RSS

İslamoğlu Tef. Ders. KALEM SURESİ (01-33)(179-B)

14 Şub

231            [“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

BismillahirRahmanirRahıym”]

 

Değerli Kur’an dostları, dersimiz bitmedi sürüyor, yepyeni bir sureyle daha karşı karşıyayız devam ediyoruz Mülk suresinin arkasından Kalem suresini tefsir etmeye geçiyoruz.

Mushafta 68. sırada yer alan kalem suresi Nun, nun VelKkalem, nun, velKalemi ve ma yesturun, Kalem gibi isimlerle anılmış. 4. yy. dan sonra kalem ismi oturmuşa benziyor. Yani ilk yy. lar da kalem ismi henüz oturmamış. Sure Kur’an ın ilk nazil olan surelerinden biri. Kaçıncı suresi denirse elimizde ki meşhur kronolojilere göre 2. sure. Fakat buna, muhtevaya baktığımızda itirazımız var. 17 ve 52. ayetler arası daha sonra nazil olduğu iddiasını iç bütünlük desteklemiyor. Öncelikle onu söyleyeyim ki surenin bir bütün olduğu belli olsun.

Sure iddia edildiği gibi 2. sure değil, en iyimse tahminle bizce 5. ve daha sonra ki sure olabilir. Zira müşriklere tehdit içermektedir bu sure. 1. delilimiz budur. Müşriklere meydan okuyan bir sure ile karşı karşıyayız. Onları tehdit eden bir sureyle karşı karşıyayız. Zaten bu meydan okumayı surenin mukadda harfiyle başlamasından da anlıyoruz. Nun diye başlıyor ki Kur’an da mukadda harfiyle başlayan ilk suredir. Yani heca harfleri, kesik kesik müstakil harfler, mukadda harfleri. Kur’an da 29 surenin başında gelir. İşte ilk mukadda harfiyle başlayan sure bu suredir ve bu harflerin bir işlevi de muhataplara meydan okumasıdır.

Her ikisi içinde açık davet şarttır değil mi. Yani tehdit içermesi içinde, meydan okuması içinde müşriklere davetin açık olması lazım. Oysa ki ilk sureler gizli davet sırasında, henüz müddessir gelmeden önce davet gizli idi

Ya eyyühel müddessir, Kum feenzir. (Müddessir/1-2) emri ile Allah resulü açık daveti başlattı. O ana kadar Allah Resulünün daveti gizliydi. Zaten bu dönemde de inşai sureler gelmişti. Henüz Allah resulünün iç ve dış dünyası inşa ediliyordu. Bu da fetret-i vahiyden sonra olmak zorundadır. Fetret-i vahiyden  önce inmiş olamaz bu sure.

Hz. Aişe de bu görüştedir. Gerçekten de bu önemli bir nakildir. Bu takdirde ‘Alak suresi, Müzemmil suresi, Duha suresi, müddessir suresi bu sureden yani kalem suresinden önce nazil olmuş olmalıdır diyoruz. Yani biz Kalem suresini en erken 5. yıla yerleştirebiliriz.

Surenin konusu Hz. peygamberi inşadır. Efendimiz bu sure ile inşa ediliyor. Zaten müzzemmil suresi de Allah resulünü inşa ediyordu, ‘Alak suresi Allah resulünü inşa ediyordu, İnşirah suresi Allah resulünü inşa ediyordu, Duha suresi Allah resulünü inşa ediyordu, müddessir suresi Allah resulünü inşa ediyordu, bu sure de inşa ediyor.

İnkarcıların saldırısı bu surede reddediliyor. Hz. Peygamberin karakterini vurgulayan en çarpıcı ayet bu surenin 4. ayeti. Ve inneke le alâ hulukın ‘azıym (4) hiç şüphe yok ki sen, evet sen muazzam ve muhteşem bir ahlaka sahipsin. Bu berceste ayet bu surede bulunuyor.

Fecr suresinden önce indiğini varsayarak ilk mesel ve kıssa bu surede yer alıyor Kur’an ın nüzül sürecinde. Bahçe sahibi kıssası Yemen kökenli bir kıssa. 17 – 32. ayetler arasında yer alıyor. Yine sakın büyük balık sahibi gibi olma, ayetiyle 47. ve 50. ayetler arasında nakledilen Hz. Yunus kıssası da Kur’an ın nüzül sürecinde nakledilen ilk peygamber kıssası olma özelliğini taşıyor. Şimdi surenin tefsirine geçebiliriz.

 

BismillahirRahmanirRahıym

1-) Nuuun, velKalemi ve ma yesturun;

Nun (Ulûhiyet ilmi) ve Kalem’e (ilmi açığa çıkaran) ve satır satır yazdıklarına (ilmin gereğini tüm detaylarıyla Sünnetullâh olarak yaratana) kasem ederim ki… (A.Hulusi)

01 – Nun ve kalem ve ehli kalemin satra dizdikleri ve dizecekleri hakkı için. (Elmalı)

 

Nuuun nüzül sürecinde ilk gelen mukaddaa harfi, 29 surenin başında gelir mukadda harfleri. Sayıları 1 ile 5 harf arasında değişir. Nuun; 1 harfli mesela. Elif lâm mim. 3 harfli mesela. Elif lâm ra yine 3 harfli mesela. Ya sin 2 harfli mesela. Ha mim 2 harfli mesela. Yani 5 harfe kadardır. İlginç olanı Arap dilinde tüm kelimelerin yapısı da böyledir. 1 ile 5 harf arasında değişir. Alfabenin yarısı kadar harften oluşur, yani 14 harften.

35 ayrı görüş vardır bu harflerin işlevi ve anlamı üzerine. Bizce bu harfler üzerine bir kaç görüş zikredilmeye değer görünüyor;

1 – Beleğat öncelikli surelerin başında geliyor. Yani sureleri ikiye ayırabiliriz. Anlam öncelikli sureler, beleğat öncelikli sureler. Belağat öncelikli sureler genellikle Mekki surelerdir ve muhatabın dikkatini çekmeyi amaçlar. Anlam öncelikli sureler ise belli bir manayı ulaştırmayı önceler. Dolayısıyla Heca harfleriyle, hurufu mukaddaa ile başlayan bu sureler anlamı değil de muhatabın dikkatini çekmeyi önceleyen surelerdir diyebiliriz.

2 – Bu surelerin ikisi dolaylı gerisi dolaysız tamamı Kur’an a, vahye atıfla başlar. Demek ki ortak noktalarından biri de bu. Bir başka ortak noktası, bu sureler aslında bizce şu işleve sahiptir ki bu bendenize ait bir yaklaşım, Kur’an ın, vahyin bir tek harfi bile zayi edilmedi mesajıdır bu. Yani bir tek harf, nuun bile zayi edilmedi mesajıdır, bizim yaklaşımımız budur. Ki en son olarak ta Hz. Ebu Bekir’in görüşünü vereyim; Her kitabın bir sırrı vardır, Kur’an ın sırrı da  bu harflerdir.

Nun’un anlamı var mı? Hokka demiş bazı müfessirler. Yani kalemin içine batırıldığı hokka, divit. Yine cennet nehri diyenler var, büyük balık diyenler var, kılıcın keskin ağzı diyenler var ki o zaman Nuuun, velKalemi şöyle çevireceğiz, Kılıç ve kaleme yemin olsun. Gerçekten güzel bir ikili oldu. Evet, nun üzerine söylenecek bir çok söz olmakla birlikte bu kadarla kifayet edelim.

Nuuun, velKalemi ve ma yesturun Nuun kaleme, ve kalemin yazdıklarına yemin olsun. Kelemi ve kalemin yazdıklarını düşün. Her iki şekilde de çevirebiliriz.

İlk muhatabın dikkati yazıya çekiliyor. İstikamet açısı veriliyor böylece. Yani Allah resulünün dikkati yazıya çevriliyor ki Allah resulü başta olmak üzere bulunduğu şehirde 17 kişi dışında okuma yazma bilen yok. Dolayısıyla sözlü kültürden yazılı kültüre geçiş istikameti gösteriliyor Allah resulüne.

Kalem; vahyi yazan kalem buradaki kalem aslında. Satırlar da vahyi temsil ediyor. Mukaddaat vahye atıf yapan surelerin başında geliyordu unutmayalım. Bununla birleştirdiğimizde velKalemi ve ma yesturun daha iyi anlaşılıyor.

[Ek bilgi: El Kalem. Bu el ya aht içindir, ya cins içindir. Aht içinse o zaman bir kaleme atıftır. O bir kaleme atıfsa eğer o kalem de vahyin yazıldığı bilmediğimiz alemde ki, alemler ötesi alemde ki o kalem olsa gerek. Yani Allah’ın mahiyetini bilmediğimiz, kelamın ilk ortaya çıktığı, ilk söze döküldüğü mahiyetini bilmediğimiz ilahi kalem.

Kalem aslında yazı aletidir. Onun için kalem deyince geçmiştekilerin aklına kamış gelirdi değil mi. Son yy. da teknolojik aletlerle üretilen işte kurşun kalem, tükenmez kalem, dolma kalem geliyor. Şimdikilerin aklına da klavye gelmeli. Ama 100 sene sonra ne olacağını ben bilemem. Yazma aleti.

Aslında biz burada aletlerden herhangi birine bir atıf olarak değil bu kalem, Allah’ın insanoğluna konuşma yeteneğini vermesinin yanında, konuşmasının arka planında da o konuşmayı hazırlayacak akıl yeteneğini. Yani düşünme yeteneğini vermiş,

Düşünme yeteneğini verse de konuşma yeteneğini vermeseydi ne olurdu? Hokkanın içi dolu ama bu yazıya nasıl dönüşecek. Kafanın içi dolu ama bu düşünce nasıl dile gelecek. Hokkanın içine kalem daldırılmadan, yazılmada o manalara dönüşmüyor. Yani aklınızın çokluğu, büyüklüğü, zekanızın gücü ancak konuşunca belli oluyor değil mi onun için de kalem bu işte. Kalem aracının olmaması zekanın aklın olup da dilin olmaması gibidir. Tabir caizse kalemin karşılığı dildir.

Onun için hokkanın içindeki de akıldır işte. Akıl kendisini nasıl dil ile gösteriyorsa mana da kendisini kalemle gösterir. kalemle ortaya çıkar. Onun için kalem yazma aracıdır.  Hemen hatırlayalım kalemle ilgili ayetler indi. Neydi onlar?

Ikra’ ve Rabbükel’Ekrem, Elleziy ‘alleme BilKalem, Allemel’İnsane ma lem ya’lem (‘Alak/3-4-5-) ilk inen 5 ayetin sondan gelenleri. Bakın; Ikra; Oku ve Rabbükel’Ekrem oku ki rabbin ikram sahibidir, en cömerttir. Niye cömert, cömertliğinin alameti ne?Dikkat buyurun, lütfen. Ekmek verdi ya, su verdi ya, meyve verdi ya, sebze verdi ya demiyor. Ne diyor ya? Elleziy ‘alleme BilKalem cömertliğinin bir numaralı alameti, insana öğrenme yeteneği verdi.

Görüyorsunuz değil mi Allah bizim hayvani tarafımıza değil, insani tarafımızla ilgileniyor. Biz hala işi aşağı çekmeye çalışıyoruz. Dünyaya, ednaya çekiyoruz. Allah bizi ulvi olana çekiyor, biz süfli olana. Allah bizi yüceye çekiyor, biz cüceye. Bakınız Elleziy ‘alleme BilKalem o sonsuz cömert olan Allah ki kalemle öğretti. Allemel’İnsane ma lem ya’lem insana bilmediğini öğretti. Kella yoo..! dur bir dakika ey insan innel’İnsane leyatğâ (‘Alak/6) insan mutlaka azar En reâhüstağnâ (7) kendi kendine yettiğini zannedince azar diyor. İnsan kendi kendine yettiğini zannedince mutlaka azar.

Demek ki öğrenmek nedir? Kalemin öğrettiği en güzel şey nedir? Şimdi kalemin de süflisi var. Ama kalemin öğrettiği en büyük şey insanın kendi kendisine yetmediği, Allah’ın insana yeteceği ve Allah’ın kendi kendisine yettiği. Kendi kendine yeten tek zat Allah’tır. Ey insan sen kendi kendine yetemezsin. Yettiğini zannettiğinde tanrılık iddia edersin. İşte bu kalem.

Bu ayetler aynı zamanda yazmaya bir teşviktir. Yazmaya teşvik olduğu içindir ki Allah resulü bu mesajı almış. Ardı ardına ilk inen ayetlerde kalemin işaret edilmesi, hemen arkasından, yani ilk inen 6. sure içerisinde kalem suresi gibi bir surenin olması Allah resulüne bir mesaj vermek içindi, Allah resulü de mesajı almıştı. Vahyi kalem ile sabitle. Yani sen okuma yazma bilmiyorsun. Fakat vahyi kayıtlandır, kayıt altına aldır. Ondan sonradır ki Allah resulü vahiy katipleri seçmiş, vahiy katipleri istihdam etmiştir ömür boyunca. Ve inen her sureyi bu katiplere yazdırmıştır.

(Mustafa İslamoğlu- Kuranvebiz.com dan tefsir dersleri)]

 

2-) Ma ente Bi nı’meti Rabbike Bi mecnun;

Sen, Rabbinin nimeti olarak, bir cin (görünmeyen varlık türlerinden biri) hükmü altında olan değilsin! (A.Hulusi)

02 – Sen rabbinin nimeti ile, mecnun değilsin. (Elmalı)

 

Ma ente Bi nı’meti Rabbike Bi mecnun sen rabbinin nimeti sayesinde cinlerin tasallutuna uğramadın. Mecnun’u deli diye çevirmedim. Çünkü onlar mecnun derken bizim bildiğimiz manada yalınkat, aklını kaybetmiş anlamına kullanmıyorlardı, ki Allah resulü içlerinde en akıllısıydı, onu çok iyi biliyorlardı. Ama cin uğramış, cin musallat olmuş anlamına kullanıyorlardı, çeviriyi böyle yapmak doğru olur.

 

3-) Ve inne leke leecren ğayre memnun;

Muhakkak ki senin için ardı kesilmeyen bir mükâfat vardır. (A.Hulusi)

03 – Ve tükenmez bir ecir var muhakkak senin için, (Elmalı)

 

Ve inne leke leecren ğayre memnun ve senin için kesintisiz bir ödül vardır. Yine Allah resulüne. Veya şöyle de çevirebiliriz; Minnet anlamına meneden geliyorsa eğer; başa kakılmayan bir ecir vardır. Kesintili vahiy, kesintisiz ecir. Vahiy kesintisinin arkasından geldiğine bir delalet olabilir mi? Bizce olabilir. Yani fetret-i vahiyden, ki Allah resulüne vahiy bir ara kesilmişti. Bu kesinti süresi 40 günden 6 aya, 6 aydan hatta 3 yıla, 2.5 yıla kadar çıkaranlar bile var. Ama ne kadar olduğunu bilemesek de bir müddet vahyin kesildiğini biliyoruz. Kesintili vahye kesintisiz ecir vaad ediliyor. Belki bir tesellidir bu, ilahi bir teselli.

 

4-) Ve inneke le alâ hulukın ‘azıym;

Muhakkak ki sen aziym bir ahlâklasın! (A.Hulusi)

04 – Ve her halde sen pek büyük bir ahlâk üzerindesin. (Elmalı)

 

Ve inneke le alâ hulukın ‘azıym çünkü sen muhteşem bir ahlaka sahipsin. El Hulk; Aslında benim tabiatım manasına gelir. Kişiliktir, benliktir. Yani insanın ahlakı. Ahlak diyoruz zaten. Hâlk, yaratılış. Hilkat; yaratılış. Şura/52. ayetinde şöyle buyrulur. mâ künte tedriy melKitâbu ve lel iymân. (Şûrâ/52) sen peygamber olmadan önce, bundan önce kitap nedir, iman nedir bilmezdin.

Şimdi Kur’an dostları sizden bir ricam var. Sen muhteşem bir ahlaka sahipsin. Muhakkak sen muazzam bir ahlak sahibisin diyen ayetin yanına, Kalem/4  ün yanına Şûrâ/52. ayetini koyunuz, ikisini birlikte okuyunuz. Sen kitap nedir iman nedir bilmezken muhteşem bir ahlaka sahiptin. Bunun üstüne şu soruyu sormanın sırası. Din binasında Ahlak katı kaçıncı kattır.

İbn. Abbas din binasını 4 katlı bir bina olarak niteler. Bir katı akait, bir katı ahlak, bir katı ibadet, bir katı muamelat. Peki sizce ana kat, giriş katı, temel kat hangisi? Akait mi akide mi yani. Bizce temel kat ahlak. Asklında bizce değil Kur’an ca temel kat ahlak. Bu, bunu göstermiyor mu? Adeta Allah resulünün neden ben sorusuna bir cevap var burada. Bu inne yi eğer ta’lil için alırsak, ki inne nin iki genel manası var; Biri te’kit için, diğeri ta’lil için, gerekçe içindir. Yani ya rabbi neden beni seçtin, bu kadar insan dururken sualine cevap sanki şöyle gelmiş. Zira sen, çünkü sen muhteşem bir ahlâka sahiptin. Böyle anlarsak hiç şüphesiz doğru anlamış oluruz.

Onun ahlakı Kur’an dı Hz. Aişe öyle diyor. Yani o fıtratıyla barışıktı böyle anlıyorum bendeniz. Çünkü Kur’an aslında ilahi fıtratın üstüne indirilmiş bir üst yapıdır. Alt tazının üst yazısıdır. Bu ikisi birleştiğinde somunla cıvatanın birbirini kapması gibi Alt yapı ile üst yapı birbirine kavuşmuş, sıkı sıkı birbirini sarmış olur başka değil.

 

5-) Fesetubsıru ve yubsırun;

Yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler; (A.Hulusi)

05 – Yakında göreceksin ve görecekler. (Elmalı)

 

Fesetubsıru ve yubsırun bir gün sen de göreceksin onlarda görecekler. Mucizevi bire ihbar değil mi bu. Neyi ihbar ediyor? Vahiy yaşıyor dostlar. Bir gün sen de göreceksin onlar da görecekler. Allah resulü gördü, daha yaşarken ki şu ayetlerin geldiği günlerde Allah resulünün dünyanın büyük imparatorlarına mektup gönderdiği gün arasında ki farkı bir hatırlasanıza. Bu ayetlerin geldiğinde Allah resul henüz daha bir avuç insana bile sahip değil, bir avuç mü’mine bile sahip değil. Daha davetin başlangıcı, yer demir gök bakır. Yüreğinin üstüne sanki bir dağ gelip oturmuş. Nebinin omuzlarının üstüne yer yüzü binmiş.

Evet yükünü almadık mı diyen ayetler onu rahatlatmaya çalışıyor, onu teselli etmeye çalışıyor. Yükünü sırtından almadık mı, ki o yük senin belini ikiye katlamıştı.

Elem neşrah leke sadrek, Ve vada’nâ ‘anke vizrek, Elleziy enkada zahrek. (İnşirah/1-2-3) diyen ayetler teselli ettiği gün. Ama bir de imparatorlara mektup gönderdiği günü ve bir de bu günü düşünün. Her ne kadar ümmet öksüz, 1.5 milyarlık yetim ve öksüz, itilmiş ve kakılmışsa da onun gönül imparatorluğu 1400 yıldan beri ayakta ve yaşıyor. İşte sen de göreceksin, onlar da görecekler. Biz de gördük ya rabbi, biz de gördük. 1400 yıl sonra bile o yaşıyor, her şeyi ile yaşıyor, ama onu inkar edenler neredeler. Kabirleri bile yok.

 

6-) Bieyyikümülmeftun;

Hanginiz cinlere tutulmuştur! (A.Hulusi)

06 – Hanginizde imiş o fitne, o cünun? (Elmalı)

 

Bieyyikümülmeftun hanginizin aklından zoru olduğunu sen de göreceksin onlar da görecekler.

 

7-) İnne Rabbeke HUve a’lemu Bimen dalle ‘an sebiyliHİ, ve HUve a’lemu Bilmühtediyn;

Muhakkak ki Rabbin, yolundan kimin saptığını (varlıklarından) iyi bilir! O, hakikate erenleri de (varlıklarında) iyi bilir! (A.Hulusi)

07 – Şüphesiz rabbindir en bilen yolundan sapını, yine odur en bilen hidayete irenleri. (Elmalı)

 

İnne Rabbeke HUve a’lemu Bimen dalle ‘an sebiyliHİ, ve HUve a’lemu Bilmühtediyn hiç şüphe yok ki senin rabbin kimin dosdoğru yolda olduğunu, kimin de yoldan saptığını çok iyi bilir. Yani kimin hidayete erdiğini, kimin doğru yola kavuştuğunu, yöneldiğini, kimin de doğru yoldan saptığını çok iyi bilir. Bilir ve bildirir böylece.

 

8 -) Fela tutı’ıl mükezzibiyn;

O hâlde yalanlayanlara itaat etme! (A.Hulusi)

08 – O halde tanıma o yalan diyenleri, (Elmalı)

 

Fela tutı’ıl mükezzibiyn artık hakkı yalanlayanlara boyun eğme.

 

9-) Veddû lev tüdhinu feyüdhinun;

Arzu ettiler ki, sen yumuşak (tavizkâr) davranasın da, onlar da (sana karşı) hoşgörülü davransınlar! (A.Hulusi)

09 – Arzu ettiler ki müdahane etsen, o vakit müdahene edeceklerdi. (Elmalı)

 

Veddû lev tüdhinu feyüdhinun onlar isterler ki sen onlara taviz veresin, onlar da sana taviz versinler. Eğer  tüdhü yağlamak olarak alırsak onlar ister ki, kendileri seni yağlasınlar, sen onları yağlayasın, yağ çekesin gibi bir manada verebiliriz aslında kelime anlamından yola çıkarak.

Kafirun suresi sanki bu ayetlerin tefsiri, bu ayetin tefsiri sadedinde;

Kul yâ eyyühel kâfirun (Kafirun/1) de ki ey kafirler, ey inkarı ahlak tarzı haline getirenler. Ey inkarı bir hayat tarzına dönüştürenler. Lâ a’budu mâ ta’budûn (2) kulluk etmem sizin kulluk ettiğinize Ve lâ entüm ‘âbidûne mâ a’bud (3) ve siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. İla ahır..! İşte bu ayetleri de bu surenin tefsiri sadedinde okuyabiliriz.

 

10-) Ve lâ tutı’ külle hallâfin mehiyn;

UYMA! Çokça yemin eden (Allâh’tan ve Sünnetullâh’tan kozalı olduğu için) basit, düşüncesiz her kişiye; (A.Hulusi)

10 – Ve tanıma şunların hiç birini: çok yemin edici, değersiz. (Elmalı)

 

Ve lâ tutı’ külle hallâfin mehiyn ve sen ağız dolusu yemin eden alçağa uyma.

 

11-) Hemmâzin meşşâin Bi nemiym;

Alaycı, ayıplayan, laf taşıyan; (A.Hulusi)

11 – Gammaz koğuculuk la gezer.

 

Hemmâzin meşşâin Bi nemiym laf taşımak için mekik dokuyan ara bozucuya da uyma.

 

12-) Menna’ın lilhayri mu’tedin esiym;

Durmadan (hakikatin) yaşanılmasına engel olan, haddi aşan suçlulara; (A.Hulusi)

12 – Hayır engeli, mütecâviz vebâl yüklü. (Elmalı)

 

Menna’ın lilhayri mu’tedin esiym iyiliğe ölümüne engel olan günahkar zorbaya da uyma. İfadelere bakın, zıpkın gibi ifadeler. Gerçekten de bıçak gibi keskin.

 

13-) ‘utullin ba’de zâlike zeniym;

Tutucu cahile, üstelik inkârıyla damgalıya! (A.Hulusi)

13 – Zobu, sonrada takma (zenîm).

 

‘utullin ba’de zâlike zeniym kaba ve saygısız, üstüne üstlük fırıldak ve hayırsız. Tip çiziyor şimdi. Zeniym; şu manaya da gelir soysuz, nesebi gayri sahih, avami tabirle maganda ve fırlama diye de çevirebilirdik aslında. Bunun Velid bin Muğire olduğunu söylüyor kaynaklarımız. Babası onun kendisinden olduğunu Velid 18 yaşındayken açıklamış, ilginç,

 

14-) En kâne zâ mâlin ve beniyn;

Zengin ve oğulları var diye mi (ona uyacaksın)! (A.Hulusi)

14 – Mal sahibi olmuş ve oğulları var diye, (Elmalı)

 

En kâne zâ mâlin ve beniyn bütün bunların nedeni onun mal ve çocuklara sahip olması mı. En kâne ye lâm ı ta’lil takdiri ile bu manaya ulaştık, ki aslında belki yalın kat bu manaya gelmeyebilir.

 

15-) izâ tütla aleyhi ayatuNA kale esatıyrul evveliyn;

Âyetlerimiz ona bildirildiğinde: “Öncekilerin masallarıdır” dedi. (A.Hulusi)

15 – Karşısında âyetlerimiz okunurken «eskilerin masalları» dedi. (Elmalı)

 

izâ tütla aleyhi ayatuNA kale esatıyrul evveliyn ki ayetlerimiz kendilerine okununca eskilerin masalları deyip çıktı. Esatiyrul evveliyn, Kur’an da 9 yerde geçer, ilk geçtiği yer burası. Tümünün bağlamı da Kur’an kıssaları bağlamı değil. Ya ne? Ahiret. Demek ki eskilerin masalları diye ahirete imanına diyorlar.

 

16-) Senesimuhu ‘alelhurtum;

Yakında burnundan damgalayacağız onu (görmezden gelemeyecek)! (A.Hulusi)

16 – Haberiniz olsun ki biz onlara belâ vermişizdir. (Elmalı)

 

Senesimuhu ‘alelhurtum onun burnuna zillet damgasını çıkmaz bir biçimde basacağız, vuracağız. Lafzen aslında hortumuna. Tabii ki mecazen burnuna. Zımnen kibrinden kıl aldırmadığı burnuna. Damga aslında, damga yiyenin aczine ve zilletine delalet ettiği için kullanılmış.

[Ek bigi: Yönetici seçiminde:

Dikkat dikkat! Yöneticilerinizi, zihinsel yönden sağlıklı gelişmiş, mazisi temiz,alnı ak, yüzü pak, servetinde kazancında şaibe olmayan ve yüksek ahlak sahibi kişilerden seçin. Biz, tüm Mekke halkının da kabul ettiği ve bildiği gibi Mekkeli Muhammed bu özelliklere sahip olduğu için kendisini elçi seçtik. (Kalem/1-4)

Sakına sakın, çok yemin eden, aşağılık, alaycı, gammaz; arkadan çekiştiren, arabozucu, kovuculuk için gezip duran, mal ve oğulları var diye hayrı engelleyen, saldırgan, günaha batmış, kaba/obur, sonra da kötülükle damgalı şu asalakların hiçbirine itaat etmeyin, size verilen görevden taviz vermeyin, uzlaşma sağlamayın, hak dinde beşer ile sentez oluşturmayın. (Hakkı YILMAZ)]

 

17-) İnna belevnahüm kema belevna ashabelcenneti, iz aksemu leyasri münneha musbihıyn;

Doğrusu biz onları, o bahçe halkını belâlandırdığımız gibi belâlandırdık! Hani, sabah olurken onu mutlaka kesip devşireceklerine kasem etmişlerdi. (A.Hulusi)

17 – O bağ sahiplerini belâlandırdığımız gibi; o sıra ki yemin etmişlerdi: sabah olunca onu mutlaka devşireceklerdi. (Elmalı)

İnna belevnahüm kema belevna ashabelcenneh şüphesiz şu yukarıdakileri sınamıştık. Tıpkı malum bahçe sahiplerini sınadığımız gibi.

Yeni bir paragrafa girdik burada. Kur’an ilk meselini anlatıyor, ilk temsilini getiriyor burada. İniş sürecinde tabii. Açılımı şu; liyakatleri ile orantısız güç ve servet vermek suretiyle sınadığımız kimseler gibi. İbn. Mes’ud (ra) burada ki el ile gelen cenneti ahiret cenneti olarak anlar. Dolayısıyla Kur’an da el ile Lâm-ı tarifle gelen tek cennet, dünyaya hamledilen tek cennet kelimesi buradadır. Ama İbn. Mes’ud bunu da ahirete hamleder, çünkü sonunda bunlar cennete kavuşmuş cennetli olmuşlar der ki, gerçekten yabana atılacak bir görüş değildir. Bu takdirde mana cennet ehli olur, bahçe sahibi değil de cennet ehli.

iz aksemu leyasri münneha musbihıyn hani onlar ertesi sabah hasat yapacaklarında dair sözleşmiştiler

 

18-) Ve lâ yestesnun;

(İnşâAllâh diye) istisna yapmıyorlardı! (A.Hulusi)

18 – Bir istisna da yapmıyorlardı. (Elmalı)

 

Ve lâ yestesnun fakat istisna etmemiştiler. Ne demek istisna etmemiştiler? Açılımı şu ancak Allah’ın hayata müdahil olduğuna dair istisnai bir kayıt düşmemiştiler. Yani İnşaAllah dememiştiler.

İnşaAllah’a neden istisna diyor Kur’an ımız, çünkü “illâ en yeşâAllâh.” (İnsan/30) ibaresinin kısaltılmışı da, sembolü de onun için. Ki aslında ilke şu; Ve lâ tekulenne li şey’in inniy faılün zâlike ğadâ. (Kehf/23) İlla en yeşaAllâh (24) asla hiçbir şey için ben yarın şunu yapacağım deme. Ne zamana kadar? ancak Allah dilerse demedikçe deme. Sözün özü nedir bu? Allah yokmuş gibi konuşma ey muhatap. Allah yokmuş gibi konuşma. Yağmur yağacak derken bile inşaAllah de. Yarın geleceğim derken bile Allah yokmuş gibi konuşma. Yani aslında dilde İnşaAllah demen Allah varmış gibi konuşmak anlamına gelmiyor.

Hatta bugün artık çocuklar bile inşallah deme diyorlar anne ve babalarına. Çünkü İnşallah deyince yapmadıklarını biliyorlar. Oysa ki İnşaAllah kesinkes yapma iradenizi sergilemek, yani Allah istemediği zaman hariç.ç Eğer Allah istemiyor değilse, yani Allah bana karşı durmayacaksa bunu kesinlikle yapacağım demektir. Eğer Allah beni engellemezse başka hiçbir engel beni engellemez kararlılığıdır İnşaAllah. Fakat bizler bugün İnşaAllah’ı dilimize öyle doladık ki, yapmayacağımız için İnşaAllah demeye başladık. Yapmayacağımız ya da yapmak istemediğimiz.

Bu kadar ucuz mu? Oysa ki İnşaAllah, Allah varmış gibi konuşmak değil, Allah’ın var olduğunu ruhuna sindirmektir. Ağzından bir şey çıkarken rabbini gözeterek konuşmaktır.

[Ek bilgi; Bunlar en azından üç kişiler, yani ikiden fazla kişiler, üç kardeşler ve  babalarından miras olarak kendilerine intikal eden mallar, mülkler var. Babaları zengindi, hayır, infak ehliydi ve her kese veriyordu. Hayattayken babaları fakir-fukaranın hakkını ihmal etmiyordu. Onun için daha önceden o bahçenin bozumunda fakir-fukara bildikleri için kulak kabartıyorlardı. Babaları vefat edipte bu bahçe kendilerine intikal edince, “Efendim, babamız tek kişiydi, elbette o bundan fakir-fukaraya bolca veriyordu, ama bizim şu anda sayımız çoğaldı, kaç kişiye bölünecek şimdi bu bahçe? Evlat çok, arazi az, nasıl vereceğiz ki herkese? Bu durumda biz nasıl verelim?” diyorlardı

Aynı bizim mantık, aynı anlayış değil mi? “Yetmiyor ya! İşte mutfağa şu kadar, ata, arabaya şu kadar, sigaraya bu kadar, benzine şu kadar, plaja, pikniğe bu kadar, yetmiyor efendim!” diyoruz ya! İşte bunlar da yetmiyor dediler ve fakir-fukaranın hakkına engel olmaya çalıştılar. Fakirin hakkını verelim demediler, istisna etmediler.(Besâiru-lKur’an- Ali Küçük)]

 

19-) Fetafe ‘aleyha tâifun min Rabbike ve hüm nâimun;

Onlar uyurlarken, Rabbinden bir sarıcı o bahçeyi sardı! (A.Hulusi)

19 – Derken ona rabbinden bir dolaşan dolaşıvermişti onlar uyuyorlardı. (Elmalı)

 

Fetafe ‘aleyha tâifun min Rabbike ve hüm nâimun ve onlar uykudayken rablerinden gelen bir bela, bahçeyi bir bir yokladı, yani bahçeyi yerle bir etti bela. Yaktı yıktı, kül etti. Nasıl bir şey oldu bilmiyoruz.

 

20-) Feasbehat kessariym;

Kuruyup kararıverdi (o bahçe)! (A.Hulusi)

20 – Sabaha kadar o bağ sırıma dönüvermişti. (Elmalı)

 

Feasbehat kessariym derken ertesi sabah o bahçe kararmış küle dönmüştü. Sam yeli çaldı derler ya öyle bir şey galiba, öyle bir bela.

 

21-) Fetenadev musbihıyn;

Sabah olurken (kalktıklarında) birbirlerine seslendiler: (A.Hulusi)

21 – Derken sabaha yakın birbirlerine seslendiler. (Elmalı)

 

Fetenadev musbihıyn  derken sabahın köründe birbirlerine seslendiler.

 

22-) Eniğdû ‘alâ harsiküm in küntüm sarimiyn;

“Eğer kesip devşirecekseniz, ekininize erken gidin!” (diye). (A.Hulusi)

22 – Haydin kesecekseniz harsinize (kültürünüze) erkence koşun dediler. (Elmalı)

 

Eniğdû ‘alâ harsiküm in küntüm sarimiyn hasat yapmak istiyorsanız erkenden arazinize gidin. Aslında üslûp gereği 2. çoğul kullanılmış, aslında 1. çoğul olarak anlaşılmalı Hasat yapmak istiyorsak erkenden çıkalım, gidelim manasına.

 

23-) Fentaleku ve hüm yetehafetun;

Aralarında fısıldanarak yola koyulup gittiler. (A.Hulusi)

23 – Hemen fırladılar, şöyle mızırdaşıyorlardı: (Elmalı)

 

Fentaleku derken yola koyuldular ve hüm yetehafetun aralarında şöyle fısıldaşıyorlardı. Ne diyorlardı?

 

24-) En lâ yedhulennehelyevme ‘aleyküm miskiyn;

“Sakın bugün hiçbir yoksul ona (bahçeye) girip yanınıza gelmesin!” (diye). (A.Hulusi)

24 – Sakın bu gün aranıza bir miskîn sokulmasın diyorlardı. (Elmalı)

 

En lâ yedhulennehelyevme ‘aleyküm miskiyn bugün hiçbir yoksulun yanınıza yaklaşmasına geçit vermeyin, fırsat vermeyin.

Evet, neden? Allah yokmuş gibi konuşuyorlar çünkü. Sanki onları Allah vermemiş hasadı, sanki Allah’ın bir emaneti değilmiş gibi paylaşmak istemediler. Allah’ın cömertliğini görmek istemediler. Allah’ın cömertliğinden bir cömertlik pay almadılar. Allah kendilerine bir bağ bağışlamıştı ama, kendileri Allah için bir üzüm vermemede direndiler. Bu gözlerine battı. Allah kendileri üzerinden yoksula aktarmak istemişti, fakat onlar bunu bile anlamadılar. Ve ne oldu?

[Ek bilgi; “Bugün devşiriyorsun Allah sana verdi Yani Allah sana 1/20, 1/40, 1/50 verdi sende kırkta bir ver veya onda bir ver. Allah sana cömert oldu, sen de insanlara cömert ol. Allah insanlara senin üstünden verdi. Paylaş yani paylaşmayı öğren.

Sır burada, kıssanın sırrı bu ayette. Paylaşmayı öğretiyor ayet. Paylaşmayı öğrenemeyenlere ciddi bir ikaz da var burada. Görüyorsunuz değil mi dostlar.

Vahiy niçin indi, vahyin maksadı ne? İnsanın mutluluğu. Hepsi bu. Allah insan dan hiçbir şeyi kendisi için istemiyor, istediğini insan için istiyor. Yani senden senin için bir şey yapmanı istiyor. Allah’ın iyiliğe ihtiyacı yok.” (Mustafa İslamoğlu- Kuranvebiz.com dan tefsir dersleri)]

 

25-) Ve ğadev ‘alâ hardin kadiriyn;

Yoksulları engellemeye güçleri yeterek gittiler. (A.Hulusi)

25 – Sırf bir men’e güçleri yeterek erkenden gittiler. (Elmalı)

 

Ve ğadev ‘alâ hardin kadiriyn sabah erkenden güçleri bir şeye yetermiş havasıyla yola koyuldular. Yani güçleri bir şeye değil her şeye yetermiş havasıyla.

 

26-) Felemma raevha kalu inna ledâllun;

Bahçeyi gördüklerinde (harap olmuş): “Yanlış yere geldik herhâlde” dediler. (A.Hulusi)

26 – Vakta ki o bağı gördüler, biz, dediler: her halde yanlış gelmişiz. (Elmalı)

 

Felemma raevha kalu inna ledâllun vakta ki onu gördüklerinde, bahçeyi gördüklerinde, biz yolumuzu şaşırmışız galiba, veya sapıtmışız. Ama ben biz yolumuzu şaşırmışız galiba. Çünkü bahçelerini tanıyamadılar. O kadar büyük bir felakete uğramıştı.

 

27-) Bel nahnu mahrumun;

“Hayır, (doğru yerdeyiz ama) biz yitirmişleriz!” (dediler). (A.Hulusi)

27 – Yok biz mahrum edilmişiz. (Elmalı)

 

Bel nahnu mahrumun bilakis mahrum kalmışız biz. Yani paragraf içi akılları başlarına gelince, hayır biz mahrum edilmişiz dediler. Allah için vermek istemediklerinden dolayı. Oysa ki Allah için vermek, vermek değil almaktı. Eğer İbrahim gibi davransalar ve İsmail’lerini Allah’a vermekten kaçınmasalardı, Allah onlara İshak’ı da verecekti. Bilmediler, bilemediler.

 

28-) Kale evsetuhüm elem ekul leküm levla tüsebbihun;

Onların biraz düşüncelisi dedi: “Ben size tespih (tenzih) etsenize, demedim mi?” (A.Hulusi)

28 – Ortancaları (en mutedilleri) demedim mi size: tesbîh etseydiniz. (Elmalı)

 

Kale evsetuhüm elem ekul leküm levla tüsebbihun içlerinden en dengeli olanı, ortaları diye çevrilebilir ama, hayır bence bu en dengeli olanına işaret. Ben size tespih etmemiz gerekirdi dememiş miydim. Burada ki tespihi nasıl anlamalıyız? Şöyle; veya ben size Allah yokmuş gibi hareket etmeyelim dememiş miydim şeklinde gayet rahatlıkla anlayabiliriz.

[Ek bilgi; Buradan şunu anlıyoruz: Birilerini uyarıp, sonra da uyardığımız o insanların uyarının tersine hareketlerinde onlarla beraber olursak, unutmayalım ve kesinlikle bilelim ki onların başına gelecek belâ aynen bizim başımıza da gelecektir. Bakın âyetten anlıyoruz ki bu kardeşlerden biri, yani daha bir dengeli olanı, daha bir Müslümanca düşüneni ötekilerini uyarmış ama onlardan ayrılmamış. Uyarının tersine hareket ettikleri halde onlarla o konuda birlikteliğini sürdürmüş ve bu yüzden de onların başına gelenin aynısı onun da başına gelmiştir. Allah onu diğerlerinden ayırmamıştır. Demek ki sadece uyarmak yetmiyor.

“Hanımım! Oğlum! Kızım! Arkadaşım! Hısımım! Akrabam! Yapma bu işi! Haramdır! Günahtır!” dedikten sonra eğer hâlâ onunla canciğer kardeş olmaya devam edersek, ondan ayrılmayıp, ona karşı ciddi bir tavır koymazsak, unutmayalım ki onların başına gelenin aynısı bizim de başımıza gelecektir. (Besâiru-lKur’an- Ali Küçük)]

 

29-) Kalu subhane Rabbina inna künna zâlimiyn;

Dediler ki: “Subhan’dır Rabbimiz! Muhakkak ki biz işin hakkını veremeyenler olduk!” (A.Hulusi)

29 – Sübhansın ya Rabbena! Dediler: bizler doğrusu zalimlermişiz. (Elmalı)

 

Kalu subhane Rabbina inna künna zâlimiyn dediler ki rabbimizin şanı ne yücedir, biz zalimlerden olup çıktık. Yani onlar varlığın kendisi adına hareket ettiği rabbimizin şanı ne yücedir dediler şeklinde de anlayabiliriz.

 

30-) Feakbele ba’duhüm ‘alâ ba’dın yetelâvemun;

Ardından birbirlerine dönüp birbirlerini suçlamaya başladılar! (A.Hulusi)

30 – Sonra döndüler kendilerine levm ediyorlardı. (Elmalı)

 

Feakbele ba’duhüm ‘alâ ba’dın yetelâvemun ve daha sonra birbirlerine sitem ederek yetelâvemun; aslında birbirlerini kınayarak diye de çevirebilirim ama, öz eleştiri yaptılar demek daha doğru olur. Çünkü burada aslında paragrafın tümü düşünüldüğünde öz eleştiri yaptıkları anlaşılıyor. Cemaat özeleştiriye bireyden daha yatkın ve daha açık olduğunuz da biz genelinden öğreniyoruz paragrafın. Özeleştiri yaptılar birbirlerine, yani biz kötü ettik, Allah’a karşı ayıp ettik dediler.

 

31-) Kalu ya veylena inna künna tağıyn;

Dediler ki: “Yazıklar olsun bize! Doğrusu biz küstahça davranmışız!” (A.Hulusi)

31 – Yazıklar olsun bizlere, bizler doğrusu azgınlarmışız. (Elmalı)

 

Kalu ya veylena inna künna tağıyn dediler ki yazıklar olsun bize, biz haddimizi aşmışız meğerse.

 

32-) ‘asâ Rabbuna en yübdilena hayren minha inna ila Rabbina rağıbun;

“Umulur ki Rabbimiz onun yerine ondan daha hayırlısını verir! Muhakkak ki biz (artık) Rabbimize yönelenleriz.” (A.Hulusi)

32 – Ola ki rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını vere, her halde biz bütün rağbetimizi rabbimize çeviriyoruz. (Elmalı)

 

‘asâ Rabbuna en yübdilena hayren minha belki rabbimiz onun yerine bize daha iyisini verir diye de Allah’tan umut kesmediklerini ifade ettiler. Önce tevbe ettiler, sonra Allah’tan ümit ettiler. inna ila Rabbina rağıbun artık bizim rağbetimiz rabbimizedir dediler.

 

33-) Kezâlikel’azâb* ve le’azâbul’ahıreti ekber* lev kânu ya’lemun;

İşte böylecedir azap! Sınırsız geleceğin azabı ise elbette ekberdir! Eğer bilselerdi. (A.Hulusi)

33 – İşte böyledir azâb, ve elbette Âhiret azâbı daha büyüktür, fakat bilselerdi. (Elmalı)

 

Kezâlikel’azâb işte dünyevi azab, yani mahrumiyet budur. Burada ki azab tam da kelime manası olan mahrumiyettir. İlk kullanıldığı Kur’an da ki iki yerden biridir. Kıssa kahramanları sonunda cennetlik olmuştur. Buna göre azab, bilinen anlamda azab olamaz. O zaman kelime anlamıyla burada ki azab mahrumiyettir.

ve le’azâbul’ahıreti ekber ahiretin azabı daha büyüktür. lev kânu ya’lemun keşke başkaları da bizim gibi bilselerdi. Eğer onların ağzından söyleyeceksek. Yok rabbimize atfedeceksek keşke bilselerdi. Evet, ahiretin azabı mahrumiyeti, dünya mahrumiyetinden daha büyük. Eğer rabbimizden esirgersek, rabbimizden hiçbir şeyi sakınmış ve kıskanmış olmayız, onun hiçbir şeyini eksiltmiş olmayız. Ama ya rabbimiz bizden esirgerse işte asıl felaket o. Onun için Allah’ın ver dediği yere vermek, Allah’ın paylaş dediği ile paylaşmak aslında vermek değildir, almaktır. Rabbim bize bu şuuru versin.

Ek bilgi1 ;“Kıssanın veya Darb-ı meselin” Öğrettikleri”

1 – Servet şımarıklığının azdırdığı insanların akıbetlerine bakılmalı.

2 – “Allah yokmuş gibi yaşama” nın büyük yanılgı olduğu unutulmamalı.

3 – Evrensel olarak mal ve servet ahlâkı öğretmeyi amaçlamakta.

4 – Evsatı dinleyenler gibi Nebî (AS.) ı dinlemeyenler de fatura ödeyecek

5 – Yüce Allah yolunda harcanmayan mal felâket sebebidir. Allah’ı hesaba katmayan bir hayat tam bir aldanıştır.

6 – Dinin, İnsanlara Allah ile yaşamayı öğreten ilâhi ve evrensel bir kurum olduğu unutulmamalı.

7 – Malına ve servetine, ününe ve nüfusuna, sayısına ve çevresine anlamsız ve sonuçsuz şeylere güvenerek kibir içerisinde yaşanan bir hayat tam bir aldanıştır. (M. Okuyan/Envarü’l Kur’an –Kalem/8-33. Ayetler ders videosu.)

 

Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 14 Şubat 2014 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: