RSS

İslamoğlu Tef. Ders. FATIR SURESİ (01-18) (136)

15 Şub

231“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

 

El Hamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn Vesselatü Vesselâmü alâ Resulüna Muhammedin ve alâ alihi ve ashabihi ve etba’ıhi ecmaiyn.

Rabbişrah liy sadriy;

Ve yessirliy emriy;

Vahlül ukdeten min lisaniy;

Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

Rabbim, göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi, düğümü çöz dilimden, ki anlasınlar beni. Amin!

Değerli Kur’an dostları, bugün muhteşem Kur’an ülkemizin yepyeni bir sitesine daha gireceğiz. Bu sitenin adı Fatır suresi. Kur’an ın mevcut Mushaf diziminde 35. sırada yer alan Fatır suresi adını birinci ayetinden alır.

Fatır; Yaratmak, yaratmaya başlamak, yarıp ortaya çıkarmak kök fiilinden türetilmiş olan bu kelime, Allah’ın muhteşem yaratışını ifade eder. Buhari ve Tirmizi’de surenin melaike adı ile geçtiğini görüyoruz. Yani ikinci bir ad olarak ta melaike suresi adıyla anılıyor. Bunun sebebi de yine 1. ayetinde meleklerin Kur’an ın başka hiçbir yerinde anılmayan vasıflarıyla, nitelikleriyle anılmış olması.

Sure Mekki bir sure. Tamamen Mekke’de nazil olmuş, Furkan ve Meryem sureleri arasında nazil olunmuş. Mekke döneminin orta periyoduna yerleştirebiliriz sureyi. Şöyle konusuna baktığımızda, üslubunu nazarı dikkate aldığımızda içeriği itibarıyla Mekke döneminin yaklaşık 5 ila 8. yılları arasına yerleştirebiliriz. Nüzul sıralamasında 43. sırada yer alır.

Sure konusu itibarıyla gerçekten adı gibi bir sure. Allah’ın muhteşem yaratışını ele alıyor. Fakat Kur’an ın başka hiçbir tarafında görmediğim çok özel imalar, ifşalar, ihsaslar içeriyor. Kainatta ki Allah’ın yaratışının tezahürünün bin bir rengi surede sürekli ele alınıyor.

Varlığın çeşitliliği, farklılığı ve özelde çift kutupluluğu, bütün söz dönüp dolaşıp tekrar tekrar varlığın bütün bu çeşitliliğine rağmen muhteşem uyumuna ima ediliyor, dikkat çekiliyor. Yani çeşitlilikle birlikte muhteşem bir uyum. Ve buradan yola çıkarak söz insana getiriliyor. Ve varlık bu kadar çeşitlilik içinde dahi bu muhteşem uyumu sergilerken insanın tek düze olması, tek bir cins olması, tek bir şey düşünmesi, hatta tek bir inanca sahip olmasını beklemeyin. İnsan da farklı farklı olacak. Çünkü bilgiler farklı, tecrübeler farklı, eğilimler farklı. Dolayısıyla tercihler farklı ve tabii ki inancı da farklı olacak.

İşte bu çerçevede Mekke’li ilk muhataplarına farklı olarak gördüğünüz yeni inanca ve sizden farklı olduğunu düşündüğünüz peygambere karşı neden yok etme operasyonuna girişiyorsunuz. Yani her farklılığa neden düşmansınız. Neden önce öteki ilan edip sonra vuruyorsunuz.

Aslında surenin dönüp dolaşıp sözü getirdiği yer burası ve en sonunda bu farklılığın ve len tecide lisünnetillahi tebdiyla. (Ahzab/62) ve len tecide lisünnetillahi tahviyla. (Fatır/43) ayetiyle Allah’ın sünnetinde bir değişme, bir başkalaşma bulamazsın. Evet evet Allah’ın sünnetinde, adetinde, uygulamasında yani ilahi gelenekte bir sapma bulamazsın diyerek varlıktaki farklılığın ilahi bir gelenek olduğu, Allah’ın sünneti olduğu bunu yok etmeye çalışmanın imkansız olduğu herkese Mü’min ya da kafir herkese vurgulanmış oluyor.

Sure yine belki bir çok surede rastlayamayacağımız kadar berceste ayetle dolu. Yani Kur’an ın bütününe yayılmış bir çok hakikat bu surede bir tek cümle ile ifadesini bulur. Bunlar çok, fakat mesela 15. ayet;

Ya eyyühen Nas siz ey insanlık, ey insanlar entümül fukarâu ilAllâh* vAllâhu “HU”vel Ğaniyyül Hamiyd. (15) Allah’a son derece muhtaçsınız. Fakat Allah kimseye muhtaç değildir.

Bu muhteşem bir adeta berceste ayet. Büyük bir hakikati süze süze bir tek cümleye indirilmiş. Siz hep muhtaçsınız, Allah hiç muhtaç değil. Bunun üzerine çok durmak çok düşünmek lazım. Neden kulluk, neden kulluğa mahkum ve mecburuz. Neden haddini bilmezliktir küfür. Neden zulüm kendini bilmezliktir. Neden her tür sapma aslında insanın kendi kendine yeterli olduğunu zannetmesi ile başlar. Evet, neden, neden!

Yine bir başka ayet, hemen bir sonraki ayet; İn yeşe’ yüzhibküm ve ye’ti Bi halkın cediyd (16) eğer dilerse Allah sizi kökünüzden söker, siler, süpürür, temizler, yerinize yeni bir toplum, ya da Bi halkın, kelime iki manaya da gelir. Yepyeni bir canlı türü, varlık türü getirir.

Yine bir başka berceste ayet, 26. ayet. (hayır 28 olacak); innema yahşAllâhe min ‘ıbadiHİl ‘ulema’ (28) Allah’tan kulları içinde sadece varlığın hakikatini hakkıyla bilenler tir tir titrerler.

Yine bir başka ayet, 43. ayet. ..felen tecide lisünnetillahi tebdiyla* ve len tecide lisünnetillahi tahviyla (43) ki biraz önce okudum ve manasını vermiştim.

İşte sure böylesine zengin, böylesine konsantre metinlerle dolu. Şimdi Fatır suresinin tefsirine geçebiliriz bu kısa özetten sonra.

 

“BismillahirRahmanirRahıym”

Rahman, rahiym olan Allah adına.

 

1-) El Hamdu Lillâhi Fatıris Semavati vel Ardı Ca’ılil Melaiketi Rusülen üliy ecnihatin mesna ve sülâse ve ruba’* yeziydü fiyl halkı ma yeşa’* innAllâhe alâ külli şey’in Kadiyr;

Hamd; semâların ve arzın Fâtır’ı (yaratış amacına göre belli bir programla icat eden), melekleri (şuurlu işlev kuvveleri türler) ikişer, üçer, dörder yönlü (işlevli) Rasûller olarak açığa çıkaran Allâh’a aittir! Yaratılışta dilediğini ziyade eder… Muhakkak ki Allâh her şeye Kaadir’dir. (A.Hulusi)

01 – Hamd Allaha, o Gökleri, Yeri yaratan ve Melâikeyi kılan fâtıra: Kanatlı Kanatlı elçiler, ikişer üçer dörder, halkta dilediği kadar ziyade eder, hakikat Allah her şey’e kadirdir. (Elmalı)

 

El Hamdu Lillâhi Fatıris Semavati vel Ardı Ca’ılil Melaiketi Rusülen üliy ecnihatin mesna ve sülâse ve ruba’ Hamd tümüyle, sena, övgü, şükür tamamıyla gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer ve dörder kanatlı kılan Allah’a mahsustur.

Fatır, aslında ismi fail. Kûfe okuluna göre Kûfe dil mezhebine göre ismi fail süren fiil. O halde şöyle anlayabiliriz. Allah’ın gökleri ve yeri yaratışı sürüp gitmekte olan bir yaratmadır. Yani sürekli yaratmaya devam ediyor.

Bu; ..külle yevmin HUve fiy şe’n. (Rahman/29) O her an iş başındadır, her an yaratmadadır ayetiyle birlikte düşünüldüğünde anlamını bulmuş olur. Allah’ın eşyaya aktif ve sürekli müdahalesini ifade ediyor bu ayet. Yani eski Yunan sofistleri gibi Allah alemi yarattı ve emekli oldu (Haşa) düşüncesini reddediyor. Dünyamıza müdahil olduğu için Allah’a hamd edelim. Bunu istiyor bizden bu ayet. Yani ey insan, ey muhatap hele ki Allah senin hayatına ve dünyana müdahale ediyor. Bunun için otur ve hamdet; Ya rabbi dünyama müdahil olduğun için, sürekli nazar kıldığın için, sürekli el attığın için sana sonsuzca hamd olsun. Aslında verilen mesaj bu.

mesna ve sülâse ve ruba’ Taberi’nin de beyan ettiği gibi 2 şer, 3 er, 4  er diye anlaşılan bu ibare 2 – 3 – 4 diye düz bir rakamla da ifade edilebilir diyor Taberi. Tabii ki aritmetik değil bu ibare. Yani meleklerin kanatlarının standart sayısını veriyor değil. Kaldı ki meleği tasavvur edemeyen bizlerin bir kanat tasavvur etmesi de söz konusu değil. Burada gayba ilişkin bir şey ifade ediliyor, onun içinde bu ifadelerin, bu kelimelerin de gaybi bir hakikati ifade ettiğini anlamamız gerekiyor.

Ama bunu nasıl anlarız, nasıl kendi dünyamıza, düşüncemize indiririz, nasıl nüzul eder, nasıl inzal olunur diyecek olursak, -ki bunda haksız sayılmayız- o zaman bunu Resulallah’ın nasıl okuduğuna bakmak lazım. Ki Buhari ve Müslüm’ün naklettiği bir hadiste efendimizin Cebraili 600 kanadıyla birlikte gördüğü ifade edilir.

Burada hiç şüphesiz Cebrail’in 600 kanatlı olarak nitelenmesi, vasf edilmesi de aritmetik değil. Taşıdığı vahiy yükünün ağırlığını gösteren bir mecaz. Yani çok ağır bir yük taşıyor. O kadar ağır ki, bu ağır yük, bu ağır söz, -ki ağır söz tabiri bana ait değil, Kur’an a ait;

 İnna senulkıy ‘aleyke kavlen sekıyla. (Müzemmil/5)  senin üzerine ağır bir söz bırakacağız. İşte bu ağır söz. İçeriği itibarıyla o kadar ağır ki eğer dağların üstüne inmiş olsa, dağların bu ağırlık altında toz duman olacağı;

Lev enzelnâ hâzelKur’âne ‘alâ cebelin leraeytehu hâşi’an mutesaddi’an min haşyetillâh. (Haşr/21) işte bu ayet o. O gerçeği söylüyor. Eğer biz bu Kur’an ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık vahyin ağırlığı altında haşyetten tir tir titremekten, Ona karşı olan derin saygısından sen dağın toz duman olduğunu, hallaç pamuğu gibi atıldığını görürdün. Hakikat bu. Bu ağır söz nasıl iner diyorsanız eğer işte Resulallah’ın dilinde böyle ifadesini bulmuş. Zaten Aritmetik olmadığının delili de ayetin devamı. Tahdit yok çünkü. Devamında ne var onu okuyalım;

yeziydü fiyl halkı ma yeşa’ o yaratıkların kapasitesinde dilediği artışı gerçekleştirir. Gerçekten çok müthiş bir cümle bu. üzerinde çok durmamız gereken bir cümle. Allah’ın eşyaya müdahalesinin mahiyetini ele veren, aynı zamanda insanın duasını da izah eden bir cümle. O yaratıkların kapasitesinde dilediği artışı gerçekleştirir. yeziydü fiyl halkı ma yeşa’ Allah’ın aktif ve aktüel müdahalesini burada bir daha görüyoruz.

Kapasite artırımı, Bunun dua ile ilişkisini kuramadınız? Yani benim gücüm bu kadar, yok dua et gücün artsın. Sınırım bu kadar yok. Dua et artsın. Aklım buna eriyor. Hayır daha ötesine de erebilir, Allah’tan iste. Yani kapasitenizin sınırlarına dayandınsa rabbimizden iste yeni kapasite eklesin. Tıpkı bir bilgisayarın hard diski dolunca, hafızası dolunca Rem eklemek gibi Allah’ta sana Rem eklesin. İlave kapasite versin. Genişletsin, ufkunu, gözünü, gönlünü, özünü genişletsin.

Şükür nimeti artırır. Hamd şükrün zirvesidir. Mucizeler aslında eşyanın kapasitesine ilahi bir ilavedir. Mucize dediğimiz şeyler eşyanın kapasitesine Allah’ın müdahalesidir ve ilavesidir. Onun için hamd ile, şükür ile, dua ile, namazla, niyaz ile, sena ile emr olunduk. Surenin hamd ile başlaması da bu yüzden.

 ..lein şekertüm le eziydenneküm ve lein kefertüm inne azâbiy leşediyd (İbrahim/7) yok nankörlük ederseniz azabım şiddetli olur. Yani sizi mahrum bırakırım Aslında kapasite artırımının zihnimize üşüştürdüğü o kadar çok mana var ki sırf bu cümleyi tefsir için bu bir dersin tamamını verebiliriz. Ama biz sözüm her şeyi ifade edemeyeceğini hiç unutmadan özümüzle bu ayeti, bu ibareyi anlamaya hissetmeye yaşamaya çalışalım.

innAllâhe alâ külli şey’in Kadiyr çünkü Allah her şeye güç yetirendir. Her şeye kadiyrdir. Bunu nasıl yapar diye sormanın elbette lüzumu yoktur, isterse yapar.

[Ek bilgi; KAPASİTE ARTIRIMI VE ZİKİRİLİŞKİSİ.

 ZİKİR NİÇİN ÇOK ÖNEMLİ?

“İNSAN ve SIRLARI” isimli kitabımızda tafsilâtlı olarak bunları yazmamıza rağmen, önemi dolayısıyla burada da ZİKRİN zorunluluğu üzerinde durmak istiyorum.

Kesin olarak bilinmelidir ki; DİN tamamıyla, bilimsel gerçekler üzerine oturtulmuş, günün şartları içindeki sembolik anlatımdır.

İslâm Dini’nde, -sadece Kur’ân-ı Kerîm ve Hadîs-î Şerîf- mevcut olan bütün hükümler, insanın gerek bugünü ve gerekse ölüm ötesi yaşamı için zorunlu olarak ihtiyaç duyacağı şeyleri temin gayesiyle gelmiştir. Ayrıca, insanın bu önerilere uyması, onun gelecekte kendisine zarar verici birçok şeyden korunmasına da vesile olacaktır. İnsanın yaşamı ise, bilindiği üzere BEYİN ile düzenlenir. İnsan’da ortaya çıkan her şey, BEYİN aracılığıyladır.

Ölüm ötesi yaşam bedeni olan RUH dahi beyin tarafından “yüklenir!”

Allâh’ın isimlerinin işaret ettiği mânâlar, insan beyninde açığa çıkar. İnsan şuuru, Allâh’ı, ancak beyin kapasitesi kada tanıyıp “yakîn” elde eder.

İşte böyle olunca, ZİKİR olayının önemini kavrayabilmek için, önce beynin çalışma sistemini kavramak, sonra da zikir hâlinde beyinde nasıl bir işlem oluştuğunu idrak etmek zorunda kalırız.

Milyarlarca hücreden oluşan beyin, esas itibarıyla biyoelektrik enerji üretip, bunu ışınsal enerjiye çeviren ve kendisinde oluşan mânâları, bir yandan RUH dediğimiz yapıya yükleyen ve diğer yandan da dışarıya yayan bir organik cihazdır.

Genelde, doğuştan alınan ilk tesirlerle yüzde beş, yüzde on kapasiteyle çalışan beyin, aldığı çeşitli etkilerin de aracılığıyla, sıradan bir yaşam türü geçirir, bildiğimiz herkes gibi…

Oysa beyindeki bu kapasitenin arttırılması mümkündür! (1)

(1) Zikrin önemi, bizim bu konuda yaptığımız açıklamalardan on sene sonra bilim dünyasında ilk defa olarak tespit edilmiştir. Aşağıda okuyacağınız metinler bu söylediklerimizin ispatıdır.

NOKTA 6 Mart 1994 tarih 11. Sayısında; “Batı, zikri geç keşfetti!” başlığı altında;

John Horgan’ın Bilim dergisinin (Scientific American) Ocak 1994 sayısında yayımlanan “Dağınık İşlevler” makalesinde savunduğu görüşlerin, ilk kez 1986 yılında Ahmed Hulûsi tarafından yazıldığını biliyor muydunuz?

Bilimsel konularda aşağılık kompleksimizi yenmek zaman alacak. İçimizden birinin yıllar önce savunduğu görüşleri dikkate almaktansa, o görüşlerin benzerlerinin dışarıda da kabul edilmeye başlanmasını bekleriz. Bazen de, aşağıda anlatacağımız, Ahmed Hulûsi örneğinde olduğu gibi şaşırtıcı tesadüfle karşılaşabiliriz.

Bilim Dergisi’nde yayımlanan “Dağınık İşlevler” adlı yazıda John Horgan, “Beyinde entegrasyonu sağlayan beyin üstü bir yapı var mı?” sorusuna yanıt arıyor ve 1993 yılında yapılan deneylerden yola çıkarak çeşitli tezler öne sürüyor. Ahmed Hulûsi ise, 1986 yılında yayımladığı “Din ve Bilim Işığında İnsan ve Sırları”, “Dua ve Zikir” adlı kitaplarında bu soruların yanıtını çok daha önceden veriyor.

Sözü edilen makalede, John Horgan şu deneye yer veriyor: Deneyde gönüllülere isimler içeren bir liste veriliyor ve kendilerinden bu isimleri yüksek sesle okumaları ve her isimle ilişkili bir yüklem söylemeleri isteniyor. Örneğin, “köpek” sözcüğü okununca “havlamak” gibi bir yüklem söylenmesi gerekiyor. Bu deneyde, beynin pek çok farklı bölgesindeki nöron aktivitesinde artış gözleniyor. Fakat aynı isimleri içeren listenin sürekli olarak tekrarlanması, nöron aktivitesinin değişik bölgelere kaymasına yol açıyor. Gönüllülere yeni bir isim listesi verildiğinde ise nöron aktivitesinin arttığı ve ilk bölgelere döndüğü görülüyor. (A. Hulusi – Dua ve zikir)]

 

2-) Ma yeftehıllahu linNasi min rahmetin fela mümsike leha* ve ma yümsik fela mursile lehu min ba’dihi ve “HU”vel ‘Aziyzül Hakiym;

Allâh, insanlara bir rahmet açacaksa, onu engelleyecek yoktur! O’ndan sonra, kapattığını da açığa çıkaracak yoktur! “HÛ”; Aziyz’dir, Hakiym’dir. (A.Hulusi)

02 – Allah, insanlara rahmetinden her neyi açarsa onu tutacak, kısacak yoktur, her neyi de tutar kısarsa onu da ondan sonra salacak yoktur, öyle azîz, hakîm odur. (Elmalı)

 

Ma yeftehıllahu linNasi min rahmetin fela mümsike leha Allah’ın insanlar için açacağı rahmet kapısını kimse kapatamaz. Ya da şöyle yaklaşık bir çeviri yapalım mı? Allah birinin önünü açmışsa onun önünü kimse tıkayamaz. İsterseniz tefsir yerine etrafınıza bakın. ve ma yümsik fela mursile lehu min ba’dih O kapattıktan sonra da O’nun kapattığını kimse açamaz. Ya da deminki cümlenin bir devamı olarak, eğer Allah birinin önünü de kapatmışsa dünya alem bir araya gelse onun önünü açamaz.

Hayat bu ayetin en güzel tefsiri dostlar. yaşadığınız zamanlara bir bakın, bu ayetin tecellisini göreceksiniz. Zımnen ayetin söylediği eğer önünüzün açılmasını istiyorsanız, birilerinin gözüne bakmayın, Allah’a dönün, korkmayın. Yürü kulum derse sizi durduracak bir engel koyamazlar. O’nun yürü dediğini durduracak bir güç yoktur. Onun için Allah’a yönelin ve önünüzü açmasını O’ndan isteyin, tıpkı Resulallah gibi.

– Ya mufettihal ebvab iftehlenâ hayre’l bab..!

Ey kapıları açan Allah’ım bizim önümüze de hayırlı kapılar aç. Duasını siz< de sık sık tekrar edin.

ve “HU”vel ‘Aziyzül Hakiym zira O yüceler yücesidir, üstün hikmet sahibidir.

El Aziyz; Bu konuda genel bir kural söylememe izin verin lütfen, Kur’an da ayetler bu mübarek isimle, esma ül Hüsna da yer alan bu güzel isimle bittiğini görürseniz, o ayetin bağlamına şöyle bir bakın. Yerilen şeyin zararından etkilenen Allah değil ey insanoğlu sensin imasını içerir El Aziyz. Yani, böyle şu tavsiyeleri yapmasan, şu sözleri tutmasan, bu vahyi kulak ardı etsen ne olur? Ne mi olur? Bir düşün, Allah’a hiçbir şey olmaz. El Aziyz in ima ettiği budur. Olursa size olur. Size kesinlikle olur. Allah’tan mahrum kalırsınız. Yol kılavuzunuz yok olur haritanız olmaz. Pusulanız şaşar, rotanızı kaybedersiniz. Daha ne olsun.

El Hakıym; Bu da bir ima içerir. Allah’ı yanlış anlama ihtimali olan yerlerde gelir bu isim hep. Allah’ı yanlış anlama ihtimali olan bağlamlarda gelir, hikmetini kavrayamasanız da, hikmetini bilemeseniz de bir şeyi unutmayın. Allah hikmetsiz iş yapmaz. Yani O El Hakıym dir. sebepsiz, nedensiz, amaçsız iş olsun diye iş yapmaz. El Hakıym i gördüğünüzde bu imayı anlayacaksınız.

 

3-) Ya eyyühen Nasüzküru nı’metAllâhi aleyküm* hel min halikın ğayrullahi yerzükuküm mines Semai vel Ard* lâ ilâhe illâ HU* feenna tü’fekûn;

Ey insanlar… Üzerinizdeki Allâh nimetini düşünün! Allâh’tan gayrı, semâdan (beyindeki datadan) ve arzdan (beyin – beden yollu) sizin yaşam gıdanızı veren bir yaratıcı var mı? Tanrı yoktur, sadece “HÛ”! Nasıl (Hak’tan) sapıtırsınız! (A.Hulusi)

03 – Ey insanlar! Allahın üzerinizdeki nimetini anın, Allahın gayrı bir hâlik mı var? Size Gökten ve Yerden rızık verir, başka tanrı yok ancak o, o halde nasıl çevrilirsiniz? (Elmalı)

 

Ya eyyühen Nasüzküru nı’metAllâhi aleyküm siz ey insanlık Allah’ın size verdiği nimetleri hatırlayın. hel min halikın ğayrullahi yerzükuküm mines Semai vel Ard Allah’tan başka sizi gökten ve yerden sürekli doyuracak bir yaratıcı var mı?

Zımnen söylediği gerçek şu. Haneye değil, hanenin sahibine teşekkür et. Öyle değil mi. Eğer size bir ziyafet çekilmişse bir hanede duvarlara mı teşekkür edersiniz. Ekme değil, ekmeğin sahibine teşekkür edin. Teşekkür kulluktur. Kulluk teşekkürdür.

lâ ilâhe illâ HU O’ndan başka tapılmaya layık, kulluğa layık bir ilah yok. O halde feenna tü’fekûn nasıl ve nereden böylesine savruluyorsunuz. Evet, bu düşüncelerinizde ki savrukluğun sebebi ne. Sizi Allah ile kesip koparan sebep ne. Allah’tan sizi kesen ayıran sebep ne. Neden Allahsız yaşamak istiyorsunuz. Bunu becerebilir misiniz. İşte bu savrulmak.

 

4-) Ve in yükezzibuke fekad küzzibet Rusulün min kablik* ve ilAllâhi turce’ul umûr;

Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden önceki Rasûller de gerçekten yalanlanmıştı! Olup bitenler hakkında hüküm Allâh’a aittir. (A.Hulusi)

04 – Ve eğer seni tekzip ediyorlarsa bundan evvel bir çok Resuller de tekzip olundu, bütün işler Allaha irca’ olunur. (Elmalı)

 

Ve in yükezzibuke fekad küzzibet Rusulün min kablik eğer seni yalanlıyorlarsa, yalanlamışlarsa, unutma ki senden önce de bir çok peygamber yalanlanmıştı. Doğrudan vahyin ilk muhatabı olan efendimiz, peygamberimize hitap ediliyor. Eğer seni yalanlıyorlarsa bu sürpriz değil diyor. senden önce de peygamberler yalanlanmıştı. ve ilAllâhi turce’ul umûr sonunda her iş döner dolaşır Allah’ın dediğine varır. Yani rahat ol, sıkılma, bundan dolayı kendini suçlama. Sen sadece tebliğ et, görevini yap, Allah’a vereceğin hesabını düşün ve gerisine karışma. Yani Allah’ın yarattığı varlıklar gibi insanoğlu da çeşit çeşittir, rengarenktir ve bu renkler tek renge hiçbir zaman inmeyecektir. İma surenin genelinde vurgulanan bu hakikat aslında.

 

5-) Ya eyyühenNasu inne va’dAllâhi Hakkun fela teğurrennekümül hayatüd dünya ve lâ yeğurrenneküm Billâhil ğarur;

Ey insanlar! Muhakkak ki Allâh’ın vaadi gerçektir! Dünya hayatı (bedensel yaşam boyutu) sakın sizi aldatmasın… O çok aldatıcı da (bilinciniz) Allâh’a karşı mağrur yapmasın! (A.Hulusi)

05 – Ey insanlar! Haberiniz olsun ki Allahın vaadi muhakkak haktır, sakın o Dünya hayat sizi aldatmasın ve sakın o mağrur Şeytan sizi Allaha da mağrurlandırmasın. (Elmalı)

 

Ya eyyühenNasu inne va’dAllâhi Hakkun ey insanlar, şunu hiç aklınızdan çıkarmayın ki Allah’ın vaadi Hakk tır, mutlaka gerçekleşecektir. fela teğurrennekümül hayatüd dünya o halde sizi dünya hayatı asla aldatmasın, oyalamasın. Yani kandırmasın, kanmayın. Geçici olana aldanmayın. Unutmayın Allah vaad etmişse mutlaka yerine getirir. Unutmayın Ölümü yaratmışsa mutlaka sizi bulur. Unutmayın ..velev küntüm fiy burucin müşeyyedeh (Nisa/78) isterseniz sağlam burçlarda, kalelerde olun fark etmez, Allah’ın yasasına siz de tabisiniz.

El hayatüd dünya; hem yakın hayat, hem alçak hayat anlamına gelir, peşin hayat anlamına da zımnen gelir. Öbürü veresi, vadeli hayat. Öte, yüksek ve gelecek hayatı yakın, peşin ve alçak hayat unutulmaz söylediği o. Dünya Züleyha’dır ey insanoğlu söylediği bu ayetin. Siz ise Yusuf’sunuz. Gömleğinize bakın, sakın, sakın gömleğiniz önden yırtılmasın. Dünya ile girdiğiniz ilişkide dikkatli olun.

Lâ yeğurrenneke tekallübülleziyne keferu fiyl bilad. (A. İmran/196) ayetini hatırladım. Doğrudan ilk muhataba hitab ediyor. Kafirlerin şu yer yüzünde böbürlene böbürlene bir eli yağda bir eli balda dolaşmaları seni asla bozmasın, seni aldatmasın. Metaun kaliylün.. bu çok az geçici bir zevk, tadımlık bir lezzet bu o kadar. sümme me’vahüm cehennem. (A. İmran/197)  sonra varış yerleri, son durakları cehennem olacaktır. Diyen ayetleri hatırladım.

ve lâ yeğurrenneküm Billâhil ğarur ve dahası, aldatıcının hiçbir türü sizi Allah ile aldatmasın. Çok ilginç değil mi? Allah ile aldatmak. Lokman/33. ayeti ile birlikte okumak lazım bu ibareyi. Allah ile aldatmak yasak. Alla ile aldatmak aldatmaların en çirkini. Allah’ı kullanmaya kalkmak (haşa) belki Allah hakkında aldatıcı düşüncelere itibar etmek manası da var burada. Yani Allah ile aldatmak; Sen yap, günahın benim boynuma. Bu da Allah ile aldatmaktır. Allah ile aldatmak; Ya..! nasıl olsa affeder..! Bu da Allah ile aldatmaktır. Allah hakkında yamuk düşüncelere kapılmak. Allah hakkında ki tasavvurunuzun yamulması. Allah’ın rahmetini istismar etmeye kalkmak, kötü kullanmaya kalkmak. Bu da insanın kendi yamuk düşüncelerinin kendini aldatması. Allah ile kendini aldatmanın bir başka türü.

 

6-) İnneş şeytane leküm adüvvün fettehızûhu adüvvâ* innema yed’u hızbehu li yekûnu min ashabis se’ıyr;

Muhakkak ki şeytan (bedenin organlarının yolladığı impulslarla beyinde oluşmuş olup, bilinçte açığa çıkan kendini bedenden ibaret sanma kabulü) sizin için bir düşmandır (Allâh’tan, hakikatinizden uzaklaştırıcı bir faktör)! Siz de onu düşman edinin! (Kendini yalnızca beden kabulü,) kendine inananları, alevli ateşin ehli olmaları için çağırır! (A.Hulusi)

06 – Haberiniz olsun ki Şeytan size düşmandır, siz de onu düşman tutun, çünkü o etrafına toplanan hizbini ancak ashabı Saîrden olsunlar diye davet eder. (Elmalı)

 

İnneş şeytane leküm adüvvün fettehızûhu adüvvâ şeytanın, sizin düşmanınız olduğunu kesinlikle bilin. Bu kesin. O halde siz de onu düşman olarak bilin. Onun size düşman olduğu kesinse, siz ona dost olmakla aslında düşmanınıza dostluk yapmış olmuyor musunuz. Bu nasıl akıl, bu nasıl yaklaşım. Aslında çok makul olanı rabbimiz bize buyuruyor. Eğer doğru düşünürseniz bu böyle, ama siz nasıl ters düşünüyorsunuz.

Kötü, şeytan kötünün adıdır. İnsanın düşmanıdır kötü. Mikrobun kendisi dezenfekte edilemez. Mikrop mikroptur. Kötü kötüdür. Kötü iyi olmaz. Kötünün kolektif ve örgütlü olması en tehlikeli düşmanlıktır. Leküm deki lam; ihtisas için, yani Allah’ın rakibi ve hasmı değildir şeytan. Sizin rakibiniz ve hasmınızdır. Orada ki ihtisas lâm ının anlama kattığı yan anlam budur. Aynı zaman da şeytan tasavvurumuzu düzeltiyor.

Birçok kültürde, bir çok inanç sisteminde şeytan tasavvuru Allah’ın negatifi olarak görülür. Yani kötülük ilahı. Hayır, böyle bir şey yok. Şeytan Allah’ın asi bir kuludur, asi bir yaratığıdır. Zaten Kur’an sık sık bunu farklı yerlerde, farklı biçimlerde ifade eder. Mesela şeytan ..fe bi izzetike (Sâd/82) diye senin şerefine yemin oldun ya rabbi diye konuşur. Evet, yani Allah’ın şerefine yemin ederek, izzetine yemin ederek konuşur şeytan. Kendi yalancılığını itiraf eder ve “benim bir suçum yok” der. fela telumuniy ve lumû enfüseküm. (İbrahim/22) Beni kınamayın, kendinizi kınayın der, itiraflarda bulunur ve hatta, ..leyse leke aleyhim sultan. (İsra/65) senin o kullar üzerinde etkin bir gücün yok der rabbimiz farklı farklı ayetlerde. Gücü yok.

Peki şeytanın kullandığı güç? İnsanın ona transfer ettiği güçtür. İradenizden ne kadar transfer ederseniz onu size karşı bir kurşun olarak kullanır, odur. Aynı zamanda demiştim şeytan tasavvurunu inşa ediyor.

Razi, şeytanın hezimeti, insanın azimetine bağlıdır der. Çok hoşuma gittiği için kelimeleri yerinde bırakarak aynen Türkçeye taşıdım. Şeytanın hezimeti, insanın azimetine bağlıdır. Yani şeytanın yenilgisi insanın direncine bağlıdır.

innema yed’u hızbehu li yekûnu min ashabis se’ıyr o kendi yoldaşlarını çılgın bir ateşin sakinleri olacakları bir akıbete duçar eder, çağırır, götürür. Yani aldatıcı bir rehber. Eğer rehber olarak kabul etmiş, önünüze katmışsanız sizi mutlaka götüreceği yer aldanış olacaktır.

 

7-) Elleziyne keferu lehüm azâbün şediyd* velleziyne amenû ve amilus salihati lehüm mağfiretün ve ecrun kebiyr;

Hakikat bilgisini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. İman edip imanının gereğini uygulayanlara gelince, onlar için bir mağfiret ve büyük bir karşılık vardır. (A.Hulusi)

07 – Küfredenler, onlar için şiddetli bir azâb var, iman edip salih ameller işleyenler, onlar için de bir mağrifet ve büyük bir ecir var. (Elmalı)

 

Elleziyne keferu lehüm azâbün şediyd inkarda direnenleri, ısrar edenleri şiddetli bir azab, şiddetli bir mahrumiyet, kök anlamından yola çıkarsak azabın; şiddetli bir terk edilmişlik bekleyecektir. velleziyne amenû ve amilus salihati lehüm mağfiretün ve ecrun kebiyr ama iman eden ve salih amel işleyenlere iyi, doğru, yararlı, güzel, faydalı eylem üretenlere, değer üretenlere gelince, işte böylelerini de sınırsız bir bağış ve muhteşem bir ödül beklemektedir.

 

8 – ) Efemen züyyine lehu suü amelihi fereahu hasena* feinnAllâhe yudıllu men yeşau ve yehdiy men yeşa’* fela tezheb nefsüke aleyhim haserat* innAllâhe ‘Aliymun Bima yasne’un;

Kötü fiilleri kendisine süslü gösterilince, kendini iyi sanan (nasıl iyilerle bir olur)! Muhakkak ki Allâh, dilediğini saptırır ve dilediğine hidâyet verir… O hâlde hüsran ehlini düşünüp üzülme! Muhakkak ki Allâh onların ürettiklerini (Yaratan’ı olarak) Aliym’dir. (A.Hulusi)

08 – Ya artık o kimse de mi ki? Kötü ameli kendisine allanmış pullanmış da onu güzel görmüş, şüphe yok ki Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini doğru yola çıkarır, o halde nefsin onlara karşı hasletlerle geçmesin, çünkü Allah onların bütün sanatlarını bilir. (Elmalı)

 

 Efemen züyyine lehu suü amelihi fereahu hasenen ne yani, oradaki “e” hem isfifami ye böyle çevirebiliriz. Ne yani süslü püslü kötülüklerin albenisine kapılıp bir de onları güzellik gibi görenin akıbeti, biraz serbest çevirmemiz lazım, açmamız lazım ifadeyi, böyle süslü püslü kötülüklerin cazibesine kapılıp onları güzel görenin akıbeti (yukarıda ki dile getirilen güzelliklerin sahibinin akıbetiyle bir olur mu?) Yani iyi ile kötünün sonu bir olur mu? Önü bir değil se sonu neden bir olsun. Suyu getirenle testiyi kıranın akıbeti bir olur mu?Bunu soruyor. Biri şeytanın kılavuzluğunu kabullenmiş, diğeri nebinin kılavuzluğunu.

Peki bu ikisinin varacağı yer nasıl aynı olur, ikisi aynı yöne gitmiyor ki, ikisi aynı haritayı takip etmiyor ki, ikisi aynı rotayı izlemiyor ki. Dolayısıyla kötü ve iyi hiçbir zaman aynı akıbete sahip olmaz. İyinin hayatını yaşayıp ta kötü akıbet olmaz. Kötünün hayatını yaşayıp ta iyi akıbet olmaz. Buradan buraya atlayabiliriz, bunu düşünebiliriz.

Kötülüğün güzel bir paketle sunulmasından söz ediyor bu ibare aynı zamanda. Kötülüğün süslenip püslenip albenili ve cazip hale getirilmesi. Zehri altın tasla sunmak zehri zehir olmaktan çıkarır mı, aksine zehri daha tehlikeli yapar. Günahın insana verdiği lezzet, zevk, zehrin sunulduğu altın tastan başka bir şey değildir.

İtlaf köftesi, şimdi pek rastlanmıyor olsa da kuduz köpeklerin olduğu yerde yapılması mecburi bir işlem. Belediyeler kuduz köpekleri itlaf ederken nasıl itlaf ederler biliyor musunuz? Etin en güzel yerinden, köftenin en güzelini önlerine artarlar, fakat önlerine attıklarının içinde zehir vardır. O köfte yediğini zanneder fakat aslında ölümünü yiyordur. Günah bir tür itlaf köftesine benzer. Yediği zaman köfteyi yiyorum zanneder ama aslında zehir yiyordur.

Burada fare peynir ilişkisini de düşünebiliriz. Aslında fare ile insanı ayıran fark ta bu. Peyniri tanımak ikisinin de işi, fakat peyniri oraya kim koymuş, niye koymuş, neden koymuş, neden orada peynir. Fare bunu düşünmez. Düşünmediği içindir ki peyniri tanır ve gelir ve yer ve kapana kısılır. Bunu insan düşünür. Neden orada, peynirin yeri orası mı, kim koymuş, niye koymuş. Bunları insan sorar. Yani bu soruların insanda ki karşılığı varlık sorularıdır. Ben kimim, neden bu hayattayım, neden yaratıldım, nereden geldim, nereye gidiyorum bunu insan sorar. Bu varlık sorularını sormayan insanın bakış açısıyla farenin peynire bakış açısı arasında pek bir fark olmaz.

feinnAllâhe yudıllu men yeşau ve yehdiy men yeşa’ hiç şüphe yok ki Allah sapmak isteyenin sapmasına izin verir, sapmasını diler. Hidayet isteyeni de doğru yola yöneltir. Böyle çevirmemin sebebi Allah’ın saptırmak istediğinin aslında iradesi ile, tercihiyle sapmayı dilediği yönünde ki bir çok ayet ve hassaten de Bakara suresinde ki ve ma yudıllu Bihî illel fasikıyn. (Bakara/26) Allah yoldan çıkmışlardan başkasını saptırmaz ayetidir. Bunun ışığında anlaşılmak zorundadır, onun için biri Allah dilediği için sapmaz. Allah o saptığı için sapmasına izin verir. İnsanın kendi eylemine bağlıdır sapması da, hidayeti de.

fela tezheb nefsüke aleyhim haserat senin için duyduğun özlem seni yıpratmasın. Yani peygamberimize hitaben onların imana ermesi için içinde duyduğun iştiyak, özlem, hasret seni yıpratmasın. Onların imana ermesi için Resulallah’ın ne kadar özlem duyduğunu, ne kadar arzu ve iştiyakla bunu istediğini bu ayette görüyoruz. Buna benzer başka ayetler de var aslında. Lealleke bahı’un nefseke ella yekûnu mu’miniyn. (Şu’ara’/3) mesela bu ayet. Kehf/6 ve daha başka ayetler. Mü’min olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin. Burada da öyle, buna yakın bir ima var. Onların imanı için duyduğun özlem seni helak etmesin. Demek ki kendini helak edecek kadar özlem duyuyor. Ne olur iman etseler. Peki iman edince Resulallah’ın çıkarı ne? Sadece, sadece, Allah’ın kullarına duyduğu şefkat ve sevgi, başka bir şey değil.

Bir Adem, bir alem demektir işte bu. Bir Adem, bir alem, bir tek insanın hidayetine vesile olabilmek, hani diyordu ya Hayber’e komutan olarak atadığı Hz. Ali’ye, o gün çağırmış atının üstünde kahramanlık şiirleri okuyan Ali’ye şöyle demişti.

– Ya Ali yeryüzünün tamamını fethedip bana teslim etmenden, bir kişinin hidayetine vesile olmak daha hayırlıdır.

Bu, işte bu. Onun içindir ki Resulallah’ın öz elleriyle eğittiği insanlar, insanın hidayetini öncelediler. Toprağın fethinden önce insanın fethini öncelediler. İslam ordusunun büyük komutanı Amr İbnül As, Hz. Ömer’e elinde ki orduyla Mısır’ı fetih izni istedi, bunun için mektup yazmıştı. Hz. Ömer Halife idi, cevabi mektubunda;

– Eğer bu mektubum sana ulaşmadan, Mısır’a girmeden ulaşırsa hemen geri dön.

Fakat cevabi mektubu Amr İbnül As yolda aldığı halde açmadı. O da iyi biliyordu fethin ne demek olduğunu. Mısır’ı aldı, mektubu öyle açtı. Tabii artık Mısır’ı almıştı geri dönemezdi. O iyi biliyordu. Peki Ömer’in derdi neydi? Resulallah’ın öz ellerinde yetişmiş bu asil insanın derdi neydi? O şöyle düşünüyordu: “eğer biz insanların yüreklerinden önce topraklarını fethedersek Mısır İslamlaşmaz, İslam Mısır’laşır. Buydu. Onun içindir ki Bahreyn’den ilk defa İran’a seferler düzenleyip o bölgenin bir kısmını fetheden, yine büyük İslam komutanlarından ‘Ala El Hadrami’yi, bunu yaptığını haber alınca madalya ile taltif edeceği yerde görevden almış ve kendisine bu haber geldiğinde, “Eyvah..!” demişti.

Bir devlet başkanı düşünün ki büyük sultanların, hükümdarların, kralların hepsinin rüyası olan can gibi ülkeler fethedilip kendisine teslim edilecek, kendisi “eyvah..!” diyecek. Bu dehşet bir şey. İşte insan sevgisi böyle ispat edilir, lafla değil. İmanı götürmek hepsi bu.

innAllâhe ‘Aliymun Bima yasne’un çünkü Allah onların neler yapmakta olduklarını çok iyi biliyor.

[Ek bilgi; “Diğer bir izah şekli de şöyledir: “Kendisine kötü ameli hoş gösterilerek onu güzel gören kimseye mi birşey yapabileceksin Senin buna karşı hiçbir ça­ren yoktur. Zira Allah, dilediğini saptırır, dilediğini ise hidayete erdirir. O halde ey Muhammed, onların sapıklıklarına, inkarlarına ve yal ani amal arına üzülerek kendini mahvetme. Allah, şeytanın, kötü amellerini kendilerine güzel gösterdiği bu insanların ne yaptıklarını çok iyi bilmekte ve onları zaptettirmektedir ve on-lan amellerine göre cezalandıracaktır.” (Taberi tefsiri)]

 

9-) VAllâhulleziy erseler riyaha fetüsiyru sehaben fesuknahu ila beledin meyyitin feahyeyna Bihil Arda ba’de mevtiha* kezâliken nüşur;

Allâh ki, rüzgârları (rahmânî ilmi) irsâl etti de bulutları (beşerî duygu ve kabullerin şuurda oluşturduğu kara bulutları) sürüyor… Sonra onu (rahmânî ilmi) ölü bir beldeye (bilince) sevk ettik de onunla o arzı (bedeni) ölüyken dirilttik! Nüşur (aslına dönüş) böylecedir! (A.Hulusi)

09 – Allah odur ki rüzgârları göndermiştir, derken bir bulut kaldırır, derken onu ölmüş bir beldeye sevk etmişizdir, derken onunla Arza ölümünden sonra hayat vermekteyizdir, işte nüşur böyledir. (Elmalı)

 

VAllâhulleziy erseler riyaha fetüsiyru sehaben İmdi, yeni bir pasaja girdik. Rüzgarları elçi gibi göndererek bulutları tetikleyen işte O, Allah’tır. fesuknahu ila beledin meyyit derken biz onu çorak bir beldeye sevk ederiz. Fesuknahu, o bulutların yağmurlarıyla çorak bir beldeyi sularız. Çölken göle dönüşür. feahyeyna Bihil Arda ba’de mevtiha ve bu sayede ölü toprağa can veririz.

Risaletin rüzgarı vahiy rahmetiyle yüklü bulutları sürükleyip, çöle dönmüş çorak gönülleri cennet gibi bir imana kavuşturursa bu ancak böyle anlatılır. Burada ki bulut, rüzgar, yağmur, çorak toprak yeşillenme, hep peygamber vahit, davet, iman ile açıklanmalıdır. Zaten simgesel bir dil kullanılarak vahyin çölü nasıl yemyeşil bir cennete çevirdiği anlatılıyor. Çöl gibi yürekleri nasıl cennete çevirdiği, ki Ebu Zer örneği bunun için yeterli. Vahiy eşkıyadan nasıl evliya çıkarır, işte bu. Buna bakmak lazım.

kezâliken nüşur yeniden dirilişte işte böyle olacaktır. Vahyin hayatı inşası, ahiret inancıyla mümkün olur. Onun için ayet getirdi sözü ahiret inancına bağladı. Ahirete iman etmemiş bir insanda vahiy aklı inşa etmez, şahsiyetini inşa etmez. Çünkü vahyin yapmak istediği her şey ancak ahirette hesap verme inancına bağlıdır. Yani bir insan da sorumluluk bilinci ancak böyle gelişir.

 

10-) Men kâne yüriydül ‘ızzete feLillâhil ‘ızzetü cemiy’a* ileyHİ yas’adül kelimüt tayyibü vel amelüs salihu yerfe’uh* velleziyne yemkürunes seyyiati lehüm azâbün şediyd* ve mekru ülaike huve yebur;

Kim izzet diliyorsa, (öncelikle bilsin ki) izzet tümüyle Allâh’ındır (kendini Allâh’tan ayrı birim kabullenende yaşadığı şirk hâli nedeniyle izzet olmaz)! Güzel, temiz yaratılmışlar O’na ulaşır! İmanın gereği fiiller onu yükseltir… Kötülükleri mekr (hile) yapanlara gelince, onlar için şiddetli bir azap vardır… Bunların mekri boşa çıkar! (A.Hulusi)

10 – Her kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet tamamıyla Allah’ındır, ona hoş kelimeler yükselir onu da ameli sâlih yükseltir, kötülükler kuranlara gelince onlara şiddetli bir azâb vardır, ve onların tuzakları hep tarumar olur. (Elmalı)

 

Men kâne yüriydül ‘ızzete feLillâhil ‘ızzetü cemiy’a kim kalıcı şeref ve itibar arıyorsa, iyi bilsin ki bütün bir şeref ve itibarın kaynağı Allah’tır. ve Lillâhil ‘ızzetu ve liRasûliHİ ve lilmu’miniyn.. (Münafikun/8) ayeti ile birlikte düşünürsek, şeref ve itibarın tamamı Allah’a, Resulüne ve mü’minlere aittir. Bu ayetle birlikte nasıl telif edeceğiz, açıklayacağız? Aslında kaynağı deyince her şey halloldu. Yani mü’minler de Resul de itibarı, şerefi Allah’tan alırlar. Dolayısıyla şeref ve onurun kaynağı O dur. Gerisi sahte ve yalandır. O’na yakınlığınız oranında şeref kazanırsınız, O’na uzaklığınız oranında da şerefinizi kaybedersiniz. Çünkü Allah’a kul olmak, kula kul olmamanın tek garantisidir. Eşyaya kul olmamanın tek garantisidir. Nefsine kul olmamanın tek garantisidir. Nefsine kul olacak, şerefli olacak öyle mi? Kula kul olacak, onurlu olacak öyle mi? Kula kul olanda onur kalır mı? İnsanlık onuru kalır mı? Eşyaya kul olanda hele, servete, şöhrete, makama kul olanda. Bütün bunların garantisi Allah’tır, Allah’a kul olmaktır.

ileyHİ yas’adül kelimüt tayyibü vel amelüs salih O’na sadece güzel sözler yükselir, o sözleri yücelten ise güzel amellerdir.

Ayete bakınız, işte berceste ibarelerden biri de bu. O’na sadece güzel sözler yükselir, o sözleri yükselten, yücelten ise güzel amellerdir. Belki burada ki ileyHİ yas’adül kelimüt tayyibü vel amelüs salihu yerfe’uhu O yerfe’uhu da ki “H” zamiri Allah!a da gidebilir o zaman onu, ameli salih’i o yükseltir. El kelim et Tayyibe de gidebilir güzel sözler ameli salihi yükseltir manasına gelir o zaman. Ama benin tercih ettiğim: o sözleri yücelten ise güzel fiillerdir. Yani burada ki el kelimüt tayyib o sözleri yücelten güzel fiillerdir. O’na gittiği tercihidir ki bu daha Kur’an ın geneline uygun. Mesela ..lime tekûlûne ma lâ tef’alun. (Saff/2) niçin yapmadığınız şeyleri söyleyip duruyorsunuz. Ayetiyle de örtüşüyor gibi.

Evet, bütün güzel sözler O’na yükselir..! ne muhteşem bir ibare gerçekten. Her güzel söz Kelamdır. Kelam yaralamak kökünden türetilir kel. Nasıl? Ya bir yara bırakmak, ya yarayı iyi etmek için neşter olmak. Evet, yani etkili söze kelam denir, etkisiz söze kavl denir Arap dilinde. Her kelam etkili söz duadır. Ya duadır, ya bedduadır. Her dua davettir. O’na yükselir her davet. Sesi değil sözü yükseltin diyor bu ayet. Sesinizi değil sözünüzün kalitesini yükseltin. Sözünüzün kalitesini yükseltirseniz, sesinizi yükseltmekten daha etkili olur. Sözün itibarını eylem korur diyor aynı zamanda. Yani sözünüzle eyleminiz çelişmesin. Eğer sözüm O’na yükselsin diyorsanız sözünüzden iki tane kanat takın uçursun. Dua, dua onun için fiili duaya dönüşmeli ki iki kanatlı bir kuş gibi menziline uçsun.

velleziyne yemkürunes seyyiati lehüm azâbün şediyd gizliden gizliye çirkin tuzaklar kuranlara gelince. Çirkin tuzaklar tasarlayanlara. Belki iyi paketlere kötü şeyleri saranlara, paketçilere gelince, onları şiddetli bir azab beklemektedir. Hani yukarıda kötülükleri süslü püslü yapıp ta pazarlamaktan söz edildi ya, onunla bir ilişkisi var gibi görüntüyle mahiyet arasındaki farkı 12. ayette deniz örneği ile göreceğiz. Görüntüyle mahiyet, yani iki su yan yana, faka biri tuzlu, biri tatlı. Biri kandırır, biri yandırır. Denizin ortasında kaynak suyu.

Şimdi geriden bakınca bilemeyebilir siniz. Mahiyeti farklı iki şey bazen yan yana da duruyor olabilir. O ayet gelince orada işleyeceğiz, ama burada bunu bir tuzak olarak da veriyor ayet.

ve mekru ülaike huve yebur ve bu gibilerin tuzakları boşa çıkarılacaktır.

 

11-) VAllâhu halekaküm min türabin sümme min nutfetin sümme ce’aleküm ezvaca* ve ma tahmilu min ünsâ ve lâ teda’u illâ Bi ‘ılmiHİ, ve ma yu’ammeru min mu’ammerin ve lâ yünkasu min umurihi illâ fiy Kitab* inne zâlike alAllâhi yesiyr;

Allâh sizi bir topraktan, sonra bir nutfeden yarattı; sonra sizi çiftler (ikili genetik sarmal) olarak meydana getirdi. O’nun (genetik sarmaldan açığa çıkan) ilmi dışında hiçbir dişi (üreten) ne hamile kalır (üretim aşamasına geçer) ve ne de doğurur (yeni bir canlı meydana getirir)… Bir yaşam sahibinin ömür süresi muhakkak bir kitapta (yaratılış genetik kodlarında) yazılıdır! Muhakkak ki bu Allâh üzerine çok kolaydır. (A.Hulusi)

11 – Hem Allah sizi bir topraktan, sonra bir nufteden yarattı, sonra sizi çiftler kıldı, onun ilmine iktiran etmeksizin ne bir dişi hâmil olur ne de vazeder, bir yaşatılana çok ömür verilmek de, ömründen eksiltmek de behemehal bir kitapta yazılıdır, şüphe yok ki o Allaha göre kolaydır. (Elmalı)

 

VAllâhu halekaküm min türabin ve Allah sizi topraktan yaratmıştır. Bunun 3 anlamı var.

1 – Kur’an ın neresinde gelirse gelsin birincisi elementer kökene bir atıftır. Yani insanın elementer kökeni topraktır. Doğa da tabiatta ne kadar element varsa 145 – 146 (hayır 118) insanda da aynen o kadar element vardır.

2 – ikincisi biyolojik bağımlılığına atıftır. Bakın ne yiyor olursanız olun topraktan beslenirsiniz. İster karbon hidratlar cinsinden olsun, ister protein cinsinden olsun. Hayvansal gıdalar da yine toprağa aittir. O oradan alır, siz ondan alırsınız. Yani biyolojik varlığınız toprağa bağımlıdır.

3 – Üçüncüsü embriyolojik varlık, yani anne karnında ki gelişim süreci yine toprağa bağlıdır. Yani anneden beslenir cenin ama, anne de yine topraktan beslenir. Her halükarda burada; Ey insan bağımlısın, kendi kendine yetme iddiası da nereden çıktı. Topraktan bile bağımsızlaşamazken sen Allah’tan nasıl bağımsız olursun. Hadise bu.

sümme min nutfetin sonra bir damlacık hayat suyundan sümme ce’aleküm ezvacan sonra size, birbirinize eş olacak cinsel bir kimlik vermiştik. ve ma tahmilu min ünsâ ve lâ teda’u illâ Bi ‘ılmiH hiçbir dişi ne O’ndan habersiz hamile kalabilir, ne de doğum yapabilir. ve ma yu’ammeru min mu’ammerin ve lâ yünkasu min umurihi illâ fiy Kitab dahası hiçbir hayat sahibi O’nun kayıtlı yasası dışında ne ömrünü uzatabilir, ne de kısaltabilir.

Allah insanın hayatının sona ermesini yasalara bağlamış. O’nun yasalara bağladığı şekilde insan hayatı sona erebilir. Yani kelle koltukta gezmez. Kelle yerinde olursa hayat devam eder. Bu yasadır. Dolaşım sistemi, kan dolaşımı sistemi, sinir sistemi, solunum sistemine hasretmiştir bunu bir çok İslam kelamcısı ki Bakıllani de bunların başında gelir.

inne zâlike alAllâhi yesiyr hiç şüphe yok ki bu Allah için çok kolaydır.

 

12-) Ve ma yestevil bahran* hazâ azbün furatün saiğun şerabühu ve hazâ milhun ücac*ve min küllin te’külune lahmen tariyyen ve testahricune hılyeten telbesuneha* ve teral fülke fiyhi mevahıre litebteğu min fadliHİ ve lealleküm teşkürun;

İki deniz eşit olmaz! Biri tatlı mı tatlı, susuzluğu giderir, içimi hoş ve kolaydır… Diğeri ise tuzludur, acıdır… Her birinden taze et yersiniz ve giyeceğiniz bir süs çıkarırsınız… O’nun fazlından talep etmeniz ve şükretmeniz için, gemileri onda yara yara gidenler görürsün. (A.Hulusi)

12 – Hem iki deniz müsavi olmuyor, şu tatlı, hararet keser, içerken kayar, şu da tuzlu, yakar kavurur bununla beraber her birinden bir taze et yersiniz ve bir ziynet çıkarır giyinirsiniz, gemileri de görürsün onda yarar yarar giderler, fadlından nasip arayasınız diye ve gerek ki şükredesiniz. (Elmalı)

 

Ve ma yestevil bahran işte söylediğim ayet geldi. Dahası iki büyük su kütlesi bile aynı olmayabilir. Yani burada bir uzun parantez açıp ayetin mealini parantezle açıklamak lazım. O’nun benzerler arasında farklılıklar yaratması da zor değildir. Ne gibi? Birbirine benzer gibi görünen iki su kütlesi içinden bakınca aynı olmayabilir, dışından bakınca aynı gibi durur. Aslında;

 Meracelbahreyni yeltekıyan, (Rahman/19)

Beynehüma berzahun lâ yebğıyan. (Rahman/20) ayetini hemen hatırlamamız gerekiyor. Evet, iki denizin birleştiği yer. İki deniz birleşmiş, fakat su birbirine karışmıyor. Sanki ikisinin arasında bir duvar var, bir engel var gibi. Beynehuma berzahun lâ yebğıyan. Bir boşluk bir aralık bir duvar, bir engel var. Ünlü deniz bilimci Captain Cousteau su araştırmaları sırasında gerçekten çok tipik özellikler veren ve çok derin farklılıklar barındıran iki su kütlesinin Cebeli Tarık’ta özellikle birbirine kavuştuğunu fakat, sanki arada bir duvar varmış gibi birbirine girmediğini keşfeder. Bu keşfini ünlü Fransız bilim adamı ve mühtedi Morris Ponce’ ye açtığında ki Müslüman olmuştu Morris Ponce, o da bir şey mi der Morris Ponce sen bunu yeni mi keşfettin. Kur’an bunu 1.400 yıl önce keşfetmiş ve söylemiş. Sen çok geç kalmışsın. Ve bu ayeti okur, gerçekten o da dehşete düşer. Gerçek olduğunu görünce gerçekten hayrette kalır.

Evet, oraya bir atıf. Eşyanın görüntüsü ile mahiyeti arasındaki farka dikkat çekiyor. Ayetin iması bu. 10. ayette ki Mekr ile birlikte anlaşılabilir. Tuzak. Ya da 1. ayette ki yeziydü fiyl halkı ma yeşa’ hani eşyanın kapasitesini artırır, istediğinin kapasitesini artırır demiştik ya. O yaratıkların kapasitesinde dilediği artışı gerçekleştirir demiştik ya. Varlığın çeşitlilik ve çift kutupluluğuna bir atıfta sayılabilir, öyle de okunabilir. Öyle ki aynı görürsünüz fakat içine girdiğinizde gerçekten çok farklı şeylerle karşılaşabilirsiniz.

hazâ azbün furatün saiğun şerabühu ve hazâ milhun ücac şu biri tatlı susuzluğu giderici, içimi kolay billur gibi bir su. Öbürü ise tuzlu ve acı ve min küllin te’külune lahmen tariyyen ve testahricune hılyeten telbesuneha ne ki her birinden hem taze deniz ürünleri yersiniz, hem de takı olarak bir takım takılar kullanırsınız, kullandığınız süs eşyaları çıkarırsınız. ve teral fülke fiyhi mevahıre litebteğu min fadliHİ ve lealleküm teşkürun ve Allah’ın lütfünden nasibinizi aramanız ve şükretmeniz için onun bağrında gemilerin dalgaları yararak yol aldıklarını da görürsünüz.

 

13-) Yulicül leyle fiyn nehari ve yulicün nehare fiyl leyli ve sahhareş Şemse vel Kamere küllün yecriy li ecelin müsemma* zâlikümullâhu Rabbüküm leHUl Mülk* velleziyne ted’une min dûniHİ ma yemlikune min kıtmiyr;

Geceyi gündüze dönüştürür, gündüzü de geceye dönüştürür… Güneş’i ve Ay’ı işlevlendirmiştir… Her biri belirlenmiş bir sürece kadar akıp gider… İşte budur Allâh, Rabbiniz! Mülk O’nun (Esmâ özelliklerinin seyri – açığa çıkması) içindir! O’nun dûnunda yöneldikleriniz (var zannettikleriniz) bir hurma çekirdeğinin zarına bile mâlik değildirler. (A.Hulusi)

13 – Geceyi gündüze sokuyor, Şems-ü Kameri ram etmiş her biri (müsemmâ bir ecele) mukadder bir gayeye akıp gidiyor, işte bu gördüklerinizi yapan Allah, rabbiniz, mülk onun, ondan beride çağırdıklarınız bir kıtmîr idare edemezler. (Elmalı)

 

Yulicül leyle fiyn nehari ve yulicün nehare fiyl leyl O geceyi uzatarak gündüzü kısaltıyor ve gündüzü uzatarak geceyi kısaltıyor. ve sahhareş Şemse vel Kamer yine O güneşi ve ayı emre amade kılmıştır.

Gece ve gündüz, her şey zıddıyla kaimdir gerçeğine bir atıf. Varlığın çift kutupluluğu yasasına demin dikkat çekmiştim. Âfak ve Enfüsi deliller, işte yukarıdaki ayetler ve bu ayet birlikte düşünüldüğünde Âfaki ve Enfüsi, yani kainat delilleri ve insan delili. İş ve dış deliller, hepsi Allah’ı gösteriyor. Hepsi Allah’ı işaret ediyor. O’nun birliğine varlığına ve varlığa müdahalesine işaret ediyor. Güneş gündüzün ay gecenin alameti, ayeti. Küfrün varlığını imanın lehine bir itici güç kılabilirsin ey insanoğlu mesajı. Hani şairin dediği gibi; Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın, gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın. Tıpkı onu andırırcasına. Teshıyr, güneş ve ay emre amade onu söylüyor ayet.

Hani Resulallah Ebu Zer’in kolundan tutmuş güneşi seyre dalmışlardı. Yani Resulallah Ebu Zer’e kainatı okumayı öğretiyordu bir öğretmen olarak.

– Ey Ebu Zer demişti güneş nereye gitti?

– Allah u ve Resulü hu ‘alem. Demişti o da. Allah ve Resulü daha iyi bilir. Ebu Zer güneşin battığını bilmiyor mu. Ama Resulallah’ın vereceği dersi bilmiyor. Resulallah;

– Ey Ebu Zer güneş Allah’a secde etti. Demişti.

Secdenin ne olduğunu Kur’an ı bilenler bilirler. Eş Şemsu velKameru Bi husban. (Rahman/5) VenNecmu veşŞeceru yescudan. (Rahman/6) güneş ve ağaçlar secde ederler. Yani Allah’ın emrine tabi oldu. Buradan yola çıkarak. Ey Ebu Zer senin için yaratılanlar Allah’ın emrine tabi, ya sen? Bunu hiç düşündün mü? Buradan yola çıkarak ibret al. Allah’ın koyduğu yerde dur. Senin için de bir yörünge tayin etti Allah o yörüngeden çıkma ey Ebu Zer. Ders buydu.

Tabii şu Güneşi Allah senin için yarattı, yeryüzünde hayat devam etsin diye. Yani bir amacı var. peki bu varlığın en şereflisi olan insanın bir yaratılış amacı olmasın mı. Aynı zamanda bu soruyu sorduruyor.

küllün yecriy li ecelin müsemma her biri belirli bir süre için deveranını sürdürür durur. Dünyanın sonsuzluğunu ret için aslında bu ibare. Geçici, ölümlü dünya. Senin yörüngen var ey insanoğlu, Allah tayin etti senin yörüngeni. Bir gün senin de kıyametin kopar tıpkı yer yüzü gibi unutma. Li ecelin müsemma, belirlenmiş, sonu yasa ile belirlenmiş bir süreye kadar.

zâlikümullâhu Rabbüküm leHUl Mülk biliyor musunuz insan DNA sında histon denilen bir sistem var. Zamanlama. Onun için insan hücresi yaşlanıyor insan hücresinin ömrü sabit. Her hücre her kendini yenileyişte ömrü biraz daha kısalıyor ve öyle oluyor ki bir kum saati gibi. En sonunda kendini yenileyemez oluyor. Bu mutlak, bunu değiştiremiyorsunuz. Onun için o hücreyi alıp bir başka canlı ürettiğinizde o hücrenin yaşından başlıyor onun hücresi. Kopyalamanın en büyük riski de işte bu. Yani kopyalanan hücre kaç yaşındaysa o yaştan başlıyor, sıfır yaşında değil. Ve hücrenin mutlak bir eceli var. Ve bu insana aslında ecelin tarifini yapıyor, gerçek tarifi.

zâlikümullâhu Rabbüküm leHUl Mülk işte rabbiniz olan Allah budur, mülkün tamamı onundur. velleziyne ted’une min dûniHİ ma yemlikune min kıtmiyr O’ndan başka yalvarıp yakardıklarınız zerre kadar bile bir şeye sahip değildirler. Yani gerçekte mülk O’na aittir, mülkiyet iddiası insanın kof bir iddiadır.

Kıtmiyr; hurma çekirdeğinin zarına denilir. Hurma çekirdeğinin zarı ne kadar tutar, kaç gr. Tutar. Nisa/53. ayetinde nekıyra denilir. O da hurma çekirdeğinin o oyuğunda ki ince lif, küçücük lif. Yani rabbimiz insan oğluna aslında Allah’a ne kadar muhtaç olduğunu bu gibi teşbihlerle hatırlatıyor. Hiçbir şeyin yok insanoğlu, topraktan bile bağımsız değilsin ama Allah’a karşı hava atmanın sebebi ne, çaka satmanın sebebi ne. İşte bu aslında söylediği bu.

 

14-) İn ted’uhüm lâ yesmeu duaeküm* velev semi’u mestecabu leküm* ve yevmel kıyameti yekfürune Bi şirkiküm* ve lâ yünebbiuke mislü Habiyr;

Eğer onlara seslenirseniz, sizin çağrınızı işitmezler! Diyelim ki işitseler, size cevap veremezler! (Üstelik) kıyamet sürecinde, sizin onlara tanrılık atfetmenizi inkâr ederler… Habiyr’in (haberdar olanın) benzeri (kimse) sana haber veremez. (A.Hulusi)

14 – Kendilerine duâ ederseniz duânızı işitmezler, işitseler bile size cevabını veremezler, Kıyamet günü de şirkinize küfrederler, sana bir habîyr gibi haber veren olmaz. (Elmalı)

 

İn ted’uhüm lâ yesmeu duaeküm onlara yalvarıp yakarsanız bile sizin yalvarıp yakardıklarınız duymazlar. velev semi’u mestecabu leküm duysalar bile sizin imdadınıza yetişemezler. Allah dışında kendisine tanrılık atfettiğiniz o neyse, her neyse onlar işte. Allah’a ait vasıflar, nitelikler sıfatlar, mükemmellik aslında. Herhangi bir mükemmelliği Allah dışında birine yakıştırmışsanız Allah’a ait bir şeyi ona yakıştırmışsınız ve onlar için geçerli.

ve yevmel kıyameti yekfürune Bi şirkiküm kıyamet günü ise sizin kendilerine yakıştırdığınız ortaklığı kesinlikle reddedecekler, reddederler.

Allah insan ilişkisinde dolaylılık istemiyor rabbimiz. Şirkin en büyük yaralarından biri nedir biliyor musunuz? Allah insan ilişkisini koparması, araya birilerini sokması. Allah insan ilişkisi dolaysız olsun istiyor rabbimiz, dolaysız ilişki. Değil mi ki şah damarınızdan daha yakın ve nahnu akrebu ileyhi min hablil veriyd. (Kaf/16) değil mi ki ben kuluma şah damarından daha yakınım diyor. o zaman bu şah damarınızdan daha yakın olanı çok uzakta sanma cehaletinden başka nedir ki.

İletişim problemi doğuyor, iletişim problemi doğunca artık kulluk edemiyor insan. Gereği gibi kulluk edemiyor. Anlayamıyor rabbini, çünkü iletişim problemi doğuyor. Rabbini anlayamıyor ve tabii kendisini rabbine anlatamıyor, dua da edemiyor. İletişim problemi var çünkü.

ve lâ yünebbiuke mislü Habiyr bu kısacık cümle çok müthiş. Bir başka yerde eşine rastlamadım Kur’an da. Ey insan sana hiç kimse her şeyden haberdar olan Allah’ın verdiği türden bir haberi veremez.

Evet, bu gerçekten müthiş. Hiç kimse Allah’ın verdiği türden bir haber veremez. Hiçbir muhabir, hiçbir iletişim organı, hiçbir medya Allah’ın verdiği yerden haber veremez. Ahiretten mesela. Kim bize haber verecek Allah’tan başka. İşte biz bazı konularda, ki bazı konular hayati konular. İnsanın nereden gelip nereye gittiği, ruhun ebedi mazisi ve ebedi istikbali hakkında Allah’tan başka kimseden haber alamayız.

Ölüm ötesi konusunda alternatif bir haber kaynağımız yok. Allah, vahiy tek haber kaynağımız. Onun verdiği haberi başka hiçbir kaynak veremediği için güvenmek zorundayız. ..nebeün ‘azıym. (Sâd/67) diyordu ya büyük haber, büyük haber bu.

 

15-) Ya eyyühen Nasu entümül fukarâu ilAllâh* vAllâhu “HU”vel Ğaniyyül Hamiyd;

Ey insanlar! Siz Allâh’a (mutlak muhtaç) “yok”sullarsınız (Esmâ’sıyla varsınız)! Allâh ise Ğaniyy’dir, Hamiyd’dir. (A.Hulusi)

15 – Ey insanlar! sizsiniz hep Allaha muhtaç fukara, Allah ise zengin o, hamd ile övülecek veliyye nimet o. (Elmalı)

 

Ya eyyühen Nas ey insanlık ailesi entümül fukarâu ilAllâh* vAllâhu “HU”vel Ğaniyyül Hamiyd Allah’a muhtaç olanlar sizlersiniz. Allaha gelince o hiçbir şeye muhtaç değildir. Bilakis her şey O’na hamd ile memurdur. El Ğaniyy; Muhtemelen ilk geçtiği yer burası Kur’an da Nüzul sırasında ilk geçtiği yer burası.

İlahi emir ve yasakları anlamanın en kestirme yöntemi kimin çıkarı var sorusudur. Allah’ın emir ve yasaklarından kimin çıkarı var. Allah bensiz yapar, ya ben Allahsız yapar mıyım? Allah’ım bana emretmekle, bunu yap şunu yapma demekle ne çıkarı var? Bu soruyu sorup cevabını vermek lazım. Peki çıkarı olan tek taraf var o kim? İnsan EleysAllâhu Bi kâfin abdeH. (Zümer/36) Allah kuluna yetmez mi? diyor ya Kur’an. Allah kuluna yeter. Onun için Allah’ın yok neyin var, Allah’ın var neye muhtaçsın. Bu insanın aklından hiç çıkmamalı.

Hamd, Hamiyd; Herkesin ihtiyacını karşılar, fakat kendisi hiçbir kimseye muhtaç olmaz. Kafirin de mü’minin de ihtiyacını karşılar. Onun için küfür bağışlanmaz bir suç çünkü her şeyini Allah’a muhtaç ama hiçbir şeye ihtiyacı yokmuş gibi davranıyor. Bu dehşet bir şey.

 

16-) İn yeşe’ yüzhibküm ve ye’ti Bi halkın cediyd;

Eğer dilerse sizi ortadan kaldırır ve halk-ı cedîd olarak (Esmâ’sının yepyeni bir açığa çıkışıyla) gelir! (A.Hulusi)

16 – Dilerse sizi giderir ve yeni bir halk getirir. (Elmalı)

 

İn yeşe’ yüzhibküm ve ye’ti Bi halkın cediyd dilerse sizi ortadan kaldırır ve yerinize yeni bir toplum getirir. Ya da yepyeni bir tür getirir, varlık türü.

Maide/54. ayette öyle ya …men yertedde minküm an diynihı fesevfe ye’tillâhu Bi kavm… (Maide/54) sizden kim O’nun dininden yüz çevirirse O yerinize bir başka toplumu getirir. Bu aslında bir tehdit. Tarihte bir çok kez gerçekleşmiş bir tehdit bu. Okuyun Medine’nin tarihini, okuyun Kûfe’nin tarihini, Okuyun Bağdat’ın, okuyun Şam’ın, okuyun Endülüs’ün ve okuyun Osmanlının tarihini. Bu ayetin nasıl tecelli ettiğini o zaman görürsünüz.

Allah’ın minnet altına almaya kalkışan her davranış bu ayetin duvarına çarpar. Asıl biz Allah’a minnettarız. Allah, Müslüman olduğumuz için bize minnettar değil. Yemünnune aleyke en eslemu.. (Hucurat/17) Müslüman oldular diye seni minnet altına mı almaya kalkıyorlar. Allah Allah..! Soruya bakın. kul lâ temünnu ‘aleyye İslâmeküm. (Hucurat/17) De ki Müslüman oldunuz diye beni minnet altına almaya kalkmayın. belillâhu yemünnü aleyküm en hedaküm lil’iyman…(Hucurat/17) Bilakis siz, size hidayet verdiği için, sizi imana erdirdiği için Allah’a minnet edin. Daha ne desin Kur’an, daha ne desin.

 

17-) Ve ma zâlike alAllâhi Bi ‘aziyz;

Bu, Aziyz (karşı konulmaz kuvve sahibi) Allâh’a (sorun) değildir. (A.Hulusi)

17 – ve Allaha göre bu zor bir şey değildir. (Elmalı)

 

Ve ma zâlike alAllâhi Bi ‘aziyz zira bu Allah’a asla güç değildir.

 

18-) Ve lâ teziru vaziretun vizre uhra* ve in ted’u müskaletün ila hımliha lâ yuhmel minhü şey’ün velev kâne zâ kurba* innema tünzirulleziyne yahşevne Rabbehüm Bil ğaybi ve ekamus Salâte, ve men tezekka feinnema yetezekka li nefsih* ve ilAllâhil mesıyr;

Hiçbir suç yüklenmiş benlik, bir başkasının yükünü yüklenmez… Yükü ağır biri, onu (yükünü) taşımaya çağırsa bile, ondan bir şey yüklenilip taşınılmaz… Akraba dahi olsa! Sen ancak gaybları olarak Rablerinden haşyet duyan ve salâtı ikame edenleri uyarırsın… Kim arınıp temizlenirse ancak kendi nefsi için temizlenmiştir… Dönüş Allâh’adır. (A.Hulusi)

18 – Hem günah çeken bir nefis, başkasının günahını çekmeyecek, yükü ağır basan onun yükletilmesine çağırsa da ondan bir şey yüklenilmeyecek, isterse bir yakını olsun, fakat sen ancak o kimseleri sakındırırsın ki gayb de rablerinin haşyetini duyarlar, namazı dürüst kılarlar, temizlenen de sırf kendisi için temizlenir, nihayet gidiş Allah’adır. (Elmalı)

 

Ve lâ teziru vaziretun vizre uhra hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu yüklenecek değildir. Sorumluluğun bireyselliği hatırlatılıyor. Akıl ve iradeye atıf yapılıyor aslında. İnsan özgürlüğünü tescil ediyor ayet. Hepiniz sorumluluğunuzu boynunuzda taşıyorsunuz.

ve in ted’u müskaletün ila hımliha lâ yuhmel minhü şey’ün velev kâne zâ kurba yükü ağır gelen kimse onu taşımak için yardım istese yakını da olsa, velev kân eza kurba, yakını da olsa bir başkası onu yükünün bir kısmını dahi taşıyamaz.

innema tünzirulleziyne yahşevne Rabbehüm Bil ğaybi ve ekamus Salâh şu bir gerçek ki sen o idraki aşan bir hakikat olmasına karşın, gaybi bir hakikat olmasına karşın, gözlerinle görmediğin bir hakikat olmasına karşın, rablerine karşı derin bir ürperti duyanları ve namazı ayağa kaldıranları uyarabilirsin.

Namazı ayağa kaldıran diye çevirdim, namazın kendisi insanın orta direğidir. Onun için es salâh kelimesi salâ kökünden türetilir. Salâ, omurgaya denilir. İnsanı dik tutan şey. Omurgası olmazsa sürüngen olur insan. Onuru kalmaz. Onun için namazı ayağa kaldırmak, namazla ayağa kalkmaktır.

ve men tezekka feinnema yetezekka li nefsih hem kim arınırsa kendisi için arınmış olur. ve ilAllâhil mesıyr zira bütün yollar Allah’a varır. İman tortulardan, atıklardan, zibilden kurtulmaktır. Yürek kirlenir, akıl kirlenir, bilinç kirlenir, hafıza kirlenir, göz kirlenir. Bu kirlerden arınmak mevcut deterjanların becereceği iş değildir. Bu kirlerin deterjanı Allah’ın vahyinde saklıdır.

[Ek bilgi: VİZR: Ağırlık, ağır yük, ağır günah, vebal demektir. Burada günahın cezasının ağırlığı demektir. Herkes kendi günahından sorumlu olur, kendi günahının cezasını çeker; nitekim “Her koyun kendi bacağından asılır” deriz. Zalimlerin, zorbaların yaptığı gibi birinin günahı diğerine yükletilmez. Ankebut Sûresi’nde “Onlar mutlaka kendi yüklerini de, o yükleriyle birlikte daha nice yükleri de bizzat yüklenecekler.” (Ankebut/13) buyrulmuş olması da buna aykırı değildir. Çünkü o hem sapıtmış, hem de saptırmış olanlar hakkındadır. Başkasını da sapıtmaya çalışanlar hem sapıklıklarının, hem saptırmalarının günahını çekerler ki, ikisi de kendi günahlarıdır.

Nitekim “Her kim bir kötü adet çıkarırsa, ona hem onun günahı, hem de onu işleyenlerin günahı vardır.” hadisi de böyledir. Yani diğer işleyenler çekmeyecek demek değil, onların hepsi kadar da fazla çekecek demektir.

Demek ki birisi şunu şöyle yap da günahı varsa benim boynuma olsun diye kefalet ederek diğerini bir günaha sokarsa, o boynuna aldığı günahı çekmeyecek değildir, ancak sevk ettiği kimseyi kurtarmış olmayacak, onun çekeceğini çekmeyecek; birisi aldandığının cezasını çekecek birisi aldattığının cezasını çekecektir. Şu tabirinde bunlara işaret de var gibidir.

Yükü ağır basan, çok ağır yük altında bulunan günahkar bir nefis, yükünün başkası tarafından alınıp yüklenilivermesine çağırsa, yalvarsa da ondan hiçbir şey yüklenilmez. Rıza ve tercih ile de yüklenilmez, cebren de yüklenilmez. Çünkü o kıyamet günü “O günden sakının ki hiçbir kimse kimseden yana bir şey ödeyemez. Kimseden bedel kabul olunmaz. Kimseye de şefaat fayda vermez.” (Bakara/123) diye tanımlanan bir gündür. “Ne bir alış-veriş, ne de bir dostluk olan” (İbrahim/31) bir gündür. Gerekse bir yakını olsun. Yani çağıran veya çağırılan bir yakını bile olsa, yine yüklenilmez.

O halde Allah’ın emaneti gibi göklerin ve yerin çekemediği ağır bir yükü yüklenmiş olan insan, bir de o emanete hıyanet ederek ve şunu bunu sapıtarak sen yap da günahı benim boynuma olsun demek gibi, başkalarının günahını boynuna almaya kalkışmamalı; diğer birtakımı da öylelere uyup günahı filanın boynuna diye kendini ateşte yakmamalıdır. Fakat ey Muhammed! Sen bu uyarmayı ancak şu kimselere duyurur, ancak öyle kimseleri sakındırırsın ki Rablerinden gaybde, yani henüz huzuruna varmadan gıyab da korkarlar. Allah korkusunu, Allah saygısını duyar da namazı dürüst kılarlar. “Onlar ki gerçekten Rablerine kavuşacak olduklarını bilirler.” (Bakara/46) âyetinin ifadesi gereğince Rablerinin huzurunda O’na kavuşacaklarına kani olarak kılarlar. Ve bu şekilde maddeten ve manen temizlenirler.

Temizlenen de ancak kendisi için temizlenir, feyizlenir. Bu, işte günah çekmenin tam aksidir. Yani insanlar bu iki sınıftan dışarı değildir. Ya günah çekecekler veya günahtan temizleneceklerdir. Günah çekenler, başkasının günahını çekmeyeceği gibi, nefislerini kamil iman ve üstün ahlak ve salih amel ile temizleyenler de sırf kendi menfaatlerine olarak temizlenmiş olurlar. Öyle ya akıbet gidiş Allaha’dır. Herkes ona göre mükafat veya cezasını alacaktır. (Elmalı tefsiri)]

 

“Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
6 Yorum

Yazan: 15 Şubat 2013 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

6 responses to “İslamoğlu Tef. Ders. FATIR SURESİ (01-18) (136)

  1. pınar sahin gultekin (@Pinar_Ogretmen)

    08 Mart 2013 at 08:40

    bu hizmeti yapan başta Mustafa İSLAMOĞLU na ve tüm ekibine teşekkürler hamd olsun Allah a bun hizmeti size yaptırdı bizleri de nasiplendirdi

     
    • ekabirweb

      08 Mart 2013 at 11:19

      Merhaba. Sn. Mustafa Hocanın ekibinde olmayı çok isterdim..! Bu çalışmadan haberi olup olmadığını bile bilmiyorum. Allah alimlerimizin ilimlerini artırsın bizi de nasiplenenlerden kılsın inşallah. Esen kalın, Allah’a emanet olun.

       
      • Pınar

        11 Eylül 2013 at 21:38

        Bu Yazıları düzenleyip yayınlayanlortan da Allah razı olsun

         
      • ekabirweb

        12 Eylül 2013 at 10:53

        Merhaba Allah cümlemizden razı olsun inşaAllah. Esen kalın, Allah’a emanet olun.

         
  2. nurdan çakıroğlu

    06 Ocak 2015 at 13:56

    Çöl olan yüreklerimize bir rahmet olan bu açıklamaları yazan öğtermenlerimize Allah yardım etsin.okudukca cahilliğin zirvesine cıkıyor insannn

     
    • ekabirweb

      06 Ocak 2015 at 17:38

      Merhaba Bir an ne demek istediğini anlayamadım 🙂 Herhalde; “insan bunları okudukça ne kadar cahil olduğunun farkına varıyor” demek istedin. Öyle ise bu fikre ben de katılıyorum. Bu çalışmaları da bu eksikliğimi gidermek için yapıyorum. Allah alimlerimizin ilmini artırsın, bizleri de bundan nasipkâr eylesin inşaAllah. Esen kalın, Allah’a emanet olun.

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: