin değerini, kendisini tasdik edenlerden almalı. Hakikati kimse tasdik etmese bizatihi o yine değerlidir. Onun için hakikat değerini El Hakk tan alır. Allah’a kimse iman etmese o yine aziyzdir. Gerçek yine gelip sizi bulur. Ama hakikate inanırsanız, kendi varlığınızı anlamlandırmış olmanızdan öte, Allah ile ilişkinizi düzeltirsiniz. Bu da size mutluluk biçiminde döner. Vahyin de istediği nedir ki zaten.

11-) Kul siyru fiyl Ardı sümmenzuru keyfe kâne akıbetül mükezzibiyn;

De ki: “Yeryüzünde dolaşın da bakın bakalım, (hakikati) yalanlayanların sonları nasıl oldu.” (A.Hulusi)

011 – De ki: yer yüzünde dolaşın da bakın o Peygâmberlere yalancı diyenlerin akıbeti nasıl olmuş?» (Elmalı)

Kul siyru fiyl Ard De ki; Dolaşın yeryüzünde sümmenzuru keyfe kâne akıbetül mükezzibiyn; sonra görün gerçeği yalanlayanların akıbeti ne olmuş.

Geçmiş uygarlıkların kalıntıları dahi yeter demiştim ya biraz önce, onlar ibret almanız için yeter de artar bile.

12-) Kul li men ma fiys Semavati vel Ard* kul Lillah* ketebe alâ nefsiHİr rahmete, le yecmeanneküm ila yevmil kıyameti la raybe fiyh* elleziyne hasiru enfüsehüm fehüm la yu’minun;

De ki: “Semâlar ve arzda olanlar (Esmâ ül Hüsnâ’sının işaret ettiği mânâların açığa çıkması için yoktan {birbirlerine GÖRE} var kıldıkları) kimindir?” De ki: “Allâh’ındır!” Rahmeti (Er-Rahman ismi özelliği sonucu âlemleri yaratmayı) nefsi üzerine yazmıştır! Sizi, kendisinde hiç şüphe olmayan kıyamet sürecinde toplayacaktır! Nefslerini hüsrana uğratanlar; işte onlar, iman etmezler! (A.Hulusi)

012 – Kimin şu Göklerdeki ve Yerdeki? de «Allahın» de, o kendi uhdesine rahmeti yazdı, her halde sizi kıyamet gününe toplayacak, bunda şüpheye mahal yok, nefislerine yazık edenlerdir ki iman etmezler. (Elmalı)

Kul li men ma fiys Semavati vel Ard Burada varlığının kevni ayetlerine dikkat çekiyor surenin ilk ayetinde olduğu gibi. De ki; Kime aittir göklerde ve yerde olan her bir şey, sor onlara

Neden böyle bir soru sık sık gelir Kur’an da? Göklerde ve yerde ait olan her bir şeyin sahibine neden dikkat çekilir? Şunun için; Ey insan, senin de aralarında bulunduğu varlık kategorisinin tamamının mülkiyeti Allah’a aittir. Ama sen neden bu kadar Allah’a karşı biganesin, hainlik yaparsın. Neden evrensel koroyu bozuyorsun. Neden çatlak ses çıkarıyorsun. Baki o koroya sen de katıl ve uyumu sağla. Kozmik uyumu sağla yoksa kozmosta bir kaos teşkil edeceksin. Kaos, sen kaybedersin. Kaostan kim kaybeder, sen kaybedersin. Yani kozmik anarşist olma diyor. Kozmik terörist olma.

Allah’ın da bir terör tanımı var, bir anarşi tanımı var ve kozmik uyumu bozanı Allah kendi listesinde kozmik terör elemanı olarak niteler. İşte onun için hatırlatır. Göklerin ve yerin ve o ikisi arasındakilerin kime ait olduğu gerçeğini.

kul Lillah* ketebe alâ nefsiHİr rahme Evet, de ki; Allah’a aittir. Öyle bir Allah’a aittir ki, kendisine rahmeti prensip edinmiş olan Allah’a.

Bu cümlenin böyle bir sorunun ardından gelmiş olması çok enteresan, çok manidar sevgili Kur’an dostları. Kendisi için rahmeti prensip edinen Allah’a aittir.

Burada ve 54. ayette gelir bu form. Çok ilginçtir. Ayrıca bir de;

..ve rahmetiY vesiat külle şey’.. Araf suresinin 156. ayetinde yer alan bu ayette; Rahmetim her şeyi geçmiştir, kuşatmıştır anlamı var.

Ne demek, niçin Allah kendisini böyle tanıtıyor? Allah’ın sıfatları içerisinde özellikleri içerisinde, nitelikleri içerisinde tabir caizse baskın sıfat rahmettir, gazap değil. Onun için rahmeti gazabını geçmiştir. Onun için rahmeti kuşatmıştır her şeyi ve o rahmet sayesinde varlık vardır, o ayetin o cümlenin yer aldığı ayetin ilk cümlesi ile birlikte okuyun o zaman neden var oluşun varlığı gündeme getirildi onu anlarsınız.

[Vektüb lena fiy hazihid dünya haseneten ve fiyl ahireti inna hüdna ileyKE, kale azâbiy usıybu Bihi men eşa’* ve rahmetiY vesiat külle şey’*

Bize hem şu dünyada güzellik yaz hem sonsuz gelecek yaşamında… Doğrusu biz sana yöneldik”… Buyurdu ki: “Azabımı, kime dilersem ona isâbet ettiririm… Rahmetim her şeyi kapsar! (A.Hulusi)]

 

Yani neden var ettim yer yüzünü, gökyüzünü ve insanı biliyor musunuz, işte bu sorunun cevabıdır bu. Rahmetim dolayısıyla. Var etmekle rahmet ettim. Merhametimi göstermek için var ettim. Rahmetimin bir eserisiniz sizler diyor. Bu çok önemli. Onun için Rahmet, tüm şefkat, muhabbet, acıma, hürmet ve sahip olma, sahip çıkma, onu koruma, onu kollama anlamlarını içerir. Aynı zamanda rububiyeti de rahmetinin bir gereğidir. Rab oluşu. İnsana acımıştır, insanı sevmiştir, insana merhamet etmiştir ve onun için terbiye etmiştir.

Bu önemli, var etmek rahmetin bir tezahürü, varlık içinden seçip can vermek 2. tezahürü, canlılar içinden seçip şuur vermek 3. tezahürü, şuurlular içerisinden seçip irade vermek 4. tezahürü, iradeliler içerisinden seçip iman vermek 5. tezahürü. Bu kadar rahmet etsin de şükretme..! Yani böyle bir durumda 5 kere Allah belasını verse haksız mı. Ama 5 kere vermez. Niçin? Rahmeti gazabını geçmiştir de onun için. Döner döner 5.000 kere affeder, işte onun için. O rahmet dolayısıyla.

le yecmeanneküm ila yevmil kıyameti la raybe fiyh Bir gün mutlaka gelecek olan kıyamet gününde elbet hepinizi bir araya toplayacaktır. elleziyne hasiru enfüsehüm fehüm la yu’minun; kendisini kaybeden kimselere gelince işte onlar artık iman etmezler.

Ben burada elleziyne hasiru enfüsehüm ibaresini, kendisini kaybedenler biçiminde mot a mot, yani harfiyen çevirdim. Kendisini kaybetmek deyimi Türkçede de kullanılır. Kendisini kaybedenler iman etmezler.

Problem budur. Problem iman etmeme probleminden önce kendinizi kaybedip etmeme problemidir. Onun için iman etmeniz için kendinizi önce bir bulmanız lazım. Mümin, kendisini, bulan kimsedir, kendisi ile buluşan kimsedir.

Kendisi ile buluşmadan kendisi ile tanışabilir mi insan?

Kendisi ile tanışmayan insan kendisi ile barışabilir mi?

Bakınız psikolojik problemler nasıl birbiri ardınca geliyor. Aslında iman bu problemlerin hepsini çözmek için var. Kendinizle buluşacaksınız, kendinizle bilişeceksiniz, kendinizle tanışacaksınız ve rabbinizle bilişecek ve tanışacaksınız. Bu bir süreç. İşte o zaman, iman etmek aslında insanın özüne dönmesidir. Onun için hep söylerim ya, iman bir ilave değildir, bir ayıklama ameliyesidir, operasyonudur.

13-) Ve leHU ma sekene fiyl leyli vennehar* ve HUves Semiy’ul ‘Aliym;

Gecede ve gündüzde her ne varsa O’nun içindir! “HÛ”; Semi’dir, Aliym’dir. (A.Hulusi)

013 – Halbuki gecede gündüzde barınan ne varsa onun, ve işiten bilen ancak O. (Elmalı)

Ve leHU ma sekene fiyl leyli vennehar oysa ki gecenin ve gündüzün koynunda yatan her şey O’na aittir. ve HUves Semiy’ul ‘Aliym; ve yalnızca O’dur her şeyi duyan, her şeyi bilen.

14-) Kul eğayrAllahi ettehızü veliyyen Fatıris Semavati vel Ardı ve HUve yut’ımu ve la yut’am* kul inniy ümirtü en ekûne evvele men esleme ve la tekûnenne minel müşrikiyn;

De ki: “Semâlar ve arzın Fâtır’ı (işlevlerine programlayarak yaratan) ve onların hayatiyetlerinin devamı için gerekenlerle besleyen ama kendisi böyle bir şeye ihtiyaç duymayan Allâh’tan gayrını mı (vehmedip onu) veliyy edineyim?”… “Ben teslim olanların ilki olmakla hükmolundum” de ve sakın şirk koşanlardan olma! (A.Hulusi)

014 – Ya, de: O Göklerin Yerin yaratanı Allah dan başkasını mı veli ittihaz edeceğim? Halbuki o besliyor da kendisi. Beslenmekten münezzeh bulunuyor, ve ben «cidden ehli İslâm’ın birincisi olmakla emr olundum ve sakın müşriklerden olma, buyruldu. (Elmalı)

Kul de ki; eğayrAllahi ettehızü veliyyen Fatıris Semavati vel Ard ben gökleri ve yeri yaratan Allah dan başkasını mı dost edineceğim.

Bu soruyu sor kendine. Veya senin Allah dan başka dost teklif edende söyle, Allah’ın verdiklerini bana verebilecek mi bakalım. Bana siz Allah’ın vermek istediğini, Allah’ın vaat ettiğini verebilecek misiniz diye sor. Allah’ı dost etmem halinde kazanacağım şeyleri, sizi, dost edinince de kazanacak mıyım diye sor. Sor onlara. Kendine de sor. Bu soru çok önemli. Bu soru istikamet çizecek hayatına. Ve devam ediyoruz.

ve HUve yut’ımu ve la yut’am ki O herkesi doyurur fakat doyurulmaya muhtaç değildir.

Bunun anlamı nedir dostlar? Tüm sahte ilahlar, kendilerini ilahlaştıranlara muhtaçtırlar demektir bunun anlamı. İktidarlarını, güçlerini, itibarlarını aslında kendilerini ilahlaştıran adamlardan alırlar. Bu, bu demektir işte. Yalnız Allah dır ki şerefini kendisine iman edenlerden almaz. Aksine kendisine iman edenlere şerefi kendisi verir.

Oysa sahte tanrılar öyle midir? Bir takım putlara tapanlara bakınız, putlarını sürekli beslemek zorundadırlar. Onları yıkarlar, temizlerler, onlar için masraf etmek zorundadırlar. Bu putların illa somut putlar olması gerekmiyor, soyut putları olan putperestlere de, modern  putperestlere de bakın. Putlarına sürekli masraf etmek zorundadırlar. Putlarının getirisinden fazla götürüsü vardır.

Ya Allah öyle midir? Allah hiçbir şeyinize muhtaç değildir ki, size ihtiyacı yoktur ki, Onun için Allah’tan başkasına ilahlık yakıştırmak, İnsanın kapasitesini öldürür. İşte onun için. Onun için insanın manevi tüm getirisini yok eder Allah’tan başkasına ilahlık yakıştırmak. İnsanın kendi, kendisine en büyük hakareti dir. İnsanın gerçek bir iflasıdır Allah’tan başkasına ilahlık yakıştırmak. İşte bunun için.

kul inniy ümirtü en ekûne evvele men esleme ve la tekûnenne minel müşrikiyn; De ki; Ben Allah’a teslim olanların öncüsü olmakla emr olundum ve sakın şirk koşanlardan olma.

15-) Kul inniy ehafü in ‘asaytü Rabbiy azâbe yevmin azıym;

De ki: “Ben Rabbime isyan edersem, kesinlikle, aziym sürecin azabından korkarım!” (A.Hulusi)

015 – Ben, de: rabbime isyan edecek olursam cidden büyük bir günün azabından korkarım. (Elmalı)

Kul inniy ehafü in ‘asaytü Rabbiy azâbe yevmin azıym;  De ki; Rabbime karşı gelirsem eğer, korkunç bir günün azabından elbette korkarım.

16-) Men yusraf anhu yevmeizin fekad rahımehu, ve zâlikel fevzül mubiyn;

O süreçte kimden (azap) uzaklaştırılırsa, hakikaten Allâh ona rahmet etmiştir! İşte apaçık kurtuluş budur! (A.Hulusi)

016 – Kim kendisinden o gün azab bertaraf edilirse işte onu rahmetiyle yarlıgamıştır. Ve işte ayan beyan kurtuluş odur. (Elmalı)

Men yusraf anhu yevmeizin fekad rahımeh O gün kim azaptan esirgenirse, kesinlikle Allah ona rahmet etmiştir.

Bu nedir sevgili Kur’an dostları? Bunun anlamı nedir? Bunun anlamı şudur. Cennet eyleminizin karşılığı değildir. Sadece ve sadece Allah’ın rahmetinin bir ödülüdür. Eyleminizle cenneti hak ettiğinizi sanmayın. Cenneti hak etmiş olmazsınız. Sadece eyleminizle onu arzu ettiğinizi, onu tercih ettiğinizi, onu istediğinizi Allah’a insanca, kendi halinizce ifade etmiş olursunuz. Unutmayın. Bir ömür çalışıyorsunuz, boğazın mutena bir semtinden bir villa yeri alamıyorsunuz da, genişliği yerler ve gökler kadar olan ve yeryüzünün hiçbir cennet hasa köşesi ile karşılaştırılmayacak kadar muhteşem bir güzelliğe sahip olan bir ödülü nasıl; çoğu yanlış, çoğu eksik ve çoğu yerde ihmal ile yaptığımız yarım yamalak kulluklarla hak etmiş olabilirsiniz. O bir ödüldür. Aynen ayette ifade edildiği gibi.

..sevaben min ındillah.. (Alu İmran/195)

Allah katından bir ödül.

..vAllahu ındeHU husnüs sevab.

Ödüllerin en güzeli Allah tarafından verilir.

Onun için işte burada söylenmek istenen bu ezeli gerçektir. Cehennem Allah’ın adaletinin bir tecellisidir, cennet ise rahmetinin bir tecellisidir. Unutmayın cennet rahmetinin bir tecellisi, daha doğrusu ödülüdür. İnsana, kendisine karşı duruşunu bozmayan, kendisine karşı sürekli diri duran, kendisine karşı O’nu razı etme yolunda çaba sergileyen insana Allah’ça verilmiş bir ödül. Allah’ça ödül, Allah, Allah gibi ödüllendirir. Elbette kul gibi değil. Onun için O’na yakışan bir ödüldür cennet.

ve zâlikel fevzül mubiyn; Bu ise apaçık bir kurtuluş demektir.

Aslında cennet bir amaç değilmiş. Bakınız, cennet, daha üstün bir amacın belgesi imiş. Cennete kavuşan insan oradan yola çıkarak kurtulduğunu anlarmış. Kurtulmakmış amaç. Yani mutluluk. Onun için ayette geçen el fevz ibaresi, sonsuz mutluluk, kurtuluş, saadet, selamet, atıfet gibi bir çok olumlu anlamı birden içerir. Sonsuz kurtuluş işte o belgenin bir devamı imiş.

17-) Ve in yemseskâllahu Bidurrin fela kâşife lehu illâ HU* ve in yemseske Bihayrin feHUve alâ külli şey’in Kadiyr;

Allâh sana bir sıkıntı yaşatırsa, onu (hakikatindeki) “HÛ”dan başka açıp kaldıracak yoktur… Sana bir hayır yaşatacak olan da “HÛ”dur ve her şeye Kaadir’dir. (A.Hulusi)

017 – Eğer Allah sana bir keder dokundurursa onu ondan başka açacak yoktur ve eğer sana bir hayır dokundurursa yine o her şeye kadirdir. (Elmalı)

Ve in yemseskâllahu Bidurrin fela kâşife lehu illâ HU ve eğer Allah senin zarara uğramanı isterse, zatımdan başka kimse ona engel olamaz. Allah senin zarara uğramanı isterse diyor, yani zarar verirse değil. Allah zarar vermez. Korumasını çekti mi zaten zarar olarak o yeter. Senden desteğini çekerse ekstre bir zarar istemez. Çünkü var oluşunu, ayakta duruşunu, onurunu, anlamını, şerefini O’na borçlusun. Çektiği zaman bütün bunları kaybetmiş olursun. Onun için eğer Allah sana zarar iliştirmeyi isterse ona engel olacak hiçbir şey yoktur.

Burada aynı zamanda vahyin 1. muhatabı Peygamber AS. a da bir uyarı var. Yani Mekke’nin son yılını düşünün. Resulallah artık denizin bittiği noktada. Bittim ya rabbi..! diyor. Ayette ifade edildiği gibi. Hemen tüm müminler ya Habeşistan’a gitmiş, ya Medine’ye gitmişler. Etrafı boşalmış ve çember yavaş yavaş daralmakta, artık yok etmek için canına kast etme provaları yapılmakta. Böyle bir durumda Allah’ın Resulüne indirdiği ayet bu. Vakıayı güzel resmetmiyor mu.! Çizmiyor mu. Resulallah’ın ruh haritasını vermiyor mu. İşte bu ayet Resulallah’ın o anda içinde bulunduğu ruh haletine bir cevaptır.

Allah seninle ise korkma diyor. Kim zarar verebilir sana ve devamında söylüyor zaten;

ve in yemseske Bihayrin feHUve alâ külli şey’in Kadiyr; Yok eğer senin için bir hayır dilerse unutma ki her şeyi yapmaya muktedirdir Allah.

18-) Ve HUvel Kahiru fevka ıbadiHİ, ve “HU”vel Hakiymül Habiyr;

“HÛ”dur, kullarının fevkinde (boyutsal derinliğinden açığa çıkarak) Kaahir (varlığında hükümran olan) olan! “HÛ”dur; Hakiym, Habiyr. (A.Hulusi)

018 – Kullarının üstünde kahir o, hakîm o, habîr o. (Elmalı)

Ve HUvel Kahiru fevka ıbadiHİ zira yalnızca kulları üzerinde mutlak otorite sahibi olan. ve “HU”vel Hakiymül Habiyr; Yine O’dur hikmetle edip eyleyen, her şeyden haberdar olan.

Unutmayın dostlar tevhit inancının en keskin özetidir bu. Bu ayetler. Tevhit akidesi nasıl usare haline, nektar haline getirilip de söze dönüştürülüyor bu ayetlerde görebilirsiniz. Yani Ey Allah’ım sen kimsin sorusuna cevap veriliyor bu ayetlerde. Mutlak otoriteyim diyor. Ama dikkatinizi çekmiyor mu, mutlak otorite. İnsanı da yarattı fakat insanın özgürlüğünü yok saymıyor. Bu dikkat çekici değil mi, yarattığı ve insana verdiği özgürlüğe hürmeti var Allah’ın Onun için O’na küfretme özgürlüğünü bile tanımış. Tabii ki sonucuna katlanması şartıyla.

Bu çok önemli. Bu aynı zamanda bize de bir ders değil mi..! Allah’ın ahlakını göstermiyor mu bu. Allah’ın ahlakı ile ahlaklanması gereken müminlere, insan iradesine, insan özgürlüğüne Allah’ın hürmetinden bir pay almamız, bir ders almamızı da öğütlemiyor mu?

19-) Kul eyyü şey’in ekberu şehâdeten, kulillahu Şehiydun beyniy ve beyneküm ve uhıye ileyye hazel Kur’anu liünziraküm Bihi ve men belağ* einneküm le teşhedune enne me’Allahi aliheten uhra* kul la eşhed* kul innema HUve İlahun Vahid’ün ve inneniy beriyün mimma tüşrikûn;

De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?”… De ki: “Benimle sizin arasında Allâh şahittir… Bana vahyolan şu Kur’ân ile sizi ve ulaştığı (her) kişiyi uyarırım… Siz gerçekten Allâh yanı sıra başka ilâhlar bulunduğuna şahit misiniz?”… De ki: “Ben (buna) şahitlik edemem”… De ki: “O Ulûhiyet, TEK’tir ve doğrusu ben, sizin ortak koştuğunuz şeylerden berîyim.” (A.Hulusi)

019 – De ki: «Hangi şey şehadetçe en büyüktür?» De ki «Allah şâhid benimle sizin aranızda» ve bana bu Kur’ân vahy olundu ki sizi ve her kime irerse onu bununla inzar edeyim: Ya siz, Allah ile beraber diğer ilâhlar olduğuna gerçekten şehadet mi ediyorsunuz? De ki: Ben şahadet etmem, De ki hakikat ancak şu; O bir tek ilâh, ve şüphesiz ki ben sizin şeriklerinizden tamamen beriyim. (Elmalı)

Kul eyyü şey’in ekberu şehâdeten De ki; En büyük şahit kimdir.

Aslında Kul, ifadesi, emri ve onun türevleri olan Kale; dedi. Ye Kulu; der, diyor, Kulu; deyiniz gibi onun türevleri olan Kale kökünden gelen sözcükler sadece demek manasına gelmez. Düşün, kafanda hayal et. Bir de böyle düşün, bunu tasavvur et. Bu manalara da gelir. Onun için öncelikle bir zihin hali, bir bakış açısıdır bu de ler.

Bir de şöyle düşün eyyü şey’in ekberu şehâdete en büyük şahit kimdir. Bu düşüncen karşısında cevabı sen ver.

kulillahu Şehiydun beyniy ve beyneküm de ki benimle sizin aranızda Allah şahittir. ve uhıye ileyye hazel Kur’anu liünziraküm Bihi ve men belağ Ve bu Kur’an bana kendisi ile sizi ve onun ulaştığı kimseleri uyarayım diye vahyedildi.

Dikkatinizi çekti mi bir şey sevgili Kur’an dostları. Kur’an da bu kadar açık yer alan tek cümle budur. Bu ayet, şu anda yeryüzünde bir çok insanın sorduğu bir soruya bir cevaptır. Kur’an ın ulaşmadığı kimseleri Kur’an dan sorumlu tutulacaklar mıdır. Bakın cevap geldi. Eğer bunun üzerinde durmasaydım hiç fark etmeyecektiniz. Geçip gidiyordu. Bakınız, Kur’an ın kendisine ulaşmadığı kimselerden Kur’an konusunda hesap sorulacak mı. İşte cevap. Bir bakıma sorulmayacak diyor ayet. Kur’an dan onlar sorumlu tutulmayacaklar.

ve men belağa ve ulaştığı, kendisine ulaşan kimseleri uyarmam için. Bu çok önemli. Onlar da sorumlu tutulacaklar ama neden, Allah’ın yerleştirdiği özden, fıtrattan, akıldan, iradeden. Verilenlerden sorumlu tutulacaklar. Kendilerine ulaşandan.

Eğer bu mesaj ulaşmamışsa bu sefer kim sorumlu olacak? Ulaştırması gerekip de ulaştırmayanlar. Herhalde onlardan sorulacaktır. BU doğal bir biçimde anlaşılıyor diye düşünüyorum. Ama ayet açık. Bir daha okuyayım;

ve uhıye ileyye hazel Kur’anu liünziraküm Bihi ve men belağa o zaman Beleğa çok önemli. 19. ayet. Enam suresi. Ki bu Kur’an bana, kendisi ile sizi ve onun ulaştığı kimseleri uyarayım diye vahyedildi. Sizi ve onun ulaştığı kimseleri. Onun ulaştığı kimseler. Onun için ey Kur’an a iman edenler, Kur’an ı, vahyi taşıma sorumluluğunuzu aklınızdan çıkarmayın. Ve bu sorumluluğu, Kur’an ın ulaşmadığı insanlara yıkmaya kalkmayın. Bu çok ucuz bir tavır olur. Kendi vazifenizi bir başkasına yıkarak kurtulacağınızı mı sanıyorsunuz. Ulaşmadığı insanları suçlayacaksınız, ama ulaştırmayan kendinizi suçlamayacaksınız. Hayır.

einneküm le teşhedune enne me’Allahi aliheten uhra sizde Allah ile birlikte başka ilahların olduğuna gerçekten şahitlik eder misiniz? Harika bir mantık örgüsü var. Yani en büyük şahit kimdir diye sordu, ondan sonra kendi şahidini söyledi. Benim şahidim Allah’tır. Hadi bakalım bulun karşılığında siz de eğer dürüstseniz kendinize karşı saygınız varsa, samimi iseniz, neye inanıyor olursanız olun haydi siz de bir şahitlik yapın ve ben inandığım gücü şahit gösterdim, siz de inandığınız gücü şahit gösterin. Yapabilir misiniz bunu..!

Aslında kendi mantıkları ile kendi tuzaklarına düşürüyor. Kendi kendilerini kurduğu tuzağa düşürüyor yani. Harika bir mantık silsilesi, örgüsü var. Diyor ki;

einneküm le teşhedune enne me’Allahi aliheten uhra siz de Allah ile birlikte başka ilahların olduğuna gerçekten şahitlik eder misiniz. kul la eşhedu ve de ki; Ben etmem, ben şahitlik etmem.

..ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehüm.. (Bakara/146)

Onlar bu hakikati kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar.

Tabii burada bu hakikati diye çevirdim. Orada ki Hu zamiri neye gider. Bu tefsir de bir problem teşkil ediyor. Eski müfessirlerin hemen tamamı HU zamirini Hz. Peygambere atfediyorlar. Yani mana Onlar Resulallah’ı, öz çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Hatta bazı uçuk tefsirler diyeyim, işari tefsirler daha doğrusu. Şöyle uçuk bir yoruma da gitmişler, onlar kendi evlatlarını tanımazlar ki peygamberi tanısınlar gibi. Ama bu bana biraz zorlama geliyordu tabii. Oysa ki burada söylenen Resulallah değil, çünkü ayetin hemen üstündeki ayet ve hemen altındaki ayetin bağlamı Resulallah’la ilgili değil, uluhiyetle ilgili. Yani Allah’ın uluhiyeti ile ilgili. Onun için öyle bir tefsir yanlış olur, zamir hakikatlere gider.

Aynı şey Bakara/146 ayette de yapılmış ki onun tefsirini daha önce yapmıştım. Orada da geçerli. Orada ki zamir de bağlamdan yola çıkılarak kıble ile ilgili hakikate gittiği halde, yine bazı müfessirler, daha doğrusu müfessirlerin çoğu, orda da Resulallah’a gittiğini söylemişler. Tabii ki doğru bir yaklaşım değil. Bunun da en büyük delili, ayetin içinde yer aldığı bağlam. Neden bahsediliyor orada. Resulallah’tan bahsedilseydi doğru, ama değil. Burada da uluhiyetten bahsediliyor. Devam ediyoruz;

[ Atlanan kısım;

kul innema HUve İlahun Vahid’ün ve inneniy beriyün mimma tüşrikûn;

De ki hakikat ancak şu; O bir tek ilâh, ve şüphesiz ki ben sizin şeriklerinizden tamamen beriyim. (Elmalı)

20-) Elleziyne ateynahümül Kitabe ya’rifunehu kema ya’rifune ebnaehüm* elleziyne hasiru enfüsehüm fehüm la yu’minun;

O kendilerine hakikat bilgisi verdiklerimiz var ya, O’nu (Hz.Rasûlullah’ı), kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar… Nefslerini hüsrana uğratanlar, işte onlar, iman etmezler. (A.Hulusi)

020 – Kendilerine kitap verdiğimiz ümmetlerin uleması o Peygamberi kendi oğullarını bilir gibi bilirler, kendilerine yazık edenlerdir ki ancak iman getirmezler. (Elmalı)

Elleziyne ateynahümül Kitabe ya’rifunehu kema ya’rifune ebnaehüm

Kendilerine kitap verdiğimiz ümmetlerin uleması o Peygamberi kendi oğullarını bilir gibi bilirler (elmalı)]

elleziyne hasiru enfüsehüm fehüm la yu’minun; Kendilerini kaybeden kimseler var ya işte onlardır inanmaya yanaşmayanlar. Daha önce elleziyne hasiru enfüsehüm konusu üzerinde durmuştum. Kendilerini kaybedenler inanmaya yanaşmazlar. Çünkü inanmak, ben idrakine sahip olmak demektir. Ben idrakiniz olmazsa kim inanacak, inanacak adam yok ortalıkta. Siz yoksunuz. Yok hükmündesiniz. İnanmak var olmaktır. İnanmak var oluşu anlamlandırmaktır. İnanmak o kadar çok önemli ki, inanmakla insan kendi kendisin e en büyük iyiliği yapmış olur. Yani inanmak kendinizin meşruiyetini tanımaktır. Bilmem anlatabildim mi.

Kendi varlığının meşruiyetini daha tanımayan kimsenin meşruiyetini başkası niye tanısın.

21-) Ve men azlemü mimmeniftera alellahi keziben ev kezzebe Bi ayatiHİ, innehu la yüflihuz zalimun;

Allâh üzerine yalan uydurandan yahut O’nun işaretlerindeki varlığını (Esmâ’sının açığa çıkışı olan işaretleri) yalanlayandan daha zâlim kimdir? Şu muhakkak ki, zâlimler (şirk koşanlar) kurtuluşa eremez. (A.Hulusi)

021 – Allaha iftira ederek yalan uyduran veya onun âyetlerine yalan deyen kimseden daha zalim kim olabilir? Şüphe yok ki zalimler felâh bulmazlar. (Elmalı)

Ve men azlemü mimmeniftera alellahi keziben ev kezzebe Bi ayatiHİ hem kendi uydurduğu yalanları Allah’a yakıştırandan, ya da O’nun mesajını yalanlayandan daha zalim kim olabilir ki.

Evet, yukarıda ki sözlerimle birlikte düşünürseniz Allah’a bir insan nasıl iftira eder. Ne yapınca Allah’a iftira olur. Aslında böyle davrananlar Allah’a iftira olsun diye davranmıyorlar dikkatinizi çekerim. Zaten onlarında mazereti var. Gelin devam edelim;

 innehu la yüflihuz zalimun; gerçekten de zalimler asla iflah olmazlar.

22-) Ve yevme nahşüruhüm cemiy’an sümme nekulü lilleziyne eşrekû eyne şürekaükümülleziyne küntüm tez’umun;

Onları hep bir arada haşredip, sonra da şirk koşanlara “Nerede var sanıp eş koştuklarınız?” dediğimiz süreçte… (A.Hulusi)

022 – Hele hepsini Mahşere toplayacağımız, sonra o şirk koşanlara diyeceğimiz gün: Hani nerede o sizin zu’m etmekte olduğunuz şerikleriniz? (Elmalı)

Ve yevme nahşüruhüm cemiy’an ve o gün tümünü bir araya toplayacağız. sümme nekulü lilleziyne eşrekû eyne şürekaükümülleziyne küntüm tez’umun;

Dikkatinizi çekerim sevgili Kur’an dostları; Ardından ortak koşmakta ısrar edenlere soracağız. Hani sizin yardım edeceğini tasavvur ettiğiniz o ortaklarınız diyeceğiz.

Evet, biraz önceki sözlerimin devamını getirmek için bu ayeti okumak zorunda kaldım. Buradaki atıf, Ahirette kendisinden yardım beklenilen her şeye. Bana yardım edecek diye inanıyor. Kim olursa olsun. “Falan evliya”, “Falan aziz”, “Falan efendi”, “Falan alim”, “Falan hoca”, bizi omzuna alır götürür.

Bu anlayışa bir cevap bu. Aynen bir cevap. Ben hiçbir şey ekleyip çıkarmıyorum. Böyle siz okuyabilirsiniz. Burada söylenen, Allah’ın huzurunda, Allah’tan bağımsız bir yardımcı savına bir itirazdır bu. Onun için deniliyor ki, her tür şefaatçi tasavvuru, Allah’tan bağımsız her tür torpil tasavvuru, her tür yardım tasavvuru işte bu ayetlerin muhatabı halindedir. Onun için de devam ediyoruz;

 23-) Sümme lem tekün fitnetühüm illâ en kalu vAllahi Rabbina ma künna müşrikiyn;

Onların: “Rabbimiz olan Allâh’a yemin olsun ki biz müşriklerden olmadık” demeleri yanı sıra artık fitneleri olamaz! (A.Hulusi)

023 – Sonra başka fitnelik edemeyecekler sade şöyle diyecekler: Rabbimiz Allaha yemin ederiz: Vallahi bizler müşrik değil idik. (Elmalı)

Çok ilginç Allah’ın değerlendirmesi; Bunun ardından Rabbimiz Allah’a yemin olsun ki bizim amacımız ona ortak koşmak değildi. Demekten başka bir fitnelik düşünemeyecekler diyor. Aynen böyle. Sümme lem tekün fitnetühüm onlar böyle bir mazeret ileri sürmekten başka fitnelik düşünemeyecekler. Bunu fitnelik olarak naklediyor Kur’an.

Nedir mazeretleri? Biz öyle bir tasavvura saparken kastımız Allah’a ortak koşalım değildi ki, Bakın, bakın, bakın..! Ne kadar benzerlik görüyorsunuz bazı yanlış tasavvurlarla değil mi..! Bazı yanlış inançlarla, bazı hurafelerle. Elbette değildi. Elbette..! Yani Allah’a ortak koşalım diye yapmıyor bir çokları bunu. İdris Peygamberin havarilerini ilahlaştıranlar da Allah’a ortak olsun diye ilahlaştırmadılar. Peygamberin havarileri idi.

Hz. İsa’ya Allah’ın oğlu diyenler ona 2. bir tanrı olarak mı bakıyorlardı zannediyorsunuz. Bilmiyorlar mı onun yiyen, içen, yaşayan ve ölen bir insan olduğunu. Öldüğünü kendiler söylüyorlar. Allah çarmıha gerilir mi. (Haşa) Bunu bilmiyorlar mı. Son yemekten söz ediyorlar, kanından söz ediyorlar, derisinden etinden söz ediyorlar. Yani şimdi..! İnsanın derisi olur, kanı olur, yer, içer.

Bunlar biliyorlar, tanrı falan diye inandıkları yok Hıristiyanların. Ama Allah’ın lügatın da bu, bu manaya geliyor. Problem bu. Allah nasıl bakıyor olaya. Çünkü Allah’a ait bir sıfatı, siz Allah dışında bir yere, Allah’ın izni olmadan aktarıyorsunuz. Yetki aktarımı yapıyorsunuz hakkınız olmaksızın. Allah’ın yetkisini haddinize bakmadan kalkıp bir başkasına veriyorsunuz. Siz kimsiniz ki Allah’ın yetkisini bir başkasına verme cüretinde bulunuyorsunuz. Bu ne biçim bir cürettir, bu ne biçim bir cesarettir. İşte ona bir itiraz bu.

24-) Unzur keyfe kezebu alâ enfüsihim ve dalle anhüm ma kânu yefterun;

Kendi benlikleri aleyhine nasıl yalan söylediklerine ve uydurdukları (hayallerinde tanrılaştırdıkları) şeylerin nasıl da onlardan kaybolup gittiğine bir bak. (A.Hulusi)

024 – Bak vicdanlarına karşı nasıl yalan söylediler, gâib oluverdi de kendilerinden o uydurdukları ma’budlar. (Elmalı)

Unzur keyfe kezebu alâ enfüsihim bak kendi kendilerine karşı nasıl yalan söylemişler. ve dalle anhüm ma kânu yefterun; ve sahte tasavvurları kendilerini nasıl aldatmış.

25-) Ve minhüm men yestemi’u ileyk* ve ce’alna alâ kulubihim ekinneten en yefkahuhu ve fiy azânihim vakra* ve in yerav külle ayetin la yu’minu Biha* hatta izâ cauke yücadiluneke yekulülleziyne keferu in hazâ illâ esatıyrul evveliyn;

Onlardan seni duyanlar vardır… Fakat biz, O’nu algılamalarına engel olması için kalplerinin (şuurlarının – anlayışlarının) üstüne perdeler, kulaklarının içine de (anlayışlarına) ağırlık koyduk! Ne kadar delil görseler yine de iman etmezler… Üstelik sana geldiklerinde seninle tartışan o hakikat inkârcıları şöyle derler: “Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değil!” (A.Hulusi)

025 – İçlerinden kimi de vardır seni Kur’an okurken dinler fakat biz onların kalplerine onu zevkiyle anlamalarına mani’ kabuklar geçirmişizdir, kulaklarında da bir ağırlık vardır, her mucizeyi görseler de iman etmezler, hattâ sana geldiklerinde seninle cidal yapmağa kalkışarak der ki o hak tanımaz kâfirler: «bu, eskilerin esatirinden başka bir şey değil». (Elmalı)

Ve minhüm men yestemi’u ileyk onlar arasında öyleleri var ki, sana kulak verirmiş gibi yaparlar. Kulak verirmiş gibi yaparlar. Ben böyle çevirmeyi daha ruhuna uygun buldum. ve ce’alna alâ kulubihim ekinneten en yefkahuhu fakat kalplerinin üzerine, onları hakikati kavramaktan aciz bırakan örtüler yerleştirdik. Aslında tefsire hiç ihtiyacı yok.

ve fiy azânihim vakra kulaklarına da kurşun akıttık. Vakran, ağırlık demektir. Ben mecazi olarak Türkçede ki kurşunla çevirdim ki Türkçeye çok daha uygun. Bakara/7 de bu ayetin bir benzerini tefsir ettiğim için geçiyorum.

ve in yerav külle ayetin la yu’minu Biha ve hakikatin bütün belgelerini görseler dahi artık iman etmezler. İnkarın nasıl mantıksız bir saplantı olduğunu ifade için kullanılıyor bu cümle.

hatta izâ cauke yücadiluneke yekulülleziyne keferu in hazâ illâ esatıyrul evveliyn; öyle ki, tartışmak için sana geldiklerinde, inkara saplanmış olanlar derler ki; Bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir.

Tabii ki nasıl bakıyorsanız öyle algılarsınız. İmdat çığlığını Affedersiniz bir koyun nasıl algılar? Bu bir algı problemi. Algı meselesi. Onun için nerenizle dinlediğinize bağlı. Kimisi yüreği ile dinler, kimisi kulak kepçesi ile. Nerenizle dinlediğinize bağlı. Hatta kimisi midesi ile dinler bakınız, inanınız bana. Problem farklı.

Elmaya bakarken biri Allah’ı hatırlar ve zikreder, bir başkası midesini hatırlar, ağzı sulanır. Algı problemi bu, nereden baktığınız önemli.

Biri Allah’ın Kuvvet, kudret ve varlığının bir işareti, bir göstergesi olarak görür onu, öbürü ise bambaşka bir şey olarak görür. Onun için hatta baktığı noktaya göre çok daha kötü bir biçimde yorumlaya da bilir. Onun için neresinden baktığı çok önemli.

26-) Ve hüm yenhevne anhü ve yen’evne anhü, ve in yühlikûne illâ enfüsehüm ve ma yeş’urun;

Onlar hem (başkalarını) O’ndan (Hz.Rasûlullah’tan) engellerler, hem de (kendileri) O’ndan uzaklaşırlar! Sadece kendi nefslerini helâk ediyorlar, ama bunu idrak edemiyorlar! (A.Hulusi)

026 – o birleri ise hem ona yaklaşmaktan nehy ederler, hem de kendileri ondan uzaklaşırlar ve bu suretle mücerret nefislerini helâk ederler de farkına varmazlar. (Elmalı)

Ve hüm yenhevne anhü ve yen’evne anhü Onlar hem diğerlerini ondan alı koyarlar, hem de kendileri ondan uzak dururlar. Bu inadi küfrün tabiatıdır. Sadece kendileri hakikatten uzak durmakla kalmazlar aynı zamanda başkalarınız da hakikatten uzak tutarlar. Böyle çifte kötülüğü vardır inadi küfrün.

ve in yühlikûne illâ enfüsehüm ve ma yeş’urun; Başka değil yalnızca kendi öz benliklerini helake sürüklerler de, bunun dahi farkına varamazlar.

27-) Velev tera iz vukıfu alennari fekalu ya leytena nureddü ve la nükezzibe Bi ayati Rabbina ve nekûne minel mu’miniyn;

Yanma aşamasına geldikleri zaman: “Keşke geri döndürülsek, Rabbimizin delillerini yalanlamasak ve iman edenlerden olsak (Rabbanî özelliklerimizi, Esmâ’dan kaynaklanan kuvvelerimizi değerlendirsek)” dediklerini bir görsen! (A.Hulusi)

027 –   görsen, ateşin başına durdurulup da: ah! dedikleri vakit: ah nolurdu bir geri çevrilsek de rabbimizin âyetlerini inkâr etmesek müzminlerden olsak dı. (Elmalı)

Velev tera iz vukıfu alennari Ateşin başında dikildiklerinde onları bir görseydin. Bir görseydin cehennemin başında sıra sıra dizildiklerini..!

fekalu ya leytena nureddü ve la nükezzibe Bi ayati Rabbina ve nekûne minel mu’miniyn; onlar ateşin başında sıra sıra dizildiklerinde diyecekler ki, derler ki, Ahh..! keşke. Keşke hayata bir geri dönsek de, döndürülsek de, rabbimizin mesajlarını yalanlamasak, müminlerden olsak derler. Ve o zaman rabbimizin mesajlarını yalanlamaz ve müminlerden olurduk derler. Derler ama bunun hiçbir anlamı kalmaz. Fakat Allah onların öyle diyeceğini bildiği gibi, eğer bu dedikleri olsa idi ne yapacaklarını da biliyor ve söylüyor.

28-) Bel beda lehüm ma kânu yuhfune min kablu, ve lev ruddu leadu lima nühu anhü ve innehüm lekâzibun;

Hayır, önceden gizliyor oldukları (kendilerine verilmiş hakikat bilgisi şimdi) kendilerine zâhir oldu! Eğer geri döndürülseler elbette (gene) yasaklandıklarına geri dönerlerdi! Şüphesiz ki onlar yalancılardır! (A.Hulusi)

028 –   hayır evvelce gizleyip durdukları karşılarına çıktı da ondan, yoksa geri çevrilselerdi mutlak o nehy edildikleri fenalığa yine döneceklerdi, şüphesiz yine yalancılar.  (Elmalı)

Bel beda lehüm ma kânu yuhfune min kabl ama hayır, daha önce gizlemiş oldukları şey onlara apaçık göründü de ondan. Yani içlerinde bir korku taşıyorlardı, acaba gerçek mi, acaba bir diriliş, hiçbir kafir yoktur ki böyle bir kuşku duymamış olsun. Ya varsa kuşkusu her inkarcı da vardır. İşte o kuşku gerçek oldu diyor. İşte onu gördüler de onun için böyle diyorlar.

ve lev ruddu leadu lima nühu anhü eğer geri döndürülselerdi, kendileri için yasaklanan şeye yine dönerlerdi. Allah’tan iyi bilen mi var. Öyle diyor, Yani siz onların öyle konuştuğuna bakmayın azabı görünce. Eğer geri döndürmüş olsaydık yine aynı şeyi yaparlardı.

Burada, ve innehüm lekâzibun; nitekim onlar yalanı tabiatlaştıranlardır. Tabiat haline getirenlerdir.

Değerli dostlar bu inkarcının aklı ile ve bilgisi ile değil, hissiyle ve iç güdüsü ile hareket ettiğinin en çarpıcı ifadesi. Başka bir tefsir bulamıyorum ben buna. Yani inkarcı, hiçbir inkarcı aklı ile hareket etmiyor, hissi ile ve iç güdüsü ile hareket ediyor bu da onu gösteriyor.

29-) Ve kalu in hiye illâ hayatüned dünya ve ma nahnü Bi meb’usiyn;

Dediler ki: “Dünya hayatımızdan başkası yoktur! Yaşamımız devam etmeyecektir!” (A.Hulusi)

029 – yine dönüp: «hayat, sırf Dünya hayatımızdan ibaret, biz bir daha dirilecek değiliz» diyeceklerdi.(Elmalı)

Zira bu dünyadakinden başka hayatımız yoktur, öldükten sonra da dirilecek değiliz demişlerdi.

30-) Velev tera iz vukıfu alâ Rabbihim* kale eleyse hâzâ BilHakk* kalu bela ve Rabbina* kale fezûkul azâbe Bi ma küntüm tekfürun;

Rablerini müşahede sürecinde (hakikatlerindeki Esmâ kuvvelerini fark ettiklerinde) bir görsen! “İşte, Hak bu değil miymiş!” dedi… “Evet, Rabbimizmiş!” dediler… “Öyle ise, hakikat bilgisini inkâr eden olmanızdan dolayı şimdi tadın azabı!” buyurur. (A.Hulusi)

030 – hem görsen onları: rablerinin huzuruna durdukları vakit! nasıl, deyecek; şu gördüğünüz hak değil mi imiş? Evet, rabbimiz hakkı için diyecekler, o halde buyuracak: tadın azabı, küfrettiğinizin cezası. (Elmalı)

Velev tera iz vukıfu alâ Rabbihim* kale eleyse hâzâ BilHakk Yine sen rablerinin katına çıkarılıp o’nun; Bu gerçek değimliymiş diye sorduğu zaman onları bir görmeli idin.

Enstantaneler ahiret aleminden.

kalu bela ve Rabbina Unutmayın dostlar bu alemden, Allah’tan başka kimse haber veremez. Allah’ın, Yalnızca Allah’ın haber vereceği alemden haber veriyor bu ayet. Derler ki; Kesinlikle Rabbimiz hakkı için öyle diye cevap verirler, verecekler.

kale fezûkul azâbe Bi ma küntüm tekfürun; O da diyecek ki; Tadın azabı ısrarlı inkarınıza karşılık.

Öldükten sonra pişman olmanın hiçbir yararı yok. İş o pişmanlığı yaşarken sergileyip bir tevbeye, yeniden doğuşa ve arınmaya dönüştürmek.

Değerli dostlar içgüdülerimizin akli ve insani yeteneklerimizi dumura uğratmasını istemiyorsak yapacağımız tek şey var. Allah’a kulak vermek.

“Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 16 Haziran 2011 in KUR'AN

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: