RSS

İslamoğlu Tef. Ders. HUD SURESİ (061-090)(73)

02 Ara

231

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Sevgili Kur’an dostları bugünkü dersimize Hud suresinin 61. ayeti ile başlıyoruz. Geçen dersimizde bu ayete kadar Resulallah’ın saçlarını ağarttığını söylediği bu surenin geliş kıssasını, Nuh kıssasını işlemiştik. Ve yine Hud kıssasını işlemiştik. Bu kıssaları Resulallah hikaye olsun, geçmişin masalları olsun diye dinlememişti. Öyle anlamamıştı. Öyle anlamamıştı ki, saçları ağarmıştı. Öyle anlamamıştı ki bu kıssaların verdiği hisseleri almış, bu kıssalardan ibretler kotarmış ve bu ibretlerin ağırlığı altında adeta ezilmişti.

İşte bu kıssaların bir devamı olan Salih peygamberin kendilerine gönderildiği asi kavim Semud’un kıssasını işleyeceğiz.

61-) Ve ila Semude ehahüm Saliha* kale ya kavmi’budullahe ma leküm min ilâhin ğayruHU, HUve enşeeküm minel Ardı vesta’mereküm fiyha festağfiruHU sümme tubu ileyHİ, inne Rabbiy Kariybun Muciyb;

Semud’a kardeşleri Sâlih’i (irsâl ettik)… Dedi ki: “Ey halkım… Allâh’a kulluk etmekte olduğunuzun farkında lığına erin! Tanrınız olamaz, sadece “HÛ”! Sizi arzdan meydana getirdi “HÛ”; ve sizinle mamûr etti orayı… O hâlde O’ndan mağfiret dileyin ve O’na tövbe edin… Muhakkak ki benim Rabbim, Kariyb’dir (yakın), Muciyb’dir (icabet eden).” (A.Hulusi)

61 – Semûd’a da kardeşleri Sâlih’i gönderdik, dedi: ey kavmim! Allaha kulluk edin sizin ondan başka bir ilâhınız daha yok, sizi Arzdan o neşet ettirdi ve onda imar ve omrana sizi o iktidar ve memur etti, onun için onun mağrifetini isteyin, sonra ona tevbe ile müracaat edin her halde rabbiniz, yakındır, mücibdir. (Elmalı)

Ve ila Semude ehahüm Saliha Semud’a ise soydaşları Salih’i gönderdik. Ehahüm; Kelime anlamıyla kardeşleri manasına gelir, fakat bendeniz soydaşları diye çevirmeyi maksada daha uygun buldum.

İlginçtir, bu kıssaların Kur’an da anlatıldığı A’raf ta dahil 4 surede Salih peygamber, Hud ğeygamber ve Şuayb peygamber için, ehahüm, ya da ehuhüm sözcükleri kullanılırken, iş Lut peygambere geldiğinde bu sözcük hiç kullanılmaz. Bu Tanım yapılmaz. Biz de buradan orada ki “Hüm”. Onlar zamirinin peygamberlere değil, peygamberlerin gönderildikleri kavimlere bir atıf olduğunu anlıyoruz. Çünkü Lut peygamber için bu sözcüğün kullanılmaması; Lut peygamberin gönderildiği kavmin bir mensubu olmamasından kaynaklanıyordu. Oradan da anlıyoruz ki ehahüm sözcük anlamıyla kardeşleri anlamına gelen bu ibare aslında soydaşları manasını taşıyor.

Cahiliye şiirinde Semud, ikinci “Ad” olarak anılır. Hz. Salih’in Hud’dan sonra Arap asıllı ikinci peygamber olduğuna inanılır. A’raf suresi 73. ayette bu kıssa ve bu konuda, yani Semud kavmi ve Salih peygamber hususunda hayli detaylı açıklama yapmıştık.

Semud kavminin tarihsel bir hakikat olduğunu biz sadece Kur’an dan öğrenmiyoruz, aynı zamanda Yunan kaynakları, Roma kaynakları Semud kavminden ve hatta onun başına gelen büyük felaketten bize haber vermekteler. Semud kavmi bilindiği gibi çok ileri bir medeniyete imza atmış antik bir toplumdu. Dolayısıyla bölgede onun akıbeti adeta efsaneleşmiş ve mitolojik bir biçimde dilden dile, nesilden nesile aktarıla gelmişti ve tabii ki Kur’an ın ilk muhatabı olan Mekkeliler de bu toplumun başına gelen acı akıbeti çok iyi biliyorlar ve hatta göç yolları, ticaret yolları üzerinde bulunan Semud kavminin kalıntılarını her gidiş gelişte görüyorlar, gözlüyorlardı. Dolayısıyla Kur’an vahyi ilk muhatapları olan Mekkelilere çok iyi bildikleri tarihsel bir hakikati haber veriyor ve kendi akıbetlerini kıyaslamalarını, gelen vahye karşı tavırlarını buna göre takınmalarını istiyor, ibret almaları için onları düşünmeye davet ediyordu.

Kale Salih peygamber dedi ki; ya kavmi’budullahe ma leküm min ilâhin ğayruH ey kavmim yalnızca Allah’a kulluk edin, zira sizin O’ndan başka kulluk edeceğiniz hiçbir ilah yoktur. Her peygamber gibi Salih peygamber de önce tevhide davetle başladı. Tevhide davet, Allah’a ait sıfatların hiç birinin Allah dışında bir varlığa yakıştırılmaması daveti, yani özgürlük davetiydi, güvenlik davetiydi. İnsanın kula kulluktan kurtarılması için yalnız Allah’a kulluğa davetiydi. Hz. Salih’te böyle başladı.

HUve enşeeküm minel Ardı vesta’mereküm fiyha sizi topraktan inşa eden ve size orayı imar etme yeteneği bahşeden O’dur. Hz. Salih’in toplumuna hatırlattığı ebedi gerçek insanın yaratılışıydı.

Burada topraktan inşa eden anlamını verdiğimiz enşeeküm minel Ard tabii ki insanın tekamül sürecine bir atıftır ve halende insan topraktan inşa edilmeye devam etmektedir. Birkaç kilo ile doğan insanın bu inşa süreci gelişinceye, olgunlaşıncaya, kemalini buluncaya kadar bedeni inşa süreci halen toprağa bağımlı olmayı sürdürmekte ve topraktan inşa edilme süreci doğduktan sonra dahi devam etmektedir. Neyle besleniyor olursanız olun, ister et obur, ister ot obur. İster hayvansal, ister bitkisel ama beslendiğiniz tüm gıdaların kaynağına atıf yaparak aslında Allah zatına atıf yapıyordu.

Ey insan Allah’ın yasasına göre var oluşunu sürdürüyorsun. Ama Allah’a ait olan nitelikleri başkalarına yakıştırıyorsun. Oysa ki tüm mutlak, tüm güzel nitelikler O’na aittir ve sen Allah’a kötülük etmiş olmuyorsun böyle yapmakla. Kula kulluk etmekle sen kendi özgürlüğünü ellerinle mahvediyorsun.

İkinci gerekçe olarak Hz. Salih vesta’mereküm fiyha ve size orayı imar etme yeteneği bahşeden O’dur diyordu. İleri bir medeniyete bir işaret var bu ibarede. Mühendislik harikası şehirler kurmuştu Semud kavmi. Geçekten de dağları oymuş, kayalardan bir mimari sanat eseri şehirler ortaya koymuş ve bölge insanlarını kendisine hayran eden bir umran faaliyeti yürütmüştü. Ama burada Hz. Salih; Bu beceriyi kendinizden bilmeyin, size bu muhteşem şehirleri inşa etme yeteneğini bahşeden Allah’tır. Allah’tan bağımsız bir yetenek tasarımı olamaz demekteydi.

Tüm problemleri, tüm azgınların, tüm sapkınların, tüm kula kulluk edenlerin problemlerinin temeli, Allah’tan bağımsız bir güç, Allah’tan bağımsız bir beceri, Allah’tan bağımsız bir hakikat, Allah’tan bağımsız bir hayat alanı, Allah’tan bağımsız bir imkan tasavvur etmelerinden kaynaklanıyor. Onun için bu yanlış tasavvura atıf yaparak Hz. Salih, önce onların dünyalarını, hayatlarını tamir etmeye, tasavvur düzeyinde başlıyordu.

festağfiruHU sümme tubu ileyH ve şu teklifi getiriyordu. onların tasavvurlarını yenilemeleri için bir teklif getiriyordu Hz. Salih, ve diyordu ki; Haydi O’ndan günahlarınız için af dileyin, istiğfar edin, yani kötülükten vazgeçin. sümme tubu ileyH ve bilinçlerinizi yenileyerek yeniden O’na yönelin.

Tevbe bilinç yenilemektir, tevbe bozulan istikamet açısını düzeltmektir. İstiğfar yanlıştan vazgeçmek, tevbe doğruya dönmektir. Onun için aynı cümle içerisinde ikisi de kullanılmaktadır. İstiğfar kötü olanı terk etmek, yani La ilahe. Tevbe ise iyi olanı tespit etmek, iyi olana dönmek, ona yönelmektir, illallah. İşte hem tevbenin hem istiğfarın aynı cümlede kullanılmasının amacı budur ve tevbe bilinç yenilemektir. Onun için Hz. Salih’te bilinçlerinizi yenileyin, istikamet açınızı düzeltin, hayatta yamuk bir açı, hayat yolunu aldıkça sizi hakikatten daha da uzaklaştırır demeye getiriyordu işi.

inne Rabbiy Kariybun Muciyb; Bu çok çok daha önemli. Salih peygamberin muhatabı olan Semud toplumunun en büyük problemine dikkat çeken bir cümle bu. Çünkü benim rabbim, kendisine yönelene çok yakındır. Çünkü benim rabbim yakındır. Yalın manası bu, harfiyen manası rabbim yakındır. Muciyb, duaları kabul edendir.

Neden rabbim yakındır diyordu, çünkü muhatabı olan azgın toplumun, sapmış toplumun problemi Allah’la ilişkilerinde, uzak bir Allah inancına sahip oldukları için aracı koyma gereğini duyuyorlardı. Allah’la insan arasına aracı koyma ihtiyacı uzak bir Allah inancından kaynaklanıyordu. Dolayısıyla benim rabbim diyor, inne Rabbi Kariyb çok yakındır. Yani sizin sandığınız gibi sizi duymaz değil, seslenin hemen duyacaktır.

Ve izâ seeleke ıbâdî annî.. (Bakara/186) sana kullarım beni sorarlarsa ey peygamber. fe innî karîbun hiç şüpheleri olmasın ki ben yakınım, yakın. ucîbu da’veted dâi izâ deâni bana dua edenin, yalvaranın, yakaranın, bana el açanın duasına icabet ederim, davetini kabul ederim, davetine koşa koşa gelirim. Yeter ki davet etsin. izâ deâni fel yestecîbû lî o halde ey kullarım, siz de benim davetimi duydunuz, siz de benim davetime koşa koşa gelin. Siz de benim çağrıma evet deyin, siz de benim davetiyeme sırt çevirmeyin. İşte rabbimizin yakınlığı Kur’an ın hitabıyla bu.

62-) Kalu ya Salihu kad künte fiyna mercüvven kable hazâ etenhana enna’büde ma ya’budu abaüna ve innena lefiy şekkin mimma ted’una ileyhi muriyb;

Dediler ki: “Ey Sâlih! Bundan önce içimizde gerçekten ümit beslenen biri idin! Atalarımızın tapındıklarına tapınmaktan mı bizi yasaklıyorsun? Doğrusu biz, bizi davet ettiğin konuda endişeli bir şüphe içindeyiz.” (A.Hulusi)

62 – Ey Salih! Dediler: bundan evvel sen bizim içimizde ümit beslenir bir zatı idin, şimdi bizi babalarımızın tapındığına tapmaktan nehiy mi ediyorsun? Her halde biz, senin bizi davet ettiğin şeyden çok kuşkulandıran bir şekk içindeyiz. (Elmalı)

Kalu ya Salihu kad künte fiyna mercüvven kable hazâ ey Salih dediler, doğrusu sen bundan önce sen hep içimizde umut vaat eden biri olmuştun.Gelecek için umut besliyorduk senden. Bakınız, mantığa bakınız. Demek ki çok yakın bir ilişki kurmuş olmalısınız burada. Aklınıza bir şey gelmiş olmalı. Resulallah’a Muhammedül emiyn diyen Mekke müşrikleri. Hatta Bedir sırasında Ebu Cehili, ona bu ismi ilk veren benim diyordu. İlk onun için emiyn diyen benim diyordu. İlginçtir. Peki güvenilir Muhammed ismini verdiğiniz birine bunca can düşmanı olmak neden? İşte problem burada. İşte tüm problem burada. Burada da Salih peygamberin toplumu, onu gelecek vaat eden biri olarak görüyor.

Buradan şunu çıkarıyoruz. Adeta putlarına, daha doğrusu bireysel çıkarlarına, kula kulluk sistemine dokunmasa, kurdukları sahtekar sisteme dokunmasa Hz. Salih’i, el üstünde tutacak gibiler. Yani adeta itirazları sadece sapık inançlarına karşı gelişine. Yoksa sen iyisin hassın diyorlar. Ama bir de şu davetin olmasa..! Evet hep böyle derler. Hep davetinizi beğenmezler. İyisiniz, hassınız ama bir de imanınız olmasa..! Yani, kahve çok güzel ama bir de kafaini olmasa. Ben omleti çok severim ama içinde yumurta bulunmasa gibi garip, saçma bir yaklaşım, ama öyle. İşte iman çağrısı sapmış muhataplarını böylesine düşüncesiz ve ufuksuz yapıyor.

etenhana enna’büde ma ya’budu abaüna devam ediyorlar Salih kavmi; Sen bizi atalarımızın kulluk ettikleri şeye kulluk etmekten mi alıkoyacaksın. ve innena lefiy şekkin mimma ted’una ileyhi muriyb; ama diyorlar Hz. Salih’e şunu iyi bil ki biz, senin bizi davet ettiğin şeyden dolayı kaygı verici, endişe verici. Burada lefiy şekkin, kuşku, kuşku ama muriyb, endişe verici, kaygı verici bir kuşku içindeyiz diyorlar.

Kaygılanmaları neden? Biraz önce dedim ki Salih peygamber tevhide davet etmeseydi, kurdukları çarkın dişlilerine eğer taş koymamış olsaydı, ki onlar şirk sektöründen kazanıyorlardı. Kula kulluğu kim istemez, Kulları kendisine kul edenler istemezler. Yani kula kulluğu kim istemez değil, Kula kulluğun kalmasını kim istemez düzeltiyorum; Kulları kendilerine kul edinenler kula kulluğun kalmasını istemezler. Eğer kula kulluk biterse kendilerinin önünde kimse yere eğilmeyecek, kimseyi kendilerine köle, kul edinemeyecekler ve dolayısıyla iktidarları ellerinden gidecek. Haksız güçleri ellerinden gidecek. Onun için tüm peygamberlere ilk karşı gelenler; Kulları, insanları kendilerine kul, köle edinen zalimler, seçkinler ve haksız kazanç sahipleridir, iktidar sahipleri olmuştur.

Hz. Salih bu azgın toplumun bu tür gerekçelerine ne cevap verdi dersiniz?

63-) Kale ya kavmi eraeytüm in küntü alâ beyyinetin min Rabbiy ve ataniy minHU rahmeten femen yansuruniy minAllâhi in asaytühu fema teziyduneniy ğayre tahsiyr;

Dedi ki: “Ey halkım, bir bakın… Ya Rabbimden apaçık bir delilim varsa ve O kendinden bana bir rahmet vermiş ise? (Bu durumda) eğer O’na isyan edersem Allâh’a (karşı) kim yardım eder? Sizin de bana hasar vermekten başka katkınız olmaz.” (A.Hulusi)

63 – Ey kavmim, dedi: söyleyin bakayım reyiniz nedir? Eğer ben rabbimden bir beyyine üzerinde isem ve bana tarafından bir rahmet bahşetmiş ise ben Allaha isyan ettiğim taktirde beni ondan kim kurtarabilir? Demek ki siz bana hasar etmekten başka bir şey yapmayacaksınız. (Elmalı)

Kale ya kavmi eraeytüm in küntü alâ beyyinetin min Rabbiy ve ataniy minHU rahmeten ey kavmim dedi. Düşünsenize bir ya ben rabbimin katından gelen açık bir delile dayanıyorsam. Evet, o kadar yumuşak, o kadar hoş, o kadar nezaketli bir üslup ki..! Düşünsenize..! Yani bir de böyle düşünün, empati yapın, ya da en azından şöyle deyin; Haklı olabilir, onun da haklı olabilme ihtimali bulunabilir. Böyle düşünsenize bir. Ya da doğru söylüyorsam, ki gelecek vaat ettiğimi siz söylediniz. Senden umut ediyorduk diyorsunuz, beni sevdiğinizi söylüyorsunuz. Bu toplum için geleceği olan biri olduğumu siz söylüyorsunuz. Peki böyle biri size kalkıp ta durup durup ta niçin yalan söylesin. Ne ç karı var bundan. Akıllı bir insan neden yapsın bunu..! ve O tarafından bana bir rahmet bahşetmişse ya..!

femen yansuruniy minAllâhi in asaytühu fema teziyduneniy ğayre tahsiyr; Ey kavmim eğer Allah’a karşı gelirsem, Allah’tan gelebilecek bir cezaya karşı bana kim yardım eder. O takdirde siz yıkımımı artırmaktan başka bir şey yapmamış olursunuz.

Biraz önce yaptığım son yorumu destekler nitelikte bir ayet bu. Hz. Salih itibarı Allah katında arıyor. Yani şerefi ve onuru toplumun gözünde değil, toplumun ileri gelenlerinin iktidar seçkinlerinin gözünde değil, Allah katında arıyor ve tercihini net olarak koyuyor. Tercihi de mutlak tevhid ve aracılık fikrini ret. İşte bu. Mutlak tevhide davet, Allah’ın kulları ile arasında aracılar olduğu fikrini mutlak bir biçimde ret.

64-) Ve ya kavmi hazihi nakatullahi leküm ayeten fezeruha te’kül fiy Ardıllahi ve lâ temessuha Bi suin feye’huzeküm azâbün kariyb;

“Ey kavmim! İşte size bir işaret, Allâh’ın (kendi hâlinde) dişi devesi… Onu bırakın Allâh arzında yesin… Ona kötü amaçla dokunmayın… Yoksa yakın bir azap sizi yakalar.” (A.Hulusi)

64 – Hem ey kavmim, işte şu: «Allahın nâkasi» size âyet, bırakın onu Allahın Arzında yayılsın, ve ona kötü bir maksatla el sürmeyin, sonra sizi yakın bir azâb yakalar. (Elmalı)

Ve ya kavmi hazihi nakatullahi leküm ayeh imdi ey kavmim, bu Allah’a ait olan dişi deve nakatullah, Allah’ın devesi. Sizin için bir sembol kılınmıştır. Ayet kılınmıştır. İşaret kılınmıştır. fezeruha te’kül fiy Ardıllah bırakın onu Allah’ın devesi nakatullah, ardıllah Allah’ın arzında otlasın, yesin, içsin. ve lâ temessuha Bi suin feye’huzeküm azâbün kariyb; sakın ona kötülük yapayım demeyin, sonra ani bir azaba çarptırılırsınız. Bir belaya uğrarsınız diyor Hz. Salih.

Nakatullah, Allah’a ait deve diye çevirmeyi daha uygun buldum. Ama harfiyen Allah’ın devesi. Aslında bununla kastım daha önce A’raf suresinde bu kıssayı işlerken kamu malı olduğunu söylemiştim. Kamu malına bir atıf. Arap muhayyilesinde bu deve öylesine görkemli bir efsanevi karakter kazanmış ki daha sonra dilden dile anlatılırken, hatta bu efsanevi karakteri devenin tefsirlerimize bile girmiş. Onun için bu biraz da Allah’ın devesi tamlamasının yanlış anlaşılmasından kaynaklanıyor. Allah’ın arzı ne ise, Allah’ın devesi de o. Kamu malı. Allah’ın emanet olarak bıraktığı bir işaret. Sınav işareti. Adeta sınav kağıdı gibi, imtihan kağıdı gibi. Hepiniz sınanıyorsunuz ve notunuz ona bakılarak verilecek.

Allah’ın imtihanı hayatın içinden, hayatın içindedir. Allah’ın sınavı kağıtlarla yapılmıyor, hayatın içinde yapılıyor. Tıpkı Semut kavminin deve ile imtihanı gibi bir sembol. Aslında insanın eşyaya bakışının sınandığı bir sembol. Bakalım insan oğlu sahipsiz olan şeye nasıl bakıyor. veyahut ta Araplarda adet olduğu üzere bazı hayvanları, işte ikiz doğuran, üst üste 5 batın doğuran kimi develeri bu artık kutsallık kazandı diye kulağını yarıp, ya da kuyruğunu kesip, ya da sırtına kızgın bir demirle damga vurup salmak ve artık Hindistan’ın kutsal inekleri gibi o deveye kimsenin dokunamadığı, sütünü içemediği, yününü elde edemediği, sırtına binemediği bir kutsallık kazandırmak.

Aslında deveye de hakaret oluyordu bu. Tabir caizse eziyet oluyordu, çünkü artık Allah’ın devesi diyorlar ve bir daha bakmıyorlardı ona. Böyle bir geleneğe de atıf olabilir. Ama her halükarda kamu malı.

65-) Fe ‘akaruha fekale temetteu fiy dariküm selasete eyyam* zâlike va’dün ğayru mekzûb;

Onu, ayaklarını keserek öldürdüler! Dedi ki: “Üç günlük ömrünüz kaldı evlerinizde! İşte bu yalanlanmayacak bir bildirimdir.” (A.Hulusi)

65 – Derken onu tepelediler, bunun üzerine dedi ki: Evinizde üç gün yaşayın ve işte bu bir vaat ki yalan çıkarılmamıştır. (Elmalı)

Fe ‘akaruha onu hunharca, vahşice katlettiler. Akara, aslında dizlerini kırıp vahşice öldürmek anlamına gelen bir kökten türetilmiş kelime. Vahşice katlettiler. Sahipsiz olunca vahşice katlettiler. Yani kamu malına zarar verdiler.

fekale temetteu fiy dariküm selasete eyyam işte bunun üzerine Salih dedi ki; Konaklarınızda keyif sürme, keyif çatma süreniz sadece ve sadece 3 gündür. Üç gün mühlet size. Evet, 3 gününüz kaldı dedi. Tabii ki böyle bir şeyi ancak bir peygamber söyleyebilir.

Burada ki bir mantığa dikkat çekmek istiyorum. Onu hunharca boğazlayan bu toplumun temel mantığına. Deveyi Allah’ın imtihan aracı kıldığını peygamberi aracılığı ile söylediği deveyi, etine kemiğine indirgediler. Yani basit bir hayvana indirgediler. İşte indirgemeciliğin tipik özelliği. Oysa o bir sınavdı.

Hani şeytan yapmıştı bu indirgemeciliğin ilk örneğini o vermişti. Adem’i çamura, hammaddesine indirgemişti ve onun için görememişti. Adem’in kendi sınavı olduğunu anlamamıştı. Şeytanın sınav kağıdı da Adem’di. Tıpkı Semut kavminin sınav kağıdının deve olduğu gibi. Ve her toplumun bir sınav kağıdı vardır, bir imtihanı vardır. Şeytan sınavı indirgemeci mantık yüzünden kaybetti. Adem’i anlayamadı. Adem’in sembolize ettiği değeri anlayamadı. Parmağa baktı, parmağın gösterdiği yere değil. Camdan bakmadı, cama baktı. Onun için camın buğusunda kendi hayalini gördü, ona vuruldu. Eğer camdan baksaydı, Allah’ın gör dediği yerden baksa, gör dediğiniz görecekti. Adem’in bir sınav aracı olduğunu görecekti. Cama bakınca çamur gördü.

Eğer Semut kavmi de devede bir sınav görselerdi, devenin şahsında Allah’ın kendilerini sınadığının farkına varsalardı başlarına o felaket gelmeyecekti.

zâlike va’dün ğayru mekzûb; işte bu yalanlanması imkansız bir tehdittir, ilahi tehdit.

66-) Felemma cae emruna necceyna Salihan velleziyne amenû meahu Bi rahmetin minna ve min hızyi yevmeiz* inne Rabbeke “HU”vel Kaviyyul Aziyz;

Hükmümüz açığa çıktığında Sâlih’i ve beraberindeki iman etmişleri, rahmetimizle kurtardık… O sürecin aşağılamasından da (kurtardık)… Muhakkak ki senin Rabbin Kaviyy’dir, Aziyz’dir. (A.Hulusi)

66 – Vaktâ ki emrimiz geldi, Salih’i ve maiyetinde iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmet ile kurtardık, hem de o günün zilletinden, çünkü rabbin öyle kavî, öyle azîz. (Elmalı)

Felemma cae emruna necceyna Salihan velleziyne amenû meahu Bi rahmetin minna Kararlaştırdığımız vakit gelince, Rabbimiz, hitabın hatibi burada, rabbimiz. Kararlaştırdığımız vakit gelince Salih’i ve onun inancını paylaşan kimseleri rahmetimiz sayesinde kurtardık. ve min hızyi yevmeizin ve bir şey daha yaptık diyor ilahi kelam, ne diyor? ve min hızyi yevmeizin dahası onları o bir gün, yani kıyamet gününde yaşayacakları utançtan da kurtardık. Asıl buna sevinmeli. Evet, hep bir atıf var, hep ebedi istikbale bir atıf. inne Rabbeke “HU”vel Kaviyyul Aziyz; şüphesiz senin rabbin var ya, işte O’dur sınırsız kuvvet ve izzet sahibi olan.

Dikkat buyurursanız rabbimizin bu ayette sayılan iki vasfı, kuvvet ve izzet. Kaviyy ve Aziyz. Neden? Şu söyleniyor; dolayısıyla gücüde, izzeti, onuru, şerefi de O’nun yanında arayın. Siz eğer hakikati fark etmedinizse, gücün önünde eğilecek kadar küçük akıllı iseniz, ufuksuzsanız yine Allah’ın önünde eğilin, çünkü Allah’tan güçlü olan biri mi var..! Eğer onur arıyorsanız ve hatır arıyorsanız, şeref arıyorsanız Allah’ın kapısında arayın. Çünkü onuru, şerefi O verir. O’nun vermediğine kim onur verebilir ki..! İşte burada söylenen o. Kitlelerin, yöneticilerin, seçkinlerin, iktidarların nezdinde şeref aramayın. Şeref arayacaksanız Salih gibi O’nun nezdinde arayın. Salih insan olun.

67-) Ve ehazelleziyne zalemus sayhatü feasbehu fiy diyarihim casimiyn;

O zulmedenleri, (dördüncü gün) o malûm sayha (şiddetli, titreşimli korkunç ses) yakaladı da evlerinde göçüp kaldılar! (A.Hulusi)

67 – O zulmedenleri ise sayha tutuverdi de diyarlarında çöke kaldılar. (Elmalı)

Ve ehazelleziyne zalemus sayhatü feasbehu fiy diyarihim casimiyn; Evet, sonuç, felaket. Kula kulluğun ısrarla sürdürüldüğü her toplum ve medeniyetin başına gelen onların da başına geldi. Derken o zalimleri dehşetli sayha yakalayıverdi de kendi yurtlarında cansız dona kaldılar, kala kaldılar. Tıpkı Napoli Vezüv yanardağının taş kestiği azgın Napoliler gibi. Bugün bile gidenler o büyük belanın ve felaketin, o azgın şehrin insanlarını geleceğin insanlarına bir ibret vesikası olarak nasıl taşlaştırdığını görebilirler.

Bu sayhanın niteliği A’raf/78. ayette aktarılmıştı. Racfe deniliyordu mezkur ayette. Yani patlamalı bir sarsıntı. Yani deprem, gürültülü bir deprem. İnsanları çıldırtan gürültü ile gelen korkunç bir deprem. Depremi hissedemeden gürültüyle kahrolan, mahvolan insanlar.

68-) Keen lem yağnev fiyha* ela inne Semude keferu Rabbehüm* ela bu’den li Semud;

Sanki orada hiç yaşamamışlardı! Kesinkes bilin ki, şüphesiz Semud (halkı) Rablerini inkâr etmişlerdi… (Yine) kesinlikle bilin ki, uzaklık (hakikatlerinden ayrı düşmüş hâlde yaşam) Semud içindir. (A.Hulusi)

68 – Sanki orada bir şenlik kurmamışlardı, bak Semûd, hakikaten rablerine küfrettiler bak defoldu gitti Semûd. (Elmalı)

Keen lem yağnev fiyha ne oldu sonunda? Sanki orada hiç yaşamamıştılar. Hiç bulunmamıştılar. Keen lem yağnev fiyha orada hiç yaşamamış gibi oldular diyor. Tasvir müthiş. ela inne Semude keferu Rabbehüm* ela bu’den li Semud; unutmayın ki rablerini ısrarla inkar edenler işte bu Semud idi. Unutmayın Semud tarih sahnesinden böyle silindi.

69-) Ve lekad caet Rusülüna İbrahiyme Bil büşra kalu selâma* kale selâmun fema lebise en cae Bi ıclin haniyz;

Andolsun ki, (meleklerden) Rasûllerimiz, İbrahim’e müjde olarak gelip, “Selâm” dediler… (O da): “Selâm” dedi ve sonrasında da kızartılmış bir buzağı getirdi. (A.Hulusi)

69 – Şanım hakkı için İbrahim’e de Resullerimiz müjde ile geldiler «selâm» dediler, «selâm» dedi, durmadan gitti kızartılmış bir buzağı getirdi. (Elmalı)

Ve lekad caet Rusülüna İbrahiyme Bil büşra kalu selâma Kur’an yeni bir olaya getirdi sözü. Semud kavminin helaki haber verildikten sonra. Tabii ki ilk muhataplarına ardı ardına; sizden öncekilere de peygamber gönderdik, vahiy gönderdik, ama onlar ısrarla yüz çevirdiler, ısrarla Allah’ın vahyini duymak istemediler ve akıbetleri bu oldu. Ey bu vahyin muhatapları, tüm zamanlarda ki muhatapları, siz garantinizin olduğunu mu düşünüyorsunuz. Sizin başınıza öncekilere gelen felaketlerinin gelmeyeceğine ilişkin garantiniz var mı. Adeta bu soruyu muhatabının zihninde sorduruyor bu kıssalar.

Şimdi başka bir kıssaya geçti ve Hz. İbrahim’e gelen elçilerin haberini veriyor bu ayet. Ve doğrusu elçilerimiz İbrahim’e bir muştu getirdiler ve selam sana dediler.

kale selâmun fema lebise en cae Bi ıclin haniyz; çok zip li sıkıştırılmış bir ifade, ibare. O da selam size dedi. Hemen geçiyor, asıl maksada geçiyor. Ve çok geçmeden önlerine kızarmış bir buzağı çıkardı. Halil İbrahim sofrasını açtı ve konuklarını buyur etti. Gelene mutlaka nesi varsa çıkarırdı. İşte Halil İbrahim sofrasının niteliği buydu, özelliği buydu. Bereketi buydu. Onun için sormamıştı aç mısınız, tok musunuz, kimsiniz, necisiniz, dost musunuz, düşman mısınız diye çıkarıvermişti sofrayı. Hem de nesi varsa.

70-) Felemma rea eydiyehüm lâ tesılu ileyhi nekirehüm ve evcese minhüm hıyfeten, kalu lâ tehaf inna ursilna ila kavmi Lut;

Ancak (Rasûllerin) ellerini sürmediklerini görünce onları yadırgadı ve onlardan (acaba düşman mı) korkusunu hissetti… “Korkma! Biz gerçekten Lût halkı için irsâl olunduk” dediler. (A.Hulusi)

70 – Baktı ki ona ellerini uzatmıyorlar o vakit bunları acayip gördü ve içinde onlardan bir nevi’ korku duydu. Dediler, «korkma çünkü biz Lut kavmine gönderildik»,(Elmalı)

Felemma rea eydiyehüm lâ tesılu ileyhi nekirehüm ve evcese minhüm hıyfeh ellerinin sofraya uzanmadığını görünce onları yadırgadı. Hz. İbrahim’in tuhafına gitti ve onlardan yana içini bir kaygı kapladı, endişeye kapıldı. Bu kaygı bu endişe müfessirlerin dediği gibi onların melek olduğunu anlamadığından değildi bizce.

Biz bu görüşte değiliz. Onun korkusu onların melek olduğunu asıl anlamaktan dolayı idi. Yani onların melek olduğunu anladığı için içine bir endişe düştü, ateş düştü. Asıl, klasik tefsirlerin yazdığının tam tersi gerekçe ile içine ateş düştü Hz. İbrahim’in. Çünkü melekler eğer melek olduğunu anlamamasından dolayı endişe etseydi, onun endişesini giderme sadedinde hemen bir sonraki ayette, biz meleğiz derlerdi. O açıklama yapmak yerine; Biz Lut kavmine gönderilen elçileriz. Açıklamasını yapıyorlardı.

Demek ki Hz. İbrahim’in korktuğu başka şeydi. İçine düşen ateş başka şeydi. Melekler boşuna gelmezdi, gelince bir felaket getirirdi. İşte o bunu anlamıştı.Belki bu felaketin kendi içinde yaşadığı topluma geldiğini sanmış olabilirdi.

kalu lâ tehaf inna ursilna ila kavmi Lut; Evet cevabı burada geldi. Yani eğer Hz. İbrahim’in endişesi, melek olduklarını anlamamaktan kaynaklansaydı onlar böyle açıklama değil, farklı açıklama yaparlardı. Ama onlar diyorlar ki; Kaygılanmana gerek yok dediler. Çünkü biz Lut kavmi için gönderildik dedik. Demek ki kaygısı onların niteliğine yönelik değil, melek olduğunu anladığı için neden, hangi görevle gönderildiler, hangi belayı kime, hangi cezayı kime uygulamakla, infaz etmekle gönderildiler kaygısıydı.

71-) Vemraetühu kaimetün fedahıket febeşşernaha Bi İshaka ve min verai İshaka Ya’kub;

(İbrahim’in) karısı da ayakta idi… Güldü… Ona (İbrahim’in karısına) İshak’ı müjdeledik ve İshak’ın ardından da Yakup’u.. (A.Hulusi).

71 – Haremi dinliyordu, bunu duyunca güldü, bunun üzerine ona İshak’ı müjdeledik, İshak’ın arkasından da Yakup’u. (Elmalı)

Vemraetühu kaimetün fedahıket adeta İnne me’al ‘usri yüsrâ; (İnşirah/6) ayetinin tecellisini görüyoruz. Her felaketle birlikte bir saadet, her zorlukla birlikle bir kolaylık, her üzücü bir şeyin yanında bir de sevindirici müjdeyi haber veren ayetin tecellisi gibi. Karısı ise ayakta duruyordu diyor bu ibare. Ve bu haber üzerine; fedahıket gülmeye başladı; febeşşernaha Bi İshak işte bu şekilde biz ona İshak’ı müjdeledik.

Beşşernaha biz ona, İbrahim’e değil, eşine müjdeledik. Neden Hz. İbrahim’e müjdelenmiyor de eşine müjdeleniyor, Çünkü Hz. İbrahim’in çocuğu var. Çocuğu olmayan Sara. Ya da Arapçalaşmış adıyla Sare. Hz. İbrahin’in İsmail’i var. Fakat Sara’nın hiç çocuğu yok. Onun için ona İshak müjdeleniyor. ve min verai İshaka Ya’kub; Üstelik İshak’ın ardından da onun oğlu Ya’kub’u müjdeledik.

72-) Kalet ya veyleta eelidü ve ene acuzün ve hazâ ba’liy şeyha* inne hazâ leşey’ün aciyb;

(İbrahim’in karısı) dedi ki: “Vay bana! Ben bir yaşlı (âdetten kesilmiş) kadın ve şu kocam da ihtiyar iken doğuracak mıyım? Muhakkak ki bu şaşılacak bir şeydir!” (A.Hulusi)

72 – Vay, dedi, doğuracak mıyım? Ben bir aciz, kocam da bu bir pir iken, her halde bu çok acîb bir şey. (Elmalı)

Kalet ya veyleta ne oldu peki, ne tepki verdi bu aziyz annemiz; Vay..! başımıza gelene demişti. eelidü ve ene acuzün ve hazâ ba’liy şeyha  Ben yaşlı bir kadın, şu kocam da piri fani olduğu halde ben çocuk doğuracağım ha? inne hazâ leşey’ün aciyb; bu gerçekten de çok garip bir şey demişti. Tabii ki garip bir şeydi, sıradan bir şey değildi. Ama buna karşılık ne cevap verildi;

73-) Kalu eta’cebiyne min emrillâhi rahmetullahi ve berakâtühu aleykum ehlel beyt* inneHU Hamiydun Meciyd;

Dediler ki: “Allâh’ın hükmüne mi şaşıyorsun? Allâh’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir ey hane halkı! Muhakkak ki O, Hamiyd’dir, Meciyd’dir.” (A.Hulusi)

73 – Sen, dediler: Allahın emrinden taacüb mü ediyorsun? Allahın rahmeti ve berekâtı var üzerinizde ey ehli beyt! Şüphe yok ki o bir hamîddir mecîddir. (Elmalı)

Kalu eta’cebiyne min emrillâh dediler ki elçiler; sen Allah’ın emrini garip mi karşılıyorsun, rahmetullahi ve berakâtühu aleykum ehlel beyt ve hemen ardından da, yani garip karşılama bunda gariplik yok. Daha doğrusu Allah’ın nesi Garip ki. Allah’a garip olan mı var. Gariplik insan içindir. Allah’a mucize mi var, mucize insan içindir. Çünkü insanı aciz bırakır. Onun için burada Allah adına bir gariplik yok. Ve arkasından dediler ki; Allah’ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinize olsun ey hane halkı. inneHU Hamiydun Meciyd; kuşkusuz O’dur hamde layık olan, yüceler yücesi olan yine O’dur.

Evet, ey hane halkı, ehlel beyt. Demek ki rabbimiz aile olarak memnun, aile olarak razı ve bunu örnek göstermek için adeta bu surede dramatik görüntüler de sunuyor aile dramları. İşte Nuh ailesinin dramı. Onu aktardı, parçalanan aile. İşte gelecekte de aktaracak Lut ailesinin dramı. Fakat bunun dışında birde imanda bütünleşmiş aileler var. İşte onu da ödüllendirdiğini böyle ifade buyuruyor rabbimiz. Adeta buradan Kur’an ın, vahyin muhataplarına; Eğer haneniz Dar-ül İslam olursa, İslam’ın içinde hakim olduğu bir hane, bir ev, bir konut olursa o aile tıpkı İbrahim gibi ödüllendirilir demeye getiriyordu.

74-) Felemma zehebe an İbrahiymerrav’u ve caethül büşra yücadilüna fiy kavmi Lut;

İbrahim’in endişesi geçip, müjdeyi de alınca kendine geldi, Lût kavmi hakkında bizimle tartışmaya başladı. (A.Hulusi)

74 – Vaktâ ki İbrahim’den korku geçti ve kendine müjde geldi, Lut’un kavmi hakkında bize mücadeleye girişti. (Elmalı)

Felemma zehebe an İbrahiymerrav’u ve caethül büşra yücadilüna fiy kavmi Lut; sonunda İbrahim’in korkusu geçip de –bakınız, deminki endişe, kaygı buraya bağlanır aslında. İbrahim’in endişesi neden geçiyor? Aslında bence ikna edildiği için değil, müjdenin sevinciyle, müjdenin o anlık olan sevinciyle geçiyor. Ama tamamen endişesinin geçmediğini hemen arkasından anlıyoruz;- Sonunda İbrahim’in endişesi korkusu geçip de kendisine müjde ulaşınca bu kez Lut kavmi konusunda bize ısrarla yalvarmaya başladı.

Aslında harfiyen tercümesi yalvarma değildi yücadilüna bizimle çekişmeye başladı, asılmaya başladı. Böyle çevirebiliriz. Yalvarma içinde var bunun yücadilüna ama ısrarla asılma, yani bir şeyi koparmak için asılma. İşte onu ima ediyor Ayet. Kendisi ve toplumu, ailesi adına sakinleşen Hz. İbrahim bu kez Lut kavmi için şefaat hakkını kullanıyor.

Evet, Kitab-ı Mukaddeste bunun ayrıntısı anlatılıyor Tekvin kitabının 18. babında Hz. İbrahim’in rabbimize, Lut kavmine biraz daha izin vermesi, biraz daha müsaade etmesi, biraz daha hak tanıması için. Bir fırsat daha vermesi için nasıl yalvarıp yakardığının ayrıntısı Kitab-ı Mukaddeste Aktarılıyor.

[Ek bilgi – (22) Ve adamlar oradan dönüp Sodoma doğru gittiler. Fakat İbrahim hala Rabbin önünde duruyordu.

(23)  Ve İbrahim yaklaşıp dedi; Salih’i kötü ile beraber yok edecek misin?

(24)Belki şehrin içinde elli Salih vardır. İçinde olan elli Salih için bağışlamayıp yeri yok edecek misin.

(25)Böyle yapmak senden ırak olsun. Salih’te kötü gibi olsun diye Salih’i kötü ile beraber öldürmek senden ırak olsun. Bütün dünyanın hakimi adalet yapmaz mı.

(26) Ve rab dedi; Eğer Sodom’da, şehrin içinde elli Salih bulursam bütün yeri onların hatırı için bağışlayacağım.

(27) Ve İbrahim cevap verip dedi; Ben toz ve külüm, ve işte şimdi Rabbe söylemeyi üzerime aldım.

(28) Belki elli Salih’in beşi eksilir, beş kişi için bütün şehri harap edecek misin? Ve dedi; Eğer orada 45 kişi bulursam harap etmeyeceğim.

(29)Bir kere daha O’na söyleyip dedi; Belki orada 40 kişi bulunur. Ve dedi; 40 kişinin hatırı için yapmayacağım.

(30) Ve dedi; Şimdi Rab darılmasın ve söyleyeceğim belki orada 30 kişi bulunur. Ve dedi; Eğer orada 30 kişi bulursam yapmayacağım.

(31) Ve dedi işte şimdi rabbe söylemeyi üzerime aldım, belki orada 20 kişi bulunur. Ve dedi; Yirmi kişinin hatırı için harap etmeyeceğim.

(32) Ve dedi; Şimdi Rab darılmasın ve ancak bir kere daha söyleyeceğim belki orada 10 kişi bulunur. Ve dedi;10 kişinin hatırı için harap etmeyeceğim.

(33) Ve rab İbrahim’le konuşmayı bitirince gitti, İbrahim’de yerine döndü…. (Kitab-ı Mukaddes/Tekvin 18. bab)] 55.06


75-) İnne İbrahiyme leHaliymun Evvahun Muniyb;

Muhakkak ki İbrahim, yumuşak ve hassas kalpli, Rabbine dönük olan biriydi. (A.Hulusi)

75 – Çünkü İbrahim, çok halîmdir, yanıktır, iltica kardır. (Elmalı)

İnne İbrahiyme leHaliymun Evvahun Muniyb; Çünkü İbrahim çok içliydi, çok yanık yürekli idi. Ah..! edip Allah’a iltica eden biriydi. Yani Hz. İbrahim’in gerekçesini rabbimiz ifade ediyor adeta. Yani o mazurdur, yalvarsa asılsa mazurdur. Öyle bir yüreği var ki onun, adeta rabbimiz hem bir sonraki ayette onun şefaatini reddediyor, hem de yalvarmasından memnunluk duyuyor. Bu çok ilginç bir şey. Adeta örnek gösterircesine.

Ya rabbi, dünyada hiç kimseyi cehennemlik bırakma, herkese iman ver diye dua etmekte ne sakınca olabilir. Fakat şunu da bilmek şartıyla; Bu duamız hiçbir zaman tutmayacak. Çünkü Allah’ın yasası bu. Onun için herkese iman ver duası güzel bir temenni. Ya rabbi herkese iman ver ki kimse acı çekmesin. Güzel bir temenni. Fakat yasa; Testiyi kıranlarla suyu getirenler nasıl bir olsun. O zaman hakkın hukukun, ahlaki davranışın, adaletin hükmü nerede kalır. O zaman iyi davranışın ödüllendirilmesi, kötü davranışın cezalandırılmasına bağlı değil midir birazda. İyi ve kötü bir olacaksa, aynı olacaksa, aynı akıbete duçar olacaksa iyi olmanın gerekçesi kalır mı.

76-) Ya İbrahiymu a’rıd an hazâ* innehu kad cae emru Rabbik* ve innehüm atiyhim azâbun ğayru merdud;

(Melekler): “Yâ İbrahim! Tartışmaktan vazgeç! Rabbinin hükmü kesin gelmiştir! Muhakkak ki onlara reddolunmayacak bir azap ulaşacaktır!” (A.Hulusi)

76 – Ya İbrâhim, bundan vazgeç, çünkü rabbinin emri geldi ve her halde onlara reddi gayri kabil bir azâb gelecektir. (Elmalı)

Ya İbrahiymu a’rıd an hazâ

Evet, çok net. Dinliyor ki; Elçilerimiz dedi ki Ey İbrahim, bu yalvarışlardan vazgeç. Evet şefaat reddediliyor. Aynı zamanda Mekkelilere de bir atıf bu. İbrahim’e ata diyen ve atalarının yolundan giden Mekkeliler uyarılıyor. Siz İbrahim atanız olduğu için, Kâbe de sizde olduğu için özel olduğunuzu düşünüyorsunuz. Allah’ın size özel muamele edeceğini düşünüyorsunuz. Fakat bakın İbrahim’in bizzat hayatında yaptığı şefaat işe yaramadı ve reddedildi mesajı veriliyor.

innehu kad cae emru Rabbik Gerçek şu ki rabbinin kesin talimatı gelmiştir. Evet, hüküm verildikten sonra, defter dürüldükten sonra, artık kalem kırıldıktan sonra geri alınmıyor. ve innehüm atiyhim azâbun ğayru merdud; Artık onlar geri dönülmez bir cezaya çarptırılmışlardır.

77-) Ve lemma caet rusulüna Lutan siy’e Bihim ve daka Bihim zer’an ve kale hazâ yevmün asıyb;

Rasûllerimiz Lût’a geldikleri vakit, (onlar yüzünden) kendini kötü hissetti; (onları koruyamayacağı endişesiyle) içi daraldı ve: “Bu zor bir gündür” dedi. (A.Hulusi)

77 – Vaktâ ki Resullerimiz Lût’a vardılar onların yüzünden fenalaştı, eli ayağı dolaştı, bu çok müşkül bir gün dedi. (Elmalı)

Ve lemma caet rusulüna Lutan siy’e Bihim ve daka Bihim zer’a ve elçilerimiz Lut’a gelince, -Kıssanın devamı, şimdi Hz. Lut’un makamına, katına çeviriyor ilahi kamera objektifini Ve Hz. Lut’un yanında neler oluyor. Elçiler oraya gelince bela getiren, infaz için gelen elçiler Hz. Lut’un yanında nelerle karşılaşıyorlar şimdi orayı bize izlettiriyor.- Ve lemma caet rusulüna Lutan ve elçilerimiz Lut’a gelince siy’e Bihim ve daka Bihim zer’a onları korumakta ki yetersizliğini düşünerek Lut, derin bir endişeye kapıldı.

Evet, derin bir endişe. Sodom ve Gomora, tarihsel iki mekan, tarihe geçmiş. Başına gelen bela. Tarihin en dehşet verici olaylarından sayılan Sodom ve Gomora burası. Lut, Hz İbrahim’in yeğeni idi ve bu topluma dışardan geldi. Üstelik bu toplumun eniştesi oldu. Eşini yerlilerden almıştı ve Sodom ve Gomora’yı yaptıkları o çirkin ahlaksızlıktan, homoseksüel, gayri tabii cinsel ihtiyaçlarını gayri tabii yolla gideren bu homoseksüel toplum, Hz. Lut’un daveti karşısında hep sırt dönmüştü.

İşte bu toplumun insan tabiatına aykırı olan bu sapık eğilimi, elçilerin gelişinde de son bir kez herkese, başta Hz. Lut olmak üzere gösterilmişti. Ve işte Hz. Lut’u endişelendiren de toplumun sapık eğilimleri ile konuklarına bir zarar verme ihtimali idi, ki, ayette o dile getiriliyor;

ve kale hazâ yevmün asıyb; Hz. Lut’ ne kadar daralmış, ne kadar bunalmışsa şöyle demişti. Bu gün zor, çok zor bir gün olacak.

78-) Ve caehu kavmühu yühraune ileyhi ve min kablü kânu ya’melunes seyyiat* kale ya kavmi haülai benatiy hünne atheru leküm fettekullâhe ve lâ tuhzuni fiy dayfiy* eleyse minküm racülün raşiyd;

(Lût’un) halkı, arzulu bir şekilde koşarak Ona geldiler… Ki daha önce de o kötülükleri yapıyorlardı… (Lût) dedi ki: “Ey halkım… İşte şunlar kızlarımdır… Onlar sizin için daha temizdir… Allâh’tan çekinin ve misafirim arasında beni rezil etmeyin… Sizden aklı başında biri yok mu?” (A.Hulusi)

78 – Kavmi ona zıpır zıpır koşup gelmişlerdi ve bundan evvel kötü kötü fiiller yapıyorlardı, ey kavmim! Dedi, daha şunlar kızlarım, onlar sizin için daha temiz, artık Allah dan korkun, beni misafirlerim hakkında rüsvây etmeyin, hiç içinizde aklı başında bir adem yok mu? (Elmalı)

Ve caehu kavmühu yühraune ileyh nitekim kavmi sürüler gibi itiş kakış ona geldiler. Elmalı zıpır zıpır diyor. Güzel bir karşılık bulmuş, zıpır zıpır ona geldiler. ve min kablü kânu ya’melunes seyyiat zaten daha önceden de bu kötülüğü işleyip duruyorlardı. Bu insan tabiatına aykırı olan homoseksüelliği onlar öteden beri çarpık ilişki biçimini hep işleyip duruyorlardı. kale ya kavmi haülai benatiy hünne atheru leküm Lut dedi ki ey kavmim işte kızlarım, onlar sizin için daha temiz.

Burada bazı müfessirler Hz. Lut’un işte kızlarını mı teklif ediyor gibi bir itiraza mahal bırakmamak için bir takım takdirler yürütmüşler. Kızlarım demekle kavminin kızlarını kastetti gibi bir açıklama getirmişler. Çünkü demişler peygamberler kavimlerinin babası hükmündedir. Ama tabii bu biraz uzak, biraz zorlama yorum. Burada aslında söylenmek istenen şey açık, hitabın maksadı açık. Hz. Lut’un söylemek istediği şey; Bu çarpık ilişkinizi bırakın, tabii ilişkiye. Gayri tabii ilişkiden vazgeçin tabii yollarla cinselliğinizi tatmin edin davetidir bu aslında. Onun için Hz. Lut’un ne söylemek istediğidir önemli olan, bu sözün maksadıdır önemli olan. Onun için böyle uzak yorumlara gerek olduğunu sanmıyoruz.

fettekullâhe ve lâ tuhzuni fiy dayfiy artık Allah’tan korkunda konuklarıma karşı beni mahcup, beni mükedder, beni mahzun etmeyin. eleyse minküm racülün raşiyd; aranızda hiç mi aklı başında adam yok diyor.

Bir peygamber için ne acı, ne zor bir durum. Bir peygamber gerçekten de baba şefkati taşır gönderildiği toplumlara. Her peygamber öyle. Ama düşünün, böyle bir babaya, şefkatle dolu bir babaya manevi çocuklarının yaptıklarına bakınız. Aranızda hiç mi aklı başında adam yok.

79-) Kalu lekad alimte ma lena fiy benatike min hakk* ve inneke le ta’lemü ma nuriyd;

Dediler ki: “Andolsun ki kızlarında bir hakkımız olmadığını bilirsin! Bizim (aslında) neyin peşinde olduğumuzu da elbette bilirsin.” (A.Hulusi)

79 – Her halde dediler: malûmdur ki senin kızlarında bizim hiç bir alâkamız yoktur ve bizim ne istediğimizi pek âlâ bilirsin. (Elmalı)

Kalu dediler ki, Lut’a cevap veriyorlar. lekad alimte ma lena fiy benatike min hakk sen de biliyorsun ki, senin kızlarında bizim gözümüz yok dediler. ve inneke le ta’lemü ma nuriyd; aslında bizim ne istediğimizi sen çok iyi biliyorsun demişlerdi azgın toplum.

80-) Kale lev enne liy Biküm kuvveten ev aviy ila rüknin şediyd;

(Lût) dedi ki: “Ah size yetecek gücüm olsaydı, ya da kudretli dayanağım olsaydı.” (A.Hulusi)

80 – Ne vardı, dedi: benim size karşı bir kuvvetim olsa idi; veya çok sarp bir kaleye sığınabilse idim? (Elmalı)

Kale lev enne liy Biküm kuvve peki, Hz. Lut’un bu çaresiz durum karşısında ne dediğini düşünüyorsunuz. Evet Kur’an onu da naklediyor. Böylesine bitmiş, böylesine çaresizlik içinde bu aziyz peygamber diyor ki; Ah..! keşke size karşı koyacak gücüm olsaydı. ev aviy ila rüknin şediyd; ya da sırtımı dayayacağım sağlam bir dayanağım olsaydı.

Evet, herkesin bir bittim noktası vardır ya sevgili dostlar, peygamberlerin de bittim noktası var. Ellerinin kollarının döküldüğü nokta. Resulallah’ın bittim noktası, Taif’ten kan revan içinde kovulup ta Mekke’ye giremediği o gün, o an, o saatti. İşte o anda göklerin kalemi oynamaya başlıyor ve yepyeni bir kader yazılıyordu bittim noktasında. Çünkü kulun gücünün bittiği yerde Allah’ın yardımı başlıyordu. Ama Allah’ın yardımı Allah’ı destekleyenlere oluyordu. Beri tarafta Allah’ın kendini destekleyenlere yardımı, kendi mesajına sırt çevirenlere ise belası ve helaki biçiminde geliyordu. İşte burada da öyle olmuştu.

Bu ayetleri okuduktan sonra Resulallah’ın tüm tefsirler birçok rivayet naklederler. Hemen hepsi de birbirine yakındır bu rivayetlerin Resulallah;

– Allah kardeşim Lut’a rahmet etsin..! Buyurmuştu.

Zaten sırtını çok sağlam bir yere yaslamadı mı. Aslında keşke sırtımı dayayacağım bir dayanağım olsaydı diyen Lut’ bir dayanağa yaslanmıştı hem de yıkılmaz bir dayanağa. Allah.

81-) Kalu ya Lutu inna Rusulü Rabbike len yesılu ileyke feesri Bi ehlike Bi kıt’ın minel leyli ve lâ yeltefit minküm ehadün illemraetek* innehu musıybuha ma esabehüm* inne mev’ıdehümussubh* eleysassubhu Bi kariyb;

(Melekler) dediler ki: “Ey Lût! Doğrusu biz senin Rabbinin Rasûlleriyiz… Sana asla ulaşamazlar! Ailenle gecenin ilerleyen saatinde yola çık… Karın hariç sizden hiçbiri geri kalmasın! Çünkü onlara isâbet eden, ona da isâbet edecek… Onlara tanınan süre sabaha kadardır. Sabah yakın değil mi?” (A.Hulusi)

81 – Ya Lut! Dediler: emîn ol biz rabbinin Resulleriyiz, onlar sana ihtimali yok el uzatamazlar, sen hemen ehlinle geceden bir kısmında yürü, içinizden hiç biri geri kalmasın, ancak karın, çünkü ona da onlara gelen musibet gelecek, haberin olsun mev’ıdleri sabah dır, sabah, yakın değil mi? (Elmalı)

Kalu elçilerimiz dediler ki, ya Lutu inna Rusulü Rabbike len yesılu ileyk biz rabbinin elçileriyiz, onlar asla ilişemecekler. Demek ki insan suretinde gelen bu elçiler Hz. Lut tarafından da tanınmamışlardı ve bunlar yakışıklı birer delikanlı gibi gelmişlerdi. Belki bunun hikmeti de azgın toplumun azgınlığının nerelere kadar varabileceği ve biraz önce Hz. İbrahim’in şefaatinin neden kabul edilmediğini bir daha göstermek için.

feesri Bi ehlike Bi kıt’ın minel leyl artık gecenin bir vaktinde ailenle birlikte yola koyul talimatı verdiler elçiler. ve lâ yeltefit minküm ehadün illemraetek talimatlarına şunu da ilave ettiler. Sizden hiç kimsenin gözü arkada kalmasın, fakat karın hariç.

Arkasına bakmasın diye çeviren bir çok mealcimiz ve böyle anlayan müfessirlerimiz olmuş. Fakat bu fiziksel olarak dönüp de arkaya bakmaktan daha çok, ki bu tip rivayetler, İsrailiyattan gelen rivayetler. Burada gözü arkada kalmasın, yani herkes geride bıraktıklarına bakmasın. Adeta ey Lut, senin karın arkada kalacak onun için gözün arkada kalmasın. Hani tıpkı Nuh peygambere söylenmişti ya, ..leyse min ehlik.. (46) o senin ailenden değildir. innehu amelün ğayru Salih o Salih olmayan bir ameldir. Yani ona sahip çıkman, onu gemiye çağırman, gel sen de bizinle bin demen hoş bir şey değil ey Nuh..! denildiği gibi, Hz. Lut’a da böyle bir uyarıda bulunuluyordu.

innehu musıybuha ma esabehüm çünkü onların akıbeti onun da başına gelecektir. inne mev’ıdehümussubh unutma ki onların vadesi bu sabah doluyor. Yani bela ile randevuları sabahleyin olacak. eleysassubhu Bi kariyb; zaten sabah yakın değil mi.

Bu arada Ferra bir bilgi veriyor bu iki cümle arasındaki boşluğu oradan doldura biliriz, bu sabah dolacak deyince onların o azgınlığına daha fazla dayanamayan ve misafirlerinin üzerine gelmekte ki ısrarlarından bıkan Hz. Lut, hayır sabah değil, şimdi, şimdi dediği nakledilir. Onlarında buna karşılık zaten sabaha ne kaldı ki şunun şurasında diye cevap verdikleri ifade edilir. Burada aslında söylenmek istenen; Allah’ın takdirinin ne an, ne zaman, ne mekanda hiç şaşmadığı, şaşmayacağı ima ediliyor.

82-) Felemma cae emruna cealna aliyeha safileha ve emtarna aleyha hıcareten min sicciylin mendud;

Emrimiz geldiği vakit oranın üstünü altına getirdik ve üzerlerine mendud (istiflenmiş) siccilden (pişirilmiş, taşlaşmış çamur) taşlar (muhtemelen volkanik patlama sonucu oluşan lavlar) yağdırdık. (A.Hulusi)

82 – Vaktâ ki emrimiz geldi o memleketin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine istif edilmiş siccîlden taşlar yağdırdık. (Elmalı)

Felemma cae emruna cealna aliyeha safileha Evet, sonunda ne olmuş? Sonunda emrimizin infaz vakti geldi, oranın altını üstüne getirdik. ve emtarna aleyha hıcareten min sicciylin mendud; ve o coğrafyanın üzerine balçıktan pişmiş kızgın akkor taşlar püskürttük. Mendud; birbiri ardınca kürem kürem derler ya Anadolu da işte onun gibi, püskürtü halinde yağdırdık üzerlerine. Akkor halinde balçıktan pişmiş taşlar.

Evet dostlar, azgınlık; ha Gomora, eski yunanca söyleyişiyle. Ha Gomorada olmuş, ha Angola da, ha Ankara da, ne fark eder. Demek ki akıbeti aynı olanların cezası da benzer bir biçimde olacaktır.

Burada ki muhtemel bir yanardağ patlamasına atıf, burada söylenenler ve lav püskürtüsüyle Sodom ve Gomora’nın üzerinin örtülmesi. İşte bugünkü Lut gölünün yerinde yer alan bu iki kent, adeta başına gelen belayı Lut görü biçiminde geleceğin tüm insanlığına bir ibret vesikası olarak bıraktı. Lut gölüne gidenler dünyanın bu en çukur parçası, en çukur yerine gidenler, dünyanın en zehirli, hiçbir canlının içinde yaşamasına izin vermeyen ve kıyısında bir otun, bir bitkinin yetişmesine izin vermeyen, dünyanın en kötü suya benzer sıvısını bulurlar.

Onun için bu geleceğe bırakılmış bir ilahi vesikadır, ki ben iki kez gittim, gördüm. İkinci gidişimde arkadaşlarıma elinizi ısrarla daldırın dedim. Daldırın ki anlayasınız. 15 x 65 Km.lik bu ölü deniz, bu ölüm gölünde bir tek canlı hayat yoktu. Oysaki okyanusun binlerce metre altında dahi yaşayan canlılar varken o basınçta ve o yoğunlukta, burada canlı izine rastlanmıyordu. Suyun buharının dahi vardığı gölün çevresinde bitki izine rastlanmıyordu. Gidenler bunu müşahede ederler.

83-) Müsevvemeten ‘ınde Rabbik* ve ma hiye minez zâlimiyne Bi beıyd;

Rabbinin indînde işaretlenmiş (taşlar)… Bunlar zâlimlerden uzak değildir. (A.Hulusi)

83 – Ki rabbinin indinde damgalanmışlar, ve bunlar zalimlerden baîd değildir. (Elmalı)

Müsevvemeten ‘ınde Rabbik rabbim tarafından hedefi belirlenmiş taşlar. Bunu bendeniz böyle çevirmeyi daha doğru bulduğum için böyle çevirdim. Yani hedefi Allah tarafından belirlenmiş taşlar. Müsevveme; Alamet, işaret demektir. ve ma hiye minez zâlimiyne Bi beıyd; o taşlar ki zalimlerin başlarından hiçte uzak değildir. Yani kıyamete kadar zalimlerin başının üzerinden o taşlar eksik olmayacaktır.

Burada tarihte yaşanmış bir felaket, vahye karşı gelen bir toplumun felaketi daha son buldu ve bir başka olaya örneklik olaya Kur’an sözü getirdi. Meyden ve Şuayb peygamber kıssasına.

84-) Ve ila Medyene ehahüm Şu’ayba* kale ya kavmı’budullahe ma leküm min ilâhin ğayruHU, ve lâ tenkusul mikyale vel miyzane inniy eraküm Bi hayrin ve inniy ehafü aleyküm azâbe yevmin muhıyt;

Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (irsâl ettik)… Dedi ki: “Ey halkım… Allâh’a kulluk etmekte olduğunuzun farkındalığına erin! Tanrınız olamaz, sadece “HÛ”! Ölçmeyi ve tartmayı noksan yapmayın… Sizin için hayrın nerede olduğunu görüyorum… Sizi kaplayacak bir azap sürecinden korkuyorum.” (A.Hulusi)

84 – Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik, dedi: ey kavmim! Allaha kulluk edin, sizin ondan başka bir ilâhınız daha yok, hem ölçeği, teraziyi eksik tutmayın, ben sizi bir hayr içinde görüyorum ve ben size muhit bir günün azâbından korkuyorum. (Elmalı)

Ve ila Medyene ehahüm Şu’ayba Medyen’e de soydaşları Şu’ayb’ı gönderdik. A’raf suresinin 85. ayetinde tefsiri geçtiği için Meyden kavmi ve Hz. Şu’ayb hakkında çok ayrıntıya girmek istemiyorum burada. Ama şu kadarını söyleyeyim ki; Akabe körfezinde antik bir yerleşim birimi olan Midyan, Yunanca ismiyle. Erki Yunan ve Roma kaynaklarında geçer. Sözü edilen bir yerleşim birimidir.

Hz. Şu’ayb; Hz. Musa’nın kayın pederidir bilindiği gibi. Eski ahitte; jihro, ya da yihro adıyla yer alır. Ki Amman yakınlarında medfundur, kabri bellidir, bilinmektedir, Amman’a yaklaşık yanlış olmasın 8 – 10 Km. kadardır. Bendeniz kabrine gittim, eğer yolu oraya düşenler olursa bu aziyz, bu sevgili nebinin kabrini görebilirler.

kale ya kavmı’budullahe ma leküm min ilâhin ğayruH Ey kavmim dedi. Yalnızca Allah’a kulluk edin, zira sizin O’ndan başka kulluk edeceğiniz bir ilah yoktur. ve lâ tenkusul mikyale vel miyzan bir de eksik ölçüp tartmayın.

İki evrensel çağrı. Tüm peygamberler, tüm misyonu ilahi olan insanların iki evrensel çağrısı; Tevhid ve Adalet. Bu çağrı zamanlar ve zeminler üstü iki evrensel çağrıdır. Tüm vahiyler, tüm nebiler, peygamberler bu iki şeye çağırırlar. Akide de tevhide ve hayatta adalete. Çünkü akidenin eksenini tevhid, toplumun eksenini de adalet oluşturur. Burada aslında.

Mekke’ye de bir atıf var, çünkü onlarda tıpkı Meyden toplumu gibi ticaret toplumuydu. Ölçüp tartan bir toplumdu. Onlarda yanlış ölçüp tartıyorlardı. Evet, Kur’an ın hani bir yerde buyurduğu gibi: Ölçtü biçti, kahrolası, nasıl da ölçtü biçti diyor ya, (Müddesir/19) Aslında sadece terazi ile, metre ile ölçüp biçmeye değil, zihinde ki tüm ölçüler yanlıştı. Zihin ölçüsü yanlış olunca terazi ve metre zaten yanlış olur. Onun yanlışlığı oradan kaynaklanıyor.

inniy eraküm Bi hayrin ve inniy ehafü aleyküm azâbe yevmin muhıyt; her ne kadar sizi şimdi refah içinde görüyorsam da, yine de ben sizi çepeçevre kuşatacak bir günün gazabından korkuyorum diye uyarmıştı Hz. Şu’ayb Medyen’lileri. Ve devam etmişti;

85-) Ve ya kavmi evfül mikyale vel miyzane Bil kıstı ve lâ tebhasün nase eşyaehüm ve lâ ta’sev fiyl Ardı müfsidiyn;

“Ey halkım… Ölçmeyi ve tartmayı adaletli olarak tastamam yapın, insanların hakkını vermemezlik etmeyin ve bozguncular olarak arzda taşkınlık yapmayın.” (A.Hulusi)

85 – Ey kavmim kileyi, teraziyi dengi dengine tam tutun ve nasın eşyasına densizlik etmeyin ve Yer yüzünde müfsitlik ederek fenalık yapmayın. (Elmalı)

Ve ya kavmi evfül mikyale vel miyzane Bil kıst ey kavmim demişti. Ey kavmim, ölçüde ve tartıda adaleti tam gözetin. ve lâ tebhasün nase eşyaehüm ve insanları hakları olan şeylerden mahrum etmeyin. ve lâ ta’sev fiyl Ardı müfsidiyn; ve kötülüğü yaygınlaştırarak yeryüzünde ahlaki çürümeye öncülük etmeyin.

Gelişmiş bir ticaret toplumuna bir atıf bu. Biraz önce de söyledim, Mekkelilere de bir atıf aynı zamanda. Sizde ticaret toplumusunuz, sizde para ile çok meşgul oluyorsunuz, sizde kanaatkar değilsiniz, sizde aç gözlülük yapıyorsunuz. Aslında kula kulluğun sürmesini istemeniz biraz da kurduğunuz sektörden dolayı. Onun için Resulallah’a ve onun getirdiği mesaja karşı çıkışınızın temelinde bu yatıyor ve iki toplum arasında ilişki ve irtibat kuruyordu vahiy.

86-) Bekıyyetullâhi hayrun leküm in küntüm mu’miniyn* ve ma ene aleyküm Bi Hafiyz;

“Eğer iman edenlerseniz, Allâh helali sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin bekçiniz değilim.” (A.Hulusi)

86 – Allahın helâlinden bıraktığı kâr sizin için daha hayırlıdır, eğer mümin iseniz, mamafih ben sizin üzerinizde gözcü değilim. (Elmalı)

Bekıyyetullâhi hayrun leküm yine devam ediyor Hz. Şu’ayb’ın dilinden vahit. Allah’ın sizin için bıraktığı sizin için daha hayırlıdır. İlk etapta, ilk akla gelen kâr, helal kâr, meşru kâr payı. Ama onun dışında Allah’ın koyduğu tüm sınırlar akla gelebilir. in küntüm mu’miniyn tabii ki eğer ona inanıyorsanız. Allah’ın sizin için, size bıraktığı daha hayırlıdır. Allah’a güveniyorsanız; Allah’ın sizin için çizdiği sınırların hakkınızda en hayırlı olduğuna da inanırsınız demektir bu.

ve ma ene aleyküm Bi Hafiyz; zira ben sizin korumanız değilim, sizin jandarmanız değilim diyor.

87-) Kalu ya Şu’aybü e Salâtüke te’müruke en netruke ma ya’budu abaüna ev en nef’ale fiy emvalina ma neşa’* inneke leentelHaliymürReşiyd;

Dediler ki: “Yâ Şuayb… Yöneldiğin mi sana emrediyor, atalarımızın tapındıklarına tapınmamamızı ya da mallarımızda dilediğimiz gibi tasarruf etmememizi! Muhakkak ki sen Haliym’sin, Reşiyd’sin.” (A.Hulusi)

87 – Ya Şuayb, dediler: atalarımızın taptıklarını terk etmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmamızı sana namazını emrediyor? Her halde sen, çok uslu akıllısın. (Elmalı)

Kalu ya Şu’aybü e Salâtüke te’müruke en netruke ma ya’budu abaüna ev en nef’ale fiy emvalina ma neşa’ Ey Şu’ayb dediler atalarımızın taptıklarını ya da mallarımız üzerinde keyfimizce tasarrufta bulunmayı terk etmemizi senin salâtın mı emretmektedir. “Senin salâtın mı” dan kasıt namaz da olabilir, yani namazın mı emretmektedir ki;

..innes Salâte tenha anil fahşai vel münker.. (Ankebut/45)

Biz Kur’an dan öğreniyoruz namazın kötülüklerden alıkoyucu bir yanı olduğunu. Ama bu Büyük müfessir İbn. Atıyye’nin muhalled tefsiri el-Muharreru’l-Vecîz’inde ifade ettiği gibi, bir ihtimal olarak, meçhul bir raviye atfen ifade ettiği gibi; senin davetin mi anlamına da gelebilir.

inneke leentelHaliymürReşiyd; Oysa ki bizce sen oldukça uyumlu ve akıllı bir adamsın. Belki burada “akıllı bir adamsın”, reşiyd. Akıllısın ile kasıt; işini bilen birisin, bizimde işimizi bilmemize niye mani oluyorsun anlamına bir ima olabilir.

88-) Kale ya kavmi eraeytüm in küntü alâ beyyinetin min Rabbiy ve razekaniy minhu rizkan hasena* ve ma üriydü en ühalifeküm ila ma enhaküm anh* in üriydü illel ıslaha mesteta’tü, ve ma tevfiykıy illâ Billâhi, aleyhi tevekkeltü ve ileyhi üniyb;

(Şuayb) dedi ki: “Ey halkım… Görmüyor musunuz? Ya Rabbimden kesin bir delil üstündeysem ve O bana kendinden güzel bir rızık verdiyse? Sizden yapmamanızı istediğim şeyde size ters düşmek istemiyorum… Gücüm yettiğince sizi düzeltmek istiyorum… Başarım ancak Allâh’ladır… O’na tevekkül (hakikatimdeki El Vekiyl isminin gereğini yerine getireceğine iman) ettim ve O’na yöneliyorum.” (A.Hulusi)

88 – Ey kavmim! dedi: söyleyin bakayım eğer ben rabbimden bir beyyine üzerinde bulunuyorsam ve o kendisinden bana güzel bir rızk ihsan etmiş ise ne yapmalıyım? Ben size muhalefet etmemle sizi nehy ettiğim şeylere kendim düşmek istemiyorum, ben sade gücüm yettiği kadar ıslah istiyorum, muvaffakıyetim de Allah iledir, ben yalnız ona dayandım ve ancak ona yüz tutarım. (Elmalı)

Kale ya kavmi eraeytüm in küntü alâ beyyinetin min Rabbiy O da tıpkı önceki peygamberlerin söylediğini söyledi dedi ki Ey kavmim, düşünsenize bir ya ben rabbimin katından gelen açık bir delile dayanıyorsam, ve razekaniy minhu rizkan hasena ve O kendi katından güzel bir rızkla rızıklandırmışsa, yani burada peygamberlik, vahiy; birer rızk olarak anılıyor. Ki bu gerçekten de Kur’an ıstılahına uygun bir kullanım, çünkü rızk sadece kişinin yedikleri ve içtikleri değil, imanı da dahil, hidayette dahil Allah’ın verdiği her iyi şey rızktır.

ve ma üriydü en ühalifeküm ila ma enhaküm anh hem sizi sakındırdığım konulara girmem sadece size muhalefet etme arzumdan kaynaklanmıyor.

Bu çeviri bana özgü bir çeviri. Bu çeviri bizce de en münasip çeviri. Ama bu cümle şöyle de çevrilebilir; size muhalefet ettiğim konularda size rağmen ben tersini yapmak istemiyorum diye de çevrilebilir. Fakat benim çevirim bu aziyz Şu’ayb peygamberin; sizi sakındırdığım konulara girmem sadece size muhalefet etme arzumdan kaynaklanmıyor, in üriydü illel ıslaha mesteta’tüm aksine tüm arzum; gücümün yettiğince düzeltmeye çalışmaktan ibarettir. İşte bu ikinci cümleye çok çok daha uyumlu olduğu için bu çeviriyi daha doğru buluyorum. ve ma tevfiykıy illâ Billâh başarım ise yalnızca Allah’a bağlıdır. aleyhi tevekkeltü ve ileyhi üniyb; sadece O’na dayanıp güvendim ve yalnızca O’na yöneldim.

Hitabın güzelliğine bakın aziz dostlar. Peygamberin hitabının güzelliğine dikkat edin. Bu Resulallah’ın da hemen dikkatini çekmiş ve Hz. peygamberin dilinde bu kutlu nebinin adı; Hatibul enbiya, peygamberlerin en güzel hatibi, en iyi hatibi ismini almıştı.

89-) Ve ya kavmi lâ yecrimenneküm şikakıy en yusıybeküm mislü ma esabe kavme Nuhın ev kavme Hudin ev kavme Salih* ve ma kavmü Lutin minküm Bi beıyd;

“Ey kavmim… Bana karşı olmanız sakın sizi suça sürüklemesin; (böylece) Nuh halkına veya Hud halkına yahut Sâlih halkına isâbet edenin benzerinin size isâbet etmesi ile sizi cezalandırmasın… Lût halkı da sizden uzak değildir.” (A.Hulusi)

89 – Ey kavmim! Bana karşı gelmeniz sakın sizi Nuh kavminin veya Hûd kavminin veya Sâlih kavminin başlarına gelenler gibi bir musîbete giriftâr etmesin, Lût kavmi de sizden uzak değildir. (Elmalı)

Ve ya kavmi lâ yecrimenneküm şikakıy ey kavmim, benimle yollarınızı ayırmanız sakın sizin günahta ısrarınıza yol açmasın. en yusıybeküm mislü ma esabe kavme Nuhın ev kavme Hudin ev kavme Salihin yoksa Nuh kavminin, Hut kavminin, ya da Salih kavminin başına gelenlerin benzeri sizin de başınıza gelebilir. ve ma kavmü Lutin minküm Bi beıyd; Kaldı ki Lut kavmi sizden pekte uzakta değil.

Bu toplumların öyküsünü Mekke’de biliyordu demiştim. Akabe körfezindeki ölü denizin, Lut gölünün doğusundaki Moab dağlarında yaşayan bu toplum, Şu’ayb kavmi yani Sodom ve Gomora’ya komşu idi. Burada o ima ediliyordu.

90-) Vestağfiru Rabbeküm sümme tubu ileyHİ, inne Rabbiy Rahıymun Vedûd;

“Rabbinizden bağışlanma isteyin, sonra O’na tövbe (rücu) edin… Muhakkak ki Rabbim Rahıym’dir, Vedud’dur.” (A.Hulusi)

90 – Rabbinize istiğfar edin sonra ona tevbe ile rücu’ edin, şüphe yok ki rabbim rahîmdir, veduddur. (Elmalı)

Vestağfiru Rabbeküm sümme tubu ileyH haydi günahlarınız için rabbinizden af dileyin ve bilinçlerinizi yenileyerek O’na yönelin. inne Rabbiy Rahıymun Vedûd; unutmayın ki benim rabbim çok merhametli davranır ve O sever ve sevilmeyi ister. Vedûd, Allah sever. Allah sevilmeyi ister. Sadece sevmez. Aynı zamanda insandan kendisini sevmesini de ister. Sadece sevindirmez, insanın da hidayetine tabi olarak kendisini sevindirmesini ister. İşte Allah’ın Vedûd ismi Resulallah’ın tıpkı anlattığı asi kul hikayesi gibi.

Öyle diyordu Resulallah sahih bir haberde.

Asi kulun Allah’a tevbe etmesinden Allah nasıl emnun olur bilir misiniz? Hani sizden biriniz üzerinde her şeyinizin yüklü olduğu bir deveyi çölde kaybetse. Suyu, serveti o devenin üzerinde olsa ve o kimse her şeyinin yüklü olduğu deveyi çölde kaybetmiş olsa ve ararken yorgun, bitkin ve bıkkın, artık umudunu kesmiş bir halde yıkılsa. Bir de gözünü açsa, kaybettiği, her şeyinin üzerinde yüklü olduğu o deve, hiçbir şeyini zayi etmeden çıkagelmiş..! Nasıl sevinir, nasıl memnun olur, nasıl gözlerinin içi güler. İşte Allah günaha batmış, kendisini terk etmiş, kendisine asi olmuş bir kulunun tevbe edip kendisine tekrar yönelmesine işte çöldeki o devesini, her şeyini üzerine yüklediği devesini kaybettikten sonra bulan insanın sevinmesinden bin kat daha fazla sevinir. Demişti.

        Ben kıssayı yarıda kesmek pahasına Allah’ın Vedud ismi ile bu dersimi noktalamak istiyorum, ve diyorum ki Rabbim sizi sevsin, Allah sizi sevsin, Allah sizi sevdirsin, Allah sizi sevindirsin.

“Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdadır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 02 Aralık 2011 in KUR'AN

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: