RSS

İslamoğlu Tef. Ders. MERYEM SURESİ (001-40)(96)

11 May

231“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

 “BismillahirRahmanirRahıym”


El Hamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn Vesselatü Vesselâmü alâ Resulüna Muhammedin ve alâ alihi ve ashabihi ecmaiyn.

 Rabbişrah liy sadriy;

 Ve yessirliy emriy;

 Vahlül ukdeten min lisaniy;

 Yefkahu kavliy; (Taha 25-26-27-28)


Rabbim, göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi. Düğümü Çöz dilimden ki, anlayalar beni. Allahümme amin.

 Amin diyoruz, hamd ediyoruz, ki bizi yokluk içinde değil varlık içinde yarattı.

 Hamd ediyoruz, ki bizi varlık içerisinden seçti canlılar arasında yarattı.

 Bir daha hamd ediyoruz, ki bizi canlılar içerisinden seçti, şuurlu varlıklar arsında yarattı.

 Bir daha hamd ediyoruz ki bizi şuurlu varlıkların zirvesi olan insan kıldı.

 Bir daha hamd ediyoruz, hem de sonsuzca hamd ediyoruz ki insanlar içerisinden bize iman verdi, hidayet verdi. Vahye iman eden insanlar arasında kıldı. Tenezzül buyurdu şanslı kullar arasında kıldı ve bizi kendisine muhatap aldı.

 İşte bütün bu hamdlerimizin merkezinde yer alan en büyük lütuf, en büyük nimetlerden biri olan vahyin yepyeni bir sitesiyle karşı karşıyayız. Vahiy ülkesinde her site apayrı bir mimariye sahiptir. Bu gireceğimiz sitenin de Kur’an içerisinde, Kur’an ülkesinde bambaşka bir mimari özelliği vardır.

 Sevgili Kur’an dostları bugün bu dersimizde 96. dersimizi işleyeceğiz. Buna gerçekten Hamd ediyorum, şükrediyorum, rabbime minnet ediyorum. Çünkü bu uzun soluklu koşuda, bu maratonda nefesimizi kesmedi ve bugünkü dersimiz Kur’an ın tam yarısından sonraki ilk ders. 48. ay, 48 aylık bir maraton ve daha 48 ay sürecek. Rabbimizden  tamamına erdirmesini niyaz ediyorum. İnşallah Hıtamuhu misk.. (Mutaffifin/26) dediği gibi Kur’an ın sonu misk olur. Misk-ü Amber olur. Sonu güzellik olur. Çünkü başı güzelliktir. O nedenle bu duamı sizin de paylaşacağınızı düşünüyorum ve bu duygularla, bu sevinçle bu dersimize giriyorum.

 Elimizde ki Mushaf tedvininde 19. sure olan Meryem suresi bugün gireceğimiz sure. Hz. Meryem’in oğlu Hz. İsa’yı dünyaya getirmesinden söz ettiği için bu adı aldı. İlginçtir, bilmem sizin de dikkatinizi çeker mi, Kur’an ı Resulallah’ın beşeri kimliğinden bağımsız olarak algıladığımız noktalardan biride bu suredir. Eğer birilerinin, bazı vahiy düşmanlarının iddia ettiği gibi Kur’an ı Hz. Peygamberin kendisi kaleme almış olsaydı, her hangi bir yerinde kendi öz annesinden bir kerecik bahsederdi. Fakat bir tek ayet yok ama işe bakın ki bir başka peygamberin, Hz. İsa’nın annesi hakkında Kur’an da koca bir sure var. Bu dahi Kur’an ın kaynağının ilahi olduğunu göstermeye yetmez mi. Bu kadar nesnel, bu kadar objektif bir metindir Kur’an. Aşkın bir metindir. Onun için bu surenin böylesine farklı bir özelliği daha var.

 Meryem suresi Mekkidir ittifakla. Ancak Suyuti Mekke döneminin son yıllarında nazil olduğunu söylese de bu doğru olmasa gerektir. Çünkü bu sure tarihi kaynakların yalanlanamaz bir biçimde bize aktardıklarından yola çıkarak kesinlikle söyleyebiliriz ki peygamberliğin 5. ila 7. yılları arasında inmiş olmalıdır. Çünkü bu sure Hz. Cafer bin Ebi Talip tarafından Resulallah’ın amca oğlu tarafından Habeşistan Hükümdarının huzurunda, Habeş hicretinin ardından bizzat okunmuş ve tarihin bir dönemine tanıklık yapmıştı. Onun için surenin indiği yılı peygamberliğin 5 – 6 – ya da 7. yılına tarihleyebiliriz.

 Ya ilk Habeş muhacirleri gitmeden hemen önce inmiş  olmalı, ya da daha kuvvetli bir ihtimale göre onlar oraya ulaştıktan sonra inip arkadan gelen kafile onlara bu sureyi iletmiş olmalı. Ama her halükarda bu sure peygamberliğin ilk yıllarında nazil olmuştur.

 Surenin konusu göz önüne alındığında dönemin özelliğini yansıtır bir niteliktedir. Habeşistan hicretinin nedenini biliyoruz. Mekke de, Mekkeli putperestlerin dayanılmaz zulümleri altında inleyen müminler bir çıkış yolu arıyorlardı. Resulallah onlara bir çıkış yolu olarak Habeşistan da adil bir yönetici var, oraya gidebilirsiniz buyurmuştu. Habbam bin Ered, kendisi nitelikli, vasıflı bir zenaatkardı. Kendi zenaatinde bir imalat yapmış, fakat emeğinin hakkını alamamıştı. Çünkü kendisine iş yaptığı müşrik reisi; “Sen Muhammed’i terk etmeden ben sana paranı ödemeyeceğim şeklinde bir zulme, bir gaspa başvurmuştu.

 İşte bu gibi olaylar öylesine bıktırıcı boyutlara ulaşmıştı ki Mekke’de, artık müminler bir çıkış yolu arıyorlardı. İşte o çıkış yolu Habeşistan oldu ve ilk hicret böylece gerçekleşti. Allah’ın yeryüzü, Allah’ın arzı genişti ve onlarda imkanların tükendiği yerden, imkanların üretileceği yere göç ettiler. Kaçmadılar, imkanı üretmek için gittiler. Terk ettiler, çünkü terk etmeden kavuşulamazdı bunu bildiler. Terk edince kavuşacaklarını biliyorlardı. Onun içindir ki her vuslat bir ayrılığın sonunda gelir. Her kavuşma bir ayrılmanın arkasından gelir. Bunu biliyorlardı.

 Sure konusu itibarıyla Hz. Yahya ve babası, Hz. Zekeriya’dan, Hz. İsa ve annesi Meryem’den. Hz. İbrahim, İsmail, Musa, İdris gibi peygamberlerden, onların kıssalarından söz eder. Aslında kıssa anlatmaz sure. Kitapta, ya da bu surede Zekeriya’yı da an der. İdris’i de an der. aynı formda. Yani İbrahim’i de an der. Adeta bir peygamberler geçididir bu sure.

 Neden? Nedeni açık, öncelikle vahyin ilk muhatabı olan Resulallah’ın tasavvurunu inşa etmek için. Onun içinde bulunduğu o zor günlerde bir teselli olarak iner bu sure. Onun içinde Zekeriya örneğini verir. Zekeriya ki, bir ömrü çocuksuz geçmiş, evlat hasretiyle geçmiş biridir. Bir aziyz insandır, bir peygamberdir. Her şeyin bittiğini sandığı, artık çocuğa kavuşamayacağını düşündüğü bir zaman diliminde rabbi önüne ufuklar açar ve ona Yahya gibi dillere destan bir evlat lütfeder. Bunun mesajı açıktır; Allah bin imkandır. Allah’ın var neye muhtaçsın, Allah’ın yok, neyin var? mesajıdır.

 Ardından Meryem ve Hz. İsa örneği yine benzer bir örnektir. Yani Allah= elde var 1. gerisi 0 olsa ne yazar ana fikrini işler. Onun için Allah’ın varsa köşeye sıkışmazsın tasavvurunu işler. Tasavvura bunu kazır adeta.

 Diğer örnekler diğer peygamberlerden de bahsederken alttan alta bir light motif olarak bu konuyu işler ve adeta surenin anahtarı 35. ayettedir;

 izâ kada emren feinnema yekulü lehu kün feyekûn(35)

 O bir işin olmasını istediği zaman O’na düşen sadece “ol” demektir, o da hemen oluverir, oluverecektir. Bu kadar, İşte surenin anahtarı budur.

 Bu surenin özelliklerinden biri de Mekki tüm surelerde olan bir özelliğin çok bariz bir biçimde açığa çıkmasıdır. O da ses unsuru. Kur’an da insanın yüreğine sesiyle sokulan surelerin zirvesini teşkil eder Meryem suresi. Adeta içinizde uzun süre yankılanır Hafiyye, Zekeriyye, şakıyye, veliye, rad’ıyye, seniyye, ıtıyye, seviye, aşiyye, takıyye, sabıyye, ‘asıyye, şarkıyye ve böyle gider. Muhteşem bir ses yankılanır yüreğimizde. Adeta bir ormanın uğultusu, bir ırmağın şırıltısı, bir bülbülün sesi gibi bir ses. Doğal bir ses. Onun için bu sesi de özellikle bu surede duymak lazım diye düşünüyor ve hatırlatıyorum. Sesini dinleyin surenin. Yüreğinizdeki sesle uyuştuğunu göreceksiniz. Şimdi sureye girebiliriz.


“BismillahirRahmanirRahıym”


1-) Kâââf, Hâ, Yâ, Ayyynnn, Saaad;

 Kâf, Ha, Ya, Ayn, Sad.(A.Hulusi)

 01 – Kaf, Ha,Ya, Ayn, Sad.


Bunlar bildiğiniz gibi heca harfleri, yani alfabe harfleri, elif, ba harfleri. Huruf-u Mukatta diye bilinen ve isimlendirilen bu harflerin anlamı ya da işlevi üzerinde bir çok yorum yapıldığını, daha önce yeri geldikçe defaatle söylemiştim. Özetle bu harflerin Kur’an ın sırrı olduğunu söyleyen Hz. Ebu Bekir’in görüşünü naklederek geçeceğim. Bu harflerin bir anlamından çok bir işlevinden söz edilebilir. Ama şunu söylemeliyim ki Kur’an da mutlak anlamda bir müteşabih varsa o da bu harfler olmalıdır. Sırrı hiçbir zaman çözülemez demek mümkün değil, fakat ben bu harflerin sırrını çözdüm demekte o kadar kolay değil.

 

2-) Zikru rahmeti Rabbike abdeHU Zekeriyya;

 Rabbinin, kulu Zekeriyya’ya rahmetini hatırla (zikret). (A.Hulusi)

 02 – Rabbinin rahmetini bir anış Zekeriya kuluna, (Elmalı)


Zikru rahmeti Rabbike abdeHU Zekeriyya Kulu Zekeriyya’ya rabbinin rahmetinin anısınadır. Bu sure, bir anı. Yani rabbimiz Vahiyden belli bölümleri sevgili kullarının anısına ithaf ediyor. Bu ayet bir ithaf ayeti, bir sunu, bir ithaf. Yani rabbimiz ne kadar memnun olmuşsa Hz. Zekeriyya’dan, ne kadar rabbisini sevindirmişse, memnun etmişse onun hatırasına, onun anısına bir ithafta bulunuyor.

 Ne muhteşem şans ne büyük nasip ya rabbi. Rabbi tarafından sevilmek ve Rabbi tarafından ithaf edilerek ödüllendirilmek vahiy ithaf edilmek. İşte ölümsüzlüğün bir başka boyutu da bu.

 Zekeriya malumunuz Kur’an da anılan peygamberlerden biridir ve ben-i İsrail, İsrail oğulları peygamberlerindendir. Yeni Ahitte yer alan, yani İsrail oğullarına gönderilmiş peygamberlerin tümü de diğer peygamberler gibi Müslüman’dır ve bizim peygamberimizdir. Yeni Ahitte yer alan ve Kur’an tarafından yalanlanmayan bir rivayete göre Zekeriya, Hz. Meryem’in halasının kocasıdır. Yani eniştesidir. Burada anlatılan, bu ayetlerin anlattığı kıssa aynen ya da çok benzer biçimde A.İmran suresinin 38-41. ayetlerinde de ele alınır. Aslında orada bir miktar ayrıntı verilir, ki bence bu iki bölümün, iki pasajın birlikte okunması daha doğrudur.

 Hz. Zekeriya 13. kabile olan levililer kabilesinin bir mensubudur. Ki bu kabile Hz. Harun’a dayanır. Bilindiği gibi İsrail oğulları 13 kabile idiler. Hz. Yakub’un çocuklarına nispetle. İşte bu Levililer kabilenin görevi aralarında iş ve görev bölümü yapmış olan İsrail oğulları içerisinde bu kabilenin görevi Din hizmetleridir, mabetlere bakmaktır, nasihat etmektir, din hizmetlerini yürütmektir. Hz. Zekeriya da Levililere mensup olması dolayısıyla mabette görevlidir.

 Bu kabile kendi içerisinde 24 aileden oluşmaktadır, 24 sülaleden ve mabedin görevi 12 ay 24 sülaleye paylaştırılmıştır. Buna göre 15 er gün düşmektedir ve o dönemde nöbet Hz. Zekeriyya’da dır.

 İşte bu tarihi bilgileri, ki yeni Ahit’in 1. Krallar bölümümden naklediyorum bunları. Bu tarihi bilgileri bildikten sonra sanırım bir çok atlanmış olan kıssanın bize verilmeyen tarafı da zihnimizde, tasavvurumuzda yerine oturmuş olacaktır.


3-) İz nada Rabbehu nidaen hafiyya;

 Hani O, Rabbine derûnundan yönelmişti. (A.Hulusi)

 03 – O vakit ki rabbine nida etmişti, gizli bir nida, (Elmalı)

 

 İz nada Rabbehu nidaen hafiyya hani o rabbine içinin ta derinliklerinden seslenerek;


4-) Kale Rabbi inniy vehenel azmü minniy veştealerre’sü şeyben ve lem ekün Bi duaike Rabbi şakıyya;

 “Rabbim… Gerçek ki, kemiklerim gevşedi, saçlarım ağarıp bembeyaz oldu! Rabbim, sana dua edip de hiç hüsrana uğramadım…” (A.Hulusi)

 04 – Demişti: ya rab işte ben artık kemik gevşedi benden, ve baş bembeyaz alev aldı, sana duâ ile ise rabbim hiç bir zaman bedbaht olmadım. (Elmalı)


Kale Rabbi inniy vehenel azmü minniy veştealerre’sü şeyben ve lem ekün Bi duaike Rabbi şakıyya şöyle yalvarmıştı. Rabbim benden iş geçti, kemiklerim eridi, başa ak düştü ama ey rabbim sana dua edipte eli boş bırakıldığım hiç olmadı. Hiç beni mahcup etmedin. Hiç beni çevirmedin, hiç elimi boş döndürmedin..!

 Farkında mısınız değerli Kur’an dostları, burada duanın edebi öğretiliyor. Bir insanın rabbiyle konuşur gibi nasıl dua edeceği, Allah’tan nasıl istenir bunun yolu ve yordamı öğretiliyor. Anadolu da bir söz vardır elek istemenin de bir yolu vardır derler. Görüyorsunuz elek istemenin bir yolu olsunda Allah’tan bir şey istemenin, dua etmenin bir yolu bir yordamı olmasın mı. İşte Kur’an başta fatiha ile ama birçok peygamberin duasıyla bize nasıl dua edileceğini öğretiyor.

 Tabii bu duanın bir öncesi var. Bu noktaya nasıl geldi. O anda durup dururken mi bu duayı ediverdi Hz. Zekeriya. Bu duanın öncesini öğrenmek için bir başka referans vermem gerekecek A. İmran suresi 38. ayetle 39. ayet. Oraya bakacağız. İşte orada bu duanın öncesi anlatılıyor. Nedir, ne var öncesinde? Hz. Meryem var.

 Hz. Meryem, ki biraz sonra onunda dillere de4stan kıssası gelecek, ona da değineceğim. Hz. Meryem hamile kaldıktan sonra yavrusu İsa’ya, görevli olarak Zekeriya bakmaktadır ona. Çünkü onun yanına girip çıkma yetkisi sadece ona aittir. Hz. Meryem, kendisi adanmıştır. Annesi Hane onu Allah’a adamıştı. Unutmayınız A.İmran/35. ayeti ile bunu öğreniyoruz. Allah’a adanmış bir çiçekti o. Allah’a adanınca;

 İz kaletimraetü ımrane Rabbi inniy nezertü leKE ma fiy batniy muharreren.. (A.İmran/35) İmran’ın kadını demişti ki; Rabbim, şu karnımda olanı her şeyden özgür olarak, yani el ne der, gün ne der, falanca ne der, feşmekanca ne der demeksizin kendi arzularımdan da özgür olarak, iç güdülerimden de özgür olarak; Aman ey Hane ne yapıyorsun sen, ömrünün sonunda bir çocuk sahibi olmuşsun onu da geri dönüp verecek misin de demeden tamamen özgür olarak sana adıyorum Allah’ım. ..fetekabbel minniy benden kabul buyurur musun demişti. İşte böyle başlayan bir süreçti bu.

 Allah öyle bir kabul etti ki bu Hakk adağını Fetekabbeleha Rabbuha Bi kabulin hasenin.. (A.İmran/37) Rabbi onun bu adağını çok güzel bir biçimde kabul etti, çünkü o güzelce adamıştı. ve enbeteha nebaten hasenen (37 devam) o adağı bir çiçek gibi yetiştirdi, korudu, gözetti. Peki bu çiçeğe kimi bahçıvan etti dersiniz? ve keffeleha Zekeriya Zekeriya’yı da ona bahçıvan kıldı. küllema dehale aleyha Zekeriyyel mıhrabe, vecede ındeha rizka Ne zaman Zekeriya onun yanına girse onun içinde ibadete çekildiği hücreye girse, mihrap budur, onun yanında mutlaka bir rızk bulurdu. Yani rızk maddi ve manevi tüm değerlere verilen ortak isimdir bunu unutmayalım. kale ya Meryemu enna leki hazâ ve derdi ki Ey Meryem bu sana nereden geldi, yani çok özel bir takım nimetlere gark olmuşsun, muhatap olmuşsun, nasıl elde ettin, nereden geldi der. kalet huve min ındillah Meryem de doğrudan; Tüm nimetlerin tek kaynağını gösterir. Allah katından.

 İşte bunun üzerine bize olayın ayrıntısını veren tefsirler şu bilgiyi veriyorlar. Zekeriya Meryem’în o halini görünce kendisinin de içi evlat hasretiyle tutuştu, yandı, dedi ki; Nolaydı, benim de bir yavrum olaydı da ben de onu adayaydım. İşte A. İmran suresinin söylediğim 38. ayetinde ve müteakip ayetlerde;

 Hünalike de’â Zekeriyya Rabbeh..(A. İmran/(38) o anda ve orada. Hünalike bir zarftır, hem ter zarfıdır, hem zaman zarfıdır. İkisi birliktedir.  O anda ve orada Zekeriya rabbine hemen duaya başladı. Yani neden olmasın dercesine. Onun için hadisenin öncesi A. İmran suresinin zikrettiğim ayetleridir ve buradan itibaren devam edebiliriz.


5-) Ve inniy hıftül mevaliye min veraiy ve kânetimraetiy ‘akıren feheb liy min ledünKE Veliyya;

“Muhakkak ki ben, arkamda kalacakların neler yapacağından korkarım. Karım ise zaten kısır! O hâlde ledünnünden bana bir velî hibe et.” (A.Hulusi)

 05 – Bu halimle ben arkamdan yerime kalacak taallûkattan endişedeyim, hatunum da akîm bulundu, onun için bana bir veli ihsan eyle. (Elmalı)


Ve inniy hıftül mevaliye min veraiy ve gerçek şu ki ben, benden sonra yakınlarımın yerimi doldurabileceklerinden kaygı duyuyorum. ve kânetimraetiy ‘akıra üstelik karım da kısır. feheb liy min ledünKE Veliyya öyleyse bana kendi katından yerimi dolduracak bir ardıl, bir veliy, bir izleyenim olsun istiyorum. Onu ver Ya rabbi, diye dua etti.

 Anlaşılan o ki kendisinin yerine geçecek olanlarda liyakat ve ehliyet görmüyordu. Onun içinde yerinin boş kalacağını düşünüyordu. Bu nedenle meşru bir nedenle evlat istediğini rabbine arz ediyordu. Yani ya rabbi, sadece keyfimi getireyim diye çocuk istemiyorum, Yani ben yine senin için istiyorum, senin dinine hizmet için istiyorum. İşte bu adamanın bir başka biçimi. Allah’tan istemenin bir gerekçesi olmalı ve bu gerekçe de güzel olmalı, hoş olmalı, meşru olmalı. Biz bunu öğreniyoruz buradan.

 A. İmran suresinin 37. ayeti ile birlikte okuduğumuzda bu ayeti, şunu anlıyoruz Hz. Meryem konusunda da bir endişe taşıdığını anlıyoruz. Çünkü Meryem kendisine bırakılmış bir yadigar, muhteşem bir hediye, muhteşem bir emanet daha doğrusu. Bu emanete kim bakacak. Meryem’in babası Meryem’i hiç görmeden vefat etmiş İmran. Annesi Hane doğurduktan sonra vefat etmiş. Yani hem öksüz, hem yetimi hem de büyük bir müjdeye gebe bir adakla karşı karşıya, muhteşem bir emanet yani. Çok sıkı korunması gereken bir emanet. Onun için ben ölürsem, -ki yaşlı olduğunu buradan da  öğreniyoruz-Meryem’e kim bakacak endişesini hissediyoruz.A. İmran/37. ayetten.


6-) Yerisüniy ve yerisü min ali Ya’kub* vec’alhü Rabbi radıyya;

  “Ki bana da vâris olsun, Âl-i Yakup’a da vâris olsun… Rabbim onu rızanla yaşattıklarından eyle.” (A.Hulusi)

 06 – Ki hem benim mirasımı, hem Yakup hanedanının mirasını ala, hem de onu rızaya mazhar kıl rabbim! (Elmalı)


Yerisüniy ve yerisü min ali Ya’kub Hem bana, hem Yakup oğullarına, Yakup soyuna, ailesine varis olsun vec’alhü Rabbi radıyya ve sen de ey rabbim onu razı olacağın bir kul et.

 Daha doğmadan rabbine yavrusu için, daha doğacağını bile bilmediği yavrusu için ettiği duaya bakın. Biz doğmuş çocuklarımız için ediyor muyuz, bunu sormak lazım. İşte istikbal bu, bakınız. İstikbal deyince ne anlıyorsunuz çocuğunuzun istikbalinden. Onun gelecekte oturacağı evi düşündüğünüz kadar, onun ahirette oturacağı yeri de düşünüyor musunuz. Cennet ya da cehennem. Onun dünyevi makamını düşündüğünüz kadar onun ebedi makamını da düşünüyor musunuz.

 İşte bize neler öğretiliyor bakınız bir peygamberin dilinden ve cevap; Böyle güzel istenirse cevap gelmez mi hiç. İstek yürekten çıkarsa elbette hedefini bulacaktır. Dua yerli yerince ve ta yürekten yapılırsa elbette göklerin kulağı bunu işitecektir. Onun için rabbi onun duasına melekleri aracılığı ile şu cevabı gönderiyor.


7-) Ya Zekeriyya inna nübeşşiruke Bi ğulaminismuhu Yahyâ lem nec’al lehu min kablü semiyya;

Ey Zekeriya… Seni, kendisinin ismi Yahya olan bir erkek çocukla müjdeliyoruz… Daha önce Ona bir adaş da yapmadık (hiç kimseyi Yahya ismi ile isimlendirmedik).” (A.Hulusi)

 07 – Ey Zekeriya! Haberin olsun biz sana bir oğul tebşir ediyoruz, adı Yahya, bundan evvel hiç bir adaş yapmadık ona. (Elmalı)


Ya Zekeriyya inna nübeşşiruke Bi ğulaminismuhu Yahyâ melekler ona seslendiler. -Bu melekler seslendiler ibaresi ayetin içinde, metinde yok, fakat hemen aynı kıssanın anlatıldığı A. İmran suresinin 39. ayetine bakarsanız orada var. Onun için aynı ora ile eşdeğer okumak durumundayız.- Melekler seslendiler, dediler ki; Ey Zekeriya işte biz sana adı Yahya olan bir oğlan çocuğu müjdeliyoruz. Yahya, yani o yaşayacak, yaşar demektir. Yaşayacak, burada hayatta olacak, hayatı sürekli olacak.

 Peki buradan ne anlıyoruz? İşte o bu dünyada da yaşıyor. İşte o şurada yaşıyor. İşte o bizim dilimizde dahi yaşıyor. İşte bakınız göçüşünden 2.000 yıl sonra Yahya gönlümüzü ve mekanımızı şenlendiriyor. İşte dilimizde dedemizin adı dahi gezmezken, Hz. Yahya’nın adı geziyor. O yaşayacak. Yoksa öbür türlü herkes yaşayacak. Uhrevi açıdan. Ama Yahya burada da böyle yaşayacak.

 lem nec’al lehu min kablü semiyya Allah buyurdu ki daha önce hiç kimseyi ona adaş kılmadık, ona verdiğimiz bu adı daha başka birine vermemiştik. Buyuruyor.


8 – ) Kale rabbi enna yekûnü liy ğulamun ve kânetimraetiy ‘akıren ve kad belağtü minel kiberi ıtiyya;

(Zekeriyya) dedi ki: “Rabbim, karım kısır ve ben de ihtiyarlıkta sınıra ulaşmış olduğum hâlde, benim nasıl bir oğlum olur?” (A.Hulusi)

 08 – Dedi: Yarap! benim için bir oğul nereden olacak: hatunum akîm bulunuyor ben de ihtiyarlıktan kağşamak derecesine geldim. (Elmalı)


Kale rabbi enna yekûnü liy ğulamun Zekeriya hemen başka bir moda geçti ve dedi ki; Rabbim, nasıl olurda benim bir oğlum olabilir. ve kânetimraetiy ‘akıren ve kad belağtü minel kiberi ıtiyya çünkü eşim kısır, ben ise yaşlılıktan dolayı gücü tükenmiş bitmiş biriyim.

 Evet, bir başka moda geçti demiştim. Hangi mod? Aşk modundan akıl moduna geçti. Nereden öğreniyoruz bunu? İyi ama yukarıda isteyen kendisi değil miydi. Peki isterken kendisinin yaşının 70, işinin bitmiş olduğunu, hanımının da kısı8r olduğunu bilmiyor muydu. Peki biliyor idiyse niye istedi. İstedi ise şimdi niçin bunları söylüyor. İşte o.

 Evet aklın dünyası, aşkın dünyası. Bazen yan yana gelirler, bazen karşı karşıya. Burada çok ilginç karşı karşıya gelince nasıl olacağı gösteriliyor. Aslında bunlar ikisi birbirine feda edilmeyecek iki kutuptu. Yani insanın çift boyutlu hakikatidir. Biri diğerine yedirilemez, biri diğerine feda edilemez. Ama işte insan bu. Bir orada bir burada. Bir aşktan konuşuyor, bir de akıldan konuşuyor. Aşktan konuşunca ya rabbi diyor. durumunu görmeden, ona bakmadan. İstersen yaparsın ya rabbi. Ki yapar. Ver bana diyor. Bunu derken aşk ile diyor. Bunu söylediği mod farklı bir mod. O anda bir aşktır. Kendisi iki ayaklı bir aşktır.

 Ama dedikten sonra akıl dünyasına geri dönüyor. Ben ne istediğimin farkında mıyım, ağzımdan çıkanı kulağım duyuyor mu dercesine hemen; Ya rabbi, biraz önce ben bir şey söyledim ama, onu aşk modunda söylemiştim. Şimdi akıl moduna geçince benim durumum bu, eşimin de durumu bu. Bu iş nasıl olacak.

 Evet Yani hiç garip değil. Onun için rabbimiz de azarlamıyor. Paylamıyor, Bakınız şu diyalogun muhteşemliğine, ihtişamına. Aşık olarak dua etti, akil olarak soru soruyor. Çünkü dua etti, istedi. Çünkü akil tedbir düşünürken aşık gereğini yapar. O, o moda geçince nasıl, niçin sorusunu soramazdı. Aşk modunda bu sorular çiğ kaçar. Onun için aşığa dağlar dayanmaz. Onun için aşığa yol sorulmaz. Onun için aşığın önüme engel olmaz. Muhabbet böyledir. O nedenle aşık gereğini yaptı. Akil de tedbir düşündü. Bu son ayet tedbirdi, yukarıdaki ise gereğiydi, onu yaptı. Kendisi istemişti ama şimdi kendisi sordu. Bakalım ne cevap aldı;


9-) Kale kezâlik* kale Rabbüke huve aleyYE heyyinün ve kad halaktüke min kablü ve lem tekü şey’a;

 “Orası öyledir” dedi (Rabbi)… (Ancak) Rabbin dedi ki: “O bana kolaydır… Sen (anılır herhangi) bir şey değilken, daha önce seni halketmiştim.” (A.Hulusi)

 09 – Buyurdu: öyle, fakat rabbin buyurdu ki: o bana kolaydır, bundan evvel seni yarattım! Halbuki hiç bir şey değildin. (Elmalı)


Kale kezâlik* kale Rabbüke huve aleyYE heyyin melek; doğrudur ama dedi. Rabbin diyor ki bu benim için çok kolaydır. ve kad halaktüke min kablü ve lem tekü şey’a zira daha önce seni de ben yaratmıştım. Öyle değil mi? Yani o ne kadar mümkünse bu da öyle mümkündür. Unutma yoktan var eden Allah. Vardan var edemez mi? Seni de ben yaratmıştım. Oysaki sen hiç bir şey değildin. Yani basit, değersiz bir sıvı idin, nutfe idin.Ama ondan muhteşem bir dizayn, muhteşem bir yaratış olan insan yaratıldı.

 Rabbimiz aynı zamanda böyle diyor. Soruya cevap vererek. Yani soruyu reddetmeyerek. Çünkü burada soru soran bunu iş olsun, işgüzarlık olsun diye değil, gerçekten içinden geldiği gibi, bilmek için, öğrenmek için soruyor.


10-) Kale Rabbic’al liy ayeten, kale ayetüke ella tükellimen Nase selâse leyalin seviyya;

(Zekeriyya) dedi ki: “Rabbim! Bana bir alâmet ver…” Dedi ki: “Senin işaretin, sorunun olmadığı hâlde, insanlarla üç gece süresince konuşmamandır.” (A.Hulusi)

 10 – Dedi: ya rab! Bana bir alâmet yap, buyurdu ki: alâmetin, sap sağlam olduğun halde üç gece nasa söz söyleyememendir. (Elmalı)


Kale Rabbic’al liy ayeh Zekeriyya; Rabbim dedi bana bir işaret tayin et o zaman.

 İşe bakın, dua eden kendisi, isteyen kendisi. Tamam aşk modunda istedi, akıl moduna geçince kabul edilen duasına bu nasıl olacak dedi. Şimdi onunla da yetinmeyip bana bir garanti ver diyor, bir işaret ver. Peki bunu nasıl anlayacağız, Allah’a karşı sui edep sayabilir miyiz? Hayır. Rabbimiz öyle saymıyor. Bu tıpkı Hz. İbrahim’in rabbimizin yaratışını öğrenmek için nasıl yaratırsın bana bir göster demesine benziyor ve arkasından da ..liyatmeinne kalbiy. (Bakara/260) Ya rabbi, inanmıyor değilim, inanıyorum ama içim yatışsın aklım yatsın. Bu demek ki insanoğlunun bir özelliği, insan olmanın bir özelliği. Onun için bana bir işaret ver diyor Hz. Zekeriya.

 kale ayetüke ella tükellimen Nase selâse leyalin seviyya melek dedi ki; senin işaretin tas tamam 3 gün insanlarla konuşmamandır. Rabbisinden naklen böyle dedi.

 Burada ki ayetin son kelimesi olan seviyya, eğer Zekeriyya’ya giden bir nitelik ise, sıfatsa o zaman sapasağlam olduğun halde anlamı vermemiz lazım. Eğer güne giden, geceye giden yani bir sıfatsa o zaman da 3 tam gün, 3 tam gece. Ki Arap dilinde gece günü ifade için kullanılır.

 Zekeriyya’ya gitmesi de mümkün bu sıfatın onu nitelemesi de mümkün. Çünkü Ahdi Cedid’de şöyle bir ibare yer alır. Evlat müjdesini duyduğunda dili tutuldu. Dili tutulduğu için konuşamadı. Yani bir arıza bir hastalık olarak konuşamadı. Oysa ki burada rabbi ona emrettiği için sükut orucuna giriyor. İkisi arasında çok fark var.

 [Ek bilgi; Bizim şeriatımızda bu çeşit bir oruç olmadığı için pek bilinmez. Sadece bazı tasavvuf okulları devam ettirir. Sükût orucu tek başına bir şey ifade etmez, ibadetle yapıldığında bir tür itikâf olmuş olur ki zaten itikâf (herşeyden el etek çekip belli bir zamanı ibadete adamak) bizde sünnettir. Konuşmak arifler tarafından “perde” sayılmıştır. İnsan konuşmak için dışında birine ihtiyaç duyar. Bu da dışa dönmek demektir. İçiyle konuşmak isteyen dışıyla konuşamaz. İşte sükût orucu insanın yüreğiyle konuşmasıdır.(M.İslamoğlu)]


11-) Feharece alâ kavmihi minel mihrabi feevha ileyhim en sebbihu bükreten ve aşiyya;

(Zekeriyya) mabetten halkının yanına çıktı ve onlara: “Sabah – akşam tespih edin” diye işaret etti. (A.Hulusi)

 11 – Derken mihrap dan kavmine karşı çıktı da «Sabah ve akşam tesbih edin» diye onlara işaret verdi. (Elmalı)


Feharece alâ kavmihi minel mihrabi feevha ileyhim en sebbihu bükreten ve aşiyya Bunun üzerine o mabetteki hücresinden çıkarak, Mihrap; Hücre. Eğer havra ve kiliselere, özellikle çok eski yapılara girmişseniz özellikle giriş kapılarının yanlarından yukarı doğru çıkan merdivenler görürsünüz tek kişilik. O merdivenlerle kapıların üzerinde çok küçük 3X3, 1X1, 2X2 karanlık hücreler vardır. Oralarda ibadete çekilirler. Adeta çile hanelerdir oralar. Oralarda kendilerini ibadete, taata verirler din adamları. Dolayısıyla oralara mihrab denilir. Bizim camilerimizdeki mihrapla alakası yoktur bunun.

 Evet, mabetteki hücresinden çıkarak bunun üzerine, onlara sabah akşam rabbinizin mutlak güç ve kudretini anın diye işaret etti. feevha ileyhim onlara işaret etti, çünkü susması gerekiyordu, susması emredilmişti. en sebbihu bükreten ve aşiyya sabah akşam rabbinizi anın. Yani buradan anlaşılan şu ki kendisi görevi dolayısıyla ibadet ettiriyordu. Yani imam fonksiyonu görüyordu. Kendisi böyle bir emir alınca kendisini hücresine kapattı ve cemaatine de dedi ki siz ibadetlerinizi bensizde devam ettirin, yani ibadetinizi, namazınızı, duanızı, her ne ise ayininizi devam ettirin demiş olmalı.


12-) Ya Yahyâ huzil Kitabe Bi kuvvetin, ve ateynahul hükme sabiyya;

“Ey Yahya! Hakikat Bilgisine sımsıkı sarıl!” (Yahya’ya) olayların oluş nedenlerini, sistemi OKUma özelliğini verdiğimizde, daha çocuktu! (A.Hulusi)

 12 – Ey Yahya! kitabı kuvvetle tut (dedik) ve daha sabiy iken ona hikmet verdik. (Elmalı)


Ya Yahyâ huzil Kitabe Bi kuvve tabii bu arada Yahya’nın doğduğunu geliştiğini, büyüdüğünü görüyoruz,anlıyoruz yani. Ey Yahya ilahi hükümlere sımsıkı sarıl diye öğüt verdi. Bu arada herhangi bir ayet olmadığı için Yahya’ya anne karnında, ya da hemen doğar doğmaz süt bebesi iken bu öğüdü verdiğini her halde anlayamayız. Çünkü Kur’an İşin çok can alıcı tarafı olmayan noktaları geçiveriyor ve onu bizim zihnimize bırakıyor için doldurma işini.

 ve ateynahul hükme sabiyya zira biz ona daha çocukluğunda derin ve kapsamlı bir muhakeme yeteneği, el Hükm. Derin ve kapsamlı bir muhakeme, derin düşünme. Etraflı düşünüp doğru karar verme yeteneği bahşetmiştik.


13-) Ve hanânen min ledünNA ve zekâten, ve kâne tekıyya;

Ve ledünnümüzden bir ruhanî hayat ve bir sâfiye (zekât) verdik… Korunma konusunda çok hassastı! (A.Hulusi)

 13 – Hem de ledün nümüzden bir rikkat ve bir pâklık, ki çok takva şiar idi. (Elmalı)


Ve hanânen min ledünNA ve zekâten, ve kâne tekıyya ve kendi katımızdan ince ruhlu bir sevecenlik, hanân. Aslında aleyke talâ hanani cümlesi Arapçada mesela bugünde kullanılır. Seni özledim. Burnumda tütüyorsun, gözümde tütüyorsun gibi çevirebiliriz Türkçeye. Yani sevecenlik, sevgi, muhabbet. Hem kendisinde bir sevecenlik var, hem de başkalarını seven, insanlara muhabbet eden bir yapı ve tabii daha ne verdik? Bir de iç temizliği bahşetmiştik. Zekât, burada iç temizliği, arılık, duruluk, gönül duruluğu anlamına gelir.

 Dahası; ve kâne tekıyya sorumluluk sahibi biriydi o. Yani Yahya, Allah’a karşıda, insana karşıda, eşyaya karşıda sorumluluk bilinci ile donatılmıştı.


14-) Ve berran Bi valideyhi ve lem yekün cebbaren asıyya;

 Ana-babasına iyi davranırdı, zorba ve âsi değildi. (A.Hulusi)

 14 – Ve validesine ihsan kâr idi, cebbar, isyan kâr değil idi. (Elmalı)


Ve berran Bi valideyhi ana babasına karşıda oldukça iyi davranırdı. ve lem yekün cebbaren asıyya nitekim o hiçbir zaman isyankar bir zorba olmadı.


15-) Ve Selâmun aleyhi yevme vulide ve yevme yemutu ve yevme yüb’asü hayyâ;

Dünyaya geldiği, ölümü tattığı ve ölümsüz olarak bâ’s olduğunda, Selâm üzerindeydi. (Bâ’sın vefatın hemen sonrasında olduğuna işaret.) (A.Hulusi)

15 – Selâm ona hem doğduğu gün, hem öleceği gün hem de diri olarak ba’s olunacağı gün. (Elmalı)

 

 Ve Selâmun aleyhi yevme vulide ve yevme yemutu ve yevme yüb’asü hayyâ işte bu yüzden o doğduğu gün ilahi güvenlik ve esenlik kapsamındaydı, Yani selâm kapsamında. Mutluluğun kapsamında, ilahi güvenliğin, ilahi huzurun kapsamına alınmıştı. Öleceği ve tekrar dirilip kalkacağı gün de böyle olacaktır. Yani Allah onu hep kendi güvenlik şemsiyesi altında tuttu.

 Peki diyeceksiniz ki Yahya şehit olmadı mı? Ünlü, Kudüs bölgesinin, Filistin bölgesinin zalim yöneticisi Herod’un emriyle öldürülmedi mi. Herod; Kardeşinin karısı olduğu rivayet edilen Herodes’i, Kraliçeyi yani gayri meşru bir biçimde kendisine nikahlamış, Hz. Yahya da bunu eleştirmişti. Bundan dolayı olduğu söyleniyor rivayetler. Bundan dolayı yöneticinin Hz. Yahya’nın başını bir koyun gibi omuzlarından ayırdığını ve bir tepsi içinde karısına doğum yıldönümü hediyesi olarak sunduğunu nakleder bize kaynaklar.

 Her halükarda Hz. Yahya bir şehit peygamber. Yani imanına canını şahit kılmıştı. Her peygamber hayatını imanına şahit kılmıştır. Ama o bu şahitlerin arasına kanını da katmıştı, bizzat kanını.

 Dolayısıyla buradaki güvenlik garantisi neydi? Demek ki dünyada herhangi bir biçimde zaten insanın ölümü, Allah’ın koyduğu bir yasa gereği olduğu için bu güvenlik ihlali değildir. Asıl güvenlik garantisi olarak rabbimizin gör dediği yerden bakarsanız nedir asıl güvenlik garantisi? İmandır. Allah’a kulluktur. İşte burada da o gözüküyor. Yani asıl sigortanız sizin ev sigortanız, yangın sigortanız, kaza sigortanız, hayat sigortanız falan değil, asıl sigortanız küfre karşı, inkara karşı, Allah ile aranızın bozulmasına karşı sigortalıysanız budur sigorta. İşte bize bu bilinci vermeye çalışıyor bu ayetler.

 Kıssadan hisse açık Allah için imkansız yoktur vahyin ilk muhatabı Resulallah’a ve hepimize. Kısır Mekke, Medine Yahya’sına hicretle hamile kaldı. İşte bu. Mekke kısırdı. Fakat Resulallah’a diren diyor, iste. Bir gün bu kısır Mekke bile hamile kalır, bir Medine doğurur. Ve öyle olmadı mı, öyle oldu. Allah vererek sınar, alarak sınar. Zekeriyya’yı sevindirmişti vererek. Ama işte Yahya böyle can verdi, bir de alarak sınamıştı.

 İşte karşılaştırma size ait. Bir tarafta Davud gibi kral olan, yönetici olan, büyük topraklara hükmeden bir hükümdar peygamber, öbür tarafta Zekeriyya gibi kendiside kurban olan bir peygamber. Oğlunun akıbetini kendisi de paylaşmıştı çünkü. Bir tarafta Süleyman gibi yer yüzünün hazinelerine sahip olan bir peygamber, kral peygamber, öbür tarafta Yahya gibi can veren bir peygamber. Yani biri zirve de sınavını verdi, diğeri çukurda sınavını verdi. Vadinin en dibinde. Çünkü bu bir yolculuktu. Tarihi yolculuğunda biri zirveye denk geldi, öbürü de vadinin en dibine. Biri şanslıydı ya da öbürü şanssızdı demek hiç edebe uygun olmadığı gibi, biri başarılıydı da öteki başarısızdı demekte hiç doğru değil. Şimdi sizce yeryüzüne sultan olan Süleyman peygamber başarılıydı da, can veren Yahya peygamber başarısız mıydı.

 Sizin başarı ölçünüz nedir; Hayır dedim ya, bu uzun bir yürüyüştür ve bu yürüyüş topografiktir yer yüzünün coğrafyasına benzer. İnişi vardır çıkışı vardır, zirvesi vardır çukuru vardır. Yürüyüşünüz nereye denk gelirse size düşen orada yola doğru bir biçimde, maksadınıza doğru yürüyüşü sürdürmektir. Nerede denk gelirse fark etmez.

 [Ek bilgi; Zekeriyya AS. Şehit olma olayı. http://ekabirweb.blogspot.com/2012/03/hz-zekeriyya-as-sehit-olmasi.html ]


16-) Vezkür fiyl Kitâbi Meryem* izintebezet min ehliha mekanen şarkıyya;

Gelen bilgiler içinde Meryem’i de hatırlat (zikret)… Hani o ailesinden (uzakta, mabedin) doğu tarafında bir yere çekilmişti. (A.Hulusi)

 16 – Kitab da Meryem’i de an, o vakit ki ailesinden çekildi de şark tarafından bir mekâna. (Elmalı)


Vezkür fiyl Kitâbi Meryem Kitapta Meryem’i de an. Meryem’in doğumu da Yahya gibi idi unutmayın. İki olay arasında bir benzerlik var, onun için ardı ardına geliyor. Hani biraz önce A. İmran suresinden ayetler nakletmiştim; İz kaletimraetü ımrane Rabbi inniy nezertü leK.. (A.İmran/35) hani o zaman İmran’ın kadını demişti ki Rabbim sana bir teşekkür etmek istiyorum bu bana verdiğin evlattan dolayı ama hiçbir şeyim yok bir tek şeye sahibim, o da karnımda doğmamış olan yavrum. O halde sana teşekkürümü senin bana verdiğinle eda etmek istiyorum, sana adıyorum demişti. O ayetleri hatırlayınız. A.İmran 35-36-37.

 İşte 3 kuşakta adayış sürecini anlatıyor bu ayetler. Hane, Meryem, İsa. 3 kuşak. Hane Hz. Meryem’in annesi. Meryem İsa’nın annesi ve İsa bu 3 kuşağın meyvesi, müjdesi. Bu neyi anlatıyor aslında; Bu konuda Kahire de verdiğim tefsir derslerinin. Kitaplaşmış şekli olan müstakil bir tefsire ait, konulu tefsire ait eserim var. adayış risalesi. Onda uzun uzun anlatılan hadise bu işte. Sadece bu bir avuç ayet çerçevesinde rabbimiz tüm müminlere liderlik sorununu nasıl çözersiniz sorusuna cevap veriyor.

 Onun için bahçıvanı Zekeriyya olan bir ağaç düşünün. Bahçıvanı Zekeriyya olan bir ağaç İsa gibi bir meyve vermez de ne olur. Cins tohum ve cins toprak cins bir bahçıvanla buluşursa, eğer bir de mevsim gelmişse kim engelleyebilir ki meyveye durmasın.

 izintebezet min ehliha mekanen şarkıya hani o ailesinden ayrılarak doğu yönünde bir yere çekilmişti.


17-) Fettehazet min dunihim hıcaben fe erselna ileyha ruhanâ fetemessele leha beşeran seviyya;

Onlardan kendini tecrid etti… Ona ruhumuzu (ilmi suret – dalga – data yapı) irsâl ettik de, Ona tam bir beşer olarak göründü. (A.Hulusi)

 17 – Onlardan öte bir perde çekti derken kendisine ruhumuzu gönderdik de düzgün bir beşer halinde ona temessül ediverdi. (Elmalı)


Fettehazet min dunihim hıcabe olabildiğince kendini onlardan uzak tutup sakınıyordu. Kim? Hz. Meryem. Yani kendisi doğu yönünde bir yer. Ya mabedin içinde doğu tarafı, ama yeni tarihi bulgular ışığında düşünürsek o ülkenin doğusunda bir yere, belki o anda Romanın işgali altında olan mukaddes beldeleri geri almak ve kurtarmak için hazırlık yapan dindarların içerisinde bir yer. Onların yaşadığı bir yere çekilmişti diye düşünebiliriz.

 Fettehazet min dunihim hıcabe olabildiğince kendini onlardan uzak tutup sakınıyordu. fe erselna ileyha ruhanâ fetemessele leha beşeran seviyya hal böyle iken ona vahiy meleğimizi gönderdik. Öyle ki o ona eli yüzü düzgün bir insan suretinde göründü.

 Evet, Ruhana, ruhumuz. Aslında Kur’an da ruh, vahiy anlamına Nahl/2. de olduğu gibi kullanılıyor. Vahyin kaynağı anlamında kullanılıyor ki daha önce İsra suresini işlerken 85. ayette değinmiştik ve burada da vahiy elçisi anlamında kullanılıyor. Ruhumuzu göndermiştik.


18-) Kalet inniy euzü Bir Rahmâni minke in künte tekıyya;

(Meryem) dedi ki: “Rahmânıma sığınırım senden; eğer çok korunansan (bana yaklaşma)!” (A.Hulusi)

 18 – (Meryem) ona ben, dedi: her halde senden rahmana sığınırım, sakınırsın eğer bir teki isen. (Elmalı)


Kalet inniy euzü Bir Rahmâni minke in künte tekıyya Meryem onu insan suretinde, tabii burada ki erkek aslında. Erkek suretinde birini görünce; Senden o sınırsız merhamet sahibinin koruyuculuğuna sığınırım dedi. Tabii ki eğer ona saygı duyup ondan sakınıyorsan.


19-) Kale innema ene Rasûlü Rabbiki, li ehebe leki ğulamen zekiyya;

(Ruh) dedi ki: “Ben Rabbinin Rasûlüyüm! Sana sâfiye bir oğul hibe etmek için açığa çıktım.” (A.Hulusi)

 19 – (Ruh) dedi: haberin olsun ben sana gayet temiz bir oğlan vermek için sırf rabbinin resulüyüm. (Elmalı)


Kale innema ene Rasûlü Rabbiki, li ehebe leki ğulamen zekiyya melekte ona dedi ki; Ben sadece rabbinin elçisiyim, sana pırıl pırıl oğlan çocuğu armağan etmek için buradayım müjdesini verdi. Tıpkı Zekeriyya ya verdiği müjde gibi hatırlayınız. Peki Meryem’in cevabı ne oldu buna;


20-) Kalet enna yekûnü liy ğulamün ve lem yemsesniy beşerun ve lem ekü bağıyya;

(Meryem) dedi ki: “Bana bir beşer dokunmadığı ve ben de iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl bir oğlum olur?” (A.Hulusi)

 20 – Dedi: benim için bir oğlan nasıl olur? bana bir beşer dokunmadı, ben bir kahpe de değilim. (Elmalı)


Kalet enna yekûnü liy ğulamün ve lem yemsesniy beşerun ve lem ekü bağıyya Meryem, temizlerin temizi bir anne. Dağların çekemediği bir yükün altına, kaynakların verdiği bilgi doğru ise eğer, 16 – 17 yaşlarında bir anne. Onun için Meryem; Nasıl benim bir oğlum olabilir ki dedi. Bana hiçbir erkek eli değmediği gibi, iffetsiz bir kadın da değilim.


21-) Kale kezâlik* kale Rabbüki huve aleyye heyyin* ve linec’alehu ayeten linNasi ve rahmeten minna* ve kâne emren makdıyya;

“Orası öyle! (Ancak) Rabbin dedi ki: “O, bana kolaydır! Onu insanlar için bir mucize ve bizden bir rahmet olarak açığa çıkaracağız. Bu hükmedilmiş (olup bitmiş) bir iştir!” (A.Hulusi)

 21 – Dedi öyle, fakat rabbin buyurdu ki o bana göre kolay hem onu nasa kudretimizin bir burhanı ve tarafımızdan bir rahmet kılacağımız için, hem de o, bir kaza edilmiş emir bulunuyor. (Elmalı)


Kale kezâlik* kale Rabbüki huve aleyye heyyin Melek ona şöyle dedi; orası öyledir, yani bu doğrudur ama Rabbin diyor ki bu benim için çok kolaydır. Aynen Hz. Zekeriyya’ya verilmiş cevap burada da geldi. Surenin anahtar cümlelerinden unutmayalım değerli dostlar. Allah isterse neler olmaz ki diyor burası. Ki 35. ayet onu diyecek.

 Allah ol der, o da oluverir. Allah’ın iradesinin gerçekleşmesinde nedensellik, sebep sonuç ilişkisinin niteliğine dair hiçbir bilgi verilmiyor bu ayetlerde ve bu olayın anlatıldığı Kur’an da ki başka yerlerde. Yani annenin nasıl hamile kalacağı veya kaldığı, bu konuda Hz. Meryem’in hamile kalışında ki sebep sonuç ilişkilerine dair hiçbir bilgi verilmezken, bizim tefsir adı altında bir çok spekülatif rivayete girip te burada varsayımlar yürütmemiz hiçte doğru olmayacağı için ben rabbimizin bu konuda bir bilgi vermemişken bizim; Rabbimizin bilgi vermediği bir konuda akıl yürütmeye spekülasyon yapmaya, bir takım yorumlarla işi sulandırma hakkımızın olmadığını düşünüyorum. Onun için bunlar tefsirimizin dışındadır diyor ve devam ediyorum.

 ve linec’alehu ayeten linNasi ve rahmeten minna üstelik biz onu insanlar için canlı bir ayet ve katımızdan bir rahmet kılacağız. Kimi? Doğacak yavruyu, yani Hz. İsa’yı. Bir ayet kılmak..! O Unutmayalım kelimetûn minh, Allah’tan bir kelimeydi. Yani onun varlığı vahiy gibi idi. Onun için iki ayaklı vahiy saymamız lazım.

 ve kâne emren makdıyya zaten bu iş artık gerçekleşmiş bulunmaktadır, yani buna itiraz vakti falan geçti, onun için bu iş oldu bitti. Allah’ın lûtfuyla.


22-) Fehamelethü fentebezet Bihi mekanen kasıyya;

(Meryem) Ona (İsa’ya) hamile kaldı. Onunla uzak bir bölgeye çekildi. (A.Hulusi)

 22 – Bu suretle ona hamil oldu, ve bu hamlile uzak bir yere çekildi. (Elmalı)


Fehamelethü fentebezet Bihi mekanen kasıyya işte böylece Meryem ona hamile kaldı. Bundan dolayı da insanların gözünden uzak, kuytu bir köşeye çekildi. Çünkü insanlar neler neler diyeceklerdi.


23-) Feecaehel mehadu ila ciz’ın nahleti, kalet ya leyteniy mittü kable hazâ ve küntü nesyen mensiyya;

Doğum sancısı ile bir hurma dalına yapışırken; “Keşke bundan önce ölseydim ve büsbütün unutulup gitseydim” dedi. (A.Hulusi)

 23 – Derken ağrı onu bir hurma dalına götürdü, ay dedi: nolaydım bundan evvel öleydim ve unutulmuş gitmiş olaydım. (Elmalı)

 

 Feecaehel mehadu ila ciz’ın nahleti, kalet ya leyteniy mittü kable hazâ ve küntü nesyen mensiyya ve doğum sancısı tutunacak bir dal aratacak kadar acı gelince doğum sancısıyla tabii ki. Onu hurma ağacının gövdesine doğru sürükledi. Tutunacak bir dal arıyordu yani ve diyordu ki; Nolaydım ya leyteniy mittü kable hazâ nolaydım, keşke bundan önce öleydim de ve küntü nesyen mensiyya unutulup gidenlerden olaydım dedi.

 Bu ayet Hz. Meryem’in de her kadın gibi doğum sancılarıyla doğurduğunu özellikle vurgulamak için yer alıyor. Yani Meryem’i ilahlaştıran Hıristiyan düşüncesine tokat gibi aslında bir cevap bu. Çünkü teslis akidesini ortaya koyan, icat eden kilise bununla da yetinmeyip ondan 100 yıl sonra, İznik konsülünden 100 yıl sonra Meryem’i de bu üçün yanına koyarak, onu da ilahın anası olarak ilahlaştıracaklardı.


24-) Fenadaha min tahtiha ella tahzeniy kad ce’ale Rabbüki tahteki seriyya;

Onun altından bir ses: “Mahzun olma, Rabbin senin alt tarafında bir dere oluşturdu” diye nida etti. (A.Hulusi)

 24 – Derken ona altından nida etti: sakın mahzun olma, rabbin senin altında bir su arkı vücûda getirdi. (Elmalı)

 

 Fenadaha min tahtiha ella tahzeniy kad ce’ale Rabbüki tahteki seriyya bunun ardından o hurmanın alt tarafından ona hitaben bir ses geldi. Sakın üzülme. İşte rabbin senin alt tarafından bir dere akıtmıştır.

 Tahtiha kelimesinde ki “ha” zamiri;Meryem’e de gidebilir, ağaca da. Eğer Meryem’e gidiyorsa Meryem’in altından geldi bu ses diye çevirmek lazım. Eğer ağaca gidiyorsa ki ilk müfessirlerimizden bir çoğuna göre ağaca gider. O zaman ağacın altından gelen bir ses olduğunu anlamak lazım.


25-) Ve hüzziy ileyki Bi ciz’ın nahleti tüsakıt aleyki rutaben ceniyya;

“O hurma ağacının dalını kendine doğru salla, üzerine olgun, taze hurma düşecektir.” (A.Hulusi)

 25 – Hurmanın da dalını kendine doğru silkele, üzerine derilmiş tâze hurmalar dökülsün. (Elmalı)


Ve hüzziy ileyki Bi ciz’ın nahleti tüsakıt aleyki rutaben ceniyya Haydi, Hurmanın dalını kendine doğru çekerek silkele üstüne taze ve olgun hurma dökülsün.


26-) Feküliy veşrabiy ve karriy ‘ayna* feimma tereyinne minel beşeri ehaden fekuliy inniy nezertü lirRahmâni savmen felen ükellimel yevme insiyya;

“Artık ye, iç, gözün aydın olsun! Eğer beşerden birini görürsen; ‘Ben Rahmân için bir oruç adadım; artık bugün kimseyle konuşmayacağım’ de!” (A.Hulusi)

 26 – Artık ye, iç, gözün aydın olsun, bunun üzerine şayet beşerden birini görürsen ben, de: rahmana oruç adadım, onun için bu gün hiç bir inse söz söylemeyeceğim. (Elmalı)


Feküliy veşrabiy ve karriy ‘ayna sonra da ye iç gözün aydın olsun ey Meryem. feimma tereyinne minel beşeri ehaden fekuliy ve eğer insanlardan birine rastlarsan o zaman da işaret yoluyla de ki, -işaret yoluyla metinde yok tabii ama unutmayalım o hala susması emr olunuyor ve sükût orucunda. inniy nezertü lirRahmâni savmen felen ükellimel yevme insiyya ben o sınırsız merhamet sahibine oruç adadım, dolayısıyla bugün insanlardan hiç kimseyle konuşmayacağım. De. Yani konuşmamak üzere oruç adayan, yani sükût orucunda bir kimse bunu herhalde ağzıyla değil işaretle söylemiş olmalı, tıpkı Hz. Zekeriyya gibi.


27-) Feetet Bihi kavmeha tahmilüh* kalu ya Meryemü lekad ci’ti şey’en feriyya;

(Meryem) çocuğu kucağında, ailesinin yanına döndü… Dediler ki: “Ey Meryem! Andolsun sen korkunç bir iş yapmışsın!” (A.Hulusi)

 27 – Derken onu yüklenerek kavmine getirdi, hey Meryem! Dediler: alimallah yumurcak bir şey getirdin. (Elmalı)


Feetet Bihi kavmeha tahmilühu nihayet onu alarak kavminin yanına döndü. O kim; yavrusunu tabii ki. Demek ki bu arada bir geçiş var, onu doğurdu, büyüttü besledi ve aynen Hz. Zekeriyya’nın oğlu Yahya’da olduğu gibi hızlı bir geçiş var burada.

 kalu ya Meryemü lekad ci’ti şey’en feriyya Ey Meryem dediler yanında oğlunu görünce doğrusu sen dehşet bir iş işlemişsin.


28-) Ya uhte Harune ma kâne ebukimrae sev’in ve ma kânet ümmüki beğıyya;

Ey Harun’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kişi değildi… Senin anan da iffetsiz bir kadın değildi.” (A.Hulusi)

 28 – Ey Harûn’un hemşiresi, baban bir kötülük adamı değil idi, anan da bir kahpe değil idi. (Elmalı)


Ya uhte Harun ey Harun soyunun kız kardeşi. Ki Harun’un kız kardeşi diye mota mot harfiyen çevirmek lazım ama, bu sami geleneğinde saygı ifadesidir. Ailenin ünlü bir erkeğine kadın nispet edilirse bu o gelenekte saygıya delalet eder. Ona bir konum vermektir.

 Ya uhte Harune ma kâne ebukimrae sev’in ve ma kânet ümmüki beğıyya senin baban kötü bir adam değildi. Annen de iffetsiz bir kadın değildi.


29-) Feeşaret ileyh* kalu keyfe nükellimü men kâne fiyl mehdi sabiyya;

Meryem oruçlu olduğundan konuşmayıp, çocuğu işaret etti (ona sorun gibisinden)… “Kundaktaki bebekle ne konuşabiliriz ki!” dediler. (A.Hulusi)

 29 – Bunun üzerine ona işaret etti, beşikteki bir sabî ile nasıl konuşuruz dediler. (Elmalı)


Feeşaret ileyh bunun üzerine Meryem çocuğa işaret etti. Yani oğluna. kalu keyfe nükellimü men kâne fiyl mehdi sabiyya onlarda dediler ki biz daha dünkü bir beşik bebesiyle nasıl konuşabiliriz ki.

 Burada gerçekten de, bu ayet nasıl anlaşılmalı. Ebu Übeyde Maver bin el Müsenna, Kâne’nin anlamlarını sıraladığı bu ayetin yorumunda, ki Ebu Übeyde maver bin el Müsenna, ikinci nesle ait müfessirlerden biridir. Kâne’nin anlamlarından 1. önceliği; Geçmişte yaşanmış, olup bitmiş bir iş anlamına verir. Yani o zaman burada dünkü beşik bebesi, yani onların bunu söylemeleri kinayi olmuş oluyor, küçümsedikleri için, ağzın süt kokuyor derler ya. Daha dünlücük, dünkü çocuk kalkmış bize laf ediyor, onu küçümseme anlamı verir.

 Bir sonraki ayet peygamberlik verildiğini söylüyor Hz. İsa’nın dilinden. Hemen sonraki ayet. Ki Hz. İsa’nın henüz düşünme melekeleri oluşmamış ve hayat tecrübesi edinmemiş bir beşik bebesi olduğu düşünülemez peygamber olarak. Çünkü bir beşik bebesine peygamberlik verildiğini söyleyemeyiz. Dolayısıyla bir de hemen arkasından gelen 31. ayette salat ve zekatla emr olunduğunu, anasına zorbalık değil, iyilik yapmakla emr olunduğunu ifade buyuruyor Hz. Zekeriyya. Yani zorbalık yapabilecek çağda olmalı ki zorbalık yapmamakla emr olunması. Salat ve zekatla emr olunmak ta bunları yapabilecek çağda olmakla mümkündür.

 Bütün bunları yan yana getirdiğimizde belli ki şu açığa çıkıyor; Burada muhataplar karşılarında ki genci küçük görüyorlar. Genç yaşta peygamberlik verilen Hz. İsa onların gözünde daha dünkü süt bebesi, ya da yeni yetme bir delikanlı olarak görünüyor, onun için de böyle diyorlar. Yani bu tabii ki ayetlerin gelişinden bütünsel bir okumayla varabileceğimiz bir sonuç.

 [Ek bilgi; “Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. ‘Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?’ dediler.” (Meryem, 19/29) ayetindeki, “beşikteki bebek (فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا)” ifadesinin mecaz/kinaye olduğu, o vakitte İsa (as)’ın yetişkin biri olduğu görüşünün isabetli olmadığı, konuyla ilgili diğer ayetlerden anlaşılmaktadır. İlgili âyetler şöyledir:

 “Hani melekler şöyle demişti: ‘Ey Meryem! Allah seni kendi tarafından bir kelime ile müjdeliyor ki onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada da ahirette de itibarlı ve Allah’a çok yakın olanlardandır. O, beşikte de yetişkin çağında da insanlarla konuşacak, salihlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 3/45-46)

 “O gün Allah şöyle diyecek: ‘Ey Meryem oğlu İsa! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi düşün. Hani seni Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikte iken de yetişkin iken de insanlara konuşuyordun…” (Mâide, 5/110)

 Bu son iki ayette de “beşikte ve yetişkin iken (فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا )” şeklinde İsâ (as)’ın beşikte bebek iken de yetişkin iken de muhataplarıyla konuşacağı ayrı ayrı vurgulanmaktadır. Birinci ayetteki (Âl-i İmrân, 3/45-46) ifade meleklere, ikinci ayetteki (Mâide, 5/110) ise bizzat Allah Teala’ya aittir ve burada herhangi bir küçümseme durumu yoktur. Bu da “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz? (قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا ) dediler.” (Meryem 19/29) ayetindeki ifadenin mecazi değil, hakiki anlamda olduğunu teyit etmektedir. (http://www.fetva.net/yazili-fetvalar/meryem-suresi-29-ayete-gore-hz-isa-besikte-iken-konusmus-mudur.html ) ,,,,,,Allahu Alem..!]


30-) Kale inniy Abdullah* ataniyel Kitabe ve ce’aleniy Nebiya;

(Bebek İsa) konuştu: “Kesinlikle Ben Allâh kuluyum; bana Bilgi (Kitap) verdi ve beni Nebi olarak meydana getirdi.” (A.Hulusi)

 30 – O dedi ki: haberiniz olsun ben Allahın kuluyum, o bana kitap verdi ve beni bir Peygamber yaptı. (Elmalı)


Kale inniy Abdullah İsa dedi ki; Ben Allah’ın kuluyum. ataniyel Kitabe ve ce’aleniy Nebiya O, bana ilahi vahtyi ulaştırdı ve beni peygamber tayin etti. Burada söylüyor. Beni peygamber tayin etti.


31-) Ve ce’aleniy mübareken eyne ma küntü, ve evsaniy Bis Salâti vez Zekâti ma dümtü hayyâ;

“Nerede olursam olayım beni bereketli kıldı… Salâtı (sürekli Rabbime yönelik yaşamayı) ve sâfiyeyi hükmetti, Hayy olduğum sürece!” (A.Hulusi)

 31 Ve beni her nerede olsam mübarek kıldı ve berhayat olduğum müddetçe bana namaz ve zekât tavsiye buyurdu. (Elmalı)


Ve ce’aleniy mübareken eyne ma künt nerede bulunursam bulunayım beni kutlu kıldı, mübarek biri kıldı. ve evsaniy Bis Salâti vez Zekâti ma dümtü hayyâ ve bana hayatta olduğum sürece salatı ve arınmak için verilmesi gerekeni vermemi emretti. Buradaki zekâtı galiba en güzel böyle anlayabiliriz. Arınmak, temizlenmek artmak için insanın vermesi gereken şeyi çıkarması, vermesi. Çünkü aslında her şeyin zekatı kendisindendir. Sıhhatin zekâtı sıhhatten Allah’a adamak, ilmin zekatı ilimden adamak, servetin zekatı servetten adamak olmalıdır. Devam ediyor;


32-) Ve berran Bi validetiy* ve lem yec’alniy cebbaren şakıyya;

“Anneme hayırlı kıldı; zorba mahrum kılmadı!” (A.Hulusi)

 32 – Ve beni valideme hürmetkâr kıldı, bir cebbar şaki kılmadı. (Elmalı)


Ve berran Bi validetiy bir de anama iyi davranmayı. ve lem yec’alniy cebbaren şakıyya  fakat beni azgın bir zorba kılmadı rabbim diyor.


33-) VesSelâmy aleyye yevme vülidtü ve yevme emutü ve yevme üb’asü hayyâ;

“Dünyaya geldiğimde, ölümü tattığımda ve ölümsüz olarak bâ’s olduğumda, Es Selâm üzerimdedir.” (A.Hulusi)

 33 – Ve selâm bana hem doğduğum gün hem öleceğim gün, hem diri olarak ba’s olunacağım gün, (Elmalı)


VesSelâmy aleyye yevme vülidtü nitekim doğduğum gün tam bir ilahi güvence kapsamındaydım. Yukarıda nekira olarak belirsiz olarak gelen Selâm, burada belirli olarak geldiği için tam bir ilahi güvence diye çeviriye yansıtmak durumundayız.

 ve yevme emutü ve yevme üb’asü hayyâ öleceğim ve yeniden hayata döndürüleceğim gün de öyle olacaktır.  


34-) Zâlike ‘Iysebnü Meryem* kavlel hakkılleziy fiyhi yemterun;

İşte İsa, Meryem oğlu… Hakkında şüpheye düştükleri gerçek! (A.Hulusi)

 34 – İşte hakkında niza edip durdukları İsâ bin Meryem hak sözü olarak budur. (Elmalı)


Zâlike ‘Iysebnü Meryem İşte budur Meryem oğlu İsa. Yani söz tekrar kitabın asıl hatibine geçti ve büyük hatip olan rabbimiz, işte budur İsa. Yani İsa’yı siz tanımak istiyorsanız buyurun buradan tanıyın, saptırmayın, İsa’nın gerçek yüzü insan yüzüdür. Budur. Zâlike ‘Iysebnü Meryem Meryem’in oğlu İsa budur. Özellikle Hz. İsa Kur’an da anılırken sürekli Meryem’in oğlu İsa kalıbının kullanılması, onun ona yapılan iki iftirayı ret içindir.

 1 – Onu indirgeyen ve aşağılayan Yahudilerin, onun zina mahsulü olduğu alçakça iftirasını ret, Yani annesine nispetle.

 2  – Onun ilah olduğunu düşüneni yücelterek ona iftira eden Hıristiyan kilisesinin bu düşüncesini bu iftirasını rettir.

 3 – Belki bir 3. ret söylemek lazım o da Hz. İsa’nın yaşadığı çağda erkek merkezli bir toplumda kadını bir büyük, muhteşem bir isme nispet ederek, daha doğrusu Hz. İsa’yı annesine nispet ederek kadının konumunu yücelten ve erkekçi kültüre tokat gibi bir cevap bu aynı zamanda.

 kavlel hakkılleziy fiyhi yemterun çekişip durdukları konuda söylenecek tek gerçek sözde işte  budur.

 Evet, Nedir bu Yahudice aşağılamaya ve Hıristiyanca yüceltmeye karşı söylenecek söz bu. İlahlaştırma Hıristiyanların yaptığı bir şeydi. O tabii ki insanlıktan çıkarmıştı. Bu teslisi getirdi. Teslis gibi tamamen soyut ve kurgusal bir inanç teorisinin nasıl anlaşılması gerektiği konusunda bile bir çok gruba ayrıldılar, tartıştılar. Ki kaynaklar Hıristiyanların kendi içinde ki farklı inanç gruplarının sayısını 600 e kadar çıkarırlar.

 600 din, bir dinin içinden nasıl çıkar.Tabii eğer gerçekleri göz ardı ederde insanı ilahlaştırırsanız o zaman zatıyla ilahtı, sıfatıyla ilahtı, yok zatıyla ve sıfatıyla ilahtı. Yok Yok ikisiyle de ilah değil de mecazen ilahtı. Yok o Allah’a yücelmişti. Yok Allah ona hulûl etmişti, inmişti. Yani bunun sonu yok. Çünkü bir kez teori üretmeye başlarsanız gerçekten çıkıp ta, işte bu kadar sahte inanç çıkar ortaya ki bu ayetin söylediği de bu.


35-) Ma kâne Lillâhi en yettehıze min veledin subhaneHU, izâ kada emren feinnema yekulü lehu kün feyekûn;

Çocuk edinmesi (kendinden gayrı mevcut olmayan El AHAD-üs Samed) Allâh için olacak şey değildir; O, Subhan’dır! Bir işin olmasını hükmederse onun için yalnızca “Ol” der; o olur. (A.Hulusi)

 35 – Allahın velet ittihaz etmesi hiç bir zaman olur şey değildir, tenzih o sübhana, o bir emri murad edince sade ona ol der! oluverir. (Elmalı)


Ma kâne Lillâhi en yettehıze min veledin subhaneH bir çocuk edinmek asla Allah’a yakıştırılamaz. O mutlak aşkın ve yüce olandır. izâ kada emren feinnema yekulü lehu kün feyekûn O bir şeyin olmasını dilediği zaman onun sadece ol demesi yeterlidir, o da hemen oluverecektir. Bu, bu surenin anahtar ayetidir. Unutmayalım.


36-) Ve innAllâhe Rabbiy ve Rabbüküm fa’buduHU, hazâ sıratun müstekıym;

Kesinlikle Allâh’tır benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz! O’na kulluk etmekte olduğunuzu fark edin… Bu sırat-ı müstakimdir. (A.Hulusi)

36 – Hem o haberiniz olsun dedi: Allah benim de rabbim sizin de rabbinizdir, onun için hep ona ibadet ediniz iste yegâne doğru yol budur. (Elmalı)


Ve innAllâhe Rabbiy ve Rabbüküm fa’buduHU, hazâ sıratun müstekıym ve İsa’nın tek dediği şudur; Hiç şüphe yok ki benim de sizin de rabbiniz Allah’tır, şu halde yalnız O’na kulluk edin, budur dosdoğru yol.


37-) Fahtelefel ahzabü min beynihim* feveylün lilleziyne keferu min meşhedi yevmin azıym;

Çeşitli anlayıştakiler (Ulûhiyetin TEK’liğinden perdeliler) aralarında ayrılığa düştüler (Allâh’a iftira attılar)… Yaşanacak azametli sürecin dehşetinde yazık olacak o hakikat bilgisini inkâr edenlere! (A.Hulusi)

37 – Sonra hizipler kendi aralarında ihtilâfa düştüler, artık büyük bir günün görülecek hâilesinden veyl o küfredenlere. (Elmalı)

 Fahtelefel ahzabü min beynihim buna rağmen Kitabı Mukaddes’e inandığını söyleyenler, bu inanç grupları kendi aralarında paramparça oldular, ayrılığa düştüler.

 Hıristiyan’ca yüceltmek bir tarafta, Yahudice aşağılama bir tarafta. Ama birde Hıristiyanlığın içinde biraz önce dile getirdiğim 1001 türlü faraziye var. Ki inançta faraziye olmaz. İnanç zan üzerine bina edilmez. Teori zandır. Ama gerçekten uzaklaştığınızda yalandan başka elinizde bir şey kalmayacaktır.

 feveylün lilleziyne keferu min meşhedi yevmin azıym o halde büyük bir günün sorgusunda yaşayacaklarından dolayı inkarda direnen o kimselerin vay hallerine.


38-) Esmı’ Bihim ve ebsır, yevme ye’tuneNA lakiniz zâlimun elyevme fiy dalalin mubiyn;

(Hakikati) işitecekler, görecekler bize gelecekleri süreçte! Ne var ki bugün, o zâlimler apaçık bir sapkınlık içindedirler. (A.Hulusi)

 38 – Neler işitecek neler görecekler onlar bize gelecekleri gün, lâkin o zalimler bugün açık dalâl içindeler. (Elmalı)


Esmı’ Bihim ve ebsır, yevme ye’tuneNA bize gelecekleri o günde neler işitip neler görecekler bir bilsen. Evet, teaccüp fiilidir bu teaccübü fani denir Arap dilinde. Yani neler neler, görüp, neler neler işiteceklerini bir bilseler anlamı da verebiliriz. Tabii ki tüm hakikatleri. lakiniz zâlimun elyevme fiy dalalin mubiyn fakat zulmü tabiat haline getirenler o gün aşikâr bir biçimde yolsan sapmış bulunacaklar.


39-) Ve enzirhüm yevmel hasreti iz kudıyel emr* ve hüm fiy ğafletin ve hüm lâ yu’minun;

Onları, olayın sonucunun yaşanacağı, hasret süreci hakkında uyar! Onlar kozaları içinde ve iman etmemiş bir hâldeyken (iş bitirilecek). (A.Hulusi)

 39 – Onlar gaflet içinde iken, onlar iman etmezlerken, o hasret gününün, o iş bitirildiği saatin dehşetini kendilerine haber ver, (Elmalı)


Ve enzirhüm yevmel hasreti iz kudıyel emr o halde her şeyin hükmünün kesinleştiği an olan o derin pişmanlık günü konusunda onları uyar. ve hüm fiy ğafletin ve hüm lâ yu’minun zira onlar gaflet içindedirler. Dahası onlar dirileceklerine hala inanmış değiller.

 

 40-) İnna nahnu nerisül’Arda ve men aleyha ve ileyna yürce’un;

Ne arz kalır ne de üstünde herhangi bir şey! Hepsi bize (hakikatlerine) döndürülürler. (A.Hulusi)

 40- Her halde Arza ve bütün üzerindekilere biz varis olacağız biz, ve hep onlar bize irca, olunacaklar. (Elmalı)

 

 İnna nahnu nerisül’Arda ve men aleyha ve ileyna yürce’un Ama bakın o gün yer yüzü ve onun üzerinde yaşayan herkes yok olacak geriye tek biz kalacağız. Nihayet onların tümü bize dönecektir.

 Lafzen bu ibare yer yüzünün ve üzerinde yaşayan herkesin tek varisi biz olacağız diyor. Yani A. İmran/180 de geçtiği gibi;

 ..ve Lillahi miyrasüs Semavati vel Ard (A.İmran/180) göklerin ve yerin mirası Allah’a aittir.

 Küllü men ‘aleyha fan;

 Ve yebka vechu Rabbike ZülCelâli vel’İkrâm; (Rahman/26-27) her şey fani olacak, baki kalacak olan rabbinin zatıdır.

 Rabbim bize geçiciyi geçici, kalıcıyı kalıcı olarak göstersin, eşyanın hakikatini göstersin ve bize hayatın ve ölümün gerçeğini göstersin.


“Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

 Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 11 Mayıs 2012 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: