RSS

İslamoğlu Tef. Ders. ŞU’ARÂ SURESİ (001-059)(115)

21 Eyl

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

BismillahirRahmanirRahıym

 

El Hamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn Vesselatü Vesselâmü alâ Resulüna Muhammedin ve alâ alihi ve ashabihi ecmaiyn.

Rabbişrah liy sadriy;

Ve yessirliy emriy;

Vahlül ukdeten min lisaniy;

Yefkahu kavliy; (Taha 25-26-27-28)

Rabbim, göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi, çöz düğümü dilimden, ki anlasınlar beni. Amin!

Değerli dostlar Hz. Musa’nın Kur’an ın ölümsüzleştirdiği bu duasıyla, yine ondan ayrıntılı bir biçimde söz ettiği bir sureye giriyoruz. Yepyeni bir sureye, Şu’arâ suresine.

Kur’an şairlere bir sure ayırmış, adeta kutsal kitaplar içerisinde şairlere sure ayırmasıyla temayüz etmiş. Şiire verdiği değeri böylece göstermiş. Sevgili efendimiz belki de yer yüzünde şiire en büyük ödülü veren bir önder, bir rehber olarak temayüz etmiş Banet süad’ını okuyan Kaab Bin Züheyr’e sırtındaki mübarek hırkasını ödül olarak sunmuş. Yine efendimiz yanında şairler istihdam etmiş Hassan Bin Sabit gibi, Kaab Bin Züheyr gibi şairler.

Bu surede şairler ikiye ayrılmış şiiri bir dezenformasyon, bir bilgi saptırma aracı olarak kullanan şaman şairler. Onlar reddedilmiş. Onlar Allah’ın rahmetinden dışlanmış ve lanetlenmiş. İkincisi ise hakikatin aracısı olan hakikati şiir dili ile insanlara ulaştıran, ulaştırma çabası içinde olan dürüst şairler, güvenilir şairler ve Allah’a güvenen iman eden şairler.

Hemen burada Resulallah’ın ünlü bir hadisi akla gelebilir.

“Sizden birinin bilincinin şiirle dolmasından karnının irinle dolması hayırlıdır.”

Tarihte daha ilk nesilden itibaren yanlış anlaşılmalara açık olduğu bilinen bu hadisi, Hz. Aişe’nin yanında şiiri tümüyle teşmir ederek şiiri ve şairleri kınayıcı bir üslupla nakleden birine Hz. Aişe “hayır” demişti. “Resulallah senin kastettiğini hiç kastetmedi. O şiiriyle putperestlik yapan, şiiriyle hakikatle insanlar arasına gerilen, şiirini imana karşı, ahlaka karşı, Allah’a karşı savaş aracı olarak kullanan şairleri ve şiiri kastetmişti.” Diye uyarmıştı.

Şu’arâ suresi Kur’an ın temsi tedvinde 26. suresi. Adını 224. ayetinden alır. İniş zamanı Mekke döneminin 5. yılına muhtemelen tekabül eder. Hatta bu ihtimali 4. yılın sonuna da tarihleyebiliriz.

Konusu 2. tekil şahıs zamirinin en çok kullanıldığı, yani “ke”, sen zamirinin en çok kullanıldığı surelerden biri  oluşundan yola çıkarak sevgili efendimiz, vahyin ilk muhatabı Resulallah’ın şahsiyetini inşa amaçlı olduğunu hemen söyleyebiliriz.

Daha 3. ayetinde; Lealleke bahı’un nefseke ella yekûnu mu’miniyn (3)mümin olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin diyerek alemlere rahmet olanın, insanlığa olan sonsuz şefkat ve muhabbetini ifade buyuruyordu. İnsanlığa olan bu büyük şefkatinin geldiği noktayı dile getiriyordu.

Yine surede Hz. İbrahim ve Hz. Musa A.S.’ın örnek mücadeleleri nakledilir. Aslında bu da bir şahsiyet inşasıdır. Öncelikle ilk muhatap olan Hz. Peygamberin şahsiyetinin inşası.

Yine surede inkarcılara ibret olarak Nuh kavmi, azgın Ad kavmi, azgın Semud kavmi, azgın Eyke ahalisi gibi tarihte feci akıbete uğramış olan uygarlıklar mahvolmuş uygarlıklar dile getirilerek müşrikler tehdit edilir, uyarılır ve daha sonra vahye karşı direnecek tüm uygarlıklar da bu uyarıdan nasibini almış olur. Ve bütün bu anlatılan ibret ve örneklerin sonunda 8 kez, evet tam 8 kez şu ayetler tekrarlanır.

İnne fiy zâlike leayeh. Bu anlatılan örnek ya da ibretlik olayda alınacak çok dersler var. ve ma kâne ekseruhüm mu’miniyn (8) fakat ders almayan insanlar onların çoğu ders almadığı içinyine de iman edecek değillerdir. Yani hem ilk muhatap olan nebiye, hem de tüm muhatap olan müminlere; siz ilahi vahyi ne kadar iyi iletirseniz iletin, ders alan bir gözle, akleden bir kalple, gören bir nazarla, işiten bir kulakla, fikreden bir kafa ile bakmayanlar, doğru yerden bakmayanlar yine de iman etmeyecekler ilkesini, yasasını hatta dile getirmektedir ve devamında;

Ve inne Rabbeke le”HU”vel Aziyzur Rahıym (9) bu 8 kez geçen ibarenin, ayetlerin sonuncusu bu. Ama bütün bu gerçeklere rağmen hiç aklından çıkarmaman gereken bir şey var ki o da senin rabbin çok yücedir, merhametin kaynağıdır. Yani Allah düşüncesi eğer aklına bir tek unsurla, bir tek imajla gelecekse bu sonsuz merhamet imajı olmalıdır. Allah tasavvurunun zemininde O’nun sonsuz merhameti yatmalıdır. Yani bütün bu olayları, insanlık tarihini, vahye karşı insanlığın durumunu ele alırken aklından çıkarmaman gereken şey Allah’ın varlıklara karşı, özelde insana karşı sınırsız bir merhamet taşıyor olmasıdır. Zaten bu vahyi insanlığa indirmesi de bu merhametin bu rahmetin bir gereğidir. Ve sure en sonunda şairlere ayırdığı 4 ayetle biter.

Şairleri ikiye ayırdığını başlangıçta söylemiştim. Hakikate ağız olan şairler, hakikate engel olan şairler. Ama belki de tüm surenin berceste ayeti, anahtar ayeti, akıllardan hiç çıkmaması gereken ayeti son ayetidir.

..ve seya’lemülleziyne zalemu eyye münkalebin yenkalibun. (227) dünyanın, tarihin, bu günün ve geleceğin tüm zalimlerine hitaben Kur’an bu surenin son ayetinde işte bu ültimatomu, bu notayı verir. Zalimler zamanı gelince nasıl bir inkılap ile baş aşağı olacaklarını bilecekler, görecekler. Sure kısaca böyle özetlenebilir ve bu özetin arkasından şimdi sureyi tefsire geçebiliriz.

 

BismillahirRahmanirRahıym

 

1-) Taa, Siiiiyn, Miiiiym;

Ta, Siin, Miim.(A.Hulusi)(A.Hulusi)

001 – Ta, Sin, Mim.(Elmalı)

 

Bu heca harfleri hurufu Mukadda diye bilinen kesik harfler Kur’an da birçok surenin başında bulunan ve yorumu konusunda birden fazla görüş olan harflerdir. Bu konuda ilgili surelerde uzunca malumat verdiğimiz için, özellikle Bakara suresinin başında ve müteakip hurufu mukadda ile başlayan surelerde uzunca malumat verdiğimiz için burada malumat verme gereği duymuyoruz.

 

2-) Tilke ayatül Kitabil mubiyn;

Bunlar apaçık ortada olan BİLGİnin (Sünnetullâh’ın) işaretleridir. (A.Hulusi)

002 – Bunlar sana o mübin kitabın âyetleri. (Elmalı)

 

Tilke ayatül Kitabil mubiyn bunlar kitabın açık ve açıklayıcı olan ayetleridir.

Bunlar dediği elbette bu sureyi oluşturan ayetler, bu ayette dahil. Ama bu ayetin anahtar kelimesi; el mubiyn. Hem özünde açık, hem de açıklayıcı. Hem müfessir, açıklayan. Hem Müfesser, açıklanmış demektir. Hem her türlü açıklamayı barındıran içinde, hem de muhatabının anlaması için en açık şekilde gönderilmiş olan demektir.

Peki anahtar oluşu nereden kaynaklanmaktadır? Şundan; her türlü “biz anlamayız” iddiasını peşinen ret içindir. Yani, aman biz Kur’an ı anlayamayız ki, o çok yüce bir kitap. Aslında Kur’an a bundan büyük hakaret olmaz. Kur’an ı yüceltme adına, Kur’an ı bir tür yalanlamadır bu yaklaşım. Çünkü Kur’an kendisinin mubiyn olduğunu söyleyecek, siz ise tam tersini söyleyeceksiniz. Yani ben açığım, anlaşılabilirim, herkes beni anlayabilir diyecek, siz ise hayır, sen anlaşılamayacak kadar yücesin diyeceksiniz.

Bu aslında Kur’an ı anlamamak ve yaşamamakta direnenlerin Kur’an a vermek istediği bir rüşvettir başka bir şey değil. Bu inananlardan gelebilecek bir yamuk yaklaşıma cevap. Bir de inanmayanlardan vahye yönelebilecek, aşağılayıcı bir tavır var. O da; Bu ne anlaşılmaz bir metin, bu ne karmaşık bir kitap şeklinde, özellikle oryantalistlerden çok işittiğimiz bu tip bir aşağılamaya karşı da hayır, siz önyargılı davranıyorsunuz. Bu aksine Allah’tan apaçık olarak gelmiş, hem de açıklayıcı olan, yani kapalı şeyleri bile açıklayan bir vahiydir, mesajdır.

Zaten mesaj muhatabın anlaması için gönderilir. Muhatap anlamasın diye mektup yazan gördünüz mü. Mesajı alan anlamasın diye mesaj gönderen duydunuz mu? Men feteha femehu galebe fehmehu. Ağzını açan anlaşılmayı ister. Heideggerde öyle demiyor muydu. Ağzını açan anlaşılmayı ister. Kaldı ki rabbimiz anlaşılmasın diye mesaj gönderir mi? Engin, sınırsız rahmetinin bir ifadesi olan mesajı, vahyi.

 

3-) Lealleke bahı’un nefseke ella yekûnu mu’miniyn;

İman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin? (A.Hulusi)

003 – Sen âdetâ kendine kıyacaksın mümin olmayacaklar diye. (Elmalı)

 

Lealleke bahı’un nefseke ella yekûnu mu’miniyn mümin olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin. Alemlere rahmet olanın insanlığa şefkati böyle olur değil mi. Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin.

Beh’a hayvanı tümüyle kesip koparacak şekilde boğazlamaktır köken olarak. Yani hayatını feda edeceksin, kendini helak edeceksin.

Ya Ali diyordu sevgili Nebi Hayber’in fethi günü. Ya Ali gel buraya. Çünkü Ali kahramanlık şiirleri okuyordu. Düşmanın üzerine rüzgar gibi eseceğim, topunun kellesini kökünden keseceğim mealinde şiirler. Döndü Resulallah Hz. Ali’ye dedi ki; Vallahi Ya Ali senin elinle bir kimsenin hidayete ermesi, bir varyantında daha haberin yer yüzünün tamamını fethetmenden, yer yüzünün anahtarlarını bana teslim etmenden hayırlıdır. Bir başka meşhur varyantında ise. Kızıl develere sahip olmandan, ki dünyalığın en güzelini ifade ederdi bu Arap dilinde daha hayırlıdır. Resulallah’ın insanlığa olan şefkati buydu. Bir Adem; bir alem diye yürümüştü.

Onun için bir tek insanın iman ile arasına engel girmişse, o engeli kaldırmak için ödemeyeceği bedel yoktu. Zaten bir ömrü insanla iman arasına giren engeli kaldırmak için geçmedi mi? Bütün bir ömründe rahat yüzü görmemiş olmasının sebebi insana olan bu merhamet ve şefkati değil mi? İşte u ayet onun insana olan merhametinin geldiği boyutu çok güzel ifade ediyor.

 

4-) İn neşe’ nünezzil aleyhim mines Semai ayeten fezallet a’nakuhüm leha hadı’ıyn;

Eğer dilesek semâdan üzerlerine bir mucize inzâl ederiz de, zorunlu olarak boyunları bükülüp, hükmü kabul ederler! (A.Hulusi)

004 – Dilersek üzerlerine Semadan bir âyet indiriveririz de ona boyunları eğile kalır. (Elmalı)

 

İn neşe’ nünezzil aleyhim mines Semai ayeh eğer dileseydik onlara semadan öyle bir belge indirirdik ki, fezallet a’nakuhüm leha hadı’ıyn onun karşısında mecburen boyun büker baş eğerlerdi. Yani başka çıkış yolu kalmamacasına teslim olurlardı. Ama bu teslimiyet İslam olmazdı. Çünkü böyle dilemedik. Peki ne diledik? Fahvel hitaptan, söz geliminden anlıyoruz ki; Fakat Allah bunu dilemedi. İrade verdi ve sizin seçmenizi diledi. Neden? Çünkü imanın manevi, ahlaki değeri özgür tercihten kaynaklanır. İnan değerini insanın özgür tercihinden, hür iradesinden alır. Başına silah dayayarak iman etmiş bir insanın imanının değeri olmaz.

 

5-) Ve ma ye’tiyhim min zikrin miner Rahmâni muhdesin illâ kânu anhu mu’ridıyn;

Ne zaman kendilerine Rahmân’dan yeni bir hatırlatma gelse, hep ondan yüz çevirirler. (A.Hulusi)

005 – Bununla beraber Rahmandan kendilerine yeni bir zikir gelmiyor ki ondan yüz çevirmiş olmasınlar. (Elmalı)

 

Ve ma ye’tiyhim min zikrin miner Rahmâni muhdesin illâ kânu anhu mu’ridıyn ama onlara Rahman’ın katından yeni bir hatırlatıcı mesaj gelse, yeni bir vahiy gelse kesinlikle ondan yüz çevirirler. Ona boyun eğmezler, yani iradelerini doğru kullanmazlar. Allah onlara güvendi, güvenini irade vererek gösterdi, fakat onlar Allah’a güvenmedi. Allah’ın kendilerine olan güvenini de istismar etti, boşa çıkardı. Allah’ın kendilerine olan güvenini boşa çıkaran kişiler Allah’ın gazabını hak etmezlerde neyi hak ederler. İnsanın irade özgürlüğünü kötüye kullanmasına atıf yapıyor bu ayet.

 

 6-) Fekad kezzebu feseye’tiyhim enbau ma kânu Bihi yestehziun;

 Gerçekten yalanladılar! Alay edegeldikleri şeyin haberleri, kendilerine yakında gelecektir. (A.Hulusi)

006 – Evet tekzip etmekteler, fakat onlara o istihza ettikleri şeyin müthiş haberleri gelecek. (Elmalı)

 

Fekad kezzebu kaldı ki işte onlar bunu da yalanladılar. Yani bu onun göstergesi. feseye’tiyhim enbau ma kânu Bihi yestehziun buna rağmen alay edip durdukları haberler yine de karşılarına çıkartılacaktır. Yani burada fiilen söylenen şu; Bu ayetlerde ve müteakip ayetlerde vahyin tamamı boyunca onların inkarına aldırmaksızın Allah hakikati söylemeyi sürdürecek. Buradan yola çıkarak şu sonuca varabiliriz; İnkar ihtimaline bakarak hakkı ispat ve davet görevi, yükümlülüğü boynunuzdan düşmez. Muhatabınızın inkar etme ihtimali var diye sizin Hakkı ispat göreviniz sizden sakıt olmaz. Kalkmaz.

Onun için onun hangi ihtimal hesaplarında olduğu sizi ilgilendirmez. Görevinizi yapmakla memursunuz, mecbursunuz. Onun için insanoğlunun vahyi inkar etme ihtimali vahyin inmeme gerekçesi olabilir miydi? Böyle olsaydı Allah’ın insana olan merhametinin vahiy biçiminde tezahür etmesi söz konusu olur muydu. Kaldı ki insanlar daima bu konuda iki tür tepki verecekler. Hem olumlu, hem olumsuz. Verecekler ki iradenin imtihanı olsun. Verecekler ki irade işe yarasın, verecekler ki hayat bir sınav olsun. Verecekler ki cennet ve cehennem yerini bulsun. Verecekler ki suyu getirenle testiyi kıran bir olmasın. Verecekler ki adalet yerini bulsun.

 

7-) Evelem yerav ilel Ardı kem enbetna fiyha min külli zevcin keriym;

Görmediler mi arzı ki, orada her cömert çiftten (genetik çifte sarmalından) nice (şeyler) yetiştirip büyüttük? (A.Hulusi)

007 – Arza bir bakmadılar da mı? biz onda her hoş çiftten ne kadar bitirmişiz. (Elmalı)

 

Evelem yerav ilel Ardı kem enbetna fiyha min külli zevcin keriym peki, şimdi onlar yer yüzüne bakıp ta orada her bir güzel çiftten nicelerini, ya da şöyle çevirelim daha doğru olur; her bir çiftten en güzel, en yararlı ve en iyilerini bitirdiğimizi, yetiştirdiğimizi hiç mi görmezler.

Tabiat, kevni ayetler. İşte onu okumaya davet ediyor. Yani bu ayetlerle kainat ayetleri arasında bağ kurmazsanız, ikisini de doğru anlayamazsınız. Onun için siz bu ayetlerin kainat ayetlerinden bağımsız olduğunu mu sanıyorsunuz. Aslında bunların söylediği ile ağaçların söylediği aynı şey. Şu ayetlerin insana hitabı ile, güneşin, yerin, göğün hitabı aynı kapıya varıyor eğer okumayı, eğer bakmayı, nereden bakacağınızı biliyorsanız.

min külli zevcin keriym oradaki anahtar keriym. varlığın en güzel amaca hizmeti. Yani etrafınıza bakın. Gördüğünüz her şey amacına hizmet ediyor. Peki ya sen? Ya sen ey insan? Neye hizmet ediyorsun. Allah’ın senden istediği aslında ekstra bir şey değil. Amacına hizmet. Kendi amacına yaratılış amacına hizmet. Çünkü senin yaratılış amacın yer yüzünde amacına uygun bir hayatı inşadır. Sen bir ustasın ve dolayısıyla usta yetiştirmek için indirilmiştir bu prospektüs, bu kullanma kılavuzu. İnsanın kullanma kılavuzudur. Bu bir yol haritasıdır. Bu bir ustalık belgesidir. Yani insan; Allah seni yetiştirecek, Allah seni vahiy ile inşa edecek sen de hayatı inşa edeceksin. Vahiy ilahi bir inşa projesidir.

 

😎 İnne fiy zâlike leayeten, ve ma kâne ekseruhüm mu’miniyn;

Muhakkak ki bunda bir işaret vardır… Onların ekseriyeti (Hakk’a, hakikatlerine) iman etmemişlerdir. (A.Hulusi)

008 – Şüphesiz ki bunda mutlak bir âyet var, hem de ekserîsi mümin olmadı. (Elmalı)

 

İnne fiy zâlike leayeh kuşku yok ki bunda alınacak derin dersler vardır. ve ma kâne ekseruhüm mu’miniyn fakat insanların çoğu yine de inanmayacaktır. Yani ders alınacak böylesine derin bir mesajdan dahi etkilenmeyecek yığınlar olacaktır. Yığınlar, kitleler, kalabalıklar ibret almazlar, ders almazlar. Dolayısıyla iman etmezler.

Bir öncesiyle bu ayet arasında ki doğrudan irtibat çok önemli. Nedir bu önem? İman etmemenin zemininde ders almama var. İbret almayanlar güvenmezler. Onun için imanın ahlaki anlamı güvendi. Allah bu manada mümindi ve insandan da mümin olmasını istiyordu.

 

 9-) Ve inne Rabbeke le”HU”vel Aziyzur Rahıym;

Muhakkak ki senin Rabbin “HÛ”; El Aziyz’dir, Er Rahıym’dir. (A.Hulusi)

009 – Ve şüphesiz ki rabbin o öyle azîz, öyle rahîm. (Elmalı)

 

Ve inne Rabbeke le”HU”vel Aziyzur Rahıym ne ki senin rabbin sınırsız rahmet sahibi olan yüceler yücesi bir rabdir.

Allah insan ilişkisinde nihai belirleyici, vasıf, sıfat rahmeti ilahiyedir. Girişte de değindiğim gibi tan 8 yerde aynen gelir bu ayetler. Yani şunu söylemek istiyor gibidir; Sen onların imanını kendini helak edecek derecede arzu edersin de rabbin onlara merhamette senden aşağı kalır mı hiç. Adeta zımnen bu söylenmek isteniyor gibidir.

 

10-) Veiz nada Rabbüke Musa eni’til kavmez zâlimiyn;

Hani Rabbin Musa’ya: “Zâlimler topluluğuna git!” diye nida etmişti. (A.Hulusi)

010 – Bir vakit da rabbin, Musa’ya nidâ buyurdu: git o zalim kavme dedi. (Elmalı)

 

Veiz nada Rabbüke Musa işte ilk örneğine girdi sure. İlk örneği Hz. Musa’nın dillere destan mücadelesi. Hani bir zamanlar rabbin Musa’ya şöyle nida etmişti: eni’til kavmez zâlimiyn.

 

11-) Kavme fir’avn* ela yettekun;

“Firavun’un halkına… Korkup korunmayacaklar mı?” (A.Hulusi)

011 – Firavun kavmine, daha sakınmayacaklar mı? (Elmalı)

 

Kavme fir’avn şu firavunun kavmine, şu zalim kavme, firavunun kavmine, zalimler güruhuna git ela yettekun ve de ki; Hala Allah’a olan sorumluluğunuzu üstlenmeyeceksiniz. Hala kendinize gelmeyecek misiniz. Hala bu şımarıklığı sürdürecek misiniz. Hala Allah’tan bağımsız olduğunuzu düşünecek misiniz.

Muhtemelen bu ayetle başlayan Hz. Musa ile ilgili kıssa Kur’an da ki ilk kıssadır. Hz. Musa ile ilgili Kur’an da bir çok surede bu kıssa farklı boyutlarıyla anlatılır. Fakat muhtemelen ilk anlatıldığı, Kur’an ın iniş sürecinde ilk geldiği yer bu sure olsa gerek. Burada Hz. Musa’nın firavuna karşı mücadelesi ele alınır dikkat buyurunuz. Fakat Bakarada da Hz. Musa’nın mücadelesi ele alınır. Ama orada bambaşka bir boyutu ile ele alınır. Nedir o? Orada da kendi Yahudileşmiş toplumuna karşı mücadelesi ele alınır. Yani burada iman mücadelesi, orada ıslah mücadelesine dönüşür. Onun için Mekki surelerde Hz. Musa’nın mücadele boyutu ile, Medeni surelerdeki mücadele boyutu arasında böyle bir fark var.

 

12-) Kale Rabbi inniy ehafü en yükezzibun;

(Musa) dedi ki: “Rabbim, beni yalanlamalarından korkuyorum!” (A.Hulusi)

012 – Ya rab! dedi: doğrusu ben korkarım ki beni tekzip ederler. (Elmalı)

 

Kale Rabbi inniy ehafü en yükezzibun Musa; Rabbim de di, onların beni yalanlamalarından endişe ediyorum. Onlar beni inkar ederler, yalanlarlar diye korkuyorum.

3. ayette ifadesini bulan Hz. peygamberi teskin eden bir ifade bu. Hem de inşa eden aynı zamanda. Nasıl teskin ediyor? Resulallah’ta bu endişeyi duyuyordu ki; iman etmiyorlar, etmeyecekler diye kendini helak edecek kadar sıkıntı duyuyordu.

Aslında ona söylenen; bu sıkıntıyı sadece sen duymuyorsun, senden önceki peygamberler de duydular. Fakat unutma ki Allah onların yardımına nasıl yetişmişse senin de yardımına öyle yetişecek. Ve bir de belki şu ima ediliyor; Musa’nın durumu ey Muhammed, senin durumundan çok daha çetindi. Onu hatırla teselli bul.

 

13-) Ve yedıyku sadriy ve lâ yentaliku lisaniy feersil ila Harun;

“İçim daralıyor, dilim çözülmüyor, bunun için Harun’a (görev) irsâl et!” (A.Hulusi)

013 – ve Göğsüm daralır, dilim açılmaz, onun için Harûn’a da risalet ver. (Elmalı)

 

Ve yedıyku sadriy ve lâ yentaliku lisaniy bu yüzden göğsüm daralacak, dilim dolaşacaktır diye korkuyorum. Hz. Musa devam ediyor. feersil ila Harun işte bu yüzden Harun’a da elçilik ver.

Belki şöyle de anlaşılabilir; Bana değil Harun’a gönder vahyi. Fakat biz Tâhâ suresinde ki bu kıssanın anlatıldığı yerden bakınca bana Harun’u yardımcı olarak tayin et ibaresini gördüğümüz için doğrusunu böyle tespit ediyoruz.

 

14-) Ve lehüm aleyye zenbün feehafü en yaktülun;

“Beni öldürmelerinden korkuyorum; çünkü onların haklı oldukları bir suçum var!” (A.Hulusi)

014 – Hem onlara üzerinde bir günah var, ondan dolayı korkarım ki hemen beni öldürürler. (Elmalı)

 

Ve lehüm aleyye zenbün feehafü en yaktülun üstelik onların lehine, benim aleyhime olan bir suçlama da var. Bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyor, çekiniyorum. Hz. Musa’nın şartları daha ağır demiştik değil mi. İşte ona ima. Burada cinayetle suçlandığı ölümlü kazaya bir atıf var. Ki kasas suresinin 15. ve müteakip ayetlerinde bu kaza dile getiriliyor. Yine kasas suresinin 15 – 16. ayetlerine bakarsanız bu cinayet suçlamasının, aslında Hz. Musa’nın öldürme kastı ile karıştığı bir şey değil bir yumrukla muhatabının ölümüne, kaza envesi ile olduğunu görüyoruz. Hemen arkasından gösterdiği kasas/16. ayetinde ki tepkiden açıkça biz bunu anlıyoruz. Ama buna rağmen Hz. Musa derin bir pişmanlık içinde. Bu elinden çıkan ölümlü kazadan dolayı. İşte onun kendisine hatırlatılıp ondan dolayı ölümle cezalandırılmasından çekindiğini söylüyor.

 

15-) Kale kella* fezheba Bi âyâtiNA inna meaküm müstemi’un;

Buyurdu ki: “Hayır, asla!”… “İkiniz mucizelerimiz – delillerimiz olarak gidiniz… Doğrusu biz sizinle BİRlikteyiz, işiticileriz.” (A.Hulusi)

015 – Hayır, buyurdu: haydi ikiniz bir, âyetlerimizle gidin, her halde biz sizinle beraberiz, dinliyoruzdur. (Elmalı)

 

Kale kella Allah; Asla öyle olmayacak buyurdu. Yani garanti alıyor. Asla öyle olmayacak. fezheba Bi âyâtiNA inna meaküm müstemi’un siz ikiniz ayetlerimizle gidiniz. Elbet sizinle birlikte olup biz de bütün bu olan biteni takip etmekteyiz. Yani Allah seninle beraberdir. Haydi git.

 

16-) Fe’tiya fir’avne fekula inna Rasûlü Rabbil alemiyn;

“İkiniz Firavun’a gelin ve deyin ki: Muhakkak ki biz Rabb-ül âlemîn’in (Esmâ özellikleriyle âlemdekileri yaratanın) Rasûlüyüz…” (A.Hulusi)

016 – Haydin Firavuna varın da deyin: inan biz, rabbülaleminin resulüyüz. (Elmalı)

 

Fe’tiya fir’avne fekula inna Rasûlü Rabbil alemiyn haydi artık siz ikiniz Firavuna gidiniz ve deyiniz ki biz alemlerin rabbinin mesajını taşıyoruz.

 

17-) En ersil meana beniy israiyl;

“İsrailoğullarını bizimle birlikte gönder.” (A.Hulusi)

017 – Beni İsrail’i bizimle beraber salıver. (Elmalı)

 

En ersil meana beniy israiyl İsrail oğullarını bırak, bizimle gelsinler.

 

18-) Kale elem nürabbike fiyna veliyden ve lebiste fiyna min ‘umürike siniyn;

(Firavun) dedi ki: “Yanımızda ufak çocukken, seni terbiye edip yetiştirmedik mi? Hayatının nice yıllarını bizimle geçirmemiş miydin?” (A.Hulusi)

018 – Â, dedi: seni çocukken bizde büyütmedik mi? hem bizde ömründen senelerce kaldın. (Elmalı)

 

Kale elem nürabbike fiyna veliyden ve lebiste fiyna min ‘umürike siniyn Firavun dedi ki; Seni daha çocukken aramıza alıp yetiştirmedik mi, ve ömrünün uzun yıllarını aramızda, içimizde bizden biri olarak geçirmedin mi? Yani sen belki de son anda ölümden döndün. Senin yaşıtların daha doğmadan öldürüldü, ölüme mahkum edildi. Fakat sen sarayda büyütüldün bir prens olarak. Hatta sadece büyütülmekle kalmadın sarayın güvenine mazhar oldun, belki veliaht olarak görüldün, hatta Tevrat’tan öğrendiğimize göre Hz. Musa gençliğinde Habeşistan’a yollanan ordunun komutanı olarak atanmıştı. İşte böyle bir gençlik, onu hatırlatıyor firavun. Biz böyle yapmadık mı.

Tabii daha gerisini hatırlatmıyor. Neden acaba saraya geldi, neden anasından babasından ayrıldı, neden buna mecbur oldu onu da söylemiyor. Cinayetini hatırlatmıyor, söylemiyor, devam ediyor;

 

19-) Ve fealte fa’letekelletiy fealte ve ente minel kafiriyn;

“Bir de o fiili işledin! (Firavun’un halkından birini öldürmek)… Sen nankörlerdensin!” (A.Hulusi)

019 – Hem de o yaptığın fiili yaptın, o halde sen o nankör kâfirlerdensin. (Elmalı)

 

Ve fealte fa’letekelletiy fealte ve ente minel kafiriyn ve nihayet işlediğin o fiili gerçekleştirdin ve nankörlerden biri olup çıktın. Buradaki ve ente minel kafiriyn sen kafirlerden biri olup çıktın literal anlamında ki ifade ahlaki manadadır. Yani sen nankörlerden biri olup çıktın. Benim yaptığım ikrama nankörlük ettin diyor Hz. Musa’ya firavun.

Tabii saraya su yolu ile geliş, evlat ediniliş, büyütülüş, prens oluş ve ardından cinayetli kaza ve kaçış. Bütün bu süreç bu birkaç ayeti kerimede özetleniyor adeta ve tabii ki en sonunda nebi olarak dönüş. Yani ne dramatik bir tarihi hadise.

Hz. Yusuf’un hayatında da görüyoruz. Ki büyük büyük dedesi idi Hz. Musa’nın. Kuyuya atılış, kuyudan çıkarılıp köle diye satılış, oradan zindana atılış, zindandan iktidara geliş ve bir kişinin; Ahlak, erdem, bilgi, iman ve liyakatle ne yapabileceğini cihana, dünyaya gösteriş. Yani bir kişi ne yapar ki diyorsanız eğer Yusuf’a bakın. Burada da söylediği aslında ona benzer bir şey.

Eğer zulüm anaların rahmine uzanmışsa elden ne gelir ki diyorsanız eğer, Musa’ya bakın. İsrail oğullarına bakın. Yani bittim dediğiniz yerde Allah yettim der. İmkansızlık yoktur, imansızlık vardır. İşte onu söylüyor.

 

 20-) Kale fealtüha izen ve ene minad dâlliyn;

(Musa) dedi ki: “O filli işlediğimde ben ne yaptığımın farkında değildim.” (A.Hulusi)

020 – O vakit, dedi: o fili yaptım şaşkınlardandım. (Elmalı)

 

Kale fealtüha izen ve ene minad dâlliyn Hz. Musa’nın üslubuna bakınız, inkar etmiyor. Evet o işi ben yaptım diyor. Çünkü o sırada kendimi kaybetmiştim. Yani itiraf ediyor, suçunu savunmuyor, fakat doğrusu neyse onu söylüyor.

ve ene minad dâlliyn kendimi kaybetmiştim diye çevirdim. Çünkü dâlle; yitirdi, kaybetti anlamına. Mesela el himetü dâlletül mü’min. Hikmet müminin yitiğidir. Hadis rivayetinde bu kelime yitik olarak, kayıp olarak kullanılır.

Dalâlet; Rağıp El Isfahani’nin de isabetle vurguladığı gibi dilde kasıtlı, kasıtsız, büyük küçük her türlü sapma ve yanılma için kullanılır. Küçük olsun büyük olsun. Onun için burada da başka yerlerde de peygamberlere bu fiille atıfta bulunulur.

Hz. Musa’nın öldürme kastı olmaksızın vurduğu yumruk sonucunda muhatabının kazaen öldüğü anlaşılıyor. Daha önce buna ima etmiştik. İşte burada ki ben kasıtlı öldürmedim, kendimde değildim, kendimi kaybetmiştim. Artık muhatap ne yapmışsa, küfür mü etti, başka bir hakarette mi bulundu.

 

21-) Feferartü minküm lemma hıftüküm fevehebe liy Rabbiy hükmen ve cealeniy minel murseliyn;

“Bu yüzden de sizden korkumdan firar ettim… Rabbim de bana bir hüküm hibe etti ve beni Rasûllerden kıldı.” (A.Hulusi)

021 – Onun üzerine vaktâki sizden korktum, içinizden kaçtım, derken rabbim bana hüküm ihsan buyurdu ve beni mürselinden kıldı. (Elmalı)

 

Feferartü minküm lemma hıftüküm ardından da sizden korktum, bunun için yanınızdan kaçtım diyor. Diyor. Yani korktuğunu beyan ediyor. Neden korktuğunu biz aslında kasas suresinden anlıyoruz. Kasas suresinde öldürülmesi için ileri gelenler meclisinin toplandığını biri haber veriyor. Onun için Hz. Musa kaçmak zorunda kalıyor.

fevehebe liy Rabbiy hükmen ve cealeniy minel murseliyn daha sonra rabbim bana doğru düşünme yeteneği verdi. Bana hüküm verme yeteneğini öğretti ve beni elçileri arasına kattı. Peygamberlerden kıldı diyor.

 

22-) Ve tilke nı’metün temünnüha aleyye en abbedte beniy israiyl;

“Nimetim diye başıma kaktığın şey, İsrailoğullarını köleleştirmen yüzünden oluşan bir olaydır!” (A.Hulusi)

022 – O başıma kaktığın bir nimet de Beni İsrail’i kul, köle edinmiş olmandır. (Elmalı)

 

Ve tilke nı’metün temünnüha aleyye en abbedte beniy israiyl ve şu başıma kaktığın iyilik, İsrail oğullarını köleleştirmenin bir sonucuydu. (değil mi?) Yani sen iyiliğini başıma kakıyorsun fakat arkasını söylemiyorsun. Benim senin sarayında ne işim vardı onu söylesene. Anam neden beni suya bırakmak zorunda kalmıştı. Yeni doğmuş yavrusunu hangi ana suya salar. Ne yapıyordun ki. Ne yaptığı belli, erkekleri öldürüyor, kadınları sağ bırakıyordu.

Evet, ..yüzebbihu ebnaehüm ve yestahyiy nisaehüm.. (Kasas/4) öyle yapıyorlardı. nisae diyor ayette, yani kızdan daha çok kadın olarak anlamlandırılır. Ben buradan erkek çocukları öldürüp kız çocukları bırakıyordu gibi çok da anlaşılmayacak, çünkü eğer soyunu kesmek istiyorsa önce kız çocuklarını öldürmesi lazım. Bence acı vermek istiyordu ki zaten burada da soyunu kesmeye değil, köleleştirmeye yönelik bir uygulama bir zulüm. Onun için kadınlarını bırakıyordu ibaresini aynen anlamlandırıp çocukları öldürüp anaları sağ bırakıyordu. Yoksa anneleri öldürse eğer olay kökten kapanırdı belki de. Ama analarının gözünün önünde bebelerini öldürtüyor dehşet salıyordu. İşte zulüm böylesine ayyuka çıkmıştı. Hz. Musa onun kendi balına kaktığı iyiliğine karşılık bu zulmünü ona hatırlatıyor.

[Ek bilgi 1; 6 – Zamanla Yusuf, kardeşleri ve o kuşağın hepsi öldü.

7 – Ama soyları arttı; üreyip çoğaldılar, gittikçe büyüdüler, ülke onlarla dolup taştı.

8 – Sonra Yusuf hakkında bilgisi olmayan yeni bir kral Mısır’da tahta çıktı.

9 – Halkına, “Bakın, İsrailliler sayıca bizden daha çok” dedi,

10 – “Gelin, onlara karşı aklımızı kullanalım, yoksa daha da çoğalırlar; bir savaş çıkarsa, düşmanlarımıza katılıp bize karşı savaşır, ülkeyi terk ederler.”

11 – Böylece Mısırlılar İsrailliler’in başına onları ağır işlere koşacak angaryacılar atadılar. İsrailliler firavun için Pitom ve Ramses adında ambarlı kentler yaptılar.

12 – Ama Mısırlılar baskı yaptıkça İsrailliler daha da çoğalarak bölgeye yayıldılar. Mısırlılar korkuya kapılarak,

13 – İsrailliler’i amansızca çalıştırdılar.

14 – Her türlü tarla işi, harç ve kerpiç yapımı gibi ağır işlerle yaşamı onlara zehir ettiler. Bütün işlerinde onları amansızca kullandılar.

15 – Mısır Kralı, Şifra ve Pua adındaki İbrani ebelere şöyle dedi:

16 – “İbrani kadınlarını doğum sandalyesinde doğurturken iyi bakın; çocuk erkekse öldürün, kızsa dokunmayın.

17 – Ama ebeler Tanrı’dan korkan kimselerdi, Mısır Kralı’nın buyruğuna uymayarak erkek çocukları sağ bıraktılar.

18 – Bunun üzerine Mısır Kralı ebeleri çağırtıp, “Niçin yaptınız bunu?” diye sordu, “Neden erkek çocukları sağ bıraktınız?”

19 – Ebeler, “İbrani kadınlar Mısırlı kadınlara benzemiyor” diye yanıtladılar, “Çok güçlüler. Daha ebe gelmeden doğuruyorlar.”

20 – Tanrı ebelere iyilik etti. Halk çoğaldıkça çoğaldı.

21 – Ebeler kendisinden korktukları için Tanrı onları ev bark sahibi yaptı.

22 – Bunun üzerine firavun bütün halkına buyruk verdi: “Doğan her İbrani erkek çocuk Nil’e atılacak, kızlar sağ bırakılacak.”

(Kaynak; Tevrat- Mısırdan çıkış 1. bölüm.)] 

 

[Ek bilgi 2; Firavun’un bir rüya gördüğünü, korkup kederlendiğini naklediyor. Rüyasında Kudüs tarafından gelen bir ateş gördü. Bu ateş, Mısır’a kadar uzanıp, Firavun’un evlerini yaktı. Fakat sadece Kıpti’lere zarar verdi, İsrail oğulları ise kurtuldular. Uyanınca hemen kahin ve müneccimlerden rüyayı tabir etmelerini istedi. Onlar dediler ki; “İsrail oğulları içinden bir çocuk dünyaya gelecek, Mısırlıların helakine ve senin krallığının yok olmasına sebep olacak. Doğacağı zaman da iyice yaklaştı.”

Bu haber üzerine telaşlanan Firavun, İsrail oğullarından doğan bütün erkek çocukların öldürülmesini emretti….Kaynak;

(Sa’lebî, Kısas-ı Enbiya; İmam Suddî’den rivayet)

http://www.tarihbilinci.com/sayfa/peygamberler/musa.htm)]

 

23-) Kale fir’avnü ve ma Rabbül alemiyn;

Firavun dedi ki: “Peki, Rabb-ül âlemîn nedir?” (A.Hulusi)

023 – Firavun, rabbülâlemin de nedir? Dedi. (Elmalı)

 

Kale fir’avnü ve ma Rabbül alemiyn; görüyorsunuz ki hiç arkasını karıştırmıyor firavun. Yani Ya şöyle oldu, böyle oldu..! Çünkü hiçbir savunulacak tarafı yok, onun içinde sözü değiştiriyor. Ve bambaşka bir alana geçiyor ve diyor ki firavun; Alemlerin rabbi de neyin nesi? “Ma” ile soru mahiyet hakkında sorudur, nitelik hakkında sorudur. Bir şeyin niteliği hakkında soru ise onu benzerlerinden ayırıcı özellikleri, denklerini, eşlerini dolayısıyla ortakları olduğu vehmini içerir. Arazı,cevheri, şunu, bunu olduğu vehmini içerir.

İşte buradan anlıyoruz ki Firavun zihni düzeyini yüceltmek yerine, Alemlerin rabbi olan Allah’ı sıfatlarıyla kavramak için zihni düzeyini yükseltmek yerine tanrıyı kendi düzeyine indiriyordu. Onun için mahiyet sorgulaması yapıyordu nitelik sorgulaması. Kendi cisimler dünyasına indiriyordu.

 

24-) Kale Rabbüs Semavati vel Ardı ve ma beynehüma* in küntüm mukıniyn;

(Musa) dedi ki: “Semâların, arzın ve ikisi arasında olan şeylerin Rabbi (Esmâ’sından meydana getireni), eğer yakîn ehliyseniz (bilirsiniz)!” (A.Hulusi)

024 – Göklerin ve Yerin ve bütün aralarındakilerin rabbi, eğer ehli yakîn iseniz dedi. (Elmalı)

 

Kale Rabbüs Semavati vel Ardı ve ma beynehüma* in küntüm mukıniyn Musa; Eğer gerçeğe boyun eğeceksen bilmiş ol ki O; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin tek, biricik rabbidir. Dedi.

Firavun gökte tasarrufu kabul ediyordu aslında. Allah’ın gökteki tasarrufunu inkar edemezdi zaten. Çünkü kendisi göklere hükmetmiyordu. Fakat yerdeki tasarrufunu kabul edemezdi. Çünkü kendisini tanrının yerdeki tecessüm etmiş timsali olarak görüyordu, Amon dininde , amon kültünde firavunların varlıkları evrenin tanrısının yer yüzünde ki temsilcisi, timsali, tecessüm etmiş şekli inancı hakimdi.

Onun için de Firavunlar dokunulmazdı. Yani dokunulmaz deyince, gerçek anlamda dokunulmazdı. Mesela firavuna dokunan öldürülürdü, böyle elini vuran öldürülürdü. Çünkü dokunulmazdı gerçekten. Onun için bunu herkes bilirdi. Dokunan gider. O tanrının yer yüzündeki tecessüm etmiş gölgesi. Halk arasına onun için karışmazlardı, Halk sadece heykellerini görürdü. Hem de devasa heykellerini. Kendileri çok küçük, minyon tipli insanlar olmasına rağmen, genellikle siyahi, güney mısırdan minyon tipli, yani 1.65 – 1.70 boyunu aşmayan insanlar olmasına rağmen, heykelleri bir apartman büyüklüğünde yapılır ve sokak başlarına konulurdu.

Sfenksi hatırlayın, dağ gibi heykeller. Halkın muhayyilesinde, tasavvurunda böyle bir firavun imgesi, imajı oluşturulurdu. Yani onlar imajla götürürlerdi işi ve bu heykellerde mutlaka firavun iki elini göğsüne kavuşturmuş çaprazlama olarak, birinde haçlı halka, diğerinde ise 3 lü kırbaç bulunurdu. Şu anda ile gidin Mısır müzesinde gördüğünüz tüm heykellerde istisnasız bunu göreceksiniz. Bu ceberutluk simgesi idi. İşte ona bir atıf olarak gökte de yerde de rabbin hükümranlığına bir dikkat çekiştir Hz. Musa’nın bu uyarısı.

 

25-) Kale limen havlehu ela testemi’un;

(Firavun) etrafında olanlara: “İşitiyor musunuz?” dedi. (A.Hulusi)

025 – Etrafındakilere dinlemez misiniz? Dedi. (Elmalı)

 

Kale limen havlehu ela testemi’un Firavun çevresinde kilere dönüp dedi ki; Duydunuz mu? Ne diyor bakın. Yani ne cesaretle bunları konuşuyor duydunuz mu?

 

26-) Kale Rabbüküm ve Rabbü abaikümül evveliyn;

(Musa) dedi ki: “Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi.” (A.Hulusi)

026 – Rabbinizin ve evvelki atalarınızın rabbi dedi. (Elmalı)

 

Kale Rabbüküm ve Rabbü abaikümül evveliyn Hz. Musa hiç duymamış gibi o hala tevhidin temel ilkesi üzerinde devam ediyor, fakat farklı farklı kategorilerde tevhidi hatırlatıyor. Bu 2. ayette 24 den daha farklı bir kategori. “O sizinde sizin önde giden atalarınızın da rabbidir diye sürdürdü konuşmasını. Aslında burada abaikümül evveliyn hem önderlik anlamında önden giden, hem de zaman anlamında önden geçip gitmiş gelse gerek.

 

27-) Kale inne Rasûlekümülleziy ursile ileyküm le mecnun;

(Firavun) dedi ki: “Size irsâl olunan bu Rasûlünüz kesinlikle cinnî etki altındadır.” (Rasûllerin birçoğu hakikati dillendirdiğinde, cin etkisi altında olma ithamına maruz kalmıştır. A.H.) (A.Hulusi)

027 – Her halde size gönderilmiş olan resulünüz mutlak mecnun dedi. (Elmalı)

 

 Kale inne Rasûlekümülleziy ursile ileyküm le mecnun Firavun dedi ki size gönderildiğini iddia ettiğiniz elçiniz, -yani alayvari burada bir ifade- gerçekten de delinin biriymiş dedi.

Evet değerli dostlar hep bunu görüyoruz değil mi? Resulallah’a karşı da bunu görüyoruz. Neden böyle bir mantık yürütür inkarcılar, neden bu noktaya gelir? Neden biliyor musunuz;

İmanın insana verdiği güç ve onurun rasyonel izahı yoktur. İmanın insana kazandırdığı o güç ve onurun akli izahı yoktur. Yani akıl bunu kavramakta aciz kalır.

Peki aciz kalınca ne olacaktır? Tek çıkış yolu kalacaktır, deli suçlaması. Başka türlü açıklayamıyorsunuz. Çünkü yer yüzünün süper  gücünün tepesinde ki adama hiçbir silahınız olmaksızın sadece imanınızla meydan okuyorsunuz. Bunun rasyonel bir açıklaması olabilir mi? Bu iman bir tarafa bırakılarak, Allah bir tarafa bırakılarak açıklanabilir mi. İşte deli suçlamasının temelindeki mantık budur. Başka türlü izah edilemez. Ya bu insan imanın gücünü tanımalıydı, ya da deli diyecek. Başka ne diyecek. İşte deli suçlaması peygamberlere yönelik bu iğrenç ve çirkin suçlamanın temelinde yatan tasavvur, mantık budur.

 

28-) Kale Rabbül meşrikı velmağribi ve ma beynehüma* in küntüm ta’kılun;

(Musa) dedi ki: “Doğu, batı ve ikisi arasındaki her şeyin Rabbi… Eğer aklınızı kullanıyorsanız!” (A.Hulusi)

028 – Meşrık ve Mağribin ve bütün aralarındakilerin rabbi, eğer siz âkıl iseniz dedi. (Elmalı)

 

Kale Rabbül meşrikı velmağribi ve ma beynehüma* in küntüm ta’kılun Musa dedi ki; Eğer kafanızı çalıştırırsanız anlayabilirsiniz ki O doğunun, batının ve bu ikisi arasında ki her şeyin rabbidir.

Değerli dostlar burada 3 lü bir tevhid öğretisi var. 24. ayet, 26. ayet ve bu son okuduğum 28. ayet. Varlık kategorilerinin tümünü içeren bir tevhid çağrısı bu aslında. 24. ayet ilahi rububiyetin kainatın tamamını kapsayan kozmik alanda ki tezahürüne bir dikkat çekiş. Kainatın tümünün rabbi O. 26. ayet insanlık alanında ki, özellikle yer yüzünde ki en değerli varlık olan insanlık alanında ki insanın rabbi. İnsanoğlunun terbiyecisi. Koruyup gözeticisi. Ve 28. ayet ise insan altı dünyadaki rububiyetin tezahürü. Yani bitkilerin madenlerin, hayvanların ve yeryüzünün, doğusundan batısına tüm alanlarını kapsayan yer yüzünde ki Allah’ın müdahalesi, rububiyetinin tezahürü. İşte bu 3 ayet 24 – 26 – 28. ayetlerde ki Rab oluş, rububiyeti hatırlatma, 3 varlık kategorisine iç içe halkalar halinde bir atıf içeriyor.

 

29-) Kale leinittehazte ilâhen ğayriy le ec’alenneke minel mescuniyn;

(Firavun) dedi ki: “Andolsun ki, eğer benim gayrımı tanrı edinirsen, seni zindana attırırım!” (A.Hulusi)

029 – Yemin ederim ki dedi: eğer benden başka bir ilâh tutarsan seni mutlak ve muhakkak zindandakilerden ederim.(Elmalı)

 

Kale leinittehazte ilâhen ğayriy le ec’alenneke minel mescuniyn Firavun buna karşı dedi ki; Eğer sen benden başka bir tanrı olduğunda ısrar edersen, seni kesinlikle zindana tıkılmışlar arasına katarım. Aslında le ec’alenneke minel mescuniyn yerine le es’cülenneke diyebilirdi, bu yeterli idi veya bu formda gelebilirdi. le ec’alenneke minel mescuniyn formunda gelmesi Allah’u alem zindana tıkılanların başına neler geldiğini bir ima içeriyordu ki zindan dediği şey bir kuyuya atıp ebediyen susturmak biçiminde gerçekleşirdi. Onun için ebediyen sustururum, onların başına ne geldiğini biliyorsun anlamına alınmalıydı.

 

30-) Kale evelev ci’tüke Bi şey’in mubiyn;

(Musa) dedi ki: “Apaçık bir şey ile (apaçık bir delil olarak) sana gelmişsem de mi?” (A.Hulusi)

030 – Ya, dedi: sana apaçık ispat edecek bir şey getirdimse demi? (Elmalı)

 

Kale evelev ci’tüke Bi şey’in mubiyn Musa dedi ki bu tehdit karşısında sana hakikati bütün açıklığıyla ortaya koyan bir şeyle gelmiş olsam da yine böyle mi davranacaksın. Yine böyle inkar mı edeceksin, yani tut ki sana hakikati tüm açıklığıyla ortaya koyan bir belge ile geldim deyince..! Tabii aslında mucizeye bir atıf belki de;

 

31-) Kale fe’ti Bihi in künte mines sadikıyn;

(Firavun) dedi ki: “Hadi göster bakalım, eğer doğru söyleyenlerden isen?” (A.Hulusi)

031 – Haydi, dedi: getir onu bakayım sadıklardan isen. (Elmalı)

 

Kale fe’ti Bihi in künte mines sadikıyn Firavun şu cevabı verdi. Haydi o halde, eğer doğru sözlüysen çıkar ortaya onu. Dedi.

 

32-) Feelka ‘asâhü feizâ hiye sü’banun mubiyn;

(Musa da) asasını bıraktı; birden o kesinlikle yılan olarak göründü! (A.Hulusi)

032 – Bunun üzerine Asasını bırakıverdi, apaçık bir ejderha kesiliverdi. (Elmalı)

 

Feelka ‘asâhü feizâ hiye sü’banun mubiyn bunun üzerine asasını bıraktı fakat o da ne? Kocaman bir yılan..!

Asa, aslında çoban asası idi Hz. Musa’nın elindeki. Biliyorsunuz daha önceki meslekte çobanlıktı. Hz. Şuayb peygamberin yanında, aslında çobanlık suretinde talebelik, öğrencilik yapmıştı.

Biraz önce firavun heykellerinin nasıl yapıldığını anlattım. O imajı hatırlayınız Firavunun bir elinde halkalı haç, diğerinde kırbaç. İşte o kırbaca karşılık asa. Firavun kırbacına karşılık çoban asası. Bir peygamberin elinde. Yani vahyin gücü ile, gücün zulmü karşı karşıya. İşte vermek istediği şeyde bu, bu ayetlerin. Hangisi galip gelecek. Eğer Firavunun kırbacından korkarsanız, hakikati söylememeniz lazım. Hakikati söylerseniz firavunun kırbacı sırtınızda şaklayabilir. Hangisi? O tarihsel tercihi görüyoruz burada.

 

33-) Ve nezea yedehu feizâ hiye beydâu linnazıriyn;

(Musa) elini çekip çıkardı (gömleğinden), bakanlar bembeyaz gördü! (A.Hulusi)

033 – Bir de elini çekti çıkardı, o da bakanlara bembeyaz oluverdi. (Elmalı)

 

Ve nezea yedehu  ve elini çıkardı feizâ hiye beydâu linnazıriyn fakat o da ne, bu bakanların gözünü kamaştıran berrak, parlak bir beyazlık. Yedi Beyza, beyazel. Vahyin ışığına, nübüvvetin fonksiyonuna bir atıf. Asa firavunun gücü karşısında nübüvvetin gücüne bir atıf yedi Beyza; nebinin elinde gelen, insanlığa ulaşan vahyin ışığına bir atıf.

 

34-) Kale lilmelei havlehu inne hazâ lesahırun aliym;

(Firavun) çevresindeki ileri gelenlerine dedi ki: “Muhakkak ki bu çok bilen bir sihirbaz…” (A.Hulusi)

034 – Etrafındaki cemiyete; bu, dedi, her halde bilgiç bir sihirbaz. (Elmalı)

 

Kale lilmelei havlehu inne hazâ lesahırun aliym firavun etrafındaki seçkinlere, anlaşıldı dedi. Bunun hayli bilgili bir büyücü olduğu kesinleşti.

Biraz önce mucize istiyordu hani? Olağanüstü bir belge istiyordu? Belge geldi fakat inkarcı mantık onu da kabul etmedi. Çünkü inkara ayarlı, çünkü önyargılı. Hakikate karşı kapalı. Onun için önyargılı olan bir aklı hiçbir mucize ikna edemez. Ve esasen önyargılı değilse en büyük mucize vahyin kendisidir. O yeterlidir. Mucize istemez. Çünkü mucizelerin tamamı, vahyin önünü açan bir araçtır. Vahye hizmet içindir. Asıl olan vahyin kendisidir. Araç mı büyüktür, amaç mı. Elbette mucizenin araç olduğu amaç olan vahiy büyüktür.

 

35-) Yüriydü en yuhriceküm min ardıküm Bi sihrih* femazâ te’mürun;

“Sihri ile sizi mekânınızdan çıkarmayı diliyor… Nedir öneriniz?” (A.Hulusi)

035 – Sihir ile sizi yerinizden çıkarmak istiyor, binaenaleyh ne emredersiniz? (Elmalı)

 

Yüriydü en yuhriceküm min ardıküm Bi sihrihi büyüsüyle sizi ülkenizden çıkarıp atmak istiyor. femazâ te’mürun şu halde sizler neyi önerirsiniz.

İşe bakınız değerli dostlar. Vahyin çağrısı ustaca firavun tarafından güvenlik tehdidi olarak algılanıyor. Yani bu bir aslında imaj bozma. Tüm çağların firavunlaşmış yönetimleri de vahyin hakikat çağrısını güvenlik tehdidi olarak değerlendirirler, algılarlar. Aslınca firavunca bir yöntemdir ve bilinin, bildik bir yöntemdir yeni bir yöntem de değil.

Vatan millet Sakarya’ya getirdi sözü firavun bakın hemen. Sizi ülkenizden kovmak istiyor diyor. Alakası yok, hakikate çağırıyor. Onun beklentisi iktidar değil. Bir peygamberin yeryüzünde hiçbir beklentisi olamaz. Bir peygamber sadece Allah’ı memnun etmek için yapar.

..in ecriye illâ alAllâh.. (Sebe/47) der. Benim ücretim sadece Allah’a kalmıştır. Her peygamber bunu söyler. Ama peygamberlere karşı koyan tüm firavni güçlerin onlara karşı savunması ise nasıl olur? Vahiy çağrısını bir güvenlik tehdidine dönüştürerek, böyle algılayarak ve etrafındakileri onunla korkutarak. Yani iktidarınız elinizden gidecek ona göre hareket edin.

Nasıl algılıyorlar bakınız. Çünkü zulüm üzerine kurulmuştur iktidarları. Doğrudur, tüm peygamberler zulümle savaşırlar, zulme karşı savaşırlar. Ama şu da bir gerçektir ki her çağın firavunu bilmese de, her firavunun bir Musa’sı mutlaka vardır.

 

36-) Kalu ercih ve ehahü veb’as fiyl medaini haşiriyn;

Dediler ki: “Onu ve kardeşini alıkoy… Şehirlere de haberciler yolla…” (A.Hulusi)

036 – Bunu ve kardeşini dediler; eğle, şehirlere de derleyiciler yolla. (Elmalı)

 

Kalu ercih ve ehahü veb’as fiyl medaini haşiriyn seçkinler dediler ki; Onu ve kardeşini alıkoy. Bu arada bütün kentlere asker toplanması için haber sal. Yani güvenlik tehdidi algılaması konsept değişikliğini hemen harekete geçiriyor ve orduya emir çıkarıyorlar.

 

37-) Ye’tuke Bi külli sahharin aliym;

“Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler!”

037 – Bütün bilgiç sihirbazları getirsinler. (Elmalı)

 

Ye’tuke Bi külli sahharin aliym ve tabii aynı zamanda böyle bir tehdit algılamasının alt yapısını farklı bir alanda da kuruyorlar. O da sihirbaz diye lanse etmek için tüm sihirbazlarını ülkenin, yani ülkenin bilim adamlarından ve dini sınıfından da yardım istiyorlar. Ne kadar büyücü, bilgin varsa toplayıp sana getirsinler diyor. Sadece askeri sınıftan değil ilmi sınıftan ve dini sınıflardan da yardım istiyorlar. Çünkü firavun sisteminde büyücülük aslında bilimin bir dalı idi. Fizik ve kimya ilminin bir boyutuydu. Ve aynı zamanda büyücüler din adamlarıydı.

 

38-) Fecümias seharetü li miykati yevmin ma’lum;

Nihayet sihirbazlar belirlenen zamanda, bilinen bir yerde toplandılar.

038 – Bu suretle malûm bir gün miykat tayin olunarak sihirbazlar cem olundu. (Elmalı)

 

Fecümias seharetü li miykati yevmin ma’lum derken büyücüler belirli bir günde tespit edilen toplanma yer ve zamanında bir araya geldiler. Bir bayram günü olduğunu başka yerlerde ki anlatımlardan öğreniyoruz.

 

39-) Ve kıyle linNasi hel entüm müctemiun;

İnsanlara: “Hepiniz toplandınız mı?” denildi.

039 – Ve halka siz toplu musunuz denildi. (Elmalı)

 

Ve kıyle linNasi hel entüm müctemiun halka da şöyle denildi; siz de toplanacaksınız değil mi? Yani halkı da topladılar.

 

40-) Leallena nettebi’us seharete in kânu hümül ğalibiyn;

“Eğer galip gelirlerse, muhtemelen biz sihirbazlara tâbi oluruz” (dedi halk).

040 – Sanırız bizler sihirbazlara tabi’ olacağız şayet onlar olursa galipler. (Elmalı)

 

Leallena nettebi’us seharete in kânu hümül ğalibiyn ve yine aynı kafa bakınız ne diyor. Beklentimiz gerçekleşsin diye bizler her halde sihirbazlardan yana olacağız. Yeter ki onlar galip gelsinler.

Burada ki yeter ki “in edatına yeter ki anlamını vermem boşuna değil, “in” edatının yüreklendirme ve özendirme yani tehyic (Heyecanlandırma) ve ilhaf (istemekte ısrar etme) anlamına niteliğine dayanarak verdim bu anlamı. Bu ayet ancak öyle güzel anlaşılabiliyordu.

Ayetin söylediği şey şu; Körü körüne taraftarlık, takım tutar gibi tutuyorlardı. Nasıl olsa, yani her halde biz bunları tutacağız. Ama galip geleceklerine de emin değiller. Takım tutar gibi tutuyor ya. Galip gelir mi gelmez mi o da belli değil daha. Fakat bizim takım bu. Yense de yenilse de. Mantığa bakın, hakikate yaklaşım tarzlarına bakın hakikate sıradan bir oyun muamelesi yapmak. Aslında temeldeki problem de bu.

 

41-) Felemma caesseharetü kalu li fir’avne einne lena leecren in künna nahnül ğalibiyn;

Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun’a dediler ki: “Peki biz galip gelirsek, bir kazancımız olacak mı?”

041 – Derken vaktâ ki sihirbazlar geldiler Firavuna elbette: biz galip gelirsek bize mutlak ecir var ya? Dediler. (Elmalı)

 

Felemma caesseharetü kalu li fir’avne einne lena leecren in künna nahnül ğalibiyn ve nihayet büyücüler gelerek Firavuna dediler ki; Şayet biz galip gelecek olursak bunun bize kazandıracağı büyük bir ödül olmalı değil mi? Yani bu bize bir ödül kazandırmalı. Dikkat buyurun peygamberler ücret istemezler. Ama onlar daha peşinen pazarlığa başladılar.

Bu anekdotun nakledilmesi de çok ilginçtir; Sihirbazlar dünyevi bir iktidardan dünyalık pazarlığına girişiyorlar. Sihirbazlar firavunla dünyalık pazarlığına girişiyorlar. Ama hakikati görünce de o adamların nasıl değiştiğini de birazdan anlayacağız.

 

42-) Kale ne’am ve inneküm izen leminel mükarrebiyn;

(Firavun): “Evet” dedi… “Siz o takdirde benim en yakınlarım olacaksınız.” (A.Hulusi)

042 – Evet, dedi: hem siz o vakit muhakkak mukarrerinden siniz. (Elmalı)

 

Kale ne’am ve inneküm izen leminel mükarrebiyn firavun peki dedi, elbette ve üstelik siz bu takdirde yakınlarım arasında ki yerinizi alacaksınız dedi.

Yakınlar arasında, minel mükarrebiyn yakınlar arasından biri olmak ne demek? Yönetime yakın olan ranta yakın olur da onun için. Yani rant paylaşımında size de bir pay düşecek. Tabii aynı zamanda dokunulmazlık zırhına girer. Çünkü yönetimin dokunulmazlığından o da nasibini alacaktır. Onun için ekstra bir ücret, ecir, ödül olarak onu zikrediyor.

 

43-) Kale lehüm Musa elku ma entüm mülkun;

Musa onlara dedi ki: “Atın (ortaya) bakalım elinizdekileri!” (A.Hulusi)

043 – Mûsâ onlara atın dedi: siz ne atacaksanız. (Elmalı)

 

Kale lehüm Musa elku ma entüm mülkun Musa onlara dedi ki; elinizden gelen ne varsa ardınıza koymayın ortaya koyun.

 

44-) Feelkav hıbalehüm ve ‘ısıyyehüm ve kalu Bi ‘ızzeti fir’avne inna le nahnül ğalibun;

Onlar da iplerini ve asalarını attılar ve: “Firavun’un izzetine yemin olsun, galip geleceğiz” dediler. (A.Hulusi)

044 – Hemen iplerini ve sopalarını ortaya attılar ve Firavunun izzeti hakkı için elbette biz galibiz, şüphesiz, dediler. (Elmalı)

 

Feelkav hıbalehüm ve ‘ısıyyehüm onlar da halatlarını. ve ‘ısıyyehüm sopalarını attılar, bıraktılar, koydular.

Fizik ve kimyanın kullanıldığı göz bağcılık aletleri bunlar, illüzyon yani. Hepsi birer illüzyonist. Burada aslında kullanılan aletler fizik ve kimyanın bir takım malzemeleriyle yapılıyor. Bize nakledilen rivayetlere bakılırsa civanın genleşme niteliğinden istifade ediyorlardı onlar. Yılan gibi görünen illüzyon aletleri yapıyorlardı. Göz bağcılıklarıyla insanlara yılan gibi görünüyordu. Isınan cıvanın genleşmesinden istifade ederek yapıyorlardı bunu.

ve kalu Bi ‘ızzeti fir’avne inna le nahnül ğalibun ve dediler ki Firavunun gücü sayesinde galip gelecek olan elbette biziz, biz. Dediler.

 

45-) Feelka Musa ‘asâhü feizâ hiye telkafü ma ye’fikûn;

Musa da asasını attı; bir de ne görsünler, o (asa), onların var gösterdiklerini kapıp yutuyor! (A.Hulusi)

045 – Mûsâ da Asasını koyuverdi, bir de baktılar ki o, her ne dolap çeviriyorlarsa yutuyor. (Elmalı)

 

Feelka Musa ‘asâhü feizâ hiye telkafü ma ye’fikûn Derken Musa asasını bıraktı. Fakat o da ne? O, onların göz bağcılıklarını silip süpürüp ortadan kaldırmaz mı?

Evet burada verilen mesaj da açık. Hakk sözün gücünün tüm illüzyonları, tüm yalanları yiyip yuttuğunu, tüm maskeleri düşürdüğünü ifade ediyor. Aslında vahyin karşısında hiçbir illüzyon dayanamaz diyor. Eğer siz samimiyseniz, eğer siz usulüne uygun götürmüşseniz, eğer siz bu işi hiçbir karşılık beklemeksizin Allah’ın bir görevi olarak, görevlisi olarak yapmışsanız, vahyin önünde dağlar dayanmaz diyor. Aslında verdiği mesaj bu.

 

46-) Feulkıyes seharetü sacidiyn;

Bunu gören sihirbazlar, yere kapandılar Musa önünde! (A.Hulusi)

046 – Derhal sihirbazlar secdeye kapandılar. (Elmalı)

 

Feulkıyes seharetü sacidiyn  peki bunun ardından ne oluyor? Yeryüzünün ender rastladığı bir devrim oluyor, bir inkılap oluyor. Müthiş bir hadise. Sonunda büyücüler hep birden kendilerini yere atıp, secdeye kapanıp şöyle dediler.

 

47-) Kalu amenna Bi Rabbil alemiyn;

Dediler ki: “Âlemlerin Rabbine iman ediyoruz…” (A.Hulusi)

047 – «iman ettik rabbül’âlemîne. (Elmalı)

 

Kalu amenna Bi Rabbil alemiyn bizler, alemlerin rabbi olan Allah’a iman ettik.

 

48-) Rabbi Musa ve Harun;

“Musa’nın ve Harun’un Rabbine!” (A.Hulusi)

048 – Musâ ve Hârun’un rabbine» dediler. (Elmalı)

 

Rabbi Musa ve Harun rabbine Musa ve Harun’un.

İşte yer yüzünün şahit olduğu en dramatik hadiselerden biri bu. Bir manzara düşünün, bu manzarada bir tarafta çağının en büyük gücü, firavun ve onun destekçileri, onun karşısında elinde asasından başka görünürde bir şeyi olmayan Musa ve kardeşi Harun (A.S.) ve ortada bir sahne çağın tüm insanlarının, bölgenin insanlarının gözleri önünde bu sahnede bir olay cereyan ediyor.

Vahyin gücü karşısında bilginler pes ediyorlar ve secdeye kapanıyorlar ve itiraf ediyorlar. Rabbimiz firavun değil, Musa ve Harun’un rabbidir. Yani biz O’nun otoritesine boyun eğiyoruz. Diyorlar. Başlarına ne geleceğini bile bile yapıyorlar bunu. Pazarlık yapmıyorlar. Pazarlıksız imanın tarihteki en güzel örneklerinden, en muhteşem örneklerinden biri bu. Hz. Musa’nın gözüne bakmıyorlar. Ey Musa böyle bir düşüncemiz var ama sen ne dersin. Başımıza gelecek olanlara karşı garanti olur musun da demiyorlar, verir misin demiyorlar. Sadece Alemlerin rabbi olan Allah’a iman ettiklerini tüm insanların gözleri önünde ilan ediyorlar.

 

49-) Kale amentüm lehu kable en azene leküm* innehu le kebiyrukümülleziy allemekümüs sihr* felesevfe ta’lemun* le ukattı’anne eydiyeküm ve ercüleküm min hılafin ve leusallibenneküm ecme’ıyn;

(Firavun) dedi ki: “Ben size izin vermeden mi Ona iman ettiniz? Kesinlikle O, size sihri öğreten büyüğünüzdür… Yakında bileceksiniz… Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestirip, kesinlikle hepinizi toptan astıracağım.” (A.Hulusi)

049 – Ona, dedi: ben size izin vermeden iman ettiniz, anlaşıldı ki o size sihri talim eden büyüğünüzmüş, o halde mutlak yakında bileceksiniz, çaresiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazına kestireceğim, hem muhakkak hepinizi çarmıha gerdireceğim».(Elmalı)

 

Kale amentüm lehu kable en azene leküm Firavun dedi ki; Orada ki amentüm, e amentüm açılımı; demek siz ben size izin vermeden ona inandınız öyle mi?

İşte firavunun ve tüm firavunca düşünenlerin mantığı budur. İzin vermeden iman edemezsiniz. Ya da daha doğru bir ifade ile benim size müsaade ettiğim kadar iman edebilirsiniz. Yani sizin ne kadar inanacağınıza ben karar veririm. Bu Firavun mantığıdır. Yani ne kadar inanacağınıza, ne kadar Müslüman olacağınıza ben karar veririm diyen her mantık firavun mantığıdır. İşte o da öyle diyor. Şimdi benden izin almaksızın Müslüman oldunuz, iman ettiniz, Allah’a teslim oldunuz öyle mi?

innehu le kebiyrukümülleziy allemekümüs sihr anlaşıldı ki size büyüyü öğreten hocanız bu, üstadınız buymuş dedi. felesevfe ta’lemun ve arkasından tehdidini yineledi. Fakat pek yakında gününüzü göreceksiniz. le ukattı’anne eydiyeküm ve ercüleküm min hılafin ve leusallibenneküm ecme’ıyn

Bu min hilafin e vereceğimiz anlamdan dolayı iki manaya da gelebilir, iki şekilde çevirebiliriz. Muhalefetinizden dolayı, ortaya koyduğunuz bu muhalefetten dolayı ellerinizi ve ayaklarınızı keseceğim ve elbet topunuzu asacağım. Ya da ellerinizi ve ayaklarınızı, min hilafin i çaprazlama anlamına alırsak çaprazlama kesecek, topunuzu sallandıracağım. Diye tehdit etti.

Evet, hakkın gücü iman idi. Firavunun gücü de zulmün. O onu yaptı. Çünkü onu becerebilirdi. İman karşısında aslında çaresizliğin tarihsel bir ifadesidir. Yani başka hiçbir şey yapamazdı. İşte bu çaresizlik, yani karşınızdakini korkmadığı bir şeyle korkutmak. Çünkü Mümini anlamıyordu. İmanın sahibine ne muhteşem bir özgüven kazandırdığını anlamıyordu. Fakat o anlamadığı özgüveni gördü.

 

50-) Kalu lâ dayr* inna ila Rabbina münkalibun;

(İman eden sihirbazlar da) dediler ki: “Zararı olmaz! Kesinlikle biz Rabbimize (hakikatimize) dönücüleriz.” (A.Hulusi)

050 – Dediler: zararı yok, her halde biz rabbimize döneceğiz. (Elmalı)

 

Kalu sihirbazlar bu tehdide nasıl cevap verdiler dersiniz. Dediler ki; lâ dayr ziyanı yok. inna ila Rabbina münkalibun yani senin bizi tehdit ettiğin bu şey bize herhangi bir zarar vermez ki. Zaten biz nasıl olsa rabbimize erinde geçinde dönecek değil miyiz. Döneceğiz. Onun içinde bu bizim için bir tehdit sayılmıyor.

 

51-) İnna natme’u en yağfire lena Rabbüna hatayana en künna evvelel mu’miniyn;

“Biz ilk iman edenler olarak, Rabbimizin hatalarımızı mağfiret edeceğini umuyoruz.” (A.Hulusi)

051 – Her halde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz. (Elmalı)

 

İnna natme’u en yağfire lena Rabbüna hatayana en künna evvelel mu’miniyn şu kesin ki biz müminlerin öncüleri olmamızdan dolayı rabbimizin bizleri bağışlayacağını umarız. Dediler.

Evet, Allah’ın ödülünün firavunun ödülünden büyük olduğunu kim bilir? Allah’ın ödülü firavunun ödülünden büyüktür. Fakat bunu bilmek için mutlaka bilgili olmak lazım. Unutmayın bu sihirbazlar alim idiler. Yani bilgili idiler. Firavunla onları ayıran temel değer bu idi. Firavun olaya bilgiyle bakmıyordu. Cehaletle bakıyordu. Onlar, sihirbazlar ise çağının en büyük bilginleri olarak ilimle bakıyorlardı. İlimle baktıkları için Hz. Musa’nın elinde gerçekleşen olağanüstü olayın bir sihirbazlık olmadığını çok iyi anladılar. Çünkü bilgi sahibi idiler. Yani imana bilgiden yola çıkarak vardılar. Tahkiki iman idi, taklidi değil. Onun içinde imanları böyle güçlü oldu. Onun içinde pazarlıksız oldu. Onun içinde imanlarının üzerinde sebatkar oldular. İşte fark bu. Bu farkı aslında zımnen vurguluyor bu kıssa. 37 ayette onların alim olduğu söylenmişti. Yani en bilgili insanları o çağın.

 

52-) Ve evhayna ila Musa en esri Bi ıbadiy inneküm müttebe’un;

Musa’ya: “Kullarımı gece oradan götür… Siz takip edileceksiniz” diye vahyettik. (A.Hulusi)

052 – Hem Musâ’ya şu vahyi yerdik: kullarımı gece yürüt çünkü takip edileceksiniz. (Elmalı)

Ve evhayna ila Musa en esri Bi ıbadiy inneküm müttebe’un Sonunda Musa’ya; Kullarımı geceleyin yola çıkar. Ama şunu da iyi bil ki siz mutlaka takip edileceksiniz. Diye vahyettik.

Veba vs. gibi birçok belanın ardından sonuçta bu noktaya geliniyor ve en sonunda Hz. Musa ilahi emri alıyor. Yani Hz. Musa’nın isra’sı. Hemen hemen peygamberlerin isrası olur Resulallah’ın isrası gibi, yani hicreti. Gece yürüyüşü. Hz. Musa’nın isrası bu.

 

53-) Feersele fir’avnü fiyl medaini haşiriyn;

Firavun, şehirlere haberciler saldı… (A.Hulusi)

053 – Firavun de şehirlere asker toplayıcılar gönderdi. (Elmalı)

 

Feersele fir’avnü fiyl medaini haşiriyn derken firavun kentlere asker toplayıcı görevliler yolladı, ya da asker toplama emri yolladı münadiler.

 

54-) İnne haülai le şirzimetün kaliylun;

“Bunlar (İsrailoğulları) önemsiz bir azınlıktır!” (A.Hulusi)

054 – Şunlar şüphe yok ki bir şirzimei kaliledirler. (Elmalı)

 

İnne haülai le şirzimetün kaliylun ve firavun onlara şöyle dedi; Şu kesin ki onlar örgütsüz, başıbozuk bir azınlıklar.

 

55-) Ve innehüm leNA leğaizun;

“Ne var ki bizi öfkelendiriyorlar!” (A.Hulusi)

055 – Fakat hakkımızda çok gayz besliyorlar. (Elmalı)

 

Ve innehüm leNA leğaizun fakat kesinlikle onlar bize karşı hınçla dolular.

 

56-) Ve inna lecemiy’un hazirun;

“Doğrusu biz (her şeye) hazırlıklı bir topluluğuz” (dedi Firavun). (A.Hulusi)

056 – Biz ise uyanık ihtiyatlı bir cemiyet bulunuyoruz. Diyordu. (Elmalı)

 

Ve inna lecemiy’un hazirun biz ise gerçekten iyi donanımlı, örgütlü bir toplumuz.

Bu ayetler sanırım firavunun azınlık ve çoğunluk mantalitesini de ele veriyor. Bakınız adalet değil güç ahlakı. Onlar azınlık biz çoğunluğuz. Onlar örgütsüz, bir örgütlüyüz, o halde biz onları vuralım. Mantık bu, görüyorsunuz Firavun mantığı.

Aslında ne değişti diye sormak lazım. Bu olay unutmayınız MÖ sinin 13. y.y.da yaklaşık yaşanıyor. Aradan 3 bin küsur yıl geçti, ne değişti diye sorduruyor insana. Belki vahyin amaçlarından biri de bu olsa gerek.

 

57-) Feahrecnahüm min cennatin ve uyun;

Bu yüzden onları bağ-bahçelerden ve pınarlardan çıkardık. (A.Hulusi)

057 – Bu suretle bunları bostanlardan, pınarlardan. (Elmalı)

 

Feahrecnahüm min cennatin ve uyun işte bu tür bir gurura kapıldıkları için onları has bahçelerden ve pınar başlarından çekip çıkardık.

 

58-) Ve künuzin ve mekamin keriym;

Hazinelerden, zenginliklerden! (A.Hulusi)

058 – Hazinelerden, ve dil rubâ makamlardan çıkardık. (Elmalı)

 

Ve künuzin ve mekamin keriym servetlerinden ve saygın konumlarından mahrum ettik.

Razi bu iki ayeti üstteki pasajla bir bütün olarak ele alır ve değerlendirir. Onun içinde bu cümleleri üstteki ayetlerin içeriğine katar. Yani firavunun söylediği sözler cümlesinden olarak görür. Fakat Taberi onun aksine bu iki ayeti Allah’a atfeder söz olarak. Bir sonraki 59. ayet bu yaklaşımı doğru çıkarmaktadır bunun içinde yeterli gerekçe teşkil ediyor zaten. O da şu ayet;

 

59-) Kezâlik* ve evresnaha beniy israiyl;

İşte böyle… (Sonunda) onlara (Firavun hanedanına) İsrail oğullarını vâris kıldık. (A.Hulusi)

059 – Ve onları Beni İsraile miras kıldık. (Elmalı)

 

Kezâlike İşte olay böyle oldu, bitti. ve evresnaha beniy israiyl ve biz İsrail oğullarını onlardan geriye kalanlara mirasçı kıldık. Yani onların iktidarını düşürdük yok ettik, yıktık ve çağının kudretli medeniyetini kurma görevini İsrail oğullarına verdik.

Aslında burada uzun boylu anlatılan insanlık tarihinde vahyin ne büyük dönüşümlere öncülük yaptığının bir sahnesidir. Buradan yola çıkarak son muhatap olan bize verilen mesaj şudur; Eğer vahiy sizi inşa ederse çağınızın nesneleri olmaktan kurtulur özneleri olursunuz. İsterse çağınızın firavunları anaların rahmine kadar zulmünü uzatsınlar.

 

“Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 21 Eylül 2012 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: