RSS

İslamoğlu Tef. Ders. ŞU’ARÂ SURESİ (141-227)(117)

05 Eki

231

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Sevgili Kur’an dostları bugünkü dersimize Şuârâ suresinin 141. ayeti ile devam ediyoruz.

141-) Kezzebet Semudül murseliyn;

Semud da Rasûlleri yalanladı. (A.Hulusi)

141 – Semûd gönderilen Resulleri tekzip etti. (Elmalı)

Kezzebet Semudül murseliyn Semud’da elçilerini yalanladı.

Semud kavmi daha önce A’raf suresinde, Hud suresinde, Hicr suresinde, Tâhâ suresinde geçtiği gibi, kuzey Arabistan da Hicr ve vad’il Kura diye bilinen bölgelerde geçmişte kurulmuş olan bölgesel bir uygarlık. 2. Âd diye de meşhur, böyle anıldığına göre 1. Âd kavminin, yani yarımadanın güneyinde Ahkaf tepeleri arasında yerleşik bulunan ve daha önce belaya maruz kalmış olan 1. Âd kavminin, yani Hud peygamberin kavminin. Daha sonra belki bela sonrasında kalıntılarının veya kalanların veya civarının kuzeye doğru göç etmiş ataları olsa gerek.

142-) İz kale lehüm ehuhüm Salihun ela tettekun;

Hani kardeşleri Sâlih onlara dedi ki: “Korkup sakınmaz mısınız?” (A.Hulusi)

142 – O vakit ki kardeşleri Salih onlara demişti: Allah dan korkmaz mısınız? (Elmalı)

İz kale lehüm ehuhüm Salihun ela tettekun hani bir zamanlar onlara da soydaşları Salih şöyle demişti. Hala sorumluluğunuzun farkına varmayacak mısınız. Hala Allah’a karşı esas duruşunuzu takınmayacak mısınız, hala kendi haddinizi bilmeyecek misiniz.

143-) İnniy leküm Rasûlün emiyn;

“Ben kesinlikle güveneceğiniz bir Rasûlüm.” (A.Hulusi)

143 – Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş bir Resulüm, eminim. (Elmalı)

İnniy leküm Rasûlün emiyn bakın ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

144-) Fettekullâhe ve etıy’un;

“O hâlde Allâh’tan (kesinlikle yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun ve bana itaat edin.” (A.Hulusi)

144 – Gelin Allah dan korkun ve bana itaat edin. (Elmalı)

Fettekullâhe ve etıy’un şu halde Allah’a karşı sorumlu davranın ve beni izleyin. Allah’a karşı sorumlu davranın, beni izleyin.

Bu gerçekten ilginç. Neden Allah’ı izleyin değil? Çünkü izlenecek kimse iz bırakır. Yürüyenlerin izi olur. Yürüyenler iz bırakır ve o iz takip edilir. Onun için o izin sahibi Allah’ın kendisine verdiği yol haritasında yürüyorsa, o haritayı takip ediyorsa siz de onu izleyin. Onu izlerseniz o zaman Allah’a karşı sorumluluğunuzun şuurunda olmuş olursunuz. Onu izlerseniz o zaman sanki Allah’ı izlemiş gibi olursunuz.

145-) Ve ma es’elüküm aleyhi min ecr* in ecriye illâ alâ Rabbil alemiyn;

“Bunun için sizden bir karşılık istemiyorum… Hizmetimin karşılığı yalnızca Rabb-ül âlemîn’e aittir.” (A.Hulusi)

145 – Buna karşı ben sizden bir ecir istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül’âlemîne aittir. (Elmalı)

Ve ma es’elüküm aleyhi min ecr* in ecriye illâ alâ Rabbil alemiyn ben bu davet karşılığında sizden herhangi bir ücret talep etmiyorum, bedel istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, takdir edecek olan sadece alemlerin rabbi olan Allah’tır.

Her peygamber böyle diyerek başlamıştır davetine. Yani yalancı peygamberlerle gerçek peygamberleri ayırt eden unsurlardan biri de geçmişte bu olmuştur.

146-) Etütrekûne fiyma hahüna aminiyn;

“(Ne yaparsanız yapın) hep böyle güvende olacağınızı mı sanıyorsunuz?” (A.Hulusi)

146 – Siz burada emn-ü eman ile bırakılacak mısınız? (Elmalı)

Etütrekûne fiyma hahüna aminiyn içinde bulunduğunuz şu konumda, şu durumda fiyma hahüna, yani şu bulunduğunuz durumda sonuna kadar bırakılacağınıza dair güvenceniz mi var. yani elde ettiğiniz bu refah, bu uygarlık seviyesi, bu güvenlik sonsuza kadar baki mi kalacak. Böyle zannediyorsanız siz, Allah’ı hesaba katmıyorsunuz demektir. Ebedi olduğunu zannediyorsanız sahip olduğunuz bu refahın aldanıyorsunuz. Bakın, sizden öncekiler ne oldu, onları niçin düşünmüyorsunuz.

Tabii bütün bu sure boyunca anlatılan bütün bu 8 ayrı kıssalarda verilen hakikat şu; Yeryüzünde hiçbir iktidar baki değildir. Bir iktidar eğer Allah ile arasını açarsa ahlakla arasını açar. Ahlaki değerlerini kaybederse o iktidar tepe taklak gitmeye mahkumdur. İşte burada verilen örnekler aslında tarihin vahye girmesidir. Tarihin vahiy olmasıdır. Dahası tarihin bir kitap gibi okunmasıdır. Bir ibretler kitabı olarak okunmasıdır.

147-) Fiy cennatin ve ‘uyun;

“Cennetler (bahçeler) ve pınarlar içinde…” (A.Hulusi)

147 – O Cennetler, pınarlar. (Elmalı)

Fiy cennatin ve ‘uyun envai çeşit bahçeler içinde ve pınar başlarında. Tabii ki bir refah sisteminde refah düzeyinin insanlara yansıdığı en belirgin unsur bu iki unsurdur. Yani insanların gündelik hayatlarını geçirdikleri o bölgelerde tamamen gelişmiş bir tarım sistemi, gelişmiş bir bahçe düzeni ve gelişmiş bir sulama sistemi. Bunu gösteriyor bu ifadeler.

148-) Ve züru’ın ve nahlin tal’uha hedıym;

“Ekinler ve tomurcuklarıyla hurma ağaçları!” (A.Hulusi)

148 – Lâtif tal’ı sarkmış hurmalar, ekinler içinde, (Elmalı)

Ve züru’ın ve nahlin tal’uha hedıym ekinler ve iç geçirtecek kadar zarif olgun, dolgun hurmaların sarktığı hurmalıklar, bahçeler.

149-) Ve tenhıtune minel cibali buyuten farihiyn;

“Hünerli ve keyifli olarak dağlardan evler yontuyorsunuz!” (A.Hulusi)

149 – Ki bir de dağlardan keyifli keyifli evler yontuyorsunuz, (Elmalı)

Ve tenhıtune minel cibali buyuten farihiyn dahası dağlarda yonttuğunuz görkemli evlerden dolayı mı şımarıyorsunuz.

Bugün bu belde de olduğu söylenen, kalıntıları hala günümüze kadar gelmiş olan Kuzey Arabistan’da ki Madaim-i Salih kalıntıları bu ayetlerin işaret ettiği refah toplumundan geriye kalmış şahitler olduğu söylenir. Gerçekten de bu kalıntılara bakıldığında kat kat, böyle kayalardan dağlar yüzeyinde inci inci işlenmiş muhteşem bir biçimde süslenmiş kat kat evler, odalar ve daha sonra mezar olarak kullanılmış adeta saraylar, köşkler.

Tabii ki her refah toplumu içinde yüzdüğü refahı kendi ellerinin eseri sanır. Sahip olduklarının kendisine neden verildiğini unutur, onların bir sınama aracı olduğunu hiç aklına getirmez. Parmağa bakarda, parmağın gösterdiği yere bakmaz. Ekmeğe teşekkür ederde, ekmeği vereni unutur. Alete teşekkür ederde aleti yapanı unutur. Araca teşekkür ederde aracı gönderen, yaratan, var edeni unutur. Araca gözünü diker de amacı unutur. İşte burada da refah toplumlarının geçmişte başından geçeni örnek olarak gösterilen bu toplumun ulaştığı bu mimari düzey ele alınıyor. Ve sizi şımartan bu geldiğiniz görkemli nokta mı diyor, soruyor. Yani bakıp bunu kim yıkabilir mi diyorsunuz. Bunu kim devirebilir mi diyorsunuz dağlarda yonttuğunuz o sağlam kayaların içinde kurduğunuz köşklere. Evet onu yıkan bir güç vardı ama hesaba katmıyorsunuz.

[Ek bilgi; Meadin-i Salih kalntıları; http://ekabiruzay.blogspot.com/2012/07/meadin-i-salih-ad-kavminin-kalntlar.html ]

150-) Fettekullâhe ve etıy’un;

“O hâlde Allâh’tan (kesinlikle yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun ve bana itaat edin.” (A.Hulusi)

150 – Gelin Allah dan korkun da bana itaat eyleyin. (Elmalı)

Fettekullâhe ve etıy’un ama artık Allah’a karşı sorumlu davranın ve beni izleyin.

Dikkat buyurursanız hem yukarıda geldi hem burada. 144. ayetle 150. ayet aynı ifade Allah’a karşı sorumlu davranın, beni izleyin. Yukarıda bir üstteki ayetlere atfen vurgu taşıyor. Yani beni size gönderdiği için Allah’a karşı sorumluluğunuzu bilin.

İnniy leküm Rasûlün emiyn (143) size emiyn bir peygamber, güvenilir bir peygamber gönderdiği için. Unutmayın eğer güvenilir bir peygamber göndermezse ne olur. Maneviyat insanın ekmek kadar, su kadar ihtiyacıdır. Hatta daha fazla ihtiyacıdır. Bu ihtiyacı sahih kapıdan gideremediği zaman boşluk oluşur. Bu boşluğu doldurmak için kalpazanlar sahtekarlar, sahte peygamberler, yalancı peygamberler türer. Ya da peygamber olduğunu iddia eden şairler, kâhinler, büyücüler, sihirbazlar sıraya girer. Ve siz hakikati onların kapısında ararsınız. Maneviyat boşluğunu onların yalancı seslerinden gidermeye çalışırsınız. Yani sahip olamayacağınız bir şeyi, sahip olamamış birinden istersiniz. İşte bunun için Allah’a karşı sorumluluğunuzu bilin. Bunun için Allah’a yönelin. Haddinizi bilin.

Sonraki ise, 150. ayetteki ise daha farklı bir vurguya sahip. O da yine bir üstteki ayet ve üstteki pasajın vurgusu. Nedir o? Bakın Allah’a karşı sorumluluğunuzu bilin çünkü bu refahı O’na borçlusunuz. Size böyle muhteşem bir mimari ortaya koyabilecek bir kabiliyet vermeseydi nasıl böylesine görkemli bir medeniyet kuracaktınız. Bakın etrafınızdaki diğer canlılarla bakın onlar taşı taş üstüne koyamazken sizler böylesine görkemli bir medeniyeti sırf kendi yiğitliğinizden mi başardığınızı düşünüyorsunuz. Onun için Allah’a karşı sorumluluğunuzu bilin. Sorumlusunuz, borçlusunuz, borcunuzu bilin ve itiraf edin.

“Ya rabbi, neyim varsa sana borçluyum.” Deyin. Bu sorumluluk şuurunun zeminidir. Din budur. Din borçluluk bilincidir.

151-) Ve lâ tutıy’u emrel müsrifiyn;

“Yetkisini aşanların emrine itaat etmeyin!” (A.Hulusi)

151 – İtaat etmeyin o kimselere ki. (Elmalı)

Ve lâ tutıy’u emrel müsrifiyn haddi aşanların isteklerine uymayın.

152-) Elleziyne yüfsidune fiyl Ardı ve lâ yuslihun;

“Ki onlar (yetkilerini aşanlar) dünyada insanları yanlışa yönlendirirler, düzeltici olmazlar.” (A.Hulusi)

152 – yer yüzünü fesada verirler de ıslâh etmezler. (Elmalı)

Elleziyne yüfsidune fiyl Ardı ve lâ yuslihun böyleleri; düzeni sağlamadıkları gibi, düzeni korumadıkları gibi bir de yer yüzünde fesat çıkarıyorlar. Yani düzeni sağlayacakları yere fesadın sebebi oluyorlar. Tabii çıkardıkları fesadı kabul de etmezler. Hani Bakara suresinde ifade buyrulduğu gibi;

Ve iza kıyle lehum lâ tüfsidu fiyl Ard.. (Bakara/11) kendilerine; yer yüzünde fesat çıkarmayın, yer yüzünde bozgunculuk çıkarmayın, yer yüzünü fesada vermeyin denildiği zaman, uyarıldığı zaman derler ki; kalû innema nahnu muslihûn (Bak/11) ne münasebet derler. Biz yalnızca ıslah ediyoruz. Reform yapıyoruz, düzeltiyoruz. Öyle derler. Yani tüm fesatçılar ıslah ettiklerini düzelttiklerini, istikrarı sağladıklarını, düzeni koruduklarını savunurlar. Elâ innehum humulmüfsidûne ve lâkin lâ yeş’urûn. (Bakara/12) Bakın işte gerçekten fesatçılar onların ta kendileridir. Kur’an bu gerçeği,bugün ayan açık gördüğümüz bu gerçeği ne muhteşem ifade etmiş. Demek ki her çağda böyleymiş. Bu zamanlar üstü gerçeği Kur’an böylesine güzel ifade buyurmuş.

153-) Kalu innema ente minel müsahhariyn;

Dediler ki: “Sen büyülenmişsin (etki altına girmişsin).” (A.Hulusi)

153 – Sen dediler: çok büyülenmişlerdensin. (Elmalı)

Kalu innema ente minel müsahhariyn peki, onlar nasıl savundular kendilerini? Şöyle; Dediler ki; sen büyülenmiş birinden başkası değilsin. Bakınız Firavun da kendisini davet eden Musa’ya, sen delisin demişti. Çünkü böylesine güç dengesizliğinin olduğu bir noktada, yer yüzünün biricik gücü olduğunu düşünen bir yöneticiyi ve yönetimi, karşısına çıkıp ta hakikate ve hakka çağırma cesareti gösteriyorsanız o bunu anlamayacaktır. Çünkü bunun rasyonel bir izahı yoktur ona göre. Onun için siz delisiniz. Çünkü siz kahredici bir güce karşı duruyorsunuz. Bunu hangi akılla yaptığınızı anlamayacaktır. Oysa bunu akılla değil imanla yaptığınızı anlasaydı bunu demeyecekti. Fakat anlasaydı zaten inkar etmeyecekti, direnmeyecekti.

Bakınız bu insanlarda kendilerini davet eden peygamberlerine, Salih peygambere böyle karşı koydular. Sen sihirlenmişsin dediler. Aslında bu bir polemiktir. Yani sana sözümüz yok, sen iyi biriydin. Fakat yoldan çıktın, “galiba biri seni sihirledi.” Birinin sihrine maruz kalmasan sen böyle davranmazdır.

Niçin böyle bir akıl yürütme? Çünkü mevcut olanı meşru olarak görüyorlar. İdeal olanı olgu olarak görüyorlar ve bu muhteşem refahın içinde, herkesin ağız suyunu akıtan bu refahın içinde yaşayıp giderken, birinin bu refahın önüne taş koymasını, sen delirdin mi, sen sihiremi maruz kaldın, yani biri seni büyüledi mi diye tepki ile karşılıyorlar. Çünkü onlara göre ye iç yat hesabı olacak. Böyle bir refah toplumunda ancak ya sihirlenmiş olanlar, ya da deli olanlar mevcut duruma itiraz ederler.

Oysa aslında akıllı olanlar görürlerdi. Akıllı olanlar bir zevkin, bir uygarlığın refahının zirveye çıktığı bir durumda eğer bunun içini ahlakla dolduramamışsa bu uygarlığın aslında ne kadar yükseliyorsa o kadar baş aşağı düşeceğini, yani yükseliyor gibi göründüğü tüm durumların kendi aleyhine geliştiğini düşüşünün ve parçalanmasının da o kadar sert ve şiddetli olacağını ancak akıllılar görürler. İşte onların başında da insanlığın ufku peygamberler geliyordu.

Şımarıklığının zirvesine ulaşmış bir refah toplumunda ahlâka çağrı irrasyoneldir. Hz. Salih’i de böyle algıladılar. Yani akılcı değilsin, mutlaka sihirlenmiş olmalısın.

154-) Ma ente illâ beşerun mislüna* fe’ti Bi ayetin in künte mines sadikıyn;

“Sen yalnızca bizim benzerimiz bir beşersin (ama kendini farklı sanıyorsun)! Eğer sözünde sadıksan hadi bir mucize göster!” (A.Hulusi)

154 – Sen bizim gibi bir beşerden başka nesin? Haydi bir âyet getir eğer sadıklardan isen. (Elmalı)

Ma ente illâ beşerun mislüna yine devam ettiler. Sen de sadece bizim gibi beşer türüne ait ölümlü bir insansın. fe’ti Bi ayetin in künte mines sadikıyn eğer doğru sözlü isen haydi bir delil getir de görelim.

Evet, sende bizim gibi bir insansın dediler. Ölümlüsün, beşersin dediler. Aslında insansın demiyorlar tabii beşersin. Onlar gibi bir insan değil, ama onlar gibi bir beşer. Doğrudur, zaten peygamberlerin farklılığı beşerlikte değil insanlıkta, insan olmada farklılar. Fakat onların ima ettiği şey farklı. Ne o? İnsanüstü bir peygamber. Mesela melek. Tüm inkarcı toplumlar böyle bir talepte bulunmuşlardır. Çünkü uymaya gönülleri yoktur. Vahyin çağrısını hayatlarına uydurmaya, hayatlarında yaşamaya gönülleri olmadığı için eğer gönderilen bir melek olsaydı bu sefer; Biz meleği izleyemeyiz diyeceklerdi. Çünkü meleklerin izi olmaz. Onun içinde burada 8 örnek boyunca her peygamber,

Fettekullâhe ve etıy’un beni izleyin Allah’a karşı muttaki olun beni izleyin. Allah’tan sakının, Allah’a saygılı davranın beni izleyin. Çünkü beni Allah gönderdi. Ben O’nun elçisiyim. Eğer Allah’a saygılı olursanız bana da saygılı olursunuz ve beni izlersiniz.

Beni izleyin. Niçin? Beni izleyinin aslında arkasında müthiş bir şey var değerli Kur’an dostları. Filozoflarda olmayan, şairlerde olmayan düşünürlerde olmayan bir şey. Ne o? Ben sizi bir yola çağırıp ta kendim fildişi kulede oturmuyorum. Ben  sizi çağırdığım yolun önündeyim. Yani ben de yolcuyum. Ben de yürüyorum. Eğer bu yolda bir diken varsa önce benim ayağıma batacak. Çünkü ben önünüzden gidiyorum. Beni izleyin diyorum. Sizi izleyeyim, düşün önüme demiyorum, beni izleyin. Fettekul dolayısıyla eğer bu yolda tehlikeler varsa bu tehlikelere önce maruz kalacak olan benim. Ki her peygamber böyle olmuştur zaten. Ümmetlerinin içerisinde peygamberden daha ağır acı çeken olmamıştır. Ağır yük çeken olmamıştır. En ağır yükleri peygamberler çekmiştir.

Eşeddül belâ, alel enbiya, sümmel ulema sümmel emselü fel emsel” sözünde olduğu gibi. İmtihanın en ağırlısı önce peygamberlere,sonra alimlere, sonra işte hakikate yakınlığına göre insanlara paylaştırılmıştır.

155-) Kale hazihi nakatün leha şirbün ve leküm şirbü yevmin ma’lum;

(Sâlih) dedi ki: “Şu (başıboş) dişi deve… Onun da bir su içme sırası var, sizin develerinizin de…” (A.Hulusi)

155 – Ha, dedi: işte bir naka ona bir şirb hakkı’ size de malûm bir günün şirb hakkı. (Elmalı)

Kale bir belge istediler ya o da dedi ki Salih peygamber; hazihi nakatün o belge işte bu dişi devedir. leha şirbün ve leküm şirbü yevmin ma’lum su içme hakkı belli bir gün size belli bir gün de ona aittir buyurdu Salih peygamber.

Bu devenin A’raf/73. ayetinde, ki orada da bu kıssa anlatılır; Nakatullah, Allah’ın devesi olduğunu öğreniyoruz. Ne demek Allah’ın devesi? Kimi müfessirlerin isabetle beyan ettiği gibi kamu malı. Yani özel deve değil, özel mülkiyet değil, her hangi bir şahsa ait değil. Kamu malı. Bu toplum öyle azgın bir toplumdu ki her çağdaki azgın toplum gibi.

Eğer sahipsizse bir canlı, ona şefkat ve merhamet göstermiyordu. Hatta Allah’ın diye bildikleri bir hayvan, Allah’a adanmış bir hayvan diyebildikleri bir hayvana su bile vermiyorlardı. Allah versin diye. Sanki su kendilerine ait, sanki suyu onlar yarattılar da Allah’ın mahlukatını sudan esirgiyorlar. Suyu ondan esirgiyorlar. Böylesine bir azgınlık ve sınavları da işte sanki basit gibi gelen ama aslında çok derin öğütlerle, ibretlerle dolu olan böyle bir deve ile imtihan edildiler.

Azgınlardı, şımarıklardı. Madem Allah’ındır, o beslesin diyorlardı. Allah’a adanmış madem biri kimse Allah’a adamış artık O beslesin, suyumuzdan almasın. Yani azınca böyle mi olur diyeceksiniz. Eğer etrafınıza bakarsanız azmış olanların böyle olduğunu, aslında bu örneğin geçmişte kalmadığını Varlıkla şımarmış olanların bir devenin içeceği suya dahi tahammül edemeyeceğini, bu kadar cık bir şefkati dahi gösteremeyeceğini görürsünüz. Tabii savunmasız masum bir canlı ile sınanmak, bu sınav o.

156-) Ve lâ temessuha Bi suin feye’huzeküm azâbü yevmin azıym;

(Sakın) ona kötülük yapmayın. (Aksi takdirde) sizi çok güçlü bir sürecin azabı yakalar.” (A.Hulusi)

156 – Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin ki o yüzden sizi büyük bir günün azâbı yakalar. (Elmalı)

Ve lâ temessuha Bi suin feye’huzeküm azâbü yevmin azıym Salih peygamber devam etti. Sakın ola dedi. Ona bir kötülük yapayım demeyin. Eğer böyle yaparsanız sizi korkunç bir günün azabı enseleyiverir.

Peki onlar ne yaptılar? Bildiklerini yaptılar. Tasavvurları değişmeden eylemleri değişmez di. Onun için yamuk bakıyordular, doğru göremezlerdi ve göremediler de. Ne yaptılar? Onu hayvan olarak gördüler. Yani Salih peygamberin peygamberlik alameti olan deveyi sıradan bir hayvana indirgediler. İşte indirgemeci mantığın dehşet bir örneği. İbretlik bir örneği. Hayvana indirgediler.

Neye benzer bu? Affedersiniz köpeğin gözünde insan neye indirgenir? Et ve kemiğe. Veya benzer bir şeyden yola çıkalım. Eğer doğru yerden bakmazsanız hacer-ül esved, taşa indirgenir değil mi? Kabe de sıradan bir yapıya indirgenir değil mi. eğer doğru bir yerden bakarsanız. Hatta bakınız böyle indirgemeci mantık, öyle komik duruma düşer ki, dünyanın en ağır acısını omzuna yüklenip göz yaşı döken, evladını kaybetmiş bir annenin göz yaşını, göz yaşı bezelerinin faaliyete geçmesine indirger. Niye ağlıyor diye sorduğunuz zaman, göz yaşı bezeleri çalışıyor demek kadar abes. Görüyorsunuz değil mi. arkadaki ruhu ihmal ettiğinizde o kadar komik oluyor ki, göz yaşı bezelerinin faaliyetine mi indirgenir bir insanın acısı.

Yakub gözünü neden kaybetti? Göz yaşı bezeleri fazla çalışmışta ondan cevabı ne kadar komik değil mi? İşte böyle bir mantık indirgemeci mantık. Kurban ete kemiğe indirgenebilir mi? Onun için Kur’an öyle demiyor mu? Allah’a onun ne kanı ne eti ulaşır. Len yenalAllâhe lühumüha ve lâ dimauha ve lâkin yenalühüt takva minküm. (Hac/37) sizden O’na ulaşacak olan nedir? Ruhudur ruhu. Yani o kurban ruhu. Sizin onu kurban etme bilinciniz, budur.

Onun için burada da işte o oldu. Takvalı davranmadılar. Kafirin takvası nedir? Eşyaya karşı sorumluluk. Kendine ve eşyaya karşı sorumluluk. Zaten kendine eşyaya karşı sorumluluk göstermeyen Allah’a karşıda sorumluluğunu göstermez. Takvanın en düşüğü varlığın en düşüğüne karşı sorumluluk, takvanın en yükseği de varlığın sahibi olan Allah’a karşı sorumluluktur. İşte bu noktada onlar öyle davranmadılar. Ne yaptılar? İndirgediler, yani deve canım..! buna indirgediler. Allah’ın iradesini görmezden geldiler. 

157-) Feakaruha feasbahu nadimiyn;

(Uyarıyı dinlemeyip) dişi deveyi vahşice boğazladılar; sonunda da çok pişman oldular. (A.Hulusi)

157 – Derken onu vurdular, fakat nâdim oldular. (Elmalı)

Feakaruha feasbahu nadimiyn Ne yaptılar? Onu işkenceyle, vahşice katlettiler. Ekara; etimolojik manası hayvanın dizlerini işkence ile kırmak anlamına gelir. Yani kan kaybettirerek, işkence yaparak bir canlıyı öldürmek. Ona böyle yaptılar. Tabii ki feasbahu nadimiyn sonunda pişman oldular ama iş işten geçmişti. İmtihanı kaybetmişlerdi. Mahlukata şefkat ve merhametlerinin olmadığını Allah kendilerine böyle göstermişti. Yani; ey azgın toplum sizin probleminiz aslında bu görkemli görüntüye rağmen, bu refaha rağmen, bütün bu mimari faaliyetlerine rağmen altında bir ruhun olmaması. İçi boş.

Şems/12.-29. ayetlerinde bu kavmin işlediği bu cinayet güzel ve ayrıntılı bir biçimde anlatılır.

158-) Feehazehümül azâb* inne fiy zâlike le ayeten ve ma kâne ekseruhüm mu’miniyn;

onunda o azap onları çarptı! Muhakkak ki bu olayda bir işaret – ders vardır… Onların çoğunluğu iman etmemişlerdir! (A.Hulusi)

158 – Çünkü kendilerini azâb yakalayıverdi şüphesiz bunda mutlak bir âyet var öyle iken ekserîsi mümin olmadı. (Elmalı)

Feehazehümül azâb onları malum azap kıskıvrak yakalayıverdi. Hatta bir önceki cümleden itibaren alırsak feasbahu nadimiyn Feehazehümül azâb yani pişman oldular fakat pişman olmaya vakitleri bile olmadı. Çünkü onları malum azab kıskıvrak yakalayıverdi.

Kamer/31. ayeti bu azabı daha bir açıyor. Diyor ki; rüzgarın, kasırganın havaya savurduğu çit çalıları gibi cesetleri etrafa saçıldı. Dehşetini böyle ifade buyuruyor Kamer suresinde. Kasırganın etrafa dağıttığı çit çalıları gibi cesetleri savruldu diyor. Böyle bir azab.

inne fiy zâlike le ayeh elbet bu kıssada da alınacak mutlaka bir ders vardır. ve ma kâne ekseruhüm mu’miniyn fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır. Neden? Çünkü ders almayacaklardır. Ders alsalardı inanacaklardı, ders alsalardı güveneceklerdi. Ders almayacakları için inanmayacaklardır.

159-) Ve inne Rabbeke le”HU”vel ‘Aziyzur Rahıym;

Kesinlikle Rabbin “HÛ”; El Aziyz’dir, Er Rahıym’dir. (A.Hulusi)

159 – Ve şüphesiz rabbin o, öyle azîz öyle rahîm. (Elmalı)

Ve inne Rabbeke le”HU”vel ‘Aziyzur Rahıym ne ki senin rabbin sınırsız rahmet sahibi olan O yüceler yücesidir.

160-) Kezzebet kavmü Lutınil murseliyn;

Lût toplumu da Rasûlleri yalanladı. (A.Hulusi)

160 – Lût kavmi gönderilen Resulleri tekzip etti. (Elmalı

Kezzebet kavmü Lutınil murseliyn Lût kavmi de elçilerini yalanladı.

Yeni bir kıssaya daha girdik değerli dostlar. Kıssa, kıssa ardına anlatılıyor. Salih kıssasının arkasından Lût kıssası. Ondan önce de bildiğiniz gibi Hûd kıssası, Hz. İbrahim’in kıssası, Hz. Musa’nın kıssası anlatılmıştı. Bu kıssalar elbette geçmişin masalları olsun diye anlatılmıyor. Onun için bu kıssaların tümünün sonunda gelen o 8 kez gelen İnne fiy zâlike leayeh elbet bu anlatılanlarda da bir ders mutlaka vardır. Kim için? Ders alacak kimse için uyarısı boşuna gelmiyor. Ders alsınlar diye anlatılan bu uyarılardan tabii ki herkesin ders almayacağını da yine kendisi söylüyor Kur’an ın.

Kuzey Arabistan da Filistin topraklarına mücavir Lût gölünün etrafına yerleşmiş bir topluluk tu bu Lût kavmi diye bildiğimiz kavim. Hz. Lût’un davet ettiği bir grup şehir. Özellikle Lût gölünün güney ucunda bir vadi vardı. Unutmayalım ki Lût gölü önceden de var olan bir göl olmasına rağmen önceden tatlı su idi. Bu belâ ile bir takım toprak altında ki petrol vs. gibi bir takım atık maddeler suyun kimyasını değiştirdi ve şu anda suda hiçbir canlı yaşamamaktadır bu belânın ardından.

İşte Lût eski gölünün asli gölün güney ucunda bir vadi ve o vadide birçok şehir. Sadece Sodom ve Gomore değil Edmah, Zeboyim, zoar, Beş kent. Beş yerleşim mahalli o yemyeşil vadide yaşıyorlar ve güzel bir uygarlık kurmuştular. Gelişmiş bir uygarlık. Fakat ahlakı hesaba katmadılar. Erdemi hesaba katmadılar, Allah’ı unuttular. Kendilerine nimet verenlerin veren Allah’ı unutarak nimetin kendileri sayesinde olduğunu düşündüler ve öyle şımardılar ki, işte Allah onlara Hz. Lût’u gönderdi.

161-) İz kale lehüm ehuhüm Lutun ela tettekun;

Hani kardeşleri Lût onlara dedi ki: “Korkup sakınmaz mısınız?” (A.Hulusi)

161 – O vakit ki kardeşleri Lût onlara demişti: siz Allah dan korkmaz mısınız? (Elmalı)

İz kale lehüm ehuhüm Lutun ela tettekun hani bir zamanlar onlara kardeşleri Lût şöyle demişti. Hala Allah’a borçlu olduğunuzu ve dolayısıyla sorumlu olmanız gerektiğini kavramayacak mısınız? Yani Allah karşısında sorumlu davranmayacak mısınız.

162-) İnniy leküm Rasûlün emiyn;

“Ben kesinlikle güveneceğiniz bir Rasûlüm.” (A.Hulusi)

162 – Haberiniz olsun ben size gönderilmiş bir Resulüm, eminim. (Elmalı)

İnniy leküm Rasûlün emiyn hem bakın ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

163-) Fettekullâhe ve etıy’un;

“O hâlde Allâh’tan (kesinlikle yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun ve bana itaat edin.” (A.Hulusi)

163 – Gelin Allah dan korkun da bana itaat edin. (Elmalı)

Fettekullâhe ve etıy’un Allah’a karşı sorumlu davranın ve beni izleyin, peşime takılın ki sizi uzaklaştığınız Allah’a yaklaştırayım. Sizi soyunduğunuz ruha kavuşturayım. Sizi mahrum kaldığınız ahlaka ulaştırayım.

164-) Ve ma es’elüküm aleyhi min ecr* in ecriye illâ alâ Rabbil alemiyn;

“Bunun için sizden bir karşılık istemiyorum… Hizmetimin karşılığı yalnızca Rabb-ül âlemîn’e aittir.” (A.Hulusi)

164 – Buna karşı ben sizden bir ecir de istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül’âlemîne aittir, (Elmalı)

Ve ma es’elüküm aleyhi min ecr* in ecriye illâ alâ Rabbil alemiyn ben sizden bu davetim karşılığında hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi, ecrimi vermek takdir etmek yalnızca Allah’a kalmıştır.

165-) Ete’tunez zükrane minel alemiyn;

“İnsanlardan (dişileri bırakıp) erkeklerle mi yatmak istiyorsunuz?” (A.Hulusi)

165 – Âlemîn içinden erkeklere mi gidiyorsunuz? (Elmalı)

Ete’tunez zükrane minel alemiyn şimdi siz insanların içerisinden erkeklere mi yanaşıyorsunuz.

166-) Ve tezerune ma haleka leküm Rabbüküm min ezvaciküm* bel entüm kavmün adun;

“Rabbinizin sizin için yarattığı kadınları bırakıyorsunuz! Hayır, siz sınırlarınızı aşan bir topluluksunuz!” (A.Hulusi)

166 – Bırakıyorsunuz da sizin için yarattığı çiftleri? Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz. (Elmalı)

Ve tezerune ma haleka leküm Rabbüküm min ezvaciküm bu şekilde rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bir yana bırakıyorsunuz. bel entüm kavmün adun yoo..! siz var ya siz basbayağı sınırları çiğneyen azgın bir kavimsiniz.

Evet, manzara bu. Lût kavminin işlediği o dehşet ve o ağır sapkınlık aslında yine temelde refah toplumunun kendilerine bu nimeti veren Allah ile aralarını açma yüzündendi. Ahlaki davranma konusunda eğer bir toplum üzerine düşeni yapmıyorsa o toplumda aslında ahlaksızlığın hangi seviyede duracağını kimse kestiremez. Çünkü çok temelde basit gibi gelir. Fakat haksızlıklar üzerine kurulmuş bir servet mutlaka fuhuş sektörünü tetikleyecektir. O sektörü finanse eden haram kazanç büyüdükçe tüm gayri meşru yollar arayacaktır kendisine çıkacak. Onun için haram kazanç haramı besler. Haram gelir mutlaka çıkacak haram bir yer arar. O nedenle bir toplumun refahı eğer temiz ahlaki değerler üzerine oturmuyorsa o toplumun refahı bir felaketin habercisi olur aynı zamanda.

Lût kavmi de böyle olmuştu. Fıtratla çelişen cinselliğin doğasına aykırı bir iş işliyorlardı.

167-) Kalu lein lem tentehi ya Lutu letekûnenne minel muhreciyn;

Dediler ki: “Andolsun ki ey Lût, eğer (bu söylemlerinden) vazgeçmezsen, kesinlikle (buradan) çıkarılacaksın!” (A.Hulusi)

167 – And ederiz ki dediler vazgeçmezsen ya Lût, mutlak ve muhakkak çıkarılanlardan olacaksın. (Elmalı)

Kalu lein lem tentehi ya Lutu letekûnenne minel muhreciyn eğer buna bir son vermezsen ey Lût dediler, eğer bu davetine, bakınız sadece davet ediyor, yapmayın diyor. Doğanıza aykırı davranmayın. Bir toplum ki doğasına aykırı davranırsa mutlaka cezalandırılır. Çöker. Ahlakı çöken bir toplumun mutlaka kendisi de çöker. Onun için, sizin için söylüyorum dercesine, yapmayın. Fakat onlar onun öğüdüne bile gelemediler. Buna bir son ver. Yani bize ahlakı hatırlatma, bize doğruyu hatırlatma.

Çok ilginç, tüm sapkınlara bakınız kendilerine doğrunun ve hakikatin hatırlatılmasından olağanüstü rahatsız olurlar. Bu  adeta insan doğasının zamanlar ve zeminler üstü bir tabiatı. Tarih boyunca aynı. Hakikati söylediğiniz zaman mutlaka varlığını yalana borçlu olanlar rahatsız olacaklardır. Buna bir son vermezsen dediler ey Lût sürgün edilmiş bir olup çıkacaksın. Yani seni sürgün ederiz.

168-) Kale inniy liameliküm minel kaliyn;

(Lût) dedi ki: “Gerçek şu ki, sizin bu fiillerinizden nefret ediyorum! (Fâile değil, fiile nefret gerçeği vurgulanıyor. A.H.)” (A.Hulusi)

168 – Ben, dedi: doğrusu sizin amelinize buğz edenlerdenim. (Elmalı)

Kale inniy liameliküm minel kaliyn Lût dedi ki bilmiş olun ki ben bu yaptığınızdan dolayı sizi şiddetle kınıyorum. Her tür zulüm ve sapmaya karşı farklı tavırlar ele alınıyor bu kıssalarda dikkat buyurursanız. Hz. İbrahim kıssasında bir avuç, hatta birkaç insanın, bir ailenin küfre karşı direnip başka bir şey yapamayınca, artık sonuna kadar direnip imkanları tüketince, yeni imkanlar üretmek için farklı ufuklara açılma örneğini gördük.

Hz. Musa örneğinde bir peygamberin örgütlü bir güce karşı, zamanının süper gücüne karşı nasıl bir davet yürüttüğünün üslubunu gördük. Hud kavmin örneğinde bir toplumun görkemli bir uygarlık kurduktan sonra hakikate karşı direndiklerinde nasıl toptan yok edildiğini, yok edileceğini gördük. İşte Salih kavminde farklı bir versiyonunu gördük, burada da farklı bir versiyonunu görüyoruz. O versiyonda da aslında bir toplumun ahlaki dejenerasyonunun neticede o toplumu nasıl mahvı perişan ettiğinin bir örneğini.

Tarih okunan bir vahiy oluyor burada. Tarihi olaylar, hadiseler vahiy olarak önünüze gelip açılıyor. İşte bu olayda onlardan biri.

[Ek bilgi; http://ekabirweb.blogspot.com/2012/08/sodom-ve-gomorranin-basina-gelenler.html ]

169-) Rabbi necciniy ve ehliy mimma ya’melun;

“Rabbim, beni ve ehlimi (bunların) yaptıklarından kurtar.” (A.Hulusi)

169 – Yâ rab! Beni ve ehlimi bunların amellerinin şumundan halâs et. (Elmalı)

Rabbi necciniy ve ehliy mimma ya’melun rabbim dedi, beni ve ailemi, bunların yaptıklarının, asalında yaptıklarından diyor da ayet, şöyle açımlamalı bunu yaptıklarının sonucunda gelecek olan beladan koru.

170-) Fenecceynahu ve ehlehu ecme’ıyn;

Bunun üzerine Onu ve ehlini toptan kurtardık. (A.Hulusi)

170 – Biz de onu ve ehlini tamamen halâs ettik. (Elmalı)

 Fenecceynahu ve ehlehu ecme’ıyn sonuçta biz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık.

171-) İlla ‘acuzen fiyl ğabiriyn;

Sadece gelmek istemeyen kocakarı (Lût a.s.ın iman etmeyen karısı) hariç! (A.Hulusi)

171 – Ancak bir acuze kaldı. (Elmalı)

İlla ‘acuzen fiyl ğabiriyn ancak bir koca karı geride kaldı.

Kur’an kocakarı diyor, ismini vermiyor tabii ki. Hz. İbrahim’in babasını vermişti hatırlayacaksınız İbrahim kıssasında. Burada da Hz. Lût’un eşini veriyor. Yani kötü örnek, bir peygamberin babası da olsa, hanımı da olsa kötüdür ve elbette insanın kazandığı kendisinedir. Kocasının peygamber olması nihai tahlilde onun hidayeti için garanti olmuyor. Bunu bize aynı zamanda veriyor.

172-) Sümme demmernel âhariyn;

Sonra diğerlerini yerle bir ettik! (A.Hulusi)

172 – Sonra geridekileri hep tedmir eyledik. (Elmalı)

Sümme demmernel âhariyn sonra ötekileri yerle bir ettik.

173-) Ve emtarna aleyhim metaren, fesae metarul münzeriyn;

Onların üzerine öyle bir yağmur yağdırdık ki! Uyarılanların yağmuru ne kötüdür! (A.Hulusi)

173 – Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki ne fena idi o münzerin yağmuru. (Elmalı)

 Ve emtarna aleyhim metaren sonunda bela sağanağı, bela yağmuru üzerlerine öyle bir yağdı, oyle bir boca ettik ki bela yağmurunu fesae metarul münzeriyn gör ki uyarılan fakat uslanmayan kimselerin maruz kaldıkları bu bela sağanağı ne berbat, ne dehşet bir bela sağanağı imiş. Bunu gör.

Gerçekten de yağılan arkeolojik çalışma ve uzaydan yapılan çekimler, MÖ. 2000 civarında bu bölgede tarihsel olarak kurulduğu bilinen bu görkemli uygarlığın Hz. İbrahim zamanında dehşetli bir biçimde yok olduğunu gösteriyor. Bugünkü Lût gölünün güney ucu Lût gölünden ayrı olarak sığ bir dildir. Onun için bugün adı da el Lisan’dır zaten oranın, dildir. Çok derin bir sığlık bayağı büyük, 15 Km. kadar bir sığlık vardır orada. Yaklaşık 60. mt. Suyun altındadır. Fakat o sığlık biter bitmez cetvelle çizilmiş gibi bir fay hattı 400 mt. Birden iner. 60 mt.den 400 mt. Ye çıkar derinlik. Ora fay hattıdır. Kırılmıştır oradan. Yani toptan o yeşil vadide gelişmiş bir toplum kuran ama ahlâkı olmadığı için fıtrata aykırı bir yönelişle en çirkin ahlaksızlıkları yapan Lût kavmi böyle bir belaya uğramıştır.

Hatta Tevrat’ta biz bir ayrıntı ile karşılaşıyoruz Tekvin bölümünde; Hz. İbrahim olayı haber alınca belayı, bölgeye hareket eder bela yerine ve Hz. İbrahim’in dilinden bela mahallinin fotoğrafı şöyle verilir. Yerin, ateş yakılmış bir ocak gibi dumanı tütüyordu. Evet, ateş yakılmış bir ocak gibi dumanı tütüyor. Böyle bir bela ile yok olmuşlardır.

174-) İnne fiy zâlike le ayeten, ve ma kâne ekseruhüm mu’miniyn;

Muhakkak ki bu olayda da bir işaret – ders vardır… Ne var ki onların çoğunluğu iman etmemiştir. (A.Hulusi)

174 – Şüphesiz bunda mutlak bir âyet var, öyle iken ekserîsi mümin olmadı. (Elmalı)

İnne fiy zâlike le ayeh elbet bu kıssada da alınacak ders mutlaka vardır. ve ma kâne ekseruhüm mu’miniyn fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır. Çünkü ders almayacaklardır.

175-) Ve inne Rabbeke le”HU”vel ‘Aziyzur Rahıym;

Kesinlikle Rabbin “HÛ”; El Aziyz’dir, Er Rahıym’dir. (A.Hulusi)

175 – Ve şüphesiz ki rabbin o, öyle azîz öyle rahîm. (Elmalı)

Ve inne Rabbeke le”HU”vel ‘Aziyzur Rahıym ne ki senin rabbin sınırsız rahmet sahibi olan O yüceler yücesi Allah’tır.

176-) Kezzebe Ashabül Eyketil murseliyn;

Ashab-ı Eyke de (orman halkı, Şuayb a.s.ın kavmi) Rasûlleri yalanladı! (A.Hulusi)

176 – Ashabı Eyke gönderilen Resulleri tekzip etti. (Elmalı)

Kezzebe Ashabül Eyketil murseliyn ormanlık vadinin ki; Eyke, aslında bir isim değil sık ağaçlıklı yeşil vadi demek. Ormanlık vadinin halkı da elçilerini yalanladı.

Eyke bugün Hz. Şuayb peygamberin kendisine gönderildiği Meyden diye bilinen bugünlü Amman yakınlarında ki yine yeşil bir vadi. Bugün Hz. Şuayb’ın mezarının da içinde bulunduğu vadi.

177-) İz kale lehüm Şu’aybün ela tettekun;

Hani Şuayb onlara dedi ki: “Korkup sakınmaz mısınız?” (A.Hulusi)

177 – O Vakit ki Şuayb onlara demişti: siz Allah dan korkmaz mısınız? (Elmalı)

İz kale lehüm Şu’aybün ela tettekun Hani bir zamanlar soydaşları Şuayb onlara demişti ki sorumlu davranmayacak mısınız hala. Hz. Şuayb biliyorsunuz Hz. Musa’nın üstadı olur. Aynı zamanda Kayın pederi olur, aynı zamanda işvereni olur. Yani hem hocası olur, hem iş vereni olur, hem kayın pederi olur. Ama onun özellikleri bu kadarla sınırlı değil, Resulallah’ın dilinde o peygamberlerin en iyi hatibi idi. Onun için;

Ve ma üriydü en ühalifeküm ila ma enhaküm anh. (Hûd/88) bu sözleri Kur’an onun dilinden nakleder. Ben sizi nehy ettiğim bu konularda size sırf muhalefet olsun diye sizi bir şeylerden  nehy etmiyorum, ya da size muhalefet etmek maksadı ile sizi uyarmıyorum. Benim amacım bu değil. in üriydü illel ıslaha mesteta’t  benim amacım sadece gücümün yettiği kadar sizleri uyarmaktır. ve ma tevfiykıy illâ Billâh bu konuda başarım yalnızca Allah’a aittir. aleyhi tevekkeltü ve ileyhi üniyb (Hûd/88) ben sadece O’na güvendim ve sadece O’na yöneldim. Demişti ya. Böylesine muhteşem bir hitabete sahip olan bir peygamberdi aynı zamanda.

178-) İnniy leküm Rasûlün emiyn;

“Ben kesinlikle güveneceğiniz bir Rasûlüm.” (A.Hulusi)

178 – Haberiniz olsun ben size gönderilmiş bir Resulüm, emînim.(Elmalı)

İnniy leküm Rasûlün emiyn hem bakın ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

179-) Fettekullâhe ve etıy’un;

“O hâlde Allâh’tan (kesinlikle yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun ve bana itaat edin.” (A.Hulusi)

179 – Gelin Allah dan korkun ve bana itaat edin. (Elmalı)

Fettekullâhe ve etıy’un Allah’a karşı sorumlu davranın ve beni izleyin.

180-) Ve ma es’elüküm aleyhi min ecr* in ecriye illâ alâ Rabbil alemiyn;

“Bunun için sizden bir karşılık istemiyorum… Hizmetimin karşılığı yalnızca Rabb-ül âlemîn’e aittir.” (A.Hulusi)

180 – Buna karşı sizden bir ecir istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül’âlemîne aittir. (Elmalı)

Ve ma es’elüküm aleyhi min ecr ben bu davet karşılığında sizden hiçbir ücret talep etmiyorum in ecriye illâ alâ Rabbil alemiyn benim ücretimi ecrimi takdir edecek olan sadece Alemlerin rabbidir.

181-) Evfül keyle ve lâ tekûnu minel muhsiriyn;

“Ölçmeyi tam yapın… Tartıda hile yapıp eksik vermeyin!” (A.Hulusi)

181 – Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın. (Elmalı)

Evfül keyle ve lâ tekûnu minel muhsiriyn ölçüp biçerken ölçüyü tam tutun. Hak yiyenlerden olmayın.

Demek ki bu toplum ticaret toplumu. Ticarette geldiği refah düzeyi belli. En geliştikleri alanda zulme sapıyorlardı toplumlar zaten. Hangi alanda gelişmişlerse o alanda zulme sapıyorlar. Bu toplumda demek ki ticaret toplumu ve ticarette zulme sapmışlar. Artık ticareti, insanları aldatma aracı olarak kullanmaya başlamışlar. Ki Â’raf /85. ayetinde ve devamında ki ayetlerde bu toplumun durumu daha ayrıntılı olarak açıklanır.

182-) Vezinu Bil kıstasil müstekıym;

“Sağlıklı ölçümleme ile ölçün!” (A.Hulusi)

182 – Ve doğru terazi ile tartın. (Elmalı)

Vezinu Bil kıstasil müstekıym ve doğruluktan şaşmayan bir terazi ile tartın.

Aslında bu sadece malı, bezi, unu, şekeri ölçüp tartmak değil, varlığı, hakikati, eşyayı, hayatı, zamanı, değerleri ölçüp tartmak. Eğer insanın kafasındaki terazi bozulmuşsa, tezgahında ki terazi zaten bozulur. Asıl terazi yürekte ki terazidir. O doğru tartmalı. Eğer o doğru tartmıyorsa o zaman elinde ki terazi zaten bozulacaktır.

183-) Ve lâ tebhasünnase eşyaehüm ve lâ ta’sev fiyl Ardı müfsidiyn;

“İnsanların hakkını vermemezlik etmeyin ve düzgün düzeni bozmayın, dünyada taşkınlık yapmayın.” (A.Hulusi)

183 – Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin ve yer yüzünü ihtilâlcilikle fesada vermeyin. (Elmalı)

ve lâ tebhasünnase eşyaehüm insanları, hakları olan şeylerden mahrum etmeyin ve lâ ta’sev fiyl Ardı müfsidiyn ve yeryüzünde düzenbazlık yaparak bozgunculuk çıkarmayın.

184-) Vettekulleziy halakaküm vel cibilletel evveliyn;

“Sizi ve önceki nesilleri yaratandan (onlara yaptıklarının sonucunu yaşattığı ve size de yaşatacağı için) korunun!” (A.Hulusi)

184 – O sizi ve sizden evvelki cibileti yaratan hâliktan korkun. (Elmalı)

Vettekulleziy halakaküm vel cibilletel evveliyn sizi de sizden önceki kuşakları da yaratan O yaratıcıya karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun, takvalı davranın, muttaki olun.

185-) Kalu innema ente minel müsahhariyn;

Dediler ki: “Sen yalnızca büyülenmişsin (etki altındasın)!” (A.Hulusi)

185 – Sen, dediler: muhakkak sihirlilerdensin. (Elmalı)

Kalu innema ente minel müsahhariyn ne dediler peki? Yine onlarda Salih kavminin yaptığını yaptılar. Dediler ki; sen büyülenmiş birinden başkası değilsin. Yani bizim şu içinde yaşadığımız muhteşem refahı mı kıskanıyorsun. Hatta bu kıssanın anlatıldığı başka ayetlerde onu reis adayı olarak gördüklerini anlıyoruz kavminin. Kavminin Şuayb peygamberi, toplumun gelecekteki büyük önderi olarak gördüğünü anlıyoruz. Onun için böyle bir tepki geliştirdiler.

186-) Ve ma ente illâ beşerun mislüna ve in nazunnüke leminel kâzibiyn;

“Sen bizim gibi bir beşersin! Senin yalancı olduğunu düşünüyoruz!” (A.Hulusi)

186 – Sen bizim gibi bir beşerden başka nesin, doğrusu biz seni her halde yalancılardan sanıyoruz. (Elmalı)

Ve ma ente illâ beşerun mislüna sen de sadece bizim gibi beşer türüne mensup birisin. ve in nazunnüke leminel kâzibiyn  doğrusu senin yalancı olduğunu sanıyoruz dediler. Yalan söylediğini sanıyoruz. Ne konuda? Ben Allah’tan size vahiy getiriyorum, Allah beni elçi olarak size yolladı diye peygamberliğini ilanı konusunda.

187-) Feeskıt aleyna kisefen mines Semai in künte mines sadikıyn;

eğer sözünde sadıksan, hadi üzerimize semâdan parçalar düşürt.” (A.Hulusi)

187 – Üzerimize Semâdan bir kıt’ayı düşürüver haydi sâdıklardan isen. (Elmalı)

Feeskıt aleyna kisefen mines Semai in künte mines sadikıyn fakat eğer doğru sözlü olduğunu iddia ediyorsan haydi göğü paramparça üzerimize indir dediler. Ya da gökten bir parça düşür üzerimize.

Bu kavim kendilerinden önce belaya uğramış olan Lût kavminin komşusu bir kavim. Yani bu kavim aslında belaya uğramanın ne demek olduğunu biliyorlar. Daha önce belaya uğramış toplumlardan da haberleri var. Onun içinde örnek verirken spesifik olarak bela talebinde bulunuyorlar. Ama öylesine azgınlar ki, bu azgınlığa bela verilmeyeceğini düşünüyorlar. Çünkü onlar sadece onların yaptığını yapanın  belaya uğrayacağını düşünüyorlar. Öyle düşünüyorlar. Yani ahlaksızlığı bir tek alana indirgiyorlar cinselliğe. Ticarette ahlaksızlığı, ahlaksızlık saymıyorlar. Bu günküler gibi mi desek acaba..!

188-) Kale Rabbiy a’lemu Bi ma ta’melun;

(Şuayb) dedi ki: “Rabbim, yaptıklarınızı (yaratan olarak) daha iyi bilir.” (A.Hulusi)

188 – Rabbim a’lemdir, dedi: yaptıklarınıza. (Elmalı)

Kale Rabbiy a’lemu Bi ma ta’melun Şuayb dedi ki rabbim yapıp ettiğiniz her bir şeyi çok iyi biliyor.

Biraz önceki yorumumu bu ayete eklerseniz daha iyi anlaşılacaktır. Yani sizin; Ya.! Bu yaptığımızda bir şey yok, kitabına uyduruyoruz, ticaret yapıyor diyorsanız eğer, Allah ne yaptığınızı çok iyi biliyor. Yani ticaret yapıyoruz diye masum bir şeyin arkasına sığınmayın. Veyahut ta biz falancalar gibimi yapıyoruz demeyin. Sizin yaptığınızda onların yaptığının farklı bir boyutu. Çünkü nihayetinde hakkı çiğniyorsunuz, hak yiyorsunuz. Allah’ın koyduğu sınıra tecavüz ediyorsunuz.

189-) Fekezzebuhu feehazehüm azâbü yevmiz zulleti, innehu kâne azâbe yevmin azıym;

Böylece Onu yalanladılar da bu yüzden o kararan günün şiddetli azabı onları yakaladı… Muhakkak ki o aziym bir sürecin azabı idi. (A.Hulusi)

189 – Hasılı onu tekzip ettiler, kendilerini de o zulle gününün azâbı alıverdi ki o cidden büyük bir günün azâbı idi. (Elmalı)

Fekezzebuhu neticede onu işte böyle yalanladılar. feehazehüm azâbü yevmiz zulleh bunun üzerine onları gölge gününün azabı yakalayıverdi.

Gölge günü, demek ki özel bir kullanım gibi kullanılmış. Gök yüzünü kara bir bulut gibi kaplayan kop koyu dumanlı bir bela bu. Bir volkanik patlama sonucu belaya uğramış olsalar gerek ki, böyle bir ifade kullanılıyor. A’raf/91. ayeti ve devamında da bu kavmin uğradığı bela dile getirilir.

innehu kâne azâbe yevmin azıym gerçekten de o pek korkunç bir günün azabıydı. Tabii bilmiyoruz, görmedik ama rabbimiz o azabı bilen gören ve hak edenlerin başlarına o azabı veren rabbimiz burada böyle tavsif ediyor. Gerçekten de korkunç bir azap olmalı.

190-) İnne fiy zâlike le ayeten, ve ma kâne ekseruhüm mu’miniyn;

Muhakkak ki bu olayda da işaret – ders vardır… Ne var ki onların çoğunluğu iman etmemiştir! (A.Hulusi)

190 – Şüphesiz bunda mutlak bir âyet var, öyle iken ekserîsi mümin olmadı. (Elmalı)

İnne fiy zâlike le ayeh elbet bu kıssada da alınacak bir ders mutlaka vardır. ve ma kâne ekseruhüm mu’miniyn fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır, çünkü akıllanmayacaklardır. Akıllarını kullanıp ta ders almazlarsa inanmayacaklardır.

Tabii bütün bu ayetler, tekrar tekrar gelen bu uyarılar aslında ilk muhatabı olan Resulallah’ı inşa sadedinde geliyor. Yani bu surenin girişinde ki ayetleri unutmayın lütfen. Resulallah’ın özellikle, niçin inanmıyorlar diye kendisini helak edecek kadar üzülmesine karşı inanmayacaklar.ç Yani kendini helak etsen de inanmayacaklar ve devamı daha ilginç tabii; Yine bu tekrar tekrar gelen ayetlerde yer alan bu ayet, nedir o da;

191-) Ve inne Rabbeke le”HU”vel ‘Aziyzur Rahıym;

Kesinlikle Rabbin “HÛ”; El Aziyz’dir, Er Rahıym’dir. (A.Hulusi)

191 – Ve şüphesiz ki rabbin o, öyle azîz öyle rahîm. (Elmalı)

Ve inne Rabbeke le”HU”vel ‘Aziyzur Rahıym ne ki senin rabbin sınırsız rahmet sahibi olan O yüceler yücesidir. Yani Allah’tan daha merhametli olduğunu düşünme. Bu belayı hak edenlere belayı veren rabbin aslında merhametin tamamına sahiptir. Rahmetin kaynağıdır. Sana verdiği merhamette zaten O’nun verdiği için vardır.

8 kıssa burada bitiyor, bitti. Kur’an ın bir çok suresinde geçen bu kıssaların bu surede ki vurgusu;

1 – Hakikat karşısında insanlık durumunda hiçbir değişme olmayacak. Ey bu vahyin son muhatapları geçmişte bu tipleri görmüşseniz, bu mantığı, bu tasavvuru, siz yaşarken de bu tasavvuru göreceksiniz. Yani sizin karşınızda da Nemrut’lar, firavunlar, Lût kavimleri, Âd kavimleri, Semud kavimleri olacak, olabilecek.

2 –  Ahlaki değerlerden yoksun bir refahın, güç ve iktidarın sahiplerini feci bir akıbet mutlaka bekler. Er ya da geç onların akıbeti, bunların akıbeti olacak.

3 – Her mümin şahsiyetin çağının sapmasıyla mücadele etmesi onun imanının ona yüklediği bir borçtur. Dolayısıyla her firavunun  bir Musa’sı, her Nemrud’un bir İbrahim’i olmak durumundadır.

192-) Ve innehu letenziylü Rabbil alemiyn;

Muhakkak ki O (Kur’ân), Rabb-ül âlemîn’in tenzîlidir (hakikatin olan El Esmâ mertebesinden şuuruna boyutsal iniştir)! (A.Hulusi)

192 – Ve hakikat bu (Kur’an) rabbül’âlemînin şüphesiz bir tenkizilidir.(kurtarmak. Kurtarılmak.) (Elmalı)

Ve innehu letenziylü Rabbil alemiyn İmdi kuşku yok ki bu mesaj elbet Alemlerin rabbi tarafından indirilmiştir. Alemlerin rabbi, alemlere rahmet olan peygamber A. Selâmı; alemleri uyaran bir mesajla göndermiştir. Rabbül alemiyn; Rahmeten lil alemiyn’i, huden lil alemiyn ile göndermiştir. Alemlere hidayet veren bir kitap ile. İn huve illâ zikrun lil’alemiyn. (Tekviyr/27) hatırlayın. Bu Kur’an alemler için, tüm bir insanlık için bir uyarı bir hatırlatmadır. İşte böyle.

193-) Nezele BihirRuhul emiyn;

Er Ruh-ul Emin (Fuadına yansıyan Esmâ ilmi) Onunla (Cibrîl) indi! (A.Hulusi)

193 – Onu Ruhı emîn indirdi. (Elmalı)

Nezele BihirRuhul emiyn onu güvenilir ruh, (Cibril, Cebrail) indirmiştir, indirdi.

Ya da bu ayetin bir başka anlamı şöyle olabilir; Bununla güvene layık olan vahiy indi. Çünkü ruh Kur’an da vahiy anlamına da gelir. Bakınız Nahl suresinde;

Yünezzilül Melaikete Bir Ruh.. (Nahl/2) melekleri diyor Allah ruh ile indirir. Demek ki melekleri ruh ile indirmesi, melekleri vahiy ile indirir. Meleklerin indirdiği bir şey var. O da ruh olarak nitelendiriliyor. Yani, vahiy insana can veren bir ruh olarak nitelendiriliyor Kur’an da. Sadece orada değil İsra/85, Mü’min/15 ayetinde ve daha başka ayetlerde ruh; vahiy anlamına kullanılır. Buradaki klasik tefsir burada ki Ruh-ül emiyn i Cibril, Cebrail olarak anlamıştır. Biz de öncelikli tercihimizi öyle kullandık.

194-) Alâ kalbike li tekûne minel münziriyn;

Senin kalbine (şuuruna) ki, (bu bilgiye dayalı olarak) uyarıcılardan olasın! (A.Hulusi)

194 – Senin kalbin üzerine ki o münzirlerden olasın. (Elmalı)

Alâ kalbik nereye? Senin kalbine Alâ kalbik; buradaki kalp kan pompası değil. Gerçi bizim kalbimiz de sadece kan pompası değil. Ama buradaki kalpten kasıtta o değil. Bunun en güzel delili Kaf/37. ayeti. Nedir o;

İnne fiy zâlike le zikra limen kâne lehu kalb.. (Kaf/37) bunda diyor, bu vahiyde kalbi olan kimseleri uyaran bir şey vardır. Bu vahiy kalbi olan kimseleri uyarmak için gönderilmiştir.

Şimdi kalbi olan kimseler, kalbi olmayan kimselerde mi var. Demek ki Kur’an a göre onlarda varmış. Kalbi olmayanlar da varmış ki, kalbi olan kimseleri uyarsın diye. Yani kan pompasından öte bir şey bu kalp. İmanın, inkarın, sevginin, muhabbetin makarrı olan, merkezi olan yer.

li tekûne minel münziriyn ki onunla uyaran biri olasın diye.

195-) Bi lisanin ‘Arabiyyin mubiyn;

Apaçık bir Arapça anlatım diliyle! (A.Hulusi)

195 – Açık parlak bir Arabi lisan ile. (Elmalı)

Bi lisanin ‘Arabiyyin mubiyn açık seçik bir Arapça ile.

Ve ma erselna min Rasûlin illâ Bi lisani kavmihi .. (İbrahim/4) biz hiçbir peygamber göndermedik ki o kendi lisanı ile kavminin lisanıyla gelmemiş olsun. Niçin li yübeyyine lehüm.. onlara vahyi açıklamak için, anlaşılır kılmak için. Rad suresinin 4. ayetine buyrulduğu gibi (hayır İbrahim/4) tebliğ edilmiştir bu vahiy. Vahiy aynı zamanda Arapça inmiştir. Arapça vahyin bir aksesuarı falan değildir bizatihi vahyin bir boyutudur bu manada ve Kur’an ca olmuştur. Onun için Kur’an ın hiçbir çevirisine Kur’an denilemez.

196-) Ve innehu lefiy zübüril evveliyn;

Şüphesiz ki O (hakikat bilgisi), öncekilerin hikmetli bilgilerinde de vardır. (A.Hulusi)

196 – Hem o şüphesiz evvelkilerin kitaplarında da var. (Elmalı)

Ve innehu lefiy zübüril evveliyn yine kuşku yok ki bu mesaj öncekilerin sayfalarında da yer almaktadır. Evet. Öncekilerin sayfaları, yazıları. Her peygamber kendisinden sonra gelecek peygamberi müjdelemiştir ki biz bunu Tevrat’ta da, Kitab-ı Mukaddeste de görüyoruz. Fakat ilginçtir ehli kitabın kitaplarında Resulallah’ın geleceğine olan atıfları zaten biliyoruz. Muhammed Hamidullah, merhum bu meyanda bilmediğimiz bir bilgiyi daha veriyor. Bu öncekilerin yazılarına Hint kutsal metinleri de giriyor. Hatta çok daha ilginci aynı ismin verdiği bir bilgiye göre Brahman Hindularının kutsal metni olan Pour Rana tam da eskilerin yazıları anlamına geliyor. Manası kitabın adının manası bu. Pour Rana; eskilerin kitapları, yazıları anlamına geliyor ve çok ilginçtir orada gelecekte insanlığı kurtaracak olan bir peygamberden söz edildiğini, annesinin adının güvenilir kadın, yani Amine, babasının adının Allah’ın kulu, kendi adının da övülmüş, yani Muhammed olduğunun bizzat kayıtlı olduğunu Hamidullah üstadımız yine iyi bildiği Sanskritçe metinler, eski Hint metinlerinde kayıtlı olduğu bilgisini bize veriyor. Ki gerçekten ilginç ve orijinal bir bilgi olduğu için üstad Hamidullah’ın hem coğrafyanın insanı, Hint kıtasının insanı olması hasebiyle hem de o eski dile vakıf olması hasebiyle bu bilgiyi vermesi gerçekten ilginçtir.

[Ek bilgi; HZ. MUHAMMED (SAV)’İN ÖNCEKİ KUTSAL KİTAPLARDA MÜJDELENMESİ (TEBŞÎRÂT)

        “Hakkında bilgi verdiğimiz Hinduizm’in bu kutsal kitaplarının, Yüce Allah’ın vahy ettiği kitaplardan olduğu düşünülmektedir. Bu durumda, bu kitapların da Hz. Peygamber’in geleceğine dair müjdeler ihtiva etmeleri ihtimali vardır. Nitekim bazı âlimlerimiz, bu kitaplarda bulunan, Hz. Peygamber’le ilgili müjdeleri ortaya çıkarmışlardır. Şimdi bu müjdelerden bazılarına değineceğiz:

1. Müjde: “Melekhalı (yabancı bir memlekete mensup olan ve yabancı bir dili konuşan) bir ruhsal öğretici, kendi yoldaşları ile birlikte zuhûr edecek; adı ‘Mohammad’ olacak; Raca Bhoj (ilâhî kata ait), bu Maha Dev Arab’ı, Panchgavya ve Ganj sularında yıkadıktan sonra (yani bütün günahlardan arındırdıktan sonra), ona en samimi sadakatini ve bütün saygıları sunduktan sonra şöyle dedi: ‘Sana bağlı kalacağım. Ey sen beşeriyetin efendisi, Arabistan’ın sakini! Sen, şerri yok etmek için büyük bir güç topladın ve Melekhalı düşmanlardan kendini korudun. Ey sen, en büyük Rab olan Tanrı’nın en mü’min görünüşü! Ben senin kölenim; beni ayaklarının altına yatır!’”34

Hz. Peygamber’le ilgili bu övgüde, şu noktalar sıralanıyor:

a) Peygamberin adı, açıkça ‘Muhammed’ olarak bildirilmiştir.

b) Onun Arabistanlı olacağı bildirilmiştir.

c) Peygamberin sahabesine de özel bir atıf vardır.

d) Peygamber, bütün günahlardan arınmıştır.

e) Peygambere, düşmanlarından korunması için yardım edilecektir.

f) O şerri yok edecek, putları ortadan kaldıracak, aracı rolündeki her ilahı ilga edecektir.

g) O, beşeriyetin efendisidir.

Hz. Peygamber’in Panchgavya ve Ganj nehirlerinde yıkanması, onun günahlardan arınmasına işarettir; zira bu nehirler, Hindularca kutsal kabul edilirdi35.

2. Müjde: “Melekhalılar, Arapların meşhur beldelerini yağmaladılar. Bu ülkede ‘Arya Dharma (şeriat, yasa)’ dan hiçbir eser yoktur. Daha önce de orada, bizzat benim gördüğüm, sapıtmış bir ifrit ortaya çıkmıştı; şimdi o, güçlü bir düşman tarafından gönderilmiş olarak yeniden ortaya çıkmıştır. Bu düşmanlara, doğru yolu göstermek ve onları hidâyete çağırmak üzere, ‘Muhamad’ –ki ona ben ‘Brahma’ lakabını verdim- , Pishachaları doğru yola getirmekle meşhurdur. Ey Raca, aldanmış Pishachaların ülkesine gitmene gerek yok; nerede olursan ol, benim müşfikliğim sayesinde arınacaksın. Geceleyin, melek mizacında olan o zeki adam, bir Pishacha kılığında Raca

Ishvar Parmatma’nın emirlerine göre, et-yiyici bu insanların akidesini güçlendireceğim. Benim takipçim, sünnetli, başında saç örgüsü olmayan, ‘ibadete çağrı (ezan)’ okuyan ve meşru her şeyin yenilebileceğini söyleyen bir adam olacaktır. Domuz hariç, her türlü hayvanı yiyecektir. Onlar, kutsal içki ile arınmaya önem vermeyecekler; fakat savaş ile arınacaklardır. Dinsiz milletlere karşı mücadele etmeleri sebebiyle ‘müslümanlar’ olarak tanınacaklardır. Ben, et yiyen bu milletin dininin meydana getiricisi olacağım.”36

Bu müjde, Hz. Peygamber’in gelişiyle ilgili şu işaretleri içerir:

a) Arapların ülkesi, kötü insanlar tarafından bozulmuştur.

b) Bu ülkede Arya Dharma (şeriat) yoktur.

c) Gelecek olan peygamber, Arya akidesinin hakikat olduğunu beyan edecek ve halkı ıslah edecektir.

d) Bu peygamberin takipçileri sünnet olacak, saçlarını örmeyecek ve büyük bir devrim yaratacaklardır.

e) İbadete çağrı (ezan) okuyacaklardır.

f) Domuz hariç her hayvanın etini yiyeceklerdir.

g) Savaş ile arınacaklardır.

h) Dinsiz milletlerle savaşan bu insanlar, Müslümanlar olarak bilineceklerdir.

Ayrıca bu haberde Hz. Peygamber’in, Arya akidesinin gerçekliğini doğrulayacağı ve Arya Dharma’nın, bütün dinler üzerinde hakim olacağı söylenmektedir37.

3. Müjde: Vişnu Puran adlı kitabın 24. bölümünde şöyle denilmektedir: “Vedalar (gerçek ilim kitapları) tarafından öğretilen hareket ve fiiller, hakîkî müesseseler, mevcudiyetlerini tam kaybedecekleri sırada, bu karanlık çağların sona ermesi yaklaşacak ve Tanrı’nın son tenâsühü, bir cenkçi, muharip şeklinde tezâhür edecektir. Bu muharip, Sambla Dîb (Kumlu Ada)’de, ârif ve namlı bir aileden dünyaya gelecek. Babasının adı ‘Vişnuyasa (Allah’ın kulu: Abdullah)’, anasının adı ‘Somti (emîn olunan kişi: Âmine)’ olacaktır.”38

Bu anlatılan sıfatlar, Peygamber Efendimiz’e tıpatıp uymaktadır39.

Hindistan Brahmanlarının kutsal kitabı olan Vedalara göre bu muharip kişi, kumlar diyarında doğacak, sonra vatanını terk edip kuzeyde bir yere iltica edecek (Bu, Peygamberimiz’in Medine’ye hicretine işarettir.); göğe değecek bir arabası olacak (Bu da mîrâca işarettir.); bu zât, deve sahibi, hikmetli bir kişi olacak; yapacağı iki büyük savaşın birincisinde 300, ikincisinde 10.000 askeri bulunacaktır40.

Bu savaşlar, Bedir ve Mekke’nin fethi savaşlarıdır. . Puranalarda Arap asıllı bir peygamberin müjdesini gören Panditler (din adamları), bu kitapların tahrif edilmiş olduğu iddiasını ortaya attılar; fakat bir tahrif olmuş olsaydı, bu tahrif, kendi lehlerine olacak şekilde gerçekleşirdi41.

4. Müjde: Kuntap Sukt, Atharva Veda’nın çok iyi bilinen bir bölümüdür. Bu bölümün ilk mantrası (cümlesi) şöyledir: “Dinleyin ey insanlar! Bir kahramana övgü olarak, bunun için (bir şarkı) söylenecek.” ‘Övülecek kişi’ ifadesi, ‘Muhammed’ kelimesinin tam karşılığıdır.

Bu mantranın metni, onun gerçekten bir tebşîr olduğunu göstermektedir. Hindular, bu sözleri dikkatle ve saygıyla dinlemekten büyük bir zevk alırlar. Bu mantrada kullanılan ‘Astvishyate’ sözcüğü, Sanskritçe’de, gelecek zaman kipinde ‘övülecek kişi’ anlamına gelir; bu, onun bir tebşîr oluşunun delilidir; bu olay, gelecek bir zamanda vuku’ bulacaktır. Dünyadaki peygamberler içinde en çok övülen ve saygı gören, Hz.Muhammed’dir. Bütün peygamberler onu övmüş ve geleceğini haber vermiştir42.

Kuntap Sukt’un ikinci mantrasında, deveye binen ve arabasıyla göğe yükselen birisinden sözedilmektedir. Bu kişi, bir Hint Rişi’si (din adamı) olamaz; çünkü onlara deveye binmek yasaktı. Bu kişi, bir Arap olmalıdır ki o da Hz. Peygamber’dir. Göğe yükselen araba da, daha önce geçtiği gibi, onun mîrâcına işarettir43.

Özetle Atharva Veda, şu haberlerle Hz. Peygamber’i müjdelemektedir:

a) O, ‘Narashansah’, yani ‘Övülen (Muhammed)’dir.

b) O, barış prensi veya muhâcirdir. (Mantra 1)

c) O, deveye binen bir rişidir; arabası göklere ulaşır. (Mantra 2)

d) O ve onu izleyenler, daima ibadeti düşünürler; savaş alanında bile Rablerinin önünde secde ederler. (Mantra 4)

e) O, düyaya hikmeti yaymıştır. (Mantra 5)

f) O, dünyaların efendisi, bütün beşerin en iyisi ve rehberidir. (Mantra 6)

g) İnsanlar, onun idaresinde mutlu bir şekilde yaşarlar. (Mantra 9-10)

h) Ondan, kalkıp insanları uyarması istenmiştir. (Mantra 11) ı) O, çok cömerttir. (Mantra 12)44”

                ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ İLÂHİYAT FAKÜLTESİ

 http://www.belgeler.com/blg/2bz0/eski-kutsal-metinlerde-hz-muhammed-sav-tebsirat ]

197-) Evelem yekün lehüm ayeten en ya’lemehu ulemaü beniy israiyl;

İsrailoğullarının âlimlerinin Onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir? (A.Hulusi)

197 – Onu Beni İsrail ulemasının bilmesi de onlara bir âyet (bir delil) değil mi. (Elmalı)

Evelem yekün lehüm ayeten en ya’lemehu ulemaü beniy israiyl İsrail oğulları alimlerinin bunu bilmeleri onlar için delil olarak yeterli değil mi?

Evet gerçekten de öyle. Hz. Safiyye’den gelen rivayeti hatırlıyorum bu noktada. Hani Resulallah’ın eşleri arasına katılacak olan, daha sonra müminlerin annesi olan Taif’in reisinin kızı Safiye.

– Resulallah Mekke’den Medineye hicret ettiği gün diyor, babam Huvey bin Ahtab’la amcam Ebu Yasir gittiler bakalım nasıl biri diye. Resulallah’ı görmüşler, hicret gerçekleşmiş, sonra eve döndüler. Ben onların aralarında ki konuşmalarına şahit oldum. Amcam babama dedi ki; Nasıl buldun? Babam uzun bir süre sustu. En sonunda konuştu ve dedi ki; bu o. Peki ne yapacaksın? Hayatım olduğu sürece ona düşmanlık yapacağım. Dedi. Bu bilgiyi bize kaynaklarımızın en orijinallerimizden biri olan İbn. Hişam’ın Essira’sı veriyor.

198-) Velev nezzelnahu alâ ba’dıl a’cemiyn;

Eğer Onu Arapça bilmeyen birine inzâl etseydik; (A.Hulusi)

198 – Eğer onu Arapça bilmeyenlerin birine indirseydik de. (Elmalı)

Velev nezzelnahu alâ ba’dıl a’cemiyn ve eğer biz onu Arap olmayan birine indirseydik;

199-) Fekareehu aleyhim ma kânu Bihi mu’miniyn;

Onu, onlara bildirseydi; gene Ona iman etmezlerdi. (A.Hulusi)

199 – o kendilerine kıraat etse idi yine iman etmeyeceklerdi. (Elmalı)

Fekareehu aleyhim ma kânu Bihi mu’miniyn o da o mesajı kendilerine okusaydı yine de ona inanmazlardı.

200-) Kezâlike seleknahü fiy kulubil mücrimiyn;

İşte Onu, (hakikati inkâr) suçu işleyenlerin akıllarına bu kadar sokarız! (A.Hulusi)

200 – Biz onu mücrimlerin kalplerine öyle sokmuşuzdur. (Elmalı)

Kezâlike seleknahü fiy kulubil mücrimiyn işte biz vahyi günaha batmışların kalplerinde etki etmeden geçip gitmesini böyle sağlamışızdır. Yani; seleknahu; aslında sokmak, girdirmek demek. Ama hitabın gelişinden biz bunu rahatlıkla anlıyoruz; bir kulağından girip öbür kuşlağından çıkartmayı işte bunun için takdir ettik. Yani gönüllerinde etki etmedi.

Kur’an ın ithafını biliyorsunuz değerli dostlar likavmin yetefekkerun. (Casiye/13, Rum/21 vs.) düşünen bir kavme, düşünen bir toplum için diyor.

Yine Kur’an dan etkilenmeyen kesimin Kur’an da geçişini biliyorsunuz. Ve nünezzilu minel Kur’âni ma huve şifa.. (İsra/82) Biz Kur’an dan şifa indirdik diyor. Şifa olan bir şeyler indirdik. ve rahmetun lil mu’miniyne ama kim için? Ona iman edenler için. ve lâ yeziyduz zalimiyne illâ hasara. (İsra/82) fakat o zalimlerin ancak hüsranını artırır.

201-) Lâ yu’minune Bihi hatta yeravül azâbel eliym;

Feci azabı görünceye kadar Ona iman etmezler. (A.Hulusi)

201 – İman etmezler ana tâ o elim azâbı görecekleri deme kadar. (Elmalı)

Lâ yu’minune Bihi hatta yeravül azâbel eliym can yakıcı bir azabı görünceye kadar bu vahye iman etmeyeceklerdir.

202-) Feye’tiyehüm bağteten ve hüm lâ yeş’urun;

(Ölüm azabı) onlara, düşünmedikleri bir anda, ansızın gelir! (Ölüm, en büyük azaptır; çünkü kişi ölümü tadarak hakikatini bizzat müşahede eder ve hakikatinin hakkını veremediğini kavrar; artık bunun gereğini yerine getirme imkânı kalmadığını idrak ederek çok büyük bir pişmanlığın azabı içine düşer. A.H.) (A.Hulusi)

202 – Ki geliversin de kendilerine ansızın, hiç farkında değillerken. (Elmalı)

Feye’tiyehüm bağteten ve hüm lâ yeş’urun nihayet bu azap kendileri farkında değilken onları ansızın bulacaktır.

203-) Feyekulu hel nahnu münzarun;

(O vakit) derler ki: “Bize ek süre tanınır mı ki?” (A.Hulusi)

203 – Desinler ki acaba bize bir müsaade edilir mi? (Elmalı)

Feyekulu hel nahnu münzarun bunun üzerine onlar bize bir ilave süre daha tanınmaz mı diyecekler.

204-) Efe Bi azâbina yesta’cilun;

Azabımızın kendilerinde açığa çıkmasını acele mi istiyorlar? (A.Hulusi)

204 – Ya şimdi azâbımızı iviyorlar mı? (Elmalı)

Efe Bi azâbina yesta’cilun hani şimdi onlar azabımızın hemen gelmesini mi istiyorlar. Yani orada öyle diyecekler. Ama şimdi onlar azabımızın hemen gelmesini mi istiyorlar.

205-) Eferaeyte in metta’nahüm siniyn;

Görüyorsun işte… Onları senelerce çeşitli nimetlerle zevklendirsek, (A.Hulusi)

205 – Gördün a artık onlara senelerce zevk ettirsek. (Elmalı)

Eferaeyte in metta’nahüm siniyn düşünsene bir onlara yıllarca safa sürmeleri için fırsat verdik.

206-) Sümme caehüm ma kânu yu’adun;

Sonra, uyarıldıkları başlarına gelse… (A.Hulusi)

206 – Sonra kendilerine edilen vaat gelip çatarsa. (Elmalı)

Sümme caehüm ma kânu yu’adun sonra vaat edilen azap başlarına gelince;

207-) Ma ağnâ anhüm ma kânu yümette’un;

Sahip olduklarıyla yaşadıkları zevkler, onlara hiçbir yarar sağlamaz! (A.Hulusi)

207 – O yaşatıldıkları zevkin kendilerine hiç faydası olmayacaktır. (Elmalı)

Ma ağnâ anhüm ma kânu yümette’un safa sürerek kaçırdıkları bu fırsatın kendilerine herhangi bir yararı dokunabilir mi?

208-) Ve ma ehlekna min karyetin illâ leha münzirun;

Biz, uyarıcıları gelmemiş hiçbir bölge halkını helâk etmedik. (A.Hulusi)

208 – Mamafih biz hangi memleketi helâk ettikse her halde onu inzar edenler olmuştur. (Elmalı)

Ve ma ehlekna min karyetin illâ leha münzirun dahası, biz bir ülkeyi helak etmeden önce illaki uyarmış,

209-) Zikra* ve ma künna zâlimiyn;

(Önce) hatırlatma olur! Biz haksızlık etmeyiz! (A.Hulusi)

209 – İhtar edilmiştir, ve biz zulmetmiş değilizdir. (Elmalı)

Zikra; hatırlatmışızdır.

Bir çok surede, Mesela En’am/31. (hayır 131. Olacak) ayetinde …lem yekün Rabbüke mühlikel kura Bi zulmin ve ehlüha ğafilun. (En’am/131) Eğer ehli gafil iseler, hakikatten habersiz iseler rabbin bir toplumu helak edecek değildir, helak etmemiştir buyruluyor. Onun için bir çok böyle ayetler var. Demek ki buradan şunu anlayacağız dostlar; Uyarmadan cezalandıran her tasavvur zalimdir. Buradan bunu anlıyoruz.

ve ma künna zâlimiyn zira biz asla zulmeden biri değiliz. ..ve ma ene Bi zallamin lil `abiyd (Kaf/29) bizim kullara zulmetmek gibi bir tavrımız yok. Yani kullara zulmetmemiz ihtimal dışıdır diyor.

210-) Ve ma tenezzelet Bihişşeyatıyn;

Onu (Kurân’ı) şeytanlar oluşturmadı! (A.Hulusi)

210 – Ve bunu Şeytanlar indirmedi. (Elmalı)

Ve ma tenezzelet Bihişşeyatıyn hem bu vahyi asla şeytanlar indirmiş değildir.

211-) Ve ma yenbeğıy lehüm ve ma yestetıy’un;

Onların işlevine uymaz! (Zaten) buna yetecek kuvvelere de sahip değillerdir! (A.Hulusi)

211 – Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez? (Elmalı)

Ve ma yenbeğıy lehüm ve ma yestetıy’un zira bu hem onların ağzının işi değildir, hem de buna güçleri yetmez.

Şeytanlarda mı indirebilirmiş? Şeytanlar vahiy indirmezler şeytanlar fısıldarlar. Şeytanlar vesvese verirler. Şeytanlar evham verirler ve şeytanların evham verdikleri vahiy alıyorum diye gelebilir. Ben de vahiy alıyorum derler. Böyleleri tarihin her döneminde olmuş bugünde vardırlar.

[Ek bilgi; Uzay Dini” diye tanımlanan ve “Uzaylıların tebliğ ettiği” iddia edilen Cin kökenli, “Altın Çağ Bilgi kitabında” şöyle denilmektedir:

İslâmî bütünlük ışık dost MUHAMMET’i “RASÛL” ZANNETMEKTEDİR… Hâlbuki O, ALLÂH’ın habibi “RASÛL”ün ELÇİSİDİR… RASÛL, büyük ASHOT yani SULH’tur.” (Fasikül:42; s:408)

Bu “UZAYLILAR”a göre, “Muhammet’in elçisi olduğu büyük ASHOT’un Rabbi olan ALLÂH da, bedenlenmiş olarak BETA NOVA gezegeninde yaşamakta ve orada bizi yanına beklemektedir”!!! (Fasikül:46; s:447)

Kaynak: http://www.ahmedhulusi.org/yazi/muhammed-allah-rasuludur.htm#ixzz20aYNFBCk ]

212-) İnnehüm anis sem’ı le ma’zulun;

Muhakkak ki onlar algılama kapasitesinden yoksundurlar! (A.Hulusi)

212 – Onlar işitmekten sureti kat’iyye de azledilmişlerdir. (Elmalı)

İnnehüm anis sem’ı le ma’zulun çünkü onlar vahyi işitmekten bile kesinlikle men edilmişlerdir. Peygamber taslakları, sahte peygamberler, her türlü gaipten haber verme teşebbüsleri, “bana da vahiy geliyor” iddiasında bulunan şeytanın oyuncaklarından söz ediyor bu ayetler.

213-) Fela ted’u meAllâhi ilâhen âhare fetekûne minel mu’azzebiyn;

O hâlde Allâh (hakikati ortada iken) yanı sıra tanrı kavramına yönelme! Yoksa azabı yaşayacaklardan olursun! (A.Hulusi)

213 – Binaenaleyh sakın Allah ile beraber diğer bir ilâha çağırma ki o ta’zib edileceklerden olmayasın. (Elmalı)

Fela ted’u meAllâhi ilâhen âhare fetekûne minel mu’azzebiyn şu halde Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarıp yakarma. Bu takdirde azaba uğrayanlardan olursun.

214-) Ve enzir aşiyretekel akrebiyn;

Uyarmaya en yakınlarından başla! (A.Hulusi)

214 – Hem en yakın hısımlarını inzar et. (Elmalı)

Ve enzir aşiyretekel akrebiyn ve uyarmaya sana en yakın olan çevrenden başla. Davet usulünü veriyor bu ayet. Merkezden başla, yakın olandan başla. Ki Resulallah’ta öyle yapmış, ilk uyardığı eşi Hatice olmuştu.

215-) Vahfıd cenahake limenit tebeake minel mu’miniyn;

İman edenlerden sana tâbi olanları kanadının altına al! (A.Hulusi)

215 – Ve sana ittiba’ eden müminlere kanadını indir. (Elmalı)

Vahfıd cenahake limenit tebeake minel mu’miniyn ve seni izleyen müminlere kol kanat ger. İnsani ilişkinin zeminini ifade ediyor bu ayet. Şefkat ve merhametin bu zemin olduğunu söylüyor.

Hani hatırlayalım FeBima rahmetin minAllâhi linte lehüm.. (A.İmran/159) Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. ve lev künte fazzan ğaliyzal kalbi lenfaddu min havlik.. eğer katı kalpli davransaydın onlar senin etrafından dağılır giderlerdi. fa’fü anhüm.. O halde onları affet. vestağfir lehüm onlar için bir de dön Allah’tan af dile. ..ve şavirhüm fiyl emr. (A.İmran/159) Yine de işlerinde onlarla istişareyi sürdür.

Bakınız bu ayet Uhud’un arkasından indirildi. Uhud’da Resulallah istişare sonucunda dışarıda harp yapmayı kabul etmiş, ve istişare de dışarıda karşılayalım düşmanı diyenler ilk defa savaştan kaçanlar olmuşlardı. Yani belki yenilgiye belki onlar sebep olmuşlardı. Eğer Resulallah görüşünde direnseydi belki de o yenilgi yaşanmayacaktı. Ama Resulallah onlara dönüpte sizin yüzünüzden oldu demedi. Böyle bir akıl yürütmemesi içinde uyarıldı. Onun için onlarla istişareyi sürdür. Bu ayetle adeta bakışımlı bir mesajı var.

216-) Fein asavke fekul inniy beriyün mimma ta’melun;

Eğer sana âsi olurlar ise de ki: “Ben yaptıklarınızdan berîyim!” (A.Hulusi)

216 – Bunun üzerine sana isyan ederlerse ben sizin amellerinizden beriyim de. (Elmalı)

Fein asavke fekul inniy beriyün mimma ta’melun ne ki eğer sana isyan ederlerse bu takdirde; “bakın ben sizin yaptıklarınızdan sorumlu değilim. Sizin yaptıklarınızın sorumluluğunu asla üstlenmiyorum” de

217-) Ve tevekkel alel ‘Aziyzir Rahıym;

(Hakikatin olan Esmâ mertebesine) Aziyz Rahıym’e tevekkül et! (A.Hulusi)

217 – Ve o, azîz rahime mütevekkil ol. (Elmalı)

Ve tevekkel alel ‘Aziyzir Rahıym ve merhameti bol olan O yüceler yücesine güven.

218-) Elleziy yerake hıyne tekum;

Ki O, işlevine kalktığında seni görür… (A.Hulusi)

218 – O ki görüyor kıyam ettiğin vakit seni. (Elmalı)

Elleziy yerake hıyne tekum ki O hiyam ettiğin vakit seni görmektedir.

219-) Ve tekallübeke fiys sacidiyn;

Secde edenler içinde yer aldığını da! (A.Hulusi)

219 – Ve secdekârlar içinde dolaşmanı. (Elmalı)

Ve tekallübeke fiys sacidiyn çünkü o Allah’a teslim olanlar arasındaki tasarruflarını görmektedir.

Bu son ayete böyle meal vermem; Mekke’de herhangi bir cemaatle namaz kılınan mescidin bu sure indiğinde henüz olmadığı gerçeğinden yola çıkarak Hasan Basri’nin görüşüne ittibandır.

220-) İnneHU HUves Semiy’ul ‘Aliym;

Muhakkak ki O, “HÛ”; Semi’dir, Aliym’dir. (A.Hulusi)

220 – Çünkü o öyle semi öyle alîmdir. (Elmalı)

İnneHU HUves Semiy’ul ‘Aliym çünkü O, evet, yalnızca O’dur her şeyi işiten, her şeyi bilen.

221-) Hel ünebbiüküm alâ men tenezzelüş şeyatıyn;

Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi? (A.Hulusi)

221 – Haber vereyim mi size Şeytanlar kimin üzerine inerler? (Elmalı)

Hel ünebbiüküm alâ men tenezzelüş şeyatıyn o şeytanların kimlere indiğini sana haber vereyim mi?

222-) Tenezzelü alâ külli effakin esiym;

Kendini aldatan vebal sahibini etkilerler! (A.Hulusi)

222 – Vebal yüklenici her bir sahtekâr üzerine inerler. (Elmalı)

Tenezzelü alâ külli effakin esiym onlar kendini aldatmayı alışkanlık haline getiren her günahkarın üzerine inerler.

223-) Yülkunes sem’a ve ekseruhüm kâzibun;

Kendilerini aldatanlar, (şeytanlara – bilinçteki aldatıcı fikirlere) kulak verirler ve onların ekseriyeti yalancıdırlar. (A.Hulusi)

223 – Onlar kulak verirler ve ekseri yalan söylerler. (Elmalı)

Yülkunes sem’a ve ekseruhüm kâzibun yalana kulak kabartanlar ve onların çoğu başkalarına da yalan söylerler. Yani onlar hem yalana kulak kabartırlar, hem de başkalarına yalan söylerler. Cahiliye döneminde manevi boşluk bir talebe yol açtı. Bu yoğun talep sahici bir arz ile karşılanmayınca sahte arz ile karşılandı. Bu arzı yapan iki kesim vardı. Kahinler ve şairler. Bu ayetler Kahinlerle alakalı. Bundan sonraki ayetlerse sözü şairlere getiriyor.

224-) Veş şu’arâü yettebi’uhümül ğavun;

Şairler (şiirlerle duygusallığı tahrik ederek, insanları tanrı edindiklerine tapınmaya yönlendirenler); onlara hakikatten sapanlar tâbi olur. (A.Hulusi)

224 – Şairler, bunların arkasına da çapkınlar, sapkınlar düşer. (Elmalı)

Veş şu’arâ’ şairlere gelince, ve şairler yettebi’uhümül ğavun onları batıl inanç peşindeki cahil ve bilinçsizler izler. El ğavun’un anlamı bu.

Şamanlık koltuğunu oturan şairlerden söz ediyor burada Kur’an. Her biri sahte bir peygamber gibi davranan bu şairler bizim bugün gördüğümüz şairlerin işlevini üstlenmiyorlar. Yani bunlar sıradan sanatkar falan değiller. Söyledikleri de şiir değil. Kendileri sahte bir peygamber pozlarında, söylediklerini de vahiy gibi lanse ediyorlar. Mesela bunlar içinde İbn. Zibara, İbn. Ebu. Sah gibi isimler var.

225-) Elem tera ennehüm fiy külli vadin yehiymun;

Görmez misin ki onlar hayal – evham dünyalarında yaşarlar! (A.Hulusi)

225 – Görmez misin bunlar her vâdide hayran olurlar. (Elmalı)

Elem tera ennehüm fiy külli vadin yehiymun görmez misin ki onlar hayal ve his alemindeki her vadide amaçsızca gezinip dururlar. Evhamlarının peşinde gezinirler. Hakikatin değil yani. Düşünün o günün şiiri ya medihti, ya hicivdi. Ya methiye ya hiciv yani ya birini yersizce överler, sırf ondan aferin ya da harçlık almak için, ya da kızmışlarsa yererler veya bir başkası ona yergi dizmesi için para vermiştir kızarlar. Kendi duyguları değil aslında, ödünç duygularla kızarlar. Vazifeleri ise sırf karşıdakini etkilemek.

226-) Ve ennehüm yekulune ma lâ yef’alun;

Muhakkak ki onlar yapmayacakları şeyleri söylerler! (A.Hulusi)

226 – hem de onlar yapmayacakları şeyleri söylerler. (Elmalı)

Ve ennehüm yekulune ma lâ yef’alun ve onlar yapmadıklarını söylerler. Cahiliye şairiyle peygamberi ayıran ayırım bu işte. Şairin amacı etkilemek. Peygamberin amacı ise yolda kılavuzluk etmek.

227-) İllelleziyne amenû ve amilus salihati ve zekerullahe kesiyren ventesaru min ba’di ma zulimu* ve seya’lemülleziyne zalemu eyye münkalebin yenkalibun;

Ancak (hakikate) iman edenler ve imanın gereğini uygulayanlar, Allâh’ı çok zikredenler ve zulme uğradıktan sonra zafere ulaşanlar müstesna… (Nefslerine) zulmedenler, yakında hangi dönüşüme uğrayacaklarını kavrayacaklar (ama iş işten geçmiş olacak)! (A.Hulusi)

227 – Ancak iman edip iyi ameller işleyenler ve Allah ı çok zikredenler ve kendilerine zulmedildikten sonra öçlerini alanlar müstesna, yarın bilecek o zulmedenler hangi inkılâba münkalib olacaklar. (Elmalı)

İllelleziyne amenû ve amilus salihati ve zekerullahe kesiyren ventesaru min ba’di ma zulimu ne ki bu şairlerden iman eden, salih amel işleyen, Allah’ı sürekli hatırda tutan ve zulme uğradıktan sonra haklarını savunanlar müstesna. Yani şairleri ikiye ayırıyor Kur’an;

1 – Şaman koltuğunda oturup yalancı peygamberlik taslayanlar.

2 – İkincisi ise haddini bilen, hakkı savunan ve iman eden şairler.

Ve sure muhteşem bir uyarıyla, tabir caizse tarihin en büyük hakikatiyle bitiyor. ve seya’lemülleziyne zalemu eyye münkalebin yenkalibun sonuçta zulmeden kimseler nasıl bir devrimle devrileceklerini günü gelince öğrenecekler.

Firavuna, Nemrud’a, Nuh, Âd, Semud, Lût kavimlerinin ve zalimlerin akıbetine bakıp öğrenmedilerse eğer, bu ayetlerden de öğrenmedilerse eğer, belalarını bulunca mutlaka öğrenecekler.

Siz ve bize gelince; Kimin tarafındayız, ne taraftayız ona bakalım. Yani zalimlerin tarafında mıyız, yoksa mazlumların mı. Musa’nın tarafında mıyız, firavunun mu. İşte bize tarafımızı seçmek düşüyor. Rabbim tarafımızı nebilerin çizgisinden yana olanlardan kılsın inşallah.

“Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
4 Yorum

Yazan: 05 Ekim 2012 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

4 responses to “İslamoğlu Tef. Ders. ŞU’ARÂ SURESİ (141-227)(117)

  1. salih

    01 Mayıs 2017 at 07:42

    selam aleyküm.hocam şuara süresinin tamamı yok.onu da bir zahmet eklerseniz iyi olur.selamlar

     
    • ekabirweb

      01 Mayıs 2017 at 11:30

      Ve aleyküm selam ve Rahmetuhu. Affedersiniz ben bir eksiklik göremedim, neresi olduğunu işaret edebilir misiniz? Bulabilirsem hemen düzeltirim. İlginiz için Allah razı olsun.

       
  2. salih

    01 Mayıs 2017 at 23:52

    kusura bakma ben yanlış bakmışım.170. ayetin mealini burda göremeyince 117 .ayette son buldu zannettim.ama şimdi eksikliği görmedim.o zaman nasıl baktıysam eksik gördüm.özür dilerim

     
    • ekabirweb

      02 Mayıs 2017 at 00:36

      Merhaba önemli değil, hata bizler içindir. Allah doğruları bulan, anlayan ve yaşayanlardan kılsın. Esen kalın Allah’a emanet olun.

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: