RSS

İslamoğlu Tef. Ders. TÂHÂ SURESİ (001-055)(98)

25 May

231

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

 “BismillahirRahmanirRahıym”


El Hamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn Vesselatü Vesselâmü alâ Resulüna Muhammedin ve alâ alihi ve ashabihi ecmaiyn.

 Rabbişrah liy sadriy;

 Ve yessirliy emriy;

 Vahlül ukdeten min lisaniy;

 Yefkahu kavliy; (Taha 25-26-27-28)


Rabbim, göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi. Düğümü Çöz dilimden ki, anlayalar beni, amin. Rabbim, Kur’an ı bize aç, bizi Kur’an a aç. Rabbim, Kur’an ı metruk bırakanlar arasına katma. Rabbim kendisine tenezzül buyurduğun insanoğlunun sana bigane kalması insanın yapabileceği en büyük ahmaklıktır. Bizi böyle bir ahmaklıktan koru. Rabbim vahyin neş’esini gönlümüze hissettir, ruhumuza giydir, vahyi hayatımıza dönüştür. Vahiyle düşünen vahiyle duyan vahiyle yürüyen vahiyle yaşayan, vahiyle huzuruna ulaşan bir insan kıl. Rabbim vahye ihanet sana ihanettir. Vahyin hainlerinden kılma.

 Bu duaların ardından değerli Kur’an dostları hep birlikte Kur’an ülkesinin yepyeni bir sitesinin, şehrinin kapılarından daha giriyoruz. Bu site Tâhâ suresi. Hakikaten Allah’ın insanla konuşması demeye gelen vahyin ne muhteşem bir gök sofrası olduğunu ruhunda hisseden bir insan karşılaştığı her sure ile yeni, yepyeni bir dünya ile karşılaşıyormuş heyecanı içerisinde karşılaşır. Bu heyecanı duyar, yaşar, hisseder. Umarım siz de benim gibi Kur’an ın eşiğine bastığımız bu yepyeni sitesine girmenin heyecanını yaşıyorsunuzdur.

 Acaba ne söyleyecek Kur’an bu okuyuşta bize. Acaba Kur’an bize hangi anlamıyla nazil olacak. Acaba Kur’an bize hangi ebedi hakikatleri fısıldayacak. Acaba Kur’an bu eczanesinden hangi ilaçlarla hangi yaralarımızı onaracak. Sosyal, siyasal, bireysel, toplumsal, düşünsel, duygusal, hülasa her açıdan hangi yaralarımıza merhem olacak. Bütün bunlar meraka değmez mi sizce. İşte o merakla yepyeni bir Kur’an sitesine daha giriyoruz.

 Tâhâ suresi adını 1. ayetinden alır. Tercih ettiğimiz anlamı; Ey insan demektir. Yani sen. Ey bu vahyin muhatabı olan insan. Ey insan suresidir yani. İlk muhatabı vahyin kendisine indiği Hz. Muhammed AS. ve diğer tüm muhataplarına seslenir bu nida. Ey insan, öncelikle Resulallah. Sanırım Resulallah’a seslenmek için bundan daha güzel bir unvan bulunamaz. Ey insan..!

 Hani anlatırlar 12. havarisi arasında ihanet eden havari Yahuda, efendisi Hz. İsa’yı, yol göstericisi, mürşidi, peygamberi Hz. İsa’yı 3 kuruşa Romalılara ve Yahudi din bilginlerine satınca onlar; Biz tanıyamayabiliriz. Demişler Roma askerleri, sen bize göster. O hain adam tüm hainliğine rağmen parmağını uzatıp şöyle der. Ekke, homo. İşte insan. Tabii o Aramca demiştir. İşte insan.

 Her peygamber insanlığın ufkudur. Ufukların ufku da Hz. Muhammed AS. dır. Onlara verilecek en güzel paye en güzel unvan en güzel isim İnsandır. Her biri insanlığın bire ufkudur çünkü. Bu sure de işte ey İnsan diye başlar.

 Surenin iniş zamanını, diğer bir çok sureden daha kolay tespit etmemize yarayacak bir olayla karşı karşıyayız. İslam tarihinde gerçekten de kendi çapında bir dönüm noktası sayılan, nübüvvet tarihi içerisinde bir vurgu olan bu olay Hz. Ömer’in Müslüman olmasıdır. Onun için surenin inin zamanını çok kolay tespit edebiliyoruz. 5 ya da en geç 5. yıllar. Yani peygamberliğin 5. ya da 6. yılları. Çünkü bu sure Hz. Ömer’in imanına vesile olmuştur. Hz. Ömer’in mürşidi olmuştur. Hz. Ömer’in hidayetine bu sure sebep olmuştur.

 Olay kısaca şöyle. Necaşi’de aradığını bulamayan Mekke müşrikleri tüm yalvarıp yakarmalarına ve tüm oyunlarına rağmen elleri boş dönerler. Habeşistan a göç etmiş olan Müslümanları Necaşi’den alamazlar. Eli boş dönmenin verdiği hırçınlıkla Mekke de baskıyı ve zulmü daha bir ağırlaştırırlar. Artık yepyeni bir aşamaya girmiştir. Mekke putperestlerinin İslam’a karşı verdiği savaş. Kendileri için büyük bir tehdit olduğunu ve ortadan kaldırılmasının şart olduğunu düşünmeye başlamışlardır Resulallah’ın.

 İşte bu şart ve bu ahval içinde Ömer, Ebu Cehil’in yeğeni olan Ömer bu düşüncelerle dolu olan putperest reislerinden biridir. O da “Mekke’nin eski güzel günlerine geri dönmesini, o bütünlüğün yeniden sağlanmasını, bugün dünyayı haraca kesenlerin içini doldurduğu anlamda istikrarın yeniden sağlanmasını istemektedir. Zulmün devam etmesi statikonun sürmesine bağlıdır çünkü. Onun için zalimler istikrar isterler. Zulümde istikrar.

 Ömer 26 – 27 yaşlarındadır. Hiddetlidir, çok kararlı biridir. Yiğittir. Oldukça dürüsttür. Sözünün eridir. Güvenilir biridir. Onun içinde etrafında sevilir. Hatta onun bu nitelikleri dolayısıyla sevgili efendimiz AS. daha önce şöyle bir dua etmiştir. “Ya rab iki Ömer’den birini” İki Ömer’den biri Ebu Cehil künyeli Amr. Bin Hişam diğeri ise Ömer İbn ül Hattab dır. Yani bildiğimiz Ömer. Resulallah bu ikisinden birini talep etmektedir. Çünkü cinstir bunların hamurları. Çünkü davalarına sadıktırlar. Kaypak ve dönek değildirler. Bir davaları vardır. Eğer inanırlarsa adam gibi inanırlar. Onu bilmektedir.

 Bu çerçevede Resulallah’ın insan okuyuşunu ele veren şu ünlü haber, neden iki Ömer’den biri diye yalvardığını bize daha iyi anlatır. Ennesü meadin. İnsanların madeni vardır, insanlar madenlere benzerler Hıyarun fiyl cehliyye fe hıyaruhüm fiyl İslam. Onların cahiliye de iyi olanı, kaliteli olanı, nitelikli olanı, kalifiye olanı İslam’da da nitelikli, kalifiye ve kaliteli olur. Bu bir insan okumasıdır. Peygamberin insan okuması.

 İşte bu çerçevede iki Ömer’den birini diye dua ettiği bu Ömer Mekke’yi eski istikrarına kavuşturmak için ondan kurtarmayı göze alır ve kendi kendine onu öldüreceğim der. Bir kararla, bir hışımla, bir hınçla evinden çıkar. Ateş gibidir. Onu gören ondaki bu öfkeyi hemen sezmektedir. Onca tek yol, tek kurtuluş o dediği Hz. Peygamberin öldürülmesidir.

 Yolda kabilesinden Nuaym Bin Abdullah’a rastlar. Nuaym Bin Abdullah’ta bir çok benzeri gibi gizli Müslümanlardan biridir. Ömer onunda Müslüman olduğunu bilmemektedir. Nuaym; “Hayrola ya Ömer.” Der. ondaki bu hırçınlığı görür ve içine bir kor düşer. Bu öykü, bu hikaye aynı zamanda Kur’an ın nasıl adam yonttuğunu, nasıl inşa ettiğini, nasıl bir tasavvur inşa ettiğinin harika bir örneğidir.

 Nuaym’a bakınız, Kur’an ın elinde inşa ettiği insanları ne hale getirdiğine bakınız. “Onu öldüreceğim” der. damdan düşer gibi Ömer, hiç lafını sakınmadan, saklamadan. Nuaym’ın tahmini tutmuştur. İçinde ki ateş aleve dönüşür. Sevgilisi Resulallah’a ne yapıp yapıp bu haberi yetiştirmeli, ama bu arada zaman kazanmalıdır. Ömer’i oyalamaya çalışır der ki; “Sen de ölebilirsin, onun da adamları var. Yani canına bir zarar gelmesini istemem” der. Ömer; “Bunun hiç önemi yok.” Bu kararlılıktadır.

 Nuyam bir tedbir düşünmektedir, ne yapabilir. Resulallah’a haber verecek kadar bir zamanı nasıl kazanabilir. O anda aklına canı gibi sevdiği ve kendisi gibi imanını saklayan kardeşlerini ele vermek gelir. O kardeşleri Ömer’in öz kız kardeşi Fatıma binti Hattab ve kocası Said’dir. O anda der ki; “Sen Muhammed’den önce gitte kendi ehlinle uğraş. Onlar Müslüman oldular.

 “Ne?” der, “ciddi misin?” O “Evet, kız kardeşin ve enişten Müslüman oldu. Ömer aynı hiddetle onlara yönelir. Nuaym rahatlamıştır. Tabii bir taraftan gönlünün bir kısmında acı çekmektedir ama öbür taraftan Resulallah’a haber verecek zaman kazandığı için rahatlamıştır. Ama bir yandan da canı gibi sevdiği mümin kardeşlerini ele verdiği için üzülmüştür. Tabii Resulallah’a haberi gönderir.

 Bu arada Ömer aynı hışımla kız kardeşinin evine yürür. Eve yaklaştığında evden gelen ses fark edilmektedir. Bu ses Kur’an sesidir. İşte bu Kur’an evde okunan Kur’an dan bu ayetler şu anda önümüzde bulunan Tâhâ suresinin ayetleridir.

 Ömer karmaşık duygular içinde eve girer. Girer, ama Ömer’in geldiğini kapıyı vurduğunu görür görmez evdekiler ellerindekini saklayıverirler. Yatağın, yorganın altına sokuşturuverirler. Ömer içeri girince; “neydi o okuduğunuz, neydi o gelen sesler” der. Tabii onlar saklamak isterler. Eniştesiyle ağız münakaşasına girişir. Kendisine; Kendilerine müdahale edemeyeceğini söyleyen eniştesi Said’e tekme tokat girişir. Kız kardeşi Fatıma kocasına yapılan bu hakarete dayanamayıp Ömer’le arasına girer. Tabii Tokatlardan Fatıma’da payını alır. Ağzı burnu kan içindedir.

 Ömer Bir müddet sonra kardeşinin yüzünde ki kanları görünce pişmanlık belirtileri gösterir. Öfkesi yerini üzüntüye, kedere terk eder. Bu kez daha bir munis sesle; “neydi o okuduğunuz, görebilir miyim” der. Fatıma zaten çoktan “Evet Müslüman olduk, biz putlara tapmaktan, Allah dışındaki varlıklara kulluk etmekten kurtulduk. Var mı bir diyeceğin.”demiştir. Artık orada bitmiştir. Orada ip kopmuştur, orada her şey tersine dönmüştür. “Var mı bi diyeceğin? Ben Allah’a kul oldum. Elinden geleni yap.” dedikten sonra gerisi kalmıyor.

 Ömer getirilen Kur’an pasajını, yani bu surenin ayetlerini okumaya başlar. Okudukça içinde ki karmaşa daha bir artmakta, tarifi, tanımı mümkün olmayan o karma karışık duygular bütün benliğini sarmaktadır. Ve tabii yavaş yavaş karanlıktan ışığa doğru bir dönüş, yüreğinin karanlık dehlizlerinde vahyin ışığı belirmeye başlar. Yüzü aydınlanır, gözü aydınlanır. Okudukça Kur’an ın o anlık etkisi, o şimşek gibi etkisi, vahyin o yıldırım gibi olan etkisi Ömer’i sarıverir. Ömer; “Beni Resulallah’a götürün.” der. Sonuç budur.

 Tabii onu Resulallah’a Erkam’ın evinde gizlenmekte olan, gizli davetini sürdürmekte olan, Erkam’ın evini insan atölyesi olarak kullanan Resulallah’â götürürler. Ömer’in geleceğini zaten haber almışlardır. Resulallah içerden;

 – Bırakın gelsin. Der.

 Ömer girer, iman etmeye geldim der ve Allah’a teslim olur. Ömer’in mürşidi işte bu suredir.

 Bu olay Kur’an ın muhatabını nasıl inşa edeceğine mükemmel bir delildir. Fatıma, eniştesi Said ve kavminden olan Nuaym bin Abdullah. Bu insanları kim terbiye etmişti. Kim yetiştirmişti. Böylesine kısa anda, böylesine fedakarca düşünebilen, Resulallah’ı böylesine canı gibi koruyan bu insanlar kim yetiştirmişti sanıyorsunuz. İşte o Kur’an dı.

 Tâhâ suresinin konusu Hz. Peygamberin tasavvurunu inşadır öncelikle. Hz. Musa örneği ile inşa eder bu sure Resulallah’ın tasavvurunu. Hem Firavuna karşı, hem İsrail oğullarına karşı Hz. Musa’nın verdiği o destani mücadeleyi işler. A’raf suresinde ki gibi, ama çok daha ayrıntılı bir biçimde. Kasas suresinde ki gibi, ama orada olmayan ayrıntıları da taşıyarak Hz. Musa’nın merkezinde olduğu bu müthiş mücadeleyi Resulallah’a bir örnek olay olarak anlatır.

 Aslında söylemek istediği şudur; Bu çektiğin sıkıntı, peygamberliğin kaderidir. Yalnız sen değilsin. Musa iki cephede birden mücadele verdi. Bir içerde bir dışarıda. Dışarıda Firavuna karşı mücadele verirken, içeride imanlarında yamukluk yapan, iman ettikten sonra dönüp dönüp imandan çıkan ve ihanet üstüne ihanet eden İsrail oğullarına karşıda bir iman mücadelesi verdi.

 Bak Musa’ya imanda direnişin örneğini gör. İşte böyle bir inşa. Ama aynı zamanda İlk muhatabı olan putperest Mekke toplumuna da; “Firavunlaşmayın” uyarısıydı. Firavunun izini takip edecekseniz, akıbetiniz de onun akıbeti olur uyarısıydı. Yine müminlere de bir uyarı vardı bu surede; ”Sizde eğer İsrail oğullarının peygamberleri Hz. Musa’ya yaptıkları gibi yaparsanız peygamberinize, Yahudileşirsiniz. Dikkat edin mesajıydı. Üç inşa birden gerçekleştiriliyordu bu surede. Müşrikler; Firavunla, Müminler; İsrail oğullarıyla uyarılıyordu.

 Şimdi bu girişten sonra surenin kapılarını açabiliriz.


“BismillahirRahmanirRahıym”


1-) Tâ Hâ;

 Ey İNSAN (Âdem’e talim edilen Esmâ’nın tamamı ve ruh olarak üflenen diye benzetme yollu anlatılan Muhammedî salt şuur – orijin BEN)!(A.Hulusi)

 001 – Ta Ha.(Elmalı)


Tâ Hâ Ey insan. Bu tercihimiz; İbn. Abbas, Mücahid, İkrime, Said bin Cübeyr, Hasan Basri ve daha bir çok ilk tefsir otoritelerinin tercihidir. Taberi’de açıkça bu tercihte bulunuyor ve kendi tespitini aktarıyor. Âk kabilesi lehçesinde Tâhâ’nın el an ey insan anlamında kullanıldığını Taberi’de tespit ettiğini tefsirinde dile getiriyor. Fakat bunun karşısında bir görüşte, ki Basra dil okulu bu görüşü destekliyor; Tâhâ nın, Kur’an da ki bazı surelerin başında yer alan Huruf u Mukadda cinsinden olduğun kailler. Yani Heca harfleri, kesik kesik olan harfler cümlesinden olduğu görüşündeler. Ki bizim tercihimiz surenin hem içeriğine uygun, hem de ilk otoritelerin görüşüne. Başta da söylediğimiz gibi; peygambere hiçbir hitap biçimi bu kadar yakışmaz. “Ey insan..!” o kadar.


2-) Ma enzelna aleykel Kurâne liteşka;

 Biz Kurân’ı sana, mutsuz olman için inzâl etmedik. (A.Hulusi)

 002 – Kur’an ı sana bedbaht olasın diye indirmedik. (Elmalı)


Ma enzelna aleykel Kurâne liteşka Biz bu ilahi hitabı sana mutsuz olasın diye indirmedik.

 İkisini birden okuyayım; Tâ Hâ, Ma enzelna aleykel Kurâne liteşka Ey insan, biz bu ilahi hitabı sana mutsuz olasın diye indirmedik.

 Dostlar, tefsirini yüreğinizde yapınız lütfen. Sizsiniz ey insan. Hepinize sesleniyor.

 Şöyle de okuyabilirsiniz; Ey insan biz bu Kur’an ı sana mutlu olman için indirdik. Yani Kur’an ı niçin indirdin ey rabbim, vahyin iniş amacını bana söyler misin diye bir soru sorduğunuzu düşünün. İşte vahyin iniş amacını veren bir cümle; “Senin mutluluğun için indirdim ey insan..!”

 Ya rabbi, neden benim mutluluğum; “Çünkü senin ihtiyacın var, benim değil.”

 Ya rabbi neden mutluluğumun kapısı sen olasın? “Ey insan çünkü Allah’tan bağımsız bir mutluluk olmaz.”

 İnsanoğlunun söyleyebileceği en pespaye yalanlardan biri; Allah’tan bağımsız mutluluk iddiasıdır. Çünkü mutluluğun kaynağı Allah’tır. Allah’sız mutluluk olur mu? Anlamsız hayat olur mu? Vahyin amacı bu. Sen mutlu olasın diye indirdik.


3-) İlla tezkireten limen yahşâ;

 Sadece, haşyete (Allâh azametini hissetmeye) açık şuura (hakikatini) hatırlatmadır (inzâl olan bilgi)! (A.Hulusi)

 003 – Ancak saygısı olana tezkir için. (Elmalı)


İlla tezkireten limen yahşâ Yalnızca sakınan kimselere bir uyarı olsun için indirdik.

 Tüm tanrılık taslayıp bencilce insanı ve insanlığı kötülüğe sürükleyen, yani Allah’tan sakınmayan, Allah’tan utanmayan Allah ile ilişkisini keserek bir hayat yaşayacağını düşünenler için değil. Onlar mutlu olmayı hak etmiyorlar. Onlar ebedi saadeti hak etmiyorlar. Mutluluğun bedeli olmalı ey insan. Nedir bu bedel? İşte bu ayette o bedel. Sakınmak. limen yahşâ sakınan kimseler için.

 Korkmak manasına da çevirebiliriz, fakat Kur’an da iki kelime ile gelir korku. Burada ki gibi haşyet, bir de havf kelimesi ile. Fakat bu ikisi arasında çok derin bir fark var. O fark şu; Buradakinin anlamı, korkulanın büyüklüğünden dolayı korku duymak. Havf ise, korkanın küçüklüğünden dolayı korkmak. Bakınız buradaki korku yılandan korkmaya, aslandan korkmaya, depremden korkmaya, yangından korkmaya benzemez. İnsandan korkmaya, polisten korkmaya benzemez. Zalimden korkmaya benzemez.

 Peki nedir bu? Bu; O kadar büyük ki muhatabınız, o kadar büyük ki, onun büyüklüğü karşısında titriyorsunuz. Haşyete kapılıyorsunuz. Onun büyüklüğü sizi cezp ediyor. O kadar seviyor sizi ki, onu sevgisini yıpratmaktan korkuyorsunuz. O kadar muhtaçsınız ki, o kadar ihtiyacınız var ki, her şeyinizi ona borçlusunuz ki acaba kırar mıyım diye korkuyorsunuz. Çünkü kırarsanız onun yerini dolduracak alternatif yok. İşte haşyet bu tür bir korku.


4-) Tenziylen mimmen halekal’Arda ves semâvatil ‘ula;

 Arzı (bedeni) ve yüce semâları (Esmâ mertebenden açığa çıkan şuur boyutlarını ve bilinç kademelerini) yaratandan, bölüm bölüm indirilmiştir. (A.Hulusi)

 004 – Bir tenzil olarak indirdik o yaratandan ki hem Arzı yarattı hem o yüksek yüksek Gökleri. (Elmalı)


Tenziylen mimmen halekal’Arda ves semâvatil ‘ula Yeri ve yüce gökleri yaratan Zat tarafından indirilmedir bu.

 Niçin ve neden korkacakmışım diye bir moda çıktı. Allah korkulmazmış, sevilirmiş. Sanki sevdiğinden aynı zamanda korkulamazmış. Yani sevgiyi yitirmekten korkulamazmış. İşte sevgilini sevmekle Allah’ı sevmek arasında ki, yavuklunu sevmekle Allah’ı sevmek arasında ki, oğlunu, kızını sevmekle Allah’ı sevmek arasında ki fark ta bu ya. Korku, umut ve sevginin kendisinde bir araya getirileceği yegane varlık Allah’tır.

 Onun için korkutulmamalıymış..! Allah’tan korkmayan ne işe yarar? Allah korkusu olmayan bir yürek şeytan korkusuyla dolar. Çünkü Allah korkusu olmayan bir yürek kula kul olur. Korku insani bir şeydir. İnsanın hamurunda vardır. Her insan korkar ama itiraf etmez. Allah bu zaafı yok saymaz. Ya ne yapar? Terbiye eder. Kendisine teksif eder. Kendisine teksif edilmesini ister. Çünkü bu zaaf terbiye edilmezse insanı esir alır. Allah dışında bir varlıktan korkan gittikçe ona kul olmaya başlar. Korkunuzu istismar etmeyen tek varlık Allah’tır. Allah dışında ki her varlık korktuğunuzu anlayınca korkunuzu size karşı kullanır. Allah ise sizin lehinize kullanır. Çünkü hiçbir çıkarı yoktur, çünkü hiç ihtiyacı yoktur. İstismar etmez, çünkü sizi zaten o var etmiştir. İstismar etmez çünkü sizin rakibiniz değildir.

 Ama korkunuzu anlarsa insanlar istismar eder. Hem de sonuna kadar. Sizi köleleştirmek için kullanırlar. Korkunuzun tutsağı yaparlar. Onun için Allah korkusu insanı özgürleştirir. Allah dışında ki herhangi bir şeyden korkmaksa insanı tutsaklaştırır. Dolayısıyla Allah’tan sakınmak sevgisini yıpratırım diye, rabbimi kırarım, gücendiririm diye tir tir titremek korkuyu yenmenin tek yoludur. Neden böyledir? Sorusunun cevabı geliyor.


5-) ErRahmânu alel Arşisteva;

 Rahmân, Arş’a istiva etti (El Esmâ’sıyla âlemleri yaratıp hükümran oldu. Kuantum Potansiyelde ilmini seyretti ilmiyle). (A.Hulusi)

 005 – O rahmâni Arş üzerine istivâ buyurdu. (Elmalı)


ErRahmânu alel Arşisteva O, sınırsız ve sonsuz rahmet kaynağı ki, mutlak hükümranlık makamına sadece O kurulmuştur. Yani neden yalnızca O’ndan çekineyim diye sorarsanız; Alemlerin otoritesi O’dur da onun için. Yalnızca O’ndan çekinmeyenler bakınız ne pespaye şeylerden korkup tir tir titriyorlar ve korktuklarının kulu haline geliyorlar. Baksanıza, şu yığınlar ve sürüler ve onların tepesine zulümle oturanlar, aslında korkunun ekmeğini yemiyorlar mı? Onların korkularını iktidara dönüştürmüyorlar mı? Onun için Allah’tan korkan, Allah’tan başkasından korkmaz. Allah’tan başkasından; Allah’tan korkmanın iki ceza olduğunu bilmek gerekiyor. Bu korkunun kendisi bir beladır, bir de korktuğunuz başınıza gelir. İkinci bela.

 Korkulanın büyüklüğü tanımlanıyor bu ayette. ErRahmânu alel Arşisteva sahte otoriteler karşısında tir tir titreyenlere sahici otorite tanıtılıyor. Kula kul olmayın, karşısında tir tir titremeniz gereken bir tek otorite var, o da Allah’ın otoritesidir deniliyor.


6-) LeHU ma fiys semâvati ve ma fiyl Ardı ve ma beynehüma ve ma tahtessera;

 Semâlarda (şuur ve bilinçlerde), arzda (fiile döktüklerinde), ikisinin arasında (hayalinde ve vehminde) ve toprağın altında (bedenin derinliklerinde) ne var ise, O’nun (El Esmâ özelliklerinin açığa çıkması) içindir. (A.Hulusi)

 006 – Bütün Semavâttakiler ve bütün Arzdakiler ve bütün bunların aralarındakiler ve bütün yerin dibindekiler hep onun. (Elmalı)


LeHU ma fiys semâvati ve ma fiyl Ardı ve ma beynehüma ve ma tahtessera göklerde, yerde, bu ikisi arasında ve toprağın bağrından ne varsa hepsi, ama hepsi O’na aittir.


7-) Ve in techer Bil kavli feinneHU ya’lemüs Sirra ve Ahfâ;

 Sen düşündüğünü açığa vursan (veya gizlesen); (bil ki) kesinlikle O, Sırr’ı da (şuurundakini de) Ahfa’yı da (onu meydana getiren Esmâ mertebeni de) bilir! (A.Hulusi)

 007 – Sen bu sözü ilan edeceksen de o hem sırrı bilir hem daha gizlisini. (Elmalı)

 

 Ve in techer Bil kavli feinneHU ya’lemüs Sirra ve Ahfâ düşünceni ister yüksek sesle dile getir, ister getirme. Yan anlamdan bunu çıkarıyoruz tahvel hitaptan. İster getirme bölümü yok metinde ama, metin bize bu anlamı yan anlam olarak taşıyor zaten. Unutma ki O gizli düşünceleri bildiği gibi ondan daha gizli duyguları da bilir.

 Sırr; senin başkalarından gizlediğin, sadece dostlarına açıkladığın şeyler. Ahfâ ise sırr dan da gizli, kendine bile itiraf etmekten çekindiğin şeyler. Ya da senin bile bilmediğin, farkında olmadığın gizlilikler. Yani ne diyor bu ayet, insanın gizledikleri sır, insandan gizlenenler de ahfâ ise eğer, yani fark edemedikleri. Seni senden iyi bilir diyor bu ayet. Allah seni senden iyi bilir. Seni sana karşı korur. Seni senin şerrinden korur. Bu ayetin zihnimize çağrıştırdığı sonuçlar böyle.

 Bilmesi neyi getirir, yani senin bile kendine itiraf etmekten korktuğun şeyleri bilmesi, senin bile bilmediğin kendin hakkındaki şeyleri bilmesi, seni senden koruması anlamına gelir. Peki ne gerekiyor? Teslim olmak. Teslim ol ki korusun. Müslüman ol yani. Müslüman olmak işte teslim olmaktır. Güven Allah’a. Teslim olamıyorsan Allah’a güvenemiyorsun demektir. İşte iman da güvendir. İman Allah’a güvenmek, İslam Allah’a teslim olmaktır. Güvenirseniz teslim olursunuz. Teslim olursanız korunursunuz. Korunursanız mutlu olursunuz.


8 – Allâhu lâ ilâhe illâ HÛ* leHUl Esmaül Hüsnâ;

 Allâh’tır! Tanrılık yoktur sadece “HÛ”! Esmâ ül Hüsnâ O’na aittir (dilediğini o özelliklerle yaratır)! (A.Hulusi)

 008 – Allah, başka tanrı yok ancak o Hep onundur o en güzel isimler (esmâ ül Hüsnâ). (Elmalı)


Allâhu lâ ilâhe illâ HÛ Allah, O kendisinden başka ilah bulunmayandır. leHUl Esmaül Hüsnâ en güzel nitelikler, en mükemmel şekliyle hepsi O’na aittir.

 Her mükemmellik Allah’a atfedilir. leHUl Esmaül Hüsnâ budur. Ne aklınıza geliyorsa mükemmellik olarak, o Allah’a aittir. Allah dışında hiçbir şeye mükemmellik yakıştırılamaz. Mutlaklık yakıştırılamaz. İnsanın ve diğer şeylerin sahip olduğu güzellikler, O’ndan gelen güzelliklerdir. O’ndan gelen bir güzellik efiltisidir. Mutlak değildir. Onun için en güzel çiçekler bile solarlar, en güzel ağaçlar da kururlar, en güzel insanlar da ölürler. İnsanlar güzeli peygamberler de ölürler. Peygamberler güzeli Muhammed AS. da ölür. Hayatta gördüğünüz ne güzellik var hepsi geçicidir. Kalıcı olan Allah’tır. O nedenle ne mükemmellik geliyor Allah’a atfetmek durumundadır insan. Çünkü O mutlakın merkezidir. Kutsalın kaynağıdır.

 Yukarıdaki ayetlerle bağlantısını kuralım; Korkulanın büyüklüğü, işte buraya kadar. Yani neden Allah’tan, sadece O’ndan korkmanız, sakınmanız, tir tir titremeniz gerektiğini anlıyor musunuz. Çünkü O mükemmel olandır. Mükemmel dururken noksandan sakınılır mı? Mükemmelin huzurunda titremek varken, noksanın, yarımın huzurunda titrenir mi, ve burada asıl kıssasına giriyor işte. Surenin anlatmak istediği, inşa etmek istediği, muhataplarının tasavvuru aklı ve şahsiyetine sunduğu Hz. Musa örneği. Tarihin zarından çekip çıkardığı o müthiş örneği insanlığın nazarına sunuyor al gülüm seyreyle dercesine.


9-) Ve hel etake hadiysü Musa;

 Musa’nın olayı ulaştı mı sana? (A.Hulusi)

 009 – Hem geldi mi Musâ’nın kıssası sana? (Elmalı)

 

 Ve hel etake hadiysü Musa Musa’nın başına gelenlerden haberin var mı? Yani neden böyle bir giriş, Musa kıssasının İsrail oğulları – firavun kıssasının başına neden böyle bir giriş. Allah’tan sakınanların akıbetiyle sakınmayanların akıbetini seyretmek istiyorsan şu örnek olaya bak. İşte bu. Musa’nın başına gelenlerden haberin var mı? Diye girdi kıssaya.

 Bu kıssadan önce, ki yaklaşık Tâhâ suresi Kur’an ın iniş sıralamasında 30. surelerine denk gelir. Bundan önce çok kısa atıflar dışında Hz. Musa ve Firavuna karşı yürüttüğü mücadele konusunda ayrıntılı bir atıf yok. İlk ayrıntılı anlatım bu surede. O atıflar da Necm ve A’lâ surelerinde gelmiş. Kısa bir atıf, sadece atıf yapıp geçiyor. Ama bu surede çok ayrıntılı bir biçimde ele alınıyor bu hadise. Hem de çift boyutlu olarak. Yani sadece Hz. Musa’nın Mısır’dan çıkış öncesi mücadelesi değil, Mısır’dan çıkış sonrası mücadelesi de ele alınıyor. Hem içeride ki mücadelesi, hem dışarıda ki mücadelesi. Hem kendine inananların ihanetleri, hem de kendisine inanmamakta direnen Firavun ve adamlarının Allah’a karşı ihanetleri ele alınıyor bu surede.


10-) İz rea naren fekale liehlihimküsû inniy anestü naren lealliy atiyküm minha Bi kabesin ev ecidü alennari hüda;

 Hani (Musa) bir ateş gördü de ehline: “Yerinizde durun, muhakkak ki ben bir ateş hissettim… Belki ondan size bir kor parçası getiririm ya da o ateşin yanında bir kılavuz bulurum.” (A.Hulusi)

 010 – Bir vakit o beni ateş gördü de ehline durun, dedi: benim gözüme bir ateş ilişti belki size ondan bir yalın getiririm, yahut üzerinde bir kılavuz bulurum. (Elmalı)


İz rea naren fekale liehlihimküsû hani o bir tür ateş görmüştü de ailesine hemen; Durun, bekleyin. Demişti. inniy anestü naren lealliy atiyküm minha Bi kabesin ev ecidü alennari hüda ben ateş türü bir şey gördüm. Naren, o tür sözcüğü naren kelimesinin belirsiz, nekra olarak gelmesinin anlama yansımasıdır. Nekranın anlama yansıyan boyutlarından biri de türe delalet etmesidir. Ateş türü bir şey gördüm. Yani bizzat ateş olmadığı, ama görenin ateş gibi algıladığı bir şey oluşuna delalet eder. En naru gelmeyip de  naren gelmesi. Belki size ondan bir kor getiririm, veya onun etrafında bir yol gösterici bulurum. Dedi.

 Buradan anlıyoruz ki Hz. Musa ailesi ile birlikte kayınpederi Şuayb peygamberin yanından, Medyen’den çıkıp ülkesine dönmektedir. Yani 10 yıl kaçak olarak yaşamıştır. Elinden çıkan kazalı ölümden dolayı 10 yıl Hz. Şuayb’ın yanında eğitim görmüştür. Sarayda bir prensken, çoban olmuştur. İlginç bir hayat çizgisi. Gerçekten örnek ve ibretlerle dolu bir hayat çizgisi.

 İşte Neml/7, Kasas/29. ayetinden de anlıyoruz ki Hz. Musa Medyen’den dönüşte yolunu kaybetmişti gece ve hem soğuktu, hem de karanlıktı. Belki burada mecazi bir atıfta görmek mümkün, manen de yolunu kaybetmişti. Yani yol arıyordu. Ne olacaktı bundan sonra. Kendisini oralara getiren ilahi el, kendisine hangi görevi, hangi rolü biçmişti onu arıyordu, rolünü arıyordu, ilahi senaryo da ki rolünü. Onun oynayacaktı. İşte ona da delalet etse gerektir bu ayet.


11-) Felemma etaha nudiye ya Musa;

 Ona (ateşe) yaklaştığında: “Yâ Musa” diye sesleniş algıladı. (A.Hulusi)

 011 – Vaktâki ona vardı kendine şöyle nidâ olundu. (Elmalı)


Felemma etaha nudiye ya Musa fakat ateşe yaklaşınca ona gaipten ey Musa diye seslenildi.

 Nudiye; mechul, edil gen bir form. Yani kim seslendi, nereden seslendi, nasıl seslendi değil, ne yapıldı siz ona bakın. Hitap dikkatinizi gelen habere çekiyor, geri planına değil. Yani geri planını aklınız almaz demeye getiriyor. Yani vahyin mahiyetine aklınız ermez. Onun için siz sizi ilgilendiren boyutuna bakın. Meçhul gelmesi, edil gen gelmesi bu yüzden.


12-) İnniy ene Rabbüke fahla’ na’leyk* inneke Bil vadil mukaddesi Tuva;

 “Kesinlikle ben, ben Rabbinim! Hemen iki nalınını (beden ve bilinç bağlarını terk et; şuur olarak kal) çıkar; gerçekten sen mukaddes vadin Tuva’dasın!” (A.Hulusi)

 012 – Ya Musâ haberin olsun benim, ben rabbim, hemen pabuçlarını çıkar çünkü sen mukaddes vadide Tuva’dasın. (Elmalı)

 

 İnniy ene Rabbük benim ben, senin rabbin. O ses. fahla’ na’leyk şimdi ayakkabılarını çıkar.

 Miskatül Envar (İ.Gazali) da İ. Gazali buna şöyle bir işari yorumla yorumlar. İki ayakkabıyı dünya ve ahiret olarak yorumlar. Dünyanı ve ahiretini arkanda bırak ta gel. Tabii bu işari bir yorumdur. Hatta bu yorum üzerine Ebu’l Kasım el kasi, ya da kıssi (Ebu Kasım ibn Kasiyy) diye de okunur. İsimli zat Hal ün Naleyn diye bir eser kaleme almıştır. Hâl ün Naleyn, ayakkabıları çıkarmak.

 inneke Bil vadil mukaddesi Tuva çünkü sen iki kez mübarek kılınmış bir vadidesin. Yani, iki kez mübarek kılınmış, hem Allah’ın kelamını işitmekle mübarek kılınmış, Allah’ın kelamı o vadide tecelli etti. Bu kelamla mübarek oldu. Hem de sana peygamberlik verildi.

 Buradaki tuven; Zemahşeri iki ken anlamına gelen tıven veya Tuven kelimesiyle özdeşleştirir ve öyle anlar, tefsir eder. Fakat Tuva’yı vadinin ismi olarak ta anlayan müfessirler olmuş. Tuva vadisi şeklinde.


13-) Ve enahtertüke festemı’ lima yuha;

 “Ben seni seçtim! O hâlde vahyolunan bilgiyi algıla!” (A.Hulusi)

 013 – Ve ben, seni ihtiyar buyurdum şimdi verilecek vahyi dinle. (Elmalı)

 

 Ve enahtertüke işte ben seni elçi olarak seçtim. festemı’ lima yuha bundan böyle artık sana vahy olunanı dinle.


14-) İnneniy ENellahulâ ilâhe illâ ENE fa’budniy ve ekımıs Salâte lizikriy;

 “Kesinlikle Ben, evet Ben Allâh’ım! Tanrı yok, sadece BEN! Bana (Esmâ özelliklerimi açığa çıkarma işlevinle) kulluk et! Beni hatırlaman için salâtı yaşa!” (A.Hulusi)

 014 – Hakikaten benim ben Allah, benden başka ilâh yok. Onun için bana ibadet et ve zikrim için namaz kıl. (Elmalı)

 

 İnneniy ENellah gerçek şu ki ben, evet ben Allah’ım lâhe illâ ENE benden başka ilah yoktur, tanrı yoktur, mabut yoktur, kulluk edecek varlık yoktur. fa’budniy ve ekımıs Salâte lizikriy artık sadece bana kulluk et adımın anılması ve yücelmesi için tüm çabanı sarf et, tüm çabanı seferber et.

 Neden ekımıs Salâte lizikriy ibaresini, zikrim için namaz kıl şeklinde bir çok yerde çevrilen bu ibareyi; Adımı yüceltmek için tüm çabanı seferber et şeklinde çevirdim?

 Bir kez es salâ, salât kelimesinin kökeni olan es salâ; insanı dik tutan baş kökünden kuyruk sokumuna kadar inen omurgaya verilen isimdir. Salât bu kökten türetilir. Omurga, insanı dik tutan şey, dayanak, destek manasına gelir. Salât kavramının Kur’an da görüldüğü her yerde namazla karşılanması bir adet haline gelmiş.

 Fakat bunun adet haline gelmiş olması, Maide suresinde ki 15 – 58 – 106. Hud suresinde ki 87. Meryem suresinde ki 59. ayetler gibi ayetlerde geçen salâtların anlaşılmasını oldukça zorlaştırmaktadır. Ve gerçekten büyük bir sorun çıkmaktadır. Yani namazla çeviremeyeceğimiz Kur’an da salât sözcükleri yer almaktadır. Namazla çevirdiğimizde bir şey ifade etmeyen.

 Mesela ..min ba’dis Salati.. (Maide/106) vasiyet için gayri Müslimlerden şahit tutup getirmekten söz eden. Vasiyet halinde, ölüm halindeki bir insanın vasiyetine şahitlik yapmak için gayri Müslimlerden tutupta şahitlik yapmaya getirilen insan için min ba’dis Salat ibaresi geçer. Namazdan sonra diye çeviremezsiniz. Gayri Müslimlerden söz ediyor, sizden olmayanlardan. İşte orada salât doğruluğa ve dürüstlüğe davetten sonra diye çevirmek zorundadır. Başka türlü çevirirseniz problemdir. Dolayısıyla Kur’an da Feveylün lil musalliyn; (maun/4) de olduğu gibi “yazıklar olsun o namaz kılanlara” diye çeviremiyoruz. Çünkü burada söylenen öncelikle müşriklerdir. Bu ayetin muhatabı dini yalanlayandır.

 O zaman yazıklar olsun onun dindarlığına diye çeviriyoruz, ya da ibadet diye yaptıklarına. Yani salât’ın en geniş anlamıyla dindarlık ve ibadet. Dolayısıyla salât çok anlamlı bir kelimedir Kur’an da. Zengin çağrışımları arasında destek, yardım, yardım çağrısı, davet, hiyerarşik anlam katmanları arasında da dua, namaz, ibadet, dindarlık gösterilebilir.

 Ekım; kalktı anlamına gelen kıyam eden, geçişli bir fiildir. Kaldır, doğrult, yükselt manasına gelir. ekımıs Salâte lizikriy adımı yüceltmek için desteğini ayaklandır, desteğini ver anlamına gelse gerek. Namazın amacı da Allah’ın şanını, namını yüceltmek değil midir zaten. Namazın amacını veren ayet ve lezikrullahi ekber. (ankebut/45) demez mi. Allah’ın şanını yücelten boyutu namazın en büyük boyutudur, en büyük yararıdır demez mi? Devam ediyoruz;


15-) İnnes saate atiyetün ekâdü uhfiyha litücza küllü nefsin Bima tes’a;

 Muhakkak o saat (ölüm) gelecektir… Her nefsin, kendisinden açığa çıkanların sonucunu görüp yaşaması için, onun zamanını gizleyeceğim. (A.Hulusi)

 015 – Çünkü saat muhakkak gelecek, ben, hemen hemen onu gizliyorum ki her nefis sa’yiyle cezalansın, (Elmalı)

 

 İnnes saate atiyetün ekâdü uhfiyha litücza küllü nefsin Bima tes’a çünkü zamanını gizli tutmuşsam da herkese çabasının karşılığı verilsin diye son saat kesinlikle gelecektir.


16-) Fela yesuddenneke ‘anha mel lâ yu’minu Biha vettebe’a hevahu feterdâ;

 “Ona (ölüm ertesinde başlayacak sonsuz yaşama) iman etmeyen, asılsız hayallerine tâbi olmuş kimse, ondan (Allâh’a likâ gerçeğinden) seni alıkoymasın; sonra helâk olursun!” (A.Hulusi)

 016 – Binaenaleyh sakın ona inanmayıp da kendi hevasına uyan kimse seni ondan alıkoymasın sonra helâk olursun. (Elmalı)


Fela yesuddenneke ‘anha mel lâ yu’minu Biha vettebe’a hevahu feterdâ imdi; bu hakikate inanmayıp ta bencilce arzularının tutsağı olan kimse seni yolundan alıkoymasın. Aksi halde kendi değerini düşürmüş olursun.

 Bu ayet dikkatinizi çekiyorsa parantez içine alınmış gibi. Konunun dışına taşınmış gibi. Kıssada bir uyarı levhası açılmış aslında. Bir uyarı levhasıdır bu. Doğrudan vahyin ilk muhatabına bir uyarı yapılıp yine kıssaya dönülüyor.


17-) Ve ma tilke Bi yemiynike ya Musa;

 “O sağ elindeki nedir yâ Musa?” (A.Hulusi)

 017 – O yeminindeki de ne ya Musâ? (Elmalı)


Ve ma tilke Bi yemiynike ya Musa ve o ses devam etti. Nedir o sağ elindeki ey Musa?


18-) Kale hiye ‘asaye, etevekkeü aleyha ve ehüşşü Biha alâ ğanemiy ve liye fiyha mearibü uhra;

 (Musa): “O, benim asamdır… Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim ve başka ihtiyaçlarımı da karşılar.” (A.Hulusi)

 018 – O dedi: asâm, üzerine dayanırım ve onunla davarlarıma yaprak çırparım, benim onda daha diğer hacetlerim de vardır. (Elmalı)


Kale hiye ‘asay Musa, bu benim değneğimdir dedi. etevekkeü aleyha ve ehüşşü Biha alâ ğanemiy ve liye fiyha mearibü uhra ona yaslanırım onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Tabii ki benim için işe yaradığı başka yerler de var. Dedi.


19-) Kale elkıha ya Musa;

 “Onu bırak, yâ Musa!” dedi. (A.Hulusi)

 019 – Buyurdu ki bırak onu ya Musâ! (Elmalı)


Kale elkıha ya Musa o ses tekrar duyuldu, onu yere bırak ey Musa dedi.


20-) Feelkaha feizâ hiye hayyetün tes’a;

 (Musa da) onu attı… Bir de ne görsün, o kayan bir yılan! (A.Hulusi)

 020 – Bıraktı ne baksın o bir yılan olmuş koşuyor. (Elmalı)

 

 Feelkaha feizâ hiye hayyetün tes’a bunun üzerine Musa onu yere bıraktı, bir de ne görsün; o hızla akan bir tür yılan oluvermiş.

 Bir tür yılan, hayyetün sözcüğünün belirsizliğinden dolayı anlama katılıyor. Kur’an da bu hadisenin anlatıldığı diğer surelerde ..keenneha cannün.. (kasas/31)(Neml/10) ifadesi de var. Sanki yılan gibi. Bir başka yerde su’dan geçer. O piton cinsi yılanlar için verilen isim, büyüklüğünden dolayı. Yani 3 nitelik;

 1- Hayye; Hızla atlayan çok canlı, çok atak, sıçrayan yılanlara verilir.

 2 – Caann Küçük ve zehirli yılanlara,

 3 – Su’dan; çok büyük yılanlara. Yani yılanların 3 korkutucu vasfıdır. Büyüklüğü, çevikliği, zehirliliği. Onun üçünü de ayrı ayrı anlatımlarda getiriyor. Aslında zihnimizde bildiğimiz anlamda bir yılanın ötesinde bir hadise olduğunu nakşetmek ve bildiğimiz anlamda bir yılanla özdeşleştirmememiz için farklı farklı kavramlar kullanıyor.


21-) Kale hüzha ve lâ tehaf* senu’ıydüha siyretehel ula;

 “Onu al ve korkma! Onu sana ilk görünümünde iade edeceğiz!” dedi. (A.Hulusi)

 021 – Tut onu, buyurdu: ve korkma biz onu evvelki suretine iade edeceğiz. (Elmalı)


Kale hüzha ve lâ tehaf o ses onu al ve sakın korkma dedi. senu’ıydüha siyretehel ula biz onu ilk haline geri döndüreceğiz. Siyretehel u’la ilk haline. Eşyanın halleri yasasına bir dikkat var. Çok önemli bir ibare bu. Eşyanın halleri yasası. Mucizeleri anlamamız, -ne kadar anlayabilirsek tabii ki- kolaylaştıran anahtar bir ibare bu. Mucize Allah’ın yasalarını daha üst yasalarıyla aşmasıdır.

 Bir amacı da şudur; kendi yasasının mahkumu değil, hakimi olduğunu göstermek. Mucizelerle Allah’ın amaçladığı bir şey de budur. Kendi yasasının mahkumu değil hakimi olduğunu göstermek. Allah’ı yasasına mahkum etmek kimin işi, kimin harcı, kimin ağzının işi olabilir. Ama Allah “Ahlaklı” bir Allah’tır. Yasalı bir Allah’tır. Yasasını, yasasıyla aşar. Biz onu bilemeyebiliriz. Bizim için mucizedir zaten. Allah için mucize mi var. Allah’ı aciz bırakacak bir şey Allah için mucize olurdu. Mucize aciz bırakan demektir. Bizi aciz bırakır.

 Bazen görende gerçekleşir, bazen görülende mucize. Bazen görende gerçekleşir yani eşyada değil eşyayı görende, algılayanda gerçekleşir. O öyle algılar. Bazen de görülende gerçekleşir onun içinde ki saklı olan enerji Allah’ın açıktan müdahalesiyle ortaya çıkar. Neml/10, Kasas/31 de keenneha cânnün biçiminde geçtiğini daha önce hatırlatmıştım. Sanki çevik bir yılan gibi.


22-) Vadmüm yedeke ila cenahıke tahrüc beydae min ğayri suin ayeten uhra;

 “Şimdi de elini koynuna sok; bir başka mucize olarak, hastalıksız şekilde bembeyaz çıkar!” (A.Hulusi)

 022 – Bir de elini koynuna sok, çıksın bembeyaz bir afetsiz diğer bir âyet olarak. (Elmalı)


Vadmüm yedeke ila cenahık şimdi de elini koynuna sok tahrüc beydae min ğayri suin ayeten uhra bir olumsuzluk sonucu olarak değil, bir başka mucize olarak bembeyaz çıkacaktır elin min ğayri suin Tevrat’ta ki sedef hastalığı iddiasına bir cevap aslında. Düşünebiliyor musunuz, kendi nebileri olmasına rağmen Tevrat’ı sonradan kaleme alanlar Hz. Musa’nın elinde yaratılmış olan ilahi bir mucize olan o ışık, o aydınlığı cilt hastalığı biçiminde alıyor ve algılıyor. Garip bir yaklaşım doğrusu. Evet, yani zihni görünenin ötesine taşıyamayanlar aşkın hakikatleri eşya seviyesine indiriyorlar.


23-) Li nüriyeke min âyâtiNEl kübra;

 “Sana en büyük mucizelerimizden gösterelim böylece!” (A.Hulusi)

 023 – ki sana en büyük âyetlerimizden gösterelim. (Elmalı)

 

 Li nüriyeke min âyâtiNEl Kübra ki bu sayede sana en büyük mucizelerimizden bir kısmını gösterebilelim.

 Necm/18 da ne diyordu? Lekad rea min âyâti Rabbihil Kübra (Necm/18) rabbinin en büyük ayetlerinden birini gördüm. Burada da büyük ayetlerimizi gösterelim. Orada ki en büyük ayet neydi? Vahiy meleğini asli suretinde görmesi. Buradaki gördüğü ayetler neydi? Hz. Musa’nın işte Allah’ın kendisine vahiyle seslenişi. İşte vahyin asli hüviyetiyle inişi. İşte Asayı Musa, işte yedi Beyza. Aslında bunların sembolik arka planı da var. Değnek, sopa güce delalet eder. Firavunun elinde devlet gibi bir gücü varsa, senin de artık asayı Musa’n var Ey Musa. Korkma. O Allah kaçkınını bu sopa ile kovalayacaksın dercesine.

 El, o tokatlıyor her önüne geleni. Gücünü insanlar üzerinde zalimce gösteriyor. Sen ise aydınlatacaksın. O karartıyor, onun kara eline karşılık senin ak elin, aydınlık elin var artık. Bu destektir işte.


24-) İzheb ila fir’avne innehu tağâ;

 “Git Firavun’a! Muhakkak ki o iyice azdı!” (A.Hulusi)

 024 – Git Firavuna zira o pek azdı.(Elmalı)


İzheb ila fir’avne innehu tağâ artık firavuna git, çünkü o iyice azgınlaştı. ..ene Rabbukümül’a’lâ (Nâzi’at/24), [ya eyyühelmeleü ma alimtü leküm min ilâhin ğayriy..] (Kasas/38) demişti değil mi. Ben sizin rabbinizim. Ben sizin ilahınızım demedi dikkat buyurun. Yani göklerin ilahı olarak bir ilaha tapıyordu zaten Amon ra kültürünü biliyorsunuz. Amon dininin müntesipleridir. Güneş tanrısı derlerdi. Onun için göklerin ilahına tapıyordu. Fakat yerlerin ilahını bilmiyordu. Yani otorite bana aittir kimse karışamaz diyordu. Onun böyle bir saplantısı vardı. Allah’ı yer yüzüne karıştırmamak istiyordu. Hayata karıştırmamak istiyordu. Kendince.


25-) Kale Rabbişrah liy sadriy;

 (Musa) dedi ki: “Rabbim, şuuruma genişlik ver (bunları hazmedebileyim ve gereğini uygulayabileyim).” (A.Hulusi)

 025 – Dedi: ya rab! benim göğsüme genişlik ver. (Elmalı)


Kale Rabbişrah liy sadriy Musa şöyle dua etti; Surenin girişinde bizim de ettiğimiz dua buydu işte. Rabbim, göğsüme genişlik ver.

 

 26-) Ve yessirliy emriy;

 “İşimi bana kolaylaştır.” (A.Hulusi)

 026 – Ve bana işimi kolaylaştır. (Elmalı)


Ve yessirliy emriy kolaylaştır işimi.


27-) Vahlül ‘ukdeten min lisaniy;

 “Lisanımdaki tutukluğu çöz.” (A.Hulusi)

 027 – Ve dilimden ukdeyi çöz. (Elmalı)


Vahlül ‘ukdeten min lisaniy çöz düğümü dilimden.


28-) yefkahu kavliy;

 “Ki sözümü (derinliğine) anlasınlar.” (A.Hulusi)

 028 – Sözümü iyi anlasınlar. (Elmalı)

 

 yefkahu kavliy ki anlasınlar beni.

 

Hitabet ve konuşmanın önemini bir kez daha beyan ediyordu bu ayetler. Ya rabbi etkili bir güç ver sözüme diyor adeta, yalvarıyordu.

 

 29-) Vec’al liy veziyren min ehliy;

 “Benim için ehlimden bir yardımcı oluştur.” (A.Hulusi)

 029 – Ve bana ehlimden bir vezir ver. (Elmalı)

 

 Vec’al liy veziyren min ehliy bana yakınlarımdan yükümü paylaşacak birini tayin et. Veziyr; Yük alan yükü paylaşan demektir.


30-) Harune ehıy;

 “Kardeşim Harun’u.” (A.Hulusi)

 030 – o Kardeşim Harun’u. (Elmalı)


Harune ehıy mesela kardeşim Harun’u.


31-) Üşdüd Bihi ezriy;

 “Onunla gücümü arttır.” (A.Hulusi)

 031 – Onunla sırtımı pekit. (Elmalı)


Üşdüd Bihi ezriy onun sayesinde gücüme güç kat.


32-) Ve eşrikhu fiy emriy;

 “Onu işimde ortak yap.” (A.Hulusi)

 032 – Ve onu işimde şerik et. (Elmalı)


Ve eşrikhu fiy emriy görevimden bir pay da ona ver.


33-) Key nüsebbihake kesiyra;

 “Ki seni çokça tespih edelim.” (A.Hulusi)

 033 – Ki seni çok tesbih edelim. (Elmalı)

 

Key nüsebbihake kesiyra ki zaten yüce olan adını çok daha yüceltelim.


34-) Ve nezküreke kesiyra;

 “Seni çok zikredelim (hatırlayalım)!” (A.Hulusi)

 034 – Ve çok zikreyleyelim. (Elmalı)


Ve nezküreke kesiyra ve seni sürekli analım.


35-) İnneke künte Bina Basıyra;

 “Muhakkak ki sen bizi Basıyr’sin!” (A.Hulusi)

 035 – Şüphe yok ki sen bizi görüp duruyorsun. (Elmalı)


İnneke künte Bina Basıyra kuşku yok ki sen bizi daima görüp duruyorsun ey rabbim.

 

 36-) Kale kad ütiyte sü’leke ya Musa;

 “İstediğin sana verildi, yâ Musa!” dedi. (A.Hulusi)

 036 – Haydi! Buyurdu: erdirildin dileğine ya Musâ. (Elmalı)


Kale kad ütiyte sü’leke ya Musa Rab dedi ki; İşte artık istediğin her şey sana verilmiştir ey Musa.


37-) Ve lekad menenna aleyke merreten uhra;

 “Andolsun ki (bundan önce) sana bir kere daha lütufta bulunmuştuk.” (A.Hulusi)

 037 – Şanım hakkı için biz lütfeylemiştik sana diğer bir defa daha. (Elmalı)


Ve lekad menenna aleyke merreten uhra ve geçmişte bir kez daha sana ikramda bulunmamış mıydık.

 38-40. ayetlerde hızla özetlenen bebeliğinde ki, çocukluğunda ki, gençliğinde ki Allah’ın yardımları. Nedir bu yardım? Biliyorsunuz Firavunun sarayında Musa’nın yetişmesidir. Elinden çıkan ölümlü kaza, Mısır’a kaçış.. hepsinde Allah’ın yardımını gördü.

 Ayrıntılı anlatım Kasas suresinde var. Hz. Musa’nın yetiştirilişinde ki ilahi yardımlar. Hz. Peygamberin tasavvurunu da inşa ediyor bu kıssa aynı zamanda, bu boyut. Yani Allah’a göre imkansız yoktur ey Muhammed. O’na güven. Örnek mi istiyorsun, işte ölümsüz örnek. Her firavunun bir Musa’sı vardır. Senin de bir firavunun olur. Onun için senin de firavunların vardır. Çünkü sen de onların Musa’sı sın ve Allah Musa’ları dilerse firavunun sarayında yetiştirir. İşte burada, bu kıssada verilen ibret bu.


38-) İz evhayna ila ümmike ma yuha;

 “Hani vahyolunanları annene vahyetmiştik:” (A.Hulusi)

 038 – O vakit ki anana verilen şu ilhamı verdik. (Elmalı)


İz evhayna ila ümmike ma yuha hani ilahi mesajı annene şöyle iletmiştik.


39-) Enıkzi fiyhi fiyttabuti fakzi fiyhi fiyl yemmi fel yulkıhil yemmü Bis sahıli ye’hüzhü adüvvün liy ve adüvvün leh* ve elkaytü aleyke mehabbeten minnİY* ve litusne’a alâ ‘aynİY;

 “Onu (Musa’yı) sandığa koy… Sandığı da ırmağa bırak… Irmak Onu sahile kavuştursun ki, benim de Onun da düşmanı (olan) Onu alsın! Senin üzerine, Benden bir muhabbet bıraktım… Gözümün önünde yetiştirilmen için.” (A.Hulusi)

 039 – Onu tabut içine koy da deryayı bırak derya da onu sahile, bıraksın, onu hem bana düşman hem ona düşman biri alsın, ve üzerine benden bir sevgi koydum ki hem nezaretim altında yetiştirilesin. (Elmalı)


Enıkzi fiyhi fiyttabut onu sandığa koy. fakzi fiyhi fiyl yemmi fel yulkıhil yemmü Bis sahıl ardından da o sandığı suyun akıntısına bırak akıntı onu kıyıya ulaştıracaktır. ye’hüzhü adüvvün liy ve adüvvün leh bana düşman olan ve ona da düşman olacak olan biri ona sahip çıkacaktır. Annesine böyle vahyettik diyor Musa’nın.

 Allah’a düşmandı biliyorsunuz firavun. Yeryüzünde tek otorite olduğunu iddia ediyordu. Musa’nın da düşmanı olacaktı. Tüm erkek çocukları öldürüyor, onları doğuran kadınları da sağ bırakıyordu. Sırf acı çektirmek için. Yani çocuklarını öldürmek yerine çocuk doğuran anneleri öldürseydi olmaz mıydı diye aklınıza geliyorsa, sırf annelere acı çektirmek için onlara dokunmuyordu. Fakat Firavunun eli ile Musa yetişti. İşte Allah böyle yaptı. Allah dilerse kendisine bir kafir eliyle dinine yardım eder diyen peygamber değil mi? Kıssadan hisse şu; Siz adam olun liderlik sorununu Allah çözer diyor. Bu olayın verdiği hisse bu. Siz adam olun, dilerse liderinizi firavunun kucağında yetiştirir.

 Musa toprağa ekilmiş bir tohumdu. Ama o toprağı bekleyende firavun oldu. Düşünebiliyor musunuz. Firavuna Musa’yı, ektiği toprağı bekletti Allah. Kim engelleyebilir ki O dilerse eğer.

 ve elkaytü aleyke mehabbeten minnİY* ve litusne’a alâ ‘aynİY işte ben seni daha o zamandan katımdan bir muhabbetle kuşatmıştım. Ki gözümüm önünde yetiştirilesin diye.

 Bir muhabbetle kuşatmak, hatırlayın dostlar daha geçen ders, Meryem/96. ayetini tefsir ettim. Hatırlayın o ayeti;

 İnnelleziyne amenû ve amilus salihati seyec’alü lehümür Rahmânu vüdda (Meryem/96)diyordu ya, İman eden ve Salih amel işleyen, imanını amelle süsleyen kimseler için Rahman, o rahmeti sınırsız olan Allah bir sevgi yaratacak, onu bir sevgi ile kuşatacak. İşte nasıl olur bu, tarihten de bir örneğini göster derseniz Musa örneğine bakın. Allah onu kendi sevgisinden bir sevgi ile kuşattı. Onun için Firavun bile gelenin kim olduğunu sezdiği halde sevdi ve alıp büyüttü. İşte Allah üzerine sevgi koyarsa kimin haddine nefret etmek. Düşmanınız bile sever. Yeter ki Allah sevsin. Allah sevsin diye çalışırsanız Allah sever ve sevdirir. Yok falanca sevsin diye çalışırsanız, falanca da sevmez.

 [Ek bilgi; Hz. Musa olayında firavunun çocukları öldürme gerekçesi hakkında:

Hz. Musa’nın Doğumu

 Firavun; rüyasında Hz. Musa’nın doğacağını, tacını, tahtını yerle bir edeceğini gördü. Hemen rüya yorumcularını,kâhinlerini, büyücülerini çağırdı. Gördüğü rüyayı anlattı.Çare bulmalarını istedi.

 Kâhinler Firavun’dan Hz. Musa’nın anne rahmine düşeceği geceyi tesbit etmek için süre istediler. Şeytanların, ifritlerin ve kâfir cinlerin yardımıyla bu geceyi tespit ettiler.

 Firavuna gelerek,”Çocuğun muharrem ayının filan gecesi anne rahmine düşeceğini tesbit ettik. O gün gelmeden şehrin büyük bir meydanına tahtını kurdur. Tellâllar çıkartarak şehirdeki bütün erkekleri orada topla. İnsanlara yüzünü göstererek çeşitli ihsanlarda bulun. O geceyi orada geçirmelerini sağla” dediler.

 O zamana kadar İsrâiloğulları’nın Firavun’a yaklaşmaları şöyle dursun yüzüne bile bakmaları yasaktı. Firavun bir yerden geçeceği zaman askerler, insanları uyarır. Herkes secde eder gibi yüzü koyun yere kapaklanırdı.

 Firavun’un yüzüne bakmanın cezası ölümdü.Firavun’un yüzünü görme müjdesi İsrâil oğulları’nı çok sevindirdi. İnsanın yaratılışındaki yasağa karşı olan eğilim ve merak duygusu, İsrâil oğulları’nı da etkisi altına almıştı.

 Temiz ve yeni elbiseler giyerek süslendiler. Erkenden meydana doğru akın etmeye başladılar. Adamları herkesin toplandığını bildirince, Firavun meydana geldi. Yüzünü gösterdi. Çeşitli hediyeler dağıttı. Vaatlerde bulundu. Meydanı dolduran İsrâil oğulları’na,”Hatırım için bu gece burada kalın. Hiç kimse evine gitmesin” dedi. İsrâil oğulları da,”Sen istersen bir ay burada otururuz” diyerek bu teklifi seve seve kabul ettiler.

 Firavun akşam olduğunda sevinerek sarayına döndü. Hiç kimse hanımıyla beraber olamayacağı için bu tehlikeden kurtulmuş olacaktı. Yanında hazinedarı İmran vardı. Ona,”Bu gece sen de sarayda kal. Evine hanımının yanına gitme” dedi.

 İmran,”Kapınızın eşiğinde uyurum. Tek düşüncem sizin gönlünüzün isteğini yerine getirmektir” diyerek bağlılığını bildirdi.İmran İsrâil oğulları’ndandı. Firavun’un can ve gönül dostuydu.Emrinin aksine bir şey yapmazdı. En güvenilir adamıydı.

 Firavun odasına çekildikten sonra, İmran da kendine gösterilen yerde yatıp uyudu.İmran’ın karısı kocasının Firavun’la saraya döndüğünü öğrenmişti. Gece yarısına kadar bekledi. Gelmeyince saraya geldi. Kilitli kapılar sanki hiç kilit yokmuş gibi birer birer açıldı. Kocasını öperek uyandırdı.

 İmran,”Gecenin bu vaktinde senin burada ne işin var?” dedi. Kadın,”Hem merak ettim hem de seni çok özledim. Allah’ın takdiri,yanına gelmekten kendimi alamadım” dedi.İmran sabahleyin erkenden eşini gönderirken,”Kimseye görünme. Yanıma geldiğini duymasınlar. Yoksa Firavun ikimizi de öldürür.

 Firavun’un korktuğu şey oldu. Dikkatli ol.Sakın kimseye bir şey söyleme. Sana da bana da zarar gelmesin” diye sıkı sıkıya tembih etti.Tam bu sırada meydandan gürültüler gelmeye başladı.

 Hz. Musa’nın anne rahmine düştüğünü işaret eden yıldız gökyüzünde parlamaya başlamıştı. Bunu gören kâhinler ve büyücüler bağırıp, çağırmaya, ağıtlar yakmaya başladılar.

 Gürültülerden uyanan Firavun, İmran’a,”Bu seslerin, gürültülerin sebebi nedir?” diye sordu. İmran,”Padişahımızın ömrü uzun olsun. İsrâil oğulları, sizin lütuflarınızdan dolayı sevinip eğleniyorlar” dedi.Firavun’u bu cevap tatmin etmedi.

 Hemen İmran’ı meydana gönderdi.İmran meydana gelince, kâhinlerin üzüntü içerisinde ağlayıp dövündüklerini gördü.

”Nedir bu haliniz? Niye böyle yapıyorsunuz?” diye sorunca,kâhinler,”Biz elimizden gelen bütün tedbirleri aldık. Buna rağmen,peygamber olacak çocuk anne rahmine düştü. Onun için feryat ediyoruz” dediler.İmran bunun kendi oğlu olduğunu anladı, fakat belli etmedi.

 Onlara kızarak bağırdı:”Padişahımızı aldattınız. Halkın karşısına çıkartıp şeref ve heybetini sarstınız. Verdiğiniz sözü tutamadınız.”Firavun da olanları duyunca öfkeden deliye döndü.”Hainler! Hiçbirinize aman vermeyeceğim. Hepinizi astıracağım. Hazinemi boşalttınız. Şerefimi yok ettiniz. Bumuydu sizin yıldız bilginiz? Sizi ateşe odun yapıp, yediğinizi içtiğinizi burnunuzdan getireceğim.”Kâhinler,”Bu defa bir şey yapamadık. İzin verin, kendimizi affettirmek için gereken önlemi alalım. Endişelerinizi giderelim. Eğer yapamazsak, o zaman bizi öldür” dediler.

 Firavun sakinleştiğinde planlarını anlattılar.”Çocuğun doğacağı günü hesaplar, o gün doğan bütün bebekleri ortadan kaldırıp tehlikeyi önlemiş oluruz.”Dokuz ay sonra kâhinler Firavun’un yanına koştular ve,”Efendim! O çocuk, bugün annesinden doğdu.

 Tahtınızı yeniden şehrin büyük meydanına kuralım. Bu sefer, kadınlara ve çocuklara hediyeler vereceğimizi ilân edelim” dediler.Kadınlar çocuklarıyla birlikte sevinerek meydana toplandı.Erkek çocuklar, annelerinden alınarak başları kesildi.İmran’ın karısı da, oğlu Musa’yla o meydana gelmişti. Akıllı ve kurnaz kadın, durumu görünce oğlunu eteğiyle sakladı.Meydandaki karışıklıktan yararlanarak kaçtı.

 Firavun bu sefer işi garantiye almak için ebe kadınları evlere casus olarak gönderdi. Casuslar,”Şu mahallede güzel bir kadının, yeni doğmuş bebeği var” dediler.

Firavun’un askerleri, İmran’ın evine baskın düzenlediler. Musa’nın annesi, Allah’tan gelen ilhamla onu yanmakta olan tandırın içine sakladı. Askerler evin her tarafını aradıktan sonra, elleri boş döndüler.Annesi heyecanla tandıra baktığında,

Musa eliyle ateşle  oynuyordu.Bazı gammazlar, birkaç kuruş için çocuğu Firavun’un adamlarına yine haber verdiler. Musa’nın annesi de, çocuğunun elinden alınıp öldürüleceği korkusu içerisindeydi.

 Üzüntüyle evinde bekliyordu. Cenâb-ı Allah onun kalbine şöyle ilham etti:”Oğlunun karnını doyurduktan sonra, bir sandığa koy. Nil nehrine bırak. Korkma ve endişelenme.Biz seni onunla tekrar buluşturacağız.”

 Bu ilâhî ilhamdan sonra Musa’nın annesi, Firavun’un askerleri gelmeden bir sandık yaptırdı. Oğlunu Nil nehrinin sularına bıraktı.Kâhinler, Musa’nın yaşadığını doğarken gökteki beliren yıldıza bakarak haber veriyorlardı.

 Annesi, Hz. Musa’yı suya bırakınca, gökteki yıldız kayboldu. Kâhinler koşup Firavun’a şu müjdeyi verdiler:”Gökteki yıldız kayboldu. Çocuk öldü.”Bunun üzerine Firavun sevindi. Gönlündeki sıkıntı gitti.Firavun’un bir kız evlâdı vardı. Vücudunda hekimlerin iyi edemediği bir yara çıkmıştı. Kâhinler, bu yaranın suda bulunacak bir çocuğun tükürüğüyle iyileşeceğini söylediler.

 Firavun’un eşi Asiye, Musa’yı Nil nehrinden çıkardı. Bu güzel bebeği Firavun da Asiye de çok sevdi. Tükürüğünü kızlarının yarasına sürdüler. Yaraların hepsi iyileşti.

 Kâhinler,”Rüyada gördüğünüz bebek bu olabilir” dedilerse de, Firavun onları dinlemedi. Bebeği, hanımı Asiye’ye bağışladı.Böylece, Cenâb-ı Allah Musa’yı Firavun’un sarayına yerleştirdi. Orada besleyip büyüttü.

 Firavun’un ve kâhinlerin hilesi kendi ayaklarına dolaştı.Dışarıda binlerce çocuğu öldürürken asıl aradıkları sarayın baş köşesine kurulmuştu.Firavun’un hilesi, Musa’yı alt etmeye yetmedi. El elden üstündür. Nereye kadar?Allah’a kadar. Çünkü son varılacak yer, O’nun makamıdır.

Her şeyin doğrusunu, en iyi bilen Allah’tır.

http://cocuklar.semazen.net/?p=1024 ]


40-) İz temşiy uhtüke fetekulu hel edüllüküm alâ men yekfüluh* fereca’nake ila ümmike key tekarre aynüha ve lâ tahzen* ve katelte nefsen fenecceynake minel ğammi ve fetennake fütuna; felebiste siniyne fiy ehli medyene sümme ci’te alâ kaderin ya Musa;

 “Hani kız kardeşin yürüyor (Firavun ailesine gidip) ve diyordu ki: ‘Onu kabullenip yetiştirecek kimseyi size göstereyim mi?’… Böylece seni annene geri döndürdük gözü aydın olsun ve hüzünlenmesin diye… (Hem) sen bir kişiyi öldürdün de biz seni o dertten kurtardık… Seni denemeden denemeye uğrattık da… (Hani) Ehl-i Medyen içinde (Şuayb a.s.ın yanında) senelerce kaldın… Sonra da kaderin üzere buraya geldin yâ Musa!” (A.Hulusi)

 040 – O vakit hemşiren gidiyor da diyordu: «ona iyi bakacak birini buluvereyim mi size?» Bu suretle seni anana iade ettik ki gözü aydın olsun da mahzun olmasın, hem bir adam öldürdün de seni gamdan kurtardık, ve türlü mihnetlerle seni imtihan ettik bu sebeple senelerce Ehli Medyen içinde kaldın, sonra da bir kader üstüne geldin ya Musâ. (Elmalı)


İz temşiy uhtüke fetekulu hel edüllüküm alâ men yekfüluh O zaman kız kardeşin de takip etmiş ve onlara; size ona bakabilecek birini göstermemi ister misiniz demişti. fereca’nake ila ümmike key tekarre aynüha ve lâ tahzen en sonunda seni annene geri kavuşturduk ki onun da gözü aydın olsun ve üzülmesin diye.

 Evet, kasas suresinin 12-13. ayetinde de anlatılıyor. Hz. Musa’ya öz annesi bakıcılık yaptı, süt anneliği yaptı. Yani Allah nereden nereye getirdi, annesini de ödüllendirdi sadece kendisini değil.

 ve katelte nefsen fenecceynake minel ğamm derken erişkin biri olunca da tabii tuttun bir cana kıydın. Fakat biz seni bu tasadan da kurtarmıştık. Elinden ölümlü bir kaza çıkmıştı Hz. Musa’nın bir Mısır’lıyı, yerliyi öldürmüştü bir koptu. Ki bu hadise de zaten kasas/15-21. arasında çok ayrıntılı biçimde anlatılıyor.

 ve fetennake fütuna yani seni bir sınavdan diğerine deneyip durmuştuk. felebiste siniyne fiy ehli Medyen daha sonra yıllarca Medyen’liler arasında yaşadın.

 Hz. Musa’nın elinden çıkan bu ölümlü kazaya sınav diyor. Dikkat buyurunuz. Fitne diyor. Arıma, arıtma, damıtma sınavı, İlginç. Gerçekten ölümlü bir kazaydı o. Öldürmek için vurmadı, tek vuruşta adam gitti. Bu ölümle sonuçlanan bir kazadır. Fakat buradan yola çıkarak belki şunu söyleyebiliriz.

 Gelecekte peygamber olacak biri, geçmişte Allah’ın yasakladığı bu gibi şeyler elinden kaza olarak dahi çıkıp nasıl istiğfar edilir, nasıl tevbe edilir. Nasıl Allah’a yönelinir ve nasıl arınılır onun örnekleri veriliyor. Hz. Adem örneği de bu değil miydi. Hz. Yunus örneği de bu değil miydi aslında. İşte onlardan biri de bu örnektir. sümme ci’te alâ kaderin ya Musa en sonunda takdirimiz gereği bu noktaya geldin ey Musa. Geldin ve durdun ilahi vahyin kapısında.


41-) Vastana’tüke linefsİY;

 “Seni nefsim için seçtim.” (A.Hulusi)

 041 – Ben seni kendim için yetiştirdim. (Elmalı)

 

 Vastana’tüke linefsİY seni kendim için seçip yetiştirmiştim.


42-) İzheb ente ve ehuke Bi ayatıy ve lâ teniya fiy zikrİY;

 “Sen ve kardeşin mucizelerimle gidin… Beni anarken zayıflık göstermeyin!” (A.Hulusi)

 042 – Git âyetlerimle sen ve biraderin Ve benim zikrimde gevşeklik etmeyin. (Elmalı)


İzheb ente ve ehuke Bi ayatıy imdi sen ve kardeşin verdiğim mucizevi belgelerle yola çıkın. ve lâ teniya fiy zikrİY sakın ola adımı yüceltme konusunda ihmalkar davranmayın. Yani adıma leke getirmeyin. Yadımı koruyun. Beni savunun. Beni savunmanız aslında benim muhtaç olduğum için değil, sizin muhtaç olduğunuz için.

 

 43-) İzheba ila fir’avne innehu tağâ;

 “İkiniz gidin Firavun’a! Muhakkak ki o taşkınlık etmiştir.” (A.Hulusi)

 043 – Firavuna gidin çünkü o pek azdı. (Elmalı)

 

 İzheba ila fir’avne innehu tağâ siz ikiniz doğruca firavuna gidin, çünkü o çok azdı.


44-) Fekula lehu kavlen leyyinen leallehu yetezekkeru ev yahşâ;

 “Ona yumuşak söz söyleyiniz! Belki düşünüp değerlendirir yahut haşyet duyar!” (A.Hulusi)

 044 – Varın da ona belki dinler veya korkar diye yumuşak dille söyleyin. (Elmalı)


Fekula lehu kavlen leyyinen leallehu yetezekkeru ev yahşâ fakat ona konuşurken yumuşak bir üslup kullanın. O zaman belki söz dinler, ya da en azından daha ileri gitmekten çekinir.

 Üsluba dikkat edin diyor. Üslup önemli. El lisan, aynül insan derler. Dil insanın kendisidir. Diline bak adamı tanı. Amaç sonuç almaktır. Abbasi halifelerinden biri kendini sert bir üslupla uyaran bir alime der ki. “Neden bu kadar sertsin, Sen Musa’dan büyük değilsin, ben de Firavundan kötü değilim.Biraz daha yumuşak olamaz mısın.”

 Hakikaten bazı Müslümanlar uyarı adı altında bakıyorum da, sanki karşılarındaki firavundan beter. O uyarı değil. Allah bile firavuna giderken Musa’ya yumuşak bir dil, yumuşak bir üslup öneriyor. Çünkü amaç sonuç almaktır. Karşıdakini zedelemek değil. Bu önemli, üslup önemli.


45-) Kala Rabbena innena nehafü en yefruta aleyna ev en yatğâ;

 “Rabbimiz! Doğrusu biz, bizim aşırı üstümüze gelmesinden veya taşkınlık yapmasından korkarız” dediler. (A.Hulusi)

 045 – Rabbenâ dediler, korkarız ki bize şiddetle saldırır, yahut tuğyanını artırır. (Elmalı)


Kala Rabbena innena nehafü en yefruta aleyna ev en yatğâ o ikisi rabbimiz dediler, do0ğrusu biz, bize aşırı şiddet uygulamasından, ya da daha da azgınlaşmasından korkarız. İnsani kaygılar bunlar. Tabii ki peygamberi kaygılar Aynı zamanda. Yani sürgün ederse görevimizi aksatırız.


46-) Kale lâ tehafa inneniy meaküma esmeu ve era;

 “Korkmayın! Muhakkak ki Ben sizinle olarak işitir ve görürüm (mâiyet sırrı)” dedi. (Sahih Kudsi hadis: “……Ben kulumun görür gözü işitir kulağı olurum……”) (A.Hulusi)

 046 – Korkmayın buyurdu: çünkü ben sizinle beraberim, işitirim ve görürüm. (Elmalı)


Kale lâ tehafa inneniy meaküma esmeu ve era Allah; Korkmanıza gerek yok dedi, korkmayın. Şu kesin ki ben sizinle birlikteyim, her şeyi duyuyor ve işitiyorum, (görüyorum).


47-) Fe’tiyahu fekula inna Rasûla Rabbike feersil meana beniy israiyle ve lâ tuazzibhüm* kad ci’nake Bi ayetin min Rabbik* vesSelâmü alâ menittebeal hüda;

 “Artık ona gelin ve deyin ki: Gerçekten senin Rabbinin Rasûlleriyiz! İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azap etme! Gerçekten biz sana, senin Rabbin tarafından bir mucize olarak geldik… Selâm, kılavuza tâbi olanlara olsun.” (A.Hulusi)

 047 – Haydin varın da ona deyin ki haberin olsun biz rabbinin Resulleriyiz, artık Benî İsraîl’i bizimle gönder ve onları ta’zib etme, biz sana rabbinden bir âyetle geldik, selâm da doğruya tabi’ olanadır. (Elmalı)


Fe’tiyahu fekula haydi artık ona gidin ve deyin ki; inna Rasûla Rabbike feersil meana beniy israiyle ve lâ tuazzibhüm biz ikimiz rabbimin elçileriyiz, artık İsrail oğullarını bizimle birlikte çıkıp gitmesine izin ver, onlara yaptığın işkenceye de derhal bir son ver dediler.

 Firavunun dehşet zulmü Kur’an ın bir çok yerinde dile getirilir. Bakara/49. ayetinde hatırlıyorsunuz .. yesumûneküm sûel azâb.. (Bakara/49)işkencenin en ağırını, en ahlaksızını, en pespayesini reva görüyordu der. ..yüzebbihune ebnâeküm ve yestahyûne nisâeküm.. sizin çocuklarınızı, oğullarınızı kıtır kıtır keseceğim, kurban edeceğim. Kadınlarınızı da diri bırakacağım. Biraz önce açıkladığım gerekçe ile. Kadınlarınızı, op çocukları doğuran anaları bırakacağım ki acı çeksinler diye.

 kad ci’nake Bi ayetin min Rabbik doğrusu biz sana rabbinden bir belge ile gelmişiz. vesSelâmü alâ menittebeal hüda sonuçta gerçek kurtuluş O’nun yolunu izleyenlerin olacaktır. Onun yolunu izleyenlerin üzerinedir gerçek selam ve selamet. Dediler.


48-) İnna kad uhıye ileyna ennel azâbe alâ men kezzebe ve tevella;

 “Bize azabın, yalanlayan ve yüz çeviren üzerine olacağı vahyolundu.” (A.Hulusi)

 048 – İnan ki bize şöyle vahyolundu: her halde azâb, tekzip edin yüz çevirenedir. (Elmalı)

 

 İnna kad uhıye ileyna ennel azâbe alâ men kezzebe ve tevella bir de unutmayın ki bütün azabın hakikati yalanlayan ve ondan yüz çevirenlerin üzerine olacağı bize vahyolunmuştur. Yani Allah’ın bütün azabı ve gazabı hakkı yalanlayanların üzerine olacaktır diye bize vahyedildi.


49-) Kale femen Rabbuküma ya Musa;

 (Firavun) sordu: “Sizin Rabbiniz kimdir, yâ Musa?” (A.Hulusi)

 049 – Hele, dedi: sizin rabbiniz kim ya Musâ? (Elmalı)

 

 Kale femen Rabbuküma ya Musa sözü firavun aldı dedi ki; Kim sizin rabbiniz ey Musa.


50-) Kale Rabbunelleziy a’ta külle şey’in halkahu sümme heda;

 (Musa): “Rabbimiz her şeye, varlığını ve özelliklerini veren, sonra da yolunu kolaylaştırandır.” (A.Hulusi)

 050 – Bizim dedi: rabbimiz her şey’e hilkatini veren sonra da yolunu gösterendir. (Elmalı)


Kale Rabbunelleziy a’ta külle şey’in halkahu sümme heda Musa; Bizim rabbimiz her bir şeyin yaratılışını takdir edip sonrada onu yaratılış amacına yönelten, yani sadece yaratıp bırakmayan, ona bir de hedef koyan.

 İşte Firavunun nasırına orada bastı. Çünkü firavun asıl burayı kabul etmiyordu. Allah’ın sadece yaratan değil, yarattığı için amaç ve hedef belirleyen olması firavunun işine gelmiyordu. Onun sıkıntısı buydu. Yaratmakla değil, yöneltmekle, yönetmekle ilgiliydi. Yaratıp bırakan bir Allah tasavvuru zaten vardı. Flû da olsa firavun.


51-) Kale fema balül kurunil ûlâ;

 (Firavun) sordu: “Peki ya eski nesillerin hâli nice olur (çünkü görmediler)?” (A.Hulusi)

 051 – Dedi: ya öyle ise kurunu ûlânın hali ne? (Elmalı)


Kale fema balül kurunil ûlâ Firavun; İyi ama dedi ya önceki kuşakların durumu ne olacak. Yani herkes yanlışta bir sen mi doğrusun o meşhur halk savunusu var ya. Veyahut ta bir sen mi biliyorsun. Ataları referans gösteriyordu. Yani yeni yanlışı eski yanlışları üzerine bina ediyordur, eski yanlışı da yeni yanlışına referans tutuyordu.

 

 52-) Kale ılmuha ‘ınde Rabbiy fiy Kitab* lâ yedıllu Rabbiy ve lâ yensa;

 (Musa) dedi ki: “Onların ilmi Rabbimin indîndeki bilgidir… Rabbim yanlış yapmaz ve unutmaz.” (A.Hulusi)

 052 – Onun dedi: ilmi rabbimin indinde bir kitaptadır, rabbim şaşmaz ve unutmaz. (Elmalı)


Kale ılmuha ‘ınde Rabbiy fiy Kitabin Musa; Onların ne olacağının bilgisi rabbimin katında bir yasaya bağlı kılınmıştır dedi. Yani bu tuzak soruya cevap vermedi. İstediği cevabı vermedi daha doğrusu. Onlar kafirdir, şöyledir böyledir dese cezalandırıverecek hemen, veya oradakilerin tepkisini çekecek. Ama onların ne olduğunu rabbim bilir. Fakat; lâ yedıllu Rabbiy ve lâ yensa benim rabbim ne yanılır, ne de unutur. İşte orada söylemesi gereken de buydu.

 Musa tuzağa düşmüyor kadı değil, davetçi olduğunu biliyor. Fakat Allah’ı tanıyor ve temel iki imani gerçeği hatırlatıyor. O yanılmaz ve unutmaz. Bunu bilmek bana yeter. Diyor.


53-) Elleziy ceale lekümül Arda mehden ve selek leküm fiyha sübülen ve enzele mines semâi maen, feahrecna Bihi ezvacen min nebatin şetta;

 Arzı sizin için bir beşik olarak meydana getirip, orada sizin için yollar açar, semâdan bir su inzâl eder… O su ile çeşitli nebattan çiftler çıkardık. (A.Hulusi)

 053 – O ki sizin Arzı bir beşik yaptı ve onda size yollar açtı ve Semadan bir su indirdi de bu sebeple muhtelif nebattan çiftler çıkarmaktayız. (Elmalı)


Elleziy ceale lekümül Arda mehden o sizin için yeryüzünü bir beşik yaptı ve selek leküm fiyha sübülen ve orada sizin için yollar açtı. ve enzele mines semâi maen Yine gökten yağmuru o indirdi. feahrecna Bihi ezvacen min nebatin şetta işte bu sayede onunla envayi çeşit ürünlerden çift çift çıkarmışızdır.


54-) Külu ver’av en’ameküm* inne fiy zâlike le âyâtin liülinNüha;

 Yeyin ve hayvanlarınızı da otlatın… Muhakkak ki bunda sağlıklı düşünenler için işaretler vardır. (A.Hulusi)

 054 – Hem yiyiniz hem hayvanlarınızı güdünüz, her halde bunda ülinnühâ için çok âyetler var. (Elmalı)


Külu ver’av en’ameküm siz de beslenin hayvanlarınızı da besleyin inne fiy zâlike le âyâtin liülinNüha şüphesiz bütün bunlarda sahibini kötülükten koruyan bir akla sahip olanlar için alınacak sonsuz dersler vardır. Allah her şeyi bilir ama, bir amaç için yarattı eşya arasında bir bağ var, bunu görün ey akıl sahipleri her şey insan için. Ya insan kim için? Diye sorun.


55-) Minha halaknaküm ve fiyha nu’ıydüküm ve minha nuhricüküm tareten uhra;

 Sizi ondan halk ettik! Tekrar sizi oraya iade edeceğiz! Sizi ondan bir kez daha çıkaracağız (bâ’s). (A.Hulusi)

 055 – Sizi o Arzdan yarattık, yine sizi ona iade edeceğiz hem de ondan sizi diğer bir defa daha çıkaracağız. (Elmalı)

 

 Minha halaknaküm ve fiyha nu’ıydüküm ve minha nuhricüküm tareten uhra biz sizi yerden yarattık yine ona döndüreceğiz ve oradan bir kez daha çıkaracağız.

 İnsanın elementer kökeni topraktandır. Ondan aldığı organik ve inorganik maddeler geri dönecektir insan ölünce. Yani iade edecektir. Geçici hayatı insana hatırlatan bu ayetler; Geçiciyi kalıcı sanırsan ey insanoğlu firavunlaşırsın diyor. Hayat geçicidir. Firavun bu hayatı kalıcı sandı onun için de tek dünyalıydı. İki dünyalı olsaydı Allah’a bunca isyan etmezdi.

 Rabbim iki dünyalı kılan ve iki dünyasını da mamur kılanlardan etsin.

  “Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

 Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 25 Mayıs 2012 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: