RSS

İslamoğlu Tef. Ders. YUSUF SURESİ (030-057)(76)

23 Ara

231“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

 “BismillahirRahmanirRahıym”

 

 

Sevgili Kur’an dostları, geçen dersimize Yusuf suresinin 29. ayetine kadar işlemiştik. Geçen ders işlediğimiz ayetler Yusuf kıssasının aslında sadece geçmişlerin hikayeleri değil, geleceğin de hikayesi olduğunu göstermiştik. Hz. Yusuf’un şahsında her müminin hayatında mutlaka bir Züleyha sınavına çekileceği, Kur’an ın muhataplarına ima edilmişti. Ve biz sormuştuk, herkes eteğinin nereden yırtıldığına dikkat etsin diye. Demiştik ki her çağın bir Züleyha’sı, her çapın bir arkanızdan koşan Züleyha’sı var. Fakat gerçekten siz onun arkasından mı koşuyorsunuz, o sizin arkanızdan mı. İşte burası önemli.

Ve yine demiştik ki Kuyuya atanların baktığı yerden değil, Allah’ın gör dediği yerden bakarsanız, asıl kuyuda olanın Yusuf değil, onu kuyuya atanlar olduğunu görürsünüz. Yusuf kuyudan çıktı, fakat onu kuyuya atanların zihinleri, tasavvurları ebediyen kuyuda kaldı demiştik.

 İşte bunların arkasına şimdi 30. ayetle kıssanın geri kalanına devam ediyoruz.

30-) Ve kale nisvetün fiyl medinetimraetül aziyzi türavidü fetaha an nefsih* kad şeğefeha hubba* inna leneraha fiy dalalin mubiyn;

 O şehirdeki kadınlar arasında yayıldı: “Aziyz’in karısı hizmetlisini ayartmak istemiş! Yusuf’un muhabbeti kalbinin içine işlemiş! Apaçık sapıklık içinde görüyoruz onu!” (A.Hulusi)

30 – Şehirde bir takım kadınlar da Azîzin karısı, dediler: delikanlısının nefsinden murad istiyormuş ona aşkından yüreğinin zarı çatlamış, karı bes belli çıldırmış. (Elmalı)

Ve kale nisvetün fiyl medinetimraetül aziyzi türavidü fetaha an nefsih ve, -yukarıdan itibaren bir bağlantı kuruyor bu vav,- şehirde hanımlar bir birbirlerine şöyle dediler; Şu malum yöneticinin karısı genç hizmetçisini baştan çıkarmaya çalışmış, yeltenmiş, kad şeğefeha hubban bes belli ki tutku kadının yüreğini dağlamış. Şehirdeki hanımlar, yani aristokrat sınıfının eşleri aralarında böyle bir dedikodu yayıyorlar.

inna leneraha fiy dalalin mubiyn; ve şunu da eklemeyi unutmuyorlar. Gerçek şu ki bizim onun hakkında ki düşüncemiz, işi iyice azıttığı yönündedir. Yani bayağı sapıttı şu malum yöneticinin karısı diye de bir hüküm bildiriyorlar. İlerde gelecek ayette onların bu sözlerinin samimi olmadığını onlar başkalarının hatalarını kendi sevap hanelerine yazan kimseler olduğunu söyleyecektir Kur’an. Onun için bu kadınlar kendileri çok erdemli ve ahlaklı oldukları için değil, aralarından birinin suç işlemiş, hata yapmış olmasını kendi sevaplarına, kendi fazilet hanelerine yazmak gibi basit bir çıkar hesabı güttüklerini anlıyoruz.

Burada özellikle kad şeğefeha hubban, şeğaf; Kur’an da sadece burada geçer, bir tek yerde, burada. Hubb ile birlikte geçince, ki Kur’an da hubb hemen hemen her zaman olumlu manaya gelir. Hubb, sevgi. Habbe; çekirdek. Sevgi çekirdeği gönül tarlasına ekilirse eğer ve imanla sulanırsa; bitimsiz, bire sonsuz veren bir muhabbet ağacına döner. Fakat burada sevgi çekirdeği gönül tarlasına imanla ekilmiyor, sevgi dikenli bir tele dönüşüyor ve zincire dönüşüyor, akıl bu zincirle bağlanıyor. İşte; kad şeğefeha hubban ibaresi bize, sevginin tutkuya dönüştüğü noktayı gösteriyor.

31-) Felemma semiat Bi mekrihinne erselet ileyhinne ve a’tedet lehünne müttekeen ve atet külle vahıdetin minhünne sikkiynen ve kaletıhruc aleyhinne, felemma raeynehu ekbernehu ve katta’ne eydiyehünne ve kulne haşe Lillâhi ma hazâ beşera* in hazâ illâ melekün keriym;

(Aziyz’in karısı) onların arkasından konuşmalarını duyunca, onlara haber ulaştırıp davet verdi… Onlar için keyifle oturacakları mükellef bir sofra hazırlattı. Onlardan her birine de bir bıçak verdi sonra (Yusuf’a): “Karşılarına çık (görün)!” dedi… (Şehirli kadınlar) Onu görünce, gözlerinde (yakışıklılığını) çok büyüttüler, şaşkınlıkla (ellerindeki yerine) kendi ellerini kestiler… Dediler ki: “Hâşâ! Allâh hakkı için, bu bir beşer değil; bu ancak güzel bir melektir.” (A.Hulusi)

31 – Vaktâ ki bunların gizliden gizliye dedikodularını işitti, onlara davetçi gönderdi ve onlar için dayalı döşeli bir sofra hazırladı ve her birine bir bıçak verdi, beriden de çık karşılarına dedi, hepsi onu görür görmez çok büyüttüler, kendilerinin ellerini doğradılar ve hâşâ, dediler, Allah için bu bir beşer değil, mahzâ bir Meleki kerîm.(Elmalı)

Felemma semiat Bi mekrihinne erselet ileyhinne ve a’tedet lehünne müttekee Onların bu tür dedikodularını işitince aziyz’in hanımı, onları davet ederek kendileri için dayalı döşeli bir ziyafet hazırladı. O kadın, tarihin bize adını Züleyha olarak duyurduğu yöneticinin karısı, şehirde ki aristokrat hanımların kendisi hakkında dedikodu çıkarıp kendisinin bu hatasını kendilerinin sevabı gibi sunan o kadınların dedikodusunu işitince onlar için dayalı döşeli, mütteke, Mütteke aslında yaslanılacak yer demektir. Divan anlamına da gelir. Şöyle kaykılarak yaslanıp oturacak, yiyecek, içecek yer anlamına gelir. Burada tabii davet manasına mecazen kullanılıyor.

ve atet külle vahıdetin minhünne sikkiyne ve her birinin eline de birer bıçak tutuşturdu. Ev sahibesi, aziyzin eşi hanım, davetlilerinin eline de birer bıçak tutuşturdu. ve kaletıhruc aleyhinne ve Yusuf’a; çık karşılarına dedi. felemma raeynehu ekberneh hanımlar onu görünce kendilerinden geçip hayran kaldılar, ekberneh. Yani onu gözlerinde çok büyüttüler. Muhteşem göründü gözlerine ve hayran kaldılar. ve katta’ne eydiyehünne ve bu yüzden ellerini kestiler. ve kulne haşe Lillâhi ma hazâ beşeran* in hazâ illâ melekün keriym; ve olamaz dediler, olamaz. Allah için bu bir insan değil olsa olsa yüce bir melektir. Dediler. Hz. Yusuf’un güzelliği karşısında hayran kaldılar.

Tabii ev sahibesi bunu istiyordu. Kendisini ayıplayan bu hanımların, kendisinin yerinde olsalardı aynı şeyi yapacaklarını ispatlamak istiyordu. Bu şekilde ispatlamış oldu ve fırsat şimdi onun elindeydi ve o da döndü, konuklarına şöyle dedi.

32-) Kalet fe zâlikünnelleziy lümtünneniy fiyh* ve lekad ravedtühu an nefsihi festa’sam* ve lein lem yef’al ma amüruhu leyüscenenne ve leyekûnen mines sağıriyn;

(Aziyz’in karısı) dedi ki: “Kendisi yüzünden beni hor görüp yerdiğiniz işte bu! Andolsun ki Onu ayartmak istedim de, O, temiz kalmak istedi (sakındı)! Yemin ederim, eğer Ona emrettiğimi yapmazsa kesinlikle zindana atılacak ve aşağılanmışlar arasında olacak.” (A.Hulusi)

32 – İşte dedi, bu gördüğünüz, hakkında beni levm ettiğiniz, yemin ederim ki ben bunun nefsinden murad istedim de o fikri ismetle imtina’ etti, yine yemin ederim eğer emrimi yapmazsa mutlak, muhakkak zindana atılacak ve mutlak, muhakkak zelillerden olacak. (Elmalı)

Kalet fe zâlikünnelleziy lümtünneniy fiyh Bakın, işte beni kendisinden dolayı kınadığınız kişi bu. Bu kişi yüzünden beni kınadınız, dedikodu yaptınız, arkamdan çekiştirdiniz, beni ayıpladınız. ve lekad ravedtühu an nefsihi festa’sam Doğrusu, bir de doğruyu ifade etti kadın, yani belki de şu anlama geliyordu bu; siz benim yerimde olsaydınız benim gibi davranmaktan çekinmeyecek kadar erdemsiz kişilerdiniz. Hala da öylesiniz. Fakat ben sizden bir gömlek daha erdemliyim. Çünkü ben doğruyu söylüyorum. Bakınız şu itirafı yapıyorum. Dercesine; Doğrusu ben onu baştan çıkarmaya çalışmıştım. Ne ki o geçit vermedi. festa’same kendisini korudu. Günaha karşı kendisini korudu. Günaha karşı kendisini savundu. festa’same iysme temizliğini bozmadı. İsmetini muhafaza etti demektir.

ve lein lem yef’al ma amüruhu leyüscenenne ve leyekûnen mines sağıriyn; ve arkasından yine nasıl tutkularının esiri olduğunu yöneticinin karısı şu sözü söyleyerek göstermiş oldu. Ve eğer bundan böyle de arzumu yerine getirmezse kesinlikle hapsi boylayacak. Yani benim bundan böyle bu arzumu yerine getirmezse kesinlikle onu hapsettireceğim ve sürüm sürüm sürünecektir dedi. ve leyekûnen mines sağıriyn; alçaklardan, düşüklerden, toplumun ezilmiş kesimlerinden biri olmayı sürdürecek, devam edecek dedi.

Görüyorsunuz değerli dostlar. Aslında hikaye formuyla, kipiyle anlatılsa da bu geçmişte kalmış bir olay değil. Geçmişte kalmış bir olay olsaydı vahiy bunu ölümsüzleştirmezdi. Demek ki bize  verdiği, vermesi gereken bir şeyler var. Kıssadan hisse almayı bilenlerin alacağı çok hisse var. pay var bu güzel hikayede, kıssada.

Tutkusu tarafından tutuklanmış bir insanın psikolojik tahlili yapılıyor burada. Yöneticinin karısı şahsında, Züleyha diye bildiğimiz o hanımın şahsında tutkusu tarafından aklı tutuklanmış, duygusu aklına galip gelmiş bir insan ne yapar. Nasıl erdemini kendi elleriyle iki paralık eder, işte onun tipik bir örneği sergileniyor. Şehvetine esir olmak mı, yoksa fiziken esir, köle olmak mı daha büyük kayıp sorusunu bize sorduruyor. Bir tarafta fiiziken köle olan Yusuf var, öbür tarafta şehvetinin kölesi olan Züleyha, yöneticinin eşi.

Bize bu kıssayla Kur’an zihnimizde şu soruyu sormamızı istiyor; Hangisi daha büyük bela. Bedeninizin esir olması mı, ruhunuzun esir olması mı. Şehvetinize köle olmak mı, yoksa birilerinin sizin fizikinizi köle olarak alması mı. İşte Yusuf’un bedeni köle. Ama diğerinin ruhu köle. Şehveti benliğini esir almış.

Şimdi burada, bu çok büyük, çok ciddi soruya gerçekten doğru cevabı yine burada, bu kıssada buluyoruz, ki o da; fiziki esirlikten çok daha büyüktür ruhi esirlik. İnsanın içgüdüleri, eğer insanın vicdanını esir almışsa, insanın içinden kopup gelen hisler, duygular insanın aklına zincir geçirmişse, bu insanın aziyz olması, azize olması, kraliçe olması, toplumda saygın biri olması hiçbir işe yaramıyor. Gerçekte o yüreğine karşı hiç te saygın olmayan biridir. Onun içini açtığınızda, maskesini düşürdüğünüzde onun bir bakan, ya da bir kral eşi, yani bir kraliçe, bir soylu olmasının hiçbir anlamı kalmıyor. Bir köle karşısında çok soysuzca davranabiliyor.

İşte Allah’ın gör dediği yer burası. Nereden bakmamızı istediği yer burası. Allah oradan bakmamızı istiyor. İnsanların onurları, insanların haysiyetleri, insanların değerleri, insanların yücelikleri, gerçekten kendi vicdanlarına karşı duruşlarıyla ölçülür. İşte burada eğer Yusuf’a dışarıdan bakarsanız bir köle. Eğer Züleyha’ya dışardan bakarsanız bir bakan hanımı, belki bir kraliçe. Fakat Allah’ın gör dediği yerden bakarsanız asıl köle Züleyha, asıl efendi Yusuf. Çünkü arkasından koşulan Yusuf’tur. Koşan kadındır. Bakanın eşidir. O nedenle burada Kur’an bize Hangi tutsaklık daha büyük, Hangi tutsaklık insanın başına daha büyük bir bela getirir sorusunu sormamızı istiyor.

 

33-) Kale Rabbissicnü ehabbu ileyye mimma yed’uneniy ileyh* ve illâ tasrif anniy keydehünne asbü ileyhinne ve ekün minel cahiliyn;

(Yusuf) dedi ki: “Rabbim… Zindan, beni davet ettikleri şeyden daha sevimlidir bana… Eğer sen onların oyunlarından beni korumazsan, onlara meyleder ve cahillerden olurum.” (A.Hulusi)

33 – Yâ rabbi! Dedi: zindan bana bunların davet ettikleri fiilden daha sevimli ve eğer sen benden bu kadınların tuzaklarını bertaraf etmezsen ben onların sevdasına düşerim ve cahillerden olurum. (Elmalı)

Kale Rabbissicnü ehabbu ileyye mimma yed’uneniy ileyh Yusuf; Rabbim dedi. Benim için hapislik, bunların beni çağırdığı şeyden daha hayırlıdır.

Aman Allah’ım..! Değerli Kur’an dostları burayı bir daha okumalıyım, ve siz de bir daha dinlemelisiniz. Kale Rabbissicnü ehabbu ileyye mimma yed’uneniy ileyh Rabbim dedi Yusuf. Rabbim, bunların beni çağırdıkları şeyden, benim zindana girmem çok daha hayırlıdır.

İşte iki zihin. İki düşünce tarzı, iki bakış açısı, iki hayat tasavvuru ve sorular, sorular..! Başarı ne, başarısızlık ne. Kazanç ne, kayıp ne. Uyanıklık ne, ahmaklık ne. Enayilik ne akıllılık ne. Buyurun, bu örneklerden yol çıkarak siz cevap verin. Yusuf uyanıklık mı yaptı, yoksa ahmaklık mı. Dünyaya ve hayata şehvetinden bakan, şeytanın gör dediği yerden bakan biri ne diyecektir, Yusuf’u nasıl anlasın; O (haşa) bir peygamber için kullanılmayacak olan o şeyi kullanır belki de; Amma da ahmakmış yahu..! Der. Fakat Allah’ın gör dediği yerden bakan biri, Böyle bir şeyi yapan, tutkusuna esir olmuş birini gördüğünde vah zavallı diyecektir. Asıl ahmağın o olduğunu düşünecektir ve işte uyanıklık, günaha karşı uyanık olmaktır.

Burada iradenin şehvetle imtihanı, insanın ateşle imtihanından daha aşağı bir sınav değildir. İradenin şehvetle imtihanı. Üstelik Yusuf’un Kur’an dan anladığımıza göre eğer Allah’ın rahmeti yetişmemiş olsaydı o da onu arzu etmişti diyordu ya, geçen ders tefsirini yaptığımız ayet, orada oldu gibi.

Zemahşeri çok güzel tefsir etmiş; Arzu etmeseydi korunması erdem olmazdı ki diyor. Arzu etmemek değil esas olan, arzu ettiği halde yaklaşmamak, sakınmak, korunmak. Yoksa arzu duymamak bir nakısa olur. Onda şehvet güdüsünün olmadığı anlamına gelir. Böyle bir güdünün olmadığı kimsenin böyle bir davete yanaşmamış olması fazilet olmazdı ki. Fazilet olması için o güdüye rağmen, o arzuya rağmen direnmesi, günaha karşı direniş sergilemesi idi.

İşte onun için arzuya rağmen direniş, ateşe atlamak kadar ağır bir sınav. Burada irade ateşle sınanıyor. Tıpkı Hz. İbrahim’in bedeninin ateşle sınanması gibi, Hz. Yusuf’un da iradesi ateşle sınanıyor ve korunan esas duruş. Yusuf esas duruşunu bozmuyor. Etraftan gelen tüm çelmelere, tüm vurmalara, tüm saldırılara rağmen, Allah’a karşı esas duruşunu bozmuyor Hz. Yusuf. Erdem mi, zindan mı. Evet, erdeminizi koruyarak zindana girmek mi, yoksa erdeminizi verip günah işleyerek dışarıda kalmak mı.

Tasavvurumuzda temelde bu sorulara cevap istiyor. Kölelik ne, özgürlük ne, kâr ne, zarar ne, akıllılık ne, akılsızlık ne. İşte Yusuf’un gösterdiği tavırda, Allah’ın gör dediği yerden bakan birinin nasıl davranacağı da Kur’an ın tüm muhataplarına ifade edilmiş ve örnek gösterilmiş oluyor.

ve illâ tasrif anniy keydehünne asbü ileyhinne ve ekün minel cahiliyn; Bununla birlikte sen onların tuzaklarına karşı beni korumazsan ey Allah’ım, hilelerine kapılır da kendini bilmezlerden biri olur giderdim.

Hz. Yusuf’un bu muhteşem ahlakı, en az günah çağrısına karşı direnişi kadar güzel. İnsanlar arası ilişkide haddini bilen Yusuf, Allah – insan ilişkisinde de haddini biliyor ve bakınız ne kadar mütevazi bir şekilde Allah’a, bırakın fatura çıkarmayı; Ya Rabbi işte ben böyleyim demeyi, bilakis bunu senin sayende gerçekleştirdim. Sen korumamış olsaydın ben onların tuzaklarına kapılır giderdim Allah’ım diyor. Bakınız, bu bir dua adeta. Cahil olurdum diyor. ve ekün minel cahiliyn;..!

Kur’an Hz. Yusuf örneğinde yeni bir akıl inşa ediyor aynı zamanda. Nedir? Cahil kim, alim kim sorusu işte burada cevabını buluyor. Ben eğer senin yardımın olmasaydı cahillerden olur giderdim diyen Hz. Yusuf adeta, bilenler sakınırlar günahtan. Sakınanlar cahillikten kurtulmuş olurlar mesajını veriyor. Yani kim cahil; Günaha kapılıp giden. Kim alim; Kendini günahtan koruyan. İşte yepyeni iki tanım çıktı ayetin son cümlesinde. Ve erdemin kaynağına işaret ediyor Hz. Yusuf burada. İmana, yani bu son cümle ile;

ve illâ tasrif anniy keydehünne asbü ileyhinne ve ekün minel cahiliyn; eğer sen onların tuzaklarına karşı beni korumamış olsaydın ya rabbi, ben onların hilelerine kapılır giderdim demekle erdemin kaynağının iman oluşuna işaret ediyor. Yani Allah. Mümince bir tevazu göstererek diyor ki; Sayende Allah’ım sayende. Sensiz erdem olmaz Allah’ım demektir bu. Sensiz insan onurunu koruyamaz Allah’ım demektir bu. İman olmadan Allah olmaz Allah’ım demektir bu. İnsanın onurunu koruması ancak Allah bilinci ile mümkündür mesajı veriyor bu ayet. Çünkü insan Allah’a karşı duruşunu korursa o zaman aşmayacağı sınırların olduğunu da bilir. O zaman rabbinin koyduğu sınırları aşmaz, o sınırları gözetir ve insan- Allah ilişkileri bozulmadığı sürece de insan-eşya, insan-insan ilişkileri bozulmaz.

Burada insanın insanla ilişkisinde zulme yanaşmamak, haksızlık yapmamak, adaletsizlik yapmamak, ancak insan-Allah ilişkisinin güzel bir biçimde kurulmasıyla mümkün olduğunu gösteriyor bu ayet. Eğer Hz. Yusuf efendisinin eşine göz dikseydi, bu insan-insan ilişkisine ihanetti. İnsan-insan ilişkisinde ki ihaneti önleyen en garantili sistem; İnsan-Allah ilişkisinin sağlıklı bir biçimde kurulmasıdır diyor bu ayet.

34-) Festecabe lehu Rabbuhu fesarefe anhü keydehünne, inneHU HUves Semiy’ul Aliym;

(Yusuf’un) Rabbi Onun duasına icabet etti de onların oyunlarını Ondan defetti! Muhakkak ki O, Semi’dir, Aliym’dir. (A.Hulusi)

34 – Bunun üzerine rabbi duasını kabul buyurdu da ondan onların tuzaklarını bertaraf etti, hakikat o, öyle semî alîmdir. (Elmalı)

Festecabe lehu Rabbuhu fesarefe anhü keydehünn bunun üzerine rabbi onun duasına icabet etti ve onların tuzaklarına karşı kendisini korudu. Burada aslında dua yok. Görüyorsunuz bir önceki 33. ayetin son cümlesini okuduğunuzda orada form olarak dua formu yok. Fakat ne var? Bir tevazu ifadesi var. Yani ya rabbi sen korumamış olsaydın eğer, ben hilelerine kapılır giderdim diyor. Bu bir dua formu değil. Ama rabbimiz bunu dua olarak kabul ediyor. Dua gibi görüyor. Yani dua aslında ruhun, insan tasavvurunun, insanın içi dünyasının Allah’a karşı haddini bilen duruşudur. Allah’a karşı haddini bilen bir tasavvur, bir duruş, bir duygu, sürekli dua anlamına gelir. İşte burada olduğu gibi. Ve rabbi de onun bu duruşunu kabul etti. Bu tasavvurunu dua olarak aldı dercesine şöyle buyuruyor 34. ayet; Rabbi onun duasına icabet etti ve onların tuzaklarına karşı kendisini korudu.

inneHU HUves Semiy’ul Aliym; çünkü o her yakarışı işiten, her tuzağı fark edendir dedi.

[Atlanan ayet;

35-) Sümme beda lehüm min ba’di ma raevül âyâti le yescününnehu hatta hıyn;

Aşağıda işleniyor.]

36-) Ve dehale meahüssicne feteyan* kale ehadühüma inniy eraniy a’sıru hamra* ve kalel aharu inniy eraniy ahmilü fevka ra’siy hubzen te’külüt tayru minh* nebbi’na Bi te’viylih* inna nerake minel muhsiniyn;

Zindana Onunla (Yusuf ile) beraber iki de delikanlı konmuştu… Onlardan biri dedi ki: “(Rüyamda) gördüm ki, şarap yapmak için üzüm sıkıyordum”… Öbürü de dedi ki: “Ben de (rüyamda) gördüm ki, başımın üstünde ekmek taşıyorum, kuşlar da ondan yiyor”… “Bunların işaret ettiği hakikatleri bize haber ver… Doğrusu biz seni muhsinlerden görüyoruz.” (A.Hulusi)

36 – Onunla beraber zindana iki delikanlı daha girdi, birisi ben, dedi: rüyada kendimi görüyorum ki şarap sıkıyorum, diğeri de ben, dedi: rüyada kendimi görüyorum ki başımın üstünde bir ekmek götürüyorum ondan kuşlar yiyor, bize bunun tabirini haber ver, çünkü biz, seni Muhsinlerden görüyoruz. (Elmalı)

Ve dehale meahüssicne feteyan

Tabii ki arada boşluk var. Ayetler Kur’an ın icazı gereği aradaki o hikayenin bizi doğrudan ilgilendirmeyen dolgu kısımlarını atlıyor, asıl bize vermek istediği mesaja sözü getirmek için atlayarak gidiyor. Ama biz o araları zihnimizde doldurabiliyoruz. Yani bu arada Hz. Yusuf zindana hapsedildi yine, bu skandalı örtmek için, kapatmak için zindana hapsedildi ve onun arkasından zindanda, zindan arkadaşlarıyla aralarında geçen diyalogu naklediyor bu ayet ve diyor ki; o arada onunla birlikte iki genç daha hapse girdi. 

Tevrat’a göre birisi şarapçı başı imiş bu gençlerin. Yani Kralın şarapçı başısı, diğeri de ekmekçi başı yine kralın. Hükümlü değil tutuklu imişler.

Yine Talmud’un verdiği bilgiye göre şarapçı başının suçlandığı şey, şarapta sinek çıkması. Krala sunduğu şarabın içinden sinek çıkması imiş. İkincisinin de ekmeğin içinden taş çıkma suçu ile tutuklanmış. Henüz daha hüküm verilmemiş. Biz tabii diğer kaynaklardan bu ayrıntıları öğreniyoruz.

kale ehadühüma inniy eraniy a’sıru hamran onlardan biri dedi ki; Rüyamda kendimi şaraplık üzüm sıkarken gördüm.

Sanırım yukarıda bir ayeti atladık.35. ayeti; Ben o ayetten devam ediyorum ki arada boşluk olmasın;

35-) Sümme beda lehüm min ba’di ma raevül âyâti le yescününnehu hatta hıyn;

Sonra, (bunca) delilleri görmelerine rağmen, Onu belli bir süre için zindana koymaya karar verdiler. (A.Hulusi)

35 – Sonra bu kadar âyâtı gördükleri halde o adamlara şu reiy galebe etti: behemehal onu bir müddet zindana atsınlar. (Elmalı)

Sümme beda lehüm min ba’di ma raevül âyâti le yescününnehu hatta hıyn; En sonunda 3. kişiler gördükleri belge ve delillerin ardından, olayın sırrına ermelerine rağmen belli bir süre onu hapsetmenin daha uygun olacağını düşündüler. Yani buradan anlıyoruz ki suçlu güçlü olunca böyle oluyor. Suçlu olanın Aziyz’in hanımı olduğu, karısı olduğu anlaşıldı. Suçsuz olanın da Hz. Yusuf olduğu anlaşılmıştı. Fakat buna rağmen ayette ifade edildiği gibi; Belge ve deliller ortaya çıkmış olmasına rağmen onlar onu belli bir süre hapsetmenin daha uygun olacağını düşündüler diyor.

(36. dan devam) Ve dehale meahüssicne feteyan işte bu ayetin arkasından bu ibare geliyor. Onunla birlikte iki genç daha hapse girdi. kale ehadühüma inniy eraniy a’sıru hamran Onlardan biri dedi ki; Rüyamda kendimi şaraplık üzüm sıkarken gördüm. Eraniy, rüya gördüm anlamına kullanılmış burada.

Rüya bildiğiniz gibi gönül perdesinde, ya da gönül sahnesinde oynayan oyundur. Bu oyunu kimin oynattığına bakarak değerlendirilir. Eğer bu oyunu oynatan güçler dürüst güçler değilse, vehmimiz, vesvesemiz, şeytan, öz benliğimiz, ayartıcı duygularımız, iç güdülerimiz ise o rüyaya kâzip rüya deriz. Sahte rüya, sahte görüntü. Ama eğer gönül perdemizde, gönül sahnemizde oynatılan bu görüntüleri oynatan el sahih bir else, dürüst bir else o zaman o rüyaya, Salih rüya deriz. Rü’ya-Saliha deriz.

İşte rüya biraz önce de söylediğim gibi gönül sahnemizde oynatılan oyun. Fakat bu oyunu kimin oynattığı çok önemli. Ki sadık rüya, Salih rüya; Nübüvvetten, peygamberlikten bir parçadır. Efendimizden Ebu Davud’un naklettiği bir hadiste Rü’ya salihanın nübüvvetten bir şube olduğunu öğreniyoruz.

Benden sonra nübüvvet biter, ancak mübeşşirat devam eder.” Buyuruyor efendimiz.

Mel mübeşşirat ya Resulallah.” Diye soruyorlar etrafındakiler. Nedir bu mübeşşirat. Yani insana verilen müjdeli haberler nedir? Resulallah’ta Salih rüya olduğunu ifade buyuruyorlar. Onun için sadık rüya, Salih rüya, Allah’ın insana bir ikramıdır ve rüyalar eğer Salih olurlarsa Salih rüyayı çözmekte tıpkı bir şifreyi çözmek gibi özel bir yöntem ister. Buna Tabir ilmi diyoruz.

[Ek bilgi; Rüyalar 3 bölümdür.

1 – Rahmani rüyalar; Allah’ın müjde veya korkutma mahiyetinde melekler aracılığı ile uyuyanın ruhuna ilham ettiği rüyalardır. Bu rüyalar daha çok abdestli ve dualı olarak uykuya yatıldığı zaman seher vakitlerinde, sabah namazından sonra veya mübarek gecelerde görülen rüyalardır.

2 – Şeytani rüyalar; İnsanları üzmek onları korkutmak ve kötü düşüncelere sevk etmek için şeytan tarafından telkin edilen zararlı rüyalardır. Yüksek bir yerden düşmek, köpek tarafından ısırılmak şehvetli ve sapıkça şeyler görmek gibi. Bu çeşit rüya görüldüğünde telaşa kapılmamalı, Allah’a sığınmalı, yataktan kalktıktan sonra güzelce abdest alıp iki rekat namaz kılmalı ve fakirlere sadaka verilmelidir.

3 – Günlük olayların etkisi ile gelen rüyalar; Yukarıda sayılan iki çeşit rüya dışında görülen, günlük olayların, sıkıntıların, hastalıkların etkisi ile meydana gelen rüyalar gibi. Mesela henüz ortaya çıkmamış bir hastalığın belirtisi olacağı gibi, sağlık ve neş’enin habercisi de olabilir. Fakat bu tür rüyalar genellikle daha önce yaşadığımız olayların değişik şekillerde ortaya çıkan devamı niteliğindedirler.

Kaynak; İmam Nablusi, Rüya tabirleri.]

İşte burada bu iki kişiden bir tanesi rüyasını aktarıyor Hz. Yusuf’a;

ve kalel aharu inniy eraniy ahmilü fevka ra’siy hubzen te’külüt tayru minh diğeri ise; Bende rüyamda başımın üzerinde ekmek taşıdığımı, kuşların ise ondan yediğini gördüm dedi. nebbi’na Bi te’viylih* inna nerake minel muhsiniyn; Bize bu rüyaların altında yatan anlamı haber ver, bu rüyaları te’vil et. Te’vil; bir şeyin görünüşünün altında yatan gerçek sebebi ve o sebebi bulma ilmidir. Onun için onlar da bu görüntünün altında hangi gerçek yatıyor, bize bunu haber ver diyorlar. Fakat ilginçtir inna nerake minel muhsiniyn ondan bunu istemelerinin gerekçesini de şöyle açıklıyorlar. Çünkü biz seni iyi biri dürüst biri, ahlaklı biri olarak görüyoruz.

Bu çok önemli. Yani Hz. Yusuf’un buradaki ahlaklılık ölçüsünü onlar, Hz. Yusuf’un hapse neden girdiğini bilmeleri olabilir. Yani sen erdemini korumak için buradasın. Eğer erdemini feda etseydin şimdi burada olmayacaktın. Demek ki bazen erdemi koruyanlar suçlu ilan ediliyorlar.

Eğer bir toplumda suçlular güçlü ise o toplumda erdemliler, suçluların olması gereken yerde, yani hapiste olurlar.

Eğer bir toplumda taşlar bağlı fakat köpekler,-Nasrettin hocanın o ünlü fıkrasında olduğu gibi- salınmışsa o toplumda suçlular güçlü olurlar. Suçsuzlarsa zindanları doldururlar.

İşte Hz. Yusuf’un başına geldiği gibi. Fakat öncelikle şöyle çarpıcı bir noktaya dikkat çekmek isterim; Hz. Yusuf zindanda dahi öyle bir hayat ortaya koyuyor ki, etrafında ki insanlar onun ortaya koyduğu ahlaka ve örnekliğe bakarak onun otoritesini benimsiyorlar, kabul ediyorlar ve Hz. Yusuf zindan da dahi imanı iman doğuran biri haline geliyor. Sırf ahlaklı yaşantısı ve davranışıyla. Demek ki en büyük imkan imandır. Eğer iman gibi bir imkanınız varsa zindanda dahi insan doğurmaya devam edersiniz. Eğer imanınız yoksa imkanınız yoktur. O zaman cennet gibi saraylarda olsanız, bahçelerde köşklerde olsanız yine ruhunuzun zindanındasınız, içinizin zindanındasınız. Söyler misiniz; Yusuf’mu zindanda, onu zindana attıran yöneticinin eşi mi, hangisi. Yusuf zindanda özgür, Züleyha sarayda mahkum. Buradan o gözükmüyor mu. O gözüküyor. İşte fark ve işte bu farkın ilk elde gelen getirisi. İki mahkum.

37-) Kale lâ ye’tiyküma taamün türzekanihi illâ nebbe’tüküma Bi te’viylihi kable en ye’tiyeküma* zâliküma mimma alemeniy Rabbiy* inniy terektü millete kavmin lâ yu’minune Billâhi ve hüm Bil ahireti hüm kafirun;

(Yusuf) dedi ki: “Yemek vakti gelip rızkınız olan size verildiğinde onu yemeden evvel rüyalarınızın tevilini haber veririm… Bu Rabbimin bana bildirdiklerindendir… Ben o yüzden bir halkın din anlayışını terk ettim ki, onlar, (Esmâ’sıyla) âlemlerin hakikati olan Allâh’a iman etmiyor ve kendilerinin sonsuza dek yaşayacakları gerçeğini inkâr ediyorlardı.” (A.Hulusi)

37 – Dedi ki: size merzuk olacağınız bir taam gelecek a her halde o gelmezden evvel ben size bunun ta’birini haber vermiş bulunurum, bu bana rabbımın ta’lim buyurduklarındandır, çünkü ben, Allaha inanmıyan ve hep Âhıreti inkâr edenlerden ıbaret bulunan bir kavmin milletini bıraktım.(Elmalı)

Kale lâ ye’tiyküma taamün türzekanihi illâ nebbe’tüküma Bi te’viylihi kable en ye’tiyeküma Yusuf dedi ki; Yemeniz için ayrılan günlük tayininiz size ulaşmadan ben her ikinize de rüyanızın altında yatan anlamı, o rüyalar henüz gerçekleşmemişken haber vereceğim. Yani endişe etmeyin. Rüyanızı sordunuz, ben onların Te’vilini yapacağım, altında yatan anlamı açıklayacağım size dedi.

Te’vil, êle yeûlü kökünden türetilmiş bir mastar. Evvel de buradan gelir. İlk demektir. Yani bir şeyi ilk haline döndürmek, aslına döndürmek, ilk haline irca, orijinaline döndürmek denir ki, gerçek halini anlamak. Bir olayın yüzeysel durumuna bakmadan onun gerçeğini görmek. Birinin maskesine değil, o maskenin altında yatan gerçek yüzüne bakmak. Bir sözün sadece lafzına değil, o lafzın altında yatan manaya bakmak işte budur. Altında yatan gerçek anlamı aramaya te’vil denilir.

zâliküma mimma alemeniy Rabbiy çünkü bunlar diyor Hz. Yusuf rabbimin bana öğrettiklerindendir. Yani bu bir şeyin, bir olayın, görünen bir şeyin arka tarafındaki görünmez yüzüne bakmak, ya da bir şeyin illetini, gayesini, hikmetini çözmek rabbimin bana öğrettiği bir bilgidir diyor. Yani bilgisinin kaynağını açıklıyor burada. Bu da çok önemli. Doğru bilginin kaynağı Allah’tan bağımsız değildir. Burada verilen mesaj da bu.

inniy terektü millete kavmin lâ yu’minune Billâhi ve hüm Bil ahireti hüm kafirun; Bu çok daha önemli, ama önce şunu bilmeniz şart. Ben Allah’a inanıp güvenmeyen ve ahireti inkarda ısrarla direnen bir toplumla yolumu ayırdım diyor Hz. Yusuf. Onların rüyalarını sormalarını bir bahane olarak kullanıp onların ebedi kurtuluşları için onlara yol gösteriyor ve önce tevhidi onlara öğretmeye çalışıyor. Önce hakikatin kaynağına davet ediyor. Yani bilginin kaynağını gösterdi, Allah. Ondan sonrada o ilginin kaynağına sadakate davet ediyor ve kendisi de o bilginin kaynağına olan şükrünü böyle ödüyor. Bu çok önemli. Kendisine gelen o iki insanın rüyalarını te’vil edip gönderebilirdi. Fakat o te’vili borçlu olduğu Allah’a şükrünü, onları Allah’a davet ederek ödüyor. Çünkü bir şeyin şükrü kendisindendir.

38-) Vetteba’tü millete abaiy İbrahiyme ve İshaka ve Ya’kub* ma kâne lena en nüşrike Billâhi min şey’* zâlike min fadlillâhi aleyna ve alenNasi ve lâkinne ekseranNasi lâ yeşkürun;

“Ben, atalarım İbrahim, İshak ve Yakup’un milletine (tevhid dinine) tâbi oldum… Allâh’a herhangi bir şeyi (nefsim dâhil) ortak koşmamız bizim için olacak şey değildir! Bu hem bizim üzerimize ve hem de insanlar üzerine Allâh’ın fazlındandır. Fakat insanların çoğunluğu (bu hakikati değerlendirip) şükretmezler.” (A.Hulusi)

38 – Ve atalarım İbrahim ve İshak ve Ya’kub’un milletine ittiba’ ettim, bizim Allaha hiç bir şey şerîk koşmamız olamaz, bu bize ve insanlara Allahın bir fazlıdır, velâkin insanların ekserisi şükretmezler. (Elmalı)

Vetteba’tü millete abaiy İbrahiyme ve İshaka ve Ya’kub ve atalarım İbrahim, İshak ve Ya’kub’un inanç sistemine uydum. ma kâne lena en nüşrike Billâhi min şey’ Allah’a ait herhangi bir niteliği O’ndan başkasına yakıştırmak bize asla yakışmaz.

Hz. Yusuf zindan arkadaşlarına, hapishane arkadaşlarına işte böyle konuşuyor ve devam ediyor. zâlike min fadlillâhi aleyna ve alenNas işte bu. İşte bu ne? Tevhid inancı, tek Allah inancı, yani iman, Allah’ın bize ve tüm insanlığa olan bir lûtfudur. ve lâkinne ekseranNasi lâ yeşkürun; Ne var ki insanların çoğu bunu değerlendirmez.

İşte davet yöntemi değerli Kur’an dostları. Önce “” diyor. 37. ayette bu var. “” diyor. Yani Allah’tan başkalarının reddini istiyor Hz. Yusuf zindan arkadaşlarına tevhidi tebliğ ederken. Yanlışı terk etmeden doğrunun bulunamayacağını ima ediyor. Bir önceki ayette. Bu ayette, 38. ayette ise “İllâ” diyor. Yani inşa ediyor. Yıkılmış olan yapıyı temizledikten sonra, enkazı kaldırdıktan sonra yerine, gönül arazisine doğru inancı inşa etmek için “İllâ” yı getiriyor. İşte Tevhid. Zâlike burada o “İllâ” ya tekabül ediyor. “İllâllah”. Tevhidi iman. En büyük lûtuftur Allah indinde Allah’a iman. Çünkü;

Zâlikel Kitâb’u lâ raybe fiyhi hüden lil muttekıyn; (Bakara/2)

Bakara suresinin ilk ayetinde; Bu kendisinde kuşku bulunmayan kitap, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olanlar için bir hidayettir deniliyordu değil mi? İşte bu bir cevaptı. Bu cevap Fatihada ki;

İhdinasSıratal’müstakıym; (Fatiha/6)

Bizi dosdoğru yola ilet talebinin, arzusunun cevabıydı. Çünkü insan Allah’tan bir tek şey isteyecekse o hidayet olmalı. Çünkü Hidayetten büyük, hidayetten daha büyük bir mutluluk yoktur. Hz. Yusuf’un da teklifi o aslında.

39-) Ya sahıbeyissicni e erbabün müteferrikune hayrun emillâhul Vâhıd’ül Kahhâr;

(Yusuf dedi): “Ey zindan arkadaşlarım… Birbirinden farklı özelliği olan rabler mi daha hayırlı, yoksa Vâhid’ül Kahhâr (TEK ve her şey hükmü altında) olan Allâh mı?” (A.Hulusi)

39 – Ey benim zindan arkadaşlarım, müteferrik bir çok ilâhlar mı hayırlıdır yoksa hepsine galip, kahhar olan bir Allah mı? (Elmalı)

Ya sahıbeyissicni e erbabün müteferrikune hayrun emillâhul Vâhıd’ül Kahhâr;

Devam ediyor Hz. Yusuf tebliğine; Ey hapishane arkadaşlarım. Onların akıllarına sesleniyor şimdi. Doğrudan akıllarına, duygularına değil, düşüncelerine sesleniyor. Birbirinden farklı, birden fazla tanrıya inanmak, kulluk etmek mi daha makul, yoksa bütün varlıkları yaratan ve onlar üzerinde hakimiyet ve otorite olan biricik Allah’a inanmak, kulluk etmek mi daha makul. Burada ki Hayrun’u bendeniz makul diye çevirdim ki bu bağlamda en münasip anlam bu olsa gerektir.

Bakınız kültürleri ve konjoktürü nasıl değerlendiriyor Hz. Yusuf davet ederken. Çünkü bu iki insan, zindan arkadaşı, iki hapishane arkadaşı; ikisi de Krala hizmet eden iki kişi. Çünkü onlar bir efendiyi dahi memnun edememiş. Bir ömür belki de Kralın şarapçı başılığını ve ekmekçi başılığı yapmışlar, fakat içinden çıkan bir taşla kellesi tehlikeye girmiş. Şimdi onlara böyle bir misal çarpıcı gelir. Düşünün bunlar üç beş krala hizmet etseydi aynı anda. Bir tanesini dahi memnun edemezken 3 – 5 ini veya 10 – 20 sini nasıl memnun edeceklerdi. Onların kültürlerinden misal getiriyor Hz. Yusuf ve alemi yaratan tek Allah’a iman etmenin gerekli olduğunu akıllarına hitap ederek anlatıyor.

40-) Ma ta’budune min dûniHİ illâ Esmâen semmeytümuha entüm ve abaüküm ma enzelAllâhu Biha min sültan* inil hükmü illâ Lillâh* emera ella ta’budu illâ iyyaHU, zâlikedDiynül kayyimü ve lâkinne ekseranNasi lâ ya’lemun;

“Onun dûnunda olan tapındıklarınız, sadece isim olarak var ki (yani o isimlerin müsemması olarak hiçbir varlıkları yoktur), o isimleri de siz ve atalarınız oluşturdunuz; onların varlıkları hakkında Allâh’tan gelmiş bir delil yoktur. Hüküm ancak ve yalnız Allâh’ındır! Hükmetmiştir, sadece kendisine kulluk edilmesini! İşte geçerli Din (anlayışı) budur… Fakat insanların çoğu bu gerçeğin farkında değildir!” (A.Hulusi)

40 – Sizin ondan başka taptıklarınız bir takım kuru isimlerden ibarettir ki onları siz ve atalarınız takmışsınızdır, yoksa Allah, onlara öyle bir saltanat indirmemiştir, hüküm ancak Allah’ındır, o size kendisinden başkasına tapmamanızı emretti, doğru ve sabit din budur velâkin nâsın ekserisi bilmezler. (Elmalı)

Ma ta’budune min dûniHİ illâ Esmâen semmeytümuha entüm ve abaüküm Onu bırakıp ta taptığınız şeyler başka değil, yalnızca sizin ve atalarınızın Allah’a ait nitelikleri yakıştırdığınız isimlerdir. Yani sizin ve atalarınızın Allah’tan çalıp, Allah’a ait olduğu halde O’ndan alıp bir başkasına hakkınız olmadan yakıştırdığınız isimlerdir. Yani sizin zihninizde, tasavvurunuzda ancak tanrılaştırdığınız şeyler. Yoksa onlarda tanrılıktan en ufak bir şey yok diyor.

ma enzelAllâhu Biha min sültan Üstelik Allah bunlar hakkında delil de indirmemiştir. Çünkü Allah atama hakkını insan kendisinde nasıl görüyor? Siz taptığınız tanrınızı atama hakkını kendinizde görüyorsanız, söyler misiniz siz tanrınızı mı belirliyorsunuz, tanrınız sizi mi. Siz mi yükseksiniz O mu. İnsan kendi belirlediğine nasıl tapar. Tapıyorsanız nasıl belirleme hakkının kendinizde olduğuna inanıyorsunuz. Bu ne biçim çelişki, bu ne yaman, bu ne dehşet çelişki. İnsanın taptığı kendisinden yüce bir varlık olmalı. Siz ise taptığınızı tayin ediyorsunuz.

İşte bu, bu imalar yapılıyor. Üstelik Allah bu konuda hiçbir belge, delil iletmemişken, neden bu söylenir? Çünkü birine tanrılık yakıştırırken Alemin yaratıcısı olan Allah’ın O’na ait bir niteliği ona veriyorsunuz. Peki Allah’tan izin aldınız mı dercesine bu. Allah’a ait bir niteliği Allah dışında bir varlığa yakıştırırken Allah’tan izin aldınız mı. Sizin olan bir şeyi yakıştırmıyorsunuz ki. Allah’a ait bir şeyi yakıştırıyorsunuz.

inil hükmü illâ Lillâh İşte bütün surenin anahtar cümlesi geldi. Nihai yargı yalnızca Allah’a aittir.

İslam tarihinde Harici adıyla bilinen ve Haruriye diye de anılan ünlü bir hizip, fırka bu ayete dayanarak isyan ettiler Hz. Ali’ye ve bir çok müminin, bir çok sahabenin kanını döktüler. Hz. Ali’ye isyan ederken söyledikleri söz bu ayetti. Sen hakeme başvurmakla hükmün Allah’a ait olduğunu inkar ettin. Dolayısıyla artık sen Müslüman değilsin diyorlardı (Haşa) Onların en büyük yanlışı, Kur’an ın bir ayetinin bir tek küçük bir cümlesini bağlamından kopararak, ait olduğu bütünden ayırarak bayraklaştırmış ve siyasallaştırmış olmalarıydı. Böyle yapınca tarihin en büyük cinayetini işleyen canilere dönüştüler.

Oysa ki bu ayete ait olduğu, kendi ait olduğu bütün içerisinde açıkça anlaşılıyor. inil hükmü illâ Lillâh nihai yargı. Onun için nihai yargı diye çevirdim. Bu nihai yargıdan ne anlamamız gerektiğini zaten ayetin devamı veriyor. Ne imiş bu Allah’a ait olan yargı;

emera ella ta’budu illâ iyyaH O size kendisinden başkasına asla kulluk etmemenizi emretmiştir. zâlikedDiynül kayyimü ve lâkinne ekseranNasi lâ ya’lemun; işte bu dosdoğru olan tek dindir. Fakat insanların çoğu bundan habersizdirler. Anlaşılmıyor mu, yalnızca Allah’a ait olan hüküm; Din belirleme, kime kulluk edileceğini belirleme hükmü. Yoksa insanlarında hükmedebileceğini yine Allah kelamında ifade buyurmamış mıdır Kur’an kelamında

ve in hakemte fahküm beynehüm Bil kıst.. (Maide/42) Eğer hüküm verirseniz adaletle hüküm veriniz diyen de vahiy değil miydi. Onun için burada insan oğlu hiçbir halde, hiçbir noktada, hiçbir şekilde hüküm veremez anlamına alınırsa, zaten bu anlamın kendisi de bir hükümdür. Yani insanoğlu kendi kendisine ayetten yola çıkarak bu ayetin bu manaya geldiği hükmünü yine kendisi veriyor. Hariciler en büyük hükmü bu ayetin manasını öznel olarak, sübjektif olarak belirlemekle vermişler, ilk ayete karşı çıkan kendileri olmuşlardı. Yani bu muhteşem bir çelişkiydi veya muazzam bir çelişki. Ama bu çelişkiyi bile fark etmediler.

Oysa insan akşama kadar bu güzeldir, bu çirkindir, bu iyidir bu kötüdür, bu büyüktür bu küçüktür demekle bile hüküm verir. Bunlar hep hüküm cümlesidir. İnsanoğlu bir ömür hep hüküm verir. Fakat adil hüküm vermekle emr olunmuştur, hüküm vermemekle değil ve bir de Allah’ın hüküm verdiği konularda aksine hüküm vermemekle Allah’ın hükmünün üzerine başka bir hükme sapmamakla emr olunmuştu. Yoksa mutlak manada hükmetmemekle değil.

41-) Ya sahıbeyissicni emma ehadüküma feyeskıy Rabbehu hamra* ve emmel aharu feyuslebü fete’külüt tayru min re’sih* kudıyel emrulleziy fiyhi testeftiyan;

“Ey zindan arkadaşlarım… İkinizden biri (zindandan kurtulup) Rabbine şarap sunacak! Diğerine gelince, asılacak da başından kuşlar yiyecek! Hakkında açıklama istediğiniz iş böyle hükmedilmiştir.” (A.Hulusi)

41 – Ey benim zindan arkadaşlarım! gelelim rüyanıza: biriniz Efendisine yine şarap sunacak, diğeri de asılacak, kuşlar başından yiyecek, işte fetvâsını istediğiniz emir hallolundu. (Elmalı)

Ya sahıbeyissicni emma ehadüküma ey hapishane arkadaşlarım gelelim birinizin rüyasının anlamına. feyeskıy Rabbehu hamra sonunda o efendisine şarap sunma işini sürdürecek, yani kurtulacak ve işinin başına geri dönecek. ve emmel aharu feyuslebü fete’külüt tayru min re’sihi diğerine gelince, işte o asılacak ve kuşlar başını didikleyecek. kudıyel emrulleziy fiyhi testeftiyan; akıbetini soruşturduğunuz bu iş hakkında ki ilahi karar kesinleşmiş bulunuyor.

Son ibare, bu birinci ayetin son cümlesi, hemen yukarıdaki inil hükmü illâ Lillâh ayetiyle çok yakından bağlantılı bu. Bu karar Allah katında kesinleşmiş bulunuyor. Nedir bu ikisi arasındaki bağlantı? Allah’tan bağımsız bir zaman, Allah’tan bağımsız bir insan, Allah’tan bağımsız bir tarih, Allah’tan bağımsız bir başarı, Allah’tan bağımsız bir kariyer planlaması yapılamaz. İşte budur. Yukarıdaki; inil hükmü illâ Lillâh ın anlam alanına da bu girer.

Ey insanoğlu Yusuf’un şahsında bu ilahi hitaptan hisse çıkarmak istiyorsan, ibret almak istiyorsan Allah’tan bağımsız bir kariyer planlaması yapma.Eğer kariyer planlamasında Allah’ı elde var bir olarak kabul eder ve iman edersen, işte kuyuya atsalar, zindana atsalar, köle diye satsalar sonunda sultan olur. Yeter ki Allah dışında bir kariyer planlaması yapma. Mesaj bu.

42-) Ve kale lilleziy zanne ennehu nacin minhümezkürniy ‘ınde Rabbik* feensahuş şeytanü zikre Rabbihi felebise fiyssicni bid’a siniyn;

(Yusuf) bu ikisinden, kurtulacağını zannettiği kimseye dedi ki: “Efendinin katında beni hatırla (ve hatırlat)!”… Ne var ki, şeytan, efendisinin yanında Yusuf’u hatırına getirmeyi unutturdu da, nice yıllar zindanda kaldı. (A.Hulusi)

42 – Bir de bunlardan, kurtulacağını zannettiğine, Efendinin yanında beni an dedi, ona da Şeytan, Efendisine anmayı unutturdu da senelerce zindanda kaldı. (Elmalı)

Ve kale lilleziy zanne ennehu nacin minhümezkürniy ‘ınde Rabbik ve o ikisinden kurtulacağına inandığı gence şu ricada bulundu. Efendinin yanında beni hatırla.

Zayıf bir hadis rivayet edilir. Yani bunu demeseydi hemen çıkacaktı, bunu dediği için hapiste yıllar boyu biraz daha kaldı diye. Hakkı aramayı yeren bir haber adeta. Oysaki İbn. Kesir’in dediği gibi bu rivayet kabul edilemez bir rivayet. Hem senet açısından, hem metin açısından gerçekten de böyle bir rivayetle bu ayeti tefsir edemeyiz.

feensahuş şeytanü zikre Rabbih şeytan berikine, o tembih ettiği kurtulan zindan arkadaşına onu efendisine hatırlatmayı unutturdu. Ensahu fiilinin geçişli yapısı gereği bunun açılımı böyledir. Onun için böyle uzun tercüme yaptım.

felebise fiyssicni bid’a siniyn; Bunun sonucunda hapiste birkaç yıl daha kaldı Yusuf.

43-) Ve kalel melikü inniy era seb’a bekaratin simanin ye’külühünne seb’un ıcafün ve seb’a sünbülatin hudrin ve uhara yabisat* ya eyyühel meleü eftuniy fiy ru’yaye in küntüm lirru’ya ta’bürun;

Melik dedi ki: “Muhakkak ki ben (rüyada) yedi semiz inek gördüm ki, onları yedi zayıf inek yiyordu. Bir de yedi yeşil başak ile bir o kadarı kuru olan diğerlerini gördüm… Ey efendiler! Eğer rüya yorumlayabiliyorsanız, rüyam hakkında bana yoruma dayalı hükmünüzü verin.” (A.Hulusi)

43 – Bir gün Melik ben, dedi: rüyada görüyorum ki yedi semiz inek, bunları yedi arık yiyor ve yedi yeşil başakla diğer yedi de kuru, ey Efendiler, siz rüya tabir ediyorsanız bana rüya mı halledin. (Elmalı)

Ve kalel melikü Kral dedi ki; Kim bu kral; Hiksos hanedanına mensup 6 kraldan biri. Ki bu hanedan M.Ö. 1700 ila 1580 arası Mısır’da hüküm sürmüş bir hanedan. Özelliği de bu hanedanın Mısır yerlilerinden olmayıp Suriye, ya da Irak’tan gelmiş ve Mısır’ı fethetmiş fatihler olmaları. Hiksos ismi eski Mısırca da çoban krallar anlamına geliyormuş. Buradan yola çıkarak eski Mısır uzmanları şu tahminde bulunuyorlar. Bu hanedan Hz. İbrahim ile aynı asıldan geliyordu. Onun için Hz. İbrahim’in torunlarından olan Yusuf’a sahip çıkılması orada, bu hanedana mensup bir kral tarafından böylesine sahip çıkılmasının ve ülkenin başına getirilmesinin, en önemli bir mevkie getirilmesinin nedenini de siyasal olarak böyle yorumluyorlar. Bu gerçekten de makul ve gerçeğe çok yakın tarihi bulgulara da, verilere de uygun bir yorum olarak gözüküyor.

Ve kalel melik Kral dedi ki; inniy era seb’a bekaratin simanin ye’külühünne seb’un ıcafün ben rüyamda 7 besili ineğin, zayıf olan 7. si tarafından yenildiğini gördüm. ve seb’a sünbülatin hudrin ve uhara yabisat ve ayrıca 7 yeşil başak ve o kadar da kuru başak gördüm. Yani 7 zayıf ineğin 7 besili semiz ineği yediğini görüyor. Çelimsiz ineğin. Ve bir de 7 yeşil başakla, 7 kuru başak görüyor rüyasında ve bunu etrafındakilere söyleyerek diyor ki;

ya eyyühel meleü eftuniy fiy ru’yaye in küntüm lirru’ya ta’bürun; siz ey seçkin yorumcular, eğer rüyaların doğru yorumunu biliyorsanız benim rüyamı da yorumlayın bakayım. Diye bir çağrıda bulunuyor Kral. Onlar şöyle cevap veriyorlar, etrafındaki o seçkinler, ya da seçkin rüya yorumcuları.

44-) Kalu adğasü ahlam* ve ma nahnü Bi te’viylil ahlami Bi alimiyn;

Dediler ki: “Bir yığın hayalî kurgu bunlar… Biz, rüyaların tevili konusunda bilgili de değiliz üstelik!” (A.Hulusi)

44 – Dediler ki rüya dediğin «edgâsü ahlâm» demet demet hayalâttır, biz ise hayalâtın tevilini bilmiyoruz. (Elmalı)

Kalu adğasü ahlamin bir tuhaf, karma karışık düşler bunlar dediler. Yani biz nasıl becerelim. Rüya da rüya değil ki, karma karışık şeyler. Tabii gerçekte Kral, eğer aşağı tükürseler sakal, yukarı tükürseler bıyık hesabı olacak, o güne kadar biliyoruz diye geçinip halkın emeğini sömürüyorlardı müneccimler, yıldız falcıları. Fakat iş ciddi bu kez. Eğer öyle yine kafadan atsalar ve çıkmazsa sorumlu olacaklar, belki kelleri gidecek. Fakat cevap vermeseler bir başka türlü olacak. İşte ancak böyle kurtuluyorlar işin içinden. Yani adğaf, ğıvf, demet demektir. Karma karışık çiçeklerden yapılmış bir bukete, bir demete ğıvf denilir Arapça da, yani demet demet hayaller anlamı verebiliriz buraya.

ve ma nahnü Bi te’viylil ahlami Bi alimiyn; ve dediler ki o yorumcular, etrafında ki ileri gelen bilgin geçinenler. Ki unutmayınız o dönemin Mısır’ında yıldız bilimi, gök bilimi, yıldız falcılığı, müneccimlik, bir numaralı meslek. Üstelik biz rüyaların altında yatan gerçek anlamı bilmekten de aciziz. Yıldız bilimiyle rüyalar arasında ne gibi bir ilinti, ilişki var diye sorulabilir.

Aslında unutmayalım ki bu burçlar, burçlara bakarak insanın kaderini okuma, insanın davranış biçimlerini yorumlama ve rüyaları yorumlama aslında hemen hepsinin de akıp döküldüğü yer aynı yer. Yoruma dayanır. Yoruma dayanan bir alandır burası. Falcılık olsun, rüya tabiri olsun, yıldız bilimciliği olsun ve diğer tüm yoruma dayalı spekülatif bilgi sistemleri olsun hep aynı mantığın ürünüdür.

45-) Ve kalelleziy neca minhüma veddekera ba’de ümmetin ene ünebbiüküm Bi te’viylihi feersilun;

O ikisinden (Yusuf’un zindan arkadaşlarından) kurtulmuş olan, daha sonra hatırladı da dedi ki: “Ben size bunun tevilini haber vereyim… Hemen beni (zindana) ulaştırın!” (A.Hulusi)

45 – O ikisinden kurtulmuş olan da nice zamandan sonra hatırladı da dedi ki: ben size onun tevilini haber veririm, hemen beni gönderin. (Elmalı)

Ve kalelleziy neca minhüma veddekera ba’de ümmetin ene ünebbiüküm Bi te’viylihi feersilun;

Evet, işte o an iki zindan arkadaşından kurtulmuş olan diğeri aradan geçen bunca vakitten sonra geçmişini hatırlayarak söze girdi ve dedi ki; Ben bunun altında yatan gerçek anlamı öğrenip size bildirebilirim. Fakat önce bana feersilûn, izin vermeniz gerekecek. Beni gönderin. Gideyim ben bunun gerçek yorumunu size getireyim dedi.

Tabii çıktı hapishaneye vardı, eski arkadaşı, kendisine tembihlemiş olan benim durumumu Kralın yanında dile getir diyen eski arkadaşı Yusuf, ama kendisinin unuttuğu Yusuf’a vardı ve ona dedi ki;

46-) Yusufu eyyühes sıddiyku eftina fiy seb’ı bekaratin simanin ye’külününne seb’un ıcafün ve seb’ı sünbülatin hudrin ve uhara yabisatin, lealliy erci’u ilenNasi leallehüm ya’lemun;

“Ey Yusuf! Ey Sıddık! Yedi semiz inek ile onları yiyen yedi zayıf inek ve bir de yedi yeşil başak ile bir o kadarı kuru (yedi başak) hakkında bize fetva ver (sembollerinin hükmünü açıkla)… Umarım ki (işin hakikatiyle) insanlara dönerim de; belki onlar da (değerini) bilirler.” (A.Hulusi)

46 – Yusuf! Ey sıddık! Bize şunu hallet: «yedi semiz inek bunları yedi arık yiyor ve yedi yeşil başakla diğer yedi de kuru» Ümit ederim ki o nâsa cevap ile dönerim, gerektir ki kadrini bilirler. (Elmalı)

Yusufu eyyühes sıddiyk Ey Yusuf, ey dürüst dostum, arkadaşım. eftina fiy seb’ı bekaratin simanin ye’külününne seb’un ıcafün ve seb’ı sünbülatin hudrin ve uhara yabisat şu rüya hakkında ki görüşünü bana söyle dedi.7 besili inek, zayıf olan diğer yedisi tarafından yeniliyor. Ayrıca 7 yeşil başak ve bir o kadar da kuru başak var. lealliy erci’u ilenNasi leallehüm ya’lemun; keşke insanların yanına doğru cevapla dönebilsem, böylece bakarsın senin değerini de anlamış olurlar. Diye de bir umut verdi ona.Yani bunun doğru yorumunu yapabilirsen tamam buradan kurtulursun demeye getirdi arkadaşı.

İlginçtir bakınız ne diyor; eyyühes sıddiyk ey dürüst arkadaşım. Zihninde Hz. Yusuf’tan dürüstlüğü kalmış. Yani onu dürüstlüğü ile tanımış. İşte bir başkasına bıraktığınız imaj, onun zihninde ki sizin tasavvurunuz eğer dürüstlüğünüz ise, işte o zaman onun gönlüne girmişsiniz demektir. Ve burada özellikle o boyutuna dikkat çekiliyor. Hayatı imana şahit kılmak diyorum buna. Hayatınızla örnek olmak. Onlar Yusuf’un hayatına şahit oldular. Yusuf imanına hayatını şahit kıldı. Sadece lafla değil, hayatıyla gösterdi imanını ve onlar da Yusuf’un o güzel hayatını gördüler. İşte burada onu görüyoruz.

47-) Kale tezreune seb’a siniyne deeba* fema hasadtüm fezeruhu fiy sünbülihi illâ kaliylen mimma te’külun;

(Yusuf) dedi ki: “Yedi sene âdetiniz üzere ziraat yapın (ekersiniz)… Hasat ettiklerinizi de başağında bırakın… Yiyeceğiniz az (bir miktar) hariç.” (A.Hulusi)

47 – Dedi: yedi sene bermu’tad ekeceksiniz, biçtiklerinizi başağında bırakınız, biraz yiyeceğinizden maada. (Elmalı)

Kale tezreune seb’a siniyne deeba Yusuf şöyle yorumladı bu rüyayı. Öteden beri yapa geldiğiniz gibi 7 yıl ekip biçeceksiniz. fema hasadtüm fezeruhu fiy sünbülihi illâ kaliylen mimma te’külun; Fakat yiyeceğiniz az bir miktar dışında kalanı, daneyi başağından ayırmaksızın muhafaza edeceksiniz, koruyacaksınız, bekleteceksiniz.

48-) Sümme ye’tiy min ba’di zâlike seb’un şidadün ye’külne ma kaddemtüm lehünne illâ kaliylen mimma tuhsınun;

“Sonra bunun ardından yedi şiddetli – kurak yıl gelir… O seneler, önceden biriktirdiklerinizi yerler… Sakladığınız az (bir miktar) hariç.” (A.Hulusi)

48 – Sonra onun arkasından yedi kurak sene gelecek, önce biriktirdiklerinizi yiyip götürecek, biraz saklayacağınızdan maada. (Elmalı)

Sümme ye’tiy min ba’di zâlike seb’un şidadün ye’külne ma kaddemtüm lehünne illâ kaliylen mimma tuhsınun; sonra bunların ardından 7 yıllık bir kıtlık dönemi gelecek ki işte bu sizin zor zamanlar için ayırdığınız her şeyi, muhafaza ettiğiniz az bir şey dışında silip süpürüp götürecek. Hiçbir şey bırakmayacak bu kıtlık yılları. O az bir miktar, muhafaza ettiğiniz o az miktar dışında.

49-) Sümme ye’tiy min ba’di zâlike amün fiyhi yüğasün Nasu ve fiyhi ya’sırun;

“Sonra bunun ardından bir yıl gelir ki, onda insanlar bol yağmura kavuşturulur ve onda (bollukla) sıkıp sağacaklar (süt sağmak, meyve – üzüm suyu sıkmak).” (A.Hulusi)

49 – Sonra onun arkasından bir yıl gelecek ki halk onda sıkıntıdan kurtulacak, sıkıp sağacak. (Elmalı)

Sümme ye’tiy min ba’di zâlike amün fiyhi yüğasün Nasu ve fiyhi ya’sırun; Sonra bunun da ardından insanların darlıktan kurtulup bolluğa kavuştuğu bir devir gelecek. Yani o 7 çelimsiz inek 7 besili ineği yiyordu ya, onu öyle tanımlıyor. 7 yıllık kıtlık olacak. O 7 yıllık kıtlıkta eğer besili 7 ineğiniz varsa siz onu yiyerek kurtulacaksınız. O halde şimdiden size düşen 7 besili ineği tutmak. Yani biriktirmek. Onun için o kıtlığı haber veriyor ve böyle yorumluyor.

Yorumunun sonu da şöyle; Bunların ardından insanların darlıktan kurtulup bolluğa kavuştuğu bir devir gelecek, fiyhi yüğasün Nas o zaman insanlar rahatlayacak yuğaaf fiili eğer ğavs mastarına izafe edilirse darlıktan bolluğa çıkacaklar manasına gelir. Eğer ğays mastarına izafe edilirse ki, ikisi de mümkün dil olarak o zaman, bol bol yağmura kavuşacaklar manasına gelir, ama son tahlilde darlıktan bolluğa kavuşmakta, bol bol yağmura kavuşmakta aynı kapıya çıkar. Fakat kelime hangi mastara izafe edilirse ona göre anlamı değişir.

ve fiyhi ya’sırun; işte o zaman insanlar şıralı ve yağlı bitkileri tekrar sıkacaklar, mallarını tekrar sütünü sağacaklar diyor.

50-) Ve kalel melikü’tuniy Bih* felemma caehür Rasûlü kalercı’ ila Rabbike fes’elhü ma balünnisvetillâtiy katta’ne eydiyehünne, inne Rabbi Bi keydihinne Aliym;

Melik dedi ki: “Onu (Yusuf’u) bana getirin!”… Ne zaman ki Ona (Yusuf’a) rasûl (elçi) geldi, (Yusuf o rasûle): “Rabbine (efendine) dön… Ona, ‘Ellerini kesen kadınların hâli ne idi?’ diye sor… Muhakkak ki Rabbim, onların tuzaklarını Aliym’dir.” (A.Hulusi)

50 – Bunu duyan Melik de getirin bana onu, bunun üzerine ona gönderilen adem gelince, haydi Efendine dön de sor ona: o ellerini doğrayan kadınların maksatları ne imiş, şüphe yok ki rabbim onların hilelerine alîmdir dedi. (Elmalı)

Ve kalel melikü’tuniy Bih Bu yorum kendisine iletilince, Krala iletilince, Hz. Yusuf’un bu yorumu o eski arkadaşı tarafından, Kral; Onu bana getirin emrini verdi. felemma caehür Rasûlü kalercı’ ila Rabbike fes’elhü ma balünnisvetillâtiy katta’ne eydiyehünn Evet, görevli, kralın çağrısını getiren, davetini getiren görevli kendisine gelince Yusuf dedi ki; Efendine dön ve ona sor bakalım. Ellerini kesen o hanımların derdi neymiş. Niçin ellerini kesmişler. Bir sor bakalım git. Ben burada bekleyeyim, önce bu işi halledelim. Yani yarım kalmış bir hesabımız var demeye getirdi.

Demek ki ülkede, şehirde bu artık destan olmuş geçmişte, herkes duymuş. Onun için bu olayın ortaya çıkmasını istiyor Hz. Yusuf. Yani fırsattan istifade ben varıp söyleyeyim demedi. Önce olay ortaya çıksın, gerçeği herkes itiraf etsin. Acelecilik göstermedi. Çünkü onun için gerçeğin ortaya çıkması, kendisinin zindandan çıkmasından daha önemliydi.

inne Rabbi Bi keydihinne Aliym; şunu da iyi bil ki dedi o görevliye; Benim rabbim onların tuzaklarını çok iyi bilmektedir. Yani adeta bir kinaye var bu sözün altında. Benim rabbim iyi bilir de senin rabbin bilebilecek mi birde git ondan sor dercesine.

51-) Kale ma hatbükünne iz ravedtünne Yusufe ‘an nefsih* kulne haşe Lillâhi ma alimna aleyhi min suin, kaletimraetül aziyzil’ANe hashasal hakk* ene ravedtühu ‘an nefsihi ve innehu lemines sadikıyn;

(Melik, kadınlara) dedi ki: “Yusuf’u ayartmak istediğinizde ne yaptı?”… “Hâşâ! Allâh için, Onun bir kötü davranışına şahit olmadık” dediler. Aziyz’in karısı ise: “Şimdi Hak ortaya çıktı! Ben Onu ayartmak istedim… Muhakkak ki O (Yusuf) doğru sözlüydü!” (A.Hulusi)

51 – Melik, o kadınlara, derdiniz ne idi ki o vakit Yusuf’un nefsinden murad almağa kalktınız? Dedi, hâşâ dediler Allah için biz onun aleyhinde bir fenalık bilmiyoruz. Azîzin karısı şimdi, dedi, hak tezahür etti, onun nefsinden ben kâm almak istedim, o ise şeksiz şüphesiz sadıklardandır. (Elmalı)

Kale ma hatbükünne iz ravedtünne Yusufe ‘an nefsih

Tabii bu arada bir takım doğrudan mesajla ilgili olmayan öykünün geri kalan kısmı var, onun bizim zihnimizde, tasavvurumuzda doldurmamızı istiyor Kur’an.

Gitti görevli, krala söyledi, kral kadınları topladı, artık geriye kaç kişi kalmışsa o olaya şahit olan hanımları topladı ve onlara şöyle sordu. Sizler bir zamanlar Yusuf’u baştan çıkarmaya çabalamakla ne elde etmeyi ummuştunuz bakayım dedi.

kulne haşe Lillâhi ma alimna aleyhi min su’i Onlar haşa dediler. Allah için biz onun aleyhine olabilecek en küçük bir kötülüğe şahit olmadık. Ondan en küçük bir kötülüğü görmedik dediler. kaletimraetül aziyzil’ANe hashasal hakk Evet, orada bir gerçek ortaya çıktı ve bakanın eşi, İsmi Potifar olduğu söylenen kralın bakanlarından birinin eşi olan ve tarihin bize Züleyha diye tanıttığı o hanım, malum yöneticinin karısı diye çevirebiliriz buradakini ayette. İşte diye atıldı gerçek olanca çıplaklığıyla şimdi ortaya çıktı.

ene ravedtühu ‘an nefsihi ve innehu lemines sadikıyn; Arzumu tatmin için onu baştan çıkarmaya çalışan bendim. Ne ki o hep özüne ve sözüne sadık kaldı. Ahdini bozmadı, ihanet etmedi. Ne rabbine ihanet etti, ne de efendisine ihanet etti. Özüne ve sözüne sadık kalan o oldu.

İşte en sonunda kazananın erdem, fazilet olduğunun en güzel delili, en güzel örneği burada. Erdem düşmanınızı dahi size hayran eder. Size dışarıdan düşmanlık yapsa dahi, erdemine şahit olmuşsa vicdanında Size hayran olacaktır. İşte ilk fırsatta da zorlandığında onu dile getirecektir. Tıplı Aziz’in eşi gibi.

52-) Zâlike li ya’leme enniy lem ehunhü Bil ğaybi ve ennAllâhe lâ yehdiy keydel hainiyn;

“Bu, arkasından efendime ihanet etmediğimin bilinmesi içindi ve Allâh hainlerin hilelerinde başarılı olmasına izin vermez.” (A.Hulusi)

52 – Bu işte şunun için ki bilsin hakikaten ben, ona gaybında hıyanet etmedim ve hakikaten Allah hâinlerin hilesini muvaffakıyete erdirmez. (Elmalı)

Zâlike li ya’leme enniy lem ehunhü Bil ğaybi ve ennAllâhe lâ yehdiy keydel hainiyn; Yusuf sonucu öğrendiğinde şöyle dedi. Bunu onun yokluğunda kendisine ihanet etmediğimi ve Allah’ın ihanet edenlerin tuzağını asla başarıya ulaştırmayacağını bilmesi için yaptım. Bilsin diye yaptım dedi. Neden zindandan çıkmayıp ta kendisine gelen haberciyle böyle bir haber gönderdiği krala, işte böyle açıklıyor Hz. Yusuf.

53-) Ve ma uberriu nefsiy* innen nefse leemmaretun Bissui illâ ma rahıme Rabbiy* inne Rabbiy Ğafûrun Rahıym;

“Ben nefsimi temize çıkarmıyorum… Muhakkak ki nefs, var gücüyle kötülüğü emreder… Rabbimin rahmet ettiği müstesna… Muhakkak ki Rabbim Ğafûr’dur, Rahıym’dir.” (A.Hulusi)

53 – Nefsimi terbiye de etmiyorum, çünkü nefis cidden emmaredir fenayı emreder meğer ki rabbim rahmetiyle yarlıgaya çünkü rabbim gafur rahîmdir. (Elmalı)

Ve ma uberriu nefsiy bununla beraber ben dahi kendim için garanti veremem dedi.

Şimdi ilginçtir 52. ayetle 53. ayeti bazı müfessirler nedense Hz. Yusuf’un sözü olarak değil de, Züleyha’nın ya da kadınların sözü olarak, kadınlardan birinin sözü olarak naklederler. Ama bunun doğru olmadığı açık. Yani bunun bir gerekçesini göremiyoruz sözü bölmek için. Sanırım kadim müfessirlerden bazıları kendi peygamber teorilerine pek uygun düşmediğini düşünmüş olacaklar; Ve ma uberriu nefsiy ibaresinin. Yani ben kendim için dahi garanti veremem sözünü Hz. Yusuf’un bir peygamber olarak Hz. Yusuf’a yakıştırmamış olacaklar ki biraz da bu yüzden bu iki ayeti Hz. Yusuf’un sözü olarak değil de Aziz’in eşinin sözü olarak anlamışlar ve algılamışlar ama bunun doğru olmadığını düşünüyoruz.

innen nefse leemmaretun Bissui illâ ma rahıme Rabbiy çünkü eğer rabbim rahmetiyle esirgemeyecek olursa, öz benliği insana kötülüğün daniskasını işletebilir. Öyle diyor Hz. Yusuf. Ben kendim için dahi garanti veremem, eğer rabbim rahmetiyle esirgemezse insana öz benliği dahi kötülüğün daniskasını işletebilir. Bu kötülüğün daniskası çevirim şurada ki; leemmaretun da ki “lam”, yani te’kit lam’ı, ve ayrıca da kelimenin yapısındaki o şedde. Anlamı güçlendiren ve te’kit eden o şedde. Bu iki te’kid i ben çeviriye daniskası diye yansıtmayı daha uygun buldum.

inne Rabbiy Ğafûrun Rahıym; şu da var ki rabbim günahkarı bağışlar, merhamet eder. Yani onun Züleyha’ya da bir mesajı var. Ben kendim için dahi garanti vermem. Bunca iffetini savunmuş, korumuş bir Yusuf dahi, ben kendim için dahi garanti vermem diyor. Bu çok önemli. Eğer rabbimin rahmeti olmasaydı demişti daha önce de geçen ayetlerde unutmayın.

Burada Züleyha’yı ima ederek; günahkarlar içinde Allah’ın affediciliğini dile getiriyor. Tek başına ahlak ve erdemiyle koca bir ülkede inkılap yapan, devrim yapan Hz. Yusuf’un ahlakının yüceliği işte burada görünüyor. Hem bir ülkeyi erdem, ahlak ve yeteneği ile tamamen eline alacak kadar büyük bir ahlaka sahip, devrim yapacak kadar büyük bir ahlaka sahip, hem de bu ahlakın kaynağının kendisinden değil Allah’tan olduğunu itiraf edecek kadar da mütevazi. İşte bu ahlakın tacı da budur.

54-) Ve kalel melikü’tuniy Bihi estahlıshu li nefsiy* felemma kellemehu kale innekel yevme ledeyna mekiynün emiyn;

Melik dedi ki: “Onu (Yusuf’u) bana getirin! Onu kendime özel dost edineyim”… Onunla konuşmaya başlayınca şöyle dedi: “Bugün senin yanımızda kesinlikle güvenilir bir yerin vardır.” (A.Hulusi)

54 – Melik de dedi: getirin bana onu kendime tahsis edeyim! bunun üzerine vaktâ ki onunla konuştu, dedi: sen bu gün, nezdimizde cidden bir mevki’ sahibisin, eminsin, (Elmalı)

Ve kalel melikü’tuniy Bihi estahlıshu li nefsiy Derken Kral onu bana getirin diye emretti. Onu kendime seçkin bir yardımcı olarak atayayım. Evet, Ve kalel melikü’tuniy Bihi estahlıshu li nefsiy dedi. Onu kendime bir yardımcı olarak atayayım. felemma kellemehu kale innekel yevme ledeyna mekiynün emiyn; onunla konuşmasının ardından dedi ki; İyi bil ki bundan böyle sen, katımızda yüce bir konuma sahip olan, kendisine güven duyulan birisin dedi. Hem mekiyn, yüce bir konuma sahip olan, hem de emniyn, yani kendisine güven duyulan birisin dedi.

Mücahid’e göre Kral iman ediyor burada. Mücahid’in naklettiği bir rivayete göre. Bu bir kişinin kansız, sadece ahlak ve erdemle bir ülkeyi teslim alması demektir. Böyle olsa da olmasa da Hz. Yusuf sonunda o ülkede yönetici oluyor. İşte bu bile yeterli. Ahlak ne yapar ki diyene, ahlak devrim yapar diyebiliriz bu örnekten yola çıkarak.

55-) Kalec’alniy alâ hazainil Ard* inniy Hafiyzun Aliym;

(Yusuf) dedi ki: “Beni ülkenin hazinedarı yap. Kesinlikle ben güvenilir ve bilgili bir kişiyim.” (A.Hulusi)

55 – Dedi: beni Arz hazineleri üzerine memur et, çünkü ben iyi korur, iyi bilirim. (Elmalı)

Kalec’alniy alâ hazainil Ard* inniy Hafiyzun Aliym; Yusuf şu talepte bulundu, beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Benim onu çok iyi koruyup kollayacağıma, bu konuda ki bilgi birikimime güvenebilirsiniz dedi Krala.

56-) Ve kezâlike mekkenna li Yusufe fiyl Ard* yetebevveü minha haysü yeşa’* nusıybu Bi rahmetina men neşau ve lâ nudıy’u ecrel muhsiniyn;

İşte böylece o ülkede (Mısır’da) Yusuf’u yerleştirdik… Orada dilediği yerde dolaşır, konaklardı… Rahmetimizi dilediğimizde açığa çıkartırız… İhsan edicilerin yaptıklarını karşılıksız bırakmayız. (A.Hulusi)

56 – Ve işte bu suretle Yusuf’u o arzda temkin ettik, neresinde isterse makam tutuyordu, biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz, ve Muhsinlerin ecrini zayi’ etmeyiz. (Elmalı)

Ve kezâlike mekkenna li Yusufe fiyl Ard işte bu şekilde biz ülkede Yusuf’a sağlam bir iktidar zemini hazırladık. yetebevveü minha haysü yeşa’ ki orada istediği yapıyı inşa etsin.

Burada ki  haysü yeşa’ istediği yerden kalksın göçsün, yetebevve oraya otursun kalksın, eğlesin, dursun manasını vermek mümkün fakat bu çok anlamlı değil. Orada istediği yapıyı inşa etsin diye çevirim de bu yüzden. Çünkü yönetici olmuştu ve orada hem adalet, hem tevhid üzere bir yönetim anlayışı gerçekleştirmek, inşa etmek istiyordu. Bence bu ibare asıl bu manaya dikkat çekiyor diye düşünüyorum. Kansız ahlak devrimi, yürek fethi yapsın için ona böyle bir yetki verdik diyor Kur’an.

nusıybu Bi rahmetina men neşau ve lâ nudıy’u ecrel muhsiniyn; Biz rahmetimizi istediğimize bahşederiz. Fakat iyilik yapanların bu dünyada ki karşılığını da zayi etmeyiz.

57-) Ve leecrul’ahireti hayrun lilleziyne amenû ve kânu yettekun;

Sonsuz geleceklerine dönük karşılığı ise, iman etmiş ve korunmakta olanlar için elbette daha hayırlıdır. (A.Hulusi)

57 – Ve elbette Âhiret ecri daha hayırlı fakat iman edip takvâ yolunu tutanlar için. (Elmalı)

Ve leecrul’ahireti hayrun lilleziyne amenû ve kânu yettekun; hele bir de öte dünyada karşılığı var ki. Bu dünyada ki karşılığı tamam, müsellemdir, olacaktır. Fakat bir de öte dünyadaki karşılığı var ki, daha hayırlı olan bu karşılık, iman eden ve onu korumakta titizlik gösterenler içindir.

Evet, Hz. Yusuf’un bu kıssası bir kişinin aklı, ahlakı, imanı, erdemi ve becerisi ile koca bir ülkeyi kansız, kıtalsiz, bir kılıç kalkmadan herhangi birinin canına ziyan gelmeden feth edebileceğinin tarihsel en çarpıcı örneğidir. Demek ki devrimler iman ve ahlakla da yapılabiliyor. Bu örnek, Yusuf kıssası aslında bize bunu, bu muhteşem örnekliği veriyor.

Rabbimden Ahlakı, erdemi, fazileti, hayatının mihveri kılan ve o ahlak ile, o erdemle, o imanla, o faziletle, eğer mazlum olmak gerekiyorsa mazlum olmaktan dahi çekinmeyen, günaha gitmektense zindana gitmeyi tercih eden bir iman niyazlıyorum.

“Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 23 Aralık 2011 in KUR'AN

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: