RSS

İslamoğlu Tef. Ders. KEHF SURESİ (027-059)(94)

27 Nis

 

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

 “BismillahirRahmanirRahıym”


Değerli Kur’an dostları geçen dersimizde Ashabı Kehf’in, imanları uğruna ödedikleri bedeli anlatan destani bir kıssayı dinlemiştik. Bir iman direnişini dinlemiştik. Bu gün kehf suresinin 27. ayeti ile dersimize devam ediyoruz.


27-) Vetlü ma uhıye ileyke min Kitâbi Rabbike, lâ mübeddile li kelimatiHİ ve len tecide min dunihi mülteheda;

 Rabbinin Kitabından (Hakikatin olan El Esmâ mertebesindeki BİLGİden) sana (şuuruna) vahyolunanı oku (deşifre et – kavra)! O’nun kelimelerini (açığa çıkardıklarını) değiştirecek yoktur! O’ndan başka sığınak da bulamazsın. (A.Hulusi)

 027 – Öyle de ve rabbinden sana vahyolunanı tilâvet eyle, onun kelimatını tebdil edecek yoktur ve ondan başka bir penah bulamazsın. (Elmalı)


Vetlü ma uhıye ileyke min Kitâbi Rabbik o halde rabbinin kitabından sana indirileni izle ve oku. Utlü emri hem izle, hem de oku anlamlarını birlikte içerir. Vahyin ilk muhatabı olan sevgili peygamberimize Kur’an kendisini izlemesini ve tabii ki izlediği şeyde insanlara aktarmasını emrediyor. İzlemek, iz bırakmak demektir. Çünkü izi olan izlenir. Dolayısıyla vahiy; peygamberlerin iz bırakmasını istiyor. Hem izleyen, hem de izlenen, izlenilen biri olmalarını istiyor. Yer yüzünde çıkmaz, kaybolmaz bir iz bırakmalarını, kendilerinden sonra gelecek insanlığın o izi takip ederek ebedi mutluluğu yakalamasını ima ve ihsas ediyor.

 lâ mübeddile li kelimatiH onun kelimelerini kimse değiştiremez. Kelimat; ilahi yasalara tekabül edeceği gibi, bizzat vahye de tekabül edebilir. Yani O’nun koyduğu, bu tabiata yerleştirdiği, kainata yerleştirdiği, insana yerleştirdiği ilahi yasaları kimse bozamaz, değiştiremez.

 Neden böyle bir ibare gelsin ki Kehf kıssasının ardına derseniz eğer, haddi zatında bu ibarenin bizim tasavvurumuzda bir çok şeyi çağrıştırması lazım. Ki bunlardan birincisi küfür ve imanın kavgası insanoğlu yaşadıkça yaşayacak, sürecek. Bu ikisi hiçbir zaman karanlık ve aydınlık gibi bir arada olmayacak. Uzlaşmayacak. Kötülükle iyilik, Hakk’a batıl, güzellikle çirkinlik uzlaşmayacak. Dolayısıyla bu yasadır, Allah’ın yasasıdır.

 Daha ne çağrıştırıyor? İmanının bedelini ödeyenlere Allah yardım edecek. Bu da Allah’ın yasasıdır.

 …in tensurullahe yensurküm ve yüsebbit akdameküm. (Muhammed/7) Bir başka varyantıyla; ve yüsebbit akdameküm eğer siz Allah’a, Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah’ta size yardım eder ve sizi ayaklarınızın üzerinde dik tutar. Başınızı dik tutar. Yani eğilmezsiniz. Kula kul olmazsınız. Harcanmazsınız. Çünkü insanın değerini Allah’tan başka hiçbir kapı tam vermez. Çünkü insanın uğruna kul olabileceği ve kul olunca da bedelini hakkıyla alacağı tek kapı Allah kapısıdır. Daha aşağı kapılara kul olursanız harcanmış olursunuz. Ziyan olmuş olursunuz, heba olmuş olursunuz. İşte bunu da ima ediyor. Yani KelimatiH; O’nun kelimeleri, O’nun yasalarından bir kısmıdır bunlar.

 ve len tecide min dunihi mülteheda O’ndan başka sığınacak birini de bulamazsın. Eğer Allah’ın yasalarına karşı çıkarsan, ya da Allah’ın mesajına sırt çevirirsen, onu değiştirmeye kalkarsan, onu bozmaya, onu alt üst etmeye, onu ters yüz etmeye, şöyle bir kalıpla kullanırsak daha akılda kalıcı olur; Kitaba uymak yerine, kitabına uydurmaya kalkarsan hiçbir sığınacak kapı da bulamazsın.


28-) Vasbir nefseke mealleziyne yed’une Rabbehüm Bil ğadati vel aşiyyi yüriydune vecheHU ve lâ ta’dü aynake anhüm* türiydü ziynetel hayatid dünya ve lâ tutı’ men ağfelna kalbehu an zikrina vettebea hevahu ve kâne emruhu furuta;

 O’nun vechini dileyerek, sabah – akşam Rablerine dua edenlerle beraber, nefsine (bilincine) sabret! Dünya hayatının süslü gösterilen şeylerine yönelip de, onlardan ilgini kesme! Görüşü kozası içinde bizi hatırlamaktan mahrum bırakılmış; asılsız kabullerine tâbi olup, işi yapması gerekenin ötesindeki olan kimseye itaat etme! (A.Hulusi)

 028 – Nefsince de o kullarla beraber sabret ki sabah akşam (her vakit) rablerine duâ eder cemalini isterler, sen Dünya ziynetini arzu ederek onlardan gözlerini ayırma ve o kimseye itaat etme ki kalbini zikrimizden gafil bırakmışız, keyfinin ardına düşmüş ve işi haddini aşmak olmuştur. (Elmalı)


Vasbir nefseke mealleziyne yed’une Rabbehüm Bil ğadati vel aşiyyi yüriydune vecheH ve rablerinin rızasını arzu ederek sabah akşam O’na yalvarıp yakaran kimselerle birlikte sen de sabret. Yani etrafında kenetlenen yoksul ama samimi insanlarla birlikte davran, onları uzaklaştırma, onları küçük görme, başkalarını onlara tercih etme. Benzer bir ayet Enam/52. ayeti insanı; İnsanların onu nasıl gördüğüyle değil, Allah’ın onu nasıl gördüğüyle değerlendir.

 İşte bu ibarede söylenen ilahi gerçek bu. Yani onun toplumsal ve sosyal statüsüne bakarak değil, Allah nezdinde ki statüsüne bakarak değerlendir.

 ‘Abese ve tevella. (‘Abese/1) bu değil miydi. Yüzünü astı ve başını çevirdi.

 En câehül’a’mâ (2) kör geldi diye.

 Ve ma yüdriyke le’allehu yezzekkâ (3) nereden biliyorsun haydi o arınacak idiyse sen ona konuşunca.

 Ev yezzekkeru fetenfe’ahüzzikra (4) ya da senin verdiğin öğüt ona fayda edip o temizlenecek idiyse, öğüt alacak idiyse.

 Emma menistağnâ (5) bir de şu Allah’a muhtaç olmadığını düşünen mütekebbir adama gelince, Ondan sana ne. Arkasından gelen ayet. Onun arınıp arınmamasından sana ne diye devam edip gidiyor ayet.

 Dolayısıyla Enam/52. nin de desteklediği gibi bu ibarenin manası; Öncelikle vahyin ilk muhatabı olan sevgili efendimizden ve tabii ki vahyin tüm muhataplarından insanlara bakarken Allah’ın ona nasıl baktığını iyi hesap edip bakmak.

 ve lâ ta’dü aynake anhüm* türiydü ziynetel hayatid dünya dünya hayatının çekiciliğine aldanıp ta sakın onları gözden çıkarma. ve lâ tutı’ men ağfelna kalbehu an zikrina vettebea hevahu ve kâne emruhu furuta ve ayartıcı arzularına uyarak işi gücü aşırı uçlarda dolaşmaya döktüğü için akleden kalbiniz zikrimize karşı duyarsız kıldığımız kimselere de uyma.

 an zikrina zikrimize karşı, ya da vahyimize karşı, vahyin niteliklerinden biri de, sıfatlarından biride zikirdir. Vahyin niteliğidir. Kur’an vahyinin değil, tüm vahiylerin ortak niteliğidir. Ya da bu ibareyi Allah kaygısı diye de anlayabiliriz. Yani Allah kaygısını içinden aldığımız kimse. Ya ne demek Allah kaygısı? Hemen bir üstteki cümle ile birlikte düşünün. Allah ne der, Allah nasıl görür diye sormak Allah kaygısıdır.

 Bir insanla ilişki kurarken Allah’ın nazarında bunun değeri nedir. Öyle ki Allah’ın nazarında giydiği çamaşırdan daha değersiz olan adamların önünde eğilen kimseler, Allah’ın nazarında onun gibi milyonlarca insanı verseniz gerçekten de bir tüyü etmeyecek kadar yüce insanları küçük görebiliyorlar. İşte Allah kaygısını kaybetmenin insanın bakış açısını ters çevirmesidir bu. Büyüğü küçük, küçüğü büyük, değerliyi değersiz, değersizi değerli görme. Onun için insan ne der demeden önce Allah ne der. El ne der demeden önce rabbin ne der sorusu. Zikir budur. Allah’ın zikri budur. Allah kaygısı, insanın içine oturmuş bir Allah kaygısı ve eğer bu kaygı insanın içinin ufkunu kaplarsa artık yaptığı her bir işte rabbim bu işe ne der diye sorar ve öyle yapar.

 Furuta; İfrat, oradan geliyor. İşi gücü aşırı uçlarda dolaşmak diye çevirdim. Dolaşan kimse. İfrat sahibi, uçlarda gezinenler, yani hep şarampolün kıyısında yürüyenler. Sırat-ı müstrakıym’e gelmek yerine hep kenarlarda olanlar. Dokunsan uçurumdan yuvarlanacakmış gibi hayatı yaşayanlar.

 Oralarda olmasını istemiyor Kur’an. İnsanın güvenlikte olmasını istiyor. Mayınlı arazilere yakın dolaşmak, mayına basma tehlikesini ve tehdidini içerir. Onun için vahiy bizi uyarıyor. Emniyetli güvenli alanlardan geçin, şarampol kıyısından gitmeyin çünkü öylesine bir yürüyüş daima uçuruma yuvarlanma riski ile yürümek demektir. Onun için ifrat ve tefrit yasaktır. “Helâk el mu’tenettiun.” (hadis) aşırı gidenler, helak oldular diyen sevgili nebi işte bunun için uyarıyordu müminleri.


29-) Ve kulil Hakku min Rabbiküm femen şâe felyu’min ve men şâe felyekfür* inna a’tedna lizzâlimiyne naren, ehata Bihim süradikuha* ve in yesteğıysû yüğasû Bi main kelmühli yeşvil vucuh* bi’seşşerab* ve saet murtefeka;

 De ki: “Hak Rabbinizdendir! İsteyen iman etsin, isteyen inkâr etsin!” Doğrusu biz, zâlimler için dev dalgalar hâlinde öyle bir ateş hazırlamışız ki, onları her yönden kuşatmıştır! Eğer yardıma çağırsalar; erimiş maden benzeri, yüzleri pişiren bir su ile yardımlarına koşulur! O ne kötü içecek, o ne kötü yaşam ortamı! (A.Hulusi)

 029 – Ve de ki: o hak rabbinizdendir, artık dileyen iman etsin, dileyen küfür, çünkü biz, zalimler için öyle bir ateş müheyyâ kılmışızdır ki sertakları kendilerini kuşatmaktadır ve eker istigase ederlerse erimiş ceset gibi bir su ile imdat edilirler, yüzleri çevirir, o ne fena içki ve o ne fena kurultay! (Elmalı)


Ve kulil Hakku min Rabbiküm femen şâe felyu’min ve men şâe felyekfür ve de ki; Mutlak hakikate bir atıf olan bu mesaj rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin dileyen de inkar etsin. Yani vahiy rabbinizden size artık ulaşmıştır bundan sonra mı? İş size kalmıştır. Dileyen iman eder dileyen inkar. Çünkü Allah verdiği iradeye en çok saygı duyandır. İnsana irade vermiş, verdiği iradeyi yok saymamıştır. Kimse yok saymasını beklemesin. İnsanın kaderi seçmektir. İradenin var oluş sebebi budur. Onun için Allah hem iradeyi verip de, hem de mecbur kılsaydı, zorunlu kılsaydı o zaman iradenin ne işlevi olurdu. Ne işe yarardı.

 Onun için işte rabbimiz imana giden yolu gösterip; Artık aklın varsa göle demektedir, aklın varsa. Eğer istiyorsan iman edersin istemiyorsan inkar. Fakat unutma iman edersen emin olursun. Yani güvenlikte olursun. İnkar edersen inkar edilirsin. Güvenliğini ve özgürlüğünü yitirirsin. Unutma Allah demek anlam demektir. İnkar edersen anlamını inkar edersin anlamını kaybedersin. Var oluş anlamını kaybedersin. Var oluş anlamını kaybedersen sen bir hiçsin.

 inna a’tedna lizzâlimiyne naren, ehata Bihim süradikuha işin gerçeği biz öz benliklerine kıyan, kendilerine yazık eden o zalimler için, kendilerini kat kat sarıp sarmalayacak bir ateş, bir ceza hazırladık.

 Kur’an da azaba ve gazaba ilişkin tüm terin ve kavramları ceza olarak anlamak en doğru anlayıştır. Çünkü Allah gazap ve azap etmez aslında. Allah insana yaptıklarının karşılığını verir. Böyle anlaşılmayan bir azap anlayışı yanlıştır.

 Burada açıktır ki cehennemden söz ediliyor. Yani inkar edenlerin inkarlarının karşılığını bulması. Bu da adalet gereğidir. İlahi adalet gereği. Suyu getirenle testiyi kıranın bir tutulduğu bir yerde kim su getirir. Dahası aslında testiyi kıranları suyu getirenlerle aynı tutuyorsanız bu sadece suyu getirenlere zulmetmekle kalmayıp onların hakkını testiyi kıranlara vermeniz, yani ikinci bir zulüm anlamına da gelmiyor mu? Onun için Allah’^ta bir tutmaz ve tutmayacaktır.

 ve in yesteğıysû yüğasû Bi main kelmühli yeşvil vucuh öyle ki onlar susayıp ta su istediklerinde yüz etlerini kavuran  ergimiş maden gibi bir su sunulur. bi’seşşerab* ve saet murtefeka ne berbat bir içecektir ve ne fena bir makamdır orası. Allah hepimizi korusun.

 Burada gördüğünüz gibi cehennem tasvir ediliyor. Unutmayalım ki cehennem, cennet, ahiret; Gayba ilişkin dünyalardır. Yani insan idrakinin algılamakta acze düştüğü bir alemdir. Dolayısıyla insan idrakini aşan bir alem, bir dünya hakkında haber verilecekse bu, zorunlu olarak mecazi bir dil kullanılarak yapılacaktır. Yani aşkın bir husus, insan idrakini aşan bir gaybi husus; insan idrakine anlaması için indirilecektir, inzal edilecektir. Kur’an ın, vahyin inzali sadece anlamın indirilmesi değil, aynı zamanda söylenen hakikatin insan zihnine anlayabilmesi içinde indirilmesidir.

 Cehennemin dehşetini insan diline taşımak başka türlü de mümkün değildir. Ve işte bildiğimiz kelimelerle bilmediğimiz alem hakkında rabbimiz bizi böyle uyarıyor. Bu insanda bir tasavvur oluşturup insanı yanlış yollara düşmekten korumak için rabbimizin aslında şefkatinin bir ürünüdür. Unutmayalım acı bir sona doğru yürüyen, ya da uçurumdan düşmek üzere olan bir köre, bir görmeyene bağırmanız, dur demeniz, bir adım daha artma demeniz ona yapabileceğiniz en büyük ilimdir. Kaldı ki rabbimiz sadece dur demiyor, gözümüzü de açıyor ve açmak için, açılması için gereken tüm reçeteyi veriyor.


30-) İnnelleziyne amenû ve amilussalihati inna lâ nudıy’u ecre men ahsene amela;

 Muhakkak ki (Allâh ismiyle işaret edilenin Esmâ özellikleriyle zâhir oluşuna, Ahad – Samed oluşuna) iman edip imanın gereği olan düzgün çalışmalar yapanlar var ya; doğrusu iyi çalışmalarının karşılığını asla boşa çıkarmayız! (A.Hulusi)

 030 – Amma iman edip Salih salih ameller işleyenler, şüphe yok ki biz öyle güzel amel işleyenin ecrini zayi’ etmeyiz. (Elmalı)

 

 İnnelleziyne amenû ve amilussalihat ama iman eden ve onunla uyumlu erdemli değerler üretenlere gelince.

 İman ve Salih amel Kur’an da bir çok yerde yan yana geçer. Salih amel iman ağacının meyvesidir. Biliyorsunuz iman ağacı 4 unsurdan oluşur. Marifet, bilgiye tekabül eden kök. İkrar’a, tasdike tekabül eden gövde, ikrara tekabül eden dal ve meyveye tekabül eden amel. İman ağacının 4 unsuru bunlar.

 Bir amelin bir eylemin Salih olma özelliğini kazanabilmesi için 4 şart lazım.

 1 – Doğru ve dürüst olmalı, Salih olmalı yani.

 2 – Özünde iyilik taşımalı. Salih kelimesinin etimolojisi bize bunu veriyor. Özünde iyilik taşımalı.

 3 – Sulh-u salaha, yani barışa, insanın iç huzuruna ve dış huzura hizmet etmeli

 4 – Yararlı, faydalı olmalı. Faydasız olan eylem Salih olma özelliğini yitirir.

 inna lâ nudıy’u ecre men ahsene amela şu kesin ki biz, güzel bir eylem ortaya koyanın emeğini asla zayi etmeyiz.


31-) Ülaike lehüm cennatu Adnin tecriy min tahtihimül enharu yuhallevne fiyha min esavire min zehebin ve yelbesune siyaben hudren min sündüsin ve istebrakın müttekiiyne fiyha alel eraik* nı’messevab* ve hasünet murtefeka;

 İşte bunlar için altlarından ırmaklar akan ADN cennetleri vardır; orada altın bileziklerle süslenirler; ince veya kalın ipekten yeşil giysiler giyip koltuklar üzerine dayanıp kurulurlar… O ne güzel karşılık ve ne güzel yararlanma yeri. (Misal yollu cennet yaşamı anlatımı; bakınız: 13.Ra’d Sûresi: 35, 47.Muhammed Sûresi: 15. A.H.) (A.Hulusi)

 031 – Öyleler, işte onlara adin Cennetleri var, altlarından nehirler akar, orada altın bileziklerden ziynetlenecekler, sündüs ve kalın-ince ipek kumaştan yeşil esvap giyecekler, koltuklar, tahtlar üzerine dayanıp kurulacaklar o, ne güzel sevap ve ne güzel kurultay! (Elmalı)


Ülaike lehüm cennatu Adnin tecriy min tahtihimül enhar işte tabanından ırmakların çağladığı ve mutluluğun üretildiği merkezler olan cennetleri böyle kimseler için hazırladık.

 cennatu Adn ifadesini mutluluğun üretildiği merkezler şeklinde çevirdim, çünkü daha önce geçen bir surede de çevirmiştim böyle. Adn; madenle aynı kökten gelir. Maden merkezi demektir. Bir şeyin yoğun bulunduğu yer demektir. İşte cennetin, adn vasfıyla anılması mutluluğun merkezi demektir. Mutluluğun üretildiği merkeze cennatu Adn diyor Kur’an.

 yuhallevne fiyha min esavire min zeheb orada onlara altın künyeler, bilezikler takılacak ve yelbesune siyaben hudren min sündüsin ve istebrakın müttekiiyne fiyha alel eraik dahası ince ve kalın ipekten sırmalı yeşil elbiseler giyerek orada ki tahtlara kurulacaklar.

 Galiba bu ayet hepimize bir şeyi hatırlattı. Resulallah’ın ipek ve Altına karşı soğuk tavrını, neden ipek ve altına karşı kendisi soğuk davranmıştı. Hatta bu davranışı daha sonraki fakihler hukuki normlara taşıyacaklardı. Ama sahabe Resulallah’ın ipek ve Altına karşı soğuk tavrını çok doğru anlamıştı. Onun içinde bunu haram helal çerçevesine sokulan ve sadece o çerçeve de anlaşılan bir hukuki norm olmaktan öte bunun Resulallah’ın, Allah’ın ahirette vaad ettiği şeylere ulaşabilmek için insanın dünyada yaptığı bir fedakarlık olarak algılamışlardı. Ki Ebu Davut’ta geçen ve Süheyb-i Rumi’ye ait bir hadisi şeriften biz bunu öğreniyoruz.

 Mümin dünyada inancı uğruna fedakarlık yapar. Bazı şeylerden vazgeçer. Hani Hz. Ali öyle diyor ya; “Allah bize kötü şeyleri haram kıldı. Fakat biz onun mubahlarından da geçtik.” Diyordu ya. Mubahlarından da geçebilmek hem de O’nun için. Yani Rabbim sen bana neler verdin, bende gönüllü olarak senin için bir şeylerden fedakarlık yapmak istiyorum demek Allah ile yakın olmanın göstergesi değil de nedir. İşte bu fedakarlık elbette Allah tarafından ödüllendirilecek.

 Bu ayette de yukarıda cehennem tasvir edilirken kullanılan dil kullanılıyor. Yani insan idrakini aşan cennet gibi ebedi mutluluğun üretildiği merkez hakkında ancak sembolik dille konuşulabilirdi ki Kur’an da bunu yapıyor.

 nı’messevab* ve hasünet murtefeka ne güzel bir ödül ve ne hoş bir makamdır orası.


32-) Vadrib lehüm meselen racüleyni ce’alna liehadihima cenneteyni min a’nabin ve hafefnahüma Bi nahlin ve ce’alna beynehüma zer’a;

 (Rasûlüm) onlara misal olarak şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine üzümlerden iki bağ verdik, bu bağların etrafını hurma ağaçlarıyla halkaladık, aralarında da ekinler oluşturduk. (A.Hulusi)

 032 – Ve onlara iki adamı temsil getir: birine her türlü üzümden iki bağ vermişiz ve ikisinin de etrafını hurmalarla donatmışız ikisinin arasına da bir ekinlik yapmışız. (Elmalı)

 

 Vadrib lehüm meselen racüleyni Kur’an yeni bir pasaja girdi sure burada ve bize bu surenin mesellerinden birini daha sunmaya başladı. Ki meseller ve temsillerle dolu olan bu surede ki gerçekten çok öğüt verici bir mesel daha bu ayetle başlıyor. Onlara şu iki adam meselini örnek ver.

 İki adam meseli, bu surenin girişinde yaptığım açıklamalarda da vurgulamıştım. Orada özetlerken demiştim ki; Zengin ve yoksul adam meseli, iki adam meseli, eşyanın çift boyutlu hakikati hakkında varlığın ve yokluğun mahiyetine ilişkin ilahi bir öğüttür. Yani Allah servete nasıl bakıyor, ya insan nasıl bakıyor. Allah’ın gör dediği yerden bakınca varlık gerçekte nasıl yokluk, yokluk gibi görünen de nasıl varlığa dönüşüyor. Onun için geçici ne, kalıcı ne, gerçek servet ne, gidici, geçici servet ne. İşte bize onu öğretiyor. Gerçek serveti yalancı servetten ayırabilecek bir tasavvur inşa ediyor insan zihninde. Okuyalım;

 ce’alna liehadihima cenneteyni min a’nabin Onlardan biri, o iki adamdan biri, üzüm çubuklarıyla dolu iki bağ bağışlamıştık. ve hafefnahüma Bi nahlin ve ce’alna beynehüma zer’a onların çevresini hurma ağaçlarıyla donatmış bir de o ikisinin arasında ekin bahşetmiştik.

 İlgimi çeken bir şey var, bir nükte var; Ayeti kerime de hemen hemen tüm bitki kategorileri sayılıyor. Yani Hurma gibi gövdeli üzüm gibi gövdesiz, ekin gibi otsu bitkiler ki bitki çeşitlerinin hepsinden vermiştik. Yani Allah verdi mi böyle verir dercesine.


33-) Kiltel cenneteyni atet üküleha ve lem tazlim minhu şey’en ve feccerna hılalehüma nehera;

 Bağların her ikisi de yemişlerini vermiş, ondan hiçbir şeyi noksan bırakmamış… İki bağın ortasından bir de nehir fışkırtmışız. (A.Hulusi)

 033 – İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiç bir şey noksan bırakmamış, ikisinin ortasından bir de nehir akıtmışız. (Elmalı)


Kiltel cenneteyni atet üküleha ve lem tazlim minhu şey’e her iki bağda kendilerinden beklenen ürünü veriyor, verimlilikte en küçük bir düşüş yaşanmıyordu.

 Lafzen; ve lem tazlim minhu şey’e zulmetmiyordu, kim? Toprak, bahçe, bağ zulmetmiyordu diyor. Demek ki zulüm kinaye ten de olsa eşya içinde, cansız varlıklar içinde kullanılıyor. Neden burada cansız varlığa kinaye ten zulüm atfedildi? Zulmetmiyordu diyor. Aslında şunu demek istiyor. Eğer toprak kendisinden bekleneni vermiyorsa ondan değil, sizden kaynaklanıyor. Eşya zulmetmez. Ancak Allah’ın akıl ve iradeyle donattığı insan, akıl ve iradeyi Allah’ın koyduğu yerde kullanmazsa o zaman zulmeder ve insanın zulmü eşyaya yansır. Eğer bir yere emek veriyor da karşılığını alamıyorsanız, kendinizi kontrol edin. Yanlış yaptığınız bir şeyler var.

 Tabii bu ilerde 35. ayette insanın zulmüne getirecek. Yani bahçe zulmetmedi ama bahçenin sahibi zulmetti diyecek. Orada da ona bir atıf bu aslında.

 ve feccerna hılalehüma nehera üstelik her iki bağın arasından bir de dere akıtmıştık, dere çağlatmıştık.


34-) Ve kâne lehu semer* fekale li sahıbihi ve huve yuhaviruhu ene ekseru minke malen ve eazzü nefera;

 (Bu adamın) başka geliri de vardı… Bu nedenle arkadaşıyla (misaldeki diğer adamla) tartıştığı bir sırada ona şöyle dedi: “Ben malca senden daha zengin ve nüfus olarak da daha kalabalığım.” (A.Hulusi)

 034 – Başkaca da bir geliri var, bundan dolayı bu adam arkadaşına muhavere ederek: ben senden malca daha servetli, cemiyetçe daha izzetliyim dedi. (Elmalı)

 

 Ve kâne lehu semerun buy minval üzerine sahibi bol bol ürün devşiriyordu. Yani her yıl bol bol ürün kaldırıyordu. Veriyor, alıyor, biriktiriyor, yığıyor ve tabii bunları vereni hiç hatırlamıyordu.

 fekale li sahıbihi ve huve yuhaviruhu ene ekseru minke malen ve eazzü nefera Derken bir gün arkadaşı ile söyleşirken şöyle bir laf etti. Ağzından kaçtı diye de tercüme edebiliriz. Tabii ki yan anlam olarak. Benim malım seninkinden çok fazla. Dahası nüfusça da senden üstünüm dedi.


35-) Ve dehale cennetehu ve huve zâlimün li nefsih* kale ma ezunnü en tebiyde hazihi ebeda;

 Böylece nefsine zulmederek bağına girdi… Şöyle dedi: “Ebediyen bu varlığımın yok olacağını zannetmiyorum.” (A.Hulusi)

 035 – Ve bağına girdi, kendine yazık ediyordu, dedi: ebedâ zannetmem ki bu helâk olsun ve. (Elmalı)


Ve dehale cennetehu ve huve zâlimün li nefsih* kale Böylece kendi kendisine en büyük kötülüğü yapmış olan o adam, bir gün şunları diyerek bağına girdi. İşte biraz önce bahçe bağ zulmetmedi ama zulmetmedi ama bahçıvan zulmetti, bağban zulmetti, bağ sahibi zulmetti. Yani eşya zulmetmiyor ey insanoğlu, sen zulmediyorsun.

 Zulüm; Hatırlayalım bir şeyi yerinden etmektir. Bir şeyi Allah’ın koyduğu yerden etmek zulümdür. Ey insan Allah malı binek olarak verdi, sense onun bineği oldun. Yani o senin altında olması gerekiyordu sen onun altına girince hem kendine zulmettin hem ona. İşte burada; ve huve zâlimün li nefsih kendine zulmeden. Çünkü eşyaya zulmeden kendine zulmetmiş olur. Eşyayı Allah’ın yarattığı yerden alıp bir başka yere koymak. O senin hizmetkarın, fakat sen ona hizmetçi olmuşsun. Sen onun sahibi olman gerekiyor, fakat bakıyorsunuz o onun sahibi olmuş. Mal; sahibinin efendisi. Hatta bazen tanrısı. Allah korusun.

 ma ezunnü en tebiyde hazihi ebeda böyle olunca ne olur; İşte insan iç dünyasında nasıl korkunç bir sapmayı yaşıyor. Dedi ki; Bu bağın yok olacağını asla düşünemiyorum bile.


36-) Ve ma ezunnüs saate kaimeten ve lein rudidtü ila Rabbiy le ecidenne hayren minha münkaleba;

 “Kıyametin kopacağını da zannetmiyorum! Eğer Rabbime döndürülürsem, kesinlikle bundan daha hayırlı bir gelecek bulurum.” (A.Hulusi)

  036 – zannetmem ki Kıyamet kopsun, bununla beraber şayet rabbime reddedilirsem her halde bundan daha hayırlı bir akıbet bulurum. (Elmalı)


Ve ma ezunnüs saate kaimeten hoş, ben son saatin bir gün gerçekleşeceğini de düşünemiyorum ya ve lein rudidtü ila Rabbiy le ecidenne hayren minha münkaleba Fakat farz edelim ki rabbime döndürüldüm. Yani böyle olsa bile sonuçta bundan daha iyisini bulacağımdan da eminim.

 Hele bakın, şuna bakın şuna. Evet, bilinç nasıl alt üst oluyor. Bu ayetler, bu mesel, bu temsil aslında bu dolaylı anlatım bize alt üst olan bilincin sahibini nasıl yoldan çıkarıp yanılttığını öğretiyor ve gösteriyor. İbreti alem olacak bir ibretlik numune ile karşı karşıyayız, örnekle karşı karşıyayız.

 Bilinç ters çevrilirse insan nasıl yanlış okuyor hayatı. Hem inanmıyor, varsayalım ki diyor böyle bir hayat var, ben eminim ki bundan daha iyisiyle karşılaşacağım. Neden? Şu, sırrı bu yamuk düşüncede; O yamuk düşünce bu sonuca ulaştırıyor. Eğer yer yüzünde ben birilerinden daha fazla servet, birilerinden daha fazla evlat, birilerinden daha fazla konum, mal, makama güce sahipsem, iktidara sahipsem bu; benim bunu hak ettiğimi gösterir. Benim bunu hak ettiğime göre burada, orada da hak etmem lazım. Yani burada güçlü isem orada da güçlü olacağım.

 Görüyor musunuz mantığı, böyle bir mantık hangi insaf, hangi vicdan ehlince makul karşılanabilir ki Allah buna evet desin. Bu mantığın sahibi haddi zatında adalet duygusunu yitirmenin travmasını yaşıyor. Bu korkunç bir sapmadır. İçinde ki tüm adalet terazisi bozulmuş. Onun için de değerlendirmesi yamuk. Böyle birinin insan değerlendirmesini merak etmez misiniz? İnsanı nasıl değerlendirir? Kim güçlü ise onun önünde eğilir, kim güçlü ise hakkı ona verir.

 Böyle birini hakim edin, hakkı güçlüye verir. Güçlü kazansın der.

 Böyle birini bir yönetimin başına getirin güçlüden yana çalışır.

 Böyle birini ilim adamı edin ilmi güçlünün istismarına açar.

 Böyle birini nereye koyarsanız, isterseniz ticarete koyun, siyasete koyun, bilime koyun, sanata koyun, hayatın hangi alanına koyarsanız koyun bilinci ters yüz olmuş, alt üst olmuş ve adalet duygusunu yitirmiş böyle biri gerçekten de insanlık için, adalet için, erdem için, ahlak için bir numaralı tehdittir.


37-) Kale lehu sahıbuhu ve huve yuhaviruhu ekeferte Billeziy halekake min türabin sümme min nutfetin sümme sevvake racüla;

 Konuştuğu arkadaşı ona dedi ki: “Hakikatini inkâr mı ediyorsun? Seni topraktan, sonra spermden yaratıp sonra da seni şuurlu insan kıldı!” (A.Hulusi)

 037 – Arkadaşı da ona muhavere ederek: dedi ki: sen o rabbine küfür mü ediyorsun ki seni bir topraktan sonra bir nutfeden yarattı, sonra da seni bir adam seviyesine getirdi. (Elmalı)


Kale lehu sahıbuhu ve huve yuhaviruhu kendisiyle söyleştiği adam ona şu cevabı verdi. ekeferte Billeziy halekake min türabin sümme min nutfetin sümme sevvake racüla şimdi sen kalkmış seni tozdan, topraktan yaratan, sonra da seni yarattığı amacı gerçekleştirecek bir donanıma sahip kılarak adam eden Allah’ı inkar ediyorsun öyle mi? Evet, öyle diyor. Seni adam eden, tozdan topraktan yaratan, seni bir damlacık döl suyundan yaratan ve adam eden Allah’ı inkar ediyorsun ha?

 Nutfe ve Türab, ayette geçen sözcükler. İnsanın elemen ter hakikatinin basit ve sıradan olduğuna bir ima. Allah’ın müdahalesiyle bu basit elemen ter yapıya sahip bir varlık, nasıl şerefli bir varlık haline geliyor, bu bize ima ediliyor.

 Sevvake geçiyor ayete. Seni var oluş amacını gerçekleştirecek bir alt yapıya ve donanıma sahip kıldı anlamı verdiğim bu bir tek sözcük. Kur’an da insanın yaratılışının anlatıldığı diğer surelerde geçer. Yaratılış amacını gerçekleştirecek bir donanıma sahip kılmak;

 ..fesevvake fe’adelek. (İnfitar/7)

 Fiy eyyi suretin ma şâe rekkebek (8) seni, yaratılış amacını gerçekleştirecek bir donanımla donattı. Fe’adelek. Ve seni dengeledi. Madde ve mana, Ceset ve ruh. Akıl ve kalp. Duygu ve düşünce. Böyle dengeledi. Fiy eyyi suretin ma şa’e rekkebek ve seni dilediği surette yarattı. İşte bu gibi ayetlerde ifade buyrulan gerçek şu. İnsan mimar olacak çapta tasarlanmış ilahi bir mimaridir. İnsan yer yüzünün mimarı olması için tasarlanmış ilahi bir mimari şaheserdir.

 Burada ilginizi ve dikkatinizi çekti mi bilmiyorum, ahirete imanla Allah’a iman birbirine bağlantılı olarak gösteriliyor. Çünkü ahireti inkar eden için ekeferte Billeziy halekake şimdi sen seni yaratanı mı inkar ediyorsun diyor. oysa ki yukarıda rabbim demiyor muydu bu adam. Evet 36. ayette rabbim diye bahsediyordu Allah’tan. Fakat şimdi sen onu inkar mı ediyorsun üslubu neye delalet? Ahireti inkar eden Allah’ı inkar etmiş sayılır. İşte bu. Ahirete imanla Allah’a iman arasındaki doğrusal bağ burada böyle vurgulanıyor.


38-) Lakinne HUvAllâhu Rabbiy ve lâ üşrikü Bi Rabbiy ehadâ;

 “Bu yüzdendir ki, ‘HÛ’ Allâh, Rabbim’dir! Rabbime (hakikatim olan El Esmâ’ya) hiçbir şeyi eş koşmam!” (A.Hulusi)

 038 – Lâkin benim o Allah, rabbim ve ben rabbime kimseyi şerik koşamam. (Elmalı)


Lakinne HUvAllâhu Rabbiy ve lâ üşrikü Bi Rabbiy ehadâ Fakat bana gelince diyor o güzel insan, bende şundan eminim ki, sen nasıl ondan, o sapmadan eminsen. Tabii yalancı bir eminlik ama benim eminliğim imanımdan kaynaklanıyor. Senin eminliğin ise şeytanından kaynaklanıyor. Bende şundan eminim ki O benim her şeyimi borçlu olduğum Allah’tır ve ben her şeyimi borçlu olduğum birine hiç kimseyi ortak koşmam.

 Rab; her şeyini borçlu olduğun kimse. Böyle çevirdim rabbi. Çünkü rab o kadar geniş anlamı olan bir kavram ki; görüp gözeten, besleyip büyüten, var eden yaratan, yarattığının ihtiyacını gideren. İhtiyacını giderdiğinin çevresini de yaratan. Onun ayakta kalması, gelişmesi, ilerlemesi için yasalar koyan demektir. Onun için her şeyimi borçlu olduğum biçiminde çevirmek daha uygun geldi.


39-) Ve levla iz dehalte cenneteke kulte ma şaAllâhu lâ kuvvete illâ Billâh* in terani ene ekalle minke malen ve veleda;

 “Keşke cennetine (bağına) girdiğinde ‘maşâAllâh {Allâh dilemesinin meydana getirdiğidir}; lâ kuvvete illâ Billâh {bende açığa çıktığı görülen} kuvvet sadece Allâh’a aittir’, deseydin… Gerçi sen beni, zenginlik ve evlatça kendinden düşük de görüyorsun.” (A.Hulusi)

 039 – Bağına girdiğin vakit «maşaallahu la kuvvete illa billah» dese idin olmaz mıydı? eğer malca, evlâtça beni kendinden az görüyorsan. (Elmalı)


Ve levla iz dehalte cenneteke kulte ma şaAllâhu lâ kuvvete illâ Billâh Devam ediyor o güzel bakışlı, güzel görüşlü insan; Oysa ki senin bağına girerken, O’nun hayata müdahil olduğunu görüp; Bu Allah’ın yaratıcı iradesiyle olur ancak. Bu irade sadece Allah sayesinde kullanılan bir güçle gerçekleşir diye düşünmen gerekmez miydi.

 Bakınız Maşa’Allah’ı bu; Allah’ın iradesi ile olur diye çevirdim ki tam mota mot harfiyen çevirisi de budur. Allah’ın müdahil olmadığı bir hayat alanı görmem diyor ve bize de görmeyin diyor. Maşa’Allah, budur. Maşa’Allah aslında bir anahtardır ve bu bir tasavvurun eseridir. O tasavvur da şudur; Ben hayatın hiçbir alanında Allah’ın müdahil olmadığını düşünmüyorum. Yani Allah hayatın tüm alanlarına müdahildir. Tüm alanlarına müdahale eder, Allahsız bir hayat alanı yoktur. Kestirmeden böyle. Maşa’Allah budur. Allah’ın dediği olurun karşılığı da budur aslında. Onun için Maşa’Allah Allah hayatın tüm alanlarına müdahil olan bir rabbül alemindir.

 Lâ havle ve lâ kuvvete illâ Billâh biçiminde de ezkârımız ve evradımız olmuş olan o müthiş anahtar cümle Havkale diye kısaltılır, hatırlıyorsunuz. Burada lâ kuvvete illâ Billâh şeklinde gelmiş. İşte bu da aslında Allah’ın hayata müdahil oluşunun bir anahtarı. Allah sayesinde inkar edilen dili bile Allah’a borçludur kâfir, inkârcı. Kendi inkâr eden dilini bile Allah’a borçlu iken söyler misiniz Allah’tan alınmamış bir güç yok ki o gücü kullanıp ta insan bir şey yapsın. Bismillah’ta budur aslında. Besmele çeken bir insan bir anda şu tasavvuru dile getirmiş olur.

 1 – Ben bunu Allah’tan aldığım güç sayesinde yapıyorum.

 2 – Ben bunu Allah’ın izni ile yapıyorum.

 3 – Ben bunu Allah’ın rızasına uygun olsun diye yapıyorum.

 4 – Ben bu işi Eğer Allah bana bu gücü vermemiş olsaydı yapamazdım demiş olur.

 5 – Ya rabbi bu işi yaparken sen müdahil ol, müdahale et, bir ucundan tut ve bana yardım et duası da içinde olmuş olur. Besmele de bu demektir.

 in terani ene ekalle minke malen ve veleden. Gördüğün gibi mal ve evlat bakımından senden daha güçsüzsem de. Tabii biraz da belki kinayeten söylenmiş ibare,

 

 

40-) Fe ‘asa Rabbiy en yü’tiyeni hayren min cennetike ve yursile aleyha husbanen minesSemai fetusbiha sa’ıyden zeleka;

 “Olabilir ki Rabbim, bana senin cennetinden (bağlarından) daha hayırlısını verir; senin bağına ise semâdan bir afet irsâl eder de, (bağın) kuru bir toprak hâline gelir.” (A.Hulusi)

 040 – ne bilirsin belki rabbim bana senin bağından daha hayırlısını verir, seninkinin üzerine de Semadan bir afet indiriverir de yalçın bir toprak ola kalır. (Elmalı)


Fe ‘asa Rabbiy en yü’tiyeni hayren min cennetik Kim bilir belki rabbim bana seninkinden daha yararlısını verir. ve yursile aleyha husbanen minesSemai fetusbiha sa’ıyden zeleka seninkine de gökten bir afet indirirde ot bitmez çöle döndürür.


41-) Ev yusbiha mauha ğavren felen testetıy’a lehu taleba;

 “Yahut (bağının) suyu dibe çekilir de, bir daha onu bulamazsın.” (A.Hulusi)

 041 – Yahut suyu çekiliverir de bir daha onu aramakla bulunamazsın. (Elmalı)


Ev yusbiha mauha ğavren felen testetıy’a lehu taleba Ya da bir daha asla elde edemeyeceğin bir biçimde onun suyunu çeker.


42-) Ve uhıyta Bi semerihi feasbeha yukallibü keffeyhi alâ ma enfeka fiyha ve hiye haviyetün alâ uruşiha ve yekulü ya leyteniy lem üşrik Bi Rabbiy ehadâ;

 Derken onun serveti kuşatılıp yok edildi! Sonunda, çardakları üzerine yıkılıp kalmış bağına yaptığı harcamaları dolayısıyla, (hüsranla) ellerini ovuşturarak şöyle diyordu: “Keşke Rabbime (hiç) bir şeyi ortak koşmasaydım.” (A.Hulusi)

 042 – Derken bütün serveti istîlâ ediliverdi, bunun üzerine ona yaptığı masraflara karşı avuçlarını ovuşturup kaldı, o, çardakları üzerine çökmüş kalmıştı, ah, diyordu, nolaydım rabbime hiç bir şerik koşmamış olaydım. (Elmalı)


Ve uhıyta Bi semerihi ve nihayet berikinin bütün serveti mahvedildi. Evet, o öyle diyor ve devamındaki ayette berikinin bütün serveti mahvedildi, yani bu sonuçta oldu. Çünkü her nankör, nankörlüğünün cezasını, nankörlük yaptığı nimeti kaybederek bulur.

 feasbeha yukallibü keffeyhi alâ ma enfeka fiyha ve hiye haviyetün alâ uruşiha ve yekul kökü göğe gelip tarümar olan o bağın karşısında durmuş, heba olan emeğine yanıp ellerini ovuşturarak diyordu ki; ya leyteniy lem üşrik Bi Rabbiy ehadâ Ahh..! nolaydım, keşke nolaydım rabbime hiç kimseyi ortak koşmamış olaydım. Böyle yakınıyordu.

 Evet dostlar dünya bağ. Yani burada dolaylı bir anlatımla hepimize bahçe sahibi olduğumuzu dikkat etmemiz gerektiği söyleniyor. Bu ikisinden kime benziyorsunuz deniliyor. Yani seç, kimin adımını izliyorsunuz. Kendinize bir prototip seçin, örnek seçin. Bunlar bunun için anlatılıyor.

 Dünya bir bağdır dostlar, sense bahçe sahibisin. Ölüm ise güz mevsimi ve hesap günü gelince, hasat günü gelince, iflas mı? Yani cehennem mi, cennet mi. İşte aslında budur. Kaybetmenin üzüntüsü bir cehenneme bedeldir. Kazanmanın sevinci de bir cennet kadar değerlidir. Varlıkla sınanmak, yoklukla sınanmak anlatıldı bu kıssada;

 Femmel’İnsanu izâ mebtelâhu Rabbühu feekremehu ve na’amehu feyekulü Rabbiy ekremen. (Fecr/15) İnsan gelince rabbi ona ikram ettiği zaman, verdiği zaman, sınırsız nimetle sınadığı zaman derki; rabbim bana ikram etti. Bir de böyleleri var. O da daha farklı bir iki kategori, daha farklı.

 Ve emma izâ mebtelâhü fekadere ‘aleyhi rizkahu feyekulü Rabbiy ehanen. (Fecr/16) fakat rabbi ona nimeti sınırlasa. Nimeti çekip alsa değil, alınca nefesi bile vermemesi lazım. İnsanın rabbinin nimetinden ari olduğu bir dönemi yok ki. Yani sınırlar sadece, çekip almaz. Çekip alsa nefesi bile alması lazım. Onun için sınırlasa rabbim bana ihanet etti der.

 Kella..,(17) ey insanoğlu böyle yapma, bu yakışmıyor sana.

 Evet sınanmak. Varlıkla ve yoklukla. Aslında yokluğa sabretmek her kişi kârı varlığa sabretmek er kişi kârı. Burada olduğu gibi. Onun için varlığa sabretmek yokluğa sabretmekten daha zordur. İşte görüyorsunuz.


43-) Ve lem tekün lehu fietün yensurunehu min dûnillâhi ve ma kâne müntesıra;

 Allâh dûnunda ne bir yardımcısı vardı ne de kendi kendine yetecek gücü! (A.Hulusi)

 043 – Allah dan başka yardım edecek bir cemaati de olmadı, kendi kendine de kurtaramadı. (Elmalı)


Ve lem tekün lehu fietün yensurunehu min dûnillâh artık onun kendisine destek çıkacak Allah’tan gayri hiç kimsesi yok. ve ma kâne müntesıra üstelik başının çaresine bakacak durumda da değildi. Zavallı..!


44-) Hünalikel Velayetü Lillâhil Hakk* HUve hayrun sevaben ve hayrun ukba;

 İşte fark edileceği üzere, velâyet (El Veliyy isminin zuhuru) yalnızca, Hak olan Allâh’a aittir (velayet yaşamını yaşatan Allâh’tır)! O mükâfat verici olarak da hayırlıdır, sonucu yaşatıcı olarak da. (A.Hulusi)

 044 – İşte burada velâyet elhak, Allah’ındır, o sevapça da hayır, ukbaca da hayırdır. (Elmalı)


Hünalikel Velayetü Lillâhil Hakk işte orada, işte o anda. Hünalike zarfı bu iki anlama da birden gelir. Hem mekan, hem zamanı gösterir. İşte o anda da orada gerçek anlamda yar ve  yardımcı olma gücü sadece mutlak gerçeğin ta kendisi olan Allah’a aittir. Yani hesap günü, son gün. HUve hayrun sevaben ve hayrun ukba O hem hak edilen karşılığı vermede, hem de nihai akıbeti belirlemede rakipsizdir. Evet, alternatifsizdir.

 Kur’an yeni bir misale daha geçiyor burada. Buraya kadar varlık ve yoklukla sınanmanın örneğini verdi. Yani eşyanın çift boyutlu tabiatını farklı bir açıdan bize gösterdi ve Allah’ın gör dediği yerden varlık ve yokluğun değeri nedir. Servet sahibi olmanın değeri nedir. Yani gerçek servet nedir. Onun için zihnimizde ki oynamış taşları yerine oturttu. Terazimizi yeniden kurdu ve yepyeni bir misale gerdi.


45-) Vadrib lehüm meselel hayatid dünya kemain enzelnahu mines Semai fahteleta Bihi nebatül’ Ardı feasbeha heşiymen tezruhürriyah* ve kânAllâhu alâ külli şey’in muktedira;

 Onlara dünya hayatının MİSALİNİ ver… (Dünya hayatı) semâdan indirdiğimiz bir su gibidir ki, onunla arzın nebatı birbirine karıştı… Derken (o bitki) rüzgârın savurduğu çöp kırıntısı hâline geldi… Allâh her şeye Muktedir’dir. (A.Hulusi)

 045 – Onlara Dünya hayatın meselesi de şöyle yap: Sanki bir su, onu Semadan indirmişiz, derken onunla Arzın nebatâtı birbirine karışmış, derken bir çöp kırıntısı olmuştur, rüzgârlar onu savurur gider, Allah her şey’e muktedir bulunuyor. (Elmalı)


Vadrib lehüm meselel hayatid dünya onlara dünya hayatını da örnek ver. kemain enzelnahu mines Sema bu hayat gökten indirdiğimiz su gibidir.

 Hatırlayalım, yağmur O’na ait, gök O’na ait, toprak O’na ait. Ürün neden mutlak manada size ait olsun ki. İnsanoğlunun nankörlüğüne bakınız dostlar. Çok az katkıda bulunduğu bir şeyin tamamına sahip olmak isterken, tamamına sahip olan ve tamamını verene sırt çeviriyor ve nankörlük ediyor. İşte bir su gibidir diyor, gökten indirdiğimiz suya benzer dünya hayatı.

  fahteleta Bihi nebatül’ Ard derken toprağın bunu emmesi ile yer bitki örtüsüne kavuşur. Yani toprakta bitki bitiyorsa eğer bu Allah’ın gönderdiği rahmet sayesinde.

 feasbeha heşiymen tezruhürriyah en sonunda bütün bunlar kuruyup yerinde yellerin estiği çerçöpe döner. Yani ey insanoğlu sen varlığını yer yüzünde ki bu varlığı serveti ebedi mi sanıyorsun. Allah’ın yağdırdığı yağmura benzersin. Yer yüzünde bittin. Fakat bir gün kuruyacaksın. Unutma yerinde yeller esecek unutma.

 ve kânAllâhu alâ külli şey’in muktedira Zira Allah istediğini yapacak güce sahip olandır.


46-) El malu vel benune ziynetül hayatid dünya* vel bakıyatus salihatu hayrun ‘ınde Rabbike sevaben ve hayrun emela;

 Zenginlik – mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür (fânidir – yok olucudur, geçicidir)! Bâkî kalacak olan imanın gereği yapılanlar ise; Rabbinin indînde mükâfat olarak da hayırlıdır, beklenti olarak da hayırlıdır. (A.Hulusi)

 046 – o mal ve oğullar Dünya hayatın ziynetidir, bâkı kalacak Salih ameller ise Rabbinin indinde sevapça da hayırlıdır, emelce de hayırlıdır. (Elmalı)


El malu vel benune ziynetül hayatid dünya servette evlatta geçici dünya hayatının süsleridir. vel bakıyatus salihatu hayrun ‘ınde Rabbike sevaben ve hayrun emela ürünü kalıcı olan güzel ve erdemli davranışlarsa değer açısından rabbinin katında daha hayırlı, ümit etmeye de daha layıktır.

 Vahiy kalıcı ve geçici kavramlarına ilişkin tasavvurumuzu bu iki meselle inşa ediyor değerli Kur’an dostları. Allah’ın gör dediği yerden bakarsanız işte göreceğiniz gerçek budur. Yani ne geçici, ne kalıcı ve belki bu ayetlerin bizi uyardığı en büyük handikap dünyevileşme handikabıdır. Dünyevileşme tuzağı İşte ona karşı uyarılıyoruz.


47-) Ve yevme nüseyyirul cibale ve teral’Arda barizeten ve haşernahüm felem nüğadir minhüm ehadâ;

 Dağları yürüttüğümüz gün (organları işlevsiz bıraktığımızda), arzı çırılçıplak görürsün! Onların hepsini bir araya toplamışızdır; öyle ki hiçbiri ihmal edilmez! (A.Hulusi)

 047 – Düşün o günü ki dağları yürütürüz, Arzı görürsün çır çıplak ve onları hep mahşere toplamışızdır da hiç bir kimse bırakmamışızdır. (Elmalı)

 

 Ve yevme nüseyyirul cibale ve teral’Arda barizeten ve dağları yürütüp düzleyeceğimiz o gün, yer yüzünü düz ve çıplak görürsün.

 Barizaten hem içindekini ortaya çıkarmak manasına gelir, ki bazı müfessirlerimiz bu anlamı vermişler; bağrındakini dışına atar. Ama bu bağlamda düz ve çıplak anlamına gelse gerek.

 ve haşernahüm felem nüğadir minhüm ehadâ ve geride tek bir kişi bırakmadan onların tümünü bir araya toplayacağız.


48-) Ve ‘uridu alâ Rabbike saffa* lekad ci’tümuna kema hâlâknaküm evvele merretin, bel zeamtüm ellen nec’ale leküm mev’ıda;

 Saf saf Rablerine arz olunmuşlardır (inanç mertebelerine göre yer alırlar)! Andolsun ki, sizi ilk yarattığımız gibi (bilinç karışıklığından arınmış, saf şuurlar olarak) bize geldiniz… Belki siz, sizin için böyle bir aşamayı oluşturmayacağımızı sandınız! (A.Hulusi)

 048 – Ve hepsi saff olarak Rabbine arz edilmişlerdir, işte buyurur celâlim hakkı için ilk defa yarattığımız gibi bize geldiniz, fakat size hiç bir mev’id yapmayacağız zuummetmiştiniz değil mi. (Elmalı)


Ve ‘uridu alâ Rabbike saffa sonunda saf halinde rabbinin huzuruna çıkarıldıklarında lekad ci’tümuna kema hâlâknaküm evvele merrah işte nihayet sizi ilk yarattığımız günkü gibi bize geldiniz bel zeamtüm ellen nec’ale leküm mev’ıda fakat dünyada iken böylesi bir buluşmayı sizin için gerçekleştiremeyeceğimizi düşünüyordunuz denilecek.

 Evet, Yani bize kavuşacağınızı hiç düşünmüyordunuz, ahirete inanmıyordunuz. Bir türlü içinizden inanmak gelmiyordu. Biz vahiylerimizle, nebilerimizle bunu size duyurmuştuk. Ama öldükten sonra bir hayat olduğuna inanmak işinize gelmedi, çünkü hesabını veremeyeceğiniz şekilde yaşadınız. Hesabını veremeyeceğiniz şekilde yaşadığınızı itiraf etmek zorunuza gittiği için hesap gününü inkar ettiniz.

 İnsanoğlunun kıt akıllılığına bakınız. Hesabını verecek bir hayatı yaşamak zoruna gidiyor, gücüne gidiyor, onun içinde hesap gününü inkar etmeye kalkıyor. Ne yazar, inkar etseniz, gerçeği inkar edenin gerçeğe hiçbir zararı dokunamaz. Sadece kendisine eder.


49-) Ve vudı’al Kitabu feteral mücrimiyne müşfikıyne mimma fiyhi ve yekulune ya veyletena mali hazel Kitâbi lâ yuğadiru sağıyraten ve lâ kebiyreten illâ ahsaha* ve vecedu ma amilu hadıra* ve lâ yazlimu Rabbüke ehadâ;

 Kitap (kişinin tüm yaşam bilgisi) ortaya konmuştur! Suçlu durumundakilerin hepsinin, o bilgilerden korkup ürpererek “Yandık şimdi! Bu nasıl ‘Kitap’mış (kaydedilmiş bilgi) ki, küçük – büyük demeden tüm düşünce ve yaptıklarımızı kaydetmiş!” dediklerini görürsün… Ne yapmışlarsa onu hazır bulmuşlardır! Rabbin kimseye zulmetmez. (A.Hulusi)

 049 – Defter de konulmuştur, artık o mücrimleri görürsün bulundukları haileden helecanlar içinde titreşiyor ve diyorlardır: «Eyvah bize! bu defter de ne acayip ne küçük koymuş ne büyük hepsini zapt etmiş» ve bütün yaptıklarını hazır bulmuşlardır, Rabbin kimseye zulmetmez. (Elmalı)


Ve vudı’al Kitab sonunda tutulan kayıt önlerine konulur.

 Sicilleri tutulmuştu ya. Nasıl bir sicilmiş? feteral mücrimiyne müşfikıyne mimma fiyhi ve yekulun bunun üzerine suçluların orada gördüklerinden dolayı dehşetle irkildiklerini ve şöyle dediklerini görürsün; Tabii sicilleri kayda geçmiştir. Yani tüm hayatları filme alınmıştır ve onu izlediklerinde dehşetle tir tir titremeye başlarlar ve derler ki; ya veyletena mali hazel Kitâbi lâ yuğadiru sağıyraten ve lâ kebiyreten illâ ahsaha vay gele başımıza..! Ya da Vay canına be..! Bu nasıl bir kayıtmış ki küçük büyük dememiş hepsini bir bir sayıp dökmüş.

 ve vecedu ma amilu hadıra ve yapıp ettikleri her şeyi kayda alınmış olarak önlerinde bulurlar. ve lâ yazlimu Rabbüke ehadâ zira senin rabbin hiç kimseye haksızlık etmez.

 Femen ya’mel miskale zerretin hayren yerah (Zilzal/7) hatırlayalım o ünlü ayetleri;

 Ve men ya’mel miskale zerretin şerren yerah (8)

 Kim zerre kadar bir hayır yaparsa onu mutlaka görecek. Yani o kayda alınacak anlamına, görecek. O atlanmayacak, mutlaka kayda geçecek. Ama sonuçta rabbimiz rahmeti ile bağışlayacak o ayrı bir şey. Kim de en ufak bir şer yapmışsa o da kayda geçecek.


50-) Ve iz kulna lil Melaiketiscüdu liAdeme fesecedu illâ ibliys* kâne minel Cinni fefeseka an emri rabbih* efetettehızunehu ve züriyyetehu evliyâe min dunİY ve hüm leküm adüvv* bi’se liz zâlimiyne bedela;

 Hani biz meleklere “Secde edin Âdem’e” dedik de İblis hariç hepsi hemen secde ettiler! İblis CİNN (türün)dendi; (bu nedenle) Rabbinin hükmüne (hakikat ilmi yoktu {Cin türünde hakikat ilmi ve kader sistemi bilgisi yoktur – RUH İNSAN CİN Kitabı. A.H.}) uymadı! O hâlde siz, beni bırakıp onu (iblis’i) ve neslini mi dostlar ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin düşmanınızdır! Zâlimler için ne kötü bir dost seçimi oldu! (A.Hulusi)

 050 – Yine düşün o vakit ki Melâikeye Âdem için secde edin demiştik hemen secde ettiler, ancak İblis, Cinden idi de Rabbinin emrinden çıktı, ya şimdi siz beni bırakıp da onu ve zürriyetini kendinize evliyamı ittihaz ediyorsunuz onlar size öyle düşman iken? zalimler için ne fena bedel. (Elmalı)


Ve iz kulna lil Melaiketiscüdu liAdeme fesecedu illâ ibliys

 Kur’an yepyeni bir kıssaya getirdi sözü ve yine aslında yukarıdan beri vermek istediği şeyi farklı bir boyutla bu kıssayla da devam ettiriyor.

 Hani bir zamanlar meleklere, Adem’in önünde yere kapanın demiştik te, İblis hariç onların tümü yere kapanmıştı. Burada bir üsteki kıssayla ve ondan önceki meselle alakası açık. İnsanoğlunun nankörlüğü nereden kaynaklanıyor. İnsanoğlu nankörlük yapmakla aslında kimin izini takip ediyor. Kime öykünüyor ve özeniyor onu veriyor Kur’an burada.

 kâne minel Cinni fefeseka an emri rabbih O görünmeyen varlıklardan biriydi. Sonunda rabbinin emrine karşı geldi.

 Surenin diğer kıssa ve mesellerine uygun olarak yine eşyanın çift kutuplu tabiatına bir atıf var. İyi ve kötünün mahiyeti. Gecesiz gündüz, kışsız bahar, dikensiz gül nasıl yoksa bu dünya da kötüsüz bir iyide düşünülemez. Onun için gece gündüzün zıddı, kötü de iyinin zıddıdır ve her şey zıddıyla kaimdir. Bu yaratılmışlar aleminde. İşte bize hayatın bir gerçeği olan kötü ve iyinin tarifini, tanımını doğru yapmamız veriliyor, öğütleniyor burada.

 efetettehızunehu ve züriyyetehu evliyâe min dunİY ve hüm leküm adüvvun. Şimdi onun size olan düşmanlığına rağmen beni bırakıp ta onu ve onun ürünü olanları can dostları mı edineceksiniz.

 Şeytan Allah’ın değil insanın rakibidir. Değerli Kur’an dostları. Allah’ın kuludur o, ama asi bir kuludur unutmayın. Onun için şeytanı Allah’ın rakibi gibi algılayan bir düşünce İslam’da yok. Hatta yasak bir düşüncedir. Onun gücü yoktur, Kur’an bunu sık sık söyler.,,leyse leke aleyhim sultan. (İsra/65) Senin kullarım üzerinde bir gücün olmayacaktır.

 Peki şeytan nasıl icra eder görevini? Çirkin işini? İnsandan aldığı güçle onu insana karşı kullanarak. Yani şeytana siz güç transfer edersiniz ve sizden transfer ettiğiniz gücü size karşı kullanır. İradenizden ne kadar zayıflatırsanız o da o kadar güçlenir. Olay budur. Yani iradenizden her düşüş, şeytana, onun gücüne bir ilavedir.

 bi’se liz zâlimiyne bedela zalimler hatırına yapılan bu takas ne berbat bir takastır.

 İfadeye dikkat buyurun lütfen. Zalimler hatırına takas yapıyorsunuz, kimle kimi? Allah’ın rızası ile şeytanın rızası. İçinizde, beden ülkenizin başkenti olan yürekte imanın iktidarını destekleyeceğiniz yerde şeytanın iktidarını destekliyorsunuz ve dolayısıyla başkentte ki iktidar şeytana geçince eliniz ayağınız, gözünüz kulağınız, diliniz dudağınız da onun emrine geçiyor.


51-) Ma eşhedtühüm halkas Semavati vel Ardı ve lâ halka enfüsihim* ve ma küntü müttehızel mudılliyne ‘aduda;

 Ben onları (cinleri) Semâlar ve arzın yaratılmasına da, kendi yaratılmalarına da şahit tutmadım! İnsanları saptıranlar hiçbir zaman bana hizmet vermez! (A.Hulusi)

 051 – Ben onları ne Göklerin ve Yerin yaradılışına ne de kendilerinin yaradılışına şahit kılmadım ve hiç bir zaman mudılleri kol tutmuş değilim. (Elmalı)


Ma eşhedtühüm halkas Semavati vel Ardı ve lâ halka enfüsihim ben onları ne göklerin ne yerin yaratılışına şahit kıldım, ne de kendi var oluşlarına.

 Bu gerçekten felsefi derinliği çok büyük bir ifade;  Eşhedü enlâ ilâhe illallah diyen bir insan kendi var oluşuna öncelikle şahitlik etmiş olur. Çünkü Allah’ın var oluşuna şahitlik eden insan, önce kendinin var olması lazım. Ben şahadet ederim ki diyen bir insan, Eşhedü diyen bir insan önce ben varım demiştir. Ben kendi var oluşuma şahadet ederim demiştir. Ben kendi var oluşumun farkına vardım, varır varmaz da şunun farkına vardım; Beni var eden bir VAR var. O halde ben kendi var oluşumdan yola çıkarak onun da varlığına tanıklık ederim şahitlik ederim demiştir. Ben varım, bu beni var edenin varlığına tanıklıktır, o halde hem var oluşum hem de akleden kalbimle ben de onun varlığının şahidiyim. Demiştir. Onun için Eşhedü enlâ ilâhe illallah sadece Allah’ın varlığına tanıklık değil, kşinin kendi var oluşuna da tanıklığıdır.

 Yani biz onları buna tanık kılmadık dolayısıyla bu bilince sahip kılınmadılar. Bu bilinçle bakmadıkları için Allah’ı da inkar ettiler. Yani Allah’ı inkarları, Allah’ın müdahil oluşunu, hayata müdahil oluşunu da inkardı. Onun için Allah’ın tanığı olamadılar.

 ve ma küntü müttehızel mudılliyne ‘aduda üstelik ben bu saptırıcı güruhu yardımcı edinmişte değilim, yani benim yardımcılarım da değil onlar.


52-) Ve yevme yekulü nadu şürekâiyelleziyne zeamtüm fedeavhüm felem yesteciybu lehüm ve ce’alna beynehüm mevbika;

 “Varsaydığınız ortaklarımı çağırın” diye seslenildiği süreçte, onları çağırırlar da, onlar kendilerine cevap vermezler… Biz onların aralarına aşılmaz bir engel koyduk. (A.Hulusi)

 052 – Ve o gün ki dîyecek: «önleyin bakalım o zuumettiğiniz şeriklerime» derken onlara çağırmışlar yalvarmışlardır fakat kendilerine icabet etmemişlerdir ve aralarına biz bir mehleke (Tehlikeli yer veya iş.) koymuşuzdur. (Elmalı)


Ve yevme yekulü nadu şürekâiyelleziyne zeamtüm ve o gün Allah benim mutlak yetkilerime ortak olduğunu düşündüklerinizi çağırın diye nida edecek. Şu bana ortak olduğunu düşündüklerinizi çağırın da gelsinler bakalım nasıl ortaklarmış göstersinler diyecek.

 Fedeavhüm bunun üzerine onları çağıracaklar. felem yesteciybu lehüm ve ce’alna beynehüm mevbika ne ki kendilerine cevap veren çıkmayacak. Zira onların aralarına dehşet bir uçurum yerleştireceğiz. Birbirine ulaşamayacaklar.


53-) Ve rael mücrimunen nare fezannu ennehüm muvakı’ûha ve lem yecidu anha masrifa;

 Suçlular ateşi gördüler de, artık onun içine kesin düşeceklerini bildiler… Ateş dışında gidebilecekleri bir yol yoktu! (A.Hulusi)

 053 – Ve mücrimler ateşi görmüş, artık ona düşüneceklerini anlatmışlardır da ondan savuşacak bir yer bulamamışlardır. (Elmalı)


Ve rael mücrimunen nare fezannu ennehüm muvakı’ûha ve lem yecidu anha masrifa nihayet günahkarlar ateşi görünce kaçınılmaz olarak oraya gireceklerine akılları yatacak ve oradan kaçıp kurtulacak bir yol da bulamayacaklar.


54-) Ve lekad sarrefna fiy hazel Kur’âni linNasi min külli mesel* ve kânel İnsanu eksere şey’in cedela;

 Andolsun ki biz şu Kurân’da, insanlar için, gerçekleri her türlü misalle sayıp döktük! İnsan ise gerçekleri tartışmaya en düşkün olanıdır. (A.Hulusi)

 054 – Şanım hakkı için, hakikat, biz bu Kur’an da insanlara ibret olacak her türlü meselden tasrif yapmışızdır, insan ise her şeyin cedelce ekseri olmuştur. (Elmalı)


Ve lekad sarrefna fiy hazel Kur’âni linNasi min külli mesel doğrusu biz bu Kur’an da her türlü dolaylı anlatım tarzından yola çıkarak insanlara farklı açılardan hakikati açıkladık.

 Evet, mesel; bir gerçeği ona benzer başka bir gerçekle açıklamak anlamına gelir. Ragıp el Isfahani’nin müfredatında geçen tanımı bu. Dolaylı anlatım tarzı yani.

 Neden mesele başvurur Kur’an? 2 Nedenden dolayı

 1 – Ya anlatılan konu gayb olduğu için zorunlu olarak gaybi bir gerçek insan zihnine mesellerle, eğretilemelerle, soyutlamalarla indirilebilir. Onun için.

 2 – Ya da Tasavvur inşa edici bir tarz olarak akılda kalsın diye. Ki bu söz sanatlarının en büyüklerinden, en ünlülerindendir.

 Dolayısıyla Kur’an mesele bu iki açıdan yer verir ve detaylı olarak anlatır ki, insanlar yanlış anlamasınlar. Allah’ı yanlış anlamasınlar, vahyi yanlış anlamasınlar. Yine de varlıklar içerisinde en çok yanlış anlaşılan rabbimizdir.

 ve kânel İnsanu eksere şey’in cedela zira insan var olan her bir şey içerisinde tartışmaya en düşkün olandır.

 Zemahşeri’nin verdiği anlamı esas alarak bu şekilde bir tercüme yaptım. Elâ ya’lemu men halâk.. (Mülk/14) ayetini hatırlıyoruz. Allah yarattığını bilmez mi?

 Varlıklar içerisinde tartışmaya en yatkın varlık. Aynı ayette yer aldığına göre meselle insanın polemikçi boyutu arasında bir irtibat kurmayalım mı. Yani Allah evire çevire tüm detaylarıyla, her türlü üslubu kullanarak insana hakikati anlatıyor, ama şu insan var ya, tartışmacı bir varlık, yani tüm yaratıklar içinde polemiği en çok seven bir varlık olduğu için, Allah’a karşı bile haddine bakmadan polemik yapmaya kalkışıyor.

 Onun için ey insanoğlu bu anlatılan kıssaları, temsilleri, meselleri ki başından beri ashab-ı kehf kıssası anlatıldı hatırlayın. İki bağ sahibi adamla yoksul kıssası anlatıldı hatırlayın. Yine Adem ve şeytan kıssası anlatıldı hatırlayın. Yine dünya hayatının suya benzediği meseli anlatıldı -Ki sonuncular hep meseldi- hatırlayın.

 Bütün bunlar neyi vermek istiyor, bunun birer parmak olduğunu, parmağa değil, parmağın gösterdiği yere bakmanız gerektiğini. Cama değil, camdan bakmanız. Bunu yaparsanız ancak gösterileni göreceğinizi iyi bilin deniliyor. Bunu yapmaz da kalkar; işte şu mu dedi, bu mu dedi, şurada kim vardı, mağarada kimler vardı, adları neydi, köpeklerinin adı neydi, köpeğin cinsi neydi, kaniş miydi, diğer cins miydi, işte yani kangal köpeğimiydi, Sivas köpeğimiydi vs. diye tartışmak yerine, Allah’ın ne demek istediği üzerinde yoğunlaşın. O mağaranın çağı kaçtı, yüz ölçümü kaçtı, neden oluşmuştu, kilden mi oluşmuştu, taştan mı kayadan mı..! Bunlar sizin işinize yaramaz. Sizin işinize yarayacak şeylere bakın. Aslında bu cedelle mesel arasında ki irtibatta işte budur.


55-) Ve ma mene’anNase en yu’minu iz caehümül hüda ve yestağfiru Rabbehüm illâ en te’tiyehüm sünnetül evveliyne ev ye’tiyehümül azâbü kubüla;

 Kendilerine hakikate giden yola kılavuzluk edecek olan (Rasûl) geldiği hâlde, insanları iman etmekten ve Rablerinden mağfiret istemekten alıkoyan engel; öncekilerin başına gelenlerin kendilerine de gelmesini veya azabın karşılarına dikilivermesini beklemekten başka ne olabilir ki! (A.Hulusi)

 055 – Kendilerine doğru yolu gösteren peygamber geldiği halde insanları iman etmekten ve günahlarının mağrifetini istemekten alıkoyan da başka değil, ancak kendilerine evvelkilerin sünneti gelmesi veya Âhiret azâbının gözleri önüne gelmesi kazıyyesidir. (Elmalı)


Ve ma mene’anNase en yu’minu iz caehümül hüda ve yestağfiru Rabbehüm nitekim kendilerine doğru yolu gösteren rehber geldiği zaman, insanları iman etmekten ve rablerinden af dilemekten alıkoyan şey; illâ en te’tiyehüm sünnetül evveliyne ev ye’tiyehümül azâbü kubüla ya öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesini, ya da ahiret azabının gözlerinin önüne konulmasını istemekten başkası değildi. Yani haydi, getirsene diyorlardı ya, hatırlayınız Hud/8. ayetinde, Nahl/1., Enbiya/1. ve daha Kur’an ın bir çok yerinde inkarcılar kendilerine gönderilen peygamberlere; Tehdit ettiği azabı getir de görelim diye meydan okuyorlardı. Ona bir atıf var burada.

 Yine onun yanında ahiretin azabının gözlerinin önüne konulmasını bekliyorlar ve istiyorlardı. İşte bunun için, yani hepsinin ortak tavrı bu oldu ve inkara götüren de bu oldu.


56-) Ve ma nursilül murseliyne illâ mübeşşiriyne ve münziriyn* ve yücadilülleziyne keferu Bil bâtıli li yudhıdu Bihil Hakka vettehazû âyâtiy ve ma ünziru hüzüva;

 Biz Rasûlleri sadece müjdeleyici ve uyarıcılar olarak irsâl ederiz… Hakikat bilgisini inkâr edenler ise, asılsız, temelsiz fikirlerle Hakk’ı örtme mücadelesi veriyorlar! İşaretlerimi ve uyarıldıkları şeyleri eğlence edindiler (ciddiye alıp değerlendirmediler)! (A.Hulusi)

 056 – Halbuki biz gönderdiğimiz Peygamberleri ancak mübeşşir ve münzir olmak üzere göndeririz, küfredenler ise hakkı bâtılla kaydırmak için mücadele ediyorlar âyetlerimizi ve kendilerine edilen inzârı eğlence yerine tuttular. (Elmalı)

 

Ve ma nursilül murseliyne illâ mübeşşiriyne ve münziriyn oysa ki biz elçilerimizi “azap getirsinler diye değil,” böyle bir açıklama zaruridir. Çünkü ibarenin dilsel formu bize bu açıklamayı mecburi kılıyor. Onun için biz elçilerimizi azap getirsinler diye değil, yalnızca müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Yani onlar rahmettirler. Peygamberimiz Rahmeten lil alemindir. Alemlere rahmettir. İşte Kur’an ın da ifade buyurduğu gibi.

 ve yücadilülleziyne keferu Bil bâtıli li yudhıdu Bihil Hakk küfürde direnenlerse aslı faslı olmayan iddialarla hakikati geçersiz kılmanın kavgasını verirler. vettehazû âyâtiy ve ma ünziru hüzüva ayetler ve uyarılarımızı alay konusu ederler.


57-) Ve men azlemü mimmen zükkire Bi âyâti Rabbihi fea’reda anha ve nesiye ma kaddemet yedah* inna ce’alna alâ kulubihim ekinneten en yefkahuhu ve fiy azânihim vakra* ve in ted’uhüm ilel hüda felen yehtedu izen ebeda;

 Rabbinin delilleri (Rabbanî özellikleri) hatırlatıldığı hâlde, onlardan yüz çeviren; iki eli ile hazırlayıp önceden gönderdiği şeyleri unutandan daha zâlim kim olabilir? Gerçek ki, (inkârları dolayısıyla) hakikati fark edememeleri için, kozalarına hapsettik; kulaklarına da ağırlıklar koyduk! Onları Hakikate davet etsen de, bu hâldeyken ebediyen hidâyete eremezler! (A.Hulusi)

 057 – O kimseden daha zâlim de kim olabilir ki: Rabbinin âyâtı ile nasihat edilmiştir de onlardan yüz çevirmiş ve ellerinin takdim ettiği şeyleri unutmuştur; çünkü biz onların kalpleri üzerine onu iyi anlamalarına mani bir takım kabuklar ve kulaklarına bir ağırlık koymuşuzdur, sen onları doğru yola çağırsan da o halde onlar ebeden yola gelmezler. (Elmalı)

 

 Ve men azlemü mimmen zükkire Bi âyâti Rabbihi fea’reda anha ve nesiye ma kaddemet yedah işte rabbinin ayetleri kendilerine ulaştırıldığı halde onu görür görmez kendi işlediği kötülükleri de unutarak ondan yüz çeviren kimseden daha zalim, daha fazla kötülük yapan biri olabilir mi.

 inna ce’alna alâ kulubihim ekinneten en yefkahuhu ve fiy azânihim vakra Şu kesin ki biz bu gibilerin akleden kalpleri üzerine onu anlamalarını engelleyen bir kapak, kulaklarına ise bir tıkaç yerleştiririz.

 Evet, açık. İnsanın hakikate karşı şartlanması. Bilincin kör, sağır ve dilsizleşmesi. İnsan bilinci hakikate karşı körleşirse, o insanın gözünün görüyor olması hiçbir şey ifade etmez. çünkü göz görmek için tek başına yetmez. Onun için ışık lazım. Işık, gönül ışığı vahiydir. Nasıl ki ışık olmadan göz görmezse, gönlün, kalbin ışığı vahiy  olmadan da kalbin gözü kör gibidir.

 ve in ted’uhüm ilel hüda felen yehtedu izen ebeda dolayısıyla onları doğru yola çağırsan da onlar asla doğru yola gelemezler.


58-) Ve Rabbükel Ğafûru ZürRahmeti, lev yuahızühüm Bi ma kesebu le ‘accele lehümül azâb* bel lehüm mev’ıdün len yecidu min dunihi mev’ila;

 Rabbin Ğafûr ve zür Rahmet’tir (Rahmet sahibi)! Eğer kazandıklarının sonuçlarını hemen yaşatmayı dilemiş olsaydı, elbette azabı (vefat ettirmeyi) çabuklaştırırdı! Ancak onlar için vadedilen bir zaman vardır ki, ona ulaşmamaları mümkün değildir. (A.Hulusi)

 058 – Hem o mağrifeti çok rahmet sahibi rabbin onları kesibleriyle derhal muâheze ediverecek olsa idi haklarında azâbı elbette tacil buyururdu, fakat onlar için bir mîy’âd vardır ki o gelince hiç bir çare i necat bulamazlar. (Elmalı)


Ve Rabbükel Ğafûru ZürRahmeh yine de daima bağışlayıcı olan rabbin sınırsız rahmetin sahibidir. lev yuahızühüm Bi ma kesebu le ‘accele lehümül azâb eğer işledikleri günahlar yüzünden onları cezalandıracak olsaydı, kesinlikle azabı onların başına hemen musallat ederdi. Yani rabbinin sınırsız rahmeti hemen cezalandırmaya izin vermez. Onun için Allah’ın isimlerinden biri de Latiyf’tir. Cezada acele etmez, lütuf sahibi diye de anlamışlar bazı müfessirler bu ismi celilin anlamını. Yani cezalandırmada acele etmez. Yine Haliym ismi de bu anlamı içerir. Rabbimiz Haliym dir. Kendisine karşı bir günah işlendiğinde, günah işleyeni cezalandırma konusunda hiç acele etmez. Süre verir ona, mühlet tanır.

 bel lehüm mev’ıdün len yecidu min dunihi mev’ila fakat işte onlar için bir süre belirlenmiştir ki asla onu aşıp ta kurtulamazlar. Yani belirlenmiş bir süre vardır. Ne kadar uzun olursa olsun bunun bir sonu vardır, bu mühletin, süre tanımaların bir sonu vardır, o süre gelince de hşç kimse atlatamaz, aşamaz. Yasa bu yani. Bu süre mutlaka dolacak.

 Ömür de sınırlıdır. Rabbimiz bir ömürlük bir tevbe süresi vermiştir, istiğfar süresi vermiştir ama unutmayın yasa kesin. Herkesin ömrü bir gün bitecek.


59-) Ve tilkel kura ehleknahüm lemma zalemu ve ce’alna li mehlikihim mev’ıda;

 İşte sana, zulmettiklerinden dolayı yok ettiğimiz şehirler ki onların helâkı için de bir süreç tayin etmiştik. (A.Hulusi)

 059 – Daha o memleketler ki biz onları zulmettiklerinde helâk etmişiz ve helâklerine bir mîy’âd tayin eylemişiz. (Elmalı)


Ve tilkel kura eğer inanmazsanız işte yeryüzünde ki eski medeniyetlerin kalıntıları gözünüzün önünde. İşte yıkılıp gitmiş, göçüp gitmiş, yeryüzünde izi kalmamış ne medeniyetler, ne uygarlıklar, ne büyük kentler vardı. İşte yol üzerinde Sodom ve Gomore, Lut gölünün kenarında. İşte yine Salih peygamberin kavmi, Semud kavmi, işte yine Ahkâf ve Ad kavmi. Yani bütün bunlar bölge insanının tanıdığı belaya uğramış kavimlerin kalıntıları.

 ehleknahüm lemma zalemu zulümde ısrar edince onların tümünü yok ettik. Yani zulümde ısrar edince yok ettik ama. Onun için zulümde ısrar etmeleri helâki getiriyor. Siz de aklınızı başınıza alın da zulümde ısrar etmeyin, kendi kendinize daha fazla kıymayın ve ce’alna li mehlikihim mev’ıda oysaki biz onların helâki için de bir süre takdir etmiştik. Yani geçmiş medeniyet ve uygarlıklar, helâk olmuş uygarlıklar içinde süre tanımıştık. Bu Allah’ın yasasıdır. Süre tanımamızı istismar etmeye kalkma ey insanoğlu, Allah’ın sana verdiği kapıdan vur ve gir ve rabbinle tanış, kendinle tanış. Allah en büyük imkândır, bu imkânı heba etme.


“Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

 Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 27 Nisan 2012 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

2 responses to “İslamoğlu Tef. Ders. KEHF SURESİ (027-059)(94)

  1. yavuz

    10 Mart 2017 at 12:29

    hem hoca, alim değilim demişsin hem de dini kaynaklarından direkt öğrenmeye çalışıyorsun. bu ne tutarsızlık böyle. Senin düşüncende olup sapıklık çukuruna yuvarlanmayanı görmedim. sonu dalalet bu yolun. İnkara çıkar. aklını başına al hadissiz ulemasız kur’an doğru anlaşılmaz.

     
    • ekabirweb

      10 Mart 2017 at 15:31

      Affedersiniz anlayamadım, dini kaynaklarından direkt olarak öğrenmenin neresi yanlış? İlmini paylaştığım kişiler zaten Kur’an ve Hadislerde uzman kişiler. Tek bir kişiye bağlanmak, onu peygambermiş gibi kabullenmek te bana yanlış geliyor. Benimseyip paylaştığım bilgilerde bir yanlışlık, bir hata varsa ve doğrusunu gösterene minnet duyarım. Ben bu yöntemi Kur’an dan öğrendim.
      “O kullarım ki, onlar sözü dinlerler, sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.” (Zümer/18)
      Bu yolda da devam edeceğim inşallah. Esen kalın Allah’a emanet olun.

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: