RSS

İslamoğlu Tef. Ders. YUSUF SURESİ (001-029)(75)

16 Ara

231“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Sevgili Kur’an dostları, bugün Kur’an ımızın yepyeni bir sitesine, muhteşem bir sitesine daha birlikte giriyoruz. Bu sitenin ismi Yusuf, yani Yusuf suresi.

Yusuf suresi her ne kadar Kur’an ın resmi sıralamasında 12. sure olarak yer alsa da, iniş sıralamasında Mekke döneminin sonlarına düşen bir sure. Hatta bazı müfessirlerin beyanı doğruysa eğer, bu sure tam hicret sırasında, yolculuk sırasında inen bir sure. Ki surenin muhtevası bunu doğruluyor aslında.

Nedir surenin muhtevası; Bir peygamberin, bir güzel insanın hayatından söz ediyor, adını da zaten oradan alıyor. Kur’an da ki en uzun kıssalardan bir tanesini anlatıyor bu sure. Kahramanı Hz. Yusuf, Hz. Yakup ve Hz. Yusuf’un kardeşleri olan bir kıssadan. Küçük bir çocuğun kıskanç kardeşlerinin ihanetine uğrayarak önce öldürülmeye kalkışılması, daha sonra kuyuya atılması, daha sonra kervancılar tarafından alınıp köle diye satılması, daha sonra iftiraya uğraması ve bir iffet sınavından geçmesi, daha sonra zindana atılması ve en sonunda muhteşem final Mısır’a sultan olması.

Çok ilginç, çok farklı, ağzına kadar ibret dolu, hikmet dolu bir kıssa. Zaten Kur’an da bunu açıkça beyan ediyor ve bu kıssada bizim için ayetler, işaretler, hikmetler olduğunu söylüyor. Peki, hicrete çok yakın bir zamanda, ya da bazı müfessirlerin dediği doğruysa tam hicret sırasında böyle bir kıssa sevgili nebiye neden indirilir. Bu soru kıssayı anlamamız için cevabını bulmamız gereken bir soru.

Vahyin ilk muhatabı Hz. peygambere sen Yusuf’sun demektir bu. Sen Yusuf’sun..! Şu anda doğduğun topraklardan sürülüyorsun, hem de kadre uğrayarak. Haksızca, zulmen, mazlum olarak sürülüyorsun. Fakat unutma, bir gün gelecek sana bunu yapanlar önünde diz çökecekler. Yaptıklarına pişman olacaklar. Şunu aklından çıkarma, eğer içinde bulunduğun bu acı, bu zor, bu sıkıntılı günler neler getirecek, akıbeti nedir diye düşünüyorsan Yusuf’un akıbetine bak. Kuyuya atılmaktan korkma ey Muhammed. Zihninin ve kalbinin kuyuda olmasından kork. Kuyuya atılmaktan korkma ey Muhammed, kuyuya atmaktan kork.

Onun için birincisi Resulallah için muhteşem bir ibret. Gerçekten de öyle olmuştu. Tıpkı Hz. Yusuf Mısır yöneticisi olduktan sonra kendisine ihanet eden kardeşlerinin karşısında ezilip büzüldüğünü görünce ..lâ tesriybe aleykümül yevm..(92) Bugün size kınama yoktur, bugün sizi yargılamayacağım, mahcup etmeyeceğim demişti.

İşte sevgili efendimiz de Mekke’nin fethi günü kendisine bin bir zulmü yapmış olan insanlar Kâbe nin önünde toplanmış, bize acaba ne yapacak, bizi nasıl cezalandıracak, bizi öldürecek mi, sürecek mi diye titreşirken, dizleri titreyerek bekleşirken Kâbe nin önünde yüksekçe bir yere çıkmış ve sormuştu onlara; “Bugün size ne yapacağımı zannediyorsunuz ey Mekkeliler.” Bunu sorduğu insanlar, tamam bazıları pişman olmuş, bazıları yelkenleri suya indirmişti ama, bazıları içlerinde bir kini bir dağ gibi taşıyorlar; Mesela bir tanesi diyordu ki yanındakine; “Şu damda Bilal’in ruhundan af dileniyorum.” Rivayet aynen böyle çünkü. “Eşek gibi anıran kim biliyor musun? Kim, dünkü bizim kölemiz işte.” Diyordu. Bir tanesi, bir başkası;”Babam ne iyi etmişte bu günleri görmeden ölmüş.” Diyordu. Böyle kin besliyorlardı.

İşte o gün, işte o insanlara;

Bugün size ne yapacağımı düşünüyorsunuz ey Mekkeliler” diye sorduğunda hep bir ağızdan şu cevap gelmişti.

Ente kerimün vebnün kerimün ve ahün keriym..!” “Sen, ikram sever birisin, ikram sever bir evlatsın. Keriym, şefkatli, merhametli bir kardeşsin.” Demişlerdi ve o da dönüp: “Bugün size, Yusuf’un kardeşlerine dediğini diyorum ..lâ tesriybe aleykümül yevm.. bugün size kınama yok, bugün sizi yargılamayacağım. İz hebu fe entüm tuleka haydi gidin, sizi salıverdim, salıverdiniz.” diyecekti. Onun için hicretin hemen öncesinde, ya da hicret sırasında indirilen bu sure adeta o güne bir atıftı. Adeta en acı, en hüzünlü, en ıstıraplı günlerde, gelecek aydınlık günlerin müjdesini veriyordu. Tıpkı kuyudaki Yusuf’a rabbimizin gelecek sultanlığı haber verdiği gibi. Adeta Yusuf’la özdeşleşmişti.

Tabii ki sadece Resulallah’ı teselli etmiyordu bu. Aynı zamanda Mekke müşriklerine de bir ihtardı bu sure. Yani onları da Yusuf’un hain kardeşlerine benzetiyordu. İhanet eden o kardeşlerine. Ve diyordu ki; Bir gün özür dileyeceğiniz şeyleri yapıyorsunuz. Öyle ki siz Yusuf’u kuyuya atan konumundasınız. Siz ona kötülük yaptığınızı düşünüyorsunuz ama, aslında siz onun hükümdarlığının, onun hakimiyetinin, onun iktidarının önünü açıyorsunuz. Allah iradesini sizin elinizle infaz ediyor, uygulamaya koyuyor. Bu mesaj veriliyordu.

Tabii bu sure sadece bunlardan müteşekkil değildi. Bu surenin asıl söylemek istediği şey bizce 67. ayetinde, ve yine hemen biraz ilerde 21. ayette de ..vAllâhu ğalibün alâ emrihi.. (21) Allah irade ettiği işi başarıyla tamamlayandır ayetinde olduğu gibi. Tıpkı bu surenin 67. ayetinde ..inil hükmü illâ Lillâh.. (67) Hüküm yalnızca Allah’a aittir ayeti kerimesiyle de bu sure bize bambaşka bir şey söylüyordu. O şuydu; Allah’ın iradesi her zaman galip gelir. Herkes hesabını Allah’ın iradesine göre yapsın Allah’tan bağımsız kimse hesap yapmasın.

Onun için bence bu surenin insana vermeye çalıştığı en büyük ders budur. Ey insanoğlu, kim olursan ol düşmanda olsan, peygamber de olsan, şeytan da olsan kim olursan ol Allah’tan bağımsız hesap yapmaya kalkma. Kim olursan ol Allah iradesi istikametinde seni de alet olarak kullanır. Dolayısıyla ilahi senaryoda kimin rolünü oynadığına bak. Adem’in rolünü mü, şeytanın rolünü mü. Yusuf’un rolünü mü, yoksa onu kuyuya atanların rolünü mü oynuyorsun. Nihayetinde ..vAllâhu ğalibün alâ emrih.. (21) Allah irade ettiği işi mutlaka sonuçlandıracak ve o konuda galip gelen O olacaktır. Surenin belki de asıl vermeye çalıştığı nokta buydu. Ama bunların dışında Bir başka şeyi daha söylüyordu sure:

Allah’tan bağımsız bir başarı tasarlanamaz. Eğer başarı tasarlayacaksanız mutlaka Allah’ı hesaba katacaksınız. Düşünebiliyor musunuz dışarıdan bakınca kuyuya atan mı, yoksa kuyuya atılan mı zarar gördü. Şöyle kısa vadeli bakınca kuyuya atılana acımak lazım. Ama biraz yukarıdan bakarsanız, Allah’ın gör dediği yerden bakarsanız kuyuya atanlara acırsınız. Tıpkı Abdullah İbn Mes’ud’un o ilginç hadisesinde olduğu gibi;

Bu sureyi kim okuyacak Kâbe’nin yanında dediğinde ondan başka kimse kalmamıştı. 3 kez tekrarladı Resulallah, onca iri yapılı, cesaretli sahabi olmasına rağmen yine cılız boyu ile cüce cüssesiyle Abdullah bin Mes’ud kalmış ve ben okuyacağım demişti. Resulallah’ta buyur demişti. Kâbe’nin etrafında Mekke müşriklerine çın çın sesiyle Kur’an okurken tabii ki müşrikler o naif, o nazik, o nazenin bedenin tepesinde bitmişler ve onu oracığa devirmişlerdi. Ağzı burnu kan revan içinde kalmıştı.

Biz bir haberle karşılaşıyoruz, sıhhat derecesi ortalama bir haber. Resulallah Cebrail’i gördüm diyor gülümseyerek geliyordu. Sordum neden tebessüm ediyorsun? Onun ilerisini görüyorum dedi diyor.

Bir sahne daha bu sefer Abdullah İbn Mes’ud altta olan değil, üstte olan. Bu sefer altta olan ona tokat vuran Ebu Cehil. Manzara Bedir savaş alanı Ebu Cehil yaralı, Abdullah İbn Mes’ud yaralı müşrik liderinin yüksekçe göbeğine çıkmış konuşuyorlar. Kim galip geldi diyor Ebu Cehil, gözlerini bir ara açıyor. Abdullah İbn Mes’ud’un cevabı tek oluyor; El Hakkı ya’lu, vela yu’la aleyh. Hakikat galip geldi. Ona galip gelecek te hiçbir güç yoktur zaten diyor.

İşte bu manzarayı gördüğünüzde tebessüm edersiniz. Yüksekten bakanlar, ileriyi görenler, herkes ağlarken onlar tebessüm ederler. Çünkü ona tokat vuranın bir gün onun altında can çekiştiğini görürler. O sebeple bu surenin verdiği büyük derslerden biride işte budur. Nereden bakıyorsunuz sorusudur. Allah’ın gör dediği yerden mi, şeytanın gör dediği yerden mi.

Ve bir ders daha veriyor bu sure, son ders, o da; bir kişi nedir ki, Bir kişi ne yapabilir ki diyenlere; Hayır öyle demeyin, bir kişi çok şey yapabilir. Yusuf’a bakın cevabını veriyor. Ahlakıyla, erdemiyle, liyakatiyle, iffetiyle, çalışkanlığıyla, kendini ispat eder, kişiliğini ispat eder, şahsiyetini ortaya koyarsa bir kişi çok şey yapabilir. Koca bir devleti eline geçirip orada Hakkı ve hakikati haykırabilir mesajını veriyordu bu sure.

Bu girişten sonra şimdi surenin ilk ayetini tefsire geçebiliriz.

“BismillahirRahmanirRahıym”

Rahman, Rahim olan Allah adına.

1-) Elif Lâââm Raa* tilke âyâtul Kitabil mubiyn;

 Eliif, Lââm, Ra… Bunlar Hakikati apaçık ortaya koyan BİLGİnin işaretleridir. (A.Hulusi)

1 – Elif, Lâm, Râ. bunlar işte âyetleridir sana o mübîn kitabın. (Elmalı)

Elif Lâââm Raa* tilke âyâtul Kitabil mubiyn; Bunlar, hakikati beyan eden kitabın, olan biteni açıklayan ayetleridir.

El Mubiyn; ebene, yubinu, ibaneten kökünden türetilmiş, hem geçişli, yani müteaddi, hem geçişsiz, lazım anlamıyla kullanılan bir isim. Yani hem özünde açık, net, anlaşılır kitabın ayetleri, hem de açıklayan, şerh eden, tefsir eden, hakikati insana açıklayan, daha doğrusu yüce hakikatleri insan zihnine indiren, onun seviyesine taşıyan ve ona açık seçik beyan eden ayetler demektir.

2-) İnna enzelnahu Kur’anen ‘arabiyyen lealleküm ta’kılun;

Kesinlikle biz (El Esmâ ül Hüsnâ’nın işaret ettiği insanın hakikatindeki mertebeden – İlim mertebesinden bilincine) Arapça Kur’ân (OKUnası, kavranılası metin) olarak inzâl ettik Onu, aklınızla değerlendiresiniz diye. (A.Hulusi)

2 – Biz onu bir Kur’an olmak üzere Arabî olarak indirdik, gerek ki akıl irdiresiniz. (Elmalı)


İnna enzelnahu Kur’anen ‘arabiyyen Biz onu Arapça bir hitap olarak indirdik. Burada ki Kur’anen mastarı aslında isimleşmiş haliyle değil de, daha çok fiile yakın bir anlamda çevrilir. O nedenle bendeniz Hitap diye çevirdim, Kur’an diye değil. Çünkü burada kastedilen şey isim hali değil. Burada kastedilen şey okunan bir hitabın, daha doğrusu iletilen bir hitabın içeriğine yönelik bir bilgi ki, bu da Arapça olarak diyor. Aslında Arapça olarak demesi; insan dilinde indirdim anlamına gelmeli, öyle alınmalı. Yoksa Araplar için Araplar anlasınlar diye değil. Nihayetinde diller beşeri bir şeydir ve her dil bir başka dile çevrilebilir.

Bu manada hiç kimse kalkıp ta; Madem bu Kur’an Araplara, Arapça indirildi, o halde bunun muhatabı Araplar diyemez. Yahudi bir fırka olan İseviyyenin dediği gibi. Onlarda şahadet getirirlerdi, fakat bu ayeti delil göstererek Kur’an sadece size indi derlerdi. Biz iman ettik, o vahiydir, iman ettik, Muhammed peygamberdir, fakat bize hitap etmiyor derlerdi. Böyle bir gerekçenin delili olarak kullanılamaz elbette. Ki Kur’an ı hitap olarak çevirimizin daha ayrıntılı bir biçimde Yunus suresinin 15. ayetinde durmuştuk.

lealleküm ta’kılun; Belki bu sayede kafanızı kullanırsınız. Yani insanoğlunun diline indirdik biz hakikati ifadesini. İnsanoğlunun zihnine indirdik. İnsanoğlunun anlaması için, insan diliyle ebedi hakikatleri gönderdik ki üzerinde düşünüp anlayasınız diye.

Demek ki üzerinde düşünülmediği zaman Kur’an; Kur’an olma vasfını ve fonksiyonunu kazanmıyor. Onun için Kur’an şu soruyu sorar;

Efela yetedebberunel Kur’ân.. (Muhammed/24)

Onlar Kur’an üzerinde derin derin düşünmüyorlar mı. Kur’an üzerinde derin düşüncelere dalıp ta ondan tedbir üretmiyorlar mı. Tedebbür, dübürden gelir. Dübür arka, geri demektir. Yani Kur’an ın satır aralarını, sözün gerisini, gerisinde yatan hakikati çıkarıp ta ileriye yönelik ebedi hayata yönelik, ahirete yönelik bir tedbir almıyorlar mı demektir.

3-) Nahnu nekussu aleyke ahsenel kasası Bima evhayna ileyke hazel Kur’an* ve in künte min kablihi leminel ğafiliyn;

Şu Kurân’ı (OKUnası, kavranılası metni) sana vahyederek (hakikatin olan Esmâ mertebesindeki ilimden bilincine yönlendirerek) biz (Esmâ özelliklerimiz itibarıyla biz), ibret verici olaylardan birini en güzel anlatımla sende açığa çıkartıyoruz… Önceden şüphesiz bu bilgi sana kapalıydı! (A.Hulusi)

3 – Sana bu Kur’an ı vahy etmemizle biz bir kıssa anlatıyoruz ki ahsenülkassas senin ise doğrusu bundan evvel hiç hâberin yoktu. (Elmalı)

Nahnu nekussu aleyke ahsenel kasası Bima evhayna ileyke hazel Kur’an Bu Kur’an ı sana vahy etmekle biz, sana aktardıklarımızı en güzel surette, en açık seçik bir biçimde aktarmış oluyoruz.

El kasas; İzini takip etmek, izlemek, peşi sıra gitmek kökünden türetilmiş bir kelime. Taberi, Razi, Zemahşeri gibi büyük müfessirler bunu sadece, yani ahsenelkasas, sadece bu sureye, ya da Yusuf kıssasına, Yusuf hikayesine özgü olarak değil, tüm Kur’an a teşmil etmişler. Onun içinde ben bu yorum çerçevesinde çevirdim bu ibareyi ve en güzel surette aktardık, indirdik manasına gelir diye düşünüyorum.

ve in künte min kablihi leminel ğafiliyn; oysaki sen bu hitaptan önce vahyin ne olduğundan habersizdin. Tabii ki buradaki ğafiliyn, habersiz olma durumu hemen bana bir başka ayeti hatırlatıyor, özellikle Lokman suresinde ki; (Lokman değil şûrâ)

..mâ künte tedriy melKitâbu ve lel iymân.. (Şûrâ/52)

Sen daha önceden ne kitap bilirdin, ne iman bilirdin. Diyen ayeti hatırlatıyor bana. Onun için buradaki ğaflet, Resulallah’ın daha önceden bir vahye muhatap olmamış olmasına delalet eder.

4-) İz kale Yusufu li ebiyhi ya ebeti inniy raeytü ehade aşere Kevkeben veşŞemse vel Kamere raeytühüm li sacidiyn;

Hani Yusuf babasına: “Babacığım! Muhakkak ki ben on bir gezegeni, Güneş’i ve Ay’ı gördüm… Bana secde ediyorlardı” dedi. (A.Hulusi)

4 – Bir vakit Yusuf babasına, babacığım dedi: ben rüyada on bir yıldızla Güneşi ve Kameri gördüm, gördüm onları ki bana secde ediyorlar. (Elmalı)

İz kale Yusufu li ebiyhi ya ebeti Hani bir zamanlar Yusuf babasına; Ey babacığım demişti. inniy raeytü ehade aşere Kevkeben veşŞemse vel Kamere raeytühüm li sacidiyn; ben rüyamda 11 yıldız bir de ayı ve güneşi gördüm. Hepsi de benim emrime amade olmuşlardı diyor babasına. Gördüğü rüyayı açıklıyor. 11 yıldız, yani Bünyamin’le birlikte 11 kardeşi. Ay üvey annesi, güneşse babası. Rüya; Rü’yayı sadıka olarak açık ve net. Tıpkı Kur’an ın vahyi kadar açık ve net.

Tabii Hz. Yusuf’un bu rüyası daha sonra hakikate dönüşecek. Ancak Hz. Yusuf’un bu rüyasını yorumlayan babası, işin farkına ilk varan kişi idi. Biz bu kıssanın aynısını Tevrat’ta da görüyoruz. Ama Tevrat nedense tüm ahlaki söylemden arındırılmış, nebevi söylemden arındırılmış bir biçimde aktarıyor. Tevrat kıssayı öylesine dünyevileştirmiş ki, tabii ki Tevrat yazarları bunu yapan. Kur’an da anlatılan kıssanın içindeki o hikemiyat, o hikmetler, o ibretlik hadiseler ve o saygı Tevrat’ta ki anlatımda hiç yer almamakta.

Mesela bu rüyayı Yusuf babasına haber verdiğinde, babası Yusuf’a çıkışıyor Tevrat yazarlarının kayıtlarındaki anlatımda. Hadi oradan diyor. Ne yani ben ve anan sana itaat mi edeceğiz, boyun mu eğeceğiz diyor. Ne kadar garip, ne kadar ters bir yaklaşım. Oysa ki burada tam tersi. Dolayısıyla sanki Yusuf’u kıskanmış gibi veriyor Tevrat yazarlarının yazdığı versiyon. Oysa Kur’an aynı zamanda bu kıssayı daha önceki anlatımlarını da test edip düzeltiyor. Kur’an ın böyle bir vasfı var. Müheyminen ala, (aleyh) (Maide/48) yani kendisinden önceki gelen ve tahrif edilmiş vahiyleri düzeltmek.

Aslında Yusuf peygamber hakkında belki uzun uzun tarihsel bilgiler vermek lazım. Kitabı Mukaddes kritikçileri ve eski Mısır tarihçileri Hz. Yusuf’un hayatına ilişkin bir çok bulguyu ortaya çıkarmış durumdalar. Hatta bugün ona ait olduğu söylenen ambarlar, kaya ambarlar hala onun hükümdarlık yaptığı döneme şahit olarak bugün bile ziyarete açık bulunmakta.

M.Ö. 1906 yılında doğduğu tespit edilmiş Hz. Yusuf’un ve bu olay Yine M.Ö. 1890 dolaylarında vuku buluyor. Hz. Yusuf’un atıldığı kuyu, doğduğu Şekem isimli yere Filistin’de. Hz. İbrahim’in kurmuş olduğu bir yerleşim merkezi olan Şekem isimli yerin kuzeyinde bulunan Bothan isimli bir bölge. Dolayısıyla Tarihçilerin bize verdileri bu malumatın doğru olduğuna inanmak durumundayız.

5-) Kale ya büneyye lâ taksus rü’yake alâ ıhvetike feyekiydu leke keyda* inneş şeytane lil İnsani adüvvün mubiyn;

(Babası) dedi ki: “Yavrum… Rüyanı kardeşlerine anlatma; sonra (hasetlerinden) sana bir tuzak kurarlar… Muhakkak ki şeytan insan için apaçık bir düşmandır.” (A.Hulusi)

5 – Yavrum! Dedi: rüyanı biraderlerine anlatma sonra sana bir tuzak kurarlar, çünkü Şeytan insana belli bir düşmandır. (Elmalı)

Kale ya büneyye lâ taksus rü’yake alâ ıhvetike feyekiydu leke keyda Yakup; Yavrucuğum dedi. Rüyanı kardeşlerine anlatma, sonra sana karşı bir tuzak kurarlar.

Demek ki Hz. Yakup çocuklarının karakterlerini çok iyi ölçmüş ve onların Hz. Yusuf’a karşı tavır ve davranışlarını çok iyi biliyor, onun için de uyarıyor. Yine Kitabı Mukaddes tertipçilerine göre Hz. Yusuf bu olay olduğunda yaklaşık 17-16 yaşında.

inneş şeytane lil İnsani adüvvün mubiyn; Çünkü şeytan insanoğlunun apaçık bir düşmanıdır.

6-) Ve kezâlike yectebiyke Rabbüke ve yuallimüke min te’viylil ehadiysi ve yütimmu nı’meteHU aleyke ve alâ ali Ya’kube kema etemmeha alâ ebeveyke min kablü İbrahiyme ve İshak* inne Rabbeke Aliymun Hakiym;

“İşte böylece Rabbin seni seçer, olayların hakikatini görmeyi sana öğretir, nimetini, daha önce iki atan İbrahim ve İshak’a tamamladığı gibi, senin ve Âl-i Yakup’un üzerine de tamamlar. Muhakkak ki senin Rabbin Aliym’dir, Hakiym’dir.” (A.Hulusi)

6 – Ve işte öyle, rabbin seni seçecek ve sana hadisin tevilinden ilimler öğretecek, hem sana hem âli Yakup’a nimetini bundan evvel ataların İbrahim ve İshak’a tamamladığı gibi tamamlayacak, şüphe yok ki rabbin alîmdir, hakîmdir. (Elmalı)

Ve kezâlike yectebiyke Rabbüke Bunun anlamı rabbinin seni seçmesi, ve yuallimüke min te’viylil ehadiys sana olayların doğru yorumunu öğretmesi, ve yütimmu nı’meteHU aleyke ve alâ ali Ya’kube kema etemmeha alâ ebeveyke min kablü İbrahiyme ve İshak ve tıpkı daha önceden ataların İbrahim ve İshak’a olan nimetini tamamladığı gibi, sana ve Yakup oğullarına da nimetini tamamlayacak demektir. Yani bunun manası budur diyor Hz. Yakup rüyayı böyle yorumluyor.

Burada geçen ehadiys, yani; ve yuallimüke min te’viylil ehadiys ana olayların doğru yorumunu öğretmesidir Allah’ın. Bunun manası odur. Tabii lafzen ehadiys, sözler manasına geliyor. Müfessir Razi Hadis’in, hâdis, yani olup biten şey manasına alınmasının doğru olacağını söyler ki; Hadise ile eş anlamlıdır. Dolayısıyla ben de bu yoruma uygun olarak çevirmeyi doğru buldum, olayların doğru yorumunu. Yalnızca rüyaya hasretmek doğru olmaz.

Hz. Yusuf’a verilen basiret, feraset sadece rüyaların yorumunu değil, hayatın yorumunu, olayların yorumunu içine alan bir basiret, bir ferasetti. O olayları doğru okuyor, bir ayet gibi okuyordu. Unutmayalım ki Allah’ın ayetleri dörttür.

Ayat-ı Mestur; satırlardaki ayetlerdir. Bunlar bildiğimiz ayetler. Ama birde Ayat-ı hadisat vardır. Olay ayetler. Allah’ın; insanın başına, toplumların başına getirdiği her bir şey birer mesajdır, birer ayettir. Bir kıtlık, bir ayettir. Bir bolluk bir ayettir. Bir gaza, bir felaket, bir bela bir deprem, bir sel, bir yağmursuzluk hepsi birer ayettir. Doğru okunduğunda mesaj alınır. Doğru okunduğunda Allah’ın o topluluğa ne mesaj vermek istediği öğrenilmiş olur. Bu ayeti, daha doğrusu yazılı ayetleri doğru anlamanın bir şartı da Ayât-ı hadisatı doğru anlamaktır. Yine bu ikisinin dışında ayrıca insan da bir ayettir, ve yine ayrıca kainat bir ayettir.

inne Rabbeke Aliymun Hakiym; gerçekten de rabbin her şeyi bilendir, hikmetle edip eyleyendir.

7-) Lekad kâne fiy Yusufe ve ıhvetihi âyâtün lissailiyn;

And olsun ki, Yusuf ve kardeşleri olayında, sorgulayacaklar için dersler vardır! (A.Hulusi)

7 – Şanım hakkı için Yusuf ve biraderlerinde soranlara ibret olacak âyetler oldu. (Elmalı)

Lekad kâne fiy Yusufe ve ıhvetihi âyâtün lissailiyn;

İşte burada geldi, Doğrusu Yusuf ve kardeşlerinin kıssasında hakikati araştıranlar için dersler vardır, öğütler vardır ibretler vardır diyor. Yani bu masal değildir, hikaye değildir. Allah size masal anlatmıyor ey insanlar. İbret alırsanız eğer bu, muhteşem bir ibretler meş’eridir anlamına gelir.

😎 İz kalu le Yusufü ve ehuhü ehabbu ila ebiyna minna ve nahnü usbetün, inne ebana lefiy dalalin mubiyn;

Hani (kardeşleri) dediler ki: “Biz kalabalık ve güçlü olduğumuz hâlde, Yusuf ve kardeşini (Bünyamin) babamız bizden daha çok seviyor! Muhakkak ki babamız açık bir yanılgıda!” (A.Hulusi)

8 – Zira dediler ki her halde Yusuf ve biraderi babamıza bizden daha sevgili, biz ise mutaassıp bir kuvvetiz, doğrusu babamız belli ki yanılıyor. (Elmalı)

İz kalu le Yusufü ve ehuhü ehabbu ila ebiyna minna ve nahnü usbe Tabii aradaki boşlukları atlayarak bize vermek istediği ahlaki mesajları öncelediği için Kur’an ın üslubu, hikaye gibi aralarını doldurarak gitmiyor. O araları biz zihnimizde dolduruyoruz. Hani bir zaman da Yusuf’un kardeşleri şöyle demişlerdi. Biz çoğunluk olduğumuz halde babamız için Yusuf ve kardeşi bizden daha sevimli ve gözde. inne ebana lefiy dalalin mubiyn; Bakın bakın, bir de babalarını şöyle suçluyorlar. Bu da gösteriyor ki babamız açık bir yanılgı içerisinde.

Nereden bakıyorlar? Allah’ın gör dediği yerden değil. Onun içinde çok olanın güçlü olduğunu zannediyorlar, haklı olduğunu zannediyorlar. Böyle bir ayırımı neden yapıyorlar? Tarihsel bir zemini var bunun o da şu;

Büyük çocukları bunlar, eski ve başka bir hanımından olan çocukları. Hatta hatta başka hanımlarından olan çocukları. Ki Hz. Yakup’un başka hanımlarından olan çocukları. Hz. Yusuf’un annesi Hz. Yakup’un 4. eşi olarak geçiyor Kitabı Mukaddeste. Hz. Yusuf’un annesi küçük kardeşi Bünyamin’i doğururken vefat ediyor ve bu ikisi öksüz kalıyorlar. Dolayısıyla diğer kardeşlerin bunlara karşı kıskançlığı da oradan kaynaklanıyor. Bunlar öksüz kalınca babaları Hz. Yakup bunlara aşırı düşkünlük gösteriyor. Onlara kol kanat germe ihtiyacı hissediyor. Bir de çok özel yapıları var. Özellikle Hz. Yusuf’un özel bir duruşu var. Ahlaki bir tavrı var. Gelişmiş bir karakter ve seciyesi var. Onun için göz dolduruyor. Babasının bir numarası haline geliyor ahlaki davranışlarıyla, olgun tavırlarıyla, hikmetli sözleriyle.

İşte bunun üzerine diğer kardeşler aralarında birleşip bir cephe oluşturuyorlar ve bu ikisine karşı bir plan hazırlıyorlar. Kur’an da tıpkı şeytanı şeytan eden o duyguya atıf yapar gibi onların bu planlarının temellerini veriyor. Şeytan da Ademoğluna karşı kıskançlığı yüzünden şeytanlaşmıştı hatırlayınız. Sırf kıskançlığı ve haseti. Onları da bu cinayeti işlemeye ikna eden hasetleri, kıskançlıkları oluyor.

9-) Uktülu Yusufe evitrahuhu Ardan yahlü leküm vechü ebiyküm ve tekûnu min ba’dihi kavmen salihıyn;

“Öldürün Yusuf’u yahut Onu (başka) bir yere uzaklaştırın ki babanızın sevgisi size yönelsin! Ondan sonra rahata ermiş olursunuz.” (A.Hulusi)

9 – Yusuf’u öldürün yahut bir yere atın ki babanızın yüzü size kalsın ve ondan sonra salâhlı bir kavim olasınız. (Elmalı)

Uktülu Yusufe evitrahuhu Ardan yahlü leküm vechü ebiyküm içlerinden biri dedi ki Yusuf’u öldürün ya da onu ıssız bir yere atın ki babanızın ilgisi yalnızca size yönelsin. Yani sırf babalarının ilgisini üzerlerine çekmek için iyi niyetle işlenmiş bir cinayete dönüştürecekler işi. Babalarının ilgisini üzerlerine çekmek için babalarını acıya boğacak bir davranışa sapıyorlar. Çok insan ruhunda ki çelişkileri de gösteriyor aynı zamanda. İnsanın iç çelişkilerini.

Bakınız, babalarını seviyorlar. Seviyorlar ki babalarının ilgisinin kendilerine yönlenmesini istiyorlar. Seviyorlar, sevmeseler babalarının ilgisine niçin bu kadar düşkün olsunlar. Fakat babalarına da en büyük kötülüğü yapıyorlar. Sevgi masarrat getiriyor yani. Bu sevgi işte tüketici bir sevgidir. Üretici değil, tüketen bir sevgi. Onun için babalarının sevgisinin yalnızca kendilerine yönelmesini istiyorlar. Onun için de babalarına zulmedecek bir tavır içine giriyorlar.

ve tekûnu min ba’dihi kavmen salihıyn; Çok ilginç bir ibare bu, ve onun ardından işini yoluna koyan bir topluluk olmuş olursunuz. Şöyle de anlayabiliriz bu ibareyi; daha sonra nasıl olsa siz halinizi düzeltir, iyi adamlar olursunuz. Yani bu suçu işleyin, bir tek cinayetten ne çıkar, Yusuf’u ortadan kaldırın, ondan sonra tevbe eder pırıl pırıl olur temizlenirsiniz, yine Allah nazarında piru pak insanlar olursunuz gibi bir duyguları var. Böyle bir yanlışı, bir başka yanlış düşünce ile güçlendiriyorlar.

Hatırlayınız, tam da bu ayet zemininde, bu ayetlerin ilk muhatabı olan Resulallah için, müşriklerin Mekke’de ki siyaset merkezi olan dar’un nedve de, Resulallah hakkında ki suikast tartışmalarını hatırlayınız. Bakınız böyle bir benzerlik kuruyor ki Kur’an aslında o bir atıf, bir imadır. Dar’un Nedve de Resulallah’ı ortadan kaldırmayı tartışıyorlardı müşrik uluları, reisleri.

Tıpkı Hz. Yusuf’un kardeşlerinin aralarındaki o tartışmada olduğu gibi, onlardan da biri öldürelim diyordu. Bir başkası; hayır öldürmeyelim, öldürürsek şöyle şöyle sakıncaları olur, şöyle yapalım, sürelim diyordu. Bir başkası; Tamam öldürelim ama kim öldürsün? O zaman her kabileden biri çıksın vesair gibi aynen Dar’un Nedve de Resulallah’a yapılacak suikast nasıl tartışılmışsa ona bir atıf olsun için tarihin dehlizlerinden bir örneği seçip Kur’an; İlk defa senin başına gelmiyor. Bak sana yapılan sonucunda akıbetini görmek istiyorsan Yusuf’a bak, onun içinde üzülme teselli namesidir bu.

10-) Kale kailün minhüm lâ taktülu Yusufe ve elkuhu fiy ğayabetil cübbi yeltekıthu ba’düs seyyareti in küntüm fa’ıliyn;

Bir diğeri de akıl verdi: “Bir şey yapmak istiyorsanız… Öldürmeyin Yusuf’u! Onu (derin olmayan) bir kuyuya bırakın; bir kafile onu (bulup) alsın!” (A.Hulusi)

10 – İçlerinden bir söz sahibi, Yusuf’u, dedi öldürmeyin de bir kuyu dibinde bırakın ki kafilenin biri onu lekît olarak alsın, eğer yapacaksanız böyle yapın. (Elmalı)

Kale kailün minhüm lâ taktülu Yusuf içlerinden bir diğeri ileri atılarak; Yusuf’u öldürmeyin dedi ve ekledi; ve elkuhu fiy ğayabetil cübbi yeltekıthu ba’düs seyyareti in küntüm fa’ıliyn; ille de bir şey yapacaksanız, demek ki en vicdanlısı o imiş. O aralarında akıllı biri imiş gerçekten ve Yusuf’u korumak istermiş. Fakat öbürlerine karşı da açıkça muhalefet edemediği için öldürülmekten Yusuf’u kurtarmak maksadıyla böyle bir akıl, tedbir üretmiş. Ve diyor ki; Eğer ille de bir şey yapacaksanız, bir kuyunun derinliklerine bırakın. Nasıl olsa bir kervan gelip onu alıp götürecektir der.

El Cübb; Bi’ir değil. Bi’ir; kuyu manasına gelir. Ama burada Cübb diyor. Bu farklı bir şey. Bi’ir; etrafı taşlarla örülmüş sistematik, mimari bir kuyudur. El Cübb ise kazılmış, su bulununcaya kadar kazılmış ama hiçbir mimari faaliyet, inşa yürütülmemiş. Sadece bir çukur olarak, çok derin bir çukur olarak duran su çıkmış çukurdur. Ne suyu adam boğacak kadar yüksektir, ne de içine bir adam düştüğünde dışarıdan bir yardım olmaksızın dışarı çıkabilir. Böylesine çölde arazide kazılmış çok derin çukurlar. Ama etrafı taşla örülmemiş çukurlara el cübb deniliyor. Onun içinde burada bir çukurun su çıkarmak için kazılmış çok derin bir çukurun dibine atarsınız manası verilir.

11-) Kalu ya ebana ma leke lâ te’menna alâ Yusufe ve inna lehu lenasihun;

Dediler ki: “Ey babamız, biz Onun hayrını istediğimiz hâlde neden Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun!” (A.Hulusi)

11 – Vardılar ey bizim pederimiz, dediler, sen neye bize Yusuf’u inanmıyorsun? Cidden biz onun için ricacıyız. (Elmalı)

Kalu ya ebana ma leke lâ te’menna alâ Yusufe ve inna lehu lenasihun; Babalarına dönüp; Ey babamız dediler. Biz ona candan yürekten davrandığımız halde neden Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun?

12-) Ersilhu meana ğaden yerta’ ve yel’ab ve inna lehu lehafizun;

“Yarın Onu bizimle beraber yolla da serbestçe gezip oynasın… Şüphesiz biz Onu koruyucularız.” (A.Hulusi)

12 – Yarın bizimle beraber gönder gezsin oynasın şüphesiz, biz onu gözetiriz. (Elmalı)

Ersilhu meana ğaden yerta’ ve yel’ab bırak onu, yarın bizimle birlikte koşup oynasın. ve inna lehu lehafizun; bizim onu koruyacağımızdan en küçük şüphen olmasın. Diye de teminat verdiler.

13-) Kale inniy le yahzununiy en tezhebu Bihi ve ehafü en ye’külehüzzi’bü ve entüm anhu ğafilun;

(Yakup) dedi ki: “Onu götürmeniz beni muhakkak üzer… Siz Onunla ilgilenmezken Onu kurdun kapmasından korkarım.” (A.Hulusi)

13 – Beni, dedi: onu götürmeniz her halde mahzun eder ve korkarım ki onu kurt yer de haberiniz olmaz. (Elmalı)

Kale inniy le yahzununiy en tezhebu Bih fakat olacak ya, adeta ilahi senaryo işleyecek ya. Yakup dedi ki; Gerçekten de onu götürmeniz beni endişelendiriyor. ve ehafü en ye’külehüzzi’bü ve entüm anhu ğafilun; sizin ondan yana dalgınlık gösterdiğiniz bir sırada onu kurdun kapmasından korkuyorum.Dedi. Yani onlar ihanet planlarını yapıyorlar, fakat gerekçeyi düşünemiyorlar. Adeta onlara gerekçeyi farkında olmadan babaları Yakup A.S. sunuyor. Onlar da bunu kaçırırlar mı?

Yani burada tabii ince dersler de veriliyor. İnsan eğer ilahi bir takdirin, ilahi bir senaryonun bir parçası olduğu zaman, istesin ya da istemesin neticede yapılan her şey o senaryoya göre uygulanıyor. Ama bu kendisinin farkında olmadan olup bitiyor.

14-) Kalu lein ekelehüzzi’bü ve nahnu usbetün inna izen lehasirun;

Dediler ki: “Andolsun ki, biz kuvvetli bir grupken hâlâ Onu kurt kaparsa, gerçekten biz hüsrana uğrayanlar oluruz.” (A.Hulusi)

14 – Vallahi, dediler, biz mutaassıp bir kuvvet iken onu kurt yerse biz o halde çok hüsrân çekeriz. (Elmalı)

Kalu lein ekelehüzzi’bü ve nahnu usbetün inna izen lehasirun; onlar kendilerini şöyle savundular babalarına karşı. Biz bunca kalabalık olduğumuz halde eğer onu kurt kapacak olursa, işte asıl o zaman biz yanmışız demektir. Dediler.

15-) Fe lemma zehebu Bihi ve ecme’u en yec’aluhu fiy ğayabetil cübbi, ve evhayna ileyhi le tünebbiennehüm Bi emrihim hazâ ve hüm lâ yeş’urun;

Nihayet Onu alıp götürdüler ve Onu kuyunun dibinde bırakmaya karar verdiler… Biz de Ona: “Andolsun ki, onların seni tanımadıkları bir ortamda, yaptıklarını yüzlerine vuracaksın!” diye vahyettik. (A.Hulusi)

15 – Bunun üzerine vaktâ ki onu götürdüler ve kuyunun dibine koymağa karar verdiler, biz de ona şöyle vahy ettik, kasem olsun ki sen onlara hiç farkında değillerken bu işlerini haber vereceksin. (Elmalı)

Fe lemma zehebu Bihi ve ecme’u en yec’aluhu fiy ğayabetil cübb İşte bu minval üzere onu kuyunun derinliklerine atmada söz birliği etmiş bir halde yanlarında götürüyorlardı. ve evhayna ileyhi le tünebbiennehüm Bi emrihim hazâ ve hüm lâ yeş’urun; Ki biz ona bir gün gelecek kendileri hiç farkında değilken, bu yaptıklarını onlara bir bir haber vereceksin diye vahy ettik.

Evet, işte can alıcı bir nokta. Yani daha o günden Hz. Yusuf’a akıbeti, bu sürecin, bu senaryonun sonu gösteriliyor ve telaşlanmaması gerektiği adeta söylenmiş oluyor. Bununla aslında bize bir hikaye anlatılmıyor. Bunun ilk muhatabı olan Resulallah’a verdiği iç serinliğini siz düşünün. Bu o demektir. Resulallah Mekke de artık canı tehlikede. Mekke nin son döneminde. Çoğunluğa göre indi bu sure. Artık canı tehdit altında. Öyle bir durumda Resulallah’a ilahi bir garantidir bu ayet. Onların hiçbir tehditlerinden, hiçbir düzenlerinden, hiçbir suikastlarından korkma, neticede olacak olan budur. Sen kendi çağının Yusuf’u sun, Yusuf gibi davran ve gerisini merak etme. Onun için burada da Resulallah’a o garanti veriliyordu.

Burada ilginçtir yine Tevrat ve İsrailiyat’ın diğer Talmu’tta, diğer kaynaklarında ki anlatımla fark var. Orada bağırıp çağıran, ağlayıp, inleyip sızlayan bir Yusuf görüyoruz. Yani nübüvvetin, hikmetin hiçbir izi yok oradaki anlatımda. Kur’an bambaşka bir biçimde sunuyor bize. Gerçekten de bir peygambere yakışan tavırla sunuyor kıssayı.

16-) Ve cau ebahum ‘ışaen yebkûn;

Gecenin ilk saatlerinde, ağlayarak babalarına geldiler. (A.Hulusi)

16 – Bıraktılar ve yatsıleyin ağlayarak babalarına geldiler. (Elmalı)

Ve cau ebahum ‘ışaen yebkûn; Derken akşam vakti babalarına ağlayarak geldiler.

17-) Kalu ya ebana inna zehebna nestebiku ve terekna Yusufe ‘ınde metaına fe ekelehüzzi’bü, ve ma ente Bi mu’minin lena velev künna sadikıyn;

Dediler ki: “Ey babamız! Doğrusu biz gittik, yarışıyorduk… Yusuf’u da eşyamızın yanına bırakmıştık… Onu o kurt yemiş… Her ne kadar doğruyu söylesek de, sen bize inanmazsın.” (A.Hulusi)

17 – Dediler: ey pederimiz, biz gittik yarış ediyorduk, Yusuf’u eşyamızın yanında bırakmıştık bir de baktık ki onu kurt yemiş, şimdi biz doğru da söylesek sen bize inanmazsın. (Elmalı)

Kalu ya ebana ey babamız dediler. inna zehebna nestebiku ve terekna Yusufe ‘ınde metaına fe ekelehüzzi’b ey babamız dediler, yarış yapma amacıyla uzaklaşmıştık, Yusuf’u da eşyalarımızın başında bırakmıştık. Bir de baktık ki onu kurt yemiş. ve ma ente Bi mu’minin lena velev künna sadikıyn; Onu da iyi biliyorlar ve diyorlar ki. Ama biz ne kadar doğruyu söylesek de yine de sen bize inanmayacaksın.

Tezgahı kurmuşlar, babalarını ikna etmeye çalışıyorlar. Ama öyle anlaşılıyor ki Hz. Yakup bu tezgaha inanmıyor. Zaten ilerde 83. ayetten açıkça anlaşılacak bu. Hz. Yusuf’un ölmediğini, yaşadığını, yıllar sonra dile getirecek. Onun için Hz. Yakup bu tezgaha inanmıyor.

18-) Ve cau alâ kamıysıhi Bidemin kezib* kale bel sevvelet leküm enfüsüküm emra* fesabrun cemiyl* vAllâhulMüsteanu alâ ma tesıfun;

Üstüne yalandan sürdükleri taze kan bulunan gömlek ile geldiler… (Babaları) dedi ki: “Hayır (öyle olduğunu sanmıyorum)! Nefsleriniz sizi (kötü) bir işe yönlendirmiş! Bana güzellikle sabretmek düşer bundan sonra… Sizin anlattıklarınıza karşı sığınağım Allâh’tır!” (A.Hulusi)

18 – Bir de gömleğinin üzerinde yalan bir kan getirdiler, yok, dedi: nefisleriniz sizi aldatmış bir işe sevk etmiş, artık bir sabrı cemîl ve Allah dır ancak yardımına sığınılacak, söylediklerinize karşı. (Elmalı)

Ve cau alâ kamıysıhi Bidemin kezib üstelik üzerinde yalandan bir kan lekesi bulunan gömleğini de getirmiştiler. kale bel sevvelet leküm enfüsüküm emra Hz. Yakup şöyle dedi; olamaz, öz benlikleriniz sizi ayartarak kötü bir işe sürüklemiş olmalı dedi.

İlginçtir sevgili dostlar. Burada, bu konuda biraz durmak istiyorum. Enfüsüküm ifadesi geçiyor. Ki burada daha diğer yerlerde de özellikle Hz. Yusuf’la ev sahibinin eşinin Hz. Yusuf’u taciz etmesi sırasındaki anlatımlarda da sık sık bu sözcük, nefis sözcüğü geçecek. Kuran’da hemen tamamen Nefis; kişinin kendisi, tekil benliği, zatı, şahsı, canı manasına kullanılır. Fakat ne gariptir bu surede burada ve diğer bir çok ayette 23., 26,, 30., 32. ve de özellikle 53. ayette

Ve ma uberriu nefsiy.. ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Ben kendimi temize çıkarmıyorum. Doğru tercüme budur. Ben kendimi temize çıkarmıyorum.  innen nefse leemmaretun Bissui.. fakat burası; hiç kuşku yok ki kendim diye çeviremiyoruz işte. Nefis, ya da öz benlik. Yani adeta insanın tekil şahsından daha içerde, daha özel bir anlamda kullanılıyor.

Neden Kur’an ın genelinde nefis, öz benlik yerine can, insanın şahsı, kişi kendisi anlamına kullanılırken, burada daha dar bir anlamda kullanılıyor. Benim ayartıcı öz benlik diye çevirdiğim anlamda. Diye bir soru sorulacak olursa şöyle bir cevap verebiliriz. Olayın kahramanlarının yaşadığı eski Mısır’daki insan tasavvuru buna dayanıyordu. Yani biraz da Kur’an, hiçbir metnin yapamayacağı bir ihtişam ile, hiçbir metnin beceremeyeceği bir kıvraklıkla olayın yaşandığı dönemdeki insanların. Olayın yaşandığı eski Mısır’daki insan tasavvuru, nefis tasavvurunu bize taşıyor. Niçin? Daha kolay anlayabilmemiz, daha iyi ibret alabilmemiz için. İşte ben bu farkı bununla izah edebiliyorum ancak.

fesabrun cemiyl Hz. Yakup devam etti, Artık bana düşen güzelce sabretmektir. vAllâhulMüsteanu alâ ma tesıfun; ve anlattığınız bütün bu şeyler karşısında kendisinden yardım dilenebilecek tek mercii Allah’tır. Dedi Hz. Yakup.

Evet, Tevrat’ta ki anlatımda kendisini parçaladı, elbiselerini paraladı diye anlatıyor. Çok farklı dedim ya, bir peygamber izzetini, onurunu hiç hesaba katmamış Tevrat yazarları bu rivayetleri kaleme alırken.

19-) Ve caet seyyaretün feerselu varidehüm feedla delveh* kale ya büşra hazâ ğulam* ve eserruhu bidaaten, vAllâhu Aliymun Bi ma ya’melun;

Bir kafile geldi kuyu başına ve sucuları kovasını saldı kuyuya ve görünce seslendi: “Hey müjde! Burada bir erkek çocuk var”… Onu satmak için çıkarıp sakladılar. Allâh onların yapmakta olduklarını (onların hakikati ve fiillerinin yaratanı olarak) Aliym’dir. (A.Hulusi)

19 – Öteden bir kafile gelmiş, sucularını göndermişlerdi, vardı kovasını saldı, â… müjde bu bir gulâm dedi ve tuttular onu ticaret için gizlediler, Allah ise biliyordu ne yapacaklar. (Elmalı)

Ve caet seyyaretün feerselu varidehüm beri yandan bir kervan geldi ve sucularını suya gönderdi. feedla delveh* kale ya büşra hazâ ğulam kovasını suya salmasıyla gördüğü karşısında bağırması bir oldu. Ne şans, bir oğlan çocuğu bu dedi sucu. ve eserruhu bidaaten onu ticari bir mal olarak satmak üzere yanlarında gizlediler.

Bu özellikle aşağı Ürdün’de ki Gilad’dan gelip Mısır’a giden bir kervandı diyor uzmanlar. Tevrat özellikle bunu söylüyor. Tevrat’ta bir anekdot daha var bu kervanla ilgili. Bu kervanın mensupları İsmail oğullarıydı, yani Araplardı Sami kavimlerden Araplardı diyorlar.

vAllâhu Aliymun Bi ma ya’melun; oysa ki Allah ne yapacaklarını çok iyi biliyordu kervancıların.

20-) Ve şeravhü Bi semenin bahsin derahime ma’dudetin, ve kânu fiyhi minez zahidiyn;

(Sonra Mısır’da) Onu yanlarında tutmak istemedikleri için az bir pahaya, birkaç dirheme sattılar. (A.Hulusi)

20 – Değersiz bir baha ile onu bir kaç dirheme sattılar, hakkında rağbetsiz bulunuyorlardı. (Elmalı)

Ve şeravhü Bi semenin bahsin derahime ma’dude sonunda onu küçük bir değere, sadece birkaç gümüş paraya sattılar. Kervan getiriyor Mısır’a, Mısır’da Hz. Yusuf’u köle diye satıyorlar. ve kânu fiyhi minez zahidiyn; zaten onlar ondan kurtulmak istiyorlardı.

21-) Ve kalellezişterahu min mısra limraetihi ekrimiy mesvahu ‘asa en yenfeana ev nettehızehu veleda* ve kezâlike mekkenna li Yusufe fiyl Ard* ve linuallimehu min te’viylil ehadiys* vAllâhu ğalibün alâ emrihi ve lâkinne ekseranNasi lâ ya’lemun;

Onu satın alan Mısırlı, karısına dedi ki: “Ona iyi bak… Umarım bize faydası olur, belki de Onu evlat ediniriz”… Böylece Yusuf’u oraya yerleştirdik ki, bu arada yaşamdaki olayların hakikatini OKUmasını talim edelim… Allâh hükmü yerine gelir! Fakat insanların çoğunluğu bunun farkında değildir! (A.Hulusi)

21 – Mısırdan onu satın alan ise haremine dedi ki: buna güzel bak, umulur ki bize faydası olacaktır, yahut evlat ediniriz, bu suretle Yusuf’u orada yerleştirdik; hem de ona hâdisatın mealini istihraca dair ilimler öğretelim diye, öyle ya Allah, emrine galiptir velâkin insanların ekserisi bilmezler. (Elmalı)

Ve kalellezişterahu min mısra limraetihi ekrimiy mesva ve onu satın alan Mısır’lı adam karısına dedi ki; Ona iyi bak. ‘asa en yenfeana ev nettehızehu veleda bakarsın bize yararı dokunur, ya da onu evlat edinebiliriz.  ve kezâlike mekkenna li Yusufe fiyl Ard işte böylece Yusuf için o ülkede sağlam bir zemin hazırladık. Bunu böyle tercüme ettim ki en güzel en doğru tercümesi de bu olsa gerek.

İlahi irade beşer eliyle görüyorsunuz nasıl tecelli ediyor. Hem de kahır suretinde tecelli ediyor. Yani köle diye satılması getirilip, hatta Kitabı Mukaddes’te bundan daha fazla ayrıntılar var. Orada onu satın alan Mısır’lı yönetici Potifar, isminin Potifar olduğu orada geçiyor. Potifar isimli bu Mısır’lı yönetici hazineden sorumlu bir yüksek bürokrat olduğu söyleniyor. Diyor ki bu öyle köle çocuğuna falan benzemiyor bu. Davranışları çok asil diyor. Allah’u alem diyor bunu alıp köle diye sattılar. Yani o olayın arka planını da kısmen tahmin edebiliyor. Onun için Hz. Yusuf’u kaçırmadan, görür görmez alıp getiriyor.

ve linuallimehu min te’viylil ehadiys yine bu şekilde ona olayların doğru yorumunu öğrettik. vAllâhu ğalibün alâ emrih zira Allah irade ettiği işi başarıyla sonuçlandırandır.

İşte bu, şu ibare deminden beri okuduğumuz tüm ayetlerin ser tacı, anahtarı. Yani bütün bunlar neden oldu diye sorarsanız eğer, Allah’ın bir muradı vardı. Bu muradın gerçekleşmesi gerekiyordu ve işte Allah bu muradını böyle gerçekleştirdi.

Tabii buradan kaderci bir anlayışa gitmek doğru değil. Yani hiç kimse; Yusuf’un kardeşlerinin o zaman hiçbir suçu yoktu ki. İlahi senaryo yazılmışsa bunlarda kendileri için yazılanı oynayacaklar. İyi de kötü adam rolünü oynamak onlara yazılmadı ki, onlar kendileri seçtiler bu rolü. Rolleri siz seçiyorsunuz. Büyük senaryo, büyük makamda yazılıyor. Doğru, fakat rolleri siz seçiyorsunuz. Şeytan ya da Adem rolünü, Habil ya da Kabil rolünü siz seçiyorsunuz. İradenizle seçiyorsunuz. Yusuf ya da Hain kardeşler rolünü siz seçiyorsunuz. Onun için rolünüzü kendiniz seçiyorsunuz. Özgür iradenizle seçiyorsunuz. Onun içindir ki seçtiğiniz role göre bir akıbetiniz oluyor, bir ahiretiniz oluyor.  vAllâhu ğalibün alâ emrih Allah irade ettiği işi başarıyla sonuçlandırandır.

ve lâkinne ekseranNasi lâ ya’lemun; ve fakat insanların çoğu bunu kavrayamaz. İnsanların çoğu bu işte ince çizgiyi kavrayamıyor, bu ince farkı kavrayamıyor. Ya katı kaderci bir anlayışı benimsiyor ve iradeyi yok sayıyor, ya da ne yapıyor; Allah’ın iradesini yok sayıyor. Her şeyi kendi yönlendirdi zannediyor. Allah’tan bağımsız bir başarı hesaplamaya, Allah’tan bağımsız bir hayat tasarlamaya kalkıyor. ekseranNasi diyor. İnsanların çoğu bunu kavrayamaz.

Kur’an ın kalıp ifadelerinden biridir bu. ekseranNasi lâ yu’minun (Mümin/59), ekseranNasi lâ yeş’kürun (Bakara/243) Şükretmez insanların çoğu. Çoğu iman etmez. Neden? ekseranNasi lâ ya’kılun.. (Ankebut/63) çoğu akletmez. Onun karşısında bir başka ibare daha kullanır Kur’an Ulül elbab, düşünen öz akıl sahipleri.

Demek ki Kur’an insanları ikiye ayırıyor. Yığınlar, kalabalıklar, ne yaptığını bilmeyen kalabalıklar, beri yanda ise ne yaptığını bilen seçkin bir azınlık. Demek ki ne yaptığını bilenler her zaman her tarihte hep çoğunluk değil azınlık olmuşlar. Bunu da böyle öğrenmiş oluyoruz.

22-) Ve lemma beleğa eşüddehu ateynahü hükmen ve ılma* ve kezâlike neczil muhsiniyn;

(Yusuf) aklını kullanacak yaşa erdiğinde, Ona hüküm ve ilim verdik. Muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız. (A.Hulusi)

22 – Vaktâ ki kıvamına irdi biz ana bir hüküm ve bir ilim bahşettik ve işte Muhsinlere böyle karşılık veririz. (Elmalı)

Ve lemma beleğa eşüddehu ateynahü hükmen ve ılma artık ergenlik çağına erişince ona bir muhakeme yeteneği ve bilgi yöntemi bahşettik. ve kezâlike neczil muhsiniyn; zira biz iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.

Evet sevgili dostlar, burada duralım ve soralım. Nereden bakıyorsunuz. Allah’ın gör dediği yerden mi bakıyorsunuz, şeytanın gör dediği yerden mi. Yusuf’mu kaybetti, kardeşleri mi. Allah’ın gör dediği yerden bakarsanız Yusuf kazandı. Şeytanın gör dediği yeden bakarsanız, Yusuf kaybetti. Allah’ın gör dediği yerden bakarsanız Yusuf’a ağlamazsınız. Asıl kardeşlerine ağlarsınız. Ama şeytanın gör dediği yerden bakarsanız Yusuf ziyan eden taraf, yitiren, kaybeden taraf. Onun için kuyuya atan mı daha karlı çıktı, atılan mı. Bu soru çok önemli ve her birinizin atılacağı veya atıldığı kuyular olabilir. Asıl bence kuyuya atılmaktan korkmamak lazım. Aklın ve kalbin kuyuda olmasından korkmak lazım.

Şöyle bir şey söylesem acaba anlaşılır mı? Yusuf kuyuda idi, fakat yüreği ve aklı kuyuya hiç sığmadı. Onu kuyuya atanlar kuyuda değildi. Bana sorarsanız Yusuf’la beraber onlar akıllarını kuyuya attılar ve hiç çıkmadı. Yusuf kuyudan çıktı ama onların akılları ve vicdanları kuyudan hiç çıkmadı. Kim kuyuda? Kim zararda.

Bugün içinde yaşadığımız toprağa zamana ve döneme taşıyarak düşünelim bunları ve bu soruları öyle soralım. Çünkü bu ayetler aynı zamanda bize de hitap ediyor. Dahası kim daha özgür? Kuyuda ki mi, kuyuya atanlar mı. Aslında kuyuya atanlar, kuyuya attıkları andan itibaren tutuklandılar. Vicdanları onların boğazına, ellerine bileklerine ayaklarına bukağı geçirdi. Kelepçe geçirdi, paranga geçirdi. Kuyuya atılansa özgürdü, özgür. Çünkü ruhunun zindanına girmedi. Hiç olmasa mazlumdu, zalim değil. Mağdurdu gadir değil. Onun için o şanslıydı bence ve öyle de oldu. Felaket, en sonunda şunu söylemek lazım; sizin kuyuda olmanız değil, yüreğinizin ve zihninizin kuyuda olması.

23-) Ve ravedethülletiy huve fiy beytiha ‘an nefsihi ve ğallekatil ebvabe ve kalet heyte lek* kale me’azâllahi inneHU Rabbiy ahsene mesvaye, innehu lâ yüflihuz zâlimun;

Yusuf’un evinde kaldığı kadın, Onun nefsaniyetinden yararlanmak istedi. Kapıları sımsıkı kapattı… “Seninim, gel” dedi… (Yusuf) karşı çıkıp: “Allâh’a sığınırım! Muhakkak ki O (kocan) efendimdir, sahip olduğum nimetleri bağışlamıştır. Muhakkak ki zâlimler kurtuluşa ermezler.” (A.Hulusi)

23 – Derken hânesinde bulunduğu hanım bunun nefsinden kam almak istedi ve kapıları kilitledi, haydi seninim dedi, o, Allaha sığınırım, dedi: doğrusu o benim Efendim, bana güzel baktı, hakikat bu ki, zalimler felâh bulmaz. (Elmalı)

Ve ravedethülletiy huve fiy beytiha ‘an nefsih Derken evinde bulunduğu kadın arzusunu onunla tatmin etmek için onu baştan çıkarmak istedi. ve ğallekatil ebvabe ve kalet heyte lek ve bir gün kapıları sıkı sıkıya kapatıp haydi seninim dedi. kale me’azâllahi inneHU Rabbiy ahsene mesvayi Yusuf hemen şöyle tepki gösterdi; Allah’a sığınırım dedi. Üstelik o benim efendim. Bana güzel bir mevki vermiştir, konum kazandırmıştır.

Ayetin başında ki ravedethü el müravede, tarafların birinin istediğini, diğerinin istememesi yüzünden çıkan çatışmaya deniliyor Arap dilinde. Fakat Zemahşeri’nin bu sözcüğe getirdiği bir açıklama daha var, çok önemli; arzusunu gerçekleştirmek için her türlü hile tuzak, işve ve cilve göstermeye denir diyor. Buradaki ibare çok dikkat çekici inneHU Rabbiy ne diyor; me’azâllah Allah’a sığınırım.

inneHU Rabbiy bunu kimi müfessirler; o benim efendimdir biçiminde çevirip ev sahibi, yani efendisi, kendisini alan efendiye delalet ettiriyorlar. Kimi müfessirlerde ki çok azınlık; inneHU Rabbiy i tam kelime anlamıyla alıp bir önceki cümle ile bitiştirip “Allah’a sığınırım o benim rabbimdir.” Diyerek ondan kastın efendisi değil Allah olduğunu söylüyorlar. ahsene mesvayi bana çok güzel bir mevki kazandırdı.

Bendeniz iki manaya da gelebilecek şekilde kasten Yusuf’un tevriye yaptığını düşünüyorum. Orada bir ortam var. Bir köle, düşünün, birilerinin elinde köle, satılmış, satmışlar bir nebiyi. Dolayısıyla öyle bir tevriye kullanıyor ki hem inancı itibarıyla hiçbir sakınca içermiyor, hem de karşısındaki insanların töhmetine kendisini maruz bırakmıyor. Onun için iki manaya da gelebilecek şekilde anlaşılması tesadüf değil bu ibarenin. O benim efendimdir. Ama hemen başında me’azâllah Allah’a sığınırım var.

Onun için Hz. Yusuf açısından bunun ne manaya geldiği açık. O benim rabbimdir dediği Allah benim rabbimdir. Ama onu dinleyenler ve Allah’a iman etmemiş olan o kitle ise tabii ki bundan kendi kafalarında kini anlayacaklardır.

innehu lâ yüflihuz zâlimun; Şu da bir gerçek ki zalimler asla iflah olmaz, başarıya ulaşmazlar. Dedi Hz. Yusuf. Yani bunun bir zulüm olduğunu söylemek istedi. Zulüm insanın kendisi ile, rabbiyle, eşya ile ve diğer insanlarla ilişkisinde Allah’ın koyduğu sınırları aşmasıdır. Zulüm budur. Dolayısıyla bu da bir zulüm olacaktı.

24-) Ve lekad hemmet Bihi ve hemme Biha* levla en rea burhane Rabbih* kezâlike linasrife anhüssue velfahşa’* innehu min ıbadinel muhlesıyn;

Andolsun ki (o kadın) Onu arzulamıştı… Rabbinin burhanı olmasaydı (aklı, duygusuna hâkim olmasaydı Yusuf da) ona meyletmiş gitmişti! Biz böylece Ondan kötülüğü (nefsanî duyguları) ve şehveti uzak tuttuk! Çünkü O, ihlâslı kullarımızdandır. (A.Hulusi)

24 – Hanım cidden ona niyeti kurmuştu, o da ona kurmuş gitmişti amma rabbinin bürhanını görmese idi, ondan fenalığı ve fuhşu bertaraf edelim için öyle oldu, hakikat o bizim ıhlâsa mazhar edilmiş has kullarımızdandır. (Elmalı)

Ve lekad hemmet Bih Doğrusu, çok ilginç bir bilgi veriyor Kur’an burada; Doğrusu kadın onu gözüne kestirmişti. ve hemme Biha* levla en rea burhane Rabbih eğer rabbinin bürhanını müşahede etmemiş olsaydı, o da kadını gözüne kestirmişti.

Allah Allah, ilginç, ama şaşılacak hiçbir yer yok. Şaşmak yanlış olur. Bunun böyle olması gerekiyor, doğrusu da bu. İffetin ve erdemin gerçek anlamı böyle bir sahnede arzu duymamak değil ki, arzu duyduğu halde, arzusuna rağmen onu dizginlemek, Allah’tan korktuğu için sakınmak ve direnmektir. Günaha karşı direnmek. Erdem budur zaten. Yoksa arzu duymamak değil ki. Zaten arzu duymamış olsa bu bir erdem olmazdı. Taş, ağaç, ot gibi olurdu. Otun bir başkasının hakkını yememesi otluğunu erdem kılmaz. Onun erdemi sayılamaz. Onun için burada şaşılacak bir şey yok. Onu yapabilecek olduğu halde, hatta hatta, o noktada arzu duyduğu halde bundan sırf ahlaki davranmak için kaçınmış olmasıdır asıl başarı. Asıl nefsine karşı, öz benliğine karşı verdiği savaşta başarısı buradan gelir Hz. Yusuf’un. Yani peygamber deyince biz, peygamberlerin hiçbir şeyi olmaz.

İşte öyle değil diyor Kur’an. Peygamberler de insandır, fakat peygamberin vasfı; Allah’ın çizdiği sınırı aşmamasıdır. Ama yine de diyor ki burada; Eğer rabbinin bürhanını görmemiş olsaydı. Demek ki bu çok önemli. Tabii rabbinin bürhanını görmekten kasıt; Yüreğinde O’nun korkusunu, O’na karşı saygı duymak, yüreğinde o imanın kendisini dizginleyen frenlerini duymaktır. Asıl odur burada söylenen.

kezâlike linasrife anhüssue velfahşa’ işte bunun nedeni, her türlü kötülük ve tutkuya bağlı taşkınlığı ondan uzaklaştırmak istediğimiz içindi. Yani ondan fuhşiyatı, taşkınlığı, kötülüğü uzaklaştırmak için biz ona bürhanımızı gösterdik.

innehu min ıbadinel muhlesıyn; Çünkü o bizim seçkin kullarımızdan biriydi. Muhlesiyn; İhlas verilmiş, seçilmiş, halis kılınmış. Yani Kur’an da iki şekilde kullanılır.

1 – İsmi fail olarak muhlisiyn,

2 – Muhlasiyn, burada olduğu gibi. İsmi mef’ul olarak.

1. Kendisi ihlaslı olan samimi davranan. 2. Bir de Allah’ın samimiyetini takviye ettiği, güçlendirdiği. İşte Muhlasiyn o.

 Her Yusuf’un bir Züleyha’sı var. Züleyha’sız Yusuf olmaz. Peki, herkes kendi Züleyha’sının ne olduğunu düşünsün. Size saldıran, sizi ayartan, sizi baştan çıkarmaya çalışan mutlaka bir Züleyha’var, fakat kim. Bu sadece bir hanım olmayabilir, bu çoğu zaman bir mal, para, dünya, makam ve bunun dışında bir çok şey olabilir. Herkes kendi Züleyha’sının ne olduğunu düşünsün.

25-) Vestebekal babe ve kaddet kamısahu min dübürin ve elfeya seyyideha ledel bab* kalet ma cezaü men erade Bi ehlike suen illâ en yüscene ev azâbün eliym;

(İkisi de) kapıya (yarışırcasına) koştular… (Kadın) Onun gömleğini arka tarafından boylu boyunca yırttı… Kapının (hemen) yanında, kadının kocası ile karşılaştılar… (Kadın) dedi ki: “Karına kötülük yapmak isteyenin cezası, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka nedir?” (A.Hulusi)

25 – İkisi bir kapıyı koşuştular, Hanım onun gömleğini arkasından yırttı, kapının yanında Hanımın beyine rast geldiler, Hanım, senin, dedi: ehline fenalık yapmak isteyenin cezası zindana konulmaktan veya elîm bir azâb dan başka nedir? (Elmalı)

Vestebekal babe ve kaddet kamısahu min dübür ve kapıya koşuştular. Kadın ise onun gömleğini arkasından yırtıverdi. ve elfeya seyyideha ledel bab tam kapıya dayanmışlardı ki kadının beyi ile yüz yüze geldiler. kalet ma cezaü men erade Bi ehlike suen illâ en yüscene ev azâbün eliym; Kadın dedi ki üste çıkarak, hem suçlu, hem güçlü halde; Senin karına tecavüze kalkışan bir kişinin cezası hapsedilmekten ya da daha acı bir cezaya çarptırılmaktan başka ne olabilir ki.

Kitabı Mukaddeste ki versiyonunda Hz. Yusuf’un elbisesini tamamen kadının çekip aldığı, elinde kaldığı ve Hz. Yusuf’un öyle çıplak kaldığı şeklinde bir anlatım. Ki tabii gerçekten de akıl kârı olmayan bir anlatım.

26-) Kale hiye ravedetniy ‘an nefsiy ve şehide şahidün min ehliha* in kâne kamiysuhu kudde min kubulin fesadekat ve huve minel kâzibiyn;

(Yusuf) dedi ki: “Nefsimden yararlanmak isteyen o idi”… Onun hane halkından biri, olayın çözümünü gösterdi: “Eğer Onun (Yusuf’un) gömleği ön tarafından yırtılmışsa, (kadın) doğru söylemiştir, O (Yusuf) yalancılardandır.” (A.Hulusi)

26 – Yusuf, o kendisi, dedi: benim nefsimden kâm almak istedi, Hanımın akrabasından bir şahit de şöyle şahadet etti: Eğer gömleği önden yırtılmış ise Hanım doğru söylemiş bu yalancılardandır. (Elmalı)

Kale hiye ravedetniy ‘an nefsiy Yusuf dedi ki; Asıl beni baştan çıkarmaya çalışan odur. ve şehide şahidün min ehliha* in kâne kamiysuhu kudde min kubulin fesadekat ve huve minel kâzibiyn; ve kadının yakınlarından biri olan görgü tanığı; Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa bu durumda kadın doğru söylüyor, o da yalancının teki demektir. Dedi. Yani görgü tanıklarından biri böyle harika bir çözüm metodu teklif ediyor. Tabii aslında kimin suçlu olduğunu biliyor. Fakat bunu açıktan söylemek yerine suçluyu kendi delili ile ortaya çıkarmaya çalışıyor. Bu da ayrıca bir Kur’ani eğitimdir. Bir öğretimdir, terbiyedir. Yani suçluyu; sen suçlusun demek yerine, suçunu kendisine itiraf ettirecek bir delillendirme yöntemi bulmak.

27-) Ve in kâne kamiysuhu kudde min dübürin fekezebet ve huve mines sadikıyn;

“Eğer Onun gömleği arka tarafından yırtıldı ise, (kadın) yalan söylemiştir, O (Yusuf) gerçeği söyleyendir.” (A.Hulusi)

27 – Yok eğer gömleği arkadan yırtılmış, ise o yalan söylemiş ve bu sadıklardandır. (Elmalı)

Ve in kâne kamiysuhu kudde min dübürin fekezebet ve huve mines sadikıyn; yok eğer onun gömleği önden yırtılmışsa bu durumda kadın yalan söylüyor, beriki dürüst biri demektir. Yani eğer kadın yalan söylüyor, beriki dürüst biri demektir. Birincisinin tam tersi. Birincisinde eğer önden yırtılmışsa erkek yalan söylüyor kadın dürüst, eğer arkadan yırtılmışsa erkek doğru söylüyor, kadın yalancı demektir diyordu.

28-) Felemma rea kamiysahu kudde min dübürin kale innehu min keydikünne, inne keydekünne azıym;

(Aziyz) Onun (Yusuf’un) gömleğini arkadan (yırtılmış) görünce, şöyle dedi: “Kesin, bu, siz kadınların hilelerindendir… Muhakkak ki siz kadınların hilesi çok büyüktür!” (A.Hulusi)

28 – Vaktâ ki gömleğini gördü arkasından yırtılmış, anlaşıldı, dedi: o, siz kadınların kendinizden, her halde sizin keydiniz çok büyük. (Elmalı)

Felemma rea kamiysahu kudde min dübürin kale bunun ardından kadının kocası onun gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce dedi ki; innehu min keydikünne, inne keydekünne azıym; anlaşıldı ki bu da sizin meşhur tuzaklarınızdan biridir ey kadınlar taifesi dedi. Doğrusu sizin tuzağınız pek dehşettir.

29-) Yusufu a’rıd ‘an hazâ, vestağfiriy li zenbiki, inneki künti minel hatıiyn;

“Yusuf… Yüz çevir bundan (bu olanları unut)… (Kadın!) sen de suçun için bağışlanma dile… Muhakkak ki sen büyük bir yanlış yaptın.” (A.Hulusi)

29 – Yusuf, sakın bundan bahsetme, sen de kadın, günahına istiğfar et, cidden sen büyük günahkârlardan oldun. (Elmalı)

Yusufu a’rıd ‘an hazâ bu sefer Yusuf’a döndü ve dedi ki; Ey Yusuf, sen bu olayı yaşamadın say, hiç görmedin, ört üstünü dedi. Ev sahibi, efendisi. vestağfiriy li zenbik ve sen ey kadın dedi eşine dönerek kabahatinden dolayı özür dile. inneki künti minel hatıiyn; çünkü bu durumda senin suçlulardan biri olduğun kesindir.

Evet sevgili dostlar, bu bir kıssa fakat öyle çok hisse var ki, o hisseleri alabilecek engin bir basiret, engin bir ferasetle bakılabilirse gerçekten de sadece tarihte yaşanmış bir olay olmaktan çıkıp her tarafından öğüt fışkıran, nasihat fışkıran bir ayet deposu, bir ibret mahzeni oluveriyor. Herkesin elbisesi yırtılır. Herkesin bir Züleyha’sı nasıl ki varsa, herkesin elbisesi yırtılır. Hayatın içine çıkıyorsanız, elbiseniz yırtılır. Fakat yanlış olan elbisenin yırtılması değil, nereden yırtıldığına bakın doğru ve yanlışa öyle karar verin.

Elbisenizin arkadan yırtılması üzülünecek bir hadise değil, üzülünecek olan elbisenizin önden yırtılması onun için dünyanızla, malınızla, sevdanızla, evladınızla, hülyanızla, Leyla’nızla münasebetleriniz, ilişkilerinizi mesafeniz; elbisenizin önden yırtılmasını getirmemeli. Dünya ile girdiğiniz ilişki hep önünüzü Allah’a, arkanızı ona döndüğünüz bir ilişki olmalı. Kıbleye dönükse eğer yüzünüz, korkmayın, elbiseniz yırtılsa dahi arkadan yırtılacaktır.

“Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 16 Aralık 2011 in KUR'AN

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: