RSS

İslamoğlu Tef. Ders. KIYAMET SURESİ (01-40) (184-B)

25 Nis

 231            “Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Yeni suremiz Kıyamet suresi. Kıyamet suresi elimizde ki mushafın 75. suresi. Fakat tabii nüzul sırasında 75. sıraya gelmiyor. Adını büyük kıyam manasında ki, büyük kalkış, küresel kalkış, ne küreseli evrensel kıyam manasındaki adını ilk ayetinden ve muhtevasından alıyor.

Zamanı; Suremiz Mekki. Bunda hiç kuşku yok. Hatta kari’a, mürselat, Beled, Tarık, Tıyn gibi boykot öncesi surelerin hizasına yerleştirmemiz gerekiyor bizce sureyi. Fakire göre bu sure Kalem’den sonra Necm den önce inmiş olmalı. Kalem den önce inmiş olamaz. Necm suresinden de sonra inmiş olamaz. Çünkü Necm de müşriklerin putlarına karşı açık bir savaş ilanı var. Kalem suresinde de henüz o savaşın ilan edilmediğini, yavaş yavaş muhataplarla aranın açılmaya başlandığını görüyoruz. Bu sure bu ikisi arasında olmak durumundadır.

Konusu adından da anlaşılacağı gibi Kıyamettir. Gerçekte bu surenin konusu insandır. 5 kez el insan kullanılır surede. Muhatabına zımnen sorar öldükten sonra ne olmayı düşünüyorsun ey insan. Hani bir çocuğa sorarız ya; Büyüyünce ne olacaksın yavrum? Bu sure de insana soruyor. Ölünce ne olacaksın ey insan. Ölünce ne olacağımızı soruyor.

Eyahsebul’İnsanu en yutreke süda. (36)Yoksa insan başıboş bırakılacağını mı zannediyor diyor. Bu surenin berceste ayetinde diyor bunu. İşte şimdi o ayetin geçtiği muhteşem sureyi, bu muhteşem burca tırmanabiliriz.

BismillahirRahmanirRahıym

1-) Lâ uksimu Bi yevmil kıyameti;

Kıyamet sürecindeki gerçekliğe;(A. Hulusi)

01 – Yo… Kasem ederim o kalkma gününe (yevmi kıyamete)(Elmalı)

Lâ uksimu Bi yevmil kıyameh Lâ aslında olumsuzluk edatı. Yok, hayır, değil di. Fakat burada neye gelmiş; Uksimu; ben yemin ederim ibaresinin başında lâ gelmişse bu ikisini bir biçimde te’lif etmek lazım. Bunu kadiym müfessirlerimizin kahir ekseriyatı te’kit olarak görürler. Bizce bu görüşe katılmamız mümkün değil. Çünkü te’kit edatları Arap dilinde çok: İnne, enne gibi birçok te’kit edatı var. Yine fiillerin başında kad, lekad, vegat, bir çok te’kit edatı var. İsimlerin başında da, fiillerin başında da gelen bir çok te’kit edatı var. “lâm” Tekit olarak kullanılabilir. İnne te’kit olarak kullanılabilir, “vav te’kit olarak kullanılabilir. “fe” Tekit olarak kullanılabilir ve daha bir çok edat var. neden lâ gelsin, hem de zahiri manasının aksine.

Şöyle de anlayanlar olmuş; Yemin etmem, yemine gerek yok. Biz bu manayı da tercih etmiyoruz ve fakirin tercih ettiği mana; bundan ötesi yok, işte ben yemin ediyorum, Allah olarak ben yemin ediyorum. Allah yemin ediyorsa dahası var mı? Bundan öte söz olur mu? İşte ben yemin ediyorum, ötesi yok. İşte ben yemin ediyorum Bi yevmil kıyameh kıyamet gününe ben yemin ediyorum.
İşte bu. Rabbimiz yemin ediyorsa orada insanın tüyleri diken diken olmaz mı? Rabbim sen mi yemin ediyorsun. Ben kim oluyorum ki rabbim sana inanmayayım. Bunu istiyor bizden, bunu dememizi istiyor, niye bunu deyince rabbimizin nesi artacak? Hiçbir şeyi. Peki bizim neyimiz artacak? Her şeyimiz, bizi,m varlığımız artacak, bizim ruhumuz artacak, bizim cennetimiz var olacak bunu dememizle. Çünkü biz o zaman şah damarımızdan uzaklaşmayacağız. Kendimizi kaybetmeyeceğiz, rabbimizi kaybetmeyeceğiz.

Geldiği 8 yerin hepsinde de Allah’a isnat edilir. Lâ uksimu. Yemini. Yeminle başlayan ilk surede budur. Hu yeminle başlayan uksimu yeminiyle başlayan nüzul sürecinde ki ilk sure de budur.

2-) Ve lâ uksimu Bin Nefsil Levvameh;

Ve Nefs-i Levvâme’ye (hakikate ters düştüğünü fark edip pişmanlığını yaşayan bilince) kasem ederim! (A. Hulusi)

02 – Yine yo… Kasem ederim o pişman cana (nefsi levvameye) (Elmalı)

Ve lâ uksimu Bin Nefsil Levvameh kendini kınayan can, kendini kınayan insan şahit olsun, veya insana yemin ediyorum, ötesi yok. Söz bitti. Yine ben yemin ediyorum ki kendini kınayan insana. Veya ben insanın kendini kınayacağına yemin ediyorum. Eğer kıyamet gününe inanmazsa, kıyamet gününü hesaba katmazsa, hesap gününü hesaba katmazsa, hesap gününe göre yaşamazsa insanın kendini kınayacağına işte ben yemin ediyorum, ötesi yok.

Burada ki en Nefsil Levvameh irfan ekolü tarafından sanki müspet bir kullanım gibi ele alınıyor. Doğru değil. Aşağıda da geleceği gibi, bu aşağıda açılacak; Kıyamette artık kaybetmiş olan, kaybettiği içinde kendini kınayan ve mazeret arayan insan tipine tekabül ediyor. Yoksa dünyada kınayan değil. Ahirette kınayan insan. Onun için nefsi levvame, iyi bir nefis değil, olumlu değil, müspet değil. Ahirette iş işten geçtikten sonra kendini kınayan insan tipidir bu. Ayetleri okuduğumuzda onu görüyoruz zaten.

3-) Eyahsebul’İnsanu ellen necme’a ‘ızameh;

İnsan, onun kemiklerini asla cem’ etmeyeceğimizi mi sanıyor? (A. Hulusi)

03 – İnsan sanır mı ki derleyemeyiz kemiklerini? (Elmalı)

Eyahsebul’İnsanu ellen necme’a ‘ızameh yoksa insan kemiklerini bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor. Parçayı dile getiriyor ki bütünü anlayalım diye. İnsan kendisini toplayamayacağımızı mı sanıyor. Yoktan var eden, vardan var edemez mi? Yoktan yaratan dağılmışı toplayamaz mı. Dağılmış olanı toplayamayacağımızı mı düşünüyor inkarcı tip.

4-) Bela Kadiriyne ‘alâ en nüsevviye benaneh;

Evet! Onun parmak uçlarını bile tesviye etmeye (parmak izlerini bile aynen oluşturmaya) kaadirleriz. (A. Hulusi)

04 – Evet derleriz kadir olarak tesviyeye bile parmaklarını. (Elmalı)

Bela Kadiriyne ‘alâ en nüsevviye benaneh yoo..! aksine biz parmak uçlarına varana dek onları yeniden inşa etmeye kadiriz. Parmak uçlarına varana dek;

Aslında bu parmak uçları Benan, bütünün en küçük parçasını temsil etse gerektir. Parmak; her şeyi tuttuğumuz, yaparken hep kullandığımız organ. Aslında iş yapmak parmak ucuyla ifade edilir. Ellerimizle yaptıklarımızdan bahsetmişti ya, işte ellerimizle kazandığımız her şey aslında parmaklarımızla kazandığımızdır.

Bir de parmak ucundan kasıt eğer bu uçsa, Allah’ın imzası vardır orada, özellik oradadır. Allah’ın imzası gerçi her yerimizdedir. Gözümüzün retinasından tutun da kanımızın grubuna varana kadar, DNA mıza, RNA mıza varana kadar her yerimizde vardır. Hatta yüzlerimizde, simalarımızda. Çünkü hiçbir insan başka bir insana tıpkı benzemez. Ama özellikle parmak ucuna atılan imzayı görmezden gelemeyiz, ilahi imzayı. 6.5 milyar insanın, 6.5 milyar parmak izi var. Ölmüşleri de sayınız. 6.5 değil 65 milyar olsa 65 milyar parmak izi içinden iki tanesi birbirinin aynı değildir. Allah’ın yaratışında ki ihtişama bakar mısınız. Şu yeryüzünde birbirinin aynı iki ağaç bulamazsınız. Şu yer yüzünde birbirinin aynı iki taş bulamazsınız. Allahuekber..! Hatta toprakta öyle. Alın laboratuarda inceleyin, 3 km. öteden bir toprak alın, onun 3 km. berisinden toprak alın götürün, içindeki mineraller aynı mı bir bakın. Toprağa bile bir kimlik vermiş rabbimiz. Rabbimiz her şeye bir kimlik vermiş, insana da vermişte insan kimliğini yırtıp atıyor. İşte onun için insana vahiy gelmiş. Allah’ın verdiği kimliğin neresini beğenmedin ey insan. Seni yaratan sana kimlik vermeyecek de kim verecek, Aslında bu.

Parmak ucumuz; Ebu Davud da gelen bir hadiste efendimiz şahadet getirirken parmağını kaldırırmış; Eşhedü en lâ ilahe illallâh. Ne demek bu? Allah’ın birliğine ben şahit olurum. Ey insan, sen kim oluyorsun da Allah’ın birliğine şahit oluyorsun. Sen şahit olmasan Allah bir olmayacak mı. Sen şahit olmasan Allah var değil mi (Haşa) Ama Allah bana şahit ol diyor. Şahide ihtiyaç duyduğu için mi? Asla. Peki niçin? Bana onur vermek istiyor, şeref vermek istiyor. Ey kul bana şahit olur musun. Kurban olayım, nasıl olmam ya rabbi.

Bir de olmam diyenleri düşünün, işte aslında parmak ucumuz antenimiz gibidir, sanki ötelerle bağlantı kuruyor şehadet getirirken. Ben idrakini dile getiriyor. Ya rabbi “ben” idrakim yoksa sana şahitte olamam demeye getiriyor. Çünkü ben diye başlıyor; Eşhedü; Ben şahit olurum, ben şahadet ederim. “Ben” diyemeden Allah diyemez.

Eskiler karıştırırlardı bencillikle “ben” demeyi. Bencillik ayrı şey, “ben” idraki ayrı şey. Bu ikisini birbirine karıştırmayalım. “Ben” idraki olmayanın şahsiyeti olmaz.

{Atlanan ayet; 5-) Bel yüriydul’İnsanu liyefcure emameh;

Hayır! İnsan, önündekini (ölümle başlayan yaşamı) yalanlarcasına azgınlaşıyor! (A. Hulusi)

05 – Fakat insan ister önünde fücur etmesini, (Elmalı)

Bel yüriydul’İnsanu liyefcure emameh Bu kısa cümleyle, ahireti inkâr edenlerin gerçek hastalıklarının teşhisi konulmaktadır. Bunlar, aslında kıyameti ve ahireti mümkün görmedikleri için inkâr etmiyorlar. Asıl sebep, ahirete inanmakla doğacak birtakım ahlâki sorumluluklardan hoşlanmamalarıdır. Tefhimu-l Kur’an- Mevdudi)

“Yok eğer burada anlatılan insan mü’minse, o zaman da mânâ şöyle olacaktır: Bu insan günahı öne alır da, tevbeyi sona bırakır. Önündeki bir kısım günah programlarını da icra edinceye kadar tevbeyi, Allah yoluna dönüşü tehir eder.

Peki bizler ne yapıyoruz? 30-40 yılı geride bıraktık. Geçmişimizi biliyoruz. Önceki hayatımızı Allah’ın istediği biçimde değerlendiremediğimizi, yapmamız gereken nice şeyleri yapmadığımızı, yapmamamız gereken nice şeyleri yaptığımızı biliyoruz. Gençliğimizde şöyleydik, evlendiğimizde böyleydik, geçen sene şöyleydik, evvelki sene böyleydik, bunu biliyoruz. Öyleyse gelin hem kendi îmanımız kendimizi düzeltsin, hem de kendi îmanımız karşımızdaki Müslüman kardeşlerimizi düzeltsin. Tanıdığımız insanların, çoluk-çocuğumuzun îmanlarını da, hayatlarını da düzeltsin.

Hayır önündeki günlerinde fücûruna devam etmek ister bu insan. Böyle yaparken âhireti inkâr ettiğinden, öldükten sonra dirilmeye inanmadığından yapmaz. O da bu yapıp ettiklerinin mutlaka bir gün hesabı sorulacağını bilir. Bunu onlar da biliyorlar ama hayatlarını, hayat programlarını bu îmana bina etmeye, buna göre bir hayat yaşamaya yanaşmıyorlar. Çünkü o zaman sorumlulukları gündeme gelecek. Çünkü o zaman zevkleri ve eğlencelerine bir sınır gelecek, huzurları kaçacak. Âhirete îman gündeme gelince elbette iştahları kaçacak ve yedikleri şeyleri yiyemeyecekler, insanlara zulmedemeyecekler. Önlerindeki bir kısım günah programlarını icra edemeyecekler. Onun içindir ki, ipleri önlerinde olsun, ipleri ellerinde olsun da dilediklerini yapabilmeyi isterler. (Besâir-ul Kur’an. Ali Küçük)

[Bel yüriydul’İnsanu liyefcure emameh yoo..! hayır. “Bel” ıdrap içindir, önceki durumu nefy eder, yeni bir durumu ispat eder. Onun içinde Yoo..! öyle değil. Nedir ya? Bilakis yüriydul’İnsanu liyefcure emameh çıplak bir mana veriyorum önce, gözden kaçan bir mana bu. Çünkü fücur u eş anlamlılara hamlederek mana veriliyor genelde. Ama ben fücur u asli manasıyla bir mana veriyorum şimdi.

İnsan ister, bayılır diye mana vereceğim, neden verdiğimi de izah edeceğim; liyefcure imameh; İnsan emameh, orada ki “hu” yu ba’se atfederek, dirilişe atfederek, dirilişin önünde elinden geldiği kadar fücur işlemeye bayılır. Bu bir manadır. İnsan, orada ki “he” zamirini ba’se atfederek yapıyorum yalnız, yoksa hemen hemen tüm müfessirler, tabii meallerde onlardan çekerek insana atfederler. O dirilişin önünde insan fücur işlemeye, günah işlemeye, suç işlemeye bayılır. Suç işlemeyi ister. Yani ölüm gelmeden evvel işleyeceğim ne kadar varsa işleyeyim. Bu kimin? Bu insan tipi genelde insanın inkar edenine, genelde ahireti gözetmeyenine, tek dünyalı olanına atfen kullanılır.

Fücur’u eğer yalana hamledersek yani kizb e hamledersek o zaman ne mana veririz? O “hu” zamirini bilakis insan önündekini yalanlamak ister. Önündekini yani ahireti yalanlamak ister. Kıyameti yalanlamak ister. Yalanlamaya bayılır, can atar. O bayılır ı “lâm” dan dolayı veriyorum, “lâm” burada teksir için. Aslında bu teksir bayılıra yani bunu çok yapar manasına geldiği gibi, insanların çoğu önündeki ahireti yalanlamaya bayılır. Teksir manası asıl oraya yansır. Onun için el insan ı kafir insana dönüştürmeye gerek yok işte bu manada. İnkarcı insana. İnsan çoğunlukla önündekini yalanlamaya bayılır. Veya 1. mana ile dirilişin önünde, yeniden dirilmeden yani kıyametten önce, yani ölümden önce günah işlemeye bayılır insanların çoğu. Fücur dediğim gibi inkar manasına gelebilir. (Mustafa İslamoğlu-tefsir dersleri)]}

6-) Yes’elü eyyane yevmul kıyameti;

“Kıyamet süreci (ölüm sürecinde yaşanacaklar) ne zamanmış?” diye sorar. (A. Hulusi)

06 – Sorar: ne zaman diye o Kıyamet günü, (Elmalı)

Yes’elü eyyane yevmul kıyameh soracak, kıyamet ne zaman, hangi gün? Eyyane, en ‘anekeza cümlesinin sıkıştırılmışıdır, zipli halidir. en’aneke. Anı ne zaman? Ne zaman kopacak kıyamet? En’ane açılımını kasıtlı zikrettim, bu çok önemli çünkü. Ne için önemli? Bu hem nefy, hem ispat içerir. Bakınız, çok önemli. Onun için ne zaman kopacak kıyamet dediğimizde aynı zamanda, kıyamet kesinlikle kopacak demişte oluruz da biz farkına varmayız. Farkında olmadan tasdik etmiş oluruz. Ve devam ediyor;

7-) Feizâ berikal besar;

Gözünde şimşek çaktığında, (A. Hulusi)

07 – Ne vakit ki o göz şimşek çakar. (Elmalı)

Feizâ berikal besar bakın onu gören gözler şimşek şimşek çakacak.

😎 Ve hasefel Kamer;

Ay tutulduğunda, (A. Hulusi)

08 – Ve Ay tutulur. (Elmalı)

Ve hasefel Kamer ve ay sönüp gidecek, ışığı gidecek, kendisi gidecek, yok olacak. 3 mananın üçüne de gelebilir.

9-) Ve cumi’aşŞemsu velKamer;

Güneş ve Ay bir araya geldiğinde! (A. Hulusi)

09 – Ve Güneş ve Ay toplanır. (Elmalı)

Ve cumi’aşŞemsu velKamer güneş ve ay bir araya (geri) gelecek. Geri dedim onu, çünkü kâneta retkan fefetaknahüma. (Enbiya/30) başlangıçta ikisi birdi yer ve güneş, Allah, onu biz ayırdık diyor. Demek ki geri dönüş olacak Enbiya/30 da öyle buyuruyor. Yaratılışı geri saracak rabbimiz, sistemi başa döndürecek. Yevme natvis Semae ketayyis sicilli lilkütüb. (Enbiya/104) O gün semayı çeviririz. Sarık sarar gibi natvi odur aslında, düreriz.

Peki sicilli lilkutup, kitap sayfaları gibi. Bizim çağımızda kitaplar böyle yapıldığı için her çağda kitabı böyle zannettik oysa bu ayetlerin geldiği çağda rulo idi. Onun için çok katlı rolu gibi düreriz. Şöyle çok katlı ruloyu açın ondan sonra da Samanyolu’nun fotoğrafınızı önünüze koyun. Spiraller, kuyruklarla, açılmış bir rulo gibi olduğunu görürsünüz. Evet öyle yapacağız diyor. Müthiş bir haber, Allah’tan başka kimse veremez bu haberi bize.

[Ek bilgi; CEHENNEM NEDİR? Cehennem nedir? Nasıl izah ediliyor?
Cehennemin kıyamet denilen zamanda gelip Dünya’yı kuşatması ve yutması şöyle anlatılıyor. Abdullah ibni Mesûd’dan naklolmuştur: Rasûlullâh şöyle buyurdu:

O gün cehennem getirilecek!.. Onun yetmiş bin bağı olacak ve her bağ ile beraber cehennemi çeken yetmiş bin melek olacak.”

Evet, böylece gelip Dünya’yı kuşatan cehennemin ateşinin yani radyasyonunun içinden istisnasız bütün insanlar geçecektir.

“SİZDEN CEHENNEM’E UĞRAMAYACAK HİÇ KİMSE YOKTUR! BU RABBİNİN KESİNLEŞMİŞ BİR HÜKMÜDÜR. SONRA KORUNANLARI (korunmanın getirisi, nûrânî kuvve sahiplerini) KURTARIRIZ; NEFSİNE ZULMEDENLERİ DE DİZÜSTÜ ORADA BIRAKIRIZ.” (19.Meryem: 71-72)

KESİNLİKLE CEHENNEM GÜZERGÂH OLMUŞTUR (herkes oradan geçer)!” (78.Nebe’: 21)

“(İşte) O SÜREÇTE, CEHENNEM DE GETİRİLİR (Dünya’yı kuşatır)!” (89.Fecr: 23)

Gelip Dünya’yı kuşatan ve alevleri içinden istisnasız herkesin geçmek zorunda kalacağı bu CEHENNEM ne yapıyor şimdi? Kendi kendini yiyor!

Hayır, espri yapmıyorum! Gerçeği anlatıyorum! Buyurun önce bu olayı Hz. Rasûl-ü Ekrem’in ağzından mecazî şekilde açıklanan ifadesini okuyalım. Ebu Hureyre (radıyallâhu anh) anlatıyor.

Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) buyurdu:

“Cehennem Rabbine şikâyette bulunarak: “Yâ Rabbi kısımlarım birbirini yedi!..” dedi! Bunun üzerine Allâh ona iki nefes vermesi için izin verdi. İşte bulduğunuz şiddetli soğuk (kışın) cehennemin ZEMHERİR’inden; bulduğunuz yakıcı sıcak da onun SEMUM’undandır!..

Evet, 1400 yıl öncesinin şartları içinde ancak bu kadar dile getirilebilir böylesine muazzam bir gerçek!

Cennete girenler cehennemden geçip oradaki gerçeği gördükten sonra aralarında konuşurlarken, cehennem ateşini şöyle tarif ederler:

Allâh bize lütfetti ve bizi (cehennem ateşi) Semum’un (insan bedeninin gözeneklerinden geçen zehirleyici dumansız ateş; mikrodalga radyasyon) azabından korudu!” (52.Tûr: 27)

Şimdi önce birinci hususu anlamaya çalışalım.

“Cehennem kendi kendini yedi” tâbiri neyi anlatmak istiyor?

Güneş, tümüyle hidrojen gazından ibaret merkeze sahiptir ve burada 15 milyon derece civarında bir hararet mevcuttur! Bu hararet dolayısıyla sürekli nükleer tepkimeler olmakta ve hidrojen atomları kendi kendini yiyerek helyuma dönüşmektedir. Bu arada yediklerinden artanı(!) da dışarıya atmaktadır. Bu atıklar ise tâ Dünya’ya, bizlere kadar ulaşmaktadır.

“Güneş’in”, pardon, “Cehennemin” yediklerinin artıkları nedir?
SEMUM!..” Nedir “nârı SEMUM“?

Arapçada “SEMUM” kelimesi iki mânâya gelir. Birincisi: “Gözeneklere (mesamat) işleyen ışın”. İkincisi: “Zehirleyici” ateş yani radyasyon!

Termonükleer tepkime içinde olan GÜNEŞ’in, bu tepkime sonucu yaydığı çeşitli radyasyonlar, ışınlar acaba bundan daha başka nasıl anlatılabilirdi 1400 küsur yıl önce?

Evet, Rasûlullâh, tamamıyla bilimsel gerçeklere dayanan din olgusunu en mükemmel şekilde açıklamıştır. Ne var ki, insanlar dine ilimle değil, şartlanmaların hükmü altındaki ön yargı ile baktıkları için bu gerçekleri görmekten mahrum kalmışlardır.

Esasen Dünya’nın ve içindekilerin âkıbeti, son derece açık seçik basîret sahiplerinin idrakleri önüne serilmiştir! Ancak ne var ki, çeşitli vesilelerle ortaya atılmış bulunan bu gerçekler, yüksek akıl sahipleri tarafından derlenip toparlanıp, sayısız mozaiklerden oluşan ana sistem olarak, bir resim gibi gözler önüne serilmemiştir! İşte bu mümkün olmamıştır geçmişte, bilimin yeterli düzeyde olmaması sebebiyle.

Günümüzde ise ilâhî lütuf ve merhamet, bizlerin bu gerçeği öğrenmesine yol açmaktadır. Öyle ise aklımızı son zerresine kadar değerlendirip, 1400 sene öncesinden işaret edilen bu gerçekleri çok iyi idrak etmeye çalışalım.

Dünya, tüm üzerindekilerle birlikte, neticede büyüyecek olan “Güneş’in” yani bir diğer ifade ile “cehennemin” içine girecektir! İnsan ise “ruh” beden ya da diğer bir ifade ile “holografik dalga” bedeninin elde ettiği enerji durumuna göre ya Dünya üzerinden kaçıp sayısız yıldızların boyutsal derinliklerindeki üst yaşam boyutlarına yani cennetlere gidecek; ya da Dünya’nın ve hemen sonrasında da Güneş’in manyetik çekim alanından kendini kurtaramayarak; neticede, ebedî olarak cehennemin içinde yani Güneş’in içinde kalacaktır!

Zaten ilk anda kendilerini kurtaramayanların daha sonraki devirlerinde Güneş’in içinden çıkmaları gittikçe artan yoğunluk sebebiyle ebediyen mümkün değildir.

İşte bu yüzden cehenneme girip de oradan kaçamayanlar ebedî olarak orada kalıcıdırlar; cennetlere girenler de ebedî olarak orada kalıcıdırlar, denilmiştir! (Cehennem Kıyamet – A. Hulusi)]

10-) Yekulul’İnsanu yevmeizin eynelmeferr;

O süreçte insan: “Nereye kaçabiliriz?” der! (A. Hulusi)

10 – Der o insan o gün: nereye kaçmalı? (eynel’mefer). (Elmalı)

Yekulul’İnsanu yevmeizin eynelmeferr insan diyecek; nereye kaçmalı?

11-) Kellâ lâ vezere;

Hayır, (dışarıda) sığınak yoktur! (A. Hulusi)

11 – Hayır hayır, yok bir siper. (Elmalı)

Kellâ lâ vezer yoo..! kaçacak bir yer yok, sığınak yok, nereye kaçacaksın. Bir başka ayetten alalım cevabı: Fefirrû ilAllâh. (Zariyat/50) Allah’a kaçın. Allah’tan kaçılmaz ki. Onun için insanlar ikiye ayrılır.sonunda dönüşün Allah’a olduğuna iman edenler, Allah’tan kaçacağını zannedenler, ama yine de kaçıp kurtulamayanlar.

12-) İla Rabbike yevmeizinil müstekarr;
O süreçte (her birimin kendi) karargâhı Rabbinedir! (A. Hulusi)
12 – Rabbinedir ancak o gün karar. (Elmalı)

İla Rabbike yevmeizinil müstekarr o gün yolların sonu rabbine çıkacaktır. Tüm yollar Allah’a çıkar.

13-) Yünebbeül’İnsanu yevmeizin Bima kaddeme ve ahhar;

O süreçte insanda, takdim ettiği (önceden gönderdiği) ve tehir ettiği (sonraya bıraktığı, yapmadığı) şeylerin bilgisi açığa çıkarılır. (A. Hulusi)

13 – Ayıltılır insan o gün, yaptıkları ile mukaddem, müahhar. (Elmalı)

Yünebbeül’İnsanu yevmeizin Bima kaddeme ve ahhar insana o gün önünden ne gönderdiği, arkadan ne göndereceği bir bir haber verilir. Veya önündeki ve arkasında ki. Şöyle çevirsem olur mu? öncelikleri ve sonralıkları. Öncelediği şeyler, arkaya attığı şeylerin hesabı bir bir sorulur.

Şimdi oldu. Bu ayete bu mana tam oldu. Neye öncelik verdi? Neyi sonraya bıraktı. Allah’ın öncelik verdiklerini sonraya atıp, Allah’ın önemsiz diye söylediklerini öne mi koydu. Dünyayı önemliler yerine, ahireti önemsizler yerine mi koydu. Dinini arkaya attı, dünyasını önüne mi aldı. Ruhunun açlığını hiç düşünmedi, varlığını, bedenini doyurmak için, cesedini doyurmak için mi kullandı. İşte o zaman hesabı sorulacak.

14-) Belil’İnsanu ‘alâ nefsihi basıyretun;

İşte (gerçek şu ki) insan, kendi nefsini değerlendiricidir! (“OKU yaşam bilgini {kitabını}! Bilincin bu aşamada, yaptıklarının sonucunun ne olduğunu görmeye yeterlidir.” 17.İsrâ’ Sûresi: 14. âyetini hatırlayalım. A.H.) (A. Hulusi)

14 – Doğrusu insan kendine karşı bir basîrettir. (Elmalı)

Belil’İnsanu ‘alâ nefsihi basıyretun bilakis insan kendi benliğine şahit olacak. İnsan kendi benliğine şahit olacak diyor.

15-) Ve lev elka me’aziyreh;

Mazeretlerini öne sürse bile (bir şey değişmez)! (A. Hulusi)

15 – Dökse de ortaya mazeretlerini(Elmalı)

Ve lev elka me’aziyreh türlü mazeretler ortaya koymuş olsa da. Ne mazeret ileri sürerse sürsün insan kendi kendisinin şahididir.

Belil’İnsanu ‘alâ nefsihi basıyra (14) nefsi üzerine bir basiret. Sanki bir çift göz kendi nefsini gözetleyen, kendini gözetleyen. Evet, ne dersiniz? Zımnen insan hakikati yalanlasa buna tumturaklı mazeretlerde uydursa, yine de hiçbir mazeret onu mazur kılmaz. Tıpkı lev şaAllâhu ma eşrekna..(En’am/148) da olduğu gibi. Eğer Allah dilemeseydi biz şirk koşmazdık. Ne buyuruyorsunuz? Müşrikler Allah’a iftira etmiş olmuyorlar mı. Mazeret olur mu bu? Bu mazeretleri kabul edilir mi. Edilmeyeceğini biliyoruz. Neden? Çünkü Allah akıl verdi de ondan. Hiçbir şey olmasa vahiy de gelmese Allah’ın varlığına ve birliğine seliym akıl kafidir.

16-) Lâ tuharrik Bihi lisaneke lita’cele Bih;

Onu dilinle tekrar etme, Onu acele (muhafaza) için. (A. Hulusi)

16 – Depretme ona dilini iyvedinden onu. (Elmalı)

Lâ tuharrik Bihi lisaneke lita’cele Bih artık dilini oynatma, acele etmek amacıyla dilini oynatma.

17-) İnne’aleyna cem’ahu ve Kur’âneh;

Muhakkak ki Onu cem’ etmek ve Onun okunması bize aittir. (A. Hulusi)

17 – Çünkü bize aittir onun cem’i ve Kur’an ı. (Elmalı)

İnne’aleyna cem’ahu ve Kur’âneh hiç şüphe yok ki onu toplayacak ve okuyacak olan biziz. Onun toplanması da, okunması da dile getirilmesi de bize aittir.

18-) Feizâ kare’nahu fettebı’ Kur’âneh;

Onu okuduğumuzda, Onun okumasına tâbi ol! (A. Hulusi)

18 – Biz okuduk mu o vakit takip et o Kur’an ı. (Elmalı)

Feizâ kare’nahu fettebı’ Kur’âneh biz onu sana sunduğumuzda, okuduğumuzda, gösterdiğimizde, aktardığımızda, seyrettirdiğimizde; sen onun okunuşunu, gösterilişini, seyredilişini izle, seyret sadece. Veya oku, devam et, takip et.

19-) Sümme inne ‘aleyna beyaneh;

Sonra, muhakkak ki Onun beyanı (açığa çıkarılması) da bize aittir. (A. Hulusi)

19 – Sonra bize aittir yine onun beyanı. (Elmalı)

Sümme inne ‘aleyna beyaneh sonra onu açıklamak veya onu delillendirmek, onun belgelerini getirmek bize düşer.

Bu ayetler nasıl anlaşılacak, Bu ayetler tefsir tarihimizde iki şekilde anlaşılmış. Biri bağlamdan kopuk cumhurun, çoğunluğun anlayışı, biri de sadece geçmiş tarihlerde ilk otoritelerden Taffale ait olan okuyuş. Bağlama ait, bağlamla birlikte, bağlamın içinde siyak ve sibak, önü ve arkasıyla birlikte alakalı olarak okuyuş.

Biz Taffal in bağlamın içindeki okuyuşunu tercih edersek eğer -ki naçizane tercihim o- nasıl anlaşılır? Şöyle anlaşılır; ağzını açma siciline kayıtlı günahlar için mazeret uydurma. Sicilinde kayıtlı bunlar, hepsini bir bir kaydettik, görüntüledik 3.000 boyutlu kamerayla. Off..! dediğinde, Ah..! dediğinde kayıtlı. Onun için mazeret uydurmaya kalkma. Amellerini toplayıp kaydetmekte, onları aktarıp sana seyrettirmek, göstermekte bize düşer. Sen sadece gösterdiğimizi izle, gerisine karışma. Yani öyle dil çabukluğuna getirip de, çeneni oynatıp ta öyle günahlarına mazeret bulmaya, üstlerini örtmeye, başkalarının gözünü kaydırmayı falan amaçlama. Kaydettiğimizi belgelemek de bize düşer. Sümme inne ‘aleyna beyaneh onu belgelemek, onu açıklamak, onu delillendirmek te bize düşer.

İkincisi ise çoğunluğun. Bağlamdan kopuk okuyuşu, zaten onun manasını verdim Said Bin Cübeyr’in, İbn. Abbas’tan rivayetine dayanır bu okuyuş. Peygamberimiz gelen ayetleri ezberlemek için acele ediyormuş, bu aceleden dolayı da peygamberimize bu ayetler inerek acele etme, dilini oynatma denilmiş. Bu rivayetlere dayalı bir okumadır çoğunluğun okuyuşu. Fakat doğrusu baştan sona bağlamla birebir, iç içe olan okuma Taffal’in okumasıdır ve gerçekten de Belil’İnsanu ‘alâ nefsihi basıyrah (14) bilakis insan kendi kendini gözetleyen bir varlıktır. Ona şahide ne gerek var. Kendi kendine şahit olarak yeter. Kur’an da öyle demiyor mu? kefa Bi nefsikel yevme aleyke Hasiyba (Şehiyda değil)(İsra/14) sen bugün sana şahit olarak yetersin, başkasına gerek yok. Evet.
[15. ayete geri dönüldü]

15-) Ve lev elka me’aziyreh;

Mazeretlerini öne sürse bile (bir şey değişmez)! (A. Hulusi)

15 – Dökse de ortaya mazeretlerini(Elmalı)

Ve lev elka me’aziyreh isterse mazeretler ileri sürsün kendi kendine şahit olarak, gözetleyici olarak insan yeter zaten.

16-) Lâ tuharrik Bihi lisaneke lita’cele Bih;

Onu dilinle tekrar etme, Onu acele (muhafaza) için. (A. Hulusi)

16 – Depretme ona dilini iyvedinden onu. (Elmalı)

Lâ tuharrik Bihi lisaneke lita’cele Bih ey insan yarın Allah’ın huzuruna heba edilmiş, Allah’ın verdiği fırsatları çürütmüş, kurutmuş ve yok etmiş bir insan olarak çıkıp ta nefsi levvame, kendini kınayarak çıkıp ta dilini oynatarak hesabını aceleye getirerek kurtaracağını sanma kendini. Lita’cele Bih, dilini böyle acele acele oynatıp ta diliyle dişin arasında bir şeyler söyleyip yırtacağını sanma.

17-) İnne’aleyna cem’ahu ve Kur’âneh;

Muhakkak ki Onu cem’ etmek ve Onun okunması bize aittir. (A. Hulusi)

17 – Çünkü bize aittir onun cem’i ve Kur’an ı. (Elmalı)

İnne’aleyna cem’ahu ve Kur’âneh “lam”ı tarifli gelmediği yerlerde Kur’aneh ifadesi, bu Kur’an a delalet etmez. Zaten o da açıktır., orada gözüküyor. Ne diyor? O amellerini toplamak ve onu sana okumak, okutmak, yani sana seyrettirmek, haydi seyret, amellerini sen oku demek bize ait.

18-) Feizâ kare’nahu fettebı’ Kur’âneh;

Onu okuduğumuzda, Onun okumasına tâbi ol! (A. Hulusi)

18 – Biz okuduk mu o vakit takip et o Kur’an ı. (Elmalı)

Feizâ kare’nahu fettebı’ Kur’âneh biz onu sana seyrettirirken sen onu seyret, izle. Başka bir şey yapma.

19-) Sümme inne ‘aleyna beyaneh;

Sonra, muhakkak ki Onun beyanı (açığa çıkarılması) da bize aittir. (A. Hulusi)

19 – Sonra bize aittir yine onun beyanı. (Elmalı)

Sümme inne ‘aleyna beyaneh sonra biz onun belgelerini getireceğiz. Elin şahitlik yapacak, ayakların şahitlik yapacak, gözün şahitlik yapacak, ay şahit olacak, güneş şahit olacak, yer şahit olacak. Dolayısıyla şahit bol, delillendiririz biz onu.

20-) Kellâ bel tuhıbbûnel’acilete;

Hayır! Bilakis siz aceleyi (peşin olanı, dünyayı) seversiniz; (A. Hulusi)

20 – Hayır hayır siz pişîni seviyorsunuz. (Elmalı)

Kellâ yo..! böyle yapma ey insan, böyle yapma. bel tuhıbbûnel’acileh senin problemin ne biliyor musun ey insanoğlu, sen peşin olanı seviyorsun. Sen peşin olsun da teneke olsun, veresi altın olacağına diyen bir yapıdasın. Oysa Allah vaad ediyor. Onun için sen şimdi olsun, cehennem olsun. yarın cennet olmaktansa mantığıyla yaklaşırsan eğer, işte olacağı budur. Problemin budur ey insan. Allah’ın vaadine güvenmemek, Allah’ın sana olan sözüne inanmamak, itimat etmemek. Zaten imanın ahlaki manası güvendir ey insan.

Kellâ bel tuhıbbûnel’acile acil olanı seviyorsunuz hemen şimdi ve burada olanı çok seviyorsunuz.

21-) Ve tezerunel’ahırete;

Sonsuz gelecek yaşamı bırakırsınız! (A. Hulusi)

21 – Ve Âhireti bırakıyorsunuz. (Elmalı)

Ve tezerunel’ahırah ahireti de göz ardı ediyorsunuz, sonra olanı göz ardı ediyorsunuz. Daha sonra vaad edileni göz ardı ediyorsunuz. Ters dönmüş bilince dikkat çekiyor. Öncelik sırasını şaşırmış bir bilinç bu. Amuda kalkmış bir bilinç. Dünyevileşmenin tarifi burada.

22-) Vucûhun yevmeizin nadıretun;

O süreçte yüzler ışıl ışıl parlar. (A. Hulusi)

22 – Nice yüzler o gün ışılar parlar. (Elmalı)

Vucûhun yevmeizin nadırah o gün öyle yüzler vardır ki ışıl ışıl parlayacak.

23-) İla Rabbiha nazıreh;

Rablerine nazırdırlar! (A. Hulusi)

23 – Rabbine nâzır. (Elmalı)

İla Rabbiha nazıreh tarifsiz bir biçimde rablerine bakacaklar, nazar edecekler.

Bu nazırah’ı intizar olarak anlamış mu’tezile mezhebine mensup olan alimlerimiz. Fakat ne gerek var, Yani intizar, beklemek demek. Cennet bekleme yeri değil ki, bulma yeri. Cennette de bekleyecekse nerede bulacak. Dolayısıyla böyle bir yoruma gerek yok. Allah’ın görülmeyeceğini söyleyen ayetler, bu dünyada bu gözle görülmeyeceğine kesin delalet ederler ki, doğrudur. Fakat ukba, ahiret farklı bir düzlemdir. Zaten o düzlemde iman ettiklerimizi göreceğimiz, Kur’an ın genelinden çıkarılan bir sonuçtur. Çünkü gayb orada müşahede olacak, şahadet olacak.

24-) Ve vucûhun yevmeizin basiretun;

O süreçte nice yüzler de asıktır! (A. Hulusi)

24 – Nice yüzler de o gün ekşir pusarır. (Elmalı)

Ve vucûhun yevmeizin basirah bazı yüzlerde vardır o gün, umutsuzca donup kalacak, donakalacak.

25-) Tezunnu en yuf’ale Biha fakıreh;

(O asık yüzlüler) bellerinin kırılacağını hissederler! (A. Hulusi)

25 – Anlar ki kendilerine bel kıran yapılır. (Elmalı)

Tezunnu en yuf’ale Biha fakırah başlarına dehşet bir felaketin geldiğine artık akılları iyice kesecek. Tezunnü; akılları kesecek. Zannedecekler diye çevirmiyorum, çünkü zan yakıyn in bir aşağısıdır ve Kur’an ın bir çok yerinde inanacak anlamına gelir, inanma anlamına gelir. Burada iyice akılları kesecek.

26-) Kellâ izâ beleğatitterakıye;

Hayır! (Can) köprücük kemiklerine ulaştığında; (A. Hulusi)

26 – Hayır hayır ne zaman ki o can köprücüklere dayanır. (Elmalı)

Kellâ izâ beleğatitterakıy evet..! Kella nın burada manası evet. Yani Ferra nın dediği gibi. Evet, kesinlikle evet. Can boğaza gelip dayandığı zaman.
Kişinin ölümü kendi kıyametidir, can boğaza gelmesi kıyamet isimli surenin ayetlerinin arasında ne geziyor derseniz; Küçük kıyamettir insanın ölümü de ondandır. Derim Efendimizden gelen böyle bir de rivayet var.

[Ek bilgi: Beynin çalışması

…Esasen din dediğimiz olgunun temeli de beynin yeni bölümlerinin devreye girmesi ve bu bölümlerin çalışması suretiyle elde edilecek yeni güçler gerçeğine dayanır.

Beyinde ki tüm fonksiyonlar beyin hücreleri arasında ki bir bio elektrik faaliyetten başka bir şey değildir.
Ruh’ta oluştuğu iddia edilen tüm haller aslında ruhta değil beyinde oluşmakta. Ruh ise beynin tüm hasılatını her an yüklemekte olduğu halogramik yapılı, bir tür hologramik ışınsal beden.

Zikir dediğimiz zaman yani Allah’a ait olarak bilinen bir manayı tekrar ettiğimiz zaman; Beyinde ilgili hücre grubunda bir bio eletrik akım meydana geliyor. Ve bu bir tür enerji şeklinde bir tür hologramik ışınsal bedene yükleniyor. Aynı zamanda siz bu manayı tekrara devam ederseniz, yani bu kelimeyi tekrara devam ederseniz bu defa bu kelimenin tekrarından oluşan bio elektrik enerji daha güçlenerek yeni hücre birimlerini devreye sokuyor. Bu tekrara daha uzun süre devam ettiğinizde ise devreye giren yeni hücre grupları dolayısıyla beyninizde yeni manalar oluşmaya başlıyor. İşaret ettiği yeni mana istikametinde yeni anlamlar beyninizde açığa çıkmaya başlıyor.

Ayrıca bu tekrarlardan oluşan hem mana hem de enerji bir tür hologramik ışınsal bedenimize yüklendiği için fizik beden ötesi yaşamımız daha farklı bir düzeye erişiyor.

Dünyada ama olan ahirette de amadır (İsra/72 ayetinde işaret edilen gerçek, anladığımız kadarıyla bu noktayı bize fark ettirmeye çalışmaktadır.

Zira beyin ne düzeyde çalışır ne düzeyde gerçekleri görmeye geçerse; O açılımı aynen bir tür hologramik ışınsal bedene, yani ruha yükleneceği için Ve ruh da beynini yitirdikten sonra asla yeni bir kaqyıt alamayacağı için Dünyada açılmayan beyinlerin meydana getirdiği ruhlar için ölüm ötesi yaşamda asla açılma imkanı yoktur. denilmek istenmiştir.(İnsan ve sırları bölümler. C/1 – Ahmed Hulusi)]

27-) Ve kıyle men rak;

“Kimdir ölümden kurtaracak?” (A. Hulusi)

27 – Ve denilir: kim var bir okuyacak? (Elmalı)

Ve kıyle men rak orada sekte var okunuşta. Küçük bir durulur. Denilecek ki şifacı nerede, kim şifacı. Rak; Aslında rukye oradan gelir, şifa duası talebidir rukye aslında, doğru rükye, şifa duası talebi, hastayım dua eder misin. Bu dua talebine rukye denir. yoksa garip garip şekillerde, İslam’ın izin vermediği bir biçimde Allah dışında, Allah’ı yok sayarak bir takım nesneler üzerinden şifa istismarı yapmak değil tabii ki. Tedavi olmak.

Ne diyordu? Ya Resulallah tedavi oluyoruz, ilaç kullanıyoruz, otları kullanıyoruz. Peki Allah’ın kaderine karşı mı geliyoruz.? Efendimiz de;

Tedavi olmakta Allah’ın kaderidir buyurmuştu.Hz. Ömer de öyle demiyor muydu. Ordugâhı ziyaret etmişti Kûfe de, veba salgını vardı, bileğinden aşağı inmedi; Ordu komutanı; Ne o? Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun deyince; Evet dedi. Allah’ın kaderinden, Allah’ın kaderine kaçıyorum.

28-) Ve zanne ennehulfirak;

Bilmiştir ki, yaşanacak o malûm ayrılık! (A. Hulusi)

28 – Ve sezer o dem temamelfirak. (Elmalı)

Ve zanne ennehulfirak ayrılık vaktinin gelip çattığına aklı iyice kesmiştir. Yukarıda ki zanne yine geldi. Aklı yatmıştır.

29-) Velteffetissaku Bissak;

Ayaklar dolanmıştır! (A. Hulusi)

29 – Ve dolaşır el ayak: bacağa bacak. (Elmalı)

Velteffetissaku Bissak ayaklar birbirine karışmıştır. Dizinde derman kalmamış artık bitmiştir bitmiş. Yürüyecek dermanı kalmamış, ayakları birbirine dolaşmıştır.

30-) İla Rabbike yevmeizinilmesâk;

O süreçte sevk rabbinedir! (A. Hulusi)

30 – Rabbinedir o gün yalnız mesak. (Elmalı)

İla Rabbike yevmeizinilmesâk sürüklenip rabbine doğru o gün insan götürülecektir. Ayağında derman kalmasa da onu sürükleyip götürecek birileri mutlaka olacaktır.

Evet, Buhari de nakledilen efendimizin bir hadisi var. Kim Allah’a kavuşmayı severse, Allah’ta ona kavuşmayı sever. Kim Allah’a kavuşmayı sevmezse, Allah’ta onunla buluşmayı sevmez. Gerçekten müthiş.

31-) Fela saddeka ve lâ sallâ;

Ne tasdik etti, ne salât eyledi (yöneldi Rabbine). (A. Hulusi).

31 – Fakat o ne sadaka verdi ne namaz kıldı. (Elmalı)

Fela saddeka ve lâ sallâ fakat o insan hakikati tasdik etmedi ve Allah’a yüzünü dönmedi ve lâ sallâ geldi bakınız? Namaz kınladı diye çevirmiyorum, çevirmemem daha doğru. Çünkü namazın, salât ın Kur’an da görüldüğü her yerde namaz karşılığının verilmesi, üstün körü bir anlayış. Çünkü salât çok manalı bir kelime, Kur’an da da çok manalı olarak kullanılır. Onun için tipik bir örneği burada geldi.

32-) Ve lâkin kezzebe ve tevellâ;

Fakat yalanladı ve yüz çevirdi! (A. Hulusi)

32 – Ve lâkin yalan dedi ve döndü. (Elmalı)

Ve lâkin kezzebe ve tevellâ .kezzebe vetevella nın zıddı, mukabili sadaka ve sallâ dır. sadaka kezzebenin zıddıdır. Nedir? Tasdik etti, yalanladı. Sallâ da tevellâ nın zıddırdır. Tevella sırtını döndü, sallâ Allah’a yüzünü döndü. Onun için Allah’a yüzünü dönmedi ve imanı, hakikati tasdik etmedi. Ne oldu? yalanladı ve Allah’a sırtını döndü.

33-) Sümme zehebe ila ehlihi yetemetta;

Sonra da (benlikle) gerine gerine ehline gitti. (A. Hulusi)

33 – Sonra da genneşe genneşe ehline gitti. (Elmalı)

Sümme zehebe ila ehlihi yetemetta sonra çalım satarak aşiretine sığındı, benim kabilem var dedi, kavmim var dedi.

34-) Evlâ leke feevlâ;

Gereklidir sana, gerekli! (A. Hulusi)

34 – Gerektir sana o belâ gerek. (Elmalı)

Evlâ leke feevlâ yazıklar olsun sana ey insan, yazıklar olsun. Öyle ha? Allah’tan kaçacağını sanıyorsun öyle mi? Kabilene, kavmine, aşiretine, taraftarlarına, hizbine, gücüne, silahına, parana, malına, evladına, ideolojine güveniyorsun öyle mi?

35-) Sümme evlâ leke feevlâ;

Evet, kesinlikle gereklidir sana gerekli! (A. Hulusi)

35 – Evet, gerektir sana o belâ gerek. (Elmalı)

Sümme evlâ leke feevlâ sonra bir daha yazıklar olsun sana ey insan, bir daha yazıklar olsun.

36-) Eyahsebul’İnsanu en yutreke süda;

İnsan, başıboş olarak bırakılacağını mı sanır? (A. Hulusi)

36 – Sanır mı insan muhmel bırakıla. (Elmalı)

Eyahsebul’İnsanu en yutreke süda ne yani şimdi insan başıboş bırakılacağını mı sanıyor. Allah’ın ipini başına dolayıp ta saldım çayıra diyeceğini mi zannediyor. Allah bir şah eser yaratsın da çayıra salsın öyle mi? Siz bir şah eser yapsanız götürür de çöpe mi atarsınız ki Allah atsın. Nasıl diyorsunuz bunu. Kendinize hakaret olmuyor mu, çelişki olmuyor mu? İnsan Allah’ın şah eseri, ahseni takvim. Ey insan başıboş bırakılmayacaksın, anlamlılık ve amaçlılığın yasası, yer çekimi yasasından önce vardı. Varlığın ilk yasası anlamlılık ve amaçlılık yasasıdır. Şu varlık içinde anlamsız ve amaçsız hiçbir şey yoktur. Yoksa sizi amaçsız yarattığımızı mı zannediyorsunuz buyuruyordu ya Kur’an. Hayır. Anlamsız yaratılmadı. Onun için anlamınız var ey insan, sizin anlamınız var, yaratılış amacınız var diyor.

37-) Elem yekü nutfeten min meniyyin yümna;

Dökülen meniden bir sperm değil miydi? (A. Hulusi)

37 – Değil miydi bir nutfe dökülen menîden? (Elmalı)

Elem yekü nutfeten min meniyyin yümna o insan bir zamanlar akıtılan bir damlacık sıvı değil miydi?

38-) Sümme kâne ‘alekaten fehaleka fesevva;

Sonra katılaşmış kanda genetik yapı oldu da; yarattı, tesviye etti (amacına göre programladı). (A. Hulusi)

38 – Sonra bir aleka, oldu derken biçimine koydu, derken tesviye etti de. (Elmalı)

Sümme kâne ‘alekaten fehaleka fesevva sonra bir parçacık pıhtı olmuş ve Allah şekil vermişti.

39-) Fece’ale minhüzzevceynizzekere vel’ünsâ;

Ondan iki eşi; erkek (bilinç – aktif yapı) ve dişiyi (beden – pasif – edilgen) (bilinç – beden) oluşturdu. (A. Hulusi)

39 – Yaptı ondan da iki eşi: erkek ve dişi. (Elmalı)

Fece’ale minhüzzevceynizzekere vel’ünsâ nihayet ondan erkek ve dişi eşler var etmiştir Allah. Yani basit bir sıvıdan başlayan süreç, öyle bir noktaya geldi ki, önce her canlı sudan yaratıldı ve ce’alna minelMai külle şey’in hayy. (Enbiya/30)sudan yaratılan canlılar içerisinde Kur’an ın başka bir ayetinde ifade buyrulduğu gibi 4 ayaklısı var, iki ayaklısı var, karnı üzerinde sürüneni var. Yani beşer de bunlar içinden biriydi. Bu canlı kategorilerinden birinin de adı beşerdi. Henüz ruh üflenmemiş ama can verilmişti. Can verilmeden önce beşerdi. Fakat can verilince melekler emrine amade oldu. İşte o can sayesinde öğrendi yani ruh üflenince öğrenme kabiliyeti kazandı. İrade kabiliyeti kazandı. Seçme kabiliyeti kazandı. Artık Allah’ın muhatabıydı. Artık vahyin muhatabıydı. Çünkü artık düşünebilen bir varlık oldu, işte o sayede beşer insan oldu. Onun için insan beşer doğar fakat insan olur. Olursa tabii. Olmazsa olmaz. Olmazsa insanlığı niye zayi ettin diye insanlığın hesabı sorulur ondan. Seni Allah insan görmek istedi, ama sen kendin beşer olmakta direndin. Neden? Denilir.

40-) Eleyse zâlike BiKadirin ‘alâ en yuhyiyel mevta;

İşte O (bunları yapan Allâh sistemi ve düzeni), ölüleri diriltmeye Kaadir değil midir? (A. Hulusi)

40 – O, ölüleri diriltmeye kadir değil mi? (Elmalı)

Eleyse zâlike BiKadirin ‘alâ en yuhyiyel mevta şu halde aynı Allah bir önceki ayetle beraber çevireyim. Ölüye hayat vermeye kadir değil midir? Ölüye de hayat vermeye de kadirdir. Dolayısıyla böyle bir Allah’ınız var, böyle bir Allah size vahiyle hayat veriyor, ölü canlara vahiyle hayat veriyor, ölü kalbi, ölü aklı vahiyle diriltiyor, diriltmek istiyor. Neden O’na teslim olmuyorsunuz. Rabbim vahiy ile dirilenlerden kılsın.

“Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

(İnsan suresine giriş)
Derken yeni bir surenin en azından girişini yapmak istiyorum. Çünkü bundan sonra ki tüm derslerimizde zaman çok önemli. Çünkü 10 yılını doldurmuş olan bu proje şu anda 200 derste Kur’an ın tamamının tefsirini bitirmek üzerine kurulmuş bir proje. Onun için tefsir dersimizin buradan müdavimi olan Kur’an dostlarımız bizim neden zaman problemi yaşadığımızı sanırım böylece, bu açıklama sayesinde anlamış olurlar.

BismillahirRahmanirRahıym

İnsan suresi, Kur’an ın, Mushaf’ın 76. suresi. Adı mahlukat ağacının tohumu, hem de meyvesi olan İnsan. Kur’an da insan diye bir surenin olması harika değil mi? İnsan. Allah bir sureyi insana ithaf etmiş. Ne muhteşem. Buhari de ki rivayet ilk ayetinin tamamıyla anıldığını gösteriyor surenin. Hel eta alel’İnsani hıyn (1) Emşac, dehr, Ğafaci, ebrar diye de anılmış suremiz.

Suremizin zamanı Mekki mi, Medeni mi olduğu konusunda ihtilaf edilmiş. İbn. Abbas, İbn. Ebi Talha, Katade, Mukatil Bin Süleyman Mekki dir demişler. Mücahit ve diğerleri ise Medeni dir, Medine de nazil oldu demişler. Delilleri ne peki Medine diyenlerin? 8. ayet. O ayette esiyran geçiyor. Esiyr. Bunu savaş esiri olarak almışlar savaş ta Medine de yapıldığına göre bu sure de Medenidir demişler ki, bizce asla isabetli bir görüş değil. Orada ki esiyr sadece savaş esiri diye niye alınsın, kaldı ki savaşlar sadece Medine de yapılmadı. Mü’minlerle kafirler arasında Mekke de bir savaş olmadı ama savaş öteden bir var, Mekke de öteden beri esiyr olarak ele alınıp köle edilmiş bir yığın insan var. Bunlar içinde sahabe de var. Dolayısıyla esiyr i Medine’ye hasretmenin hiçbir tutarlılığı yok. Onun için sure Mekki dir Üslubu bunu ele veriyor zaten. Zira peygamber Kıyame suresiyle insan suresini birlikte okuyor namazda. Demek ki bir arada gelmiş olmalılar ki Allah resulü bu iki sureyi birbirine arkadaş kılıyor.

Suremizin konusu insan. Adından da belli zaten. İnsan iradesinin belirleyiciliğini ele veriyor. Daha doğrusu bu surenin konusu, insanın iradeli bir varlık oluşu. İradesini kullanınca insanın insan oluşu. Beşer olmaktan insan olmaya terfi etmek için iradeyi kullanmanın şart oluşunu işliyor bu sure. Ne diyor?

İnna hedeynahussebiyle imma şakiren ve imma kefura. (3) biz onu, insanı yola soktuk, yönelttik. İsterse şükreder, isterse küfreder. Yani isterse iman eder, isterse küfreder. Buradan da iradeye vurguyu anlıyoruz.

[Ek bilgi; SURENİN KONUSU.

Sûrede insana kendisi tanıtılır, kendi değeri anlatılır. İnsan nedir, kim tarafından var kılınmıştır, ne için var kılınmıştır, niçin bu dünyada bulunmaktadır, varlık sebebi nedir, değeri nedir konusu ortaya konur. Eğer insan kendisini tanır, varlık sebebini bilir ve var edicisine karşı görevlerini yerine getirerek bir hayat yaşarsa, var edicisine şükre, kulluğa yönelirse âkıbetinin nasıl olacağı, aksine hareket ederse, yaratıcısına karşı nankörce bir tavır sergilerse sonunda neleri kaybedeceği ortaya konur. (Besâiru-l Kur’an – Ali Küçük)]

ResulAllah’ı inşa eden bir sure. 23 – 28. ayetler arası bunu gösteriyor. Yine iradeye atıfla başlayan sure aynı iradeye atıfla bitiyor. Ve ma teşâune illâ en yeşâAllâhu Rabbül’alemiyn (Tekviyr/29) Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz ayetinin ne manaya geldiğini bir önceki surede izah etmiştim. Allah sizin dilemenizi dilemiştir manasına.

Bu girizgâhtan sonra BismillahirRahmanirRahıym diyerek insan suresine giremiyoruz zira dersimizin vakti burada doldu. İnşaAllah bir sonraki derste girizgâh olmaksızın insan suresinin tefsirine gireceğiz. Allah ömür verir, nefesimiz yeterse.

Rabbim Hitamuhu misk buyurduğu gibi sonunu misk etsin ve inşaAllah 10 yıldan beri süren bu mübarek projenin Kul e’ûzü BirabbinNâs (Nas/1) ile sonuçlandığı günü bizlere göstersin.

“Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 25 Nisan 2014 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: