RSS

İslamoğlu Tef. Ders. ZÜMER SURESİ (49-75) (146)

26 Nis

231

 

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

BismillahirRahmanirRahıym

 

Sevgili Kur’an dostları Zümer suresinin 49. ayetiyle bu günkü dersimize devam ediyoruz.

 

49-) Feiz messel İnsane durrun de’ana* sümme izâ havvelnahü nı’meten minNA, kale innema utiytühu alâ ‘ılm* bel hiye fitnetün ve lâkinne ekserehüm lâ ya’lemun;

İnsana bir zarar, hastalık, sıkıntı geldiğinde bizden yardım ister… Sonra ona bizden bir nimet lütfettiğimizde “O, bana bilgim sayesinde verilmiştir” (der)… Hayır; o (nimet) bir sınav objesidir! Ne var ki onların çoğunluğu bunu bilmezler. (A. Hulusi)

49 – Fakat insana bir sıkıntı dokunuverince bize yalvarır, sonra kendisine tarafımızdan bir nimet bahşediverdiğimiz zaman da o bana bir bilgi üzerine verildi der, belki o bir fitnedir velâkin pek çokları bilmezler. (Elmalı)

 

Feiz messel İnsane durrun de’ana ne zaman insanın başına bir zarar, bir ziyan gelse hemen başlar bize yalvarmaya. Benzer içerikte ki 8. ayeti hatırlamak lazım bu surenin. İnsanoğlu başı sıkışınca fıtratına yönelir, doğasına yönelir. Bu şunu gösterir; İnanmak fıtridir. Allah inancı sonradan elde edilen bir şey değil özde zaten var olan, yani insanın formatında olan bir şeydir. Dolayısıyla her insan; O insan isterse tanrı tanımaz olsun, ateist olsun, başı sıkıştığında, çaresiz kaldığında doğasında bulunan o inanca döner ve duaya durur. Tüm çarelerin tükendiğinde Allah’a yönelir.

Mesela düşmek üzere olan bir uçakta ate bulunmaz sözü işte bunu ifade eder. Veya batmakta olan gemide herkes duaya durur. Çünkü yapılacak bir şey yoktur. Onun içinde inanmak, Allah’a iman sonradan koyma değil, özde olan bir formattır.

sümme izâ havvelnahü nı’meten minNA, kale innema utiytühu alâ ‘ılm daha sonra kendisi katımızdan bir nimete kavuşsa bu servete ben sadece kendi bilgim ve becerim sayesinde ulaştım der.

Kasas/76ve 82. ayetleri arasında Karun kıssası anlatılır. Biz bu kıssayı işlemiştik. Karun; Kur’an ın bugün ki manada ekonomi insanına, homo ekonomikus a verdiği sembolik örnek. Tabiatına yabancılaşmış bir insan nasıl servetin kulu ve kölesi haline gelir. Servet ahlakı Karun kıssası örneğinde işlenir Kur’an da. Emanet bilincine dayanır servet ahlakı. Her emanet bir imtihan aracıdır. İnsan Karunlaşmamak istiyorsa, bir başka ifadesiyle dünyevileşmemek istiyorsa sahip olduğu tüm varlığı Allah’ın kendisine bir emaneti olarak görmek zorunda. Yani sahibim sandığı şeylere gerçekten sahip olup olmadığını sorgulamak zorunda.

Kim, kime sahip. Servet ona mı sahip, o servete mi sahip. At süvarinin mi sırtında, süvari atın mı sırtında. İnsan sahip oldum de4diklerinin efendisi mi yoksa kölesi mi. Bütün bu sorular bu ayet çerçevesinde, bu ayetler çerçevesinde daha bir anlam kazanıyor.

bel hiye fitnetün ve lâkinne ekserehüm lâ ya’lemun Hayır, aksine o servet bir imtihan, bir sınama aracıdır. Fakat Karunlaşmış, dünyevileşmiş akıl sahiplerinin çoğu bunun farkında dahi değildirler.

Servet okyanusta ki sudur. Servet sahibinin kalbi ise bir gemi. Su gemiye girmezse gemi yol alır. Gemi için yol olur. Yok su geminin içinde olursa gemi batar. İnsan servet ilişkisi bu temsil çerçevesinde el kârda, gönül yarda olmalı şeklinde özetlenir.

Fakr der Cüneyd-i Bağdadî senin hiçbir şeye sahip olmaman değildir. Fakr; Her şeye sahip olsan da hiçbir şeyin sana sahip olmasına izin vermemendir. Bu manada Kur’an ne servetin tanrılaştırılmasını, ne de şeytanlaştırılmasını tecviz eder. Bu iki tavırdan da uzak, dengeli bir servet ahlakı gerçekleştirir. Serveti insanın altına at olması için verir Allah. İnsanın sırtında süvari olması için değil.

Fitne diyor ayette bel hiye fitnetün ama hayır, böyle değil,baktığınız gibi değil, o bir sınavdır, sınama aracıdır. Fitne bir metalurji kavramı. Metalle ilgili bir kavram. Kaynak dilde fitnenin kök manası; Altının hamını hasından, cevherini cürufundan ayırmak için pota da ergitme işlemidir. İnsan da Altın madenine benzer, ama mutlaka Altın olması, saflaşması için ateşlerden geçmesi, sınanması gerekir. Sınanmadan cevheri cürufundan ayrılmaz, saflaşmaz. Saflaşmayınca da gerdanlara takılmaz. Saflaşmayınca vitrinlere konulmaz. Saflaşmayınca değerini bulmaz. Keşfedilmemiş ve işlenmemiş, mamul hale gelmemiş madenlerin kime ne yararı olur.

İşte insan madeni Allah tarafından saflaştırılmakta ve bu saflaştırma aracı olarak ta servet, makam, evlat, mevki gibi pozitif görünün değerler, hastalık, ıstırap, acı, elem, keder, dert, kayıp, hüzün, korku ve benzeri gibi negatif görünen şeylerle insanı saflaştırır. Öyle saflaştırır ki bir ateşe, bir suya sokularak çelik yapılan demir gibi insanı da bir varlıkla, bir yoklukla. Bir Cemal sıfatının tecellisiyle, Bir Celal sıfatının tecellisiyle. Bir lütufla, bir kahırla. Bir gülle, bir dikenle sınar, sınar..!

İşte burada da varlıkla sınanmak dile getiriliyor. Varlıkla sınanmak sınavların en çetinidir. Yoklukla sınanmak her kişi kârı, varlıkla sınanmak er kişi kârı. Çünkü etrafınıza baktığınızda yokluğa sabreden nice insanların varlıkla sınava çekildiklerinde varlığa sabredemediklerini görürsünüz. Yokluk karşısında Allah ile ilişkisini koparmayan insanların, varlıkla sınanmaya başladıklarında rableriyle ilişkilerini zedelediklerini görürsünüz. Bu şunu verir? Varlıkla sınanmak yoklukla sınanmaktan daha çetindir, daha zordur. Dolayısıyla varlığa sabretmek, yani varlığın ayartmasına karşı direnmek, varlığın ayartıcılığına kapılmamak, varlığın sizi nesneleştirmesine izin vermemek; yokluğun ayartısına kapılmamaktan daha zor, yokluğa sabretmekten daha zordur.

 

50-) Kad kalehelleziyne min kablihim fema ağnâ anhüm ma kânu yeksibun;

Onlardan öncekiler de gerçekten onu söylemişti… (Ama) kazandıkları şeyler onlara bir fayda vermedi. (A. Hulusi)

50 – Onu bunlardan evvelkiler de söyledi fakat o kazandıkları kendilerini kurtarmadı. (Elmalı)

 

Kad kalehelleziyne min kablihim doğrusu onlardan öncekiler de böyle demiştiler. Yani Karun gibi demiştiler. Ebu Cehil gibi, Ebu Leheb gibi demiştiler. Bu bir akıldır, tarih boyunca bu akıl aynı işlemiştir. Bu akıl şöyle yürütür. Ben servete sahibim. Eğer bir tanrı varsa benim bu insanlar arasında farklı olmamı istediğine göre, servete sahip olmamı dilediğine göre ben iyiyim demektir. Yani servetim iyiliğimin referansıdır. İyi olmasaydım beni de yoksul yaratırdı, dediğiniz gibi bir tanrı varsa. Dolayısıyla bu durumda ben iyi olduğum için bakın servetimle bu dünyada başıma gelecek tehlikeleri savuşturuyorum. Eğer iddia ettiğiniz gibi bir öte dünya varsa orada da servetimle başıma gelebilecek muhtemel tehlikeleri atlatabilirim.

Karun aklı böyle yürür. Böyle yürüdüğü içindir ki serveti onun şeytanı haline gelmiştir. Böyle yürüdüğü içindir ki imtihan aracı olan servet, onda Allah ile ilişkiyi koparan bir bıçağa dönüşmüştür. İnsanın Allah ile olan bağını kesip koparan servet bıçağı, en sonunda gelir yüreğinden insanı vurur. İşte burada da geçmişe atıf yapılarak Karun aklının tüm insanlık boyunca serveti tanrılaştıran ve Allah ın bir imtihan aracı olarak değil de, serveti haklılığın bir referansı kılan bu sapık mantığı ele veren ayet şöyle devam ediyor;

fema ağnâ anhüm ma kânu yeksibun fakat, kazana geldikleri şeyler kendilerine sonuçta hiçbir yarar sağlamamıştır. Yani akıl yürüttükleri gibi gerçekleşmemiştir hadise. Yer yüzünde servetleri yüzünden gördükleri itibar geçici olmuştur. Çünkü o itibar kendilerinden değil, servetlerinden kaynaklanıyordu. Servetlerini kaybedince itibarlarını ve şereflerin de kaybetmişler.

Dolayısıyla değerlerini kendilerinden almadıkları için, insani değerlere önem vermedikleri için tüm değeri servete yükledikleri için servetle birlikte her şeylerini de kaybetmişlerdir. En azından ölüm geldiğinde servetlerinden hiçbir şey götüremedikleri için tüm değer ve kıymetleri yer yüzünde kalmıştır. Allah’ın huzuruna gerçek manada hiçbir şeyi olmayan hakıyr ve fakıyr olarak çıkmışlardır. Çünkü yer yüzünde zenginlik ve fakirlik ölçüsü ahiretin ölçüsü değildir.

Ahiretin de zenginleri vardır, büyük mahkemede insanlığın gıpta edeceği öyle zenginler olacaktır ki burada onlara belki sadaka veresiniz gelir. Allah’ın huzuruna zengin çıkmak insanoğlunun ufkunda oturan en büyük hedef olmalıdır.

 

51-) Feesabehüm seyyiatü ma kesebu* velleziyne zalemu min haülai seyusıybühüm seyyiatü ma kesebu, ve ma hüm Bi mu’ciziyn;

Sonunda kazandıkları şeylerin kötülükleri kendilerine isâbet etti… Bunlardan zulmedenlere gelince, onların kazandıkları şeylerin kötülükleri de kendilerine isâbet edecektir… Onlar (Bizi) âciz bırakamazlar! (A. Hulusi)

51 – Netîcede kazandıklarının fenalıkları başlarına geçti,şunlardan o zulmedenlerin de kazandıklarının fenalıklarına geçecektir onlar da atlatacak değillerdir. (Elmalı)

 

Feesabehüm seyyiatü ma kesebu en sonunda kazandıklarının kötü sonuçları gelip onları bulmuştur. velleziyne zalemu min haülai seyusıybühüm seyyiatü ma kesebu işte şu zalimleri de kazandıklarının kötü sonuçları kendilerinden evvelkileri bulduğu gibi gelip bulacaktır. ve ma hüm Bi mu’ciziyn ve onlar asla, ama asla Allah’ı atlatamayacaklardır.

Bu ve ma hüm Bi mu’ciziyn şeklinde bitmesi gerçekten manidar. Paranın gücü ile kanunu atlatanlar, paranın gücü ile yasaları atlatanlar, paranın gücüyle her türlü dünyevi tehlikeyi atlatanlar Allah’ın huzurunda da, Ahirette de paranın gücünün işleyeceğini düşünecek kadar hamakat sahibi olabiliyorlar. İşte onlara Allah’ı atlatamazsınız diyor.

Servet sadece sahibini değil, bu birkaç ayet göz önüne alındığında çıkan sonuç bu. Servet sahibini esir alan, sahibini nesne kılan, sahibinin öznesi, atı olan, yanlış yerde ki servet sadece sahibini değil ona gönül veren yoksulları da yoldan çıkarır, ayartır. Yığma tutkusu ta temelde buna yol açar. Ve tühıbbûnelmâle hubben cemma. (Fecr/20) malı üst üste yığmayı ne kadar da çok seviyorsunuz diyordu Kur’an.

Yığma tutkusu sadece servete sahip olanları değil servet sahiplerine gıpta ile imrenme ile bakan yoksulları da yoldan çıkarır. Neden? Servete sahip olmayı hayatlarının tek hedefi seçerler. Bu hedefe ulaşmak içinde her şeyi mubah görürler. İşte bu toplumsal ahlakın dibini dinamitleyen ve ahlaki çözülmeyi, kokuşmayı getiren en büyük neden olur. O toplum bir gün gelir çatır çatır çöker. Temellerinden sarsılır. O toplumda iyi ve kötü. Doğru ve yanlış. Güzel ve çirkin. Hakk ve batıl. İman ve küfür aradaki çizgiyi kaybeder bir tek değer kalır, para. Bir tek değer kalır servet. Sahip olduğun servet kadar adam sayılmaya başladığınız zaman bir toplumda, o toplumum geleceği helake doğru sürükleniyor demektir.

Yine çoğaltma tutkusu, işte serveti, insanı yoldan çıkaran bir şeytana dönüştüren şey servetten kaynaklanmaz. Servetin kötülüğü servetin kendisinden değil, serveti elde eden insanın servete yüklediği anlamdan kaynaklanır. Onun içindir ki;

Elhakümüt Tekâsür – Hattâ zürtümülmekabir. (Tekâsür/1-2) ölünceye kadar, kabirlerinize girinceye kadar çoğaltma tutkusu, hırsı sizi helake sürükledi. Helâk etti sizi çoğaltma tutkusu. Habire çoğaltma, habire artırma..’ Modern hayat bu tutkunun küreselleştiği bir hayat.

Aslında küreselleşme dedikleri şey de çoğaltma tutkusunun küreselleşmesidir. İnsanoğlu hiçbir zaman yiyerek bitiremeyeceği kadar çok servet elde etmek, hiçbir zaman kullanamayacak kadar, kullanıp tüketemeyecek kadar çok eşya elde etmek peşinde bir ömrünü zebil etmekte, zibil etmektedir ve bu aslında hayatın israf olmasıdır ki bugün işleyeceğimiz ayetler içerisinde esrefu alâ enfüsihim (53) ey hayatını israf eden kullarım diye hitap ettikleri kimseler bunlar olsa gerektir.

 

52-) Evelem ya’lemu ennAllâhe yebsüturrizka limen yeşau ve yakdir* inne fiy zâlike leâyâtin likavmin yu’minun;

Bilmediler mi ki Allâh yaşam gıdasını dilediğine yayar, genişletir, (dilediğine de) daraltır! Muhakkak ki bu olayda iman eden bir toplum için elbette işaretler vardır. (A. Hulusi)

52 – Hâlâ bilmediler mi ki: Allah rızkı dilediğine açar, kısar da, şüphesiz ki bunda iman edecekler için âyetler vardır. (Elmalı)

 

Evelem ya’lemu ennAllâhe yebsüturrizka limen yeşau ve yakdir şimdi onlar bilmezler mi ki Allah dilediğinin rızık alanını genişletir, dilediğinin rızık alanını da daraltır.

Aslında ve yakdir daraltmak manasından daha çok, dilediğinin rızık alanını da sınırlandırır. Yani belli bir yerde durdurur. Rızkını keser değil. Kur’an ın hiçbir yerinde böyle bir ibareye rastlamayız çünkü rızkımızın kesilmesi, var oluşumuzun yok oluşa dönmesidir.

Bizim kendi varlığımız bir rızıktır, var oluşumuz rızıktır, aldığımız her nefes bir rızıktır. Gözümüz kulağımız, dilimiz dudağımız, aklımız beynimiz, kalbimiz, damarlarımızda dolaşan kanımız, hepsi birer rızıktır. Dolayısıyla varlığımız rızıktır. Allah insanoğluna olan rızkını kesseydi eğer, alsaydı eğer geriye hiçbir şey kalmazdı, varlık yokluğa dönerdi. O nedenle sadece sınırlandırır ve yakdir yani kesmez. Dolayısıyla ona küfreden dil dahi varlığını O’na borçludur. Onu inkar eden yürek dahi varlığını O’na borçludur. O’na sırt dönen insan varlığını O’na borçludur. O’nun mesajlarına tıkanan kulak, varlığını O’na borçludur. Ona ileten hakikatleri görmek istemeyen göz, varlığını O’na borçludur Ve bunun Allah’a karşı ne büyük bir ihanet olduğunu varın siz düşünün.

inne fiy zâlike leâyâtin likavmin yu’minun elbet bunda inanan bir toplumun alacağı bir ders mutlaka vardır.

Rızık hakkında ki bu ayet vahyin inşa ettiği rızık tasavvuru ile ilgili bazı doneler de veriyor. Allah’ın rızık dağıtımı, kulun yetenek ve çabasının da dahil olduğu sayısız donenin içinde yer aldığı ilahi bir değerlendirmenin sonucudur. Ki gerçekten kısmi bir bölümü hariç akıl sır ermez. B ilahi bir sırra mebni olarak Allah insanlar arasında rızkı kendine has bir ölçüyle dağıtması olmuştur.

Kapitalist akıl açlık evrenseldir sloganı üzerine kuruludur. Oysa ki İslâm aklı; İnsanlığın rızkı Allah’tan dır düsturu üzerine inşa edilir. Allah’ın indirdiği rızık tüm insanlığa yeter. Allah yarattığı kulun rızkını da yaratmıştır. Bu manada insanlığa üye olup ta aç kalması söz konusu değildir. Eğer insanlık üyesi olup ta aç kalıyorsa bu insanlar yüzündendir. Servet ahlakı ile sorumlu olanlar, servet ahlakına sahip olmadıkları için kendilerine verilen emanete ihanet ettikleri için bir kısmı ihtiyacından kat kat fazlasına sahipken, diğer kısmı açlık çekmekte ise eğer o toplumda paylaşma, bölüşme, diğer gamlık, fedakârlık, yani devret ahlakı yok demektir.

İşte bu ilahi imtihan ki yukarıda fitne dedi. Bir imtihan aracı servet. İmtihan aracı olması için mutlaka ve mutlaka yoksulların ve varsılların olması lazım. Eğer herkese oran adaleti anlamında eşit dağıtılmış olsaydı servetin bir imtihan olması söz konusu olmazdı. Ama bir imtihan olması için yoksul ve varsılın olması şart.

Peki imtihan nasıl olacak? Yoksul yoklukla, varsıl da servetle imtihan edilecek. Ve varsıl o serveti paylaşıp paylaşmadığıyla hesaba çekilecek. İşte vahyin tüm insanlara getirdiği zekat, sadaka, infak, hayır, hasenat, paylaşma, bölüşme diğer gamlık gibi emir ve tavsiyeleri hep bu çerçeve de algılanmalıdır.

Eğer bunlar yerine getirilirse servet imtihanını o kimse başarıyla vermiş olur. Çünkü fakirin bazen hakkı bir başkasına verilir ki onun eli ile fakire dönsün diye. O, kendisinin zannetmeye başladığında işte imtihanı kaybetmiştir. Çünkü o, onun değildir. Ona kendi eli ile vermesi için tevdi edilmiş bir emanettir. Emanet yerine verilirse sadakat gösterilmiş olur. Verilmezse ihanet edilmiş olur. Onun içinde servet sahipleri fakirin hakkının servetinin içinde bir emanet olarak durduğunu bilip iman etmediği sürece servet sınavını kaybetmiş demektir.

 

53-) Kul ya ‘ıbadiyelleziyne esrefu alâ enfüsihim lâ taknetu min rahmetillâh* innAllâhe yağfiruzzünube cemiy’a* inneHU “HU”vel ĞafûrurRahıym;

De ki: “Ey nefslerinin hakkını vermede israf etmiş kullarım (benliğinin hakikatini yaşamak yerine ömrünü bedensellik yolunda harcamış olan)! Allâh Rahmetinden ümit kesmeyin! Muhakkak ki Allâh bütün suçları (tövbe edene) mağfiret eder… Muhakkak ki O, Ğafûr’dur, Rahıym’dir.” (A. Hulusi)

53 – De ki: ey nefisleri aleyhine israf etmiş kullarım! Allahın rahmetinden ümidi kesmeyin, çünkü Allah bütün günahları mağrifet buyurur, şüphesiz ki o öyle gafûr öyle rahîm o. (Elmalı)

 

Kul ya ‘ıbadiyelleziyne esrefu alâ enfüsihim lâ taknetu min rahmetillâh De ki, ya da daha doğru bir ifadesiyle Allah’ın şu müjdesini kullarıma ilet. Ey hadlerini aşıp kendilerini helak eden, kendilerine kıyan, hayatlarını israf eden, varlıklarını israf eden kendilerini har vurup harman savuran, hovardaca harcayan kullarım, Allah’ın rahmetinden asla ümit kesmeyiniz. Bu Kur’an da yer alan en müjdeli ayetlerden biri. İlahi rahmet bu ayetten dolup taşmakta, adeta ayeti duyan gönüllerde bir pınar gibi çağlamakta.

Kainatın yaratılış hikmetidir ilahi rahmet. Allah merhametin kaynağıdır. Her ne yerde merhamete ilişkin bir şey görmüşseniz onun doğduğu kaynak Allah’tır. Aslında varlık Allah’ın merhametinin bir eseridir. Ve varlık içerisinde insansa Allah’ın merhametinin iki ayak üzerine doğruluk yürüyen bir simgesidir. ..ketebe alâ nefsiHİr rahmeh.. (En’am/12) O kendisi için merhameti prensip edinmiştir diyor Kur’an.

Yine Kur’an Nebbi’ ıbadiy enniy enel Ğafûrur Rahıym. (Hicr/49) Kullarıma benden haber ver. Eğer kullarım benim kimliğimi merak ediyorlarsa onlara de ki Ben, evet ben sonsuzca merhamet sahibi sonsuzca bağışlayanım. İşte bu, Allah kendisini böyle tanıtıyor. Tabii devamında; Ve enne azâbiy hüvel azâbül eliym. (Hicr/50) Fakat bir de azabım var, kelime anlamıyla alırsak; Bana sırt dönene, sırt dönüp onu terk etmişliğim vardır. Onu yalnız bırakmam vardır ki bu en büyük acı veren bir azaba dönüşür insanda. Yani Allah’ın terk etmesinden daha büyük acı olamaz. Onu da unutma ey insanoğlu, ey kullarım.

Burada insanoğluna hayatını israf ettiği hatırlatılıyor. Kul ya ‘ıbadiyelleziyne esrefu alâ enfüsihim ki hayat insanoğluna verilmiş en büyük emanet. Dahası hayat ta denilmiyor orada esrefu alâ enfüsihim kendisini israf eden. Ki o alâ edatı hafrfi cer’i, cinayete de delalet eder. Yani sanki kendisini öldüren, kendisine kıyan, kendisini katleden, mahveden, manen kendi katili olan kullarım anlamına da gelir. Böyle bir tedaisi çağrışımı var.

Kendine kıymak, kendini katletmek, kendi kendisinin katili ve canisi olmak nasıl bir şey derseniz ilahi vahyi dinleyin; Allah insanı insana zimmetledi. Allah seni sana zimmetledi. Çünkü sen sana ait değilsin. Senin, sana ait olan hiçbir şeyin yok. Çünkü borcunu ödemiş değilsin, çünkü krediyi geri vermiş değilsin. Çünkü Allah’ın açtığı kredi ile yaşıyorsun. İki göz, iki kulak, iki el, iki ayak, bir akıl, atan bir yürek. Yani neye sahipsen, sahibim dediğin ne varsa hepsi aslında Allah’ın sana açtığı bir kredi. Dolayısıyla senin değil, sana zimmetlenmiş bir emanet. Bakalım ihanet edecek mi, sadakat gösterecek mi. Bakalım yüreğine ihanet mi edecek, bakalım aklına ihanet mi edecek, bakalım ellerine, gözlerine, kulaklarına ihanet mi edecek. Diline dudaklarına ihanet mi edecek. Yoksa sadakat mi gösterecek..!

Onun içindir ki Elyevme nahtimü alâ efvahihim ve tükellimüna eydiyhim ve teşhedü ercülühüm Bimâ kânu yeksibûn. (Yasin/65) o gün ağızlarına bant vururuz bize elleri konuşur, ayakları şahitlik yapar buyurur Kur’an. Neden? Çünkü emanettir. Emanet aslında emanetin sahibine aittir. Emanet edilen onun gerçek sahibi değil, sadece ve sadece yed-i emini

olması gereken kimsedir. Yed-i emin değilse eğer hain sayılır.

innAllâhe yağfiruzzünube cemiy’a ey hayatını israf eden kullarım Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin, zira Allah bütün günahları affedebilir.

Bir sonraki ayetten de anlaşılacağı gibi bu ibare tevbe eden herkesin bütün günahlarını affedebilir anlamına gelir ki Nisa/110. ayeti ve daha bir çok ayet buna delildir. inneHU “HU”vel ĞafûrurRahıym çünkü O, evet O dur sınırsız bağışlayıcı, merhamet kaynağı olan.

Nüzul sebepleri bahsinde bu ayetle Hz. Hamza’nın katili olup sonradan Müslüman olan Vahşi Bin Harp arasında irtibat kurulur. Her ne kadar Vahşi’nin Müslüman olduğu zamanla bu ayetlerin indiği zaman arasında çok çok uzun bir aralık varsa da, zaten bazı ayetlerin bazı olaylara iniş nedeni olarak göstermesinden kasıt zaman anlamıyla, zamandaş olması anlamıyla değildir. Yani o olay, o ayet üzerine olmuş, ya da o ayet o olayın hemen üstüne inmiş anlamı taşımaz. Bunun sembolik anlamı sahabe Kur’an la kendi hayatı üzerinde, otoritelerimiz ve ilk Müslüman esiler Kur’an ın ayetleri ile kendi hayatlarında birebir mutabakat görürler. İsterse o ayet 30 yıl önce inmiş olsun, eğer kendi yaşadığı gerçek olayla mutabakatı o ayet arasında görmüşse; Evet bu ayet, bu olay hakkında inmiştir der.

Bu Kur’an ın zamanlar ve mekanlar üstü özelliğine bir iman ve atıftır aynı zamanda. Bu manada Kur’an ın bir çok ayeti bizim içinde nazil olmuştur. Yani bizler Kur’an ın son sebeb-i nüzulleriyiz, son iniş sebeplerindeniz. Onun için hayatımızda bir çok olayla karşılaşırız ki o ayetin sebebi nüzulü bu diyebileceğiz, adeta Allah bu ayeti, beni beyan için, benim başıma gelen şu olayı şerh için, bunun anahtarını vermek için, ya da şifresini çözmek için indirmiş diyeceğimiz o kadar çok ayetle karşılaşırız ki;

İşte bu bakış açısı, vahyi sadece bir zamana ait değil tüm zamanlara ait sürekli inen canlı ve aktif bir özne kılar. O zaman bizi inşa eder. Biz de kendimizi vahyin aynasında görürüz ve vahyin aynasında gördüğümüz kendimizi vahiyle inşa eder; Rabbim bu ayetle bana sesleniyor deriz. Kul ya ‘ıbadiyelleziyne esrefu diye seslenirken vahiy; Ey hayatını israf eden kullarım dediğinde, hayatımızı israf eden insanlar olarak “buyur ya rabbi” deriz. “Lebbeyk Allah’ım” deriz ve bize seslenir ve der ki; lâ taknetu min rahmetillâh Allah’ın rahmtinden asla ümit kesmeyin. “Kesmem ya rabbi” diye cevap veririz. “Hiç keser miyim Allah’ım, eğer kesersem başka gidecek kapım mı var Allah’ım” deriz.

innAllâhe yağfiruzzünube cemiy’a der döner vahiy tekrar; Şunu aklına koy ki, hiç unutma ki, aklında yer etsin ki Allah, eğer tevbe eder O’na yönelirsen, günahlarının tamamını affedebilir. Yani Allah’ın affından büyük günah işleyemezsin ey insanoğlu. Öyle bir günah işlediğini düşünüyorsan şeytanın tuzağına düşmüşsün demektir. Allah’ın affı dışında kalacak bir günah yoktur ey insanoğlu der ve biz de yine bu diyaloga katılır ve deriz ki;

Eyvallah başım gözüm üstüne Allah’ım. Ben de sana yöneliyorum, ben de senin kapına geliyorum, yüz sürüyor ve af diliyorum, hatamı biliyorum, aczimi biliyorum, noksanımı biliyorum, boyun eğiyorum, başımı secdeye koyuyor ve sana olan kulluğumu ilan ediyorum. İmza atıyorum bedenimle Allah’ım. Secde suretinde bir imza. Kabul et. Deriz. İşte bu diyalog Kur’an la vahiyle girilen bu diyalog, Allah ile girilen diyalog cümlesinden sayılır ve bu çerçeve de sebebi nüzul bahsine biz kendimizde girmiş oluruz.

Bu çerçevede ele alırsak Vahşi Hz. Hamza’yı öldürmüştü. Cübeyr Bin Mut’im in kölesiydi Vahşi bin Harp. Habeşistanlı bir köleydi, siyahi bir köle. Cübeyr Bin Mut’im in amcası bedirde öldürülmüştü. Onu öldüren Hz. Hamza idi. Cübeyr çağırdı uhut öncesinde Vahşi’yi, kölesini; Eğer dedi amcamın katili Hamza’yı öldürürsen azadsın. Yani özgürlüğünü sana vereceğim. Hatta bir başka köle kızla arasında bir sevda ilişkisi vardı, onunla da seni evlendireceğim dediği rivayeti de var. Vahşi bu müjdeyi alınca kafasına koydu ve Uhut’ta Hz. Hamza’yı harbesiyle, mızrağıyla şehit etti.

Resulallah’ı yüreğinden yaralayan bir kayıptı bu. Çünkü Hz. Hamza onun sadece amcası değil, yari, yaranı, büyük desteği, sırtını yasladığı bir direkti ve Bedir zaferi biraz da Hz. Hamza’nın kahramanlıklarıyla kazanılmıştı. Hz. Hamza’nın kaybı, yeri doldurulmaz bir kayıp oldu. Resulallah çok üzüldü, gerçekten onu sarstı.

Mekke’nin fethinden sonra Vahşi yakalanmamak için Taif’e kaçtı. Taif’liler Resulallah’a teslim olacaklarına dair bir heyet yolladılar ve anlaşma istediler. Vahşi bunu haber alınca Yemen’e kaçmayı, hatta oradan da Ülkesi Habeşistan’a kaçmayı düşündü. Fakat bir mü’min onu uyardı, dedi ki; Vallahi Allah’ın Resulü kendi kişisel öç alma duygusu uğruna kimsenin canına kıymamıştır. Eğer iman edersen vallahi ey Vahşi senin de canına kıymaz. Onun merhametine sen şahit olmadın, sen farkında değilsin işin dedi.

Bu söz Vahşi’nin yüreğinde etki yaptı ve Medine’ye geldi. Resulallah’a teslimiyetini sundu ve iman etti Allah’a. Resulallah;

– Sen amcamı öldüren Vahşi misin buyurmuştu.

– Evet, ben öldürdüm, Allah affetsin dedi ve nasıl öldürdüğünü tek tek anlattı. Resulallah’ın ona olan bir tek cümlesi şu oldu.

– Bana mümkünse az görün, seni görünce amcamı hatırlıyorum.

Vahşi ondan sonra Resulallah’ın gözüne görünmemeye çalıştı. Fakat Resulallah’ı gerçekten de seviyordu. Hep sevdi. Onun, ondan sonraki ömrüne baktığımızda bu sevginin kimi izlerini yakalayabiliyoruz. Resulallah’ın gözüne görünürüm de onun yüreğine acı salarım diye, o bir sokaktan göründü ise hemen geri gizleniverirdi. Eğer o dönünce kendisini mescitte görecekse bir direğin arkasına gizlenmeyi tercih etti. Yani sevdiği Resulallah’a doyasıya bakamadı, göremedi. Ve bu duygular içerisinde Vahşi ondan sonraki savaşlara katıldı Yemame savaşında en öndeydi. Hz. Hamza’yı şehit ettiği mızrağını saklıyordu;

Bu mızrak işlediğim bu büyük cinayetin kefareti olabilecek kadar büyük, ünlü bir kafiri öldürmeden yerine girmeyecek. demişti. Ve Yemame de yalancı peygamber ve asi Müseylime tül Kezzab ı mızrağıyla yaraladı. Hatta ölümüne sebep olan yara bu olduğu söylenir. Çünkü bir başka, Ensar’dan bir başkası da kılıcıyla aynı anda hücum etmişti.

– Hangimiz öldürdü bilmiyorum, emin değilim. Ama benim attığım mızrak karnından girdiğini gördüm demişti. Vahşi. Ve bununla teselli oldu. Yemame de kendisi de şehit oldu.

Bir zayıf rivayete göre şahadetinden önce kendinse su getiren bir sahabeye, dudaklarında tebessüm.

– Artık Resulallah’ı doyasıya göreceğim. dediği söylenir.

İşte böylesine bir hikayenin de parçası oldu bu ayet ve bu ayeti Resulallah Vahşi’ye göndermişti. İmana erişeceği zaman. Hatta bu ayetten önce Furkan/70. ayetini göndermiş, iman edip salih amel işleyenlere karşılığının verileceğini söyleyen Furkan/70 ayet e karşılık Vahşi;

– Ben ne daha önce iman ettim, ne de salih amellerim var. Aksine benim cinayetlerim var, günahlarım var. Beni Allah affeder mi diye tereddüt geçirdiğinde Resulallah bu ayeti yazıp göndermişti. Bir rivayette Resulallah değil de Hz. Ömer yazıp göndermişti. Bir başka rivayette Hz. Ömer Vahşi’ye değil de daha başkalarına göndermişti diye rivayetler farklı farklı.

 

54-) Ve enibu ila Rabbiküm ve eslimu lehu min kabli en yetiyekümül azâbü sümme lâ tunsarun;

Rabbinize yönelin (tövbe edin) ve size azap (ölüm) gelmeden önce O’na teslim olun… Sonra yardım olunmazsınız! (A. Hulusi)

54 – Onun için ümidi kesmeyin de başınıza azâb gelmeden evvel tevbe ile rabbinize dehalet edin ve ona halîs Müslümanlık yapın, sonra kurtulamazsınız. (Elmalı)

 

Ve enibu ila Rabbiküm ve eslimu lehu min kabli en yetiyekümül azâb azab gelip sizi bulmazdan önce rabbinize yönelin ve sonra ona tüm varlığınızla teslim olun.

Azab gelmeden önce, yani Firavun imanıyla iman etmeye kalkmayın Ye’s halinde iman firavun imanı olarak adlandırılır. Onun için de azab gelmeden önce iman edin den kasıt, azabı görünce iman edip firavunlaşmayın. Bu iman sahih iman olmaz. Köşeye sıkışınca eyvallah demeyin. Onun içinde firavun imanıyla iman etmek istemiyorsanız azab gelmeden önce iman edin ki imanınız sahih olsun ye’s halinde iman olmasın çünkü iman gönüllülük işidir. Köşeye sıkıştırıp ensesine silah dayayarak alınacak bir iman sözü iman olmaz. İman bir irade  işidir, hür iradeyle teslim olma işidir. Onun için Mü’minin en büyük özelliği özgürlüktür, hürriyettir. Hürriyet imanın zeminidir. Hürriyet olmadan iman da olmaz.

sümme lâ tunsarun sonra kimse size yardım edemez.

 

55-) Vettebi’û ahsene ma ünzile ileyküm min Rabbiküm min kabli en ye’tiyekümül azâbü bağteten ve entüm lâ teş’urun;

Siz farkında olmadan, ansızın azap (ölüm) size gelmeden önce, Rabbinizden size inzâl olunan en güzele tâbi olun! (A. Hulusi)

55 – Haberiniz olmayarak ansızın başınıza azâb gelmeden evvel halîs Müslüman olun da rabbinizden size indirilenin en güzelini takip ve tatbik edin. (Elmalı)

 

Vettebi’û ahsene ma ünzile ileyküm min Rabbiküm min kabli en ye’tiyekümül azâbü bağteten ve entüm lâ teş’urun ve bu azab siz farkında değilken ansızın gelip çatmadan önce rabbiniz tarafından siz insanlara indirilmiş olan en mütekamil vahye uyun.

Burada Vettebi’û ahsene ma ünzile ileyküm demesi, ibaresi size indirilenin en güzeline uyun, en mütekamil olanına uyun ibaresi, 2 şeye delalet eder.

1 – Kur’an vahyinin diğer tüm vahiyler içerisinde yer alan bir vahiy oluşuna.

2 – Kur’an vahyinin tüm vahiylerin zirvesi mütekamil şekli oluşuna delalet eder. Ki zaten Kur’an da bunu ayrıca verir.

..elyevme ekmeltü leküm diyneküm ve etmemtü aleyküm nı’metiy ve radıytü lekümül İslâme diyna. (Maide/3) işte bugün artık size dininizi ikmal ettim. Burada ki kullanılan kelimeVettebi’û ahsene ma ünzile ileyküm min Rabbiküm min kabli en ye’tiyekümül azâb azap gelmeden önce size indirilenin en güzeline iman edin. Burada dininizi ikmal ettim diyor ve etmemtü aleyküm nı’metiy ve nimetimi size itmam ettim. Dininizi kemale ulaştırdım. Hem cevher, hem araz olarak. Hem öz hem biçim olarak dininizi ikmal ettim fakat nimetimi öz olarak tamamlamış olsam da henüz tamamını bitirmedim ve bir kısmını kıyamete kadar tamamlamak üzere, sizin ellerinizle tamamlamak üzere, sizin de dini tamamlamada bir payınız olsun diye size bıraktım. Bu, bu manaya gelir. ve radıytü lekümül İslâme diyna. Ve din olarak sizden sadece İslam’a razı oldum. Yani İslam’dan başka bir dinle gelmeyin.

Bunun anlamı şu; Teslimiyet benim razı olduğum tek dinin adıdır ve tüm insanlık boyunca bu dinin ismi böyle olmuştur. Her peygamber teslimiyet dininin peygamberidir.

 

56-) En tekule nefsün ya hasreta alâ ma ferrattü fiy cenbillâhi ve in küntü le mines sahıriyn;

(O süreçte) bir nefs şöyle der: “Allâh’ı tanımada yetersiz kalmam dolayısıyla düştüğüm hasrete (kayıplarıma) bak! Elbette ben alay edenlerdendim! (İşin gerçeğinin ve ciddiyetinin farkında değilmişim?)” (A. Hulusi)

56 – Diyeceği gün bir nefis: eyvah, Allah yanında yaptığım eksikliklerden dolayı hasretime bak, doğrusu ben eğlenenlerden idim. (Elmalı)

 

En tekule nefsün ya hasreta alâ ma ferrattü fiy cenbillâhi ve in küntü le mines sahıriyn ki hiç kimse Allah’a karşı yabancılaştığım ve gerçeği alay konusu yaptığım için vay benim halime demesin.

İnsanın Allah’a yabancılaşması, kendini kaybetmesi, kendini kaybeden neyi kazanır ki. İnsana büyük yatırım yaptı Allah, düşünün, kendinizden pay biçin. Siz bir yere büyük bir yatırım yapsanız gözünüz ve gönlünüz orada olmaz mı? Rabbimiz insana büyük yatırım yaptı, çünkü şaheserdi. Büyük yatırım yaptığı insandan elbette büyük bir kulluk bekledi. İnsanın rabbimize kulluk edeceği yerde ihanet etmesi, işte rabbimizi böylesine çok üzer demek caiz olur mu bilmiyorum.

 

57-) Ev tekule lev ennAllâhe hedaniy leküntü minel müttekıyn;

Yahut şöyle der: “Eğer Allâh bana hidâyet etseydi, elbette korunanlardan olurdum.” (A. Hulusi)

57 – Yahut diyeceği: Allah bana yolunu gösterse idi her halde ben muttakilerden olurdum. (Elmalı)

 

Ev tekule lev ennAllâhe hedaniy leküntü minel müttekıyn veya eğer Allah beni doğru yola iletseydi elbet ben de sorumlu davrananlar arasında olurdum demesin diye. Tıpkı ..lev şaAllâhu ma eşrekna.. (En’am/148) diyen, yani eğer Allah dileseydi biz putlara tapmazdık diyen o “uyanık” müşrikler gibi. Yani Allah’a iftira. Allah beni doğru yola iletseydi ben de sorumlu davranır takvalı hareket ederdim demek, tam da böyle bir tavır sergilemektir. İradeyi yok saymak Allah’a iftiradır.

 

58-) Ev tekule hıyne teral azâbe lev enne liy kerreten feekûne minel muhsiniyn;

Yahut azabı gördüğünde şöyle der: “Keşke bir kere daha (bedenli – beyinli yaşama) sahip olsam da, muhsinlerden olsam.” (A. Hulusi)

58 – Ve yahut azâbı gördüğü zaman diyeceği: bana bir geri dönmek olsa idi de Muhsinlerden olsa idim! (Elmalı)

 

Ev tekule hıyne teral azâbe lev enne liy kerreten feekûne minel muhsiniyn ya da azabı gördüğü zaman keşke bana bir fırsat daha tanınsa da iyiler arasında yer alsam demesin diye. Evet, bu da tabii iş işten geçtikten sonra sergilenen sahte bir pişmanlık gösterisi. Eğer gerçekten pişman olacak idiyse pişman olmanın yarar vereceği bir anda pişman olmalıydı.

 

59-) Bela kad caetke âyâtiy fekezzebte Biha vestekberte ve künte minel kafiriyn;

“Hayır, sana işaretlerim gerçekten geldi de onları inkâr ederek yalanladın, benlik tasladın ve hakikat bilgisini inkâr edenlerden oldun!” (A. Hulusi)

59 – Hayır sana âyetlerim geldi de onlara yalan dedin, kibretmek istedin ve kâfirlerden oldun. (Elmalı)

 

Bela kad caetke âyâtiy fekezzebte Biha vestekberte ve künte minel kafiriyn Allah onlara şöyle diyecek; Tam aksine sana ayetlerim gelmişti ey insanoğlu. Sen onları yalanlamış küstahça büyüklenmiş ve Hakkı, hakikati inkar edenlerden olmuştun.

 

60-) Ve yevmel kıyameti teralleziyne kezebu alAllâhi vucuhühüm müsveddetün, eleyse fiy cehenneme mesven lil mütekebbiriyn;

Kıyamet sürecinde, Allâh hakkında yalan söylemişleri, yüzleri kararmış görürsün… Kibirlenen, büyüklenenler için yaşam ortamı, cehennemde değil midir? (A. Hulusi)

60 – Hem o Kıyamet günü görürsün ki Allaha karşı o yalan söyleyenlerin yüzleri kararmıştır Cehennemde değil mi mevkii mütekebbirlerin. (Elmalı)

 

Ve yevmel kıyameti teralleziyne kezebu alAllâhi vucuhühüm müsveddeh ve kıyamet günü Allah hakkında yalan söyleyenlerin yüzünün kapkara kesildiğini göreceksin. eleyse fiy cehenneme mesven lil mütekebbiriyn hiç mütekebbirler için küstahça böbürlenenler, Allah’a karşı ben sana muhtaç değilim havasına giren ve yalan söyleyenler için cehennemde yer bulunmaz mı? Böylelerine cehennemde yer çok diyor ayet. Yani şunu söylüyor. Böyle birinin cennette olmasına hangi doğru ve dürüst insanın gönlü razı olur.

Düşünün her şeyini muhtaç olduğu Allah’a karşı, hiçbir şeyi sana muhtaç değilim havasına girmiş. Düşünün her şeyi O’ndan almış ama O’ndan aldığı her şeyi kirletmiş ve emanete ihanet etmiş. Öbür tarafta ise emanete sadakat göstermek uğruna bir ömrü ölçülü yaşamış, tir tir titremiş. Haram diye elini uzatmamış yasaklara. Kırmızı çizgileri aşarım diye sarı çizgilere bile yanaşmamış. Tampon bölgelerde bile gezmemiş. Canı bir şey istediyse ey canım onu cennete sakla demiş.

Eğer nefsi kendisini dürtmüş ve kendisine ;Yap, yap demişse; Ey nefsim Allah’ın emri senin emrinden üstündür demiş. Eğer içinden gelmiş ve hatta keyif, zevk, oyun, oynaş, eğlence olacak işlerde bile ey nefsim ömür kısa, yük ağır, yol uzun, vakit dar, azık kıt, hesap çetin dolayısıyla sen şu emanete ihanet etmeden sahibine tertemiz ulaştırmak için şu kısa ömrü doğru değerlendir deyip mubahları bile işlememiş.

Öyle biriyle varlığını har vurup harman savurmuş, önüne gelene, gücünün yettiğine tecavüz etmiş hak ve hukuk gözetmemiş, her türlü kırmızı çizgiyi çiğnemekten zevk almış, her çizgiyi çiğnerken onun bunun hakkını gasp etmiş ve tecavüz etmiş ve dolayısıyla ömrüne ihanet etmiş insanı aynı yere koyarsa o zaman doğru ve yanlış, iyi ve kötünün arasında ki ayırım kalır mı?

Ve yevmel kıyameti teralleziyne kezebu alAllâhi vucuhühüm müsvedde ve kıyamet günü Allah hakkında yalan söyleyenlerin yüzünün kapkara kesildiğini göreceksin. eleyse fiy cehenneme mesven lil mütekebbiriyn hiç küstahça böbürlenenler için cehennemde yer bulunmaz mı?

 

61-) Ve yüneccillahulleziynettekav Bi mefazetihim lâ yemessühümüs sûü ve lâ hüm yahzenun;

Allâh korunanları, açığa çıkardıkları başarılarla kurtuluşa erdirir! Onlara kötülük dokunmaz ve onlar mahzun da olmazlar. (A. Hulusi)

61 – Korunan muttakileri ise Allah muratlarınca necata çıkarır, onlara fenalık dokunmaz ve onlar değildir mahzun olacaklar. (Elmalı)

 

Ve yüneccillahulleziynettekav Bi mefazetihim Allah sorumluluklarını yerine getirenleri bu alanda ki başarıları sebebiyle kurtaracak. lâ yemessühümüs sûü ve lâ hüm yahzenun kötülük ve hüzün de onların semtine asla uğramayacaktır.

..ve lâ yünebbiuke mislü Habiyr. (Fâtır/14) diyordu ya Kur’an her şeyden haberdar olanın verdiği haber gibi bir haberi sana kim verebilir. Bu ayetler sadece Allah’ın bize vereceği haberdir. Başka hiç kimse bu dünyadan, yani görmediğimiz bu büyük dünyadan bize doğru haber taşıyamaz.

 

62-) Allâhu haliku külli şey’in ve HUve alâ külli şey’in Vekiyl;

Allâh her şeyin Hâlıkı’dır… “HÛ” her şey üzerine Vekiyl’dir. (A. Hulusi)

62 – Allah her şeyin halikıdır, her şey üzerine vekil de o. (Elmalı)

 

Allâhu haliku külli şey’in ve HUve alâ külli şey’in Vekiyl Allah her şeyi yaratandır ve O her şeyin üzerinde ki tek otoritedir. O’ndan bağımsız bir varlık alanı yok ki. Suç işlemeyi aklına koyanlar hukuksuz bir dünya talep ederler. Ahireti inkarın ve küfrün psikanalizi budur işte. Eğer siz ömrünüzün hesabını vermek istemiyorsanız, Allah’sız bir dünya tasavvur edersiniz. Dolayısıyla da Allah’a ait olmayan bir alan tasavvuru gibi bir küfre saparsınız. Tabii Allah’a ait olmayan bir alan olmadığı içinde her kafir kendi kendisini aldatandır.

 

63-) LeHU mekaliydüs Semavati vel Ard* velleziyne keferu Bi âyâtillâhi ülaike hümül hasirun;

Semâların ve arzın anahtarları O’nundur! Allâh’ın işaretlerindeki varlığını, inkâr edenlere gelince, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir! (A. Hulusi)

63 – Bütün Göklerin ve Yerin kilitleri onundur, Allahın âyetlerine küfrederler işte onlar kendilerine yazık edenlerdir. (Elmalı)

 

LeHU mekaliydüs Semavati vel Ard göklerin ve yerin anahtarları O’na aittir. velleziyne keferu Bi âyâtillâhi ülaike hümül hasirun ve Allah’ın ayetlerini ısrarla inkar edenlere gelince, asıl kaybedenler işte onlardır.

 

64-) Kul efeğayrAllâhi te’mürûnniy a’budü eyyühel cahilun;

De ki: “Bana Allâh’ın gayrına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz, ey cahiller!” (A. Hulusi)

64 – De ki: böyle iken şimdi o Allahın gayrisine mı kulluk etmemi emrediyorsunuz bana? Ey cahiller! (Elmalı)

 

Kul efeğayrAllâhi te’mürûnniy a’budü eyyühel cahilun de ki ey cahiller yani ey kendini bilmezler, ey haddini bilmezler güruhu Allah’tan başkasına kulluk etmeyi mi öneriyorsunuz? Yani zımnen şu söyleniyor; Bana kula kul olmamı mı öneriyorsunuz, teklif ediyorsunuz. Kula ya da nefsine kul olanların,kula kul olmayı yasaklayan İslam’a düşmanlıkları anlaşılabilir bir şey. Aslında Allah’a vahye, Kur’an a, İslam’a düşman olanların düşmanlığının altını kazıyın oradan ya kulları kendisine kul etme arzusu, ya da kula kul olma gerçeği çıkar. Yani bu ikisi de tabii ki sapıklığın temelidir.

Kulu kendisine kul etmek, ya da kula kul olmak. Allah’â kul olmayanların mecburen gireceği iki yoldur. Daha çok ikisine birden girerler. Kulları kendisine kul edenler daha başka efendilerin, hiç olmazsa nefislerinin kulu olurlar.

 

65-) Ve lekad uhıye ileyke ve ilelleziyne min kablik* lein eşrekte leyahbetanne amelüke ve letekûnenne minel hasiriyn;

Yemin ederim ki, sana ve senden öncekilere de şu vahyolundu: “Kesinlikle, eğer şirk koşarsan, mutlaka yaptıkların boşa gidecek; muhakkak hüsrana uğrayanlardan olacaksın!” (A. Hulusi)

65 – Celâlim hakkı için sana da vahyolundu şu, senden evvelkilere de: «yemin ederim ki eğer şirk koşarsan çalışman bütün boşuna gider ve mutlak kendine yazık eden hasirlerden olursun. (Elmalı)

 

Ve lekad uhıye ileyke ve ilelleziyne min kablik doğrusu sana ve senden öncekilere insanoğluna iletilmek üzere şöyle vahy edilmişti lein eşrekte leyahbetanne amelüke ve letekûnenne minel hasiriyn ey insan eğer Allah’a ait sıfatları, yalnız Allah’a ait vasıfları başkalarına yakıştırırsan kesinlikle yapıp ettiklerin boşa gidecek, üstelik büsbütün kaybeden sen olacaksın.

Her tür şirk bu ayetin kapsamına girer. Küçüğü ya da büyüğü. Yani insanı nesneleştiren şirkin tamamıyla insanın aleyhine olduğu, Allah’ın değil insanın zarar gördüğü dile getiriliyor. Şirk nesnesini ise özneleştirir. Şirk Allah’a ait bir niteliği Allah’tan başka bir varlığa yakıştırmak. Yani mükemmelliği Allah’tan başka birine yakıştırmak.

Bu nedir? Her şirk, şirk koşanı nesne yapar. Çünkü şirk koştuğu onun öznesi olmuştur. Bu da insanın kendi eli ile iç enerjisini tüketmesi, iç enerjisini yok etmesi anlamına gelir.  Düşünsenize bir taşa Allah’a ait bir niteliği yakıştırın, siz taşın kulu haline geliyorsunuz. Taş sizin özneniz. Artık pasif sizsiniz, aktif o. O sizi yönlendirmeye başlıyor.

Bunun anlamı ne? Bunun açık anlamı şu; sen kendini öz ellerine beş paralık ediyorsun. Sen kendini taştan daha adileştiriyorsun, senin kendini böyle kıymaya hakkın var mı? Allah’ın eşref olarak, en şerefli olarak yarattığı bir varlık olan sen insan, nasıl kendini kendi ellerinle böyle soysuzlaştırırsın. Bunun cezası olmasın mı. Bunun zararı kime? İşte budur.

 

66-) Belillâhe fa’bud ve kün mineşşakiriyn;

Hayır, sadece Allâh’a kulluk et ve şükredenlerden ol (kul olma nimeti ne demektir bunu değerlendir)! (A. Hulusi)

66 – Hayır, onun için yalnız Allaha kulluk et ve şükredenlerden ol. (Elmalı)

 

Belillâhe fa’bud ve kün mineşşakiriyn Asla böyle yapma, sen yalnız Allah’a kulluk et ve O’na şükredenlerden ol ey İnsan.

 

 67-) Ve ma kaderullahe hakka kadrihi vel Ardu cemiy’an kabdatühu yevmel kıyameti vesSemavatü matviyyatün Bi yemiyniHİ, subhaneHU ve te’âla amma yüşrikûn;

Allâh’ı hakkıyla değerlendiremediler! Kıyamet sürecinde arz bütünüyle O’nun kabzasındadır (avucunun içindedir); semâlar O’nun sağ eliyle dürülmüşlerdir… O, onların şirk koştuklarından münezzehtir, Âli’dir. (A. Hulusi)

67 – Allah’ı hakkıyla takdir edemediler, halbuki bütün Arz Kıyamet günü onun bir kabzası Göklerde yemînine dürülmüşlerdir, çok münezzeh ve çok yüksektir o sübhan onların şirkinden. (Elmalı)

 

Ve ma kaderullahe hakka kadrih nitekim onlar Allah’ı hakkıyla takdir edemediler. Ne müthiş bir ifade, Allah’ı hakkıyla takdir etmek. vel Ardu cemiy’an kabdatühu yevmel kıyameti vesSemavatü matviyyatün Bi yemiyniH Evet, bütün yer yüzü kıyamet günü onun için bir avuçluk bir şeydir. Gökler ise O’nun kudret eli ile dürülmüştür. subhaneHU ve te’âla amma yüşrikûn Yüceler yücesi olan O, onların şirk koştukları her şeyin ötesinde aşkın ve mutlak bir varlıktır.

Evet, bu ayet ne diyor? Allah’ı hakkıyla takdir edememek ne demek ve hemen arkasından gelen gökler ve bütün yer yüzü kıyamet günü O’nun elinde bir avuçluk bir şey. Yani bir avuçluk. Gökler ise O’nun kudret eli ile dürülmüş. Bu ne demek? Onu hakkıyla takdir etmenin hemen arkasından böyle bir ibarenin gelmesi gerçekten manidar.

Allah’ı hakkıyla takdir etmek, insanın kendi aczini bilmesidir. İnsan Allah karşısında aczi yetini bilirse, Allah’ın büyüklüğünü ancak öyle takdir eder. Yoksa mutlak varlığın, sonsuz bir varlığı, sonlu insan zihni kavrayamaz. Bu eşyanın tabiatına aykırı. Mutlak sonsuzu, sonlu kavrayamayacağına, özü itibarıyla, zatı itibarıyla idrak edemeyeceğine göre insanın Allah’ı bilmesi, kendisini bilmesi ile mümkün. Yani kendi sınırlılığını bilen Allah’ın sınırsızlığını bilir.

Onun için “Men arefe nefsehû fakad arefe Rabbeh” dünyanın en kadim hikmetlerinden biridir. Kendini bilen rabbini bilir. Kendi haddini bilen rabbinin sonsuzluğunu bilir. Kendi küçüklüğünü bilen, rabbinin büyüklüğünü bilir. Kendi aczi yetini bilen, rabbinin kerem ve lûtfunu bilir. Tabii bu insan – Allah ilişkisinde ki boyut. Bir de insan – eşya ilişkisinde ki boyut var ki kendini bilmek değerini bilmektir. Kıymetini bilmektir. Eğer insan Allah karşısında ki küçüklüğünü bilirse O’na kul olur, eşyaya kul olmayacağı için de eşya karşısında ki değerini bilir, yüceliğini bilir, yüksekliğini bilir, şeref ve onurunu bilir, kula kul olmaz.

Bu ayet mecaza ya da hakikate atıfla yapılan tüm yorumların ötesinde. Yani onların hepsini bir tarafa çıkalım yaratıcı kudretin azamet ve heybeti, yaratılmışların ise acz ve yetersizliğinin en mükemmel, en edebi ifadesidir. Öyle diyor ya şair.;

Büyüksün ilahi büyüksün büyük.

Büyüklük yanında kalır çok küçük.

Haydar bey.

Büyüklük adına ne söylesek acaba Allah için. Kelimelerin tükendiği yerdir O Ziya paşanın dediği gibi;

İdraki meali bu küçük akla gerekmez,

Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.

Ziya paşa

Yani akıl terazisi bu ağırlığı kaldırmaz diyor. Onun için Allah’ın zatını insan idrak edemez. Ancak O’nu sıfatlarıyla algılayabilir. Yarattıklarıyla algılayabilir. Bütün bir alemi O’na işaret bilir ayet bilir öyle algılayabilir.

 

68-) Ve nüfiha fiys Suri fesa’ıka men fiys Semavati ve men fiyl Ardı illâ men şaAllâh* sümme nüfiha fiyhi uhra feizâ hüm kıyamun yenzurun;

Sur’a üflenmiştir! Bu yüzden, Allâh’ın dilediği müstesna, semâlarda ve arzda kim varsa çarpılıp baygınlık geçirmektedir… Sonra ona ikinci (defa) nefholundu; işte onlar ayaklanmışlar bakıyorlar. (A. Hulusi)

68 – Ve sur üflenmiştir de Göklerde kim var, Yerde kim varsa çarpılıp yıkılmıştır, ancak Allahın dilediği müstesnâ, sonra ona bir daha üflenmiştir, bu kere de hep onlar kalmışlar bakıyorlardır. (Elmalı)

 

Ve nüfiha fiys Sur sûra üflenecek. Aslında mazi fiil, yani geçmiş zaman kipi kullanılmış, sûra üflendi. Fakat kıyametle ilgili tüm ayetlerde, hemen hemen tamamında geçmiş zaman kipi kullanılır ki o hadisenin mutlaka gerçekleştiğine delalet eder bu. Onun içinde gelecek zaman şeklinde Türkçeleştirmemizde bir sakınca yok. Ya da Ve nüfiha fiys sûver diye de okuyanlar olmuş, Katade böyle okumuş ilk otoritelerimizden. Buna göre mana şöyle olur suretlere ruh üflendiğinde. Yani cansız suretler canlandırıldığında, can verildiğinde.

fesa’ıka men fiys Semavati ve men fiyl Ardı illâ men şaAllâh Allah’ın diledikleri dışında göklerde ve yerde bulunan herkes dehşetten çarpılmışçasına düşüp bayılacaktır. Son saatin dehşetinden korunanlar burada istisna tutulmuş İllâ men şaAllah, yani sadece onlar dışında göklerde ve yerde bulunan herkes son saatin dehşetinden çarpılmışçasına düşüp yıkılacaklar, bazılarının ödleri kopacak, sanki bazıları çıldırmış gibi olacak. Bazıları gerçekten gidecekler, bazıları bayılacaklar. Yani burada böyle bir dehşet sahnesi son saat sahnesi ele alınıyor.

Büyük bir dehşet karşısında nutku tutulmayı ifade ediyor ayet adeta. Küllü men ‘aleyha fan. Ve yebka vechu Rabbike ZülCelâli vel’İkrâm (Rahman/26-27) O gün herkes, ama herkes fani olacak. Sadece baki kalacak olanda benim zatımdır diyor ya. Evet bu çerçevede algılamak lazım. Allah’ın Kahhar isminin tecellisi adeta bu ayette anlatılan. Bu surenin başka ayetlerinde de göndermeler var bu hadiseye.

sümme nüfiha fiyhi uhra feizâ hüm kıyamun yenzurun sonra sûra bir daha üflenecek. İşte o zaman onlar yerlerinden doğrulup gerçeği görecekler. Bu da kıyametin, yani yeniden kalkışın sûru. Peygamberimiz sûra 3 kere üfleneceğine dair bir hadisi şerifi var.

1 – Biri bütün canlıların, insanların ve bütün bilinçli varlıkların öldüğü, yere serildiği, yok olduğu. İkinci Sûr, işte ona son saat diyoruz birincisine.

2 – İkinci sûr bütün varlıkların dirildiği, hesaba çekildiği, hesaba çekilmek için dirildiği.

3 – Üçüncü sur ise bütün varlıkların hesap sonucunda yerlerine yerleştiği, herkesin akıbetini bulduğu şeklinde izah edilmiş.

 

 69-) Ve eşrakatil Ardu Bi nûri Rabbiha ve vudı’al Kitabu ve ciy’e Bin Nebiyyiyne veş Şühedâi ve kudiye beynehüm Bil Hakkı ve hüm lâ yuzlemun;

Arz, Rabbinin nûru ile parıldamış, Bilgi (hakikat) açığa çıkmış, Nebiler ve şüheda getirilmiş, onlar haksızlığa uğratılmaksızın aralarında Hak olarak hükmedilmiştir. (A. Hulusi)

69 – Ve Arz rabbinin nuruyla parlamıştır, kitab konmuş, Peygamberler ve şahitler getirilmiş ve beyinlerinde hak ile hüküm verilmektedir hem hiç zulüm olunmazlar. (Elmalı)

 

Ve eşrakatil Ardu Bi nûri Rabbiha ve yer rabbinin nûruyla aydınlanacak. Bu yer yer yüzü şeklinde de anlaşılabilir. Bu yerden başka bir yer yani ahiretin, daha doğrusu hesap gününün üzerinde dizayn edileceği, mahşerin, hesabın görüleceği, bizim bilmediğimiz bambaşka bir boyut olarak ta anlaşılabilir ki, Razi 2. şekilde anlamış. Bambaşka bir yer. Yani yerler o gün başka yerlere döndürülecek ayetine dayanarak. Ama daha başka müfessirlerde bu yer yüzü yeniden dizayn edilecek ve mahkeme görülecek şeklinde anlamışlar.

Varlık, var oluş ışığını , enerjisini Allah’tan alır. Burada da o var. Ve eşrakatil Ardu Bi nûri Rabbiha rabbinin nûruyla yer aydınlanacak. Evet, Allâhu Nûrus Semâvâti vel Ard. (Nûr/35) diyordu ya ayet, Allah göklerin ve yerin ışığı, aslında enerjisi. Yani, gökler ve yer hayatiyetini, varlık sebebini Ondan alır. Onun için hayat ışığı O’dur. Kimse karanlığa sığınamayacak anlamı da var aslında burada. O gün mahkeme yeri öyle aydınlatılacak ki, kimse bir sütrenin, bir ağacın, bir duvarın arkasına kaçıp ta gizlenemeyecek.

ve vudı’al Kitab tutulan hesaplar ortaya konulacak, ve ciy’e Bin Nebiyyiyne veş Şühedâ peygamberler ve diğer tüm şahitler huzura getirilecek. ve kudiye beynehüm Bil Hakkı ve hüm lâ yuzlemun onlar arasında adaletle hükmedilecek ve  kendileri asla zulme uğramayacaklar. İlahi mahkemede hesap görülecek bu ayet o hesaba ilişkin. İkra’ Kitabek.(İsra/14), oku sicilini, oku senin için tutulan bu defteri. Daha doğrusu hayat filmini seyret kefa Bi nefsikel yevme aleyke Hasiyba. (İsra/14) Hesap görücü olarak bugün sana sen yetersin. Yani başka bir muhasip arama, hiç kimseye gerek yok. Sen, senin hesabını göreceksin.

Nebiler ve diğer sehiydler, şahitler huzura getirilecek. Yani peygamberler ve risalet emanetine onların izini sürerek sahip çıkanlar şahit olacaklar. Peygamberlerin mesajını insanlığa ulaştıran her insanda onlarla birlikte anılıyor ayette çok ilginç ve vurgu yapılması gereken nokta.

 

70-) Ve vuffiyet küllü nefsin ma amilet ve HUve a’lemu Bima yef’alun;

Her nefse yaptığının karşılığı tam verilir… O, onların yapıp işlediklerini (yaptıklarının yaratanı olarak) daha iyi bilir. (A. Hulusi)

70 – Ve her nefis ne amel yaptı ise tamamen ödenmiştir, ve her ne yapıyorlarsa o alemdir. (Elmalı)

 

Ve vuffiyet küllü nefsin ma amilet herkese tüm yaptıklarının karşılığı eksiksiz olarak verilecek. ve HUve a’lemu Bima yef’alun nasıl olsa onların yaptığı her şeyi O bilmektedir. Yani Allah onların yaptığı her şeyi bilmektedir.

Femen ya’mel miskale zerretin hayren yerah. Ve men ya’mel miskale zerretin şerren yerah. (Zilzal/7-8) kim zerre kadar bir hayır yapmışsa onu görecek. Yani atlanmayacak, iç bir şeyin üstü örtülmeyecek, görecek. Ama Allah rahmetiyle muamele edecek. Zerre kadar da bir şer de yapmışsa onu da görecek. Ama Allah merhametiyle muamele edecek o ayrı. Fakat hiçbir şey atlanmayacak. Atlatamayacaksınız O’nu diyordu ya, Allah’ı atlatamayacak insan.

 

71-) Ve siykalleziyne keferu ila cehenneme zümera* hattâ izâ cauha fütihat ebvabüha ve kale lehüm hazenetüha elem ye’tiküm Rusülün minküm yetlune aleyküm âyâti Rabbiküm ve yünziruneküm Lıkae yevmiküm hazâ* kalu bela ve lâkin hakkat kelimetül azâbi alel kâfiriyn;

Hakikat bilgisini inkâr edenler de sınıflar hâlinde cehenneme sevk olunmuştur… Nihayet oraya geldiklerinde, onun kapıları açıldı ve onun bekçileri onlara: “Sizden, Rabbinizin işaretlerini size bildiren, bu sürece kavuşacağınız hakkında sizi uyaran Resûller gelmedi mi?” dedi… Dediler ki: “Evet”… Ne var ki, azap sözü, hakikat bilgisini inkâr edenler üzerine gerçekleşmiştir.” (A. Hulusi)

71 – Ve küfredenler zümre zümre Cehenneme sevk edilmektedir, nihayet ona vardıklarında kapıları açılır ve bekçileri onlara şöyle der: size rabbinizin âyetlerini okur ve sizi bu günün» likasından korkutur Resuller gelmedi mi içinizden sizlere? Evet derler: geldi velâkin kâfirler üzerine «kelimei azâb» Hakk oldu. (Elmalı)

 

Ve siykalleziyne keferu ila cehenneme zümera küfürde direnenler ise gruplar halinde cehenneme yollanacaklar. Cehennem; Allah’ın insana olan sevgi, yatırım ve ilgisinin büyüklüğünün tersinden ifadesi. Allah tarafından terk edildiğini anlayan ruhun içine düştüğü bin yangından beter bir yangın, yürek ateşi. Sırtını hakka dönen yüzünü cehenneme döner. Onun için cehennem Allah’ın insanı terk ettiği durumdur. Allah tarafından terk edilmiş  insan, kendisi bizzat cehennemdir.

hattâ izâ cauha fütihat ebvabüha oraya vardıklarında cehennemin kapıları açılacak. ve kale lehüm hazenetüha elem ye’tiküm Rusülün minküm yetlune aleyküm âyâti Rabbiküm ve yünziruneküm Lıkae yevmiküm hazâ ve oranın muhafızları onlara size aranızdan rabbinizin ayetlerini ulaştıran ve sizi hesap vereceğiniz bugüne karşı uyaran elçiler gelmedi mi diye soracaklar.

kalu bela ve lâkin hakkat kelimetül azâbi alel kâfiriyn Onlar, hayır elbette geldi diyecekler. Ne var ki kafirler hakkında ki azab hükmü o zaman kesinleşmiş olacak. Yani iş işten geçtiği için hiçbir şeye yaramayacak.

 

72-) Kıyledhulu ebvabe cehenneme halidiyne fiyha* fe bi’se mesvel mütekebbiriyn;

Denildi ki: “Girin cehennemin kapılarından, orada sonsuza dek kalacaksınız… Kibirli, benliklerinden vazgeçemeyenlerin kalacakları yer ne kötüdür!” (A. Hulusi)

72 – Denilir: girin Cehennemin kapılarına; ebediyen içinde kalmak üzere, bak ne fenadır mevkii mütekebbirlerin. (Elmalı)

 

Kıyledhulu ebvabe cehenneme halidiyne fiyha onlara denilecek ki: içinde yerleşip kalmak üzere cehennem kapılarından girin. fe bi’se mesvel mütekebbiriyn sahi mütekebbirler, küstahça böbürlenenler için ne berbat bir yerdir orası.

Mütekebbiriyn; Mütekebbir, tegebbür, kibir, küstahlık, küfrün Allah cihetinden okunuşudur dostlar. Küstahlık ve kendine yetme sahte duygusu. Kendine ait hiçbir şeyi olmayıp sahip olduğu her şey ilahi bir emanet olan insanın Allah’a muhtaç olmadığını sanması, işte tekebbür bu. Ne büyük ihanet tekebbür.

 

73-) Ve siykalleziynet tekav Rabbehüm ilel cenneti zümera* hattâ izâ cauha ve fütihat ebvabüha ve kale lehüm hazenetüha Selâmün aleyküm tıbtüm fedhuluha halidiyn;

Rablerinden ittika edenler (bedenselliklerinden korunanlar) ise sınıflar hâlinde cennete sevkolunmuştur… Nihayet oraya geldiklerinde ve onun kapıları açıldığında, onun muhafızları hitap eder: “Selâmun aleyküm! Ne hoş olmuşsunuz… Sonsuza dek kalmak üzere girin!” (A. Hulusi)

73 – Rablerine korunmuş olan muttakîler de zümre zümre Cennete sevk olunmaktadır, nihayet ona vardıkları ve kapıları açılıp bekçileri onlara «selâm sizlere ne hoşsunuz! (Elmalı)Haydin girin onlara ebediyen kalmak üzere» diye selâm durdukları. (Elmalı)

 

Ve siykalleziynet tekav Rabbehüm ilel cenneti zümera rablerine karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar ise gruplar halinde cennete yollanacaklar. Cennete; güzelliğin üretildiği merkez olan cennete. Tekamülün son halkası olan cennete. İnsanın yücelip yücelipte mükemmele ulaştığı mükemmel mekana.

hattâ izâ cauha ve fütihat ebvabüha ve kale lehüm hazenetüha Selâmün aleyküm tıbtüm fedhuluha halidiyn oraya vardıklarında cennetin kapıları açılıp ta oranın muhafızları kendilerine selam olsun size selam olsun, hoş safa geldiniz siz. Haydi buyurun yerleşip kalmak üzere cennete girin diyecekler, böyle karşılanacaklar. Yani karşılayanları melekler olacak, onları tebrik edecekler.

Cennet; sadakatin ödüllü, sadakatin bedeli değil, ödüldür. Güzelliğin üretildiği merkez demiştim ya, insanın kemale yürüyüşünün mükemmel son durağı. Fela ta’lemü nefsün ma uhfiye lehüm min kurreti a’yün. (Secde/17) diyordu ya Kur’an, hiç kimse, ama hiç kimse cennette kendisini nasıl göz kamaştırıcı sürprizlerin beklediğini hayal dahi edemez. İşte bu, söylenecek tek söz var cennet hakkında, o da bu.

 

74-) Ve kalül Hamdu Lillâhilleziy sadekanâ va’deHU ve evresenel Arda netebevveü minel cenneti haysü neşa’* fe nı’me ecrul ‘amiliyn;

(Cennetlikler) dediler ki: “Hamd o Allâh’a ki, vaadini gerçekleştirdi ve bizi şu arza (ortama) vâris kıldı… Cennetten dilediğimiz makamda yaşıyoruz… (İmanın gereğini) uygulayanların karşılığı ne güzelmiş!” (A. Hulusi)

74 – Onlar da: hamd o Allaha ki bize vaadini doğru çıkardı ve bizi Arza vâris kıldı, Cennetten istediğimiz yerde makam tutuyoruz» dedikleri vakit… bak artık ne güzeldir ecri o âmillerin. (Elmalı)

 

Ve kalül Hamdu Lillâhilleziy sadekanâ va’deHU ve evresenel Arda netebevveü minel cenneti haysü neşa’ onlar da şöyle mukabele edecekler kendilerini karşılayan ve tebrik eden meleklere; Bize olan vaadini gerçekleştiren, bizi bu uçsuz bucaksız mekana varis kılan ve bizi cennette dilediğimiz gibi yere yerleştirecek olan Allah’a sonsuzca hamd olsun. fe nı’me ecrul ‘amiliyn işte çalışıp çabalayanların ödülü böyle güzeldir. Gözün aydın olduğu andır bu an. Mutluluğun ete kemiğe büründüğü andır bu an. Her bir hücrenin sevinçten ağladığı andır bu. sevincin, yüzleri ayın on dördüne çevirdiği andır bu. Meleklerin bile insanoğluna gıpta ve imrenerek baktığı andır bu. Onun içindir ki;

 

 75-) Ve teral Melâikete hâffiyne min havlil ‘Arşi yüsebbihune Bi Hamdi Rabbihim* ve kudıye beynehüm Bil Hakkı, ve kıylel Hamdu Lillâhi Rabbil ‘alemiyn;

Melekleri de; Arş’ın (hükümranlık tahtının – El Esmâ özelliklerinin açığa çıkma/seyri makamının) her yanından kuşatmışlar ve Rablerinin hamdini, münezzeh oluşunu dillendirirlerken görürsün… Herkes hakkında Hak olarak hükmolunmuş ve: “Hamd, Rabb-ül âlemîn olan Allâh’a aittir” denilmiştir.(A. Hulusi)

75 – Melâikeyi de görürsün Arşı etrafından donatmışlar rablerine hamd ile tesbih ediyorlardır ve halk arasında Hakk ile hüküm icra edilip denilmektedir: «elhamdulillahi rabbil alemîn»(Elmalı)

 

Ve teral Melâikete hâffiyne min havlil ‘Arşi yüsebbihune Bi Hamdi Rabbihim sen, meleklerin o gün Allah ın hükümranlık makamının etrafında halkalanıp hamd ile rablerinin sonsuz yüceliğini dile getirdiklerini görürsün. İnsanoğluna verilen ödül meleklerin dahi gözünü kamaştıracak ve bu manzara karşısında cuşu huruşa gelip o gün işte Allah’a hamd edecekler. İnsanoğluna olan bu büyük lütfünden dolayı.

ve kudıye beynehüm Bil Hakkı, ve kıylel Hamdu Lillâhi Rabbil ‘alemiyn ki herkes hakkında adaletle hüküm verilmektedir o gün ve şöyle denilmektedir. Hamd olsun alemlerin rabbi olan Allah’a.

İnsanı yaratan onu donatan, onu seven ve sevgisini cennetle ödüllendiren Allah a biz de sonsuzca hamd ediyoruz ve bir Hamdi de bize bu vahyi gönderip bizi muhatap aldığı, ve bizi bu vahiyle inşa edilecekler arasında kıldığı için O’na sonsuzca hamd ediyoruz.

 

“Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 26 Nisan 2013 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: