RSS

İslamoğlu Tef. Ders. YUSUF SURESİ (058-087)(77)

30 Ara

231“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

 ”BismillahirRahmanirRahıym”

Sevgili Kur’an dostları geçen dersimizde Yusuf suresinin 57. ayetine kadar işlemiştik. Geçen ders işlediğimiz ayetleri hatırlayacak olursak Hz. Yusuf en sonunda zindandan çıkmış ve amiyane meşhur tabirle Mısır’a sultan olmuştu. Önemli bir göreve getirilmişti. Ülkelerin hazinelerinin sorumlusu olarak Kralın müsteşar’ı olmuştu.

Aslında bu surenin Mekke’nin son dönemlerinde Resulallah’a, yani Mekke’nin Yusuf’una geleceği gösteren, aydınlık geleceği müjdeleyen bir müjde olduğunu hiç aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor. Ey bu çağın Yusuf’u diyor sure. Ey her çağın Yusuf’ları unutmayınız sultanlığa ulaşan yol kimi zaman zindandan, kimi zaman kölelikten, kimi zaman kuyudan geçer. Ama eğer sonuçta Mısır’ınıza sultan olmak istiyorsanız Züleyha’nın arkasından değil, Züleyha’yı arkanızdan koşturacak bir iç güzelliğine sahip olmanız gerek.

Eğer siz gelecekte tek başınıza ahlakınız, erdeminiz, yeteneğiniz ve imanınızla. Sabrınız ve vicdanınızla bir ülkede tek kişilik bir devrim, hem de muhteşem bir devrim yapmak istiyorsanız öncelikle ruhunuzda özgür olmanız gerek. Züleyha sarayda köle iken, Yusuf zindanda hür idi. Kimin, kimin ardından koştuğuna bakarsak o zaman kim özgür, kim köle daha iyi anlarız demiştim. İşte şimdi kıssanın devamı şu ayetlerle ifade buyruluyor.

58-) Ve cae ıhvetü Yusufe fedehalu aleyhi fearefehüm ve hüm lehu münkirun;

 (Nihayet) Yusuf’un kardeşleri geldi… Onun yanına girdiler… Onlar Yusuf’u tanımadıkları hâlde Yusuf, onları tanıdı. (A.Hulusi

58 – Bir de Yusuf’un biraderleri çıkageldiler, geldiler yanına girdiler, derhal onları tanıdı, onlar ise onu tanımıyorlardı. (Elmalı)

Ve cae ıhvetü Yusufe fedehalu aleyh Nihayet Yusuf’un kardeşleri tahıl yardımından pay almak için Mısır’a geldiler ve onun huzuruna çıktılar. Neden tahıl almaya geldiler, bu açık. Yusuf’a zindanda hapishane arkadaşlarının gördüğü rüyaları yordururken aktarmıştık. İşte orada ima edilen şey gelecekte b ir kıtlığın baş göstereceği idi.

Bu kıtlık baş göstermiş, başta Mısır olmak üzere tüm mücavir toprakları ve ülkeleri kasıp kavurmuştu. Fakat bu kıtlığa karşı Mısır’dan başka hiçbir ülkenin hiçbir halkın ihtiyat stokları bulunmuyordu. Mısır da bu ihtiyat stoklarını, bu kasıp kavuran kıtlığa karşı ihtiyat stoklarını Hz. Yusuf’un rüyayı doğru yorumlamasına yani peygamberliğine borçlu idi.

Onun için Hz. Yusuf daha zindanda iken, zindanında olduğu ülkenin geleceğini kurtarıyordu, inşa ediyordu. Hilmetle, bilgiyle, ferasetle, basiretle, tabir ile yani olayların görüneninin arkasına bakarak Tefsir ve Te’vil ile Yani hadiselerin satır aralarını okuyarak bir ülkenin, hem de kendisini zindana haksız yere atanların ülkesinin geleceğini inşa ediyordu. Ve o şu hesabı yapmadı; Bunlar bana bu kötülüğü yaptılar, Mısır’lılar. Ben de bunları yanıltayım demedi. Bu bir hesaptı. Böyle bir hesap yapsaydı insani bir şey olurdu, anlaşılabilirdi de. Ama bunu yapmadı. Kendisine haksızlık yapanlara el kol oldu. Onların geleceğini aydınlatacak bir konuda yardımcı oldu ve Mısır kıtlıktan kırılan büyük bir coğrafyanın ortasında bir tahıl ambarına dönüştü. Öyle bir tahıl ambarı ki, etrafındaki mücavir halklar açlıktan kırılmamak, yok olmamak için Mısır’a tahıl almaya geldiler. Tabii ki bedel karşılığında takas usulü. O günün ticaret koşullarına uygun olarak tahıl alıyorlardı. Fakat tahılın bulunmuş olması, bulunuyor olması büyük bir nimetti.

İşte bu tahıl tevziyatının ve satışının başında Hz. Yusuf bulunuyordu ve o şöyle bir talimat vermiş olmalı, ayetlerden o anlaşılıyor açıkça, benden izinsiz dışardan gelenlere hiçbir şey satmayın demiş olmalı ki, ondan izin alıyorlar öyle satıyorlardı. Belki kim bilir o bu talimatı ilahi kaderin gergef gergef dokuduğu şeyi ortaya çıkarmak için kardeşlerinin de bir gün Mısır’a yani kendisine tahıl için başvuracakları gibi bir beklentisi vardı. Böyle bir beklenti üzerine vermişte olabilir bu talimatı.

Malum o dönemde Filistin tabii ki bağımsız bir ülke olmakla birlikte Hiksos dönemi Mısır’ına dış işlerinde bağımlı bir eyalet idi. Aslında Suriye’nin bir parçası olan Filistin, Suriye ile birlikte Hiksos’ların hüküm sürdüğü, Hiksos hanedanı Mısır’ın da bir eyalet haline gelmişti. Çünkü Hiksoslar kendileri aslen Suriyeli, ya da Irak’lı idiler, yani bir fatih olarak Mısır’a girdiler ve Mısır’ı fethettiler. On un içinde eski toprakları, eski ülkeleri olan Suriye, Irak, Filistin; Mısır’ın bir eyaleti haline gelmişti.

fearefehüm ve hüm lehu münkirun; onları derhal tanıdı Yusuf. Fakat, fehüm ve hüm lehu münkirun; onlar onu tanımadılar, tanıyamadılar. İnkar, münkir; Hem akidevi olarak Allah’ı inkar anlamına gelir, hem de tanımama anlamına gelir. Hatta bu tanımama mecazen meşruiyetini kabullenmeme, tanımazdan gelme, onun varlığını kabullenmeme anlamını da taşır.

Aslında her inkar, yok saymaktır, yok etmek değil. Allah’ı inkar eden Allah’ı yok etmiş olmaz (haşa). Yok saymış olur. Var olan bir şeyi inkar eden, onun var oluşuna yönelik hiçbir zarar veremez. Sadece kendisine zarar verir. Onun içindir ki Kur’an her inkara zulüm adını verir. Ve ..inneş şirke le zulmün azıym; (Lukman/13) şirk korkunç bir zulümdür diyerek şirki zulümlerin en büyüğü olarak niteler.

59-) Ve lemma cehhezehüm Bi cehazihim kale’tuniy Bi ehın leküm min ebiyküm* ela teravne enniy ûfil keyle ve ene hayrul münziliyn;

(Yusuf) onların yüklerini yüklettikten sonra dedi ki: “Bana, (bir dahaki erzak almaya gelişinizde) üvey kardeşinizi (Yusuf’un öz, gelenlerin ise üvey kardeşi olan Bünyamin) getirin… Görüyorsunuz, ben hakkınızı tam veriyorum ve ben konukseverlerin en hayırlısıyım.” (A.Hulusi)

59 – Ve vaktâ ki onları bütün hazırlıkları ile teçhiz etti, dedi: bana sizin babanızdan olan bir kardeşi getirin, görüyorsunuz a ben ölçeği tam ölçüyorum ve ben misafir perverlerin en yararlısıyım. (Elmalı)

Ve lemma cehhezehüm Bi cehazihim kale’tuniy Bi ehın leküm min ebiyküm Onların yükleri yükletilince, gelecek sefer baba bir kardeşinizi de getirin dedi ve ekledi; ela teravne enniy ûfil keyle ve ene hayrul münziliyn; görmüyor musunuz ki ben size tam ölçek verdim. Çünkü ben konukseverliğimle dillere destan olmuş biriyim. Dedi.

Bir dahaki sefere baba bir kardeşinizi de getirin demekle tabii ki Bünyamin’i kastediyordu. Tevrat’ın verdiği isimle. Bünyamin öz kardeşiydi Hz. Yusuf’un. Diğer oğulları başka annelerden olmuştu ama Bünyamin ve Yusuf; Rachel’in çocukları idi. Anlaşılan onlar tahıl almak için ülkenin hazine bakanı Yusuf’a baş vurduklarında onların ailesi hakkında demografik bilgilerde vermişlerdi veya almıştı Hz. Yusuf. Yani bilmesine rağmen onlara konuşturmuş ve söyletmiş olmalı bir kardeşlerinin daha olduğunu ve onun gelmediğini ki, onlara böyle bir talimat veriyor.

60-) Fein lem te’tuniy Bihi fela keyle leküm ındiy ve lâ takrebun;

“Eğer onu bana getirmezseniz, ne benden bir ölçek bekleyin ne de yanıma gelin.” (A.Hulusi)

60 – Eğer onu bana getirmezseniz artık benim yanımda size kile yok ve bana yaklaşmayın. (Elmalı)

Fein lem te’tuniy Bihi fela keyle leküm ındiy ve lâ takrebun; Gelecek sefer onu da getirmezseniz o takdirde benden ne bir ölçek alabilirsiniz, ne de yanıma yaklaşabilirsiniz dedi.

Bir önceki ayetin son kelimesi, 59.nun son kelimesi; ve ene hayrul münziliyn; dikkatinizi çekmiş olmalı münziliyn. Münzil, inzal, nüzûl; Kur’an ın inişine de bu kökten gelen nüzûl denilir. Ben konukseverlerin en hayırlısıyım. Yani misafire çıkartılmış mükellef sofraya da Arap dilinde nüzûl denilir. Allah’ın insanlığa sunduğu mükellef bir gök sofrasıdır Kur’an. Onun için Kur’an inzal olmuştur. Allah insanoğluna Kur’an ı bir nimet, hem de nimetlerin en büyüğü olarak sunmuştur. Bu, bu çağrışımı yaptı.

61-) Kalu senüravidü anhu ebahu ve inna le faılun;

Dediler ki: “Onu getirmek için babasını razı etmeye çalışacağız… Kesinlikle bunu başarırız.” (A.Hulusi)

61 – Dediler: her halde onun için babasından iradesini almağa çalışırız ve her halde yaparız. (Elmalı)

Kalu senüravidü anhu ebahu ve inna le faılun; Onlar ne cevap verdiler bakan Yusuf’a? Onu getirmek için babasından izin alma konusunda tüm çabamızı kullanacağız dediler. Çünkü biz ve inna le faılun çünkü biz bunu yapmaya mahkumuz, mecburuz demeye getirdiler, dediler.

62-) Ve kale liftiyanihic’alu bidaatehüm fiy rihalihim leallehüm ya’rifuneha izenkalebu ila ehlihim leallehüm yerci’un;

(Yusuf) hizmetlilerine dedi ki: “Sermayelerini yüklerinin içine koyun… Ailelerine döndüklerinde belki bunu fark ederler de bize geri dönerler.” (A.Hulusi)

62 – Uşaklarına da dedi: sermayelerini yüklerinin içine koyuverin belki ailelerine avdetlerinde anlarlar belki yine gelirler. (Elmalı)

Ve kale liftiyanihic’alu bidaatehüm fiy rihalihim bu arada Yusuf hizmetçilerine; onların bedel olarak getirdiklerini yüklerinin arasına koyun emrini verdi. Tabii o dönemin ekonomik şartları bugünkü gibi itibari değeri olan gaime, yani kağıt para ile değil, takas usulü genellikle yapılıyor. Yükte hafifi pahada ağır değerde olan şeylerle geliyorlar, onları verip karşılığında gıda, tahıl alıyorlardı.

leallehüm ya’rifuneha izenkalebu ila ehlihim leallehüm yerci’un; belki ailelerinin yanına döndüklerinde dedi Hz. Yusuf; bunu fark ederler de bu sayede bir kez daha gelirler.

Evet, olay kendi iç bütünlüğü içerisinde cereyan ediyor. Ağır ağır bir senaryo yürürlüğe konuluyor. Bu senaryo yürürlüğe konulurken tabii ki senaryonun kahramanı Hz. Yusuf, Hz. Yakub gibi iki peygamber ve kardeşleri ve diğer dahil olan insanlar. Senaryoda kötü roller var, iyi roller var. Züleyha kötü rollerden birini oynuyor ve daha başkaları. Fakat bu kıssa anlatılırken bize; Allah’ın hayata müdahil olduğu, Allah’ın hayattan el çekmediği, Allahsız bir başarı tasarısının olamayacağı, Allahsız bir kariyer planlamasının boşa çıkacağı, Allah’ın hesaba katılmadığı bir planın, projenin sonuna kadar yürüyemeyeceği bu kıssa çerçevesinde biz müminlere öğretilmiş oluyor. Bu temel düsturu, bu temel fikri hiç gözden kaçırmadan, uzak tutmadan bu kıssayı dinlememiz ve okumamız gerekiyor.

Mekke’nin Yusuf’unu hatırlayın, yani Resulallah’ı. Onun hayatında da böyle bir sahne var mıydı? Tabii ki. Hicretin 7. yılındayız yaklaşık. Mekke’nin gururlu reisi Ebu Süfyan bir gün öldürülme korkusu taşıya taşıya Medine’ye geliyor. Geldiği ev aynı zamanda kızının evi. Unutmayın Resulallah Ebu Süfyan’ın damadı Ümmü Habibe kızı, Resulallah’ın eşi, bizim annemiz.

Bu gelişin sebebi ne? Bu gelişin sebebi; kıtlık içerisinde bulunan Mekke’ye yardım dilenmek. Hem de can düşmanından. Mekke öyle bir hale gelmiş ki hüküm süren kıtlığa rağmen etraftan tahıl alamamakta. Allah’ın yardımı sayesinde bölgenin tahıl ambarı olan Necran, tahıl vermeyi durdurmuş bulunmakta. Çünkü Necran’ın büyük reisi; Sümame bin Usal Müslüman olmuş durumda. İşte bu mecburiyetten dolayı Mekke’nin burnu havada mütekebbir ve mütegallibeleri, Medine’den başka gidecek yer bulamıyorlar. Düne kadar canına kast ettikleri o güzel insanın ellerine düşüyorlar.

Peki o ne diyor? İşte burası çok önemli. Ne yüzle geldiniz mi.! diyor. Utanmıyor musunuz mu..! diyor. Yoksa yardım ediyor mu..! Yardım ediyor. Vefaul vefa Bi Ahbari Daril Mustafa isimli muhteşem kitabın yazarı Semhudi bize bu rivayeti aktarıyor. Resulallah’ın Mekke’ye; Yoksullara dağıtılmak üzere. Şartı bu. Çünkü kıtlıktan en çok mutazarrır olan Mekke’nin yoksul kesimi. Yoksullara dağıtılmak üzere çok büyük miktarda gümüş külçe gönderdiğini söylüyor.

İşte karşılaştırma. Mekke’nin, yani Medine’nin Yusuf’u da tıpkı Mısır’ın Yusuf’u gibi davranıyor. Çünkü Allah buna benzer kıssalarla ona çok önceden gelecek için böyle öğütler vermiş ve onu yetiştirmişti.

63-) Felemma raceu ila ebiyhim kalu ya ebana müni’a minnel keylü feersil meana ehana nektel ve inna lehu lehafizun;

Babalarına geri döndüklerinde dediler ki: “Ey babamız… Bir sonraki gidişte yanımızda (Bünyamin’i) götürmezsek bize bir ölçek bile erzak verilmeyecek… Biz onu mutlaka koruruz.” (A.Hulusi)

63 – Bu suretle vaktâ ki babalarına döndüler, ey pederimiz! Dediler: bizden ölçek menedildi, bu kere kardeşimizi bizimle beraber gönder ölçüp alalım ve her halde biz onu muhafaza ederiz. (Elmalı)

Felemma raceu ila ebiyhim kalu ya ebana müni’a minnel keyl sonunda babalarının yanına dönerek olan biteni haber verdiler ve ey babamız dediler. Bize bir ölçek dahi verilmeyecek. Bize bundan böyle bir ölçek dahi verilmeyecek.

feersil meana ehana nektel ve inna lehu lehafizun; İşte bu yüzden yani bir daha tahıl alabilmemiz için kardeşimizi bizimle birlikte gönder. Yani Bünyamin’i. Payımızı alalım bir de onu koruyacağımızdan ve inna lehu lehafizun en ufak şüphen bulunmasın diye garanti verdiler. Çünkü önceki suçlarını biliyorlar.

64-) Kale hel amenüküm aleyhi illâ kema emintüküm alâ ehıyhi min kabl* fAllâhu hayrun hafizan ve HUve Erhamur Rahımiyn;

(Babaları) dedi ki: “Daha önce kardeşini (Yusuf’u) size güvenip emanet ettiğim gibi (şimdi de) onu size güvenip emanet mi edeyim? Koruyucu olma itibarıyla Allâh en hayırlıdır! O, Erhamur Rahıymiyn’dir.” (A.Hulusi)

64 – Dedi: hiç ben onu size inanır mıyım? Meğer ki bundan evvel kardeşini inandığım gibi ola, en hayırlı hıfzedecek de Allah dır ve o erhamürrahîmdir. (Elmalı)

Kale hel amenüküm aleyhi illâ kema emintüküm alâ ehıyhi min kabl Hz. Yakub onların bu talebine ne cevap verdi dersiniz; Beklediğiniz gibi o cevabı verdi. Onu da dedi ancak daha önce size kardeşinizi emanet ettiğim gibi emanet edebilirim değil mi, yani kinayeli bir üslupla iğneliyor onları. Daha önceki emanete nasıl sahip çıkmışsanız, ona da öyle sahip çıkarsınız değil mi diyor.

fAllâhu hayrun hafizan ve HUve Erhamur Rahımiyn; Evet, işte bu ayetlerin bize vermek istediği ana tema bu. Biraz sonra söyleyeceğim manasını vereyim şu ibarenin; Neyse ki Allah koruyucu olarak sizden daha hayırlıdır. Zira o merhametlilerin en merhametlisidir.

Nedir, alttan alta sürekli bunu veriyor ve sürekli bendeniz de bunu yineleyeceğim tekrar tekrar ayetlerin bize vermek istediği ana fikri dile getireceğim. İman ile akıl arasında ki o canım dengeyi nasıl koruyor bakınız Hz. Yakub’un şahsında. Aynı zamanda kalp ile akıl, duygu ile düşünce arasında ki denge. Birincisinde size insan mı emanet edilir dercesine, öncekine nasıl sahip çıktınızsa buna da o kadar çıkacaksınız diyor. Yani yapılanı unutmuyor.

Affetmek büyüklerin işi, unutmak; ahmakların derler. Affedilmek veya affetmek ayrı bir şey. Ama unutmak ahmakların ve aptalların işi. Yapılan bir kötülük unutulmaz, affedilir. Hz. Yakub’da bunu gösteriyor. Unutmadım diyor. Fakat bu duyguya dayalı cümlenin ardından iman gündeme geliyor. Yani size emanet etmem ama Allah’a emanet ederim. Dolayısıyla tedbir, tevekkülle dengeleniyor. Tedbirle tevekkül, akılla iman, duygu ile düşünde arasında muhteşem bir denge kuruluyor. Bütün bu ayetlerde. Gerçekten şahsında tecessüm ettiği, şekillendiği biri olarak tanıtılıyor. Yakub’un bittim noktasına gelmesi için Bünyamin’in de yitirilmesi lazım. İşte bu o. Sınav devam ediyor. Henüz acının doruğuna gelmemiş, bittim demesi gerekiyor. Yani kendisi ile rabbi arasındaki o ilişkide biz bunu okuyoruz.

Yusuf’u kaybettiğinde onun yerine Bünyamin’i geçirdi, onunla oyalanıyordu. Belki Yakub’un kişisel olarak rabbi ile ilişkisinde bir rafineleşme, hem de rafineleşmenin en yükseği isteniyordu. Onun için tıpkı sevgili efendimizin çocukluğunda kime dayanmışsa onun çekildiği gibi. Babasız doğ, anneye dayan, doyasıya anne diyeme, dedeye dayan onu çeksin alsın. Amcaya dayan onu çeksin alsın. Hatice’ye dayan onu çeksin alsın ve ondan sonra Allah’tan başkasına dayanmayacağını itiraf etti. Bu bir rafineleştirme, yüceltme operasyonu. Allah sevdiklerini böylesine rafineleştirir. İşte bu o. Tedbiri düşünüyor demiştim, fakat sonuçta Allah’a emanet etmeyi de biliyor.

65-) Ve lemma fetehu metaahüm vecedu bidaatehüm ruddet ileyhim* kalu ya ebana ma nebğiy* hazihi bidaatüna ruddet ileyna* ve nemiyru ehlena ve nahfezu ehana ve nezdadü keyle beıyr* zâlike keylün yesiyr;

Erzak yüklerini açtıklarında, verdikleri bedelin kendilerine iade edilmiş olduğunu gördüler… Dediler ki: “Ey babamız… Daha ne isteriz? İşte ödediğimiz bedel bize iade olunmuş! Ailemiz için erzak alırız, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükü de arttırırız (fazla alırız kardeşimizin hakkı olarak)… Zaten bu (aldığımız) kolay bir ölçektir.” (A.Hulusi)

65 – Derken meta’larını açtıklarında sermayelerini kendilerine iade edilmiş buldular, ey pederimiz! Dediler: daha ne isteriz, işte sermayemiz de bize iade edilmiş yine ailemize erzak getiririz, kardeşimizi de muhafaza ederiz, hem bir deve yükü fazla alırız ki bu az bir şey. (Elmalı)

Ve lemma fetehu metaahüm vecedu bidaatehüm ruddet ileyhim ve yüklerini açtıklarında takas olarak verdikleri malların kendilerine iade edilmiş olduğunu gördüler. Kalu hemen dediler ki babalarını razı etmek için birazda bunu bir unsur olarak, delil olarak kullanıyorlar. Dönen üvey kardeşler dediler ki;

ya ebana ma nebğiy* hazihi bidaatüna ruddet ileyna ey babamız dediler başka ne isteyebiliriz ki ma nebğiy* hazihi bidaatüna ruddet ileyna işte verdiğimiz karşılık bile bize aynen geri dönmüş, geri verilmiş. ve nemiyru ehlena ve nahfezu ehana ve nezdadü keyle beıyr bunlarla da tekrar ailemize tahıl alabiliriz. Üstelik hem kardeşimizi korur, hem de fazladan bir deve yükü daha alırız dediler.

Ayetten anlaşılan açık. Her kişiye bir hayvan yükü, bir deve, ya da Taberi, Tabiin müfessirlerinden kinayeten merkep yüküne de böyle keyle beıyr denilir diyorlar. Yani bir hayvan yükü veriliyor her kişiye ayetten o anlaşılıyor. zâlike keylün yesiyr; zaten bu getirdiğimiz kiloca az bir miktar dediler.

66-) Kale len ursilehu meaküm hatta tu’tuni mevsikan minAllâhi lete’tünneniy Bihi illâ en yühata Biküm* felemma atevhu mevsikahüm kalellahu alâ ma nekulü vekiyl;

(Babaları) dedi ki: “Çepeçevre kuşatılıp öldürülme durumuna düşmedikçe, onu bana kesin olarak geri getireceğinize Allâh adına yemin etmezseniz, onu sizinle göndermem”… Ne zaman ki sağlam sözlerini verdiler, (babaları) dedi ki: “Allâh, söylediklerimize Vekiyl’dir.” (A.Hulusi)

66 – Dedi: ihtimali yok onu sizinle beraber göndermem, tâ ki bana hepiniz ihata edilmedikçe onu behemehal getireceğinize dâir Allah dan bir mîsak veresiniz, vaktâ ki misaklarını verdiler, dedi ki: Allah söylediklerimize karşı vekil. (Elmalı)

Kale len ursilehu meaküm hatta tu’tuni mevsikan minAllâhi lete’tünneniy Bihi illâ en yühata Biküm buna karşılık babaları Yakub oğullarına şöyle bir şart koştu ve dedi ki; Her tarafınızdan kuşatılıp tüm imkanlarınız tükenmedikçe onu bana geri getireceğinize dair Allah adına sağlam bir yemin edip söz vermedikçe onu sizinle birlikte asla yollamam dedi.

Evet, tedbir ve tevekkül yan yana. Nasıl bir denge sağlanır. Yakub hem aşık, hem akiyl. Hem yüreği çalışıyor, hem aklı çalışıyor. Yani sevdası ak sevda. Züleyha gibi kara sevda değil. Onun için Züleyha gibi tüketmiyor Yusuf’u, üretiyor. Kendini de üretiyor. Sevmek suç değil, bu kıssa bunu da veriyor bize. İnsanı sevmek suç değil, evladı sevmek suç değil. Evladın annesini babasını, babanın, annenin evladını sevmesi suç değil. Fakat bu dengeli olacak ve Allah’ı elde var bir olarak hesaba katacak. İşte Hz. Yakub’un insanlığa verdiği ders bu, bu kıssada.

Düşünülen tedbir de Allah birinci sıradan dahil ediliyor şurada. Allah adına söz alıyor oğullarından, istiyor. Yani Allah’ı hesaba dahil etmeden Bünyamin’i sadece akli bir korumaya tabi tutmuyor. Allah daima elde var bir ve bir numarada. Hesabı hep Allahlı yapıyor. Verilmek istenen şey bu.

felemma atevhu mevsikahüm kalellahu alâ ma nekulü vekiyl; tabii ki onlar yemin ediyorlar, babalarının bu talebini yerine getiriyorlar. Onlar yemin ettiklerinde ise Yakub; Allah bütün konuştuklarımıza müdahil olan bir şahittir dedi.

Dikkat buyurmuşsanız Müdahil olan bir şahittir diye çevirdim vekiyl’i. Vekiyl diye çevirebilirdim, o da doğru olurdu ama biraz açımlamak, biraz içerisini açmak için öyle çevirdim. Şahittir, ya da kefildir demedim. Şahit ve kefil; şahadet ettikleri olaya müdahil olmazlar. Ederler ve biter işleri. Ama Vekiyl öyle değildir. Hem şahit olurlar, hem de müdahil olurlar. Vekalet ederler. Onun için bir şeyi vekiyl kılmak ile şahit kılmak, kefil kılmak ayrıdır. Burada olaya müdahil olduğunu ima ediyor. Ne iması, açıkça söylüyor. Allah’ın olaya müdahil olduğunu biliyor ve bildiğini dile getiriyor ve bu inancını karşısındaki insanlara bir terbiye olarak, çocuklarına bir terbiye olarak veriyor. Yani yaptıklarınızı Allah her an takip ediyor. Görüyor, sadece görmekle kalmıyor, Allah müdahale ediyor hayatımıza. O duyguyu, o inancı yerleştirmeye çalışıyor.

67-) Ve kale ya beniyye lâ tedhulu min babin vahıdin vedhulu min ebvabin müteferrikatin, ve ma uğniy anküm minAllâhi min şey’in, inil hükmü illâ Lillâh* aleyhi tevekkeltü, ve aleyhi fel yetevekkelil mütevekkilun;

Ve dedi ki: “Ey oğullarım… Tek bir kapıdan girmeyin… Ayrı ayrı kapılardan girin… (Gerçi) Allâh’tan (gelecek) hiçbir şeyi sizden savamam… Hüküm ancak Allâh’ındır… O’na tevekkül (hakikatimdeki El Vekiyl ismi özelliğinin gereğini yerine getireceğine iman) ettim ve O’na yöneliyorum… Tevekkül edenler O’na tevekkül etsin.” (A.Hulusi)

67 – Ey yavrularım! Dedi: bir kapıdan girmeyin de ayrı ayrı kapılardan girin, mamafih ne yapsam sizden hiç bir şeyde Allahın takdirini def’ edemem, hüküm ancak Allah’ındır, ben ona tevekkül kıldım ve hep ona tevekkül etmelidir onun için bütün mütevekkiller. (Elmalı)

Ve kale ya beniyye lâ tedhulu min babin vahıdin vedhulu min ebvabin müteferrikah yine dedi ki Hz. Yakub çocuklarına; Yavrularım, şehre tek bir kapıdan girmeyin, farklı farklı kapılardan girin.

Tabii burada şu ima edilse gerektir. Yabancı bir ülkeye gidiyorlar ne olursa olsun ve ilginç olan, aklıma gelen bir şey daha var, o ülke kendi hemşerileri olan Hiksoslar tarafından fethedilmiş bir ülke. Ülkenin yerli insanları işgalci olarak bakıyorlar kendilerini yöneten Hiksos’lara. Dolayısıyla Hiksos’larla aralarında bir akrabalık bir hemşerilik bağını, olduğunu bildikleri için bunlara da bir zarar iliştirebilirler, verebilirler düşüncesiyle olabilir. Onlara farklı farklı kapılardan girmelerini, dikkat çekmemelerini söylüyor.

ve ma uğniy anküm minAllâhi min şey’in, inil hükmü illâ Lillâh ben Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam. Allah eğer bir şeyi dilemişse, ben buna engel olamam, bunu biliyorum diyor. Yani yine altın denge. Yine o sırlı kelime, o anahtar sözcük, denge. Kozmik takdir ile beşerin tedbiri arasında ki o harika dengeyi biz Hz. Yakub’un bu tedbirinde buluyoruz. Ben engel olamam diyor, savamam. Zira nihai karar el hükmü illâ Lillâh yalnızca Allah’a aittir. Nihai karar.

Bu doğru bir çeviridir, oradaki nihai sözcüğü çok önemlidir. Çünkü insan iradesi ile Allah iradesi birbirinin hasmı değildir. Böyle algılamak ne insanı ne de Allah’ı tanımamak demektir. Çünkü insana iradeyi veren Allah’tır, Allah verdiği iradeye düşman olmaz. İnsan iradesini ne kadar kullanırsa kullansın, hiçbir zaman Allah’ın iradesi ile boy ölçüşemeyecektir bunu bilin. Çünkü insan iradesi mukayyettir, Allah iradesi mutlaktır. Mukayyet irade, Mutlak iradeden bağımsız değildir. İşte bu dengeyi yakalayamayanlar ya cebirci olup insan iradesini yok sayacaklardır, ya da kaderci olup mutlak manada insanın her istediğini Allah’tan bağımsız bir biçimde yapabileceğini söyleyeceklerdir. Oysaki denge yine esastır. Mutlak manada irade Allah’a aittir, mukayyet irade insana aittir. Allah insanın kaderini seçmek kılmıştır. Onun için statik kader ve dinamik kader diye ikiye ayırmak daha doğru olur.

Hüküm, daha önce de bu cümle geçmişti ama orada farklı bir bilgi vermiştim. Orada vermediğimi burada vermek istiyorum; Hüküm Arap dilinde Hakemet ud dabbe, yani hayvanın yuları, onu bağlayan bağ cümlesinde kullanıldığı gibi bağ anlamına, bağ, tutan, onu zapt eden anlamına gelir. Fakat hüküm terim olarak; iki mümkün seçenekten bir tanesini kapatıp diğerine mahkum etmeye denir. İki mümkün seçenekten bir tanesini kapatıp kişiyi diğerine mahkum etmek, bağlamak, ona mecbur kılmak.

Aslında hüküm etimolojik olarak bu anlama gelir ve burada da aktif ve interaktif hüküm diye ikiye ayırırsak, İnsanoğlunun aktif, yani interaktif hükmü, Allah ile insan arasındaki münasebetlere bağlı olarak sürekli yenilenen hüküm. Onu görüyoruz burada.

Bir de statik hüküm var. Statik hüküm ise; Allah’tan eşyaya, Allah’tan güneşe, Allah’tan yıldıza, Allah’tan dünyaya. Yani tek taraflı olarak konulmuş yasalar çerçevesinde biteviye işlevini gören eşya. Ama insan öyle değil. İnsanla Allah arasındaki ilişki, dinamik bir ilişki. Onun için ben interaktif diyorum. Anında çıkan ve anında inen. Allah’la insan arasında böylesine aktif ve aktüel bir ilişki var. İnsan rabbiyle olan aktif ve aktüel ilişkisini inkar eder ya da keserse, işte sapma o zaman başlar, küfür o zaman gelir, şirk o zaman başlar.

aleyhi tevekkeltü, ve aleyhi fel yetevekkelil mütevekkilun; O’na güvenim tamdır. Sağlam bir dayanak arayan herkes de O’na dayanıp güvensinler. Yani Allah, elde var bir. Gerisi sıfır olsa haddini bilip de o birin ardına geçtikten sonra ne gam demek istiyor, ben öyle anlıyorum en azından.

68-) Ve lemma dehalu min haysü emerehüm ebuhüm* ma kâne yuğniy anhüm minAllâhi min şey’in illâ haceten fiy nefsi Ya’kube kadaha* ve innehu lezû ılmin lima allemnahu ve lâkinne ekseren Nasi lâ ya’lemun;

Babalarının emrettiği şekilde ayrı kapılardan girmeleri, Allâh hükmünü değiştirecek değildi… Ne var ki bu, Yakup’un gönlünün duasıydı; onu açığa çıkardı… Muhakkak ki O, kendisine bizim talim etmemiz dolayısıyla ilim sahibiydi… Fakat insanların çoğunluğu (bu gerçekleri) bilmezler. (A.Hulusi)

68 – Vaktâ ki babalarının emrettiği yerden girdiler, o, onlardan Allahın takdirinden hiç bir şey’i defetmiyordu ancak Yakub’un nefsindeki bir haceti kaza etmişti, şüphe yok ki o muhakkak bir ilim sahibi idi, çünkü biz kendisine talim etmiştik ve lâkin nâsın ekserisi bilmezler. (Elmalı)

Ve lemma dehalu min haysü emerehüm ebuhüm ve onlar her ne kadar babalarının kendilerine emrettiği gibi şehre girdilerse de  ma kâne yuğniy anhüm minAllâhi min şey’in bunun Allah’tan gelecek olana karşı bir yararı olmadı. Tedbir güzel şey, tedbir aldılar fakat yine gelecek olan geldi. illâ haceten fiy nefsi Ya’kube kadaha

Bu ibare de çok derin bir ibare; Ne ki bu Yakub’un içinden geçeni dile getirme ihtiyacını duyduğu bir temenniden başka bir şey değildir. Yani o bir endişesini dile getirdi. Ki endişe insani bir şeydir. Hiç kimse endişe duymakla kınanamaz. Yavruları için, evladı için endişe duymuş olmasından dolayı Yakub’da kınanmıyor zaten burada. Doğal karşılanıyor. Fakat Allah’ın son sözü söylediğini ve söyleyeceğini bilerek. Hz. Yakub bunu biliyor. İşte rabbimiz bu kıssayla da hepimize bu dengeyi korumamız gerektiğini ima ve işaret ediyor. Allah’a rağmen bir şeyin olamayacağını, bir başarının olamayacağını dile getiriyor bu örnekler.

ve innehu lezû ılmin lima allemnahu ve lâkinne ekseren Nasi lâ ya’lemun; ve gerçekte kendisine öğrettiğimiz üzere Allah’ın hayata müdahil olduğunun (bu metinde yok ama bu açıklamayı koymamız gerekiyor buraya) Allah’ın hayata müdahil olduğunun tam bir bilincindeydi Yakub. Fakat insanların çoğu bunu dahi bilmez. Bunun farkında değil. Neyin; Allah’ın hayata aktif ve aktüel olarak sürekli müdahil olduğunun bilincinde değil. Yani insanların kusuru tedbir düşünmeleri değil, tedbir düşünürken Allah’ı hesaba katmamaları demek istiyor burada. Allah’ın mutlak yargısıyla insan iradesi arasında ki işte altın denge, dengeli tavır bu.

69-) Ve lemma dehalu alâ Yusufe ava ileyhi ehahü kale inniy ene ehuke fela tebteis Bima kânu ya’melun;

(Kardeşler) Yusuf’un yanına vardıklarında, (Yusuf) kardeşini (Bünyamin’i) yanına getirtti ve: “Ben senin kardeşinim… Olanlardan dolayı üzülme!” dedi. (A.Hulusi)

69 – Vaktâ ki Yusuf’un yanına girdiler, kardeşini kendini aldı ve ben, dedi: ben haberin olsun senin kardeşinim, sakın yapacaklarına göcürgenme. (Elmalı)

Ve lemma dehalu alâ Yusufe ava ileyhi ehah ve Yusuf’un huzuruna girdiklerinde o kardeşini bağrına bastı. kale inniy ene ehuk tabii ki diğerleri duymadan, diğerlerinin duymadığı bir ortamda; Evet ben dedi, ben senin kardeşinim. fela tebteis Bima kânu ya’melun; artık geçmişte onların yaptıklarına üzülmene gerek yok diye uyarıda bulundu.

70-) Felemma cehhezehüm Bi cehazihim ce’ales sikayete fiy rahli ehıyhi sümme ezzene müezzinün eyyetühel ıyru inneküm le sarikun;

(Yusuf) onların erzaklarını yüklettikten sonra bir su içme kabını kardeşinin yükü içine koydurttu… Sonra bir haberci ve adamları arkalarından koşup: “Ey kervan halkı… Siz hırsızsınız!” diye bağırdı. (A.Hulusi)

70 – Sonra onları bütün hazırlıkları ile teçhiz ettiği vakit su kabını kardeşinin yükü içine koydu, sonra da bir münâdi bağırdı: ey kârban siz her halde hırsızlık etmişsiniz. (Elmalı)

Felemma cehhezehüm Bi cehazihim ce’ales sikayete fiy rahli ehıyh tabii ki bütün bunlar olup bitti ve en sonunda yüklerini yükleme işlemleri tamamlanınca su kabını öz kardeşinin denkleri içerisine yerleştirtti, koydurttu. Su kabını, es sikayete. Su kabı anlamına gelir. Burada bu emri Hz. Yusuf’un verdiğine dair hiçbir işaret bulunmamakta. Ne burada ne Kur’an ın başka yerinde. Yani bazı tefsirlerimizde İsrailiyattan nakledilerek anlatıldığı gibi bu Hz. Yusuf’un bir mizanseni, bir planı veya bir düzeni olarak anlaşılmamalı. Böyle bir işaret yok burada.

Şöyle de olmuş olabilir ve öyle olmadığına dair hiçbir delilimiz yok. Hz. Yusuf kendisine ait değerli bir kabı, ki Bünyamin’le ilk defa buluşuyor uzun yıllar sonra ona bir hediye vermiş olabilir ve diğer kardeşlerine bunu duyurmadan, yakışık olmayacağını düşünerek, onların hasetliklerini kabartmamak için, onun yükleri arasına yerleştirilmesi gerektiğini bu hediyenin. Belki Bünyamin’e dahi haber vermeden, sürpriz olsun diye. Çünkü daha önce nasıl onların getirdiği bedelleri, onlardan habersizce çuvallarının içine koydurmuşsa ve onlar oraya varınca ancak bundan haberdar olmuşlarsa, bu kez de Bünyamin’e böyle bir hediye vermiş olabilir ki, böyle düşünmememiz için hiçbir neden yok.

Tabii ki tas arayan görevlilerin aradığı tas, bence farklı bir tas. Çünkü burada es sikayete diyor. Aşağıda ise suvaalmelik, kralın su kupası, ya da kralın ölçeği. Tahıl ölçen değerli bir ölçeği kaybolmuş. Şimdi iki şey aynı değil. İsimler farklı. Yusuf’un yerleştirttiği şeyle, kaybolan şeyin isimleri farklı. Ben bunun tefsirde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum ve daha aşağıda bulunan kap, kaybedilen kralın kabı değil. Çünkü kullanılan zamir müzekker değil müennes zamir. Eğer Kralın kabı olsaydı oradaki zamir müzekker, eril zamir olması lazımdı. Bulunan kab, Hz. Yusuf’un yerleştirttiği kap. Ona gidiyor zamir, onun içinde müennes.

Bütün bunlara dayanarak b u iki kabın aynı olamayacağını düşünmek daha doğru olur diyorum.

sümme ezzene müezzinün eyyetühel ıyru inneküm le sarikun; ardından bir görevli; Siz ey kervancılar, evet kesinlikle siz yapmış olmalısınız bu hırsızlığı diye bağırdı.

71-) Kalu ve akbelu aleyhim mazâ tefkıdun;

Onlara döndüler: “Nedir kaybolan?” dediler. (A.Hulusi)

71 – Bunlara döndüler de dediler: ne arıyorsunuz?(Elmalı)

Kalu ve akbelu aleyhim onlara yönelerek şöyle seslendiler. mazâ tefkıdun; Nedir kaybettiğiniz? Kardeşleri Belki de kervanla birlikte.

72-) Kalu nefkıdu suvaalmeliki ve limen cae Bihi hımlu beıyrin ve ene Bihi zaıym;

Dedi ki: “Melik’in su içme tası kayboldu… Onu bulan için, bir deve yükü ödül var… Ben bu ödüle kefilim.” (A.Hulusi)

Melikin dediler: suvaını arıyoruz onu getirene bir deve yükü bahşiş var, ve ben ona kefilim. (Elmalı)

Kalu nefkıdu suvaalmelik Kralın su kupasını ya da; suvaı aslında sae’ den geliyor diyenlere bakarsak sae’, hurma ya da onun benzeri olan tüm yaş ve kuru yiyeceklerin, erzakın ölçüldüğü bir Arap ölçü birimi veya Sami ölçü birimi daha doğrusu. Tüm Sami kavimlerin kullandığı. Onun için zahire yi de, yani erzakı da bununla ölçüyorlardı diyor müfessirler. Su kabı, kupası, ya da ölçü birimi ama çok önemli bir şey. Yukarıda Hz. Yusuf’un Bünyamin’in yükleri arasına koydurttuğu hediye ile bu kabın ismi farklı. Onun için burada gelenler Kralın kaybedilmiş suvaı nı, su kupasını arıyorlar.

Kralın su kupasını kaybettik dediler. ve limen cae Bihi hımlu beıyrin ve ene Bihi zaıym; ve eklediler; Onu getiren kimseye bir deve yükü tahıl ödül verilecektir, ben de buna kefilim dedi o görevli.

73-) Kalu tAllâhi lekad alimtüm ma ci’na li nüfside fiyl Ardı ve ma künna sarikıyn;

(Kardeşler) dediler ki: “TAllâhi! (hayret ihtiva eden yemin türü) gerçekten bilirsiniz ki biz buraya bozgunculuk için gelmedik… Hırsız da değiliz.” (A.Hulusi)

73 – Tallahi, dediler: size muhakkak ma’lûmdur ki biz Arzda fesad çıkarmak için gelmedik, hırsızda değiliz. (Elmalı)

Kalu tAllâhi hayret vallahi dediler. Çünkü vallahi yemindir. Tallahi olarak gelirse, “T” ile gelirse; teaccüp, şaşkınlık belirten yemin anlamını taşır.

lekad alimtüm ma ci’na li nüfside fiyl Ardı ve ma künna sarikıyn; doğrusu ülkede bozgunculuk çıkarmak gibi bir amaçla buraya gelmediğimizi ve bizim hırsızlık yapan birileri olmadığımızı siz de biliyorsunuz dediler kardeşler.

74-) Kalu fema cezauhu in küntüm kâzibiyn;

(Mısırlılar) dediler ki: “Eğer yalan söylüyorsanız onun cezası nedir?” (A.Hulusi)

74 – Şimdi, dediler: yalancı çıkarsanız cezası ne?(Elmalı)

Kalu fema cezauhu in küntüm kâzibiyn; Evet ama, eğer yalan söylüyorsanız bunun cezası size göre nedir diye sordular gelen görevliler.

75-) Kalu cezauhu men vucide fiy rahlihi fehuve cezauh* kezâlike necziz zâlimiyn;

(Kardeşler) dediler ki: “Onun cezası: (Melik’in su tası) kimin yükü içinde bulunursa o (yükün sahibi) tutuklanır… Zâlimleri işte böyle cezalandırırız!” (A.Hulusi)

75 – Cezası dediler: kimin yükünde çıkarsa işte o, onun cezası, biz zalimlere böyle ceza veririz. (Elmalı)

Kalu cezauhu men vucide fiy rahlihi fehuve cezauh onun cezası dediler kardeşler, Hz. Yusuf’un üvey kardeşleri; Kimin denkleri arasında bulunursa onun ona karşılık rehin alınmasıdır. kezâlike necziz zâlimiyn; biz bu suçu işleyen zalimleri işte böyle cezalandırırız dediler.

Bu son cümlenin kime ait olduğu konusunu Müfessirimiz Razi tartışmış, diğerlerinden farklı olarak şöyle bir ihtimal öne sürüyor; Bu son cümle Mısır’lılara ait diyor. İşte biz de böyle cezalandırırız anlamına gelir diyor Razi’ye göre, böyle bir yorum yapıyor Razi.

Tabii ki Tevrat’a baktığımızda çıkış bölümünde buna benzer bir ceza görüyoruz hırsızlar için. Demek ki Hz. Musa şeriatından daha önce, İbrani şeriatında böyle bir ceza. Hz. İbrahim şeriatında böyle bir ceza biçimi var.

76-) Febedee Bi ev’ıyetihim kable viai ehıyhi sümmestahreceha min viai ehıyh* kezâlike kidna liYusuf* ma kâne liye’huze ehahu fiy diynilmeliki illâ en yeşaAllâhu, nerfeu derecâtin men neşa’* ve fevka külli ziy ılmin Aliym;

Bunun üzerine (Yusuf) aramaya, kardeşinin heybesinden önce onların heybelerinden başladı… Sonra onu (su maşrapasını) kardeşinin heybesinden bulup çıkarttı… (Olayı) Yusuf’un lehine işte böyle geliştirdik. Yoksa O (Yusuf), Allâh’ın dilemesi hariç, Melik’in dinine (Melik’in yönetim kurallarına göre) kardeşini alacak durumda değildi… Dilediğimizin bilgisini arttırırız. Her ilim sahibinin üstünde Her şeyi Bilen vardır. (A.Hulusi)

76 – Bunun üzerine kardeşinin kabından evvel onların kaplarından başladı, sonra onu kardeşinin kabından çıkardı, işte. Yusuf için böyle bir tedbir yaptık, Melikin dininde (ceza kanununda) kardeşini almasına çare yoktu, lâkin Allahın dilemesi başka, biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz ve her ilim sahibinin fevkinde bir alîm vardır. (Elmalı)

Febedee Bi ev’ıyetihim kable viai ehıyh O öz kardeşinin yükünden önce diğerlerinin yüklerini aratarak işe başladı.

Tabii yukarıdaki ile aşağıdaki ayet arasında şöyle bir zihni olarak doldurmamız lazım orayı; Kardeşleri yakalanıyorlar. Onları alıyor yakalayan görevliler, Hz. Yusuf’un huzuruna getiriyorlar ve Hz. Yusuf aranmalarını söylüyor. Henüz daha bulunmamış bir şey. Fakat aranmalarını emrediyor ve ilk anda diğerlerinin yükünden başlanıyor aramaya.

sümmestahreceha min viai ehıyh sonunda onu öz kardeşinin yükünden çıkarttı. Yani arattırdı ve öz kardeşinin yükü içerisinde bulundu. kezâlike kidna liYusuf İşte bu çok önemli; Bu yaklaşımımızın anahtarı aynı zamanda; İşte biz Yusuf’un arzusunu gerçekleştirmek için böyle bir planı yürürlüğe koyduk. Kidna, biz koyduk bu planı. Yani senaryo diye de çevrilebilir ama hafif kaçmasın diye, Kur’an a yakışmaz diye ben farklı bir şeyle çevirmedim. Yani işte bu ilahi senaryoyu biz yazdık buyuruyor rabbimiz burada. Yani onun için ben Yusuf peygamberin kendisinin bu senaryoyu düşünmüş olmasından daha çok, bir takım ilahi müdahaleler ve tevafuklar sonucunda işin bu noktaya gelmiş olmasının daha makul olduğunu düşünüyorum.

ma kâne liye’huze ehahu fiy diynilmeliki illâ en yeşaAllâh eğer Allah böyle dilememiş olsaydı. Kralın hukuk sistemine göre kardeşini alıkoyması doğru olmazdı. ma kâne ile başlayan, ismin önünde ma kâne ibaresi ile başlayan Kur’an da ki hemen tüm kalıp cümleler gibi bu da koyamazdı, alıkoyamazdı değil, alıkoyması şık kaçmazdı, doğru olmazdı, yakışık almazdı diye çevrilmesi daha doğrudur. Çünkü Krallıklarda olamayacak bir şey yoktur. Rejimin tabiatı icabı istese, istediği gibi alıkoyar. Fakat demek ki öylesine yapmak şık kaçmazdı, doğru olmazdı. Neden doğru olmazdı diye bir soru sorulacak olursa belki ilk akla gelen Hz. Yusuf’un sure ve kıssa boyunca hassasiyet gösterdiği Allah’ın rububiyeti, Allah’ın ilahi bir yasası dururken Kralın seküler yasasını uygulayamazdı anlamına alabiliriz.

nerfeu derecâtin men neşa’* ve fevka külli ziy ılmin Aliym; Biz dilediğimiz kimseyi ilim olarak kat kat yüceltiriz. Fakat her bilenin üstünde her şeyi bilen biri, yani Allah vardır.

77-) Kalu in yesrık fekad sereka ehun lehu min kabl* feeserreha Yusufu fiy nefsihi ve lem yübdiha lehüm kale entüm şerrün mekâna* vAllâhu a’lemü Bima tasıfun;

(Kardeşler) dediler ki: “Eğer o çaldı ise, daha önce onun kardeşi de çalmıştı!”… Yusuf bu (iftirayı) içine attı ve onlara bunu hiç belli etmedi: “Şimdi siz çok kötü bir konumdasınız… Kimi neyle tanımladığınızın içyüzünü Allâh daha iyi bilir” dedi. (A.Hulusi)

77 – Eğer dediler: o çalmış bulunuyorsa bundan evvel bir kardeşi de çalmıştı, o vakit Yusuf bunu içine attı ve onlara belli etmedi, siz dedi: fena bir mevki’desiniz ve Allah, pekâlâ biliyor: Ne isnat ediyorsunuz?(Elmalı)

Kalu in yesrık fekad sereka ehun lehu min kabl ne dediler bu kez onun yükünün, Bünyamin’in yükünün içinden Hz. Yusuf’un tası çıkınca; Üvey kardeşler dediler ki; O çalmışsa olabilir, mümkündür. Doğrusu bir zamanlar onun kardeşi de çalmıştı. Çamur attılar oracıkta. Başka kurtaracak bir şey yoktu, yani tasavvurları farklı çalıştı. Yamuk bakıyorlardı. Onun içinde bakışlarında değil, baktıklarında aradılar. Onun içinde içlerinin negatif tarafıyla konuştular, pozitif tarafıyla değil. Yani tıpkı Hz. Aişe’ye yapılan iftira gibi. Aynı şey aslında. Orada da Nur suresinde de rabbimiz buyurmuyor mu;

 Levla iz semı’tümuhü zannel mu’minune vel mu’minatu Bi enfüsihim hayren, ve kalu hazâ ifkün mubiyn; (Nur/12)

Daha onu duyar duymaz, başka hiçbir şeye gerek duymadan kendiliklerinden, birinin uyarmasına da gerek kalmadan bu apaçık bir iftiradır demeleri gerekmiyor muydu. Şimdi şöyle sorulabilir; Gözüme mi inanayım yoksa işte öyle mi düşünelim. Demek ki her zaman gördüğünüz doğru çıkmayabiliyor. Demek ki görünenin arkasında saklanabiliyor hakikat. Demek ki insan mutlaka gördüklerinin arka planını da bilmesi gerekiyor hüküm vermesi için. Yoksa hüküm vermemesi gerekiyor. Bu kadar insan iffeti, onuru ve şerefi üzerinde işte bu ayetler bu kadar hassas duruyor ve böyle bir yanlışı insanoğlunun her zaman yapabileceğini aslında ima ediyor ve insanın onurunu savunuyor ve koruyor. Bazen göz yanıltabilir diyor. Gördüğünüzün arkası farklı olabilir diyor işte bu.

Belli ki burada ayrımcılıkta yapıyorlar. Öz kardeş, üvey kardeş ayrımcılığı. Aslında bir aile dramı var ortada ve insanlık durdukça duracak olan üvey ve öz ayrımına bir de açılım getiriyor Kur’an. Bu konuda annesi ölmüş çocuklara sahip olan babalara Yakup örneği veriliyor. Çok önemli bir insani durum bu. Bir insani öğüt aynı zamanda.

feeserreha Yusufu fiy nefsihi ve lem yübdiha lehüm kale entüm şerrün mekânan Bunun üzerine Yusuf onlara belli etmeksizin kendi kendisine dedi ki; siz ne berbat bir konumdasınız. İçine düştüğünüz çukuru bir bilseniz..! Yani yüreğinizin koordinatları yanlış işliyor, yanlış yerden bakıyorsunuz. Tasavvurunuz ters dönmüş. Yamuk bakıyorsunuz, doğru görmüyorsunuz demeye getiriyordu.

vAllâhu a’lemü Bima tasıfun; Zira Allah söylediğiniz şeyin gerçeğini çok iyi biliyor.

78-) Kalu ya eyyühel aziyzu inne lehu eben şeyhan kebiyran fehuz ehadena mekaneh* inna nerake minel muhsiniyn;

(Kardeşler) dediler ki: “Ey Aziyz… Muhakkak ki onun çok yaşlı bir babası var… Onun yerine bizden birini al… Doğrusu senin çok iyi bir insan olduğunu görüyoruz.” (A.Hulusi)

77 – Ey şanlı Azîz! Dediler: emin ol ki bunun büyük bir ihtiyar pederi var, onun için yerine birimizi al, çünkü biz seni Muhsinlerden görüyoruz. (Elmalı)

Kalu ya eyyühel aziyz Ey saygın yönetici dediler. Farkında değiller henüz tanımıyorlar kardeşleri Yusuf’u. inne lehu eben şeyhan kebiyran onun yaşını başını almış bir babası var. Tabii Bünyamin gidecek ellerinden. İlahi senaryo öyle bir noktaya getirdi ki, artık babalarına verdikleri sözü de yemiş olacaklar. Onun yaşını başını almış bir babası var fehuz ehadena mekaneh bu nedenle onun yerine içimizden birini alıkoy, tut. inna nerake minel muhsiniyn; Gerçek şu ki biz senin iyilik sever biri olduğunu düşünüyoruz dediler.

79-) Kale me’azâllahi en ne’huze illâ men vecedna metaana ‘ındehu inna izen lezâlimun;

(Yusuf) dedi ki: “Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını almaktan Allâh’a sığınırız… Doğrusu o takdirde zâlimler oluruz.” (A.Hulusi)

79 – Allah, saklasın, dedi: metaımızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını tutmamızdan, çünkü biz o takdirde zulmetmiş oluruz.(Elmalı)

Kale Yusuf cevap verdi me’azâllahi en ne’huze illâ men vecedna metaana ‘ındeh malımızı kendi yanında bulduğumuz kimse dururken bir başkasını alıkoymaktan Allah’a sığınırız dedi. inna izen lezâlimun; o zaman bizde zalimlerden olmuş oluruz.

Bünyamin’in veya kardeşlerinin yükünde aslında Yusuf, tası değil, Yusuf’u arıyordu. Belki orada onlara şunu ima ediyordu; Siz bir kardeşinizi kaybetmiştiniz, çalmıştınız, yani bir tas ne ki. Bir kardeşinizi babasından çaldınız siz. Onun için bir tası çalmak karşısında bu kadar telaşlanıyorsunuz. Bir insanı babasından çalmak karşısında hiç telaşlanmadınız. Böyle alttan alta bir nükte bir ders vermeye çalışılıyor gibime geliyor.

inna izen lezâlimun; O zaman biz de zalimlerden oluruz. Yani eğer suçsuzu tutarsak dedi.

80-) Felemmestey’esu minhu halesu neciyya* kale kebiyruhüm elem ta’lemu enne ebaküm kad ehaze aleyküm mevsikan minAllâhi ve min kablü ma ferrattüm fiy Yusuf* felen ebrahal’Arda hatta ye’zene liy ebiy ev yahkümAllâhu liy* ve HUve hayrul hakimiyn;

Ne vakit ki Ondan (Yusuf’tan) ümitlerini kestiler, çekilip aralarında gizlice konuştular… Büyükleri dedi ki: “Babanızın sizden Allâh adına yemin aldığını ve daha önce Yusuf konusunda da nasıl suçlu durumda olduğunuzu hatırlamıyor musunuz? Babam (Ona dönmem için) bana izin verinceye yahut Allâh benim için hükmedinceye kadar bu ülkeden ayrılmayacağım… O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.” (A.Hulusi)

80 – Vaktâ ki ondan ümidi kestiler, fısıldayarak çekildiler, büyükleri dedi ki: babanızın aleyhinizde Allah dan mîsak almış olduğunu, bundan evvel de Yusuf hakkında ettiğiniz kusuru biliyor musunuz? Artık ben buradan ayrılmam tâ babam bana izin verinceye veya Allah hakkımda bir hüküm tayin edinceye kadar ki o Hayrül’kamîndir. (Elmalı)

Felemmestey’esu minhu halesu neciyya Bu şekilde ondan ümitlerini kesince baş başa verip durumu görüşmek için bir kenara çekildiler. kale kebiyruhüm elem ta’lemu enne ebaküm kad ehaze aleyküm mevsikan minAllâh Büyükleri dedi ki, ağabeyleri; Bilmiyor musunuz ki babanız sizden Allah adına söz alıp yemin ettirmişti Bünyamin’i. Her tarafı kuşatılıncaya kadar savunup getireceğinize söz vermiştiniz. ve min kablü ma ferrattüm fiy Yusuf İşte orada geçmişi hatırladı ve hatırlattı. Zaten daha önce Yusuf konusunda güven zedelemiştiniz. Evet, güven zedelemiştiniz ma ferrattüm. O konuda da aşırıya gitmiştiniz, ifrata gitmiştiniz. İçinizin kötü taraflarını dinlemiştiniz. Kininiz aklınıza galip gelmişti.

felen ebrahal’Arda hatta ye’zene liy ebiy ev yahkümAllâhu liy Şu durumda babam bana izin verinceye ya da Allah hakkımda hüküm verinceye, daha doğrusu lehimde diye çevirmek lazım ev yahkümAllâhu liy den yola çıkarak. Allah lehimde hüküm verinceye kadar ben bu ülkeden asla ayrılmayacağım dedi kendi kardeşlerine. ve HUve hayrul hakimiyn; zira Allah hüküm verenlerin en hayırlısıdır. Ve arkasında onlara şu tavsiyede bulundu;

81-) İrci’û ila ebiyküm fekulu ya ebana innebneke seraka, ve ma şehidna illâ Bima alimna ve ma künna lilğaybi hafizıyn;

“Babanıza dönün de deyin ki: Ey babamız… Muhakkak ki senin oğlun hırsızlık yaptı… Biz ancak gördüğümüze şehâdet ettik… Göremediğimize (olaylara da) muhafızlık edemezdik.” (A.Hulusi)

81 – Siz dönün babanıza da deyin ki ey bizim babamız, inan oğlun hırsızlık etti, biz ancak bildiğimize şahadet ediyoruz yoksa gaybın hafızları değiliz. (Elmalı)

İrci’û ila ebiyküm fekulu ya ebana innebneke serak Babanıza dönünüz ve ey babamız deyiniz. Oğlun hırsızlık yaptı. ve ma şehidna illâ Bima alimna ne ki biz sadece bilip gördüğümüzün şahidiyiz. Yani bunu gördük. Arkadan gelen biraz kapalı da olsa ilginç; ve ma künna lilğaybi hafizıyn; Üstelik biz bilip gördüğümüz dışında olup bitenlerin sorumlusu da değiliz dediler.

Bu son cümle ne anlama gelebilir? Şu anlama gelebilir, Yani burada müfessirlerde farklı farklı anlamlar vermiş çünkü biz sana söz verirken onun hırsızlık yapacağını nereden bilelim, bilemezdik. Anlamına bunu söyleyecekleri gibi, şöyle bir anlamla da söyleyebilirler; Yusuf’un başına gelenin onun da başına geleceğini nereden bilebilirdik ki. Yani gaybın muhafızı değiliz demekle bunu da kastetmiş olabilirler. Fakat Taberi’nin kendi tercihi bunları nakletmekle birlikte Taberi başkalarından, kendi tercihi; Fakat işin içyüzüne, yani işin görmediğimiz boyutuna vakıf değiliz demek istedi diyor. Yani gaybı bilemeyiz. Gördüğümüz onun, çalınan kabın onun yükünden çıktığıdır. Ama o çaldı mı çalmadı mı bilemeyiz anlamına gelir diyor Taberi.

82-) Ves’elil karyetelletiy künna fiyha vel ıyralletiy akbelna fiyha* ve inna lesadikun;

 

“İçinde olduğumuz şehir halkına ve birlikte döndüğümüz kervan halkına sor… Biz kesinlikle doğruyu konuşuyoruz.” (A.Hulusi)

82 – Hem bulunduğumuz şehre sor hem içinde geldiğimiz kârbana, ve emin ol ki biz cidden doğru söylüyoruz(Elmalı)

Ves’elil karyetelletiy künna fiyha vel ıyralletiy akbelna fiyha İstersen olay günü bulunduğumuz şehrin sakinlerine ve birlikte döndüğümüz kervancılara sorabilirsin dediler babalarına.

ve inna lesadikun; O zaman göreceksin ki biz gerçekten doğru söylüyoruz.

Evet, baba iyi bir gözlemci olmak zorunda. Biz bu ayetlerden bunu anlıyoruz. İyi bir gözlemci, ne yapacağının bilincinde, Çocuklarının karakterlerini iyi okuyan, onlar ne yapar, ne yapmaz. Aslında hepimiz için. Yakınlarımızı iyi gözleyen birer gözlemci. Yakınlarımız hakkında bize biri kötü bir haber getirdiğinde, bu mümkün, Yani bu bunu yapar mı. Öncelikte biz de onun bir kanaatinin oluşması lazım.

İşte Hz. Yakub’da biz bunu görüyoruz. Öyle bir duruşu var ki, öyle bir hüsn-ü zanlı bakışı var ki, çocuklarını öyle bir gözlemi var ki, nasıl önceki çocukları ellerinde kanlı gömleği getirince, bir rivayete göre öyle demişti. Sizin kurdunuz ne biçim kurtmuş, ne kadar şefkatliymiş, gömleği bile parçalamamış demişti. Yani gömleği parçalamadan içindekini yiyebiliyor. Ona inanmamıştı. Oysa şahitte getirmişlerdi. Yani burada görünenine baksaydı Yakub;

Verilmek istenen mesaj şu; Olayların sadece ön yüzüne bakarda arka yüzünü es geçerseniz, gerçek zalimleri doğrularsınız, mazlumu ise yalanlarsınız. Zulmetmiş olan, hasetlikleri yüzünden zulmetmiş olan Yusuf’un haksızlık yapan kardeşlerini tasdik edersiniz, eğer olayın ön yüzüne bakarsanız. Kanlı bir gömlek şahit. Eğer arkasını araştırmazsanız, eğer delillerden yola çıkarak akıl yürütmezseniz, basiretli ve ferasetli davranmazsanız Bünyamin’i de hırsız olarak görebilirsiniz. Yani ikisinde de haksızlık yaparsınız. İşte verilmek istenen mesaj bu burada.

83-) Kale bel sevvelet leküm enfüsüküm emra* fesabrun cemiyl* asellahu en ye’tiyeniy Bihim cemiy’a* inneHU “HU”vel Aliymul Hakiym;

(Babaları) dedi ki: “Hayır (öyle olduğunu sanmıyorum)! Nefsleriniz sizi (kötü) bir işe yönlendirmiş. Bana güzellikle sabretmek düşer bundan sonra… Umulur ki, Allâh onların hepsini bana getirir… Muhakkak ki O, Aliym’dir, Hakiym’dir.” (A.Hulusi)

83 – Yok, dedi: size nefsiniz bir emir tesvil etmiş, artık bir sabrı cemîl, yakındır ki Allah bana hepsini bir getire, hakikat bu: alîm o, hakîm o. (Elmalı)

Kale Hz. Yakub dedi ki; bel sevvelet leküm enfüsüküm emra Hayır dedi, Hayır. Tasavvurlarınız size tumturaklı bir oyun oynamış, başınıza bir iş sarmış. bel sevvelet leküm enfüsüküm. bel sevvelet sözcüğü Ragıp El-İsfehani çok güzel açıklamış bunu diyor ki; Bir şeyin gerçeğinin tam zıddına görünmesi. Kötü olan bir şeyi süsleyip püsleyerek iyi bir biçimde takdim etmek ve algılamak. İşte insan tasavvurunun sahibine oynadığı bir oyun. Kötüyü iyi, ya da iyiyi kötü olarak görmesi. Onun için tumturaklı bir oyun diye çevirdim. Tasavvur diye çevirdim nefsi de, Enfüsüküm. Nefisleriniz yani tasavvurlarınız size tumturaklı bir oyun oynamış.

Çoğu zaman öyledir. Sui zan ile bakarsa insan, tasavvuru, eşyayı kötü algılar. Doğruyu yanlış algılar. Baktığında değil bakışında arar kötülüğü ve bir türlü de doğru göremez, doğruyu göremez. İşte Hz. Aişe’nin ifk hadisesi, iftira hadisesinde ki bakışta olduğu gibi.

Ne diyordu Ebu Eyyub el Ensari; hanımı iftiraya inanmış gibi taşıyınca;

– Ey ümmü Eyyub demişti, sen Aişe’nin yerinde olsan yapar mıydın.

–  Vallahi yapmazdım.

– O zaman şunu bil ki Aişe senden bin kat daha iyidir. Doğrumu?

– Doğru.

– Ey Ümmü Eyyub Ben Safvân’nın yerinde olsam yaparmıydım? (Hz. Aişe ile iftira atılan kişi.)

– Vallah yapmazdın. Düşünemem bile ben.

– Ey ümmü Eyyub, Safvân benden bin kat daha iyidir, bin kat daha eftaldir. O Bedir’e katılmış, o Resulallah’ın sevgili bir sahabesidir değil mi?

– Evet.

– O halde senin ve benim yapmayacağımı onlara nasıl yakıştırıyoruz. Demişti.

Bu bir bakış açısı. İşte böyle bir temeli olursa, baktığı yer Allah’ın gör dediği yerden bakarsa böyle görür. Şeytanın gör dediği yerden bakan ise farklı görecektir.

fesabrun cemiyl Bundan sonra bana düşen güzel bir sabırdır dedi Yakub. fesabrun cemiyl yani artık olan olmuş biten bitmiş. Ne gerekir. Tedbiri başından beri düşünmüştü zaten. Elinden geleni yaptı. Allah’ı hesaba katarak yaptı ve en sonunda da başa gelene de dayanmak gerektiğini söylüyor. İşte en doğru yaklaşımı veriyordu.

asellahu en ye’tiyeniy Bihim cemiy’a ama yine de ne diyor bakınız; Kim bilir belki de Allah hepsini birden bana kavuşturur. Umudunu kesmiyor. Anlaşılan o ki Hz. Yusuf’un öldüğüne hiç inanmamış. Yani yüreği ses veriyor, yüreğinin sesini dinliyor.

inneHU “HU”vel Aliymul Hakiym; Çünkü O, evet O’dur her şeyi bilen, hikmetle edip eyleyen. Yine Allah’a bağlıyor umudunu, yani umudu imandan geliyor. İmanın bir çocuğu.

84-) Ve tevella anhüm ve kale ya esefa alâ Yusufe vebyaddat aynahu minel huzni fehuve kezıym;

Onlardan yüz çevirdi ve hüzünden iki gözü beyazlaşmış olduğu hâlde: “Yazık ettiniz Yusuf’a!” dedi… Artık O, kederini hazmetmeye çalışan biriydi. (A.Hulusi)

84 – Ve onlardan yüzünü çevirdi de, «ya esefâ alâ Yusuf» dedi ve hüzünden gözlerine ak düştü artık yutkunuyor yutkunuyordu. (Elmalı)

Ve tevella anhüm ve içine kapandı. Ben böyle çeviriyorum ama sözcük olarak, lafzen manası, onlardan yüz çevirdi. Yani halk perdesi kalkarken Hakk la yüz yüze geldi. Halkı aradan çekti, Hakka yöneldi. Bunu böyle anlamak lazım. ve kale ya esefa alâ Yusuf ve dedi ki yüreği yaralı Yakub; Ey gâm, ey Yusuf’a dair tasam, neredesiniz. Ey yer yüzünün tüm dertleri gelirseniz Yusuf için gelin diye davetiye çıkardı.

Hz. Peygamber bir rivayette Hz. Yakub’un bu hasretini, 70 annenin evladına olan hasretiyle eşit olarak görüyordu. Eş değerde diyordu.

vebyaddat aynahu minel huzni fehuve kezıym; ve kederden gözlerine ak indi ve o tüm derdini içine gömdü, yuttu.

Gözlerine ak indi diyor. Tamamen kör olmasa da perde inip görme duyusunun zaafa uğradığı anlaşılıyor buradan. İbn. Abbas’tan nakledilen bir rivayette bu, göz yaşıyla açıklanıyor. Yani ağlamaya başladı. Ama bence açık. Yani bunu böyle te’vil etmeye, uzak te’villere çekmeye gerek yok. Kaldı ki 93. ve 96. ayetlerde bunu pekiştiriyor görme duyusunun zayıfladığını zaten. Çünkü Hz. Yusuf ona gömleğini gönderiyor.

Bu tür rivayetler neden çıktı derseniz, kimi kelam ekollerinin bedeni kusursuzluğu peygamberlik şartı olarak zikretmelerinin bir devamı olarak, o düşünceyi desteklemek için getiriliyor bu tür düşünceler.

Gözünü verdi Yakub, ama bir burun kazandı. Bir burun Mısır’dan, yani Mısır’dan Filistin’e gelen kokuyu aldı burun. Yüzlerce Km. öteden sevdiğinin kokusunu alan bir burun. Aşka, muhabbete, hasrete iki göz verdi, gözün görmediğini gören bir burun aldı. Bu takas, bu alışverişte kim kârlı, kim zararlı çıktı söyler misiniz. Bence Yakub zararlı çıkmadı. Muhabbete verilenin karşılığı fazlasıyla alınır demekti bu.

Haa..! Şöyle bir soru akla gelebilir ki Kuşeyri ünlü tefsirinde sormuş; Neden Bekkâ diye bilinen Davud peygamber çok ağlar diye bilinirdi. Sürekli ağlardı Allah için. Gözlerini kaybetmedi de, Hz. Yakub peygamber gözlerini kaybetti. Burada da küçük bir fark, bir nüans var der arifler tefsirlerinde. Tabii bu bir nüktedir. Bu bir insan için ağladı, onun için kaybetti. O ise Allah için ağladı, çok çok fazla ağlamasına rağmen kaybetmedi. Diye bir nükte dile getirirler.

85-) Kalu tAllâhi tefteü tezküru Yusufe hatta tekûne haradan ev tekûne minel halikiyn;

Dediler ki: “TAllâhi, sen hâlâ Yusuf’u anmaya devam ediyorsun… Nihayet ya hastalanıp eriyeceksin veya ölüp gideceksin bu dert yüzünden.” (A.Hulusi)

85 – Tallahi dediler, halâ Yusuf’u anıp duruyorsun, nihayet gamdan eriyeceksin veya helâk olanlara karışacaksın. (Elmalı)

Kalu tAllâhi tefteü tezküru Yusuf hayret vallahi dediler, hala Yusuf’tan söz edip duruyorsun, hatta tekûne haradan sonunda bu hasret seni yiyip bitirecek. ev tekûne minel halikiyn; ya da kendini telef edip gideceksin. Diye çıkıştılar yakınları.

Ben gözünün görme duyusunu kaybetmesini ya da zayıflamasını şöyle bir nükte ile de karşılamayı doğru buluyorum. İnsan eğer gözle sevdiklerini göremeyecekse göz neye lazım ki dercesine. Eğer sevdiğini görmeyecekse göz de gitsin dercesine bir nükte geliyor aklıma.

86-) Kale innema eşkû bessiy ve huzniy ilAllâhi ve a’lemu minAllâhi ma lâ ta’lemun;

(Yakup) dedi ki: “Kederimi ve hüznümü ancak Allâh’a havale ediyorum… Allâh hakkında sizin bilmediklerinizi biliyorum.” (A.Hulusi)

86 – Ben, dedi, dolgunluğumu, hüznümü ancak Allaha şikayet ederim ve Allah dan sizin bilemeyeceğiniz şeyler bilirim. (Elmalı)

Kale innema eşkû bessiy ve huzniy ilAllâhi ve a’lemu minAllâhi ma lâ ta’lemun; Ben derdimi ve hüznümü sadece Allah’a arz ediyorum dedi Hz. Yakub ve ekledi; Üstelik Allah sayesinde sizin bilmediklerinizi biliyorum.

Hani Hz. Aişe de Resulallah’a böyle cevap vermişti ya. İftira ile gece gündüz ağlarken anne ve babasının yanına gelip, anne ve babası dahi yüzüne bakmazken, onlar da köşede göz yaşı dökerken Resulallah gelmiş;

– Ya Aişe, eğer bir günah işledinse Tevbe et Allah affeder. Yok değilse elbette Allah seni temize çıkaracaktır.

Yani burada herhangi bir şey, bir söylentiden yana davranmamış, fakat bir peygamber gibi davranmıştı. Bunun üzerine Hz. Aişe de;

Yakub’un adı aklıma gelmedi diyor. o andaki hüzünden, Yusuf’un babasının dediği gibi derim, dedim. Diyor. Anca aklıma öyle geldi ve bu ayeti okuyor. Ben derdimi Allah’a açarım, ben hüznümü Allah’a açarım, ben şikayetimi O’na gönderirim.

87-) Ya beniyyezhebu fe tehassesu min Yusufe ve ehıyhi ve lâ tey’esu min ravhıllah* innehu lâ yey’esu min ravhıllahi illel kavmül kafirun;

“Ey oğullarım… Gidin, Yusuf’tan ve kardeşinden araştırın! Allâh’ın cana can veren rahmetinden umutsuzluğa düşmeyin… Çünkü hakikat bilgisini inkâr edenler topluluğundan başkası, Allâh’ın cana can katan rahmetinden ümit kesmez.” (A.Hulusi)

87 – Ey oğullarım haydi gidiniz de Yusuf’la kardeşinden bir tahassüste bulununuz ve Allahın revhınden ye’se düşmeyiniz, çünkü Allâhın revhınden ye’se düşen Ancak kâfirler güruhudur. (Elmalı)

Ya beniyyezhebu fe tehassesu min Yusufe ve ehıyh Hz. Yakub çocuklarına döndü, yine akılla duygu arasındaki dengeye bakınız. Ey yavrularım, haydi gidin, Yusuf ile kardeşi hakkında haber elde etmeye çalışın diye, yine de bu hale rağmen, içi yanmasına rağmen umudu tükenmedi ve onlara bu emri verdi. Tevekkül ve ardından yine tedbir. İşte denge.

ve lâ tey’esu min ravhıllah Allah’ın rahmetinden de ümit kesmeyin dedi onlara. Umut imanın çocuğudur. Kendisi ümit kesmedi. Yıllar geçti ama kesmedi.

innehu lâ yey’esu min ravhıllahi illel kavmül kafirun; Şu bir gerçek ki Allah’ın kuşatıcı ve kurtarıcı rahmetinden yalnızca kafirler ümit keser dedi. Sevdalı ve hasretli Yakub peygamber. Yani iman bitmeden umut bitmez demektir bunun adı. Yalnızca kafirler umut keser demenin öbür biçimde söyleyişi; İmanı olanın umudu tükenmez demektir. Onun için sevdanız varsa umudunuz var demektir. İmanınız varsa umudunuz var demektir. Yusuf’u olanlar mutlaka bir biçimde Yusuf’una kavuşurlar. Yusuf’unuz Allah’ın sevdiği, Allah’ın razı olduğu bir sevda olsun.

Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 30 Aralık 2011 in KUR'AN

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: