RSS

İslamoğlu Tef. Ders. NAZİ’AT SURESİ (01-46)(186-B)

22 May

231

{{“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”}}

 

Aziz dostlar surei celilemiz bittikten sonra şimdi Nazi’at suresine geçeceğiz. İnşaAllah Nazi’at suresinin tefsirini de bu derste işlemeye çalışacağız.

Nazi’at suresi, söküp çıkaranlar anlamına gelen adını, ilk ayetinden alıyor bir çok sure gibi. Mekki bir sure. ‘adiyat, Zari’at, Saffat, Mürselat ile beraber, ki beş suredir bunlar Mevsufsuz sıfatlarla başlayan bir sure. Mürselat suresini daha önce işlemiştik oradan hatırlayacaksınız mevsufsuz sıfatlarla başlamak ne demekti.

Hz. Osman tertibinde Nazi’at suresi Nebe’ ile İnfitar sureleri arasında yer alıyor. Buna itiraz etmek için elimizde hiçbir gerekçemiz yok. Dolayısıyla bu sureyi boykot döneminin hemen ardına, yani yaklaşık Mekke döneminin 9. yılına tarihlendirebiliriz.

Suremizin konusu ahiret. Her şeyin bir ruhu vardır değil mi. ama her şeyin. Bedenin bir ruhu var insanın bir ruhu var, peki hayatın ruhu nedir? Bu dünya hayatının ruhu nedir? Ahirettir. Bu dünya ahiretin cesedi, ahiret, bu dünyanın ruhudur. Ahireti olmayan bir dünya hayatı ruhsuz bir cesetten başka hiçbir şey değildir. İşte bu surenin konusu da budur. Benzerleri gibi vahye üstü kapalı atıfla başlar. Yani tüm mevsufsuz sıfatlarla gelen surelerin usulünde olduğu gibi bu da vahye atıfla başlar. Şimdi bu girizgâhtan sonra suremizi tefsire geçelim.

BismillahirRahmanirRahıym

Rahman, rahim olan Allah adına. Özünde merhametli, işinde merhametli Allah adına.

1-) Vennazi’ati ğarka;

Şiddetli güç (kuvvesi; Mars); (A. Hulusi)

01 – O daldırıp nez’ edenlere. (Elmalı)

Vennazi’ati ğarkan nasıl çevirsem diye tereddüt ediyorum, çünkü bu ayetlerin mevsufu yok. Sıfat var fakat mevsuf yok. Nitelenen yok. Niteleyen var. Şöyle çevirebilirim. Şahit olsun muhatabın yüreğine dalıp küfrü oradan söküp atan yiğitlere, veya ayetlere. Çünkü dalıp, çekip çıkarmak, söküp almak, söküp atmak manasına geliyor. Vennazi’ati ğarkan ğark ise; dalmak, içine dalmak, dibine kadar dalmak manasına geliyor. Dalıp çıkarmak ikisi birden, söküp atmak. Dalmak ve daldıktan sonra söküp çıkarmak.

Bu saydığım beş sure, mevsufsuz sıfatlarla gelen 5 surenin de vahye atıfla başladığı kanaatindeyim. Tıpkı Hurufu mukadda ile başlayan surelerin vahye atıfla başladığı gibi. Dolayısıyla dalıp çıkarılan nedir? O yok. Ama müfessirlerimiz farklı farklı şeyler söylemişler. İlk beş ayetin mevsufu yok. Meleklerdir demişler. Yıldızlardır diyenler olmuş. Ok atanlar diyenler olmuş. Kabzedilen ruhlar diyenler olmuş. İlk ikisini bir ayrı, son üçünü bir ayrı. İlk üçünü bir ayrı son ikisini bir ayrı, yani bir şeyle bir mevsufla tanımlayanlar olmuş.

Fakat şöyle bir itiraz yöneltilebilir bu yaklaşımlara. Kur’an meleklerin dişi tasavvur edilmesini reddeder. Oysa ki Vennazi’at ile kelime dişil gelmiş. Mevsufu da dişil olabilir mi? Gerçi Külli cem’in müennesûn; her cem’i, her çoğul müennestir kuralı gereği, burada çoğul olduğu için böyle gelmiş olabilir. Ama öyle olmaya da bilir doğrusu. Onun için yıldızlara ve ruhlara da müdebbir denilemez. Bu itiraz yerinde bir itiraz. Yıldızlar müdebbir olamaz, o zaman yıldızlar akıllı olmuş olurdu. Ruhlara da akıl ithaf edilemez. Yoksa ruhlara bizim hayatımıza müdahil oldukları gibi bir güç vehmetmek gerekir ki bu da Kur’an ın düşünce dünyasına aykırı.

O zaman tercihimiz yine vahiy yönündedir; dalıp çıkaran gazap ayetleri şahit olsun.

2-) Vennaşitati neşta;

Yumuşakça götüren (kuvve; Güneş), (A. Hulusi)

02 – Ve usulcacık çekenlere, (Elmalı)

Vennaşitati neşta müjde dolu bir umudu yaydıkça yayan rahmet ayetleri şahit olsun.

1. ayet gazap ayetlerine, 2. ayette rahmet ayetlerine, çünkü neşat; sevinç, müjde manasına gelir. yani sevinci yaydıkça yayan, müjdeyi yaydıkça yayan rahmet ayetleri, cennetle müjdeleyen ayetler.

3-) Vessabihati sebha;

(Yörüngelerinde) yüzüp yüzüp giden (kuvveler; Satürn – Jüpiter), (A. Hulusi)

03 – Ve yüzüp yüzüp gidenlere. (Elmalı)

Vessabihati sebhan ve o umutla hayat denizine açılıp yüzdükçe yüzen mü’minler şahit olsun.

Sebh; yüzme. Sabihat yüzenler. Dolayısıyla burada ki yüzme ne olabilir diye düşündüğümüzde bir mevsuf takdir etmek zorundayız. O mevsufu gazap ve rahmet ayetleri kendine geldikten sonra kendilerine gelen müjdeye iman edip, gazap ayetlerinin uyarısından da sakınan mü’minler kastediliyor olabilir. İşte onlardır hayat denizinde umutla yüzen.

4-) Fessabikati sebka;

Yarışıp öne geçen (kuvveler; Merkür – Venüs), (A. Hulusi)

04 – Derken yarışıp geçenlere. (Elmalı)

Fessabikati sebkan ve hayır yolunda birbiriyle yarışanlar şahit olsunlar.

5-) Felmüdebbirati emra;

Hükmü tedbir edenlere (açığa çıkaran kuvveler; AY), (Bu âyetlerin ‘yıldızlara işaret ettiği yorumu’ Hasan Basri ve İmam Razi’ye ait olup, paylaştığım anlayıştır. A.H.) (A. Hulusi)

05 – Derken bir emir çevirenlere kasem olsun ki (Kıyamet var). (Elmalı)

Felmüdebbirati emran derken onların peşinden işleri yoluna koyanlar, tedbir edenler müdebbirati emran işleri yerine koyanlar. Şahit olsun. Yani ilk mü’minlerin sanki fotoğrafı çekiliyor gibi bu ayetlerde. Ayetler iniyor, gazap ayetleri mü’minlerin yüreklerinde korku, rahmet ayetleri içlerinde müjde oluyor. Ve bu ayetlerin verdiği aşk ve şevkle mü’minler hayatın içine dalıyor, hayat denizinde başlıyorlar yüzmeye. Gayretle canla, başla çalışıyorlar. Küfre ve şirke karşı bir muazzam savaşa, mücadeleye, cihada girişiyorlar. Ve işleri en sonunda yoluna koyuyorlar. İş bölümü yapıyorlar, iş birliği yapıyorlar, Felmüdebbirati emran emri tebdir ediyorlar.

6-) Yevme tercüfurRacifetü;

O süreçte Racife (vefat sarsıntısı; zelzele) sarsar. (A. Hulusi)

06 – O gün ki sarsar râcife. (Elmalı)

Yevme tercüfurRacifeh yeminin cevabı burada geldi. İşte o gün yer yüzü şiddetli bir sarsıntıyla sarsılacak. Zımnen bunların her biri şahit olsun ki o gün yer yüzü şiddetli bir sarsıntıyla sarsılacak.

7-) Tetbe’uherRadifeh;

Onu Radife (bâ’s; yeni ruh bedenle yaşama başlayış) izler. (A. Hulusi)

07 – Onu velyeder o râdife. (Elmalı)

Tetbe’uherRadifeh artçı sarsıntılar birbirini izleyecek. Racife, radife birbirinin mukabili olsa gerek Kur’an ın üslubu gereği. Sürecin başlangıcını ve devamını ifade ediyor. Ne sürecinin? Elbette kıyamet sürecinin. Son saatin ayrıntılarını burada görüyoruz. Dolayısıyla Kur’an bizi yine uyarırken şu kâinatın bir ömrü var ey insan. Şu kainatın bir ömrü varsa sen ölümsüz olduğunu mu sanıyorsun. Dolayısıyla kâinatı Allah senin için, yeri göğü senin için, güneşi ayı senin için yarattı. Peki seni kim için yarattı. Bunu hiç mi düşünmüyorsun. Seni kendisi için yarattı. Bunu unutma zımni uyarısı var burada.

8 – ) Kulûbün yevmeizin vacifetun;

O süreçte (bazı) bilinçler şok olur! (A. Hulusi)

08 – Yürekler o gün oynar kaygıdan. (Elmalı)

Kulûbün yevmeizin vacifeh kalpler çarpılmış gibi titreyecek o gün. Sanki cereyana tutulmuş gibi.

9-) Ebsaruha haşi’ah;

Onların görüşleri şaşkın, eziktir! (A. Hulusi)

09 – Gözleri kalkmaz saygıdan. (Elmalı)

Ebsaruha haşi’ah onların gözleri yıkılmışçasına, bitmişçesine yan yatmıştır. Ya da bitmişliği temsil edecek gözleri, haşi’ah. Hani bitik, bitkin bir insanın görüntüsü olur ya. Şimdi ahirette artık her şeyini kaybetmiş, mutlak bir iflas ile iflas etmiş bir adamı gözümüzün önüne getirelim, bitmişliğini gözümüzün önüne getirelim, bu ayet onu söylüyor.

10-) Yekulune einna lemerdûdûne fiylhafireti;

Hâlâ diyorlar: “Gerçekten biz ilk hâlimize (toprak olduktan sonra hayata) geri döndürülür müyüz; bâ’s var mı?” (A. Hulusi)

10 – Diyorlar ki: biz, gerçek döndürülecek miyiz o hufre de. (Elmalı)

Yekulune einna lemerdûdûne fiylhafirah hala diyorlar ki ne yani şimdi biz yeniden eski halimize mi döndürüleceğiz. O zaman öyle diyecekler.

11-) Eizâ künna ‘ızamen nehıreh;

“Çürüyüp dağılmış kemikler olduğumuzda mı?” (A. Hulusi)

11 – Ya’ ufalanmış kemikler olduğumuz vaktı ha? (Elmalı)

Eizâ künna ‘ızamen nehıreh tamamen çürüyüp bir külçe kemik haline gelsek de yeniden mi dirileceğiz.

12-) Kalu tilke izen kerretun hasiretun;

“İşte bu, o takdirde (yaşamın devam etmesi) hüsranlı bir geri dönüştür” dediler. (A. Hulusi)

12 – O dediler: o halde hüsranlı bir dönüş. (Elmalı)

Kalu tilke izen kerretun hasirah ve ekliyorlar o zaman desene bu ikinci bir hüsran olacak. Tabii ki dalga geçer babda söylüyorlar bunu. Yani gır gır geçiyorlar. Desene bu ikinci hüsranımız olacak.

13-) Feinnema hiye zecretun vahıdetun;

Oysa o tek bir komuttur! (A. Hulusi)

13 – Fakat o zorlu bir kumandadır. (Elmalı)

Feinnema hiye zecretun vahıdeh ne ki o, Allah ile şaka olur mu? Allah söylüyorsa sadakallahul azıym; Allah doğruyu söyler. Ne ki o öldürten bir çığlık gibi tek vuruşla işi bitirecek. Allah tek vuruşla işi bitirecek.

14-) Feizâ hüm Bissahireh;

Bir de bakarsın ki onlar geniş alandadırlar! (A. Hulusi)

14 – Bakarsın uyanmışlar hepsi meydandadır. (Elmalı)

Feizâ hüm Bissahireh işte o zaman gözleri fal taşı gibi açılacak. O yılgın gözleri, o inkarcı gözleri, o aldırmayan gözleri, o hakikati görmeyen gözleri fal taşı gibi açılacak.

15-) Hel etake hadiysü Mûsa;

Musa’nın olayı sana ulaştı mı? (A. Hulusi)

15 – Geldi ye sana Musâ’nın kıssası? (Elmalı)

Hel etake hadiysü Mûsa şimdi bir girizgâh yaptı, bir giriş yaptı ve bize ahiretten sondan akıbetten, insanın ebedi istikbalinden bir manzara sundu. Bu dehşet manzarasıydı. Kıyametin, son saatin dehşet manzarası. Yerlerin göklerin ömrünün doluş manzarası bu.

Şimdi ise insanoğluna tarihten bir pencere açıyor ve bu pencereden Hz. Musa’yı seyrettiriyor. Tabii ki bu kıssa bir çok yerde anlatılır Musa ve Firavun kıssası. Ama burada anlatılan kıssa tamamen Hz. Musa ile ilgili. Demek ki ilk muhatap Allah resulüne bir teselli babında, aynı zamanda bir inşa babında bir anlatım bu. Hel etake hadiysü Mûsa kad etake hadiysü Mûsa. Hel ile başlayan tüm ayetleri böyle anlayabiliriz demiştim. Yani Musa’nın haberi sana geldi mi? Musa’nın haberi işte sana geldi.

16-) İz nadahu Rabbuhu BilVadilMukaddesi Tuva;

Hani Onun Rabbi Ona, (Bi-)mukaddes vadi Tuva’da hitap etti: (A. Hulusi)

16 – O vakit ki ona rabbi nidâ etmişti o mukaddes vadîde: Tuva da. (Elmalı)

İz nadahu Rabbuhu BilVadilMukaddesi Tuva hani ona rabbi nida etmişti mukaddes Tuva vadisinde. Ona rabbi nida etmişti, seslenmişti.

Mukaddes; ismi mef’ul, kutsal kılınmış demek. Zaten fail olarak hiç gelmez, hep mef’ul olarak gelir. Fail olarak nasıl gelsin ki, Allah’ın esmasından biridir Kuddus. ..Kuddûs’üs Selâm’ul Mu’min’ul Müheymin.. (Haşr/23) çünkü kutsallığı O koyar. O bir şeyi kutsal kılarsa o kutsaldır. Yoksa olmaz. Onun için mukaddes denilmiş. Bakınız, yani Allah’ın kutsal kıldığı, bir fail tarafından kutsallık yüklenmiş bir mef’ul. Kur’an da 3 yerde kullanılıyor ikisi Tuva vadisi için, birisi Filistin için, Ama Kur’an Filistin için aynı zamanda mübarekte kullanılıyor. Mekke ve havalisi için. Yine Filistin için de mübarekte kullanılıyor. Filistin için hem mübarek, hem mukaddes kullanıldığına göre. Demek ki bu ikisi birbirine yakın manalarla kullanılıyor. Bereketli ve Allah’ın kutsallık verdiği, mukaddes kıldığı vadi.

Vadi mukaddesliğini kendisinden almıyor, o vadide olan şeyden alıyor. Ne oldu orada? O vadide vahiy indi. Vahiy indiği yere bir mübareklik, bir bereket, bir mukaddeslik katıyor. Çünkü vahiy kutsal olandan neş’et ediyor. Ey insan sana inerse seni ne yapmaz zımni suali bunun içinde var. Onun kutsal kılmadığını kutsal ilan etmek Allah’tan rol çalmaktır. Bunu unutmamak lazım.

17-) İzheb ila fir’avne innehu tağâ;

“Git Firavun’a! Muhakkak ki o azgınlaştı!” (A. Hulusi)

17 – Haydi demişti git Firavuna da, çünkü o pek azdı. (Elmalı)

İzheb ila fir’avne innehu tağâ Musa’ya seslendik Tuva vadisinde. Dedik ki firavuna git, şüphesiz o haddini aştı, azdı, çığırından çıktı. Tam da tağa; tağalma; su taşınca çığırından çıkınca bu cümle kullanılır. Çığırından çıktı, haddini aştı firavun.

18-) Fekul hel leke ila en tezekkâ;

“De ki: Arınıp saflaşmaya ne dersin?” (A. Hulusi)

18 – De ki: ister misin temizlenesin? (Elmalı)

Fekul hel leke ila en tezekkâ ve ona de ki senin arınmaya gönlün var mı? Adam olmaya gönlün var mı? Yani sana öğüt versem sende öğüt alacak beni dinleyecek bir kulak var mı? Şu kibarlığa bakınız, davetçiye davet üslubu da öğretiliyor aynı zamanda. Davet eden Musa AS. davet edilen yer yüzünün süper güçlerinden biri olan Mısır’ın firavunu. hel leke ila en tezekkâ seni uyarsam benim uyarımı dinler misin?

19-) Ve ehdiyeke ila Rabbike fetahşâ;

“Seni Rabbine erdirmeme? (Azameti karşısında) haşyet duyarsın!” (A. Hulusi)

19 – Ve rabbine irşat edeyim de seni saygılanasın? (Elmalı)

Ve ehdiyeke ila Rabbike fetahşâ eğer cevabın evet ise ben seni doğru yola yönlendireceğim, sen de kendine çeki düzen vereceksin. Böyle biraz açılımlı çevireyim. Yani ben seni hidayet yoluna yönlendireceğim, sen de kendine çeki düzen verip Allah’a karşı saygılı olacaksın. Fetahşâ; Haşyet içinde olacaksın.

20-) Feerahul’ayetelkübra;

Derken ona büyük mucizeyi gösterdi! (A. Hulusi)

20 – Vardı ona o büyük mucizeyi de gösterdi. (Elmalı)

Feerahul’ayetelkübra ve ona Musa en büyük ayeti gösterdi. Yani mucizeyi gösterdi, büyük mucizeyi. Burada nübüvvet, yani peygamberlik belgesini gösterdi şeklinde anlayabiliriz. Her peygamberin bir peygamberlik belgesi vardır. Mucize budur ve Allah Resulünün peygamberlik belgesi Kur’an dır. Ne yaptı peki Firavun?

21-) Fekezzebe ve ‘asâ;

(Firavun) yalanladı ve isyan etti. (A. Hulusi)

21 – Fakat o tekzip etti, isyan etti. (Elmalı)

Fekezzebe ve ‘asâ yalanladı ve isyan etti. ‘asa yı eğer değnek gibi dümdüz durdu manasına alırsak; yalanladı ve diklendi. Değnek gibi, kazık gibi diklendi.

22-) Sümme edbere yes’â;

Sonra koşarak ardına döndü. (A. Hulusi)

22 – Sonra koşarak idbara gitti. (Elmalı)

Sümme edbere yes’â sonra hışımla bulunduğu yeri terk etti.

23-) Fehaşere fenâda;

Akabinde topladı, seslendi: (A. Hulusi)

23 – Derken mahşerini topladı da bağırdı: (Elmalı)

Fehaşere fenâda sonra adamlarını topladı başladı bağırıp çağırmaya. Taktik veriyor;

24-) Fekale ene Rabbukümül’a’lâ;

“Ben, sizin en âlâ Rabbinizim!” dedi. (Kadim Hakikat bilgisini elde eden Firavun, bunu şuurun sınırsız kuşatıcılığıyla tüm varlıkta müşahedesi yerine; bilincine yükleyerek bedenselliğine vermiş; bilinç varlığına tanrısallık vermiş ve bedenselliğinde dilediğini yapma noktasına yani nefs-i emmâre yaşamına düşmüştü. Bu yüzdendir ki Musa a.s. ona hakikat bilgisini aktarmak yerine, yani Allâh’a iman yerine, Rabb-ül âlemîn’e iman noktasına çekerek uyarı yapmıştı. Yani tüm varlıkta tedbir eden Esmâ mertebesine dikkatini çekerek hayalindeki vahdeti, bilinç – beden boyutunda yaşayarak birimselliğiyle sınırlamak yerine; şuur boyutunda tüm varlığa yaygın Esmâ mânâları çıkışına iman etmesini teklif etmişti. A.H.) (A. Hulusi)

24 – Benim en yüksek rabbiniz, dedi. (Elmalı)

Fekale ene Rabbuküm ve dedi ki ben sizin rabbinizim el ‘alâ en büyük benim. Mahsus böyle çevirdim Ben sizin en büyük rabbinizim şeklinde çevirmedim. Çünkü el ‘alâ sebebi nat olmalı burada. Sebebi nat olarak anlaşıldığında böyle çevirmek lazım. Çünkü Firavun da biliyordu ki gökleri ve yeri yaratan kendisi değil. Güneşi doğudan doğdurup, batıdan batıran kendisi değil. Bunu da itiraf ettiğini biz yine Kur’an dan öğreniyoruz. Dolayısıyla en büyük rabbin gökleri yaratan güneşin ve ayın rabbi olduğunu biliyordu. Fakat kendisi yer yüzünde bir numara olduğunu düşünüyordu.

Hatta göklerin ilahı göklere karışsın yere de beni memur kıldı ben karışırım kafasındaydı. Yani bir tür Allah’ın müdahil olmadığı alan fikrine inandığı için Firavunlaştı. Yani seküler mantığa saplandığı için firavunlaştı. Allah’ın müdahil olmadığı alan düşüncesi şirk düşüncesinden başka bir şey değildi. Firavunu firavun yapan da belki ta zihniyetinin arka planında buydu.

Bu firavun tarihsel olarak Hiksos hanedanı, -ki Hiksos hanedanı Hz. Yusuf’a görev veren hanedan- Çoban krallar manasına geliyor ve aslen Arap soyundan olan bir hanedan dı, Mısır’ın fatihleri olarak Mısır’a girdiler. Aslen Irak ve Suriye kökenlidirler. Dolayısıyla Hiksos hanedanı ile Hz. Yusuf arasında da bir köken birliği, Sami kök ailesine ait bir birlik söz konusuydu. Evet, o hanedan sürüldükten sonra, çıkarıldıktan sonra, yerine geçen kamosa hanedanı kendini; tanrının yer yüzünde ki simgesi olarak ilan etti., yani yaşayan tanrı. Eskiden firavunlar öldükten sonra tanrı ilan edilirdi, ama kamosa hanedanı döneminde ilk defa yaşayan tanrı ilan ettiler. Bu aslında ona bir atıf olsa gerek.

25-) Feehazehullahu nekâlel ‘ahıreti vel ûla;

Bunun üzerine Allâh, onu sonsuz yaşam boyutunun ve öndekinin (dünyanın) ibret verici azabı ile yakaladı. (A. Hulusi)

25 – Allah da onu tuttu sonuna önüne nekâl olmak üzere tenkîl ediverdi. (Elmalı)

Feehazehullahu nekâlel ‘ahıreti vel ûla dünya ve ahirete ibret olsun diye Allah onu enseledi. Bunun sonucunda Allah onu enseledi. Ehazehu; yakaladı. Niçin? Dünya ve ahirete ibret olsun diye.

26-) İnne fiy zâlike le’ıbreten limen yahşâ;

Muhakkak ki bunda haşyete ermiş kimseler için elbette bir ibret vardır! (A. Hulusi)

26 – Şüphesiz ki bunda bir ibret var, saygı duyacaklar için. (Elmalı)

İnne fiy zâlike le’ıbreten limen yahşâ hiç şüphe yok ki bunda Allah’a karşı sorumlu davrananlar için derin bir ibret vardır. ‘ıbre, ubur, geçit manasına gelir kökü. Yani bir geçitten geçeceksiniz düşünceyle, olayın arka planından bakacak ve satır aralarını ve satır arkalarını okuyarak sadece rabbim ne dedi değil, rabbim ne demek istedi bana diye soracağız. İşte bu ‘ıbret oluyor.

27-) Eentüm eşeddü halkan emisSema’* benâha;

Sizin yaratılışınız mı zorlu yoksa Semâ mı? (Ki Allâh) onu bina etti! (A. Hulusi)

27 – Siz mi daha çetinsiniz yaratılışça yoksa Semamı? O «Allah» onu bina etti. (Elmalı)

Eentüm eşeddü halkan emisSema’* benâha yaratılış açısından siz mi daha eşed siniz, yoksa gök kubbe mi. Eşed i klasik mealler gibi zor diye çevirmek kökten yanlış olur. Zira Allah için zor yok ki yaratışta. Allah için şunu yaratmak, bunu yaratmaktan daha zordur diye bir şey söylenemez ki. Eşed de zaten tek manası bu değil, daha sağlam manasına gelir. Aslında ilk manası budur, ana manası budur. Yani siz mi sağlamsınız, gökler mi sağlam. Hiç şüphesiz gökler sağlam. Çünkü insanoğlu yaşasa yaşasa 100 yıl kadar yaşar, göklerse milyarlarca yıldan beri duruyor. Onun için hangisi daha sağlam sualinin cevabını biliyoruz.

28-) Rafe’a semkeha fesevvaha;

Onun sınırlarını yükseltti de onu tesviye etti (işlevini yerine getireceği özelliklere göre oluşturdu)! (A. Hulusi)

28 – Boyuna irtifa’ verdi. Nizamına koydu. (Elmalı)

Rafe’a semkeha fesevvaha gök kubbeyi yükseltti ve dengeli bir iç düzene kavuşturdu. Fesevvaha. Hatta belki mahul kaleyhini yükledi, yaratılış amacı neyse onu da yükledi, programladı diye anlamakta mümkin. Tesviyenin bir manası da odur.

29-) Ve ağtaşe leyleha ve ahrece duhaha;

             Onun gecesini kararttı, onun gündüzünü aydınlattı. (A. Hulusi)

29 – Gecesini kararttı, kuşluğunu çıkardı. (Elmalı)

Ve ağtaşe leyleha ve ahrece duhaha onun gecesini karanlık ve gündüzünü de aydınlık yaptı.

30-) Vel’Arda ba’de zâlike dehaha;

İşte bundan sonra arzı yayıp döşedi. (A. Hulusi)

30 – Ondan sonra da arzı döşedi. (Elmalı)

Vel’Arda ba’de zâlike dehaha ve onun ardından yer yüzünü yuvarlatarak bir düzene koydu. Yuvarlatarak diye çevirim dehaha den dolayıdır. Aslında Şems/6 ayetinde ki tahâha ile burada ki dehaha; hem mahreç açısından, hem de mana açısından birbirine çok yakındır. Deve kuşu yumurtasıyla alakalıdır. Deve kuşu yumurtasında denmez deha, tâha. Ya neye denir? deve kuşu yumurtasının yerine yuvasına denir. Fakat zaten deve kuşu yumurtasının yuvası da deve kuşunun yumurtası şeklinde olur. Çünkü kumun içine yapıyor, yumurtayı bırakıyor, bıraktıktan sonra yumurta dışında ki sıvı salgıyla ve hayvanın üstünde oturma ağırlığıyla, hayvanın da nemiyle beraber zaten oraya tam yumurta gibi bir oyuk açılıyor. Yer yüzünün yuvarlaklığının tipik olarak ifadesidir ve mucizevi bir haberdir aynı zamanda.

Zaten Kur’an da felek kelimesinin geldiği ayetlere baktığımızda felekte dönen şeyler için, yuvarlak şeyler için, tedvir için kullanılır. Dolayısıyla bunlar hep birbirini teyit eden Kur’ani kavramlar. Onun için o zaman Batlamyus teorisi dünyada tek teori. Yani tüm uzay bilginleri düz bir tepsi gibi zannediyorlardı dünyayı, düz bir tepsi. Kur’an sa deve kuşu yumurtasının yuvasıyla açıklıyor. Yani yuvarlak olduğunu zımnen söylüyor.

31-) Ahrece minha mâeha ve mer’aha;

Ondan onun suyunu ve mer’asını çıkardı(ğı hâlde). (A. Hulusi)

31 – Ondan suyunu ve mer’asını çıkardı. (Elmalı)

Ahrece minha mâeha ve mer’aha yine orada ondan, oranın suyunu çıkardı ve beslenme kaynaklarını yarattı, var etti, çıkardı.

32-) Velcibale ersaha;

Dağlara gelince, onları demir atmış gibi dikip sâbitledi. (A. Hulusi)

32 – Ve dağlarını oturttu. (Elmalı)

Velcibale ersaha yine dağları sağlamca yerleştirdi.

[Ek bilgi; Yer küresinin teşekkülü kaba taslak şöyle düşünülüyor; Çok yüksek derecede ki bir sıcaklığın hüküm sürdüğü ve özellikle -kayaların erime halinde olduğu- merkezi bir tabakayı ihiva eden derin bir tabaka ile katı ve soğuk olan yer kabuğundan yani yüzey tabakasından meydana gelmektedir. Bu tabaka çok incedir yerin yarıçapı 6.000 km. den fazla olduğu halde, bu yüzey tabakası birkaç Km. ile birkaç on km. arasında bir kalınlık teşkil eder. Bu da yer kabuğunun ortalama olarak yer küresinin yarı çapının %1. i kadar bile olmadığı anlamına gelir.

Jeolojik olaylar işte –denilebilirse- bu ince deri üzerinde meydana gelmektedir. Bunların temelinde dağ silsilelerinin esası olan kıvrılmalar bulunur. Dağların oluşumuna jeolojide orogene’se (dağ oluşması denilir. Bu oluşum sürecinin büyük bir önemi vardır. Çünkü bir dağı meydana getirecek olan bir engebeye yer altında yer kabuğunun aynı oranda bir gömülmesi tekabül eder ki bu yere çakılmada, alt tabakada ona bir temel sağlar.

Kur’an ın dağlarla ilgili ifadeleri ve onların bir takım kıvrılma hadiselerinin sonucunda sabir bir şekilde yerine oturduklarına işaret eden ayetler çok önemlidir.

“Değil mi ki biz arzı bir döşek yaptık.” (Nebe’/6)

“Ve dağları birer kazık” (Nebe’/7).

Burada işaret olunan kazıklar (vedet in çoğulu evtad) çadırı yere tespit etmek için kullanılan kazıklardır. Çağdaş jeologlar yer kıvrımlarının onlarca km. ye varan değişik boyutlarda olan engebeler halinde yerleşmiş olduklarını bildirirler. Yer kabuğunun sağlamlığı da bu kıvrılma olayından ileri gelir.

(Maurıce Bucaılle – Kitab-ı Mukaddes, Kur’an ve bilim/268-270)]

33-) Meta’an leküm ve lien’amiküm;

Sizin ve en’amınızın (hayvanlar) yararlanması için. (A. Hulusi)

33 – Sizin ve davarlarınızın indifa’ı için. (Elmalı)

Meta’an leküm ve lien’amiküm siz ve hayvanlarınız için geçim yeri olsun diye böyle yaptık.

34-) Feizâ câetittammetülkübra;

Et Tammet’ül Kübra (karşı konulmaz olay – ölüm tadılıp yeni yaşam) başladığında. (A. Hulusi)

34 – Fakat geldiği vakit o «tâmmei Kübrâ»(Elmalı)

Feizâ câetittammetülkübra imdi, o muazzam olay gerçekleştiği zaman, yeniden kıyamete getirdi, son saate getirdi, büyük olaya getirdi. O muazzam olay gerçekleştiği zaman.

35-) Yevme yetezekkerul’İnsanu ma se’a;

O süreçte insan çalışmalarının getirisinin ne olacağını hatırlar! (A. Hulusi)

35 – O insanın neye koştuğunu anlayacağı gün. (Elmalı)

Yevme yetezekkerul’İnsanu ma se’a evet işte o gün insan neyin peşinden koştuğunu fena halde hatırlayacak, fakat hiçbir işe yaramayacak. Neyin peşinden yeldirdi, neyin peşinden ömrünü tüketti, saçlarını hangi değirmen de ağarttı, işte o zaman fark edecek. Eyvah..! diyecek ama iş işten geçmiş olacak.

36-) Ve burrizetilcahıymu limen yera;

Görüşü açılan (göz sınırlaması olmadan gören) için cehennem bâriz (apaçık) karşısındadır! (A. Hulusi)

36 – Ve Cahîm hortlatıldığı vakit, görür kimseler için. (Elmalı)

Ve burrizetilcahıymu limen yera cehennem, görme yeteneği olan herkesin gözüne sokulacak adeta burrizet; bariz olacak. Yani görme yeteneğine sahip herkesin gözüne gözüne sokulacak cehennem ben buradayım diye.

37-) Feemma men tağâ;

Azıp kural tanımayana, (A. Hulusi)

37 – Artık herkim azgınlık etmiş, (Elmalı)

Feemma men tağâ fakat tuğyan eden şu kimseye gelince, haddini aşan, tağutlaşan yani Allah’a baş kaldıran, Allah’a sana ihtiyacım yok havalarında olan, sırt dönen, firavunlaşan, Nemrutlaşan şu tip gelince.

38-) Ve aserelhayateddünya;

Dünya zevkleri için yaşamayı seçene gelince; (A. Hulusi)

38 – Dünya hayatı tercih eylemiş ise, (Elmalı)

Ve aserelhayateddünya ve dünya hayatının etkisiyle kendini kaybeden tipe. Devam ediyor;

39-) Feinnelcahıyme hiyel me’va;

Muhakkak ki yakıcı ortam mekânı olur! (A. Hulusi)

39 – Muhakkak Cahîmdir onun varacağı, (Elmalı)

Feinnelcahıyme hiyel me’va işte cehennemdir bu tiplerin son varacakları, varıp duracakları son durak cehennem olacaktır.

Firavunlaşmayı aslında dile getiriyor bu ayetler. Cehenneme götüren, firavunu firavun yapan şey nedir diye sorsanız ayetlerden cevabını alıyoruz. Bir- tuğyan, iki- dünyevileşmek. Bir haddini bilmeme, iki dünyevileşme. Hani efendimiz de Hubb-ud-dünya Re’sü Külli hatietin diyordu ya, dünya sevgisi tüm günahların, tüm yanlışların başıdır. Dünyevileşme de insanı firavun eden bir sürecin başlangıcı olarak geliyor.

40-) Ve emma men hafe mekame Rabbihi ve nehennefse ‘anilheva;

Rabbinin makamından korkan ve nefsini boş geçici sonsuzlukta hiçbir getirisi olmayan davranışlardan koruyana gelince; (A. Hulusi)

40 – Herkim de rabbinin makamından korkmuş ve nefsi hevadan nehy eylemiş ise. (Elmalı)

Ve emma men hafe mekame Rabbihi fakat rabbinin makamından korkan kimseye gelince. Aslında bu rabbinin sevgisini yitirmek korkusu. ve nehennefse ‘anilheva ve kendini nefsinin hevasından alıkoyan kimseye gelince. Nefsinin hevasına teslim olan değil, iç güdülerinin, bilinç altının, şehvetinin ayartmalarına karşı direnen kimse bu.

41-) Feinnelcennete hiyel me’va;

Muhakkak ki cennet, barınağın ta kendisidir. (A. Hulusi)

41 – Muhakkak Cennettir onun varacağı. (Elmalı)

Feinnelcennete hiyel me’va işte onların varacağı yerde cennet olacaktır.

Burada cennete götüren amellerde sayılıyor. Yukarıda tersi. Allah korkusu ve hevadan uzaklaşmak, yani keyfi yaşamdan uzaklaşma. Kendi kurallarını kendin değil, rabbine koydurma, rabbinin koyduğu kuralları uygulama.

42-) Yes’elûneke ‘anissa’ati eyyane mursaha;

Sana O Saat’ten soruyorlar: Onun gelip çatması ne zaman, diye. (A. Hulusi)

42 – Sana o saatten soruyorlar: ne zaman demir atması? (Elmalı)

Yes’elûneke ‘anissa’ati eyyane mursaha ey peygamber sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar.

43-) Fiyme ente min zikraha;

(Oysa) onun bilgisi sende ne arar! (A. Hulusi)

43 – Nerde senden onu anlatması? (Elmalı)

Fiyme ente min zikraha sen nerede onu bilmek nerede. Şöyle yaklaşık çeviriler yapabilirim. Sen onu nereden bileceksin, sen onu nasıl bilebilirsin ki falan. Ama inanın metin ne söylüyorsa ben mümkin olduğu kadar metnin aslına sadık kalarak hedef dile taşımaya çalışıyorum kaynak dili. Bize de düşen budur. Metnin aslına sadakattir, vahye sadakattir. Yumuşatmak bize düşmez. Yani bu konuda Kur’an ın üslubu keskinse ben onun içine yumuşatıcı katamam ki. O keskinliği verebildiğim oranda tercüme de başarılı olurum.

Sen kim onu bilmek kim diyorsa Kur’an ya bizim içimizden çıkan, peygamber olmadığı halde kıyametin vaktini hesaplamaya kalkanlara ne diyor. Aslında böyle ele almak lazım.

44-) İla Rabbike müntehaha;

Onun sonu rabbinedir. (A. Hulusi)

44 – Rabbinedir onun müntehası. (Elmalı)

İla Rabbike müntehaha onun nihai sınırı rabbine malumdur, sadece rabbine.

45-) İnnema ente munziru men yahşâha;

Sen ancak O’ndan haşyet duyan kimsenin uyarıcısısın! (A. Hulusi)

45 – Sen ancak bir münzirisin ondan haşyet duyacakların. (Elmalı)

İnnema ente munziru men yahşâha sen sadece onun azametinden korkanları uyarabilirsin. Sen sadece Allah’a yönelenleri uyarabilirsin. Sen sadece Allah’tan titreyenleri, Allah’ın azameti karşısında havf ve haşyet duyanları uyarabilirsin. Onlara faydalı olur. Çünkü Allah korkusu yüreğine düşmemiş insanları uyaramazsın.

46-) Keennehüm yevme yeravneha lem yelbesû illâ ‘aşiyyeten ev duhaha;

Onu gördükleri süreçte, sanki onlar (dünyada) hiç kalmamışlardır! Ancak bir Aşiyye (Güneş’in ufukta batma süresi) yahut onun battıktan sonraki kalan aydınlık süresi kadar dünyada yaşamış olduklarını sanırlar.(A. Hulusi)

46 – Onu görecekleri gün onlar, sanki bir akşam veya kuşluğundan başka durmamışa dönecekler. (Elmalı)

Keennehüm yevme yeravneha lem yelbesû illâ ‘aşiyyeten ev duhaha onlar, Allah’tan korkmayan, Allah’ı sevmeyen, Allah’a saygı duymayan, daha doğrusu kendisine saygı duymayan, Allah’ın açtığı bir kredi olduğu halde kendi kendini heba eden ve ihanet eden kimselerin sonu ne olacak.

Onlar bu hakikati gördükleri zaman sanki bu dünyada bir gece veya bir gündüzden, illâ ‘aşiyyeten ev duhaha, bir gece, ya da bir gündüzden fazla kalmamış gibi gelecek onlara.

Bu ilginç dostlar, vahiyden ve Allah’tan mahrum geçen bir ömür tek bir gece kadar bereketsiz diyor bu ayet.

Evet Nazi’at suresinin 46. ayeti olan son ayeti, Allahsız ve vahiysiz geçen bir ömür, bir tek gece kadar, ya da bir tek gündüz kadar bereketsiz diyor. Peki ya tersi? Tersi de diyor mu? Evet tersi de diyor. Allahlı ve vahiyli geçen bir gece;

İnnâ enzelnaHU fiy LeyletilKadr, Kadr/1)

Ve mâ edrake mâ LeyletülKadr, (Kadr/2)

Biz onu kadir gecesinde indirdik. Sen nereden bileceksin kadir gecesinin ne olduğunu.

LeyletülKadri hayrün min elfi şehr. (Kadr/3)

Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Otuz bin kat daha hayırlıdır. Ne demek bu? İçinde Allah olan ve vahiy olan bir gece ise bir ömre bedeldir. Çünkü bin ay 83 yıl eder. O zaman bu ayetle Kadr suresini birleştirdiğimizde çıkan sonuç şudur; Allah’sız ve vahiysiz bir ömür bir gece kadar bereketsiz, Allah’lı ve vahiyli bir gece bir ömre bedeldir.

Rabbim her gecemizi vahyin nazil olduğu gece kılsın inşallah.

Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

Allah doğru söyledi. Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 22 Mayıs 2014 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: