RSS

İslamoğlu Tef. Ders. TÂHÂ SURESİ (056-098)(99)

01 Haz

231“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

 “BismillahirRahmanirRahıym”


Sevgili Kur’an dostları geçen dersimizde Tâhâ suresinin 55. ayetine kadar işlemiştik. Söz konusu ayetlerde Hz. Musa AS. ın peygamber olarak seçilişi ve ilahi davetle birlikte firavuna gönderilişi naklediliyordu ve pasaj zamanlar ve zeminler üstü ebedi ilkelere atıf yaparak bitiyordu. Allah’ın her şeyi bir amaç için yarattığı, insanı da amaçlı olarak yarattığı, diğer eşyayı kendisi için yarattığı insanın kendi amacının ne olduğunu sorgulaması gerektiğini ima eden, yaratılışa atıf yapan Allah’ın yaratışında ki o ihtişama atıf yapan ayetlerle bitmişti.

 Şimdi 56. ayetle tekrar konuya, kıssaya dönerek tefsirimizi sürdürüyoruz.


56-) Ve lekad ereynahu âyâtina külleha fekezzebe ve eba;

 Andolsun ki biz ona (Firavun’a) işaretlerimizin hepsini gösterdik… (Fakat o) yalanladı ve kabulden kaçındı. (A.Hulusi)

 056 – Kasem olsun biz, ona âyetlerimizin hepsini gösterdik, öyle iken o yine yalan dedi dayattı. (Elmalı)


Ve lekad ereynahu âyâtina külleha doğrusu biz firavuna mucizevi belgelerimizin her türünü gösterdik. fekezzebe ve eba fakat o yalanladı ve küstahça yüz çevirdi.

 Firavuna Allah’ın mucizevi ayetlerinin tümü gösterilmişti. Bu ayetler 2 anlama birden gelebilir.

 1 – İlahi mesajlar. Yani onu davet etmiştik, ona iletmiştik. Peygamberimiz vasıtasıyla hakikatin ne olduğunu ona göstermiş anlamına gelebileceği gibi, Hz. Musa’nın Allah’tan gönderilen bir nebi olduğuna işaret eden mucizelere de bir atıf olabilir.

 Burada açıkça söylenen şu; İlahi hidayet yoksa yetmiyor. Yani insanla vahyin karşılaşması buluşması şart. Fakat bu tek başına yeterli değil. Işık geliyor, geliyor, geliyor, gözünüzün önüne kadar geliyor. Fakat gözünüzü kapıyorsanız, göz kapağını indiriyorsanız ışık sizin için ışık olmuyor. Gözünü kapayan dünyayı kendisine zindan edebiliyor. Hakikati göremiyor. İlla ki gözünü açması lazım. Yani vahiy ışığının size kadar gelmiş olması gerçeğin size kadar gelmiş olması yarısı işin. Sizin de gerçeğe doğru adım atmanız gerekiyor. Yani gözünüzü açmanız, gönlünüzü açmanız, onu kabullenmeniz, yoksa işe firavni bir inatla hakikat karşısında sessiz bir duvar kesiliyorsunuz. Yamuk bakan doğru göremiyor. Yamukluğu baktığında arıyor, bakışında değil.


57-) Kale eci’tena lituhricena min Ardına Bi sihrike ya Musa;

 “Sihrin ile bizi arzımızdan çıkarmak için mi geldin, yâ Musa?” dedi. (A.Hulusi)

 057 – Sen, dedi: sihrinle bizi yerimizden çıkarmak için mi geldin bize ya Musâ! (Elmalı)


Kale eci’tena lituhricena min Ardına Bi sihrike ya Musa ve firavun, bakınız kendisine gelen ebedi hakikate karşı nasıl bir yönteme baş vuruyor. İnkar gerekçesine bakınız. Firavun dedi ki; Sen sihrinle bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin ey Musa.

 Bu bir suçluluk psikolojisidir. Kendi suçunu Karşısındakinde görme psikozu. Kendisi bir yalan üzerine iktidarını kurmuş, imaj iktidarı. Gücü imajına dayalı. Vitrinle götürüyor işi. Korkunun kralı olmuş ve korkunun krallığının ekmeğini yiyor. Muhatabını da kemdi cürümüyle suçluyor. Onun için sihrinle bizi toprağımızdan, yurdumuzdan, yuvamızdan çıkarmak için mi geldin ey Musa diyor.

 Resmi bir söylem bu. Zulüm iktidarını sallayan Hz. Musa’nın davetine karşı firavun, sahte bir vatan millet söylemi geliştiriyor. Yani yurdumuza yönelik bir tecavüz söz konusu söylemiyle kendi zulüm iktidarını korumak için çarpıtıyor gerçeği. Yani güvenlik problemine dönüştürüyor hakikat problemini. İman problemini güvenlik olarak algılamalarını istiyor. Onun için de etrafındaki insanları zaaflarından yola çıkarak korkutmaya çalışıyor. Resmi bir söylem bu. Firavunun Musa’ya karşı söylemi sahte bir vatancılık, sahte bir milletçilik söylemi. Tam bir gündem saptırma tabii ki. Hakikat ve adalet çağrısını güvenlik tehdidi olarak algılamak başka ne olabilir ki.

 Düşünebiliyor musunuz. Sizin zulüm iktidarınızı sallayan ve sizi adalete davet eden birine karşı sahte bir vatancılık söylemi. Belki eğer Mısır kadim tarihini hatırlayacak olursak belki o günün firavunu, ki bu firavunun isminin 2. Ramses veya daha başkaları olduğu yönünde bir takım tarihsel malumatlar var.

 İşte her kimse Hz. Musa’nın davet ettiği o firavunun belki de geçmişe yönelik tarihte yaşanmış bir takım iman devrimlerini hatırlamasına neden oluyor Hz. Musa’nın daveti. Bunların en başında kendisinden 3 – 5 kuşak önce Mısır yönetimine gelmiş olan Ahneto’nun Tevhid devrimi yatıyor. Ahneton Mısır hükümdarı olduktan sonra binlerce ilaha tapınılan ve apis kültünün, yani amon-ra ve apis kültü; Gökte güneş ilahı ve onun etrafında bir çok ilah. Yerde ise öküz ilahı ve onun etrafında bir çok ilah; toprak ilahi, su ilahı, ırmak ilahı, orman ilahı vs. vs.

 Bu putperest kültün tüm etkilerini yok edecek kararlar alıyor Ahneton ve herkesi bir tek yüce Allah’a ibadete çağırıyor. Apis rahiplerinin işine son veriyor. Bu rahiplerin işi serapis denilen apis mabetlerinde, yani içerisinde kutsal öküzlerin bulunduğu apis mabetlerinde kendilerine ayrılan yerlere oturup apis öküzlerinin tavırlarından, davranışlarından, işte kulaklarını, kuyruklarını oynatmalarından yola çıkarak bir takım yorumlarda bulunmak ve geleceğe ilişkin çıkarımlar yapmak. Bunların görevi bu. Yani gerçekten gülünç, gerçekten komik ama bu böyle.

 İnsan aklıyla arasını açarda logosu mitosa dönüştürürse.hakikati mitolojiye dönüştürürse. Hakikate karşı sırtını, mitolojiye karşı da yüzünü dönerse olacağı budur. Öküz insanın mürşidi haline gelir. Öküz insanın tanrısı haline gelir ve kulağını oynattı şu anlama gelebilir, kuyruğunu oynattı bu anlama gelebilir, böğürdü şu manaya gelebilir gibi koca bir halkı birkaç öküzün arkasına döküp götürmek mümkündür. Onun için tüm peygamberlerin temel görevi insanoğlunu böyle ahmaklıklardan ve saçmalıklardan korumak olmuştur.

 Allah’a kul olmayanlar kendilerine kul olacak çok çok aşağı varlıklar bulmuşlardır. İşte apis kültü de budur. Eski Mısır’ın Apis kültü buna dayanır. Dolayısıyla Ahneton bu kültü tümden reddetti. Hatta yeni bir başkent yaptı Ahataton koydu. Allah kenti. Yani Allah’a adanmış kent. Amon kültürünü reddetti, amon dinini ve onun yerine tek tanrıcılığa dayalı bir tevhid dini ikame etti.

 Daha da ilginci şunu yaptı, yaptığı en büyük devrim bu beklide buydu. Zaten içeriğini böyle doldurmuş olması bunları korkutuyordu. O güne kadar firavunların sarayı halka kapalı idi. Halk firavunları hiç görmezdi. Sadece yakın çevre,elitler görürdü. Onun içinde eski Mısır’da firavun heykelleri gerçek boyutlarının 20-30-40-50, hatta 100 katı boyutlardadır. Halk firavunları kendilerinden üstün, çok büyük sansın diye böyle yaparlardı.

 O heykellerin tamamı da şu vaziyette durmuş, firavunlarla resmedilmişlerdir; İki elinden birinde kırbaç, demir bir kamçı vardır. Birinde de ucunda halka olan bir haç işareti vardır. Yani bu haçın aslında Hıristiyanlığın bir sembolü olmadığını, Hıristiyanlığa putperestlikten geçtiğini de öğrenmiş oluyoruz. Eğer elinize o heykellerin, yontuların birer resimleri geçer, ya da Yolunuz Mısır’a düşerse tahrir meydanında ki eski Mısır meclisine girerde o devasa heykelleri görürseniz, görme şansınız olursa ilk baktığınız yer elleri olsun. Bir elinde demir bir kamçıyı, diğerinde ise ocunda halka olan bir haçı göreceksiniz.

 İşte sahte bir kutsallık ve zorbalık üzerine bina edilmiş bu yapıyı muvahhit Ahneton yıktı ve sarayı halka açtı. Bakın biz de sizin gibi bir insanız demek için. Tabi iki kendisiyle, yaşıyla sınırlı oldu bu tevhid inkılabı ve ondan sonra gelen firavunlar geri putperestliğe, Amon kültüne, Apis kültüne geri döndüler. Yani yine Apis öküzü Mısır’lıların tanrısı olarak sunulmaya devam etti.

 Onun için Hz. Musa’nın kendisine davete gelişi karşısında bu kadar telaşa kapılan firavun tarihte yaşanmış bu tevhidi inkılaba dikkat çekmiş olmalı. Yani onun korkusunu yaşıyor olmalı. Acaba bir daha mı korkusu. Çünkü unutmayınız ki Hz. Musa sarayda yetişmiş bir prenstir. Dolayısıyla iktidarın varislerinden biridir. İşte korku iktidarı ellerinden alma korkusuydu. Yani Kral çıplak diyen biri çıkmıştı ve Kral gerçekten çıplaktı. Onun için de çıplak kral, kendisinin çıplaklığını söyleyecek herkesin varlığına düşman oluyordu.


58-) Felene’tiyenneke Bi sihrin mislihi fec’al beynena ve beyneke mev’ıden lâ nuhlifühu nahnu ve lâ ente mekanen süva;

 “Sendekinin benzeri bir sihri, biz de sana getireceğiz… Aramızda bir buluşma zamanı belirle ki, ikimiz de ona uyalım… Düzgün bir mekânda buluşalım.” (A.Hulusi)

 058 – O halde bilmiş ol ki biz de onun gibi bir sihir sana yapacağız, şimdi sen, seninle aramızda bir miadı tayin et ki ne senin ne bizim hulf etmeyeceğimiz denk bir mahal olsun. (Elmalı)


Felene’tiyenneke Bi sihrin mislihi bakınız ne diyor firavun; Fakat şunu da bil ki ey Musa, biz de sana benzer bir sihirle karşılık vereceğiz. Yani o dönem Mısır’ında  kimya ilmi gerçekten de zirvesini yaşıyordu. Unutmayalım ki Mısır yönetiminde büyü, dinsel bir obje olarak görülüyordu. Yani bir parça kutsal bir obje olarak. Onun için rahipler büyücülükte yapıyorlar, aynı zamanda bunlar toplumun bilim adamları sınıfını oluşturuyorlardı. Yani 3 niteliği kendilerinde taşıyorlardı. Hem dini otorite olmak, hem ilmi otorite olmak, hem de büyücülük gibi 3 niteliği kendilerinde taşıyorlardı.

 Onun için firavun yönetimi altında zirvesini yaşayan sihirbazlığın kendi iktidarına bir koltuk değneği olarak kullanılmasını istemişti.

 fec’al beynena ve beyneke mev’ıden lâ nuhlifühu nahnu ve lâ ente mekanen süva haydi şimdi bizimle senin arasında kamuya açık bir mekanda bizim de senin de caymayacağın bir buluşma zamanı tayin et diye teklifte bulundu Hz. Musa’ya.

 Meveyd hem mastar, hem ismi zaman, ismi mekan anlamlarına gelir. Yani söz ver, bir yer tayin et, bir zaman tayin et. Ama bir sonraki ayetten öyle anlaşılıyor ki, zaman tayini kastedilmektedir. Firavunun Hz. Musa’ya bunu söylemesinin temelinde şu yatıyor olsa gerek. Sen tayin et yerini zamanını ki daha sonra seni alt ettiğimizde, o kadar emin görünüyorlar ki seni alt ettiğimizde; Bak bak işte sizin yerinizde sizin otoriteniz altında oldu demeyesin. Şeklinde anlayabiliriz.


59-) Kale mev’ıdüküm yevmüzziyneti ve en yuhşerenNasu duha;

 (Musa) dedi ki: “Sizin buluşma vaktiniz bayram günüdür… İnsanlar kuşluk vakti toplansınlar.” (A.Hulusi)

 059 – Size miad, dedi: ziynet günü ve nâsın toplanacağı kuşluk vakti. (Elmalı)

 

 Kale Musa dedi ki; mev’ıdüküm yevmüzziyneti ve en yuhşerenNasu duha buluşma zamanınız bayram günü, tam da halkın toplandığı kuşluk vakti olsun.


60-) Fetevella fir’avnü feceme’a keydehu sümme eta;

 Firavun döndü (gitti) ve hilesini (büyücülerini) topladı, sonra geldi. (A.Hulusi)

 060 – Bunun üzerine Firavun tedbire girişti, bütün hîlesini derdi topladı da sonra geldi. (Elmalı)


Fetevella fir’avnü feceme’a keydehu sümme eta hemen ardından firavun görüşmeyi sona erdirdi ve tüm düzeneğini, hilesini, hurdasını tasarladıktan sonra buluşma zamanı çıkageldi.

 A’raf/111-114. ayetleri arasında anlatılan sihirbazları, yani resmi bilim adamlarını iktidarı için seferber eden firavun, onlara ulufe teklif ediyor. Onlar da zaten bize ne vereceksiniz diyor. A’raf suresinin biraz önce söylediğim ilgili ayetlerinde. Yani resmi bilim adamları “putperest Amon kültünün din adamları” al gülüm ver gülüm işindeler. Yani maddi berdel karşılığında hakikati satma teklifi ile karşı karşıya. Bir tarafta sahte dini otorite ve sahte ilmi otorite, öbür tarafta zalim ve sahte siyasi otorite. Bu ikisi arasında da danışıklı bir dövüş var. Yani sen beni destekle ben de seni destekleyeyim. Sen sende olandan bana ver, ben de bende olandan sana vereyim. Tarih boyunca tüm zalim ve despot yönetimlerin uyguladığı bir yöntem. Firavunca da uygulanıyor orada.


61-) Kale lehüm Musa veyleküm lâ tefteru alAllâhi keziben feyüshıteküm Bi azâb* ve kad habe meniftera;

 Musa onlara dedi ki: “Yazıklar olsun size… Allâh üzerine yalan uydurmayın! Bundan dolayı azap ile kökünüzü keser… İftira eden hakikaten kaybetmiştir.” (A.Hulusi)

 061 – Musâ onlara veyl sizlere, dedi: Allaha yalanı iftira etmeyin sonra bir azâb ile kökünüzü keser, filhakika iftira eden hâib oldu. (Elmalı)

 

 Kale lehüm Musa veyleküm Musa onlara dedi ki; “size yazıklar olsun.” lâ tefteru alAllâhi keziben feyüshıteküm Bi azâbin Allah’a karşı yalan uydurmayın, böyle yaparsanız o size kökünüzü kurutacak bir ceza verir. ve kad habe meniftera zaten O’na iftira eden daha baştan kaybetmiş, daha baştan yitirmiştir.


62-) Fetenazeu emrehüm beynehüm ve eserrunnecva;

 (Sihirbazlar) işlerini aralarında tartıştılar… Aralarında fısıldaştılar. (A.Hulusi)

 062 –  Şöyle ki: aralarında işlerine kavraştılar ve gizli fısıldaştılar. (Elmalı)


Fetenazeu emrehüm beynehüm ve eserrunnecva derken Firavun ve yandaşları aralarında tartışarak planlarını yaptılar, fakat bunu gizlediler. ve eserrunnecva Necva zaten kulis anlamına da gelir. Yani gizli gizli bir şeyler konuşmak, tartışmak, karara bağlamak. Yani muhalifler ve muhataplar için bir oyun tezgahlamak anlamında.

 Hz. Musa’nın sihirbaz olmadığı  konusunda demek ki tereddütleri var. Yani gerçekte olabilir. Gerçekten farklı bir güç taşıyor. Farklı bir desteğe sahip diye de düşünüyor olabilirler ki, kendi aralarında bunca telaşa düşmüş olmalı. Tuzak kurmak için kendi aralarında ciddi bir istişare mekanizması geliştirmiş olmalılar.


63-) Kalu in hazâni lesahırani yüriydani en yuhricaküm min Ardıküm Bi sihrihima ve yezheba Bi tariykatikümül müslâ;

 (Firavunun sihirbazları) dediler ki: “Şu ikisi, iki büyücüden başka bir şey değildir… Sihirleri ile sizi arzınızdan çıkarmak ve sizin örnek yaşam tarzınızı yok etmeyi diliyorlar.” (A.Hulusi)

 063 – Her halde dediler: bunlar iki sihirbaz, sizi yerinizden çıkarmak ve nümunei imtisal olan tariukatınızı gidermek istiyorlar. (Elmalı)

 

 Kalu in hazâni lesahırani yüriydani en yuhricaküm min Ardıküm Bi sihrihima ve yezheba Bi tariykatikümül müslâ

 İn hazâni, daha sonradan belirlenen Arapçanın kurallarına göre İn hazeyni şeklinde de okunmuşsa da bize kadar gelen ünlü ve kabul görmüş kıraat budur ve Arap lehçeleri içerisinde yine amel ettirmeyen bu okuma biçimi de bulunmaktadır.

 Ve diyorlar ki; Bu ikisi, sizi sihirleri ile yurdunuzdan sürüp çıkarmak ve sizin oluşturduğunuz ideal yaşam tarzınıza son vermek isteyen büyücülerden başkası değil.

 Dikkat buyurun lütfen. ve yezheba Bi tariykatikümül müslâ yani ideal hayat tarzınızı yok etmek, ortadan kaldırmak. Hayat tarzı; sahte ilahlık kamçı ve zulüm üzerine oturuyor. Firavunun hayat tarzı bu ve bu hayat tazını ideal hayat tarzı olarak görüyorlar. Problem de buradan kaynaklanıyor. Sahte ilahlık, zulüm ve kamçı üzerine oturmuş olan. Yani imaj ve zorbalık üzerine oturmuş olan bu hayat tarzını ideal olarak görünce geriye ne kalıyor?

 Onun dışındaki tüm hayat tarzlarına korkunç bir düşmanlık ilan etmek ve saldırmak. Kendi hayat tarzınızı, diğer hayat tarzlarının tümünün en üstünde görüyorsunuz, bununla da kalmıyorsunuz, tamam bu anlaşılabilir bir şey. Zaten öyle görmeseniz hayat tarzı olarak seçmezsiniz. Fakat elinizde ki devlet gücünü, iktidar gücünü kullanarak diğer tüm hayat tarzlarını yok etmeye kalkışıyorsunuz, bunu da zorbalıkla yapıyorsunuz. İşte firavun bunu yapmıştı. Ama kendi saadetlerini bütün bir toplumun felaketi üzerine bina etmişlerdi. Hayat tarzlarının en ideal olması hakikate dayanmasından kaynaklanmıyordu.

 Peki hayat tarzları arasında gerçekten en iyisini tespit etmek için nasıl bir sınav yapılabilir? Eşit zemine koyarsınız. Yani güç ve iktidarı birine verip de öbürüne zulüm ve baskı uygulayarak hangi hayat tarzının daha çok insanı cezp ettiğini anlayamazsınız. İktidara eşit derecede uzaklaştırın, gücü herhangi birine peşinen vermeyin baskı uygulamayın, ondan sonra sunun insanlara. Bakın bakalım hangi hayat tarzı kendisine kimleri çekiyor. Toplumun en pespaye, en rezil, en kepaze, en aşağı ve en günahkar, en soysuz, en haramzade kesimlerini kendisine çeken hayat tarzı hangisi, toplumun en ahlaklı, en iyi, en mazlum, en yardımsever, en dürüst kesimlerini kendisine çeken hayat tarzı hangisi.

 İşte firavunun tezinde hayat tarzını eşitsiz bir şekilde yarışmaya sokuyor. Yani iktidarın peşin gücünü kendi hayat tarzına destek olarak kullanıyor ve ondan sonrada diğer hayat tarzını yok etmeye girişiyor.

 

 64-) Feecmiu keydeküm sümme’tu saffa ve kad eflehal yevme menista’lâ;

 “Bu sebeple bütün hilelerinizi toplayın, sonra saf hâlinde gelin… Bugün kim üstün gelir ise o kurtuluşa ermiştir.” (A.Hulusi)

 064 – siz de bütün hîlenize ittifak edin, sonra da saf halinde gelin, bu gün üstün gelen, muhakkak felâhı buldu. (Elmalı)


Feecmiu keydeküm sümme’tu saffa işte bu nedenle tüm hile ve tuzaklarınızı bir araya getirerek tek saf halinde üzerlerine gidin. Firavun devam ediyor, yani haksız olduklarını kendisi bile itiraf ediyor kendi içlerinde hile ve tuzak olduğunu biliyor iktidarının temelinin. Onun içinde göz bağcılara ve göz bağcılığa güveniyor. Birlik olun diyor.

 ve kad eflehal yevme menista’lâ zira bugün galip gelen taraf kesin bir başarı kazanmış olacaktır. Yani safları sıklaştırın diyor dikkat buyurun. sümme’tu saffa yani birlik olun, safları sıklaştırın. Resmi söylem devam ediyor, Firavunun resmi söylemi. Hakikat karşısında ahlaksız gücün, hile ile birlikte birleşince hakikati alt edeceğini düşünüyor olmalı firavun.

 

 65-) Kalu ya Musa imma en tülkıye ve imma en nekûne evvele men elka;

 Dediler ki: “Yâ Musa! Ya sen at ya da ilk atan biz olalım.” (A.Hulusi)

 065 – Ya Musâ! Dediler: ya at, yahut ilk atan biz olalım. (Elmalı)

 

 Kalu ya Musa imma en tülkıye ve imma en nekûne evvele men elka sihirbazlar Ey Musa dediler, sen mi atarsın, yoksa ilk atan biz mi olalım.


66-) Kale bel elku* feizâ hıbalühüm ve ‘ısıyyühüm yuhayyelü ileyhi min sıhrihim enneha tes’a;

 (Musa) dedi ki: “Hayır, siz atın”… Bir de ne görsün! Onların ipleri ve değnekleri, sihirlerinden ötürü, kendisine, koşuyorlarmış gibi geldi (hayal). (A.Hulusi)

 066 – Haydin siz atın dedi, ne baksın onların ipleri ve sopaları sihirlerinden ona öyle tahyil olunuyor ki cidden bunlar koşuyorlar. (Elmalı)

 

 Kale bel elku Musa hayır dedi, önce siz atın. feizâ hıbalühüm ve ‘ısıyyühüm yuhayyelü ileyhi min sıhrihim enneha tes’a bunu yapar yapmaz onların ipleri ve sopaları yaptıkları sihirlerden dolayı ona akıyormuş gibi göründü.

 yuhayyelü ileyhi min sıhrihim sihirlerinden dolayı öyle tahayyül ettiler. Bu ibareyi aynen böyle çevirebiliriz. Öyle göründü, öyle tahayyül ettiler. Sihrin aldatıcı tabiatına bundan daha güzel atıf olmaz. A’raf/116. ayetinde halkın gözünü boyadılar diyor. aynı olayın anlatıldığı bir başka suresinde. Orada da farklı bir ifade geliyor. Halkın gözünü boyadılar. Firavunun zulüm iktidarının kof bir imaja ve vitrine dayalı olduğu gerçeğini hatırlatıyor bu ifade.

 Bilimin ve bilim adamlarının zalim ve despot yönetimlere koltuk değnekliği örneğine en tipik bir misal teşkil ediyor. Gerçekten de bilimi ve bilim adamlığını despot firavun yönetimi nasıl kendi zulüm iktidarına payanda kılıyor onu görüyoruz. Kur’an ın bunu anlatmaktan amacı da tarihi bir hikaye anlatmak değil. Bundan zamanlar ve zeminler üstü öğüt çıkarmak, ibret almak ve tarih boyunca yaşanmış olan bu tip olumsuzlukların gelecekte olmaması için insan oğlunun tedbir almasını sağlamak.


67-) Feevcese fiy nefsihi hıyfeten Musa;

 Musa içinde korkuyu hissetti! (A.Hulusi)

 067 – Birdenbire Musâ içinde bir nevi’ korku duydu. (Elmalı)


Feevcese fiy nefsihi hıyfeten Musa işte bu yüzden Musa, içinde bir ürperti hissetti. Görüntü, yani ayet onu gösteriyor ki görünen o manzara Hz. Musa’yı bile tedirgin etmiş olmalı. Onun için içinde bir ürperti hissetti diyor.


68-) Kulna lâ tehaf inneke entel a’lâ;

 “Korkma! Muhakkak ki sen, evet sen üstünsün” dedik. (A.Hulusi)

 068 – Korkma dedik: çünkü sensin üstün sen. (Elmalı)


Kulna ki tarihin bize verdiği bilgilere ve o gün göz bağcılığın, illüzyonun nasıl yapıldığını anlatan bir takım tarihi kayıtlara göre Mısır’lı sihirbazlar fizik ve kimyayı sihir için, halkın gözünü boyamak için kullanıyorlardı. Çünkü o gün bilim elitist bir tabiata sahipti. Bilim yapan sadece bir azınlık oluyordu. Onlarda  eşyanın keşfettikleri yasalarını halk bilmediği için, Örneğin hortum gibi esnek ve elastiki boruların içine cıva dolduruyorlar, bu cıva dolu yılan biçiminde yapılmış, yılan şekli verilmiş elastiki heykelleri sıcak bir zemine koyuyorlar, o zemini alttan ateşliyorlar, ısı veriyorlar cıva genleşiyor, genleşince başlıyordu cıva dolu yılan sureti verilmiş bu elastiki maddeler oynamaya, hareket etmeye ve civanın bu yasası, cıva maddesinin bu tabiatı halk tarafından bilinmediği için bu bir büyü olarak kabul ediliyordu ve halk bunu gerçekten korkunç bir güç olarak görüyor ve bu gücün önünde eğiliyordu.

 Halkın bu güce olan korkusu ve itimadı iktidar tarafından istismar ediliyordu. Yani sürüleştiriliyordu ve böyle iktidar götürülüyordu. Bir örnek bu. Onun için orada olup bitenler gerçekten işin iç yüzünü bilmeyen insanların gözünde korkunç şeylerdi.

 Kulna lâ tehaf inneke entel a’lâ ama işin iç yüzünü bilen biri vardı. O da Allah. Yarattığı eşyanın yasalarını ve tabiatını bilen Allah şöyle buyuruyor. Korkma dedik Musa’ya. Şüphe yok ki sen sonunda üstün gelen kişi olacaksın. Yani sonunda sen üstün geleceksin. Sen, neden korkuyorsun.


69-) Ve elkı ma fiy yemiynike telkaf ma sane’û* innema sane’û keydü sahır* ve lâ yüflihus sahıru haysü eta;

 “Sağ elindekini bırak, onların ürettiklerini yutsun… (Onlar) sadece sihirbazın hilesini yapıp ürettiler… Sihirbaz nereye gitse kurtuluşu olmaz.” (A.Hulusi)

 069 – Ve elindekini bırakıver, o onların yaptıklarını yalar yutar, çünkü onların yaptıkları sırf sihirbaz hîlesidir, sihirbaz ise her nerede olsa felâh bulmaz. (Elmalı)


Ve elkı ma fiy yemiynike telkaf ma sane’û şimdi sağ elinde ki asayı at. Onların yaptıklarını silip süpürecektir. innema sane’û keydü sahır çünkü onların yaptığı sihirbazlıkların, göz bağcılıklarından başka bir şey değil. ve lâ yüflihus sahıru haysü eta kaldı ki bir sihirbazne amaç güderse gütsün asla kalıcı bir başarı elde edemez.

 Evet, imaja ve vitrine dayalı her tür güç gösterisinin hakikat karşısında ki konumu, karın güneş karşısında ki konumudur. Güneş görmüş kar gibi erir, hakikat görmüş yalan. Onun içindir ki burada da bir fiskelik canı olduğu imaja yönelik iktidarın aslında altının ve içinin boş olduğu imajını yırtınca, yüzünün maskesini çekip atınca arkadan kof bir şey göründüğü, yani gerçekte korkulacak bir şeyin olmadığı böyle ima edilmiş oluyor.

 

 70-) Feulkıyes seharetü sücceden kalu amenna Bi Rabbi Harune ve Musa;

 Bu sebeple sihirbazlar, önünde yere kapandılar… “Harun ve Musa’nın Rabbine (B işareti kapsamında) iman ettik” dediler. (A.Hulusi)

 070 – Bin netice bütün sihirbazlar secdeye kapandılar, Harun ile Musâ’nın rabbine iman ettik dediler. (Elmalı)


Feulkıyes seharetü sücceden kalu amenna Bi Rabbi Harune ve Musa evet, orada bir şey oldu. Feulkıyes seharetü sücceden nihayet sihirbazlar bu olayın hemen arkasından. Oradaki “fa” takibiye fa sı olsa gerek. Yani bu olayın hemen arkasından secdeye kapanarak dediler ki amenna Bi Rabbi Harune ve Musa biz Harun ve Musa’nın rabbine gönülden inandık.

 Pazarlıksız iman, saf iman. İnsanlık tarihinde görülen bu en büyük iman inkılabı, veya inkılaplarından biri. Bilgiye dayalı tahkiki iman nasıl olur. Bunu da gösteriyor. Unutmayınız bu insanlar birer bilgin, birer bilim adamı. Onun için yalanın gerçekten nasıl ayrılabileceğini biliyorlar. Yani göz bağcılığa illüzyona dayalı bir takım eşya ile, bir takım fizik ya da kimyasal oluşumlarla hazırlanmış sihirle ilahi mucizeyi birbirinden ayırt edecek kadar bilgiye sahip olan insanlar bunlar.

 Onun için bize aslında bu ayetin verdiği bir gerçekte şu; Tahkiki imanla taklidi iman arasındaki fark. Bilgiye dayalı imanla cahil iman arasındaki fark. Bu insanlar bildikleri için gördüklerini çok iyi ayırt edebiliyorlar. Yani neyin sahte, neyin gerçek olduğunu çok iyi ayırt edebiliyorlar. Onun içinde anlık muhteşem bire değişim geçiriyorlar. Onun için iman onlarda böylesine kısa bir zamanda böylesine muhteşem bir dönüşüme meydan veriyor.

 Parmağı görüp aya bakıyorlar. Cama bakmıyorlar, camdan bakıyorlar. Olayın iç yüzünü bildikleri için kısa zamanda imanın zirvesine ulaşıyorlar.


71-) Kale amentüm lehu kable en azene leküm* innehu le kebiyrukümülleziy allemekümüssıhr* fele ükattıanne eydiyeküm ve ercüleküm min hılafin ve le usallibenneküm fiy cüzû’ınnahl* ve leta’lemünne eyyüna eşeddü azâben ve ebka;

 (Firavun) dedi ki: “Ben size izin vermeden Ona iman ettiniz ha! Muhakkak ki O, size sihri öğreten büyüğünüzdür… Andolsun ki, sizin ellerinizi ve sizin ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve elbette sizi hurma dallarından asacağım… Hangimizin azapça daha şiddetli ve daha kalıcı olduğunu elbette bileceksiniz!” (A.Hulusi)

 071 – Ya! Dedi: ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha? O her halde size sihri öğreten büyüğünüz, o halde ahdim olsun ben ve elbet sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve elbette sizleri hurma dallarına asacağım, ve her halde bileceksiniz ki hangimiz azapça daha şiddetli ve daha bakalı? (Elmalı)


Kale amentüm lehu kable en azene leküm Firavun; Demek siz benden izin almadan ona inandınız ha? Dedi. innehu le kebiyrukümülleziy allemekümüssıhr öyle anlaşılıyor ki size sihri öğreten ustanız, en büyüğünüz bu olsa gerek. fele ükattıanne eydiyeküm ve ercüleküm min hılafin ve le usallibenneküm fiy cüzû’ınnahl fakat, mutlaka dönekliğinizden dolayı ellerinizi ve ayaklarınızı keseceğim ve topunuzu götürüp hurma kütüklerine asacağım.

 Burada ki Min hilafin i dönekliğinizden dolayı diye çevirmek bağlamada sözcüğün etimolojik kökenine de çok daha uygun. Ama genelde çaprazlama keseceğim biçiminde anlaşılmış. Fakat muhalefetimizden dolayı bana olan muhalefetinizden dolayı, ya da dönekliğinizden dolayı diye çevirmek hadisenin yapısına da uygun görünüyor.

 ve leta’lemünne eyyüna eşeddü azâben ve ebka Firavun’un tehditleri devam ediyor. Böylece hangimizin cezasının daha şiddetli ve kalıcı olduğunu iyice anlamış olacaksınız. Hangimiz dediği; Allah’ın mı benim mi. Şuna bakınız. İşte Firavunlaşmak bu. Allah ile boy ölçüşmeye kalkmak. Allah’la ayaklaşmaya kalkmak, haddini bilmemek..!

 İnanca karşı tüm zamanlarda despot ve zorbaların tek silahı bu olmuş. Tehdit, baskı, işkence ve ortadan kaldırma. Firavun da bunu yapıyor. Aslında Firavun bir çizginin sözcülüğünü üstlenmiş durumda burada. Kur’an da bu olayı farklı farklı surelerde aktarmakla tarih boyunca devam eden despot ve zorba bir çizgiyi deşifre ediyor.

 İzinli ve izinsiz iman görüyoruz. Ve diyor ki firavun benden izin almadan inandınız ha? Çok ilginç gerçekten. Yani benim izin verdiğim kadar inanın anlamını da içeriyor bu. İzin alın öyle inanın. İzinli iman diye bir kavramla karşılaşıyoruz burada. Tabii izinsiz iman. Firavununuzdan izin alacaksınız ve öyle inanacaksınız. Yani öyle diyor firavun. Firavununuzdan izin alacaksınız, öyle inanacaksınız. Firavununuz izin vermiyorsa inanmayacaksınız.

 Peki izin vermediği halde inanırsanız? O zaman imajınızı bozarım. Yani ben birini öldürmeyi gözüme koyduğum zaman ona şu derim, ona, işte burada söylüyor; Vatanımızdan çıkarmak istiyor bu vatan hainleri diyor. Ona terörist adını veririm diyor. Hz. Musa’ya Firavun terörist muamelesi yapıyor burada. Çünkü ülkemizden bizi çıkarmak istiyor, iktidarımıza karşı ayaklanmış durumda diyor. onun içinde imajınızı bozarım, bir köpeği öldürmeyi kafasına koymuş olan bir zalim köpeği öldürmeye kalksa etraftan tepki görecektir fakat kuduz olduğuna inandırdıktan sonra öldürse teşekkür alacaktır. Bu imaj bozmadır.

 Onun için Firavun imaj bozmaya kalkıyor ve izin almadan inandınız ha diyor. Benden izin almadan inandınız. Kendisi gibi düşünmeyene hayat hakkı tanımıyor. Firavunca bir tavır tabii ki ve Allah ile ayaklaşıyor. Allah’a karşı savaş açıyor.


72-) Kalu len nü’sireke alâ ma caena minel beyyinati velleziy fetarena fakdı ma ente kad* innema takdiy hazihil hayated dünya;

 Dediler ki: “Bize gelen apaçık mucizelerden sonra, bizi yaratan üstüne seni asla tercih etmeyeceğiz… Ne hükmedeceksen hükmet! Sen sadece şu dünya hayatına hükmedersin.” (A.Hulusi)

 072 – İhtimali yok dediler: bize gelen bu açık mucizelere ve bizi yaratana karşı seni tercih edemeyiz, artık neye hükmün geçer, ne yapabilirsen yap, senin olsa olsa bu Dünya hayata hükmün geçer. (Elmalı)


Kalu len nü’sireke alâ ma caena minel beyyinati velleziy fetarena onlar şöyle cevap verdiler senin tehditlerine kapılıp ta asla bize gelen hakikatin apaçık delillerine ve bizi yaratana sırt dönmeyeceğiz. fakdı ma ente kad nr karar verirsen ver umurumuzda değil. Kim söylüyor bunu? Yeni mümin, eski sihirbazlar. Firavunun kendilerine iktidar umudu bağladığı eski sihirbazlar yeni müminler işte böyle bir imani şuura eriyorlar. Ne karar verirsen ver umurumuzda bile değil, innema takdiy hazihil hayated dünya nasıl olsa senin kararın sadece bu fani dünya hayatında geçerlidir. İşte pazarlıksız iman dediğim şey bu.

 Şimdi manzarayı gözünüzün önüne getiriniz lütfen. Hakikati gördüklerini biliyoruz biz eski sihirbazların. Firavunun sihirbazları hakikati gördüler. Ama en azından hakikati görünce tedbir almak adına şöyle davranabilirlerdi. Musa’nın kulağına eğilip; Tamam biz gerçeği gördük iman edeceğiz ama senin elinde bu gücü yaratan senin rabbin bizi de korur mu? Bu zalimin zulmüne karşı bize bir garanti verebilir misin diyebilirlerdi.

 Bunu demiyorlar. Hz. Musa’nın gözüne bakmıyorlar, hatta Firavun; sizin ellerinizi ayaklarınızı keseceğim dönekliğinizden dolayı dediğinde ona karşı cevapları; Bizi Musa kurtarır da olmuyor. Musa’nın gözüne bakmakta olmuyor. Sadece ve sadece Allah’a güvendiklerini, kendisinin dünyada sadece zulmedebileceğini ve ahirete yönelik hiçbir hükümde bulunamayacağını, kendilerininse ebedi mutluluğa talip olduklarını dile getiriyorlar. Kısa zamanda imanın zirvesine çıkışları çok ilginç. İşte bu taklidi değil, bilgiye dayalı tahkiki iman oluşundan kaynaklanıyor.

 

73-) İnna amenna Bi Rabbina li yağfire lena hatayana ve ma ekrehtena aleyhi mines sıhr* vAllâhu hayrun ve ebka;

 “Gerçekten Rabbimize iman ettik ki bizim için hatalarımızı ve sihirbazlığımızı mağfiret etsin… Allâh daha hayırlı ve bâkîdir.” (A.Hulusi)

 073 – Doğrusu biz günahlarımıza ve bizi zorladığın sihre karşı bize mağrifet etsin diye rabbimize iman ettik, Allah, hem daha hayırlı hem daha bekalıdır. (Elmalı)


İnna amenna Bi Rabbina li yağfire lena hatayana ve ma ekrehtena aleyhi mines sıhr şu kesin ki diyorlar biz hatalarımızı ve senin bizi icra etmeye zorladığın sihir türü şeyleri bağışlaması için gönülden inanıp güvenmişiz Allah’a. Yani biz hatalarımızı bağışlaması için senin bizi zorladığın sihirden dolayı da bizi affetmesi için Allah’a güvendik. Yani gidiyoruz, O’nun huzuruna hesap vermeye gidiyoruz. İşte bu sorumluluk bilinci. Artık öyle bir bilinçle kuşanmışlar ki görür gibi inandıkları ahiretin endişesini yaşıyorlar. Dünyanın değil.

 Hayata ilişkin bir endişe taşımıyorlar. Umurumuzda bile değil dediler. Umurlarında olan tek şey var Allah. Firavun umurlarında değil. Dünya umurlarında değil, Umurlarında olan bire şey var Ahiret. Halk ne der, Firavun ne der demiyorlar, Firavunum ne der demiyorlar. Allah’ım ne der. Umurlarında olan bir şey var. Ebedi hayat. Geçici hayat umurlarında değil. İşte bu imanın anında inşa ettiği muhteşem bir tasavvur.

 vAllâhu hayrun ve ebka zira Allah güven duyulanların en hayırlısı ve en kalıcısıdır.


74-) İnnehu men ye’ti Rabbehu mücrimen feinne lehu cehennem* lâ yemutü fiyha ve lâ yahyâ;

 Gerçek şu ki: Kim Rabbine karşı suçlu olarak gelirse işte cehennem onun içindir… Orada ne ölür (kurtulur), ne de diriliği yaşar! (A.Hulusi)

 074 – Her kim rabbine mücrim olarak varırsa şüphesiz ki ona Cehennem var onda ne ölür ne dirilir. (Elmalı)


İnnehu men ye’ti Rabbehu mücrimen feinne lehu cehennem Buraya kadar kıssa anlatıldı. Gerçekten Tarihte görülen ender imani inkılaplardan birinin gerçekleştiği bu sahne gözlerimizi önüne serildi. Tabii ki bir hikaye olarak değil. Pazarlıksız iman nasıl olur. Bilgiye dayalı tahkiki imanın, bilgisizce cehalete dayalı taklidi imandan nasıl farklı olduğu ve sahibini nasıl yüksek bir bilince şuura eriştirdiği anlatıldıktan sonra şimdi onlarla, onların izini izleyenler için Allah’ın hazırladığı ebedi mutluluk diyarından bir takım unsurlar gözümüzün önüne seriliyor.

 İnnehu men ye’ti Rabbehu mücrimen feinne lehu cehennem Önce günahkarlar, önce sapkınlar, önce zalimlerin akıbeti konusunda bir ayet. Şüphe yok ki kim rabbine günahkar olarak kavuşursa, kendisini cehennemin beklediğini unutmasın. lâ yemutü fiyha ve lâ Yahyâ orada ne ölebilir ne yaşayabilir.


75-) Ve men ye’tihi mu’minen kad amiles salihati feülaike lehümüd derecatül ‘ula;

 Kim de O’na iman ederek, imanın gereği uygulamalarla gelirse, işte onlar için en yüce dereceler vardır. (A.Hulusi)

 075 – Her kim de ona mümin olarak Salih ameller işlemiş bir halde varırsa işte onlara en yüksek dereceler var. (Elmalı)


Ve men ye’tihi mu’minen kad amiles salihat işte burada da o iman inkılabının büyük kahramanları olan eski sihirbaz, yeni müminler ve onların izini izleyenleri akıbeti geldi gündeme. Ama kimde sahibine erdemli işler yaptıran bir iman ile Allah’a kavuşursa feülaike lehümüd derecatül ‘ula işte en yüce makamlar onların olacaktır.

 İmanın etkisinin eylemde ortaya çıkacağını ifade eden bir ayet.. Yani imanın ispatı ameldir diyen bir ayet. Nasıl ki hayatın ispatı büyümek ve çoğalmaksa, nasıl ki canın ispatı hareketse, nasıl ki ağacın ispatı meyve ise, imanın ispatı da amel diyor bu ayet.


76-) Cennatu Adnin tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha* ve zâlike cezaü men tezekkâ;

 Altlarından nehirler akan ADN cennetleri… Onda sonsuz yaşarlar… Arınıp tezkiye olanın karşılığı işte budur. (A.Hulusi)

 076 – Adin Cennetleri altından nehirler akar, onlarda muhalled olarak kalacaklar, ve o işte temizlenen kimsenin mükâfatı. (Elmalı)


Cennatu Adnin tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha Mutluluğun üretildiği içerisinden ırmakların çağıldadığı, girenin bir daha çıkmadığı cennetler. Cennetu adnin; Mutluluğun üretildiği diye çevirdim, bu etimolojik kökene dayalı bir çeviridir. Çünkü adn, madenle aynı kökten gelir. Maden ise bir şeyin üretildiği merkez demektir. Bir şeyin üretildiği ve kaynaklandığı merkez. Cennet mutluluğun üretildiği merkezlerdir. Mutluluğun madeni oradan çıkar yani.

 [Atlanan cümle; ve zâlike cezaü men tezekkâ

ve o işte temizlenen kimsenin mükâfatı. (Elmalı)]


77-) Ve lekad evhayna ila Musa en esri Bi ıbadİY fadrib lehüm tariykan fiyl bahri yebesa* lâ tehafü dereken ve lâ tahşâ;

 Andolsun ki, Musa’ya (şunu) vahyettik: “Kullarımı geceleyin yürüt… Onlar için denizde asanla vurarak kuru bir yol aç! Yetişilmekten korkmaksızın ve (denizde boğulmaktan) dehşet duymaksızın (yürüsünler)!” (A.Hulusi)

 077 – Ve filhakika Musâ’ya şöyle vahy ettik: kullarımla geceleyin yürü de onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmazsın ve perva etmezsin, (Elmalı)


Ve lekad evhayna ila Musa ve doğrusu biz Musa’ya şöyle vahyetmiştik. en esri Bi ıbadİY fadrib lehüm tariykan fiyl bahri yebesa kullarımla birlikte geceleyin yola koyul. Onları denizin ortasında kuru bir yola vur.

 En esri Bi ibadİY Hz. Musanın İsrası. Aslında Hz. Peygamberin tasavvurunu inşa amaçlı olan bu kıssa Hicrete de bir ima taşıyor. Aslında hicrete yavaş yavaş hazırlan imasıdır bu. Yani her firavunun bir  Musa’sı, her Musa’nın bir hicreti, isrası, her hicretin bir Medine’si vardır. Ya Muhammed sen de bunu aklına koy ve hiç çıkarma ki, Firavunun ne kadar zalim ve güçlü olursa olsun Allah onu bir gün cezalandırır. Ne kadar ağır acılarla sınanırsan sınan, bir gün kurtuluş mukadder olur ve Medine’ni kurarsın. Tıpkı Musa gibi. Mesaj bu.

 lâ tehafü dereken ve lâ tahşâ arkanızdan yetişirler diye endişe etme, hepsinden öte Allah’tan gayrı kimseden korkma. Çünkü böyle çevirdim. Tırman içinde bir metnin zipli açılması aslında bu haşyet ve havf arasında ki fark daha önce defaatle vurgulamıştım burada iki kelime de aynı cümlede kullanılıyor. Havf korkanın küçüklüğünden kaynaklanan korku, Haşyet korkulanın büyüklüğünden kaynaklanan korku. Onun için de gözünde büyütme ey Musa diyor bu ayet. Gözünde büyütme, eğer çekinilecek biri varsa o da sadece ve sadece Allah’tır. O’na karşı duyman gereken ürpertiyi bir başkası için duyma mesajıdır bu.

 Buradaki ırmak veya su, deniz; Kızıl deniz diye geçmiş bazı tarihi kayıtlarda. Bazıları da Nil diye geçmiş, bazılarında ise Akdeniz olarak. Bunun neresi olduğunu Kur’an bize haber vermiyor. Fakat bir su kütlesi olduğu açık. Hatta bugün Potsaid’in hemen kıyısından, Mısır’ın Potsaid kentinin hemen kıyısından başlayıp Nil’in Dimyat ağzı, ki Nil’in iki ağzı var döküldüğü. Biri İskenderiye ağzı, biri Dimyat ağzı. Dimyat ağzına kadar denizin ortasından, Akdeniz’in ortasından bir otobanlık yol gider. İçi de deniz dışı da deniz. Denizin içinde. Böyle bir yer kabuğu oluşumu var orada.

 Çok ilginç. Ve Mısır’da sadece orada yok, Nil deltasının daha alt ucunda da bu tip yerler var. Çünkü Nil deltası dediğimiz o büyük üçgen. Hemen hemen Kahire’de başlayıp on binlerce dönüm araziyi kaplayan o büyük üçgen Nil’in getirdiği alüvyonlarla dolmuştur. Denizden kazanılmıştır adeta. Denizden kazanılmış topraklardır. Onun içinde neresi deniz, neresi kara çok fazla belli olmaz. O bölgelerden birinden bir geçit, ilahi bir yardımla bir geçit açılmış ve Hz. Musa toplumunu ilahi yardımın eseri olarak geçirmiş ve arkadan onları takip eden Firavun ve askerleri bildiğimiz akıbetle boğulmuşlar.

 Aslında bu şöyle de tanımlanabilir. İradeli Müslümanların başı sıkışınca, İradesiz Müslüman olan toprak, su, ırmak, deniz yardıma koşmuşlar. Çünkü ikisinin de rabbi aynı. Birinin başı daralınca öbürü yardıma koşar. Nihayetinde eşya ya bilerek Allah’a itaat eder irade ile varlık, ya da iradesiz biçimde. İradesi olmayan varlıklar zaten Allah’a itaat etmişlerdir. Güneş, ay, dünya, dağlar, denizler Müslüman’dırlar. İradesiz Müslüman’dırlar. Allah onlara gelin demiştir itaate gelin, onlarda isteyerek itaat etmişlerdir. Kur’an da ifade buyrulduğu gibi.

 ..fekale leha ve lil Ardı’tiya tav’an ev kerha.* kaleta eteyna tai’ıyn (Fussilet/11) onlarda biz kayıtsız şartsız itaat ettik demişlerdir.

 Bu mecazi bir diyalogdur tabii ki bu ayette geçen. Fakat iradeli varlık olan insan ise iradesi ile çağrılmıştır ve sadece insan itaat etme gücüne sahip olduğu için ve isyan etme gücüne sahip olduğu için isyanı cezalandırılmış, itaati de ödüllendirilmiştir.


78-) Feetbeahüm fir’avnu Bi cünudihi fe ğaşiyehüm minel yemmi ma ğaşiyehüm;

 Firavun, ordusu ile onları izledi de kendilerini deniz kaplayıp içine aldı, boğdu. (A.Hulusi)

 078 – Derken Firavun ordularıyla onları takip etti, kendilerini de deryadan saran sarıverdi. (Elmalı)


Feetbeahüm fir’avnu Bi cünudih derken Firavun’da askerleri ile birlikte onların peşine düştü. fe ğaşiyehüm minel yemmi ma ğaşiyehüm onları boğacak olan su görevini yapıp onları içine alıverdi.


79-) Ve edalle fir’avnu kavmehu ve ma heda;

 Firavun, halkını saptırdı, doğru yola kılavuzlamadı. (A.Hulusi)

 079 – Velhasıl Firavun kavmini dalâlete sürükledi, hidayete götürmedi. (Elmalı)


Ve edalle fir’avnu kavmehu ve ma heda zira Firavun halkını saptırmış ve  onlara doğru yolu göstermemişti.


80-) Ya beniy israiyle kad enceynaküm min adüvviküm ve vaadnaküm canibetTuril Eymene ve nezzelna aleykümülMenne vesSelva;

 Ey İsrailoğulları! Gerçekten biz sizi düşmanınızdan kurtardık ve Tur’un (Sina Dağı) sağ yanında size vadettik… Sizin üzerinize kudret helvası ve bıldırcın kuşu tenzîl ettik. (A.Hulusi)

 080 – Ey Benî İsraîl! Sizi düşmanınızdan kurtardık ve size Tûrun sağ tarafına vaat verdik ve üzerinize kudret helvası ve bıldırcın indirdik. (Elmalı)


Ya beniy israiyle kad enceynaküm min adüvviküm ve vaadnaküm canibetTuril Eymen siz ey İsrail oğulları doğrusu sizi düşmanlarınızdan kurtarmış ve Sina dağının sağ yamacında sizden söz almıştık.

 Bakara/63.ve 83. ayetlerinde geçen Ve iz ehaznâ miysakaküm.. (Bakara/63) hani sizden söz almıştık ey İsrail oğulları diye başlayan ayet. O söz 83. de şöyle geçiyor; ..lâ ta’büdûne illAllâh. (Bakara/83) Allah’tan başkasına kulluk etmeyin diye. Tevhid ve adaleti ikame sözüydü bu. o hatırlatılıyor.

 ve nezzelna aleykümülMenne vesSelva üstelik bir de size kudret helvası ve Bıldırcın indirmiştik.

 Men; lütuf ve nimet anlamına gelir aslında. Seherde Tevrat’ta nakledildiğine göre seher vakti çölün yüzeyi üzerine yağlı olarak yağan kişniş tohumuna benzer bir yiyecek diyor Tevrat. İsrail oğulları bu kırağı gibi yağan bu yiyeceği toplarlar yağı da şekeri de her şeyi, katığı içinde olan bu şeyden dilerlerse ekmek yaparlar, dilerlerse yemek yaparlar, dilerlerse öyle yerlerdi.

 Selva ise insanı teselli eden şey anlamına gelir kelime olarak, kelime anlamı budur ki Bakara/57. ayetinde biz bu terimleri açıkça izah etmiştik ayrıntılı bir biçimde. Ama bıldırcın kuşu diye hep anılagelmiş. Müfessirlerimiz hep böyle anlamışlar. Yani biz şöyle anlayabiliriz bunu zahmetsizce elde ettiğiniz nimetler. Allah sizi beslemek için hiçbir zahmete koyulmadan size bir takım nimetler verdi çölde. Zaten; “El kem’atu minel men.” buyurmuştu efendimiz Kem’e yani mantar; “men” den dir.

 Biz buradan şunu anlıyoruz. Demek ki bunlar belli yiyeceklerle sınırlandırılamazlar. Yani cins isimler bunlar aslında özel isimler değil. Mantar; “men” dendir diyor. Neden çünkü mantar ekilmez, kendiliğinden oluşur. Hatta tohumu da olmaz. Suyu bir yere dökülse orada oluşur. Onun için kendiliğinden biten şeyler verilmişti onlara, zahmetsizce elde edecekleri.


81-) Külu min tayyibati ma razaknaküm ve lâ tetğav fiyhi feyehılle aleyküm ğadabİY* ve men yahlil aleyhi ğadabİY fekad heva;

 Sizi beslemekte olduğumuz yaşam gıdalarının temiz olanlarından yeyin ve onda aşırı gitmeyin… Yoksa üzerinizde (yaptıklarınızın sonucu olarak) gazabım açığa çıkar. Kimin üzerinde gazabım açığa çıkarsa hakikaten o derin düşüştedir. (A.Hulusi)

 081 – Size verdiğimiz rızkların en hoşlarından yiyin ve hakkında tuğyan etmeyin ki sonra üzerinize gadabım iner, her kim üzerine de gadabım inerse o uçuruma gider. (Elmalı)


Külu min tayyibati ma razaknaküm ve lâ tetğav fiyh ve demiştik ki size verdiğimiz rızklarla beslenin fakat bu hususta sınırı aşmayın. Yani şükre vesile kılmak yerine küstahça şımarmayın deniliyor burada. Şükür vesilesi bilin bunları. Zahmetsizce rızk elde etmeyi, Allah’ın yakınları seçilmiş kavmi olmaya gerekçe kılmayın. Adeta daha sonradan Yahudileşen İsrail oğullarının Yahudice akıllarına birer istikamet açısı veriyor ayet ama yine de Yahudileşiyorlar.

 feyehılle aleyküm ğadabİY aksi halde gazabımı hak etmiş olursunuz. ve men yahlil aleyhi ğadabİY fekad heva kim de benim gazabımı hak ederse işte o artık tepe takla gitmiş olur.


82-) Ve inniy le Ğaffarun limen tabe ve amene ve amile salihan sümmehteda;

 Muhakkak ki ben, tövbe eden (hakikatine yakışmayan davranışlarını fark edip pişmanlıkla dönen), iman eden ve imanın gereklerini uygulayan, sonra da doğru yolu bulan kimseye elbette Ğaffar’ım. (A.Hulusi)

 082 – Bununla beraber şüphe yok ki ben, tevbe eden ve iman edip Salih amel yapan, sonra da doğru giden kimse için gaffarım. (Elmalı)


Ve inniy le Ğaffarun limen tabe ve amene ve amile salihan sümmehteda ama şu da var ki ben af dileyip samimiyetle bana yönelen, iman eden ve erdemli davranan, salih amel işleyen nihayet doğru yolda olan herkesi fazlasıyla bağışlayan biriyim.

 İmanın ispatı ameldir demiştim biraz önce. İşte burada da geldi aynı ayet. Onun için imanı tek başına ele almıyor Kur’an. Meyvesiyle birlikte ele alıyor. Kökü marifet, gövdesi tasdik, dalları ikrar, meyvesi amel olan bir ağaçtır ki kökü insanın kalbine ekilmiştir. Meyvesiz ağaç ne ise amelsiz iman da o olur.


83-) Ve ma a’celeke an kavmike ya Musa;

 “Seni halkından acele ile uzaklaştıran nedir, yâ Musa?” (A.Hulusi)

 083 – Hem seni acele ile kavminden geçiren, ne ya Musâ?


Ve ma a’celeke an kavmike ya Musa ve yeni bir pasajla konuya devam ediyor sure; Ve Allah şöyle dedi; Ey Musa seni halkını terk etme pahasına böylesine tez canlı kılan nedir?

 Bakara/51. ayetinde A’raf/142. ayetinde de geçiyor. Vahiy almak için Hz. Musa Tûr dağına, daha doğrusu Sina dağına -ki Tûr yüce dağ demek zaten- Sina dağına çıkmıştı. Burada ifade buyrulan hakikat şu olsa gerek; Toplumsal dönüşümün bu kadar kısa olacağını mı sanıyorsun ey Musa. Senin toplumunla henüz ilgilenmeden, onların dönüşümünü tamamlamadan bu acele niye. Neden hemen acele ettin de çıkıverdin. Yani onların dönüşümünün bir süreç, uzun bir süreç, uzun bir çaba istediğini göz ardı ettin.

 Adeta burada bir uyarı var Hz. Musa’ya. Neden toplumunu, halkını terk etme pahasına geldin böylesine tez canlılık yapıyorsun vahiy almak için. Yani önceki verilen vahiyleri bir sindirin, toplumunu buna bir hazırla, zeminini hazırla, öyle yeni vahiylerle donan ey Musa dercesine.


84-) Kale hüm ülai alâ eseriy ve aciltü ileyke Rabbi literda;

 (Musa) dedi ki: “Rabbim, acelemin sebebi rızanı kazanmaktır. Onlar benim izimdeler…” (A.Hulusi)

 084 – Onlar, dedi, benim izim üzerindeler ve ben sana acele ettim ki rabbim hoşnut olasın. (Elmalı)


Kale hüm ülai alâ eseriy ve aciltü ileyke Rabbi literda Musa şöyle cevap verdi; Onlar beni izlemeyiş sürdürüyorlar. Tabii Hz. Musa yanılmıştı. Yani yanıldığını biraz sonra anlayacaktı. Onlar onu izlemiyorlardı, onlar sapıtmışlardı ve sapıtmaya çok hazır duruyorlardı. Fakat Hz. Musa  onlar hakkında hüsnü zan besliyordu. Onların kendisini izleyeceklerini düşünüyordu. Fakat düşündüğü gibi olmadı.

 Ben ise ey rabbim sana ulaşan yolda senin rızanı kazanmak için acele ettim. Sırf bunun için acele ettim.

 Doğru rabbinin rızasını kazanmak için acele ediyordu fakat onlar hakkındaki kanaatlerinde isabetli çıkmamıştı. Onlar sapıtmıştılar. Tabii ki bu sapıklıkların ardından çölde Hz. Musa 40 yıl onları dolandırdı Tih çölünde. Üstelik Kur’an ın verdiği bilgiye göre bire ya da ikiye, iki kişi kalana dek eski nesilden. Yeni bir nesil doğmuş onları sil baştan, sıfırdan, çekirdekten yetiştirmişti Hz. Musa. Vahiyle terbiye etmişti. Bu yaralı neslin ölmesini beklemişti. Yani birilerinin doğmasından çok, birilerinin ölmesini beklemişti adeta. İşte ona bir ima var burada.


85-) Kale feinna kad fetenna kavmeke min ba’dike ve edallehümüs Samiriyy;

 (Rabbi) dedi ki: “Doğrusu biz senden sonra kavmini, anlayış seviyelerini görsünler diye denedik… Onları Samirî (Firavun sarayından kaçıp aralarına katılan Mısırlı istidraç sahibi birisi) saptırdı!” (A.Hulusi)

 085 – Amma dedi: biz senin ardından kavmini fitneye düşürdük, Sâmirî onları şaşırttı. (Elmalı)


Kale feinna kad fetenna kavmeke min ba’dike ve edallehümüs Samiriyy Allah; o halde haberin olsun ki dedi, senin ardından biz kavmini sınadık ve Samiriyy onları yoldan çıkardı.

 Samiriyy kim: sonundaki “ye” nispet “ye” si olduğuna göre ya Samiriyye isimli bir kavim, ya da bir şehre bir ülkeye nispet. İsmi değil yani. İsmini bilmiyoruz. Dolayısıyla bu bir ülke, ya bir kavme nispettir. Bunun Mısır yerlisi olma ihtimali zayıf. Çünkü Mısır yerlisi olsaydı eğer ki Mısır yerlilerinden iman edenler de Hz. Musa’nın arkasına takılmıştılar. Mısırdan çıkışta ve çok büyük sayıdaydılar. Onlar gibi olsaydı biraz ilerde Hz. Musa gibi düşünmediğini, onun inancından bir parçayı kaldırıp attığını söyleyecekti 96. ayette. Ben onlar gibi düşünmedim, sana inananlar gibi bakmıyorum, onların bakış açısıyla bakmıyorum olaya demişti. Bu itirafından anlıyoruz ki farklı biri.

 Mısır yerlisi olmadığına ilişkin şöyle bir delil de ileri sürebiliriz; Mısırlılar Apis kültüne tapıyorlardı, öküze tapıyorlardı. Fakat tabii apis kültünün bir türeviydi inekte Hotor tanrısı 9 tanrıdan biriydi hayvan biçimli. Ama asıl inek Hintlilerin, Hinduların tanrısıydı. Tapındıkları bir nesneydi. Yani inek heykeli. Dolayısıyla Portekizce’de Hindu prenslerine ve Hindu halkına samiriyy adı verildiğini öğreniyoruz. İlginçtir Nil sözcüğünün Hinduca’da su manasına geldiğini öğreniyoruz. Yine eski Hint lisanlarında Mısır, Mısr Mısrji. İsminin çok sık kullanıldığını görüyoruz. Onun içinde eski Mısır’da tapınılan bu kültün eski Hindistan dan geldiğini söylemek çok mümkün. Belki bu kişi ve bunun gibiler de Mısır’da yerleşmiş eski Hintli bir koloniyi oluşturan Hint kökenli vatandaşları idi Mısır’ın. Onun için biz Samiriyy in farklı bir kişilik olduğunu buradan çıkarabiliriz.


86-) Feracea Musa ila kavmihi ğadbane esifa* kale ya kavmi elem ye’ıdküm Rabbüküm va’den hasena* efetale aleykümül ahdü em eradtüm en yehılle aleyküm ğadabün min Rabbiküm feahleftüm mev’ıdiy;

 Musa, kızgın ve üzgün olarak kavmine döndü… Dedi ki: “Ey halkım… Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmamış mıydı? Bu söz süreci size uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizin gazabının üzerinizde açığa çıkmasını dilediniz de bu yüzden mi sözünüzü tutmadınız?” (A.Hulusi)

 086 – Derhal Musâ kavmine gadabnâk esefnâk olarak döndü, ey kavmim dedi: rabbiniz size güzel bir vaat, vaat etmedi mi? Zaman mı uzadı? Yoksa üzerinize rabbinizden bir gadab inmesini arzu ettiniz de mi bana olan vaadinize hulf ettiniz. (Elmalı)


Feracea Musa ila kavmihi ğadbane esifa Bunun üzerine Musa hüzünle karışık bir kızgınlıkla toplumuna döndü. kale ya kavmi elem ye’ıdküm Rabbüküm va’den hasena Ey kavmim dedi. Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmamış mıydı efetale aleykümül ahd yoksa bu sözün vadesi size çok uzun bedeli çok ağır mı geldi. Yani bedelsiz ödül mü arıyorsunuz ey Yahudileşen İsrail oğulları.

 Müslüman idiler İsrail oğulları da bizim gibi. Sonradan Yahudileştiler. Rantçı bir yaklaşıma kapılmışlardı. Onun için manevi tefecilik anlamına geliyordu bu. Bedeli ödemeden ödül mü hak etmeye kalktınız. Allah’ın size vaat ettiği o ödülü almak için bir bedel ödemeniz gerekmiyor muydu.

 em eradtüm en yehılle aleyküm ğadabün min Rabbiküm ya da rabbinizin gazabını üzerinize çekmeye can mı atıyorsunuz. feahleftüm mev’ıdiy işte sonuçta bana verdiğiniz sözden de dönmüş oldunuz.

 

 87-) Kalu ma ahlefna mev’ıdeke Bi melkina ve lakinna hümmilna evzaren min ziynetil kavmi fekazefnaha fekezâlike elkas Samiriyy;

 Dediler ki: “Biz kasıtlı olarak sana muhalefet etmedik… Fakat biz halkımızın zinetinden ağırlıklar yüklenmiştik de onları kaldırıp (Samirî’nin ateşine) attık… Samirî de işte böylece atmıştı (biz onu taklit ettik).” (A.Hulusi)

 087 – Biz dediler, senin vaadine kendiliğimizden hulfetmedik ve lâkin o kavmin ziynetinden bir takım ağırlıklar yüklenmiş idik, onları ateşe attık, kezalik Sâmirî de bıraktı. (Elmalı)

 

 Kalu ma ahlefna mev’ıdeke Bi melkina onlar kendilerini şöyle savundular. Biz sana verdiğimiz sözü keyfimizden çiğnemedik ve lakinna hümmilna evzaren min ziynetil kavm fakat Mısır halkının ziynet eşyalarına haksız yere konmuştuk. Arka planda verilen bilgilere göre ki bunu, bu ayeti doğrulamakta bu bilgiler, onlar Mısır’dan çıkmadan önce olayın geleceğini bildikleri için, planı bildikleri için komşuları olan Mısır’lılardan kendilerinin mesleğinin de kuyumculuk olması hasebiyle ziynet eşyalarını toplamışlardı. Ya da kendi işyerlerine sipariş verilen ziynet eşyalarının tamamını da almışlardı, getirmişlerdi. Yani haksız yere Mısır’lıların ziynet eşyalarına, altınlarına konmuşlardı.

 Vicdan azabı duymuş olacaklar ki bu ziynet eşyalarını taşıyor olmaktan dolayı, fekazefnaha biz onları kaldırıp attık. fekezâlike elkas Samiriyy bunun üzerine Samiriyy’de onları aldı eritmek ve put yapmak için, heykel yapmak için ateşle attı.

 Bu onların atışıyla, Samiriyy’in atışı farklı kelimelerle ifade ediliyor. Biri kazefe; kaldırıp atmak. Bir daha almamak için atmak. Öbürü ise elka; bırakmak, içine koymak biçiminde atmak olarak. Onun için vicdan azabı ile attıkları o takıları samiriyy alıp, apis kültünün bir türevi olan inek yavrusu yapmaya kalktı. Onları eritti ve bir buzağı, inek yavrusu heykeli döktü.


88-) Feahrece lehüm ‘ıclen ceseden lehu huvarün fekalu hazâ ilâhuküm ve ilâhu Musa fenesiy;

 (Samirî) onlar için böğürebilen bir buzağı heykeli oluşturdu… Bunun üzerine dediler ki: “İşte bu hem sizin tanrınız ve hem de Musa’nın tanrısıdır; fakat Musa unuttu!” (A.Hulusi)

 088 – Derken onlara bir dana, böğürmesi var bir ceset çıkardı, bunun üzerine dediler ki işte bu sizin ilâhınız ve Musâ’nın ilâhı fakat unuttu. (Elmalı)


Feahrece lehüm ‘ıclen ceseden lehu huvar Derken o onların önüne böğürme sesi çıkaran bir dana heykeli koydu. Böğürme sesini de şöyle çıkardığı zikredilir tarihsel kaynaklarda; esen rüzgarın önüne ağzı ile arkası arasına bir özel düzenek yapmış esen rüzgara doğru koyduğunda rüzgar içinden geçerken ses çıkarıp sanki böğürüyormuş, dana sesi çıkarıyormuş, buzağı sesi çıkarıyormuş gibi bir düzenek kurmuş. fekalu hazâ ilâhuküm ve ilâhu Musa fenesiye daha sonra birbirlerine işte sizin de Musa’nın da ilahı buydu. Fakat o unuttu dedi Samiriyy onlara.

 Düşmanına aşık olmak işte bu. Düşmanının putuna tapmak, prestiş etmek. Kur’an da bu;

 ..lehum kûnû kıradeten hasiiyn. (Bakara/65) aşağılık maymunlar oldunuz biçiminde geçiyor. Aşağılık maymunlara döndünüz. Yani tabiatınız maymunlaştı. O kadar taklitte ileri gittiniz ki düşmanınıza aşık oldunuz.

 Meriç ustanın o ölümsüz ifadesi ile; “Kendisini kirleten zorbanın bevlini şifa niyetine içen aptal uşak rolü oynamak.” Diyor. İşte bu. Dolayısıyla biz Yahudileşen İsrail oğullarının böyle bir sapmaya kurban gittiklerini görüyoruz. Onlar aynı zamanda..! Samiriyy bunu söylerken aynı zamanda Hz. Musa’nın sarayda yetişmiş bir prens olduğuna da bir gönderme yapıyor. Yani onun da tanrısıydı ama o unuttu. Demeye getiriyor.


89-) Efela yeravne ella yerci’u ileyhim kavlen ve lâ yemlikü lehüm darren ve lâ nef’a;

 Görmüyorlar mı ki o (buzağı) onların hitabına cevap vermez, onlara ne bir zarar ne de yarar sağlar! (A.Hulusi)

 089 – Şu hakikati görmüyorlar mı idi ki o onlara bir söz iade edemiyor ve kendilerine ne bir zarar ne de bir menfaat eriştirmeğe malik olamıyordu. (Elmalı)


Efela yeravne ella yerci’u ileyhim kavle Fakat onlar görmüyorlar mı ki bu heykel kendilerine tek kelime cevap veremez. ve lâ yemlikü lehüm darren ve lâ nef’a dahası kendilerine ne zararı verebilir, ne de yarar sağlayabilir. Heykele prestiş etmek, insan aklına hakarettir. İşte bu ayet aslında onu ima ediyor. Kur’an mitostan logosa çağırıyor. Yani mitolojiden akla çağırıyor. Fakat her putperestlik insanın akıldan efsaneye çağırıyor. İşte insanın insanlığına bir hakarettir her putperestlik. Burada da onu gösteriyor. Çünkü düşünebiliyor musunuz insan kendisinden aşağı bir yaratığa kul oluyor. Eşyaya kul oluyor. Aslında bunun sembolik karşılığı, ifadesi budur.


90-) Ve lekad kale lehüm Harunu min kablü ya kavmi innema fütintüm Bih* ve inne RabbekümürRahmânu fettebi’uniy ve etıy’u emriy;

 Andolsun ki, daha önce Harun onlara şöyle dedi: “Ey halkım… Siz onunla sadece sınandınız… Muhakkak ki sizin Rabbiniz Rahmân’dır… Öyle ise bana tâbi olun ve emrime itaat edin!” (A.Hulusi)

 090 – Kasem olsun ki önceden Hârun onlara: Ey kavmin siz bununla sırf bir fitneye tutuldunuz ve doğrusu sizin rabbiniz ancak Rahmandır, gelin bana tâbi’ olun ve emrime itaat edin demişti. (Elmalı)


Ve lekad kale lehüm Harunu min kablü ya kavmi innema fütintüm Bih Üstelik Musa dönmeden önce Harun onlara ey kavmim demişti. Fena halde tongaya düşürüldünüz. ve inne RabbekümürRahmânu fettebi’uniy ve etıy’u emriy zira unutmayın ki sizin rabbiniz O, sınırsız rahmet kaynağıdır.  O halde artık beni izleyin ve benim talimatlarıma uyun.

 Tevrat’ın çıkış bölümünün 32. babının 1 – 5. pasajları Hz. Harun’un buzağı heykelini yapıp ona tapan kişi olduğunu söyler. Bir peygambere yapılmış bu ağır iftirayı Kur’an işte bu ayetlerle reddeder. Tevrat Hz. Harun’u buzağı heykelini yaptıran ve ona ilk tapan olarak takdim ederken, Kur’an ona yapılmış bu iftirayı reddederek Hz. Harun’u buna karşı çıkan bir kişi olarak sunar.


91-) Kalu len nebraha aleyhi akifiyne hatta yerci’a ileyna Musa;

 Dediler ki: “Musa bize geri dönene kadar, ona (buzağıya) tapınıp durmaya devam edeceğiz.” (A.Hulusi)

 091 – Biz dediler: bunun başına devam edip durmaktan asla ayrılmayız tâ dönünceye kadar bize Musa. (Elmalı)


Kalu len nebraha aleyhi akifiyne hatta yerci’a ileyna Musa onlar dediler ki Musa bize dönüp gelinceye kadar asla ona tapmaktan geri durmayacağız. Hz. Harun’un bu uyarısına, bu karşı çıkışına rağmen onlar Hz. Harun’a böyle çıkıştılar.

 Evet, abidiyn yerine akifiyn kullanılması çok ilginçtir bu ayette. Doğrudan tapınmadıklarını, altın buzağı heykeline tazim, saygı ve perestij gösterdikleri için vahiy bunu bir tapınma olarak takdim ediyor. Yoksa mesela akifiyne kelimesi yerine abidiyn kullanabilirdi ve ibadet ettiklerini söyleyebilirdi. Ama farklı, dolaylı bir kelime kullanarak onların, ona gösterdiği saygıyı vahiy tapınma olarak takdim ediyor.


92-) Kale ya Harunu ma meneake iz raeytehüm dallu;

(Musa) dedi: “Ey Harun! Bunların sapıttığını gördüğünde niye onları engellemedin?” (A.Hulusi)

 092 – Ey Hârun, dedi, sana ne mani’ oldu da bunların dalâlete düştüklerini gördüğün vakit. (Elmalı)

 

 Kale ya Harunu ma meneake iz raeytehüm dallu Musa dönünce ey Harun dedi onların sapıttıklarını gördüğün halde neden engel olmadın.


93-) Ella tettebi’an* efe’asayte emriy;

 “Bana tâbi olarak (onlara doğruyu göstermedin)? Emrime isyan mı ettin?” (A.Hulusi)

 093 – Benim ardımca gelmedin, emrime isyan mı ettin. (Elmalı)


Ella tettebi’ani bana uyman gerekmiyor muydu efe’asayte emriy şimdi sen emrime karşı gelmiş olmadın mı.

 A’raf/142. ayetinde (Hz. Harun’a) görevimi sen üstlen demişti Hz. Musa bırakıp vahiy almaya giderken. Düzeni sağla, sakın bozgunculara meydan verme, fırsat verme demişti, böyle uyarmıştı. Bu ayette o hatırlatılıyor.


94-) Kale yebneümme lâ te’hüz Bi lıhyetiy ve lâ Bi re’siy* inniy haşiytü en tekule ferrakte beyne beniy israiyle ve lem terkub kavliy;

 (Harun) dedi ki: “Ey anamın oğlu! Saçıma, sakalıma yapışıp durma! Muhakkak ki ben: ‘İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü tutmadın’ demenden korktum.” (A.Hulusi)

 094 – Ey anamın oğlu dedi, sakalımı başımı tutma, emîn ol ki dediğime bakmadın da Benî İsraîl arasına tefrika düşürdün dersin diye korktum. (Elmalı)


Kale yebneümme lâ te’hüz Bi lıhyetiy ve lâ Bi re’siy ey anamın oğlu dedi Hz. Harun sakalımı saçımı çekiştirip durma inniy haşiytü en tekule ferrakte beyne beniy israiyle ve lem terkub kavliy inanki senin bana İsrail oğulları arasına ayrılık tohumları saçtın, nasihatimi dinlemedin demenden çekindim.

 A’raf/150. ayetindeki savunmasında Hz. Harun İsrail oğullarının bu sapma sırasında kendisini öldürmeye bile kalkıştıklarını söyleyecektir. Hayati tehlike atlattığını söyleyecektir. Ki ora ile irtibatlı bu ayetler.


95-) Kale fema hatbüke ya Samiriyy;

 (Musa) dedi ki: “Senin amacın nedir, yâ Samirî?” (A.Hulusi)

 095 – Ya ey Sâmirî, senin derdin ne? (Elmalı)

 

 Kale fema hatbüke ya Samiriyy Musa; Peki ey Samiriyy ya senin derdin neydi dedi.


96-) Kale besurtu Bi ma lem yebsuru Bihi fekabadtu kabdaten min eserir Rasûli fenebeztüha ve kezâlike sevvelet liy nefsiy;

 (Samirî) dedi ki: “Onların algılayamadıklarını ben fark ettim! Rasûlün eserinden (bildirdiği B sırrı kuvvesini kullanarak) birazcık aldım da onu (altınların eridiği karışıma) attım… İşte böylece nefsim, (hakikatimden gelen kuvveyi) açığa çıkarmaya teşvik etti.” (A.Hulusi)

 096 – Ben dedi, onların görmediklerini gördüm de Resulün izinden bir avuç avuçladım da onu attım, ve bana nefsim böyle hoş gösterdi. (Elmalı)


Kale besurtu Bi ma lem yebsuru Bih O dedi ki; Ben bu işe onların göremedikleri bir noktadan bakıyorum.

 Bu ayet çerçevesinde klasik tefsirlerde yer alan ve hiç biri de Kur’an ve sünnet tarafından desteklenmeyen delillere dayalı anlama biçimini bir tarafa bırakmak lazım. Çünkü onlar İsraili rivayetlere dayanıyor. Eğer onu bir tarafa bırakırsak büyük müfessir Ebu Müslüm Isfahani’nin ayeti en doğru olarak yorumladığını ve onun da Razi tarafından hem de 4 delille desteklendiğini esas alarak bendeniz Ebu Müslüm el Isfahani’nin bu ayeti anlama biçiminin doğru anlama olduğunu tasdik ederek onu tercih ettim.

 Onun için de Burada ki; Kale besurtu Bi ma lem yebsuru Bih dedi ki ben bu işe onların göremedikleri bir noktadan bakıyorum şeklindeki anlamı tercih ettim. Yoksa şöyle de bir anlam verilmiş; Ben onların görmediğini gördüm. Tabii bunun arka planında yer alan ve desteği olmayan hikayelere göre Cebrail’in atının ayağını bastığı yerle ilgili bir mucize keşfettim ve oradan bir avuç toprak aldım fekabadtu kabdaten min eserir Rasûli fenebeztüha ve oradan bir avuç toprak alarak resulün izinden oraya bıraktım. Yani yaptığım altın heykelin içine bıraktım şeklinde anlamışlar fakat bu hikayeyi bir tarafa bırakırsak şöyle anlaşılabilir;

 Bu nedenle de elçinin yani Hz. Musa’nın inanç sisteminden etkili bir parçayı çekip aldım ve kaldırıp attım. Doğrusu da budur. ve kezâlike sevvelet liy nefsiy zira güdülerim beni böyle yapmaya sevk etti.

 İşte burada Ebu Müslim ve İ. Razi’ye göre dinden bir parça eser, dinden bir parça olarak anlaşılmalı. Eğer tasavvurunu hakikat yerine güdüler inşa ederse insanın, insan eşyaya böyle kul olur. Belki burada bu ayette verilen en güzel derste budur.


97-) Kale fezheb feinne leke fiyl hayati en tekule lâ misas* ve inne leke mev’ıden len tuhlefeh* venzur ila ilâhikelleziy zalte aleyhi akifa* le nuharrikannehu sümme lenensifennehu fiyl yemmi nesfa;

 (Musa) dedi ki: “Git! Muhakkak ki hayatın boyunca insanları ‘bana dokunmayın’ diyerek yanına yaklaştırmamalısın… Ayrıca senin için, kendisine asla karşı çıkamayacağın kesin bir son var… Tapınıp durduğun tanrına bir bak! Kesinlikle onu yakacağız, sonra onu un ufak edip, denize savuracağız.” (A.Hulusi)

 097 – Haydi, dedi, defol, çünkü sana hayatta şöyle demek var, temas yok, hem sana bir vaat var ki ona aslâ hulfedilmiyeceksin, o başını bekleyip durduğun ilâhına da bak, her halde biz onu yakacağız da yakacağız, sonra da kül edip onu muhakkak deryaya dökeceğiz. (Elmalı)


Kale fezheb feinne leke fiyl hayati en tekule lâ misas Musa ona, Samiriyy’e defol git dedi. Ama iyi bil ki bundan böyle senin hayatın bana dokunmayın demekten ibaret olacaktır. Yani tecrit edileceksin, toplumda yalnız kalacaksın. ve inne leke mev’ıden len tuhlifeh bir şeyi daha unutma ki seni öte dünyada asla atlatamayacağın bir buluşma daha beklemektedir. venzur ila ilâhikelleziy zalte aleyhi akifen şimdi kendisine tapınmakta bunca ısrar ettiğin tanrına dön de bir bak bakalım diyor, Hz. Musa devam ediyor le nuharrikannehu sümme lenensifennehu fiyl yemmi nesefa onu cayır cayır yakacak ardından da suya savuracağız.


98-) İnnema ilâhukümullâhulleziy lâ ilâhe illâ HU* vesi’a külle şey’in ılma;

 Ulûhiyet sahibiniz sadece Allâh’tır… Tanrı yoktur sadece “HÛ”! İlmiyle her şeyi (her yönden) kuşatandır!

 098 – Sizin ilâhınız ancak o Allah dır ki ondan başka ilâh yok, o ilmi ile her şey’i kuşatmıştır. (Elmalı)


İnnema ilâhukümullâhulleziy lâ ilâhe illâ HU şu gerçeği hiç unutmayın ey bu vahyin tüm okuyucuları Ey Musa’ya, İsa’ya, Muhammed’e, tüm resullere Nebilere inen vahiyleri takip eden tüm insanlık. Şu gerçeği hiç unutmayın; İlahınız yalnızca kendisinden başka tanrı olmayan Allah’tır. vesi’a külle şey’in ılma onun bilgisi her şeyi kuşatmıştır. Yalnız onun bilgisi her şeyi kuşatmıştır. Onun içinde Allah’ı bırakıp ta daha aşağı varlıklara kulluk etmeyin. Kula kul olmayın, eşyaya hiç kul olmayın. Eşya sizin için yaratılmıştır. Siz eşya için değil. Eşyaya kul olan aslında şunu iyi bilsin ki kendi şahsiyet ve şerefini, insanlık değerini beş paralık etmiş olur. Çünkü senin merkebin olarak yaratılmış olan eşyayı, sen sırtına bindirmiş onun merkebi olmuş olursun.

 Böyle olmaktan Allah’a sığınırız.


“Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

 Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 01 Haziran 2012 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: