RSS

İslamoğlu Tef. Ders. EN’AM SURESİ (145-165)(50)

28 Tem

231

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

 

Değerli Kur’an dostları geçen dersimizde En’am suresinin 144. ayetine kadar işlemiştik. Geçen ders işlediğimiz bu ayetleri hatırlayacak olursak, hurafenin, imanın düşmanı olduğunu söylüyordu söz konusu ayetler. Mekke müşriklerinin mensubu olduklarını söyledikleri İbrahim inancının değerlerini tahrif ederek, üstelik bu tahrifi de Allah’a atfederek, Allah’a isnat ederek bir takım batıl inançlara sapmalarını örnek, daha doğrusu ibret olarak nakleden Kur’an bu ümmete bir öğüt veriyordu. Bu öğüt size kadar gelen ilahi değerleri eğer Allah’ın muradını dikkate alarak anlamaz iseniz, eğer inancınızı kitabi kılmaz iseniz, inancınız hurafeye dönüşecek.

Nasıl ki Mekke müşrikleri İbrahim’in inancını tahrif etmişler, nasıl ki Yahudiler Musa’nın getirdiği İslam’ı tahrif etmişler ve adını Yahudilik koymuşlar,

Nasıl ki Hz. İsa’ya  inandığını söyleyenler İsa’nın getirdiği İslam’ı tahrif edip adını Hıristiyanlık koymuşlarsa sizde İslam’ın evrensel vahyinin sertacı, baş tacı olan Kur’an vahyini ve onu size taşıyan Muhammed A.S. ın mesajını tahrif edip adını İslam koymayın diyordu.

Bu bağlamı hatırlatarak dersimize devam ediyoruz.

145-) Kul la ecidü fiyma uhıye ileyye muharremen alâ ta’ımin yat’amühu illâ en yekûne meyteten ev demen mesfuhan ev lahme hınziyrin feinnehu ricsün ev fiskan ühille li ğayrillahi Bih* femenidturre ğayre bağın ve la adin feinne Rabbeke Ğafûrun Rahıym;

De ki: “Bana vahyolunanlar içinde yemek yiyen birine haram edilmiş (bir şey) bulamıyorum… Ancak ölü eti, akıtılmış kan, domuz eti -ki o gerçekten pistir- ve Allâh’tan gayrı adına boğazlanan bozuk inançlı eliyle olursa müstesna… Ama kim zorda kalırsa, helal saymayarak ve haddi aşmaksızın (bunlardan yiyebilir)”… Muhakkak ki senin Rabbin Ğafûr’dur, Rahıym’dir. (A.Hulusi)

145 – De ki: Bana vahyolunanlar içinde bu haram dediklerinizi yiyecek bir adama haram kılınmış bir şey bulmuyorum, meğer ki şunlar olsun: Ölü yahut dökülen kan yahut hınzır eti ki o şüphesiz bir pistir yahut Allahtan başkasının ismi anılmış sarîh bir fisk, ki bunlarda da her kim muztarr olursa diğer bir muztarra tecâvüz etmediği ve zaruret miktârını aşmadığı takdirde şüphe yok ki Allah gafurdur rahîmdir. (Elmalı)

Kul la ecidü fiyma uhıye ileyye muharremen alâ ta’ımin yat’amühu illâ

De ki; Bana vahy edilenler içerisinde yemek isteyen kimseler için, burası önemli yemek isteyen; yemek isteyen kimseler için şunlar dışında yasak olan için hiçbir şey göremiyorum. Daha önceki derste işlediğimiz ayetlerden hatırlayacak olursanız, Mekke ticaret toplumu Allah yasak kılmadığı halde kendi kendilerine Allah’ın serbest kıldığı, yenilmesini helal kıldığı bir çok şeyi yasak kılmışlar ve bu yasağa da kutsal kılıflar geçirmişlerdi.

Diyeceksiniz ki insan serbest olan birçok şeyleri Allah adına yemese yapmasa ne olur ki. Aynen yasak olan bir şeyi yapmak gibi olur. Çünkü Allah’ın yasakladığını helal kılmakla, Allah’ın yasaklamadığını yasaklamak aynı kapıya çıkar. n için benim de sık tekrar ettiğim bu dinin cahilleri dinden ıskonto yaparlar, bu dinin cahil sofuları da dine zam yaparlar  sözü işte bir gerçeğin iki uç noktasını ifade  etmekte.

Bir söz ne diyor onu doğru anlamak için, bir söz neyi reddediyor, onun anlamak lazım. Yukarıdaki ayetlerde dahil bu okuduğum ve daha okuyacağım ayetlerin ana fikri, bir dip akıntısı gibi bizim yüreğimize ve zihnimize kazımaya çalıştığı hakikat şu. Eğer iyi ve kötünün ölçüsünü Allah değil de kendi heva ve hevesinizle, kendi içgüdülerinizle kendi arzularınızla siz  koymaya kalkarsanız bu sefer Allah’ın sıfatlarını başka şeylere yakıştırmaya başlarsınız. Yani şirke kadar uzanır bu sapmanız. Nasıl uzanacağını bugünkü işleyeceğimiz ayetlerde göreceğiz.

Kesin yasak olan 4 madde sayılıyor bu ayetin devamında.

Burada alâ ta’ımin yat’amühu ibaresine dikkat çekmiştim, yemek isteyen kimseler için. Bu ibare ile söylenmek istenen hakikat şu: Bu ayette sayılan 4 madde dışındakilerle ilgili, toplumsal ya da bireysel alışkanlıklara ve tercihlere bir atıf var. Yani bu 4 madde dışındakilerin yenilmesi ile ilgili hükümler, biraz da bireysel ve toplumsal alışkanlıklara, örfe, geleneklere ve tercihlere bağlıdır. Ama bu 4 madde değişmez. Ne imiş o 4 madde; illâ en istisna ettiği 4 madde:

en yekûne meyteten leş, ev demen mesfuhan ya da akan kan, ev lahme hınziyrin feinnehu ricsün veya domuz eti, ki o katıksız pisliktir, pistir, iğrençtir.

ev fiskan ühille li ğayrillahi Bihi ya da Allah’tan başkası adına kesilen kurban. Dört madde saydı:

1 – Leş,

2 – Akan kan,

3 – Domuz eti,

4 – Allah’tan başkası adına kesilen kurban.

Bu 4 madde Kur’an ın iniş süreci içinde kimi ayrıntılar dışında hiç değişmedi. 23 yıl içerisinde uygulanan en az 4 ayette bu 4 madde sayıldı. Ama bu 4 maddenin aslı hiç değişmedi.

Bakara 173. ayette, bu ayetten çok sonra inen ayet. Ki bu ayetle eş zamanlı bir başka ayet var, o ayette Nahl suresinin 115. ayeti. Ama bunlardan ki Nahl suresinde bu yasakların mantığı tartışılıyor, bu yasaklar ele alınıyor detayları ile. Fakat Bakara suresinde küçük bir fark var. Adeta tefsiri bir fark diyebiliriz, o da bakara suresinde kan olarak geçen şey, burada akan kan biçiminde geçiyor. Demek ki açıklamaya yönelik bir fark bu. Yoksa özüne, 4 maddenin özüne yönelik bir fark değil.

Yine maide suresinin 3. ayetinde de bu dört madde sayılıyor. Fark sadece ayrıntıda, leşin ayrıntıları, leş hükmün de sayılması gereken nelerdir mesela. Kendi kendine ölen, toslayarak ölen, düşerek ölenler de leş hükmünde sayıldığını açıklayan ayeti kerime yine özü itibarı ile bu 4 maddeyi sayıyor.

Benim asıl bu malumatı vermekten kastım şu; Bu sayılan 4 madde dışında ki hayvanların yenilip yenilemeyeceği konusundaki bir soruyu nasıl cevaplayacağız. İşte bu cevap sadedinde bu ayetler indikten sonra Hz. Aişe ve Tercüman ül Kur’an isimli Hz. İbn. Abbas bu 4 maddenin dışında tüm hayvanların helal olduğunu yenilebileceğini söylüyorlar. Ki Hz. Aişe’nin bu hükmüne karşı birileri Aişe annemize Peygamberimizden nakledilen: Nehennebi an ekli nuhumül hubr. Humrun ehliye de  geçer bir başka varyantında; Peygamber: Ehli eşek yani ev eşeklerinin etini yasakladı. Devam ediyor Hadis………. Ve tüm kuşlardan gagalı olanların ve tüm vahşi hayvanlardan tırnaklı, pençeli olanların etini yemeyi peygamber yasakladı hadisini Hz. Aişeye söyleyince Hz. Aişe şöyle anladığını söylüyor: Allah parantezi kapattı. Tabii parantez kullanmıyor da ben öyle tercüme ediyorum; Yani Allah bu konuda son sözü söyledi. Çünkü ilginçtir bu ayetin bakara suresinde ki eş değerde olanı, bu 4 maddeyi sayan ayet İnnema edatıyla Hasr edatıyla iniyor. Yani yalnızca anlamına gelen, innema edatıyla geldiği için ve Kur’an boyunca, vahyin biriniş süreci boyunca bu 4 maddenin özüne bir ekleme yapılmadığı için, Hz. İbn. Abbas olsun, Hz. Aişe olsun bu konuda Allah son sözü söyledi hükmüne varıyorlar.

Tabii ki imamlar arasında bu 4 yasağın dışında kalan hayvanlar yenilir mi, yenilmez mi sorusuna farklı farklı cevaplar veriyorlar müçtehit imamlar. Özellikle Malik ve Şafi’yi, İmamlardan evciller yasak, diğerleri ise illetine mebni olarak sadece haram değil, illetine mebni olarak yasaklanır demişler ki İlletine mebni yasak şu demektir. Eğer o yasağı ortaya çıkaran sebep yok edilirse o yasak ta ortadan kalkar şeklinde bina edilen, bu temel üzerine bina edilen bir hüküm

Yine Hanefiler etçilleri mutlak haram saymışlar. Yani bu ayetteki sayılan 4 unsur nasıl haram ise, et obur tüm hayvanlarda mutlak biçimde öyle bu sınıfa girer. Ki onlar bu haramı belirlerken, bunu haram hükmünde kabul ederken Tayyibat ve Habais, yani iyi şeyler ve kötü şeyler, makbul şeyler ve makbul olmayan şeyler. Makbul olan şeyleri belirleme hükmünün Resulallah’a da ait olduğunu, dolayısıyla Resulallah’tan bu konuda gelen rivayetlerin bu ayetleri açıklama beyan babından olduğundan yola çıkarak varmışlar bu sonuca. Ama eğer kuş bakışlı meseleye bakacak olursak İnnema gibi Hasr edatıyla gelen ve parantezi kapatan, üstelik bu ayette de olduğu gibi bundan fazla yasakları da eleştiren ve reddeden, bu sayıya eklenebilecek her türlü et yasağını hayvan yasağını ciddi biçimde eleştiren, bir yığın Kur’an ayeti ortada iken bu haberin vahidleri, tek haberleri delil sayarak Kur’an ın yasaklamadığı şeyleri de yasaklamanın hükmü de ciddi biçimde sorgulanmalı. Ki zaten bunu imamlar da sorgulamış.

Onun için Hanefiler böyle derken, Malik, imam Malik ve İmam Evzai serbesttir demişler. Yani etçil olması yasak olması için neden sayılmaz demişler. İmam Şafi; yalnızca Aslan, Kaplan, Kurt gibi et oburları yasaklarken diğerlerine yasak dememiştir. İkrime; Karga, porsuk gibi hayvanları serbest görmüştür. Tabiinin müfessirlerinden olan İkrime.

Yine İmam Malik ve İmam Evzai yine bunlara İbn. Ebi Leyla’yı da ekleyebiliriz yılanı helal olarak nitelerken, diğer İmamlardan bazıları yılanı yasak kapsamına almışlar. Bütün bunlar da gösteriyor ki, Ayetin saydıklarının dışındakilerin yasaklığı biraz da içtihadi, yoruma bağlı yasaklar. Biz nasıl yaklaşmalıyız diye bir soru gelecek olursa bu dört madde dışında kalan hiçbir hayvanın eti mutlak haram sayılamaz. Özellikle bu surenin 118 ve 119. ayetleri göz önüne alındığında. Ki bu surenin tefsir ettiğimiz 119. ayetinde Allah yasakları açıkladı buyruluyor. Allah yasakları açıklamıştır. Yasakları açıklama işini Allah bizatihi üstlenmiştir ve bunun dışındaki yasaklara da Kur’an tepki göstermektedir.

Onun içindir ki İmam Malik bu dört madde dışındaki şeyleri yasaklayan haberleri, haber-i vahit sayarak, tek kişiden gelen haber sayarak Haber-i vahidin Kur’an ın hükmünü, Kur’an ın koyduğu sınırları, parantezi kapattığı noktalarda parantez açamayacağı sonucuna varmıştır. Ki zaten biraz önce naklettiğim ve müçtehit ulemanın bu 4 unsur dışındaki kimi hayvan etlerini de yasaklarken kullandığı delil olan hadisi çeşitli biçimlerde de yorumlamışlardır. Ki orada ehli eşek eti yasaklanıyor. Yabani eşek niçin yasaklanmıyor, zebra sorusunu sormuşlar. Demek ki bu yasak konjoktürel bir yasak, insanlar o hayvanı kullandığı için, insanlar kullanımdan mahrum kalmasınlar, ellerinde kullandıkları bir alet hükmünde olan bu hayvanların nesli kesilmesin diye sonucuna varmışlardır.

femenidturre ğayre bağın ve la adin feinne Rabbeke Ğafûrun Rahıym; Fakat çaresiz kalan kimse hakka tecavüz etmeden, buradaki; ğayre bağın budur. Bir başkasının hakkına tecavüz etmeden, saldırmadan. ve la adin hakka tecavüz etmeden ve zaruret sınırını aşmadan. Bu dört unsur da bu dört madde de zorunluluk hallerinde. Bir başkasının hakkına tecavüz etmeden, ve yasak sınırını istismar etmeden, yani ihtiyaç kadarıyla yemişse unutmasın ki Rabbin bağışlar ve merhamet eder, merhamet sahibidir. Yani ayet Ğafur ve rahiym sıfatlarıyla bitiyor. Bu İslam fıkhının en temel kurallarından birini hatırlatıyor, zorunlu haller yasakları mubah kılar. Ez zarurat tu bi hul mahdurat ilkesine tekabül etmektedir ki, zorunlu hallerde yasaklar mubah kılınır.

Neden? İslam’ın amacı insana eziyet etmek değildir, insanı köşeye sıkıştırmak değildir, aksine köşeye sıkışmış insanın önüne kapı açmaktır. Bir kapı açmak değil bin kapı açmaktır. İnsanı zora koşmak istemez Allah. Bu bir ayetin mealidir. Allah insan için zorluk istemez. Konulan yasaklardan çıkarı olan Allah değildir. Konulan yasaklardan çıkarı olan insandır. İnsanın çıkarı için konulan yasak, insanın zararına yorumlanamaz. Bu da temel esaslardan biridir yorumda.

[Ek bilgi; Domuz etinin haram kılınmasındaki önemli sebeplerden biri terlememesi yediği pis şeylerin toksinlerin vücutta kalmasıdır.(A. Hulusi)]

146-) Ve alelleziyne hadu harramna külle zıy zufür* ve minel bakari vel ğanemi harramna aleyhim şuhumehüma illâ ma hamelet zuhuruhüma evil havaya ev mahteleta Bi azm* zâlike cezeynahüm Bi bağyihim* ve inna lesadikun;

Yahudi olanlara bütün tırnaklıları (her tırnak sahibini) haram kıldık… Onlara sığır ve koyunun iç yağlarını da haram kıldık… Ancak o ikisinin (sığır ve koyunun) sırtlarının ve bağırsaklarının taşıdığı ya da kemiğe karışan müstesna… Haddi aşmaları yüzünden onları cezalandırdık… Biz elbette sadıklarız. (A.Hulusi)

146 – Yahudîlere her tırnaklıyı haram kıldık, bir de bunlara sığır ve en’amdan sırtlarında olan veya bağırsakları üzerinde bulunan veya kemikle ıhtilât eden kuyruk kısmından maada yağlarını dahi haram kıldık fakat bunu onlara bağları yüzünden bir cezâ yaptık, şüphesiz biz her hususta sâdık’ız. (Elmalı)

Ve alelleziyne hadu harramna külle zıy zufürin Burada Kur’an tarihi bir hadiseyi bize örnek olarak naklediyor. Gelecek muhtemel bir itiraza cevap olarak. Peki; yasaklar bu kadar sınırlı idi de Yahudilerin yasakları, et yeme yasakları niçin çok detaylı ve genişti diye soracak olursak bu soruya bu cevap geliyor. Yahudileşenlere her türlü tırnaklı hayvanı haram kılmıştık. Bu doğru, dercesine. Yahudileşenlere her türlü tırnaklı hayvanı haram kılmıştık.

Dikkatinizi çekerse elleziyne hadu yu, Yahudileşenler biçiminde çevirdim, Yahudiler biçiminde değil. Bunun hem dilden, hem de bağlam olarak, üstelik Kur’an düşüncesi içerisinde bir çok delilleri var. Öncelikle Yahudileşenler ibaresini, elleziyne hadu yu Yahudileşenler biçimindeki çevirime, geleneğimizden bir destek var. Razi Cuma Altın’ın tefsirinde; “Tehevvedu” biçiminde çevirir. Yani Tehevvedu olarak açıklar elleziyne hadu yu. Tehevvedu lügatlara baktığımızda, örneğin Muhtarüs süha, dev lügatlardan biridir gerçekten. Cüssesi küçük olmasına rağmen değeri büyük bir lügattır. Ey sara yahudiyyen diye çevirir Tehevvedu yu. Yani önceden öyle olmadığı halde sonradan, -sara, sayruret ifade eder, önceden sonraya bir değişikliği ifade eder.- Sonradan Yahudileşenler anlamına gelir.

Üstelik benim daha büyük bir delilim var bu Yahudileşmek biçiminde çevirmek zorunda oluşumuza. Nedir o? Hemen bu ayetin altında; zâlike cezeynahüm Bi bağyihim Yani işte onları, değer yıkıcılıkları Bağıyleri, haddi aşmaları yüzünden böyle cezalandırdık. Demek ki Yahudileşenler, Yahudileştikleri için yasaklarla cezalandırılmışlar. Yahudileşmeden evvel bizim gibi Müslüman iken, Hz. Musa’ya indirilmiş İslam’ı kabul eden birer Müslüman iken İsrail oğullarına mensup birer Müslüman iken problem yok. Ne zaman ki Allah’a verdikleri sözü çiğnemişler, ihanet etmişler vahye, yani Yahudileşmişler, işte onlara o zaman yasaklar genişletilmiş. Bir takım ekstra yasaklar konulmuş. Ben bunun için Yahudileşenler diyorum. Çünkü her peygamberin getirdiği vahyin ismi İslam’dır. Her peygamber İslam’ın peygamberidir ve her peygambere tabi olan tüm ümmetler İslam’ın ümmetleridir.

Onun için ben Hz. Musa’ya indirilen İslam’a iman eden Müslüman İsrail oğulları diyorum. Müslüman İsrail oğulları ihanet edip de Yahudileşince biz diyor ona bir ceza olarak yasak koyduk. İşte ayette benim elleziyne hadu formunu Yahudiler biçiminde değil de Yahudileşenler biçiminde çevirmemi böyle destekliyor.

Şimdi niçin tek tırnaklı, tırnaklı tür hayvanlar yasaklanmış:

ve minel bakari vel ğanemi harramna aleyhim şuhumehüma illâ ma hamelet zuhuruhüma evil havaya ev mahteleta Bi azmi Ayrıntı veriyor Kur’an Ve onlara ineğin ve koyunun, sırt, bağırsak ve kemik yağları dışında kalan iç yağlarını da haram kıldık, yasak kıldık.

 zâlike cezeynahüm Bi bağyihim Biraz önce söylemiştim yine döndük, ve inna lesadikun; İşte onları değer yıkıcılıkları yüzünden böyle cezalandırdık, çünkü biz kesinlikle sözümüze sadığız. Biz sözümüze sadığız da onlar sadık değil. Sözümüz ne idi, Allah’ın sözü ne idi; Eğer emrime ihanet ederseniz, sözleşmeye ihanet ederseniz cezalandırılırsınız. Onlar söze ihanet ettiler. Anlaşmaya sadakat göstermediler. Allah ile bir sözleşme imzaladılar, ama bu sözleşmeye ilk ihanet eden kendileri oldu ve ceza da böylece geldi. Yasaklar genişletildi. Ceza böyle geldi. İşte burada ki bir tür gelen cezadır ki bu cezayı elimizde ki Kitabı Mukaddesi açtığımızda da buluyoruz. Levililer 7. bölümüm 23. fıkrasına baktığınızda bu yasakları orada daha detaylı bir biçimde görüyorsunuz.

147-) Fein kezzebuke fekul Rabbüküm zü rahmetin vasiatin, ve la yüreddü be’sühu anil kavmil mücrimiyn;

(Rasûlüm) eğer seni yalanladılar ise de ki: “Rabbiniz, Vasi’ rahmet sahibidir… O’nun azabı suçlu toplumdan geri çevrilmez.” (A.Hulusi)

147 – Bunun üzerine seni tekzibe yeltenirlerse, de ki rabbiniz bitmez tükenmez bir rahmet sahibi, fakat mücrimler güruhundan be’si de reddedilemez. (Elmalı)

Fein kezzebuke fekul Rabbüküm zü rahmetin vasia ve onlar eğer seni yalancılıkla itham ederlerse De ki; Rabbiniz sınırsız rahmet sahibidir.

Anlaşılmaz gibi duruyor. Yalanlamayı ne de yapıyorlar yaparlarsa, nasıl anlayacağız. Haramlarla ilgili yalanlarlarsa. Yani Yahudiler yalanlayabilir burada, bir onlara atıf olabilir bu. Mekke’nin son yılında indiğini hatırlayalım. Ama yine dolaylı bir ilişki var Yahudilerle. Mekke müşrikleri Yahudilerden malzeme alıp, gelip Resulallah’a o malzeme ile karşı çıkmaya çalışıyorlar unutmayalım. Böyle bir ilişki var Mekke müşrik toplumu ile Yahudiler arasında. Onun için gelen ayetler ikisine birden cevap olarak geliyor bazen.

Yahudilerin yalanlaması nasıl olabilir? Onlar, işte bize şu, şu, şu yasak diyorlar. Oysaki aslında Allah onu haram kılmış değil. O özü itibarıyla yasak değil, ceza olarak yasak. Onu söylemiyorlar. Niye yasak dediğinizde saklıyorlar, ya da görmezden geliyorlar. Oysa ki o haram değil ve kendilerine yasak olan bu şeyi özü itibarıyla yasak zannedip, veya öyle tahrif edip başkalarına da diyorlar ki Allah bunu yasakladı. Hayır, bu size bir cezadır aslında yasak falan de yoktur.

Ama Mekke müşriklerinin yasakları daha beter. Onlar, hurafeye dayalı yasaklar koyuyorlar. Şu hayvan 5 batında doğum yaptı, bunu kutsal kabul et, aynen Hindistan’ın inekleri gibi sal gitsin. Allah’ın insanın yararı için yarattığı bir varlığı, insan yararından çıkar ve kutsa. Kutsallaştırdığınız zaman aynı zamanda ona Allah’ın olan sıfatlardan bazılarını da atfetmeye kalkıyorsunuz. Ve daha kötü bir şey yapıyorsunuz. Kutsalı belirleme görevinin kendinize ait olduğunu, böyle bir zehaba kapılıyorsunuz. Eşyaya kutsiyet verme gibi bir yetkiniz olduğunu düşünüyorsunuz. Oysa ki Kudüs olan siz değilsiniz. El Kudüs olan Allah’tır. Allah kutsarsa bir şey kutsal olur. Siz kutsarsanız hurafe olur.

Onun için onlar dinlerini böyle tahrif ettiler. Aslında Mekke’li lerin dini, İbrahim’in dini idi unutmayın. İbrahim’in getirdiği ilahi sistemini böyle ekstra yasaklar koyarak, onu bunu kutsayarak, ona buna kutsallık izafe ederek hurafeye dönüştürdüler. Unutmayın hurafe tahriftir, tahrif hurafedir.

ve la yüreddü be’sühu anil kavmil mücrimiyn; ama günaha gömülüp gitmiş insanları da cezalandırması kaçınılmazdır. Bu ama nın öncesini hatırlayalım, Allah rahmet sahibidir, çok geniş rahmeti vardır, ama günaha gömülüp gitmiş insanları da cezalandırması kaçınılmazdır. Onun bir devamı olarak okuduğunuzda Allah’ın aslında cezalandırmasının insanı terbiyeye yönelik olduğunu, esas olmadığını, esas olanın sınırsız rahmeti olduğunu görüyorsunuz ve bu rahmetin Allah’ın cezalandırmasının insanı terbiyeye yönelik olan tarihi bir örneğini de bir önceki 146. ayette görmedik mi. Yani ceza terbiye biçiminde geliyor. Yasak koyuyor, yasağı genişletiyor ki, Allah’ın cezalandırması insanı terbiyeye yönelik olsun. İnsanın Allah’a yaklaşmasını engellemez bir biçimde uygulansın.

148-) Seyekulülleziyne eşrekü lev şaAllahu ma eşrekna ve la abaüna ve la harremna min şey’i* kezâlike kezzebelleziyne min kablihim hatta zâku be’sena* kul hel ındeküm min ılmin fetuhricuhu lena* in tettebi’une illezzanne ve in entüm illâ tahrusun;

Şirk koşanlar: “Eğer Allâh dileseydi, biz de babalarımız da şirk koşmazdık… Hiçbir şeyi de haram kılmazdık” diyecekler… Onlardan öncekiler de azabımızı tadıncaya kadar işte böyle yalanladılar. De ki: “İndînizde bize açıklayacağınız bir ilim var mı? Siz ancak zanna tâbi oluyorsunuz… Siz ancak tahmin üzere konuşup saçmalıyorsunuz.” (A.Hulusi)

148 – Müşrik olanlar diyecekler ki: Allah dilese idi ne biz müşrik olurduk ne atalarımız, ne de bir şey haram kılabilirdik, bunlardan evvelkiler de böyle tekzip etmişlerdi, nihayet azâbımızı tattılar, hiç de, ilim denecek bir şey’iniz var mı ki bize çıkarasınız? Siz sırf bir zan ardından gidiyorsunuz ve siz ancak atıyorsunuz. (Elmalı)

Seyekulülleziyne eşrekü lev şaAllahu ma eşrekna ve la abaüna ve la harremna min şey’i Allah’a ortak koşanlar derler ki; Eğer Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O’ndan başkasına ilahlık yakıştırmazdık ve helallerinden hiçbir şeyi haram kılmazdık.

Gerekçeye bakınız sevgili Kur’an dostları, gerekçeyi duydunuz değil mi? Eğer Allah dileseydi diyorlar, biz O’nun haramlarını helal kılmazdık ve şirk koşmazdık.

Bu Allah’a atılmış en büyük iftiradır. Öncelikle bunu tespit edelim. Ama unutmayın daha önce tefsirini yaptığımız ayeti kerimelerde bunu işlemiştik. Onlar Allah’a şirk koşarken, Allah’ın sıfatlarını Allah dışında bazı varlıklara yakıştırırken bunu te’vil yolu ile yapıyorlardı. Onları doğrudan Allah’a ortak koşalım diye değil, onların aracı olduğunu düşünerek yapıyorlardı. Bu düşüncelerin temelindeki sakat mantıkta, uzak bir Allah inancı içindeydiler. Uzak olana yakın olmak için aracı kullanırsınız.

İşte onlar da Allah’ı kendilerinden çok uzak bildikleri için, Allah’a kendi taleplerini ulaştıracak, O’nun katında kendilerine yardım edecek, “Torpil geçeceğini” düşündükleri bir takım varlıklar icat ediyorlardı. Görüyorsunuz aslında çıkış noktaları Te’vile uygun. Ama vardıkları nokta Allah’a şirk. Onun için bu ayet işte o süreci, şirke doğru uzanan sürecin daha ilk halkasında insanı uyarıyor. Diyor ki bu sürece girmeyin. Eğer Allah’ın yasaklamadıklarını yasaklamak gibi bir çıkış noktasından çıkarsanız, varacağınız nokta Allah’ın sıfatlarını başkalarına yakıştırmak, yani şirk olacaktır.

Bu da nedir, ne diyorlar; Ne biz ne de atalarımız Allah dilemeseydi ne şirk koşar, ne de helalleri yasaklardık..!

İnsanın ahlaki sorumluluğunu reddetmek, büyük bir cinayet. İşte onu yapıyorlar. Hesapta kader inancını istismar ediyor müşrikler. Yani kadere inanır gibi görünüyorlar görüyorsunuz. Ama kader ne, yanlış tanımlıyorlar. İnsanın kaderini, insanın eylemlerinin kaderinin, insanın seçmesi olduğunu. Eylemleri sonucunda insanın fiilleri sonucunda oluşan sonuçlardan insanların sorumlu olduğunu, ahlaki sorumluluğun insana ait olduğunu göz ardı ediyorlar.

İşte bu noktada Kur’an, ahlaki sorumluluk reddini şirk olarak görüyor. Burada da o var ve buna da Allah’ı gerekçe kılıyorlar. Sahte kader inancı ile, akıl ve iradeye ihanetlerini mazur görmeye çalışıyorlar. Mazur göstermeye çalışıyorlar.

kezâlike kezzebelleziyne min kablihim hatta zâku be’sena Kur’an ise şiddetli bir biçimde reddediyor ve diyor ki; Onlardan öncekiler de hakikati işte bu mantıkla yalanladılar. En sonunda azabımızı tattılar. Yani bu sakat mantığın bir geleneği olduğunu, bir geçmişi olduğunu dile getiriyor Kur’an ve onlardan önce sapanların da sapmalarına böyle bir mazeret ileri sürdüklerini dile getiriyor ve sizden öncekilerin mazeretini kabul etmedik ki sizinkini kabul edelim dercesine.

kul hel ındeküm min ılmin fetuhricuhu lena ve onlara sor diyor Kur’an, De ki; Bize sunacağınız bilgiye dayalı herhangi bir belge var mı elinizde. Yani Allah’ın yasaklamadığı şeyleri, Allah yasakladı diyerek yasaklıyorsunuz. Yasak sınırlarını genişletiyorsunuz. İyi ve kötüyü, doğru ve yanlışı, helal ve haramı belirleme gücünü kendinizde görüyorsunuz madem, Üstelik bir de iftira edip onu Allah’a isnat ediyorsunuz, bir belge gösterin. Bir belge verin. Söyleyin, deyin ki Allah’ın gönderdiği şu vahiyde duydum yazıyor. Kendilerine kitap gelmedi ki, zaten biz ümmiyiz diyorlar böyle dediğinizde.

Peki ümmisiniz de nerede emretti Allah size bunu, bu yasağı nerede yasakladı? Çelişki ve Kur’an çelişkiyi ortaya koyuyor. Bu çelişkilerini görmezden gelerek ilginçtir, Kur’an onların bu çelişkilerini böyle çıplak bir biçimde ortaya koyarken yapmaya, onlarda uyandırmaya çalıştığı bilinç şu; Size daha önce elinizde bir kitap olmadığı için böyle saptınız. Şimdi Allah size de bir kitap gönderdi. Ama sapmanızda direnip kitabı reddediyorsunuz. Mesajı reddediyorsunuz. Siz; “Hem kelsiniz, hem fodulsunuz. Hem kitapsız olduğunuzu biliyor ve ümmiyim diyorsunuz, Kitap gelince de utanmazca, arsızca reddediyorsunuz.” Onları böyle Kur’an cürümü meşhut halinde, suçüstü yakalıyor yani.

in tettebi’une illezzanne ve in entüm illâ tahrusun; Daha önce de bu surenin, daha önce tefsir ettiğim ayetinde geçmişti hatırlayacaksınız, belki 116. ayet olabilir yanlış hatırlamıyorsam. Siz yalnızca hurafenin peşinden gidiyorsunuz ve siz sadece kitle psikolojisi ile hareket ediyorsunuz.

Tabii ben yeni terimlerle meallendiriyorum. Ayetteki zannı, hurafe olarak çevirdim size ve tahrusun, ha ra sa kökünden gelen bu kelimeyi de kitle psikolojisinin peşinden gitmek. Ki bu kelimenin kök anlamına baktığınızda tam da bu manayı doğruluyor. Yani yığınlarla hareket ediyorsunuz. Sizin bir tek deliliniz var, delil gösteremezsiniz yasağı genişletirken. Allah şunu yasakladı, bunu yasakladı derken bir delil gösteremezsiniz, göstereceğiniz iki delil var;

1 –  zan, yani yalan, yani arzu, yani hurafe. Zan akide de olursa hurafe olur. Zan akaide ait olursa batıl inanca dönüşür. Akaide ilişkin zanlara batıl inanç denir, hurafe denir. Ve aynı zamanda siz kitle psikolojisinin arkasında sürükleniyorsunuz. Yani uydum kalabalığa diyorsunuz. Uydum vahye değil. Babalarınızın peşinden gidiyorsunuz ve gerekçe gösterirken de yığınları gösteriyorsunuz. Oysa

..ekseruhüm lâ ya’kılun; (Ankebut/63)

 Onların çoğu akıl etmez Kur’an ın ifadeleri ile.

ekseren Nasi lâ yu’minun; (Hud/17)(Mümin/59)(Rad/1)..

ekseren nâsi lâ yeşkurûn Bakara/243)

Ekseren nasi la ya’kılun. (?) (ekseren nâsi la ya’lemun.. olsa gerek..!) Kur’an 3 formda getirir. İnsanların çoğu ibaresini kullanırken, insanların çoğu akıl etmez. İnsanların çoğu akıl etmediği için şükretmez, şükretmediği için de sonucu imansızlığa varır, iman etmez. İnsanların çoğunun arkasına, kitlelerin arkasına, kalabalıkların arkasına, hakikati sayıda ararsanız ve takılırsanız, hakikati sayının çokluğunda ararsanız varacağınız nokta bu olur demeye getiriyor adeta Kur’an.

149-) Kul feLillahil huccetül baliğetü, felev şâe lehedaküm ecme’ıyn;

De ki: “Hüccetül’Baliğa (açık kesin delil) Allâh’ındır”… Eğer dileseydi, elbette hepinizi hidâyete erdirirdi. (A.Hulusi)

149 – İşte, de, hücceti baliğe ancak Allahın; evet, o dilese idi sizi hep birden hidayete erdirirdi. (Elmalı)

Kul feLillahil huccetül baliğe De ki; Yalnız Allah katındadır hakikatin en kesin delili, en keskin delili. İlahi mesajın, ilahi, bilgiye dayandığı vurgulanıyor burada. Hakikatin delili yalnız Allah katındadır. Ama hakikatin en kesin delili. Neden? Çünkü Allah’ın bilgisi saf bilgidir. Allah mutlak anlamda alimdir, Aliymdir. Onun için O’nun sonsuz ilmi içerisinde bulunan her bir şey hakikatin kesin delilidir. Onun içinde bununda hakikatin kendisi olduğunu bilin demek. Yani Allah’ın ilminden size gelen bu vahiy eğer bir şey söylüyorsa işte hakikatin kesin delilidir bu. Buna inanmak zorundasınız. Çünkü Aliym olanın ilminden geliyor bu vahiy size deniliyor burada.

felev şâe lehedaküm ecme’ıyn; ve o dileseydi hepinizi doğru yola yöneltirdi. Burada sosyal bir yasaya dikkat çekiliyor, ilahi yasaya. Nedir o; Dilemedi. Eğer dileseydi hepinizi doğru yola yöneltirdi, ama dilemedi. Çünkü iradeyi diledi. Onun dileği iradedir. Onun dileği akıldır. Aklı diledi insan için ve sonuçta ahlaki sorumluluğu diledi.

Ey insan, yer ve gök gibi hareket edemezsin. Yani şuurlusun, şuursuz hareket edemezsin. Onlar kayıtsız şartsız tabiidir. Onun için itaati ve cennet yok. Ey insan iradeli olduğun için itaatin cennetle ödüllendirildi.

Çok önemli. İrade olmasaydı itaat cennetle ödüllendirilmezdi. Aslında bana sorarsanız, cennet iradenin ödülüdür ve burada da söylenen budur. Ey insan ahlaki sorumluluğunu atma, ahlaki sorumluluğunu reddetme. Ahlaki sorumluluğunu reddedersen aklına ihanet etmiş olursun. Allah’ın verdiği özgürlük ve iradeye ihanet etmiş olursun. Eylemlerinden sorumlusun. Çünkü seçme yeteneğin var. Bu yeteneği reddetmek aklı, bu yeteneği reddetmek iradeyi reddetmektir. Yani ihanet etmektir.

150-) Kul helümme şühedaekümülleziyne yeşhedune ennAllahe harrame hazâ* fein şehidu fela teşhed meahüm* ve la tettebı’ ehvaelleziyne kezzebu Bi ayatina velleziyne la yu’minune Bil ahireti ve hüm Bi rabbihim ya’dilun;

De ki: “Hadi, Allâh şunu haram etmiştir diye şahitlik eden şahitlerinizi getirin!”… Eğer şahitlik ettiler ise, sen onlar ile beraber şahitlik etme… (Esmâ’nın açığa çıkışı olan) işaretlerimizi yalanlayanların ve geleceklerindeki sonsuz yaşam süreçlerine iman etmeyenlerin boş hayallerine tâbi olma! Onlar (putlarını) Rablerine denk tutarlar. (A.Hulusi)

150 – Haydin, de: Allah bunu haram etti diye şahadet edecek şahitlerinizi getirin, eğer gelir şahadet ederlerse sen onlarla beraber şahadet etme, âyetlerimizi tekzip edenlerin, o Âhirete inanmayanların hevâlarına tabi’ olma, nasıl olursun ki bunlar rablerine başkasını denk tutuyorlar. (Elmalı)

Kul helümme şühedaekümülleziyne yeşhedune ennAllahe harrame hazâ De ki; Haydi, Allah’ın bütün bunları haram kıldığına tanıklık eden şahitlerinizi getirin bakalım. Hurafeye dayalı haramların Allah’a atfına ret. Hurafeye dayalı yasak koyacaksınız, bunlar, bunlar, bunlar Allah tarafından yasaklandı diyeceksiniz, ama delil getirin deyince getiremeyeceksiniz. İşte o atfa bir ret olarak geliyor bu cümle.

fein şehidu fela teşhed meahüm Eğer onlar yalan yere tanıklık ederlerse sakın onların bu tanıklığını onaylama diyor. Yani onlar Allah’a bu kadar yalanı atfettiler, yasak olmadığı halde yasakladılar, bir de bunu Allah yasakladı dediler. Bu kadar yalanı söyledikten sonra üzerine bir daha koymamaları için hiçbir neden yok. Bir yalan daha söylerler. Onun için onlar eğer bunu da  söylerler ise, sen onların bu yalancı şahitliğini onaylama. Sen onlarla birlikte olma, tanıklığını onaylama.

İyi ve kötünün, doğru ve yanlışın ölçütü, salim akıl ve sahih nakildir. Onun için heva ve arzular değildir. Burada da bir dip akıntısı gibi ayetler bize bu gerçeği hatırlatıyor. O sebeple ayetlerin çoğu Akıl etmekten, fikir etmekten, düşünmekten ve düşünmeyenleri uyarmaktan söz ediyor.

İşte bu nedenle eğer selim akılla bakarsanız sahih naklin söylediği, gösterdiği şeyi gösterir size. O zaman siz de görebilirsiniz. Ama diyeceksiniz ki sahih naklin verdiği her bilgiyi selim akıl verir mi? Vermez, vermeyeceği için sahih nakil, selim aklın boşluğunu doldurmuştur. Bu noktada Allah bir kısmını sırf sınamak için yasakları koymuş, ki onlar taabbüdidir.

Bu yasağın hikmeti nedir diye sorduğunuzda tek bir hikmetten söz edilemeyebilir. İlletten söz edilemeyebilir. Hikmetten söz edilse dahi illetten söz edilemeyebilir. O taabbüdidir Allah koymuştur. Sınamaktır son tahlilde. Ama bir çoğu insana zarar verdiği için konmuştur. Fakat tüm yasaklar insana zarar verdiği için konulmuştur diyemiyoruz. Bunlar içerisinde zararını bilmediklerimiz de var. Zararı maddi değil de manevi olanlarda var. Allah adına kesilmeyen şeyler, daha doğrusu Allahtan başkası adına kesilen kurbanlar gibi. Bunun maddi zararının ne olduğunu bilmiyoruz. Ama kesin bildiğimiz bir şey var ki, bunun insanın ruhu üzerinde, insanın davranışlarına yansıyan manevi bir zararı var. Devam ediyoruz;

ve la tettebı’ ehvaelleziyne kezzebu Bi ayatina velleziyne la yu’minune Bil ahirah ve mesajlarımızı yalanlayanların, ahirete inanmayanların keyfi düşlüncelerine kesinlikle uyma. ve hüm Bi rabbihim ya’dilun; zira onlar, üstelik onlar mevhum güçleri rablerine denk görüyorlar. Nasıl uyarsın sen onlara, nasıl uyarsın ki onlar bir takım vehmedilen güçleri Allah’a denk görüyorlar.

Problemde bu. Allah’ı inkar değil dikkatinizi çekerim ayetin ifadesi. Allah’ı inkar ediyorlar demiyor, Allah’a denk görülen bir takım mevhum varlıklar var. Güç vehmediyor onda. Daha önce bunun insanın eylem alanını nasıl daralttığını, insanın istikametini nasıl saptırdığını çok geniş izah etmiştim. Allah dışında Allah’ın vasıflarından bir tanesini bir başka şeye yakıştırırsanız o yakıştırdığınız şey sizin gözünüzde büyür. Artık onun karşısında küçülürsünüz. O şey sizin duyargalarınızı teslim alır. Sizin enerjinizi küçültür. Daha doğrusu onun karşısında siz insani kapasitenizi kullanamaz olursunuz.

İşte şirkin, insanın kapasitesini sıfırlayan korkunç bir zarara dönüşmesinin açıklaması, kısa açıklaması. Bunun çok daha detaylı açıklamasını daha önce birkaç vesile ile yapmıştım.

Hurafe aynı zamanda bu ayetin bize hatırlattığı gerçek, Hurafe, batıl inanç, şirke kapı açar. İnsan eşyayı tanrılaştırır. Allah’tan gayriye ilahlık, serbesti yasaklayan, yasağı da serbest hale getirmek isteyecektir. Unutmayın, çünkü zihin tepe taklak olmuştur. Şirk aslında insan duygusunu tersine çevirmek demektir. Tersine çevirdiğiniz zaman her şeyi ters görürsünüz. Hakikati ters görürsünüz. Bu neye yol açar? Geçiciyi kalıcı gibi görürsünüz. Kalıcıyı da geçici gibi görürsünüz. İşte eşyaya ve dünyaya bakışınız değişir.

Geçici ömrünüzü kalıcı gibi görürsünüz, kalıcı olan ebedi hayatınızı da hiç görmezsiniz. Allah’a ayıracağınız şeyleri Allah’a ayırmayıp dünyaya ayırırsınız. Nefse ayırırsınız. İçgüdüye ayırırsınız. Dünyaya ayıracağınız küçük şeyleri de Allah’a ayırmak gibi bir yanlışa kapılırsınız. Onun için Allah’ın sözüne kulak vermekten vazgeçer, bu sefer ondan oluşan boşluğu içinizdeki o bireysel iç güdüler, yani negatif kutbunuz, nefsiniz doldurmaya başlar. Onun sesine kulak verirsiniz. Allah vahyinden boşalan yere şeytanın vahyi oturur.

İşte ters döndürmek bilinci alabora etmenin sonucu budur. Bilinç alabora olursa artık; batıl  Hakk, Hakk batıl, doğru yanlış, yanlış doğru, güzel çirkin, çirkin güzel gözükmeye başlar, ibadetten kaçarsınız, günaha koşarsınız. Çünkü tersine döndü.

151-) Kul te’alev etlü ma harrame Rabbüküm aleyküm ella tüşrikü Bihi şey’en, ve Bil valideyni ıhsana* ve la taktülu evladeküm min imlak* nahnü nerzukuküm ve iyyahüm* ve la takrebül fevahışe ma zahere minha ve ma betan* ve la taktülün nefselletiy harramAllahu illâ Bil Hakk* zâliküm vassaküm Bihi lealleküm ta’kılun;

De ki: “Gelin, Rabbinizin size (neleri) haram ettiğini ‘OKU’yayım: O’na bir şeyi ortak koşmayın… Ana-babaya ihsan üzere olun… Fakirlikten dolayı evlatlarınızı öldürmeyin… Sizin de onların da gıdasını biz veririz! Fevahişin (çirkin suçların) açık olanına da (içki, fuhuş… gibi) içsel olanına da (suç olanları düşünmek) yaklaşmayın… Hak kılınan hariç (kısas gibi), Allâh’ın haram kıldığı nefsi öldürmeyin! Aklınızı kullanmanız için, (Allâh) size bu uyarıyı yapar!” (A.Hulusi)

151 – De ki: geliniz size rabbiniz neleri haram kıldı okuyayım: ona hiç bir şey’i şerik koşmayın, babanıza ananıza iyilikten ayrılmayın, yoksulluk yüzünden evlâdınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkınızı biz veririz, fevahışe: açığına da, gizlisine de yanaşmayın, Allahın muhterem kıldığı nefsi haksız öldürmeyin, işittiniz a, işte size o bunları ferman buyurdu, gerektir ki aklınız erer. (Elmalı)

Kul te’alev etlü ma harrame Rabbüküm aleyküm De ki; Allah’ın size neyi yasakladığını gelin aktarayım.

Sahte dindarlık gösterisinin maskesini indiriyor ayet burada. Yukarıdakiler ne yapıyorlardı? Allah’ın yasaklamadığını yasaklıyorlardı bu tersine döndürüyordu bilinci, yasakladıklarını da helal kılıyorlardı. Bu işte sahte dindarlık gösterisi getirir. Yani insan, yadsak olmayan şeyleri yasaklayarak içinin bir yerlerini tatmin eder. Bu emzik gibidir, sahte emzik gibidir. Çocuğu aldatmak için ağzına verdiğiniz sahte emzik. O elbette ki karnını doyurmaz fakat oyalar. Onun için insanlar sahte inanca saparak gerçek imanın doldurmak istediği, doldurduğu boşluğu, sahte inançlarla doldurur, muş..! gibi yaparlar. İşte mış..! gibi inanç hurafedir.

Bu noktada ayet onların maskelerini indiriyor, sahte dindarlığın ve bugüne de hitap ediyor. Bugünde aynı şey geçerli. Sahte dindarlığa bakınız. Sahte dindarlığın yüzünde bir maske vardır. Onun için de Allah’ın yasaklamadığı şeyi yasaklayarak bu dindarlık gösterisinde bulunurlar. Gerçekte derine indiğinizde Allah’ın gerçek yasakladığı şeyleri de tutmadığını görürsünüz. Aynen ayette anlatıldığı gibi. Devam edelim;

ella tüşrikü Bihi şey’en Neymiş Allah’ın ilk yasakladığı; O’ndan başka şeylere kesinlikle ilahlık yakıştırmayın. ve Bil valideyni ıhsanen anne babaya iyilik yapın.

Dikkatinizi çekerim iyilik yapın, nedense İslam ahlak öğretisinde anne babaya iyilik emredildiği halde, anne babaya itaat emredilmiş gibiye çevriliyor iş ve ondan sonra bu yanlış, Allah’ın itaati orada dururken adeta anne babalara itaat, Allah’ın itaatinin yerine geçiyor. Anne babaya iyilikle emr olunmuşuz. Ama Allah’a itaatle. Burada iki şeyi birbirine karıştırmamak lazım.

ve la taktülu evladeküm min imlakın Unutmayın, bu ayetlerin indiği Mekke’de ki müminler, anne babalarına itaat etselerdi ömür boyu mümin olmayacaklardı. Bu ayetlerin indiği müminler onlara ihsan ile davrandılar. İyilik yaptılar. Hakka ve hayra itaatle emr olunur mümin, ama anne babaya ikram ile emr olunur. Onlara üf..! bile dememekle emr olunur. Onlara, Allah’a ve onlara şükretmekle, teşekkür etmekle emr olunur. …enişkürliy ve livalideyk (Lokman/14) Bana şükredin, anne babanıza şükredin. İki şeyi birbirine karıştırmamak lazım.

ve la taktülu evladeküm min imlakın Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Ekonomik endişelerle kürtaja bir ima var burada. nahnü nerzukuküm ve iyyahüm zira sizinde onların da rızkını biz veriyoruz. Rızka iman eden bir insan, yoksulluk korkusuyla çocuk katletmez tabii. Yoksulluk korkusunun, yoksulluğun en büyüğü olduğunu bilseydi insan, yoksul olur fakat yoksulluk korkusu çekmezdi. Çünkü açları doyurabilirsiniz ama açlık korkusu çekeni kimse doyuramaz.

ve la takrebül fevahışe ma zahere minha ve ma betan açık ya da gizli sizleri mahcup eden bir günaha yaklaşmayın.

Bunların hepsini yapıyor Mekkeli ler. Bakınız, yasakların hepsini işliyorlar, bir taraftan da ekstra yasaklar uyduruyorlar. Görüyor musunuz takası? İşte buna dindarlık gösterisi, sahte dindarlık gösterisi diyoruz.

ve la taktülün nefselletiy harramAllahu illâ Bil Hakk Adaleti gerçekleştirmek dışında Allah’ın kutsal saydığı insan hayatına kıymayın.

Bir tarafta Allah’ın insanın emrine verdiği ve yiyin dediği hayvanları kutsal sayıp saldım çayıra Allah kayıra hesabı yaparken, öbür taraftan da Allah’ın kutsal kıldığı insan hayatını sinek gibi hiçe sayarak öldürüyorlardı.

Biraz önce ne demiştim alabora olur zihin demiştim. Şirk budur. Zihnin alabora olma hadisesidir. Önemliyi önemsiz, önemsizi önemli görmeye başlar. Meşru, bireysel ya da toplumsal savunma veya adaleti gerçekleştirmek için verilen ceza dışında, İllâ Bil Hakk geliyor bakınız. İllâ Bil Hakk adaleti gerçekleştirmek dışında Allah’ın kutsal saydığı insan hayatına kıymayın.

Bu İllâ Bil Hakk ın karşılığı şudur; Meşru, bireysel ya da toplumsal savunma yapmak meşrudur. İşte savaşlar savunmaya yönelik olarak yapılır ve savaşta eğer ölümler olursa bu, bu cevaza; İllâ Bil Hakk a girer.

Yine adaleti gerçekleştirmek için verilen ceza. Bu da Bil Hakk a girer. Ki cinayetin karşılığıdır. Ama hemen burada Mürted dediğinizi duyar gibiyim. Ya dinden dönen? Aslında dinden dönene ilişkin Buhari ve Müslim de dahil hadis külliyatımızın naklettiği hadise dayanarak adam öldürülür mü sorusu, çok ciddi bir sorudur ve Kur’an ın bu soruya verdiği cevap Bakara/217. ayetinde açıktır.

Ne diyor; Sizden kim dininden dönerse ve kafir olarak ölürse diyor, öldürülürse demiyor. Kur’an açık.

Kur’an da ölüm gibi geri dönüşü olmayan bir ceza, Haberi vahit yoluyla bize kadar gelen hadislerle, Yani haberi vahit kısmına giren bir hadisle sabit olur mu sorusu çok, çok ciddi bir sorudur. Kaldı ki dinden dönmekle dine karşı savaşmayı birbirine karıştırmamak lazım. Onun için bu noktada Kur’an da cevap alacaksak eğer dinden dönmeye, Kur’an ın Bakara/217. ayetinde, yine Kur’an ın bir başka ayetinde;

..men yertedde minküm an diynihı.. (Maide/54) Sizden kim dininden dönerse fesevfe ye’tillahu Bi kavmin onun yerine Allah başka bir toplum getirecek.

Onu yok edeceğim demiyor. Onu götürün de demiyor. Bunlar gerçekten de Kur’an ın hükmüne ışık tutuyor.

[ Atlanan cümle; zâliküm vassaküm Bihi lealleküm ta’kılun;

İşittiniz a, işte size o bunları ferman buyurdu, gerektir ki aklınız erer. (Elmalı)]

152-) Ve la takrebu malel yetiymi illâ Billetiy hiye ahsenü hatta yeblüğa eşüddeh* ve evfül keyle vel miyzane Bilkıst* la nükellifü nefsen illâ vüs’aha, ve izâ kultüm fa’dilu velev kâne zâ kurba* ve Bi ahdillahi evfu* zâliküm vassaküm Bihi lealleküm tezekkerun;

(Yetim) olgunluk yaşına ulaşıncaya kadar, en güzel şekilde idare amacı hariç, yetimin malına yaklaşmayın… Ölçme ve tartmayı adaletle tam yapın… Hiçbir nefse kapasitesinin üstündekini teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da hakkı söyleyin, isterse yakınınız olsun! Allâh’a olan sözünüzü yaşayın! Aklınızı kullanmanız için, (Allâh) size bu uyarıyı yapar! (A.Hulusi)

152 – Ve yetim malına yaklaşmayın, ancak rüştüne erinceye kadar en güzel suretle başka, ölçeği tartıyı tam ve denk tutun, bir nefse ancak vüs’ünü teklif ederiz, söz sahibi olduğunuz vakit de hep adaleti gözetin velevse hısım olsun, Allahın ahdini yerine getirin, işittiniz a işte size o bunları ferman buyurdu, gerektir ki düşünür tutarsınız. (Elmalı)

Ve la takrebu malel yetiymi illâ Billetiy hiye ahsenü hatta yeblüğa eşüddeh Rüştüne erinceye kadar onun lehine olmadıkça yetimin malına dokunmayın. Yetim malına vesayet edenin o malda tasarrufu yetimin lehine olacak. Şart bu. Nisa/6. ayette işlediğimiz için geçiyorum.

ve evfül keyle vel miyzane Bilkıst ölçüp tartarken adaleti ve itidali gözetin, elden bırakmayın. Bu ölçü ve tartı sadece alışverişte değil, insanları değerlendirirken, eşyayı değerlendirirken, olayları değerlendirirken, birbiriniz hakkında konuşurken dahi, hem maddi hem manevi, adil ve mutedil olun çağrısıdır. Matematiksel adalet değildir gözetilmesi gereken. Belki bu mümkün de değildir, milim milim, gram gram mümkün de değildir. Ama asıl olan nedir; Bu konuda sürekli çaba sarf etmek, adil olmak için çaba göstermek. Ki ayette bunu söylüyor.

la nükellifü nefsen illâ vüs’aha Biraz önceki açıklamamı doğrulayan bir ayet, bilin ki biz insana gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz.  Yani matematiksel bir adalet değil burada, bu konuda gayret sarf edin, olanca çabanızı gösterin denilmek isteniyor.

ve izâ kultüm fa’dilu velev kâne zâ kurba Biri hakkında konuşacaksanız, görüş belirtecekseniz, yakınınız da olsa adil olun. Bunun tersi de geçerli, uzağınız da olsa adil olun. Yani bizden diye kayırıcı, bizden diye onun hakkında yalan konuşmayın. Onun için biz ve onlar ayırımı sizi Hakk’tan ayırmasın. Düşünce ve görüş açıklamada adaletli olun, bizden olsun, çamurdan olsun. Onlardan olursa adam çıkmaz mantığını bırakın diyor.

ve Bi ahdillahi evfu Ve Allah ile olan sözleşmenize sadakat gösterin.

1 – Allah İle yapılan fıtrat ahdi, doğal ahit.

2 – İman ahdi, iman sözleşmesi, iradi ahit.

3 – Allah adına yapılan tüm sözleşmeler.

İşte bu ayetin kapsamına bu 3 sözleşme de girer.

zâliküm vassaküm Bihi lealleküm tezekkerun; Bütün bunları Allah size emretti ki sorumluluğunuzu aklınızdan çıkarmayasınız.

153-) Ve enne hazâ sıratıy müstekıymen fettebi’uhu, ve la tettebi’us sübüle feteferraka Biküm an sebiylih* zâliküm vassaküm Bihi lealleküm tettekun;

Bu benim dosdoğru sıratımdır, ona tâbi olun, (başka) yollara tâbi olmayın; (aksi takdirde) sizi O’nun sırat-ı müstakiminden ayırırlar… İşte, bilfiil korunasınız diye (Allâh) size bu uyarıları yapıyor! (A.Hulusi)

153 – bir de şu: benim dosdoğru yolum, hep onu takip edin, başka yollar takip etmeyin ki sizi onun yolundan saptırıp parçalamasınlar, duydunuz a işte size o bunu ferman buyurdu gerektir ki korunur, muttaki olursunuz. (Elmalı)

Ve enne hazâ sıratıy müstekıymen fettebi’uhu Zira benim işte dosdoğru yolum budur, öyleyse bu yolu izleyin.

Burada çağlarının özel şartlarının gereği olarak konulan şeriatın da ötesinde tüm peygamberlere verilen vahyin tek bir öze dayandığı İslam, insanlığın değişmez değerleri olan İslam’a dikkat çekilip vahye tabi olmak, ahde sadakattir deniliyor. Yukarıda Allah’la olan sözleşmenize uyun dendikten sonra bu ayet geliyor dikkatinizi çekerim.

ve la tettebi’us sübüle feteferraka Biküm an sebiylih farklı yollara sapmayın ki sizi O’nun yolundan uzaklaştırmasınlar. zâliküm vassaküm Bihi lealleküm tettekun; Bütün bunları Allah size emretti ki O’na karşı saygıda kusur etmeyesiniz.

154-) Sümme ateyna Musel Kitabe temamen alelleziy ahsene ve tafsıylen likülli şey’in ve hüden ve rahmeten leallehüm Bi Lıkai Rabbihim yu’minun;

Sonra, Musa’ya Hakikat ve Sünnetullah BİLGİsini, hüda (hidâyet) ve rahmet olarak, muhsin olanlar üzerine de (nimetimizi) tamamlamak ve her şeyi açıklamak için verdik… Ki böylece onlar, Rablerine kavuşacaklarına iman etsinler. (A.Hulusi)

154 – Sonra biz Musâ’ya o kitâbı verdik ki güzel tatbik edene tamamlamak, ve her şeyi tafsil etmek ve bir hidayet, bir rahmet olmak için, gerektir ki onlar rablerinin likasına iman etsinler. (Elmalı)

Sümme ateyna Musel Kitabe temamen alelleziy ahsene Bilinen sürecin ardından diye çevirebilirim bu sümme yi. Ki tarihsel süreç başka ayetlerde anlatılmıştı, yeri gelince biz yine tefsir ederiz. Bilinen sürecin ardından iyiliği davranışlara dönüştürenlere nimetimizi tamamlamak, ve tafsıylen likülli şey’in gereken her şeyi iyice açıklamak. Ki çağlarının özel şartları gereği, maide suresi/48 e bir atıf olabilir bu ayet; ..li küllin cealna minküm şir’aten ve minhaca.. her biriniz için bir yöntem ve bir şeriat tayin ettik diyordu ya Kur’an, işte ümmetlere tüm peygamberler için verilmiş şartlarının, çağlarının gereği olan şeriatlar aslında, onların, Allah’ın emrini yaşamalarını kolaylaştıracak bir zemin işlevi görüyordu. Burada da; likülli şey’in derken, gereken her şeyi iyice açıklamak. Onların, Allah’ın emirlerini yapmaları için gereken ilkeleri açıklamak anlamına geliyor.

ve hüden ve rahmeten ve bir yol haritası, bir rahmet olmak üzere Ne yaptık? Musa’ya da nimetimizi bağışladık diyor, verdik. leallehüm Bi Lıkai Rabbihim yu’minun; Musa’ya ilahi kelamı bağışladık ki, en sonunda Rableri ile buluşmaya inansınlar.

Bu bir cevaptır aslında Yahudileşen İsrail oğullarına. Biz size vahyi öyle ihanet edesiniz, başkalarına hava atasınız diye değil, imanınızı sürekli kılasınız diye verdik, siz ise vahyi ne hale getirdiniz. Vahyi oyuncak ettiniz. Allah’ın yasaklamadığı bir çok şeyi koydunuz ve bunu da yaparken tüccarlığa dönüştürdünüz. İnsanlar açtı kitabı baktı, yasak orada yok. Dediniz ki siz cahilsiniz, siz kitabı anlayamazsınız. Siz gelin bize, biz size anlatacağız. Dediniz ve tüccarlığa dönüştürdünüz.

155-) Ve hazâ Kitabun enzelnahu mübarekün fettebi’uhu vetteku lealleküm turhamun;

İşte bu inzâl ettiğimiz de, bereketli Hakikat ve Sünnetullah BİLGİsidir! O’na tâbi olun ve ittika edin ki, size rahmet edilsin. (A.Hulusi)

155 –   Bu ise tam bir kitap, onu biz indirdik, çok mübarek, bundan böyle buna tabi’ olun ve korunun gerektir ki rahmetimize iresiniz. (Elmalı)

Ve hazâ Kitabun enzelnahu mübarekün İşte bu da bizim indirdiğimiz kutlu bir kelamdır. İşte bu da dan kasıt nedir? Kur’an. Tevrat’la Kur’an, Musa ile Muhammed A.S., İsrail oğulları ile ümmet arasında zihni bir irtibat kurmamızı istiyor Kur’an. Şu anda bu ayetler bunun için. Ey ümmeti Muhammed, Ümmeti Musa gibi Yahudileşmeyin çağrısı işte bu ayetlerin altında bir dip akıntısı gibi akıyor.

fettebi’uhu vetteku lealleküm turhamun; Şu halde ona uyun ve sorumluluk bilincini kuşanın ki, rahmete nail olasınız, Allah’ın rahmetine.

156-) En tekulu innema ünzilel Kitabu alâ taifeteyni min kablina ve in künna an dirasetihim leğafiliyn;

“BİLGİ, sadece bizden önceki iki taife (Yahudi ve Nasara) üzerine inzâl edildi; biz, onların kendilerine geleni okuyup değerlendirmesinden gâfildik” demeyesiniz… (A.Hulusi)

156 – Demeyesiniz ki: Kitap yalnız bizden evvel iki tâifeye indirildi ve doğrusu biz onların tedrisatından katiyen gafil bulunuyoruz. (Elmalı)

En tekulu innema ünzilel Kitabu

Hemen yukarıya bir atıf yapmadan geçemeyeceğim, onlar uymadılar, ne hale geldiler. Siz uymazsanız onlar gibi olursunuz. Onun için ibret alın sizden önceki ümmetlerden ve siz Allah ile olan sözleşmenize ihanet etmeyin diyor.

 En tekulu innema ünzilel Kitabu alâ taifeteyni min kablina bir de sadece bizden önce yaşamış iki topluluğa ilahi mesaj indirilmişti. ve in künna an dirasetihim leğafiliyn; ve biz onların öğretilerinden haberdar değildik demeyesiniz.

Burada ki muhatap ta Mekkeliler, 1. muhatap. Yahudileşen İsrail oğullarına cevabını verdikten sonra, onların sözlerini aktaran Mekke müşriklerine dönüyor ve diyor ki; Size de sunu uyarıyorum. Bize vahiy gönderilmemişti ve biz onların öğretilerinden haberdar değildik demeyesiniz, böyle bir mazeret göstermeyesiniz. Muhtemel bir itiraza cevap.

157-) Ev tekulu lev enna ünzile aleynel Kitabu lekünna ehda minhüm* fekad caeküm beyyinetün min Rabbiküm ve hüden ve rahmetün, femen azlemü mimmen kezzebe Bi ayatillahi ve sadefe anha* seneczilleziyne yasdifune an ayatina suel azabi Bi ma kânu yasdifun;

Yahut: “Eğer bize de O BİLGİ inzâl olunsaydı, elbette onlardan daha fazla, hidâyet olanı değerlendirirdik” demeyesiniz diye… Rabbinizden size apaçık deliller, hüda (hakikat bilgisi) ve rahmet gelmiştir… Allâh’ın işaretlerindeki varlığını (Esmâ’sının açığa çıkışı olan işaretleri) yalanlayıp, onlardan yüz çevirenden daha zâlim kimdir! İşaretlerimizden yüz çevirenler, yüz çevirmelerinin sonucunu, azabın en kötüsü ile yaşayacaklar! (A.Hulusi)

157 – Yahut demeyesiniz ki: Eğer bize kitap indirilmiş olsa idi her halde onlardan daha ziyade muvaffak olurduk, işte size rabbinizden beyyine geldi, hidayet de geldi, rahmet de geldi, artık Allahın âyetlerini inkâr eden ve onlardan men’a kıyam eyliyenden daha zâlim kim olur? Elbette biz o, âyetlerimizi men’a kıyam edenleri bu kabahatleri yüzünden azabın en müthişiyle cezâlandıracağız. (Elmalı)

Ev tekulu lev enna ünzile aleynel Kitabu lekünna ehda minhüm Devam ediyor, muhtemel bir soruyu dikkate alarak cevap veriyor. Ya da eğer bize de bir ilahi kelam indirilmiş olsaydı, onlardan daha sıkı uyardık demeyesiniz. Mekkeli ticaret toplumuna. Yani, bu bahaneniz de kalmadı bu kitap ile diyor. Şimdi siz Allah’a ihanet ederken ne bahaneyi göstereceksiniz. Bize de bir kitap verilseydi, ehli itaptan daha iyi uyardık da diyemeyeceksiniz.

fekad caeküm beyyinetün min Rabbiküm ve hüden ve rahme işte size de rabbinizden hakikatin apaçık belgesi, yol haritası. Hüden i yol haritası diye çevirdim. Yol haritası ve rahmet gelmiştir.

femen azlemü mimmen kezzebe Bi ayatillahi ve sadefe anha Bu durumda Allah’ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenlerden daha zalim biri olabilir mi?

Yukarıdaki tüm gerekçeleri yok ettikten sonra Kur’an, Artık Allah’a verilecek hiçbir cevabı kalmadıktan sonra insana soruyor; Ey insan, Allah akıl verdi. Onunla yetinmedi irade verdi. Onunla yetinmedi Peygamber gönderdi. Onunla vahiy gönderdi. Bu kadar kat kat ikram ettikten sonra hala Allah’a isyanın bir makul gerekçesi olabilir mi? Bu da bu günün insanına sorulacak soru.

seneczilleziyne yasdifune an ayatina suel azabi Bi ma kânu yasdifun; ayetlerimizden yüz çevirerek engel olanları bu davranışları yüzünden şiddetli bir azapla cezalandıracağız.

Bu ayet sadece Mekke müşriklerine değil, vahyi özelleştirmek isteyen, bizim içimizden çıkan özelleştirmecilere de bir cevap. Hakikate bölgesel, Irksal, ulusal yaftalar yapıştıranlara deniyor ki. Yani peygamber bizim ırkımızdan çıksaydı.

Arap peygamber diyor bazıları. Arap’a inmiş diyor. Böyle iğrenç bir mantığa, hakikatin boğazına ırkın, ulusun, rengin yaftasını asan, hakikatin, insanlın ortak malı olduğu gerçeğini inkar eden bu küçük kafaya sesleniyor aynı zamanda. Diyor ki; Hakikat size ulaştıktan sonra bu tip mazeretler, sadece hakikate hakaret olmaktan öte bir değer taşımaz. Aynı zamanda bizim Hakikati insanlara taşırken onda hasis davranmamızı, Kur’an bizimdir, siz Kur’an a yanaşamazsınız. Siz Kur’an a dokunamazsınız. Bu Kur’an ın tapusu bize ait gibi bir iddiayı da alttan alta reddediyor bu ayet aynı zamanda.

158-) Hel yenzurune illâ en te’tiyehümül Melaiketü ev ye’tiye Rabbüke ev ye’tiye ba’du ayati Rabbik* yevme ye’tiy ba’du ayati Rabbike la yenfeu nefsen imanüha lem tekün amenet min kablü ev kesebet fiy imaniha hayra* kulintezıru inna müntezırun;

(İman etmek için) illâ kendilerine meleklerin gelmesini yahut Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı mucizelerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin olağanüstülüklerinden bazısı geldiği gün, daha önce iman etmemiş yahut imanı yarar sağlamamış (dilinde kalmış) kimseye, (o anki) imanı hiçbir fayda sağlamaz! De ki: “Bekleyin; biz de beklemekteyiz.” (A.Hulusi)

158 – Onlar ancak şunu gözetiyorlar: ki kendilerine Melekler geliversin veya rabbin geliversin veya rabbinin bazı alâmetleri geliversin, rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, evvelce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış bir nefse o günkü imanı hiç bir fâyda vermez, de ki gözetin, çünkü biz şüphesiz gözetiyoruz. (Elmalı)

Hel yenzurune illâ en te’tiyehümül Melaiketü ev ye’tiye Rabbüke ev ye’tiye ba’du ayati Rabbik Onların, Meleklerin kendilerine ölüm getirmesinden, ya da rabbinin azabının gelmesinden, veya rabbinin haber verdiği kimi kıyamet işaretlerinin gelmesinden başka neyi beklemeye hakları var? Hel yenzurune neyi beklemeye hakları var. Yani onlar artık melekleri beklesinler ölüm getirsin kendilerine. Onlar artık rablerinin azabını beklesinler. Allah’ın vaat ettiği kıyamet saatinin işaretlerini beklesinler. Bunun dışında bir şey beklemeye onların hakları yok diyor. Bu ibare farklı farklı anlamlarla çevrilebilirlerse de ben eb doğru Taberi’nin de naklettiği şeylere dayanarak parantez içini böyle doldurdum.

yevme ye’tiy ba’du ayati Rabbike la yenfeu nefsen imanüha lem tekün amenet min kablü ev kesebet fiy imaniha hayra Rabbinin kimi işaretlerinin geldiğini haber vereceği o gün, daha önce inanmamış, yahut inandığı halde imanının hayrını görmemiş olan kimseye, imanı hiçbir yarar sağlamaz.

Tabii ki o gün insanların dehşetten gözlerinin fırlayacağı, göğüslerinin göğüs kemiğine sığmayacağı, insanların her birinin var oluşunun sırrına işte o gün ereceği ve artık Allah’tan başka hiç kimseye kaçamayacağı o dehşet gün, o hesap gününden söz ediyor.

Lafzen şöyle çevirebiliriz buradaki çok dikkatinizi çeken bir ibare var. la yenfeu nefsen imanüha bu ibareye dikkatinizi çekiyorum dostlar. İmanı ile bir iyilik ortaya koymamış olan diye çevirmemiz lazım lafzen. Eyleme dönüşmemiş, sahibinin yüreğine yük olan iktidarsız bir imanı, iman saymıyor Kur’an. Dikkatinizi çekerim. Sahibine hiçbir faydası olmayacak diyor bakınız..! Burada açık söylüyor. Hiçbir faydası olmayacak diyor. la yenfeu nefsen imanüha imanı o kimseye faydalı olmayacak, hiçbir yarar sağlamayacak. Ne halde ki iman? Bir iyilik ortaya koymamış, yüreğe yük olan, beden ülkesinin başkenti olan kalpte mahkum olan bir iman. Beden ülkesinin başkenti olan yürekte iktidar olmamışsa, o iman sahibine hiçbir hayır getirmeyecek diyor. Açık söylüyor, tefsire ihtiyaç yok. Varlığı ile yokluğu bir olan imanın sahibine ne hayrı olur ki..!

kulintezıru inna müntezırun; De ki; Bekleyin o kaçınılmaz günü. Bakın biz de bekliyoruz.

Bekleyin ey Allah’a isyanda ısrar eden, ey iman edenlerin tepesinde boza pişiren, ey iman edenlere yer yüzünü dar getirenler. Bekleyin, bir gün hesaplaşacağız deyin diyor. De diyor, hepiniz bunu deyin ey iman edenler diyor.

159-) İnnelleziyne ferreku diynehüm ve kânu şiye’an leste minhüm fiy şey’in, innema emruhüm ilAllahi sümme yünebbiuhüm Bi ma kânu yef’alun;

Din anlayışlarını parça parça edip, cemaat cemaat olanlar var ya, (Rasûlüm) senin onlarla hiçbir işin olamaz! Onların işi ancak Allâh’a kalmıştır… Sonra, onlara yapmakta olduklarının içyüzünü bildirecektir. (A.Hulusi)

159 – Dinlerini tefrikaya düşürüp de şiy’a şiy’a olanlar var â, senin onlarla hiç bir alâkan yoktur, onların işi Allaha kalmıştır, sonra o kendilerine ne ettiklerini haber verir. (Elmalı)

İnnelleziyne ferreku diynehüm ve kânu şiye’an Hakikati paramparça edip fırkalara taraftar olanlara gelince, leste minhüm fiy şey’in senin onlar için yapabileceğin hiçbir şey yok.

Öncelikle tevhidi parçalayandan söz ediyor burada ayet. Tevhid zaten bütünlük, birlik demek, birlemek demek. Her şeyin her şeyle kopmaz bağlantısı ve her şeyle Allah’ın kopmaz bağlantısını keşfetmek ve bu bağlantıya iman etmektir tevhid. İşte bu bağlantıyı inkar etmemek, hakikatin bir bütün olduğunu, parçalanan hakikatin hakikat olmaktan çıktığını bilmek, ayetin ima ettiği gerçek bu.

Kendini, toplumunu parçalar böyle bir mantık. Hakikati parçalarsanız siz de parçalanırsınız. Kafanız kalbinizle artık düşman olur. Hayatınız düşüncenizle düşman olur ve toplumunuz da birbiri ile düşman olur. Çünkü parçalamak, hakikatin her bir parçasını biri eline alacak birileri, onun taraftarı haline gelecek ve hakikatin bir parçasını havaya kaldırıp hakikat bendedir diyecek. .küllü hızbin Bima ledeyhim ferihun (Rum/32) Her hizip, her parça, kendi elindeki parça ile öğünecek. Kur’an n dediği gibi aynen böyle.

İşte bu ayet bizim için nazil oldu diyor Ebu Hureyre bir itiraz üzerine bizim için. Kur’an ın mesajını özelleştiren, bencilce davranan, bu Kur’an bizimdir, kimse yanaşmasın yanına. Dolayısıyla bizden başkası anlayamaz diyen, Kur’an ı özelleştirenlere de bir ima var burada.

innema emruhüm ilAllah Zira onların işi yalnız Allah’a kalmıştır. sümme yünebbiuhüm Bi ma kânu yef’alun; sonunda Allah onlara yaptıklarının hesabını soracaktır.

160-) Men cae Bil haseneti felehu ‘aşru emsaliha* ve men cae Bisseyyieti fela yücza illâ misleha ve hüm la yuzlemun;

Kim bir iyilikle gelirse, ona getirdiğinin on misli vardır… Kim de bir kötülükle gelirse, ancak onun misliyle karşılığını yaşar! Onlar zulme uğratılmazlar. (A.Hulusi)

160 –    Kim bir hasene ile gelirse ona on misli verilir, kim de bir seyyie ile gelirse ona ancak misliyle ceza edilir ve hiç birine haksızlık edilmez. (Elmalı)

Men cae Bil haseneti felehu ‘aşru emsaliha Kim huzuru ilahiye iyi bir eylemle gelirse yaptığının on katını, evet, tam on katını kazanacaktır. ve men cae Bisseyyieti fela yücza illâ misleha ama kim de kötü bir eylemle gelirse, ona on katı yok, Onun aynısı ile cezalandırılır. ve hüm la yuzlemun; ve hiç kimseye haksızlık yapılmayacaktır.

Evet değerli dostlar, Bu surenin 12. ayetine tekrar atıf; ..ketebe alâ nefsiHİr rahme.. Neydi? Rabbimiz kendi zatı için rahmeti ilke edinmişti değil mi? İşte rahmeti ilke edinmesinin en büyük sonucu bu. İyilik yaparsanız kat kat, ama kötülük yaparsanız sadece misli ile.

Peygamberimiz bunu daha da açıklayıcı bir şey söylüyor, bir müjde;

– Eğer bir mümin bir hayır yapmak ister, imkanı olmadığı için yapamazsa, yapmış gibi ecir alır. Ama zihninden bir kötülük geçirir ama o kötülüğü eyleme dökmeden vazgeçerse, vazgeçtiği için bir sevap alır. Diyor.

Ne muhteşem müjde değerli müminler, ne muhteşem bir müjde değil mi..!

161-) Kul inneniy hedaniy Rabbiy ila sıratın müstekıym* diynen kıyemen millete İbrahiyme haniyfa* ve ma kâne minel müşrikiyn;

De ki: “Muhakkak ki Rabbim beni, sırat-ı müstakime hidâyet etti… Yürürlükte olan değişmez Din’e, hanîf olan İbrahim’in milletine… (O) müşriklerden olmadı.” (A.Hulusi)

161 –   De ki: beni, rabbim şeksiz dosdoğru bir yola hidâyet buyurdu, doğru payidâr bir dine, başka dinlerden sıyrılıp sâde hakka müteveccih haniyf olan İbrâhim’in milletine ki o hiç bir zaman müşriklerden olmadı. (Elmalı)

Kul inneniy hedaniy Rabbiy ila sıratın müstekıym De ki; kuşku yok ki rabbim beni dosdoğru bir yola yönetti.

diynen kıyemen millete İbrahiyme haniyfa* ve ma kâne minel müşrikiyn; her türlü sapmadan uzaklaşan ve Allah’tan başkasına ilahlık yakıştırmayan İbrahim’in, değişmez değerleri temsil eden yoluna.

Burada ehli kitaba, üzerinde ittifak edilecek ortak bir isim teklif ediliyor. Hatta Mekkelilere de. Eğer samimi iseniz kendinizi İbrahim’e nispet ederken, haydi, bize gelin demiyoruz, kendinize gelin diyoruz. Çünkü diyorsunuz ki biz de İbrahim’in çocuklarıyız, biz de İbrahim’in dinine inanıyoruz, haydi o zaman ortak bir tevhid konfederasyonu kuralım ve onun başına İbrahim geçsin kendimizi İbrahim’e nispet edelim. Burada söylenen bu. Devam ediyor;

162-) Kul inne Salatiy ve Nüsükiy ve mahyaye ve mematiy Lillahi Rabbil alemiyn;

De ki: “Muhakkak ki salâtım (yönelişim – namazım), nüsukum (Allâh’a yaklaştırıcı işlevi olan çalışmalarım), hayatım ve ölümümle yaşayacaklarım; Rabb-ül âlemîn olan Allâh içindir (Allâh Esmâ’sına ait özelliklerin açığa çıkması içindir).” (A.Hulusi)

162 –   Benim, de: cidden namazım, ibadetlerim, hayatım, mematım hep rabbül’âlemîn olan Allâh içindir. (Elmalı)

Kul inne Salatiy ve şimdi getirdi sözü andımıza. Kul inne Salatiy ve Nüsükiy ve mahyaye ve mematiy Lillahi Rabbil alemiyn; De ki; Benim tüm desteğim ve isteğim. –salatiy’i desteğim ve isteğim diye çevirdim, etimolojik manasına, kök manasına atfen. Yoksa literal manası namazım demektir.- Tüm desteğim ve isteğim, bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, alemlerin rabbi olan Allah’a armağan olsun. De. Bizim andımız da bu. Kur’an ın bize içirdiği and bu. Haydi hep beraber diyelim.

Bütün desteğim ve isteğim, bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, alemlerin rabbi olan Allah’a armağan olsun.

Peygamberimiz bu ayeti tüm namazların önünde, şimdi süphaneke’yi okuduğumuz yerde yıllar yılı okumuştu.

163-) La şeriyke leHU, ve Bi zâlike ümirtü ve ene evvelül müslimiyn;

“‘HÛ’ için ortak kavramı düşünülemez! İşte bununla hükmolundum; ben teslim olmuşluğunu yaşayanların öncüsüyüm!” (A.Hulusi)

163 – Şeriki yoktur onun, ben bununla emrolundum ve ben müslimînin evveliyim. (Elmalı)

La şeriyke leHU uluhiyetinde O’nun ortağı yoktur. ve Bi zâlike ümirtü ben işte tevhid ile emrolundum. ve ene evvelül müslimiyn; ve ben varlığımı kayıtsız şartsız Allah’a teslim edenlerin öncüsü olacağım, olmak istiyorum. Deyin diyor Kur’an.

164-) Kul eğayrAllahi ebğiy Rabben ve HUve Rabbü külli şey’in, ve la teksibü küllü nefsin illâ aleyha* ve la teziru vaziretun vizra uhra* sümme ila Rabbiküm merciuküm feyünebbiuküm Bi ma küntüm fiyhi tahtelifun;

De ki: “O her şeyin Rabbi iken, Allâh’ın gayrı Rab mi düşünürüm! Her nefsin kazandığı sadece kendinedir… Bir suçlu, başka birinin suçunun vebalini yüklenmez! Sonra dönüşünüz Rabbinizedir! Hakkında ayrılığa düştüğünüz hususları size bildirecektir.” (A.Hulusi)

164 –   Allah, de: her şey’in rabbi iken hiç ben ondan başka rab mı isterim, herkesin kazandığı ancak kendi boynuna geçer, vizir çekecek bir nefis başkasının vizrini çekmez, sonra hep dönüp rabbinize varacaksınız, o vakit o size ihtilâf etmekte bulunduğunuz hakikati haber verecek. (Elmalı)

Kul eğayrAllahi ebğiy Rabben ve HUve Rabbü külli şey’in De ki; O her şeyin Rabbi iken şimdi ben Allah’tan başka bir rabmı arayacağım. ve la teksibü küllü nefsin illâ aleyha insanların işledikleri kötülükler yalnız kendilerini bağlar. ve la teziru vaziretun vizra uhra ve sorumluluk sahibi hiç kimseye başkasının sorumluluğu yüklenemez.

Anlıyoruz değil mi? Tekrar edeyim ayeti; Kul eğayrAllahi ebğiy Rabben ve HUve Rabbü külli şey’in Kul diye başlayan her bir ayet Kulu manasına gelir. Hepiniz deyiniz. Yani kul ile başlaması, hepimizi teker teker müstakil bir insan olarak muhatap alıyor Kur’an. Bu anlama gelir.

Ey bana muhatap olan insan de ki; O her bir şeyin rabbi iken şimdi ben Allah’tan başka bir rab mi arayacağım.

ve la teksibü küllü nefsin illâ aleyha İnsanların işledikleri kötülükler yalnız kendilerini bağlar. Evet,

ve la teziru vaziretun vizra uhra Kur’an ın en temel yasalarından biri geldi burada; Ve sorumluluk sahibi hiç kimseye başkasının sorumluluğu yüklenmez.

Hıristiyanlığın ilk günah doktrinini red ediyor. Bir ima var. Yani insan günahlı doğar Hıristiyanlıkta, onun için vaftiz edilir, yıkanır. Günahlı doğdu ya, günahından yıkanıyor ve Hıristiyan ilahiyatına göre İsa’nın çarmıha gerilme inanışı, teorisinin sebebi de o. İsa insanlığın günahlarından arındırmak için, insanlık adına öldü diyorlar. Tabii böyle ilk günah gibi insana temelde bir suç yerleştirirseniz, temizlemek için hurafe icat etmek zorunda kalırsınız.

Peki Kur’an ın getirdiği mesaj ne diyor insan için; İnsan temelde pırıl pırıldır diyor.

..fıtratAllâhilletiy fetaren Nase aleyha.. Rum/30  Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrat Allah’ın pak tertemiz yaratışı diyor. Onun için peygamber de;

– Külli mevludin yuledu ala fıtratil İslam. Her doğan selim bir fıtrat üzerine doğar. Diyor.

Kötülük tabiileşemez İslam inanışına göre. Suç genelleştirilemez. Kötülük doğallaştırılırsa suç ta genelleştirilir. Günah çıkarmak gerekir onun için. Günah çıkarmak için özel bir din adamı sınıfı icat edeceksiniz. Görüyor musunuz bir yanlış hangi yanlışlara, hangi sapmalara sebep oluyor. O zaman da şirke varırsınız. Sonuçta Allah’ın bir vasfını insana vereceksiniz. Allah Ğafur’dur, Rahiymdir. Allah mağfiret edeceği halde gideceksiniz başkasına tevbe edeceksiniz..!

Görüyorsunuz değil mi, bir yanlışın nasıl bir şirke kapı açtığını. İşte burada da o söyleniyor. Bizde tevbe yalnızca Allah’a yapılır. Tevbe kapısı Allah’tır.

sümme ila Rabbiküm merciuküm sonunda hepiniz rabbinize döneceksiniz. feyünebbiuküm Bi ma küntüm fiyhi tahtelifun; İşte o zaman ihtilafa düştüğünüz hakikatlerin iç yüzünü size bildirecektir. Yani yukarıda sayılan sapmalara bir atıf. İhtilafa düştüğünüz hakikatler. Yani yukarıda hani saymıştık ya; İlk günah, insan nasıl doğar. İnsanın yapısı nedir, fıtratı nedir, orada gerçeğini göreceksiniz diyor.

165-) Ve “HU”velleziy ce’aleküm halâifel’ Ardı ve refe’a ba’daküm fevka ba’din deracatin liyeblüveküm fiyma ataküm* inne Rabbeke seriy’ul ‘ıkab* ve inneHU le Ğafûrun Rahıym;

“HÛ” ki; sizi arzda (bedende) halifeler kılan ve size verdiklerinde (Esmâ kuvvelerinde) sizi denemek (o özelliklerinizi kuvveden fiile çıkarmak) için, kiminizi kiminizin üstünde mertebelere yüceltendir… Muhakkak ki Rabbin Seriy’ul ‘Ikab’dır (yapılan suçun sonucunu acıma devreye girmeden anında yaşatan)! O, elbette Ğafûr’dur, Rahıym’dir. (A.Hulusi)

165 –   O, odur ki sizi Arzın halîfeleri yaptı ve bazınızı bazınızın derecelerle fevkine çıkardı, bunun hikmeti ise sizi size verdiği şeylerde imtihan etmektir, şüphe yok ki rabbin seriulıkab, yine şüphe yok ki o yegâne gafur, yegâne rahîm. (Elmalı)

Ve “HU”velleziy ce’aleküm halâifel’ Ard Çünkü o sizi yer yüzüne mirasçı kılmış. Bu da insanın özündeki temizliğine bir atıf işte. İmar sorumluluğu insana verilmiş. İnsan Allah’ın değil ama yer yüzünün halifesi. Yani yer yüzünü imar ile görevli. Yer yüzünün mirasçısı insan. Yer yüzü emanet kılınmış insana. Eğer insanın hilafeti ihanete dönüşürse, insan kendisine miras bırakılan şeye ihanet etmiş demektir. Doğal çevreye, yeryüzüne, eşyaya ihanet, insanın halifeliğine ihanettir. İnsan halifeliğini haince kullanıyor demektir.

ve refe’a ba’daküm fevka ba’din deracatin liyeblüveküm fiyma ataküm ve bahsettiği nimetlerle size verdiği, size bağışladığı nimetlerle sizi sınamak için bir kısmınızı diğerlerinize derecelerle üstün kılmıştır Allah. Şeriatlar arasındaki farklılıklara bir atıf olabilir bu.

inne Rabbeke seriy’ul ‘ıkab Kuşkusuz rabbin karşılık vermede çok süratlidir, seridir. ve inneHU le Ğafûrun Rahıym; O gerçekten çok bağışlayıcıdır, sonsuz merhamet sahibidir.

Dikkatinizi çekti mi değerli Kur’an dostları, bu sure Hamd ile başlamıştı. Allah’a hamd ile ve rahmetle son buldu. İlginçtir son ayette; Kuşkusuz rabbin karşılılık vermede, cezalandırmada çok seridir dediği halde, ayet Allah’ın bağış sıfatları ile bitti. Bu da rabbimizin rahmetinin her şeyi kuşattığını gösteriyor. Bu sure hamd ile başladı ve bağışla, rahmetle bitti. Biz de sözümüze hamd ile nokta koyuyor ve diyoruz ki;

Ey rabbimiz, bize tenezzül buyurdun. Bize vahiy ile tenezzül buyurdun. Rahmetini vahiy şeklinde döktün önümüze. Bu yüzden sana sonsuzca hamd ediyor, sonsuzca şükrediyor, tüm sena, tüm övgüler sana olsun diyoruz. (Amin)

 “Ve ahiru davana velil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Reklamlar
 
4 Yorum

Yazan: 28 Temmuz 2011 in KUR'AN

 

Etiketler: , ,

4 responses to “İslamoğlu Tef. Ders. EN’AM SURESİ (145-165)(50)

  1. Yalçın Odacı

    31 Ocak 2015 at 17:37

    EN’AM SURESİ (165) : O ”En güzel surette yarattığı ve bu özelliğinden dolayı ibadetlerin en güzeli ve içinde Allah(cc) en yakın olunan secde nin bulun duğu namazı kılma görevini verdiği” insanı yeryüzünün halifesi kıldı. Bu özelliğe sahip olan insana bir kısım nimetler vererek imtihana tabii tuttu. Ki bu nimetler her ne kadar kendi hal lisanlarıyla Allah(cc) ı zikretseler de namaz kılarak secdeye gidip Allah(cc) a enyakın hal olunan secdeye gidemezler. Bu nimetler güzel suretlerde insana teveccüh edip insanda vücut bulmak isterler. İnsan kendinde vücut bulan bu nimerlere hilafeten onlarla birlikte secdeye gider ve halifelik vazifesini yerine getirir. Böylece üstünlük mertebesini (Takvayı) kazanır. Aksi halde Allah(cc) ın cezalandırması bu amellere karşılık vermesi çok seridir.

     
    • ekabirweb

      31 Ocak 2015 at 18:27

      Merhaba, Hoş geldiniz yorumunuza katılmamak mümkün değil. Allah razı olsun. Esen kalın Allah’a emanet olun.

       
  2. fatma çörekçi haniyf müslüman face

    29 Ocak 2017 at 02:29

     
    • ekabirweb

      29 Ocak 2017 at 15:21

      https://m.facebook.com/HelalPlatform/photos/a.214445921922952.60828.214445325256345/1123544714346397/?type=3&source=45
      Yazınız ilgili linkte olduğu ve uzun bir yazı olduğu için buraya almadım.
      Uzun uzun kendi görüşünü yazmışsın, saygı duyarım. Ama gerçekten Kur’an’a uyan bir Müslüman isen ayetleri olduğu gibi kabul eder başım üstüne demen gerekirdi. Ayetlerde ki ayrı ayrı 5 ayette (Bakara/173-Maide/3-Maide/60-En’am/145-Nahl/115) üstüne basılarak haramlığı kesinleşmiş Domuz etinden bahsediyorsun. Hem de neden haram edildiği (En’am/145) te etinin pis olmasından dolayı olduğu açık seçik bildirildiği halde. Bilimsel olarak ta neden pis olduğu ispatlanmış bir şey. Bunu kimsenin ne değiştirmeye, nede farklı yorumlamaya gücü yeter. Çünkü Kur’an bizzat Allah tarafından korunan bir kitaptır. (Hicr/9)
      Kedi köpek vs. nin etinin yenmesi yenmemesi kişinin kendisine kalmış bir şeydir. Bu konuda Hadislerde riskli olanlar bildirilmiş mesela et yiyen hayvanların yenmemesi tavsiyesi gibi. Belki okumuşsunuzdur bir insan hangi hayvanın etini çok yerse bir süre sonra o hayvanın karakterine uygun davranmaya başladığı da ispatlandı.
      Size gelen RABBİN UYARISINDAN bahsediyorsunuz, Bu büyük bir ihtimalle cin kaynaklı ilhamlardır. Bir dahaki geliş halinde “lâ havle velâ kuvvete illâ Billâh” zikrini hatırlamanı ve devam etmeni öneririm.
      Bir husus daha ELLÂH demekle ALLAH demek arasında bir mana fark olmadığını dil bilimciler açıklamış. Tüm dilleri yaratan Allah olduğuna göre sizi rahat anlayabilir merak etmeyin. Esen kalın Allah’a emanet olun.

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: