RSS

İslamoğlu Tef. Ders. İNFİTAR SURESİ (01-19)(188-A)

13 Haz

231

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn, Vessalâtü vesselâmü ‘alâ Muhammedin ve ‘ala ‘alihi, ve eshabihi ve ‘etba’ıhi ecmaiyn. Rabbeneftah bil hayr, vahtim bil hayr, Rabbi yessir ve lâ tüassir, Rabbi temmim bil hayr.

Rabbim hayır ile başlat, hayır ile tamamlat. Rabbim kolay kıl, güç kılma. Allahümme amin..!

Değerli Kur’an dostları bugün dersimize, ki 188. ders İnşaAllah. 10 yıldan beri süren görüntülü ve sesli tefsir projemizin sonuna geliyoruz. Herkes saçını bir yerde ağartır. Rabbim saçlarımızı güzellikler uğrunda ağartmayı nasip etsin. İnşaAllah biz de Kur’an a hizmet uğrunda ağartmış oluruz. Rabbim kabul buyursun.

Bugün İnfitar suresini, bu dersimizde işleyeceğiz İnşaAllah. İnfitar suresi mushafta 82. sure. Adını ilk ayetinden alıyor. Yolsuzluk yapanlar manasını verebilirim. İnfitar; bir çekirdeği yarıp içinde ki potansiyeli ortaya çıkarmak manasına geliyor. Zaten fa ta ra, çekirdeği yardı. Allah’ın esmasından biri de Fatır; yarıp çıkaran, var eden, yaratan manasına. Dolayısıyla İnfitar; mutavaat kipiyle gelmiş, yani yarılma emrini alıp, bu emre imtisal edip, boyun eğip, teslim olup yarıl emrine cevap vererek yeniden varlığın ortaya çıkması manasına geliyor. Ki İnfitar suresi zaten bize bu gerçeği ifade ediyor, bu hakikati ifade ediyor. Bu gaybi hakikati zaten bir başkası da bize veremez.

Bir önceki sure Tekviyr suresiydi, dürülüşü ifade ediyordu. Nefesi rahmaninin alınışına tekabül eden varlığın geldiği yere iadesi, varlığın geri bir tek noktaya dönüşü, rücu anlatılıyordu. Burada da adeta bir tek çekirdekte, bir tek noktada temerküz eden, geldiği yere geri dönen, hani Enbiya/104. ayetinde buyrulduğu gibi geldiği yere geri dönen;

Yevme natvis Semae ketayyis sicilli lilkütüb. (Enbiya/104) kitap sayfaları gibi, ruloları gibi ta başına geri dürülen, dürülerek geri doğduğu noktaya döndürülen varlık, İnfitar suresinde yeniden bir açılış, bir saçılış, bir ortaya çıkış ve bir yeniden oluş sürecine giriyor. Bize İnfitar suresi bunu veriyor.

Sure Mekkî. Hem mushafta, hem de nüzulde ilginç bir tevafuk ve tetabuk gereği 82. sırada bulunuyor. Hem iniş sıralamasında, hem de elimizde ki Mushaf sıralamasında. Hz. Osman’a nispet edilen ünlü nüzül tertibinde Nazi’ât suresi ile İnşikak suresi arasına denk geliyor. Ki boykot dönemi öncesi surelerinden sayabiliriz. Yani bu yaklaşık Mekke döneminin 5. veya 6. yılına tekabül edebilir.

Surenin konusu açık. Son saat, kıyamet ve tabii ki ahiret. Bize göre sure yeniden başlangıcı ifade ediyor. Ama klasik tefsirlerimizde kadiym müfessirlerimiz sureyi bir yıkılış suresi olarak okuma eğilimindeler. Fakat fakir bu eğilime katılmıyor. Bu sure bir önceki surenin tam zıddını ifade ediyor. Bir önceki sure aslına dönüşü, bir çekirdeğe dönüşü, bu sure ise bir çekirdekten yeniden kainatın oluşunu ifade ediyor. İnşaAllah birazdan ayet ayet göreceğimiz gibi.

Surenin zirve ayeti; Ya eyyühel’İnsanu ma ğarreke BiRabbikelkeriym (6) Elleziy halekake fesevvake fe’adelek (7) Fiy eyyi suretin ma şâe rekkebek (8) ey insan sana karşı bu kadar cömert olan rabbine bu gururun ne. Bu kadar neden mağrursun Allah’a karşı. Allah sana bu kadar cömertken sen Allah’a neden bu kadar hasissin. Kullukta neden cimrisin ey insan. Ki O seni yarattı, yaratmakla kalmadı sana yaratılış amacını ma hulika leh i,ni yükledi. Onunla da kalmadı seni bir dengeye bindirdi, yani duygu düşünce, eylem, fikir, ruh, beden. Madde mana, Dünya ahiret dengesine kavuşturdu. Muhteşem bir dengenin ifadesisin sen ey insan. Dolayısıyla bu kadar cömert olan rabbine karşı bu gururun ne? Diyen ayet surenin zirvesini teşkil eder ki 6. 7. 8. ayeti surenin.

Maksat belli. Hesap verilecek bir hayatı yaşamamız için ikaz ediliyoruz. Hesabı verebilecek, verilebilecek bir hayat yaşa ey insanoğlu. Ey insanoğlu Allah’ın sana açtığı krediyi; krediye aykırı alanlarda kullanma, sözleşme dışı kullanma. Allah’ın tabi caizse varlığın ve saadetin için açtığı krediyi gidip de Kumar masasında ütülme ey insanoğlu. Adeta mesaj bu. Şimdi surenin tefsirine geçebilirsiniz.

BismillahirRahmanirRahıym

Rahman rahiym olan Allah adına. Özünde merhametli, işinde merhametli Allah adına.

Surenin tefsirine geçmeden daha önceki derste söz verdiğim ve kıyametle ilgili, mahşerle ilgili, ahiretle ilgili, son saatle ilgili tüm Kur’an da ki surelerin, ayetlerin genel üslubu ve karakteristiğini veren ilkeler üzerine birkaç kelam etmek isterim.

Önümde bunlara dair bir kaç not tuttum. Kur’an ahiretle ilgili, son saatle ilgili, yani bizim için gayb olan, iman konusu olan bu mevzularla ilgili ayetlerde nasıl bir üslup kullanıyor sualinin cevabı olabilecek birkaç maddelik not. Onu sizinle paylaşmak isterim.

Ahiret, kıyamet ve son saatle ilgili surelerin lafızları, dehşet, hayret ve ilgi uyandıracak lafızlarla gelmiştir. Olayın büyüklüğünü ve dehşetini anlatmak için kullanılan lafızlardır bu konuda ki tüm ayetlerde kullanılan lafızlar.

1 – Şiddetlidirler. Mesela Ğaşiye; bürüyüp kaplayan. İnşikak; param parça olmak. İntisar; Yine toz duman olmak. Yani kül gibi savrulmak. Vakıa; müthiş olay, korkunç olay. Nebeil ‘Azıym; olay haber. Tabir caizse şok haber. Sanki göklerin bir manşeti var, bu manşette ebedi manşet. Yani eğer insanların yazdığı gazetelerde bir manşet varsa, göklerin haberinde de bir manşet var. Nebe’un Azıym; Şok haber. Nedir bu? Bir gün kıyametin kopacak ey insanoğlu,

Yine Sayha, çığlık. Hem de insanı çıldırtan bir çığlık. Racfe; sarsıntı, sarsıntıyla birlikte çığlık. Öyle bir deprem ki, insanlar içmeden sarhoş olacaklar. Hac suresinin girişinde olduğu gibi. Emzikli anneler bebelerini unutacaklar diyor. İşte böyle. Zelzele; inne zelzeletessaati şey’ün azıym. (Hac/1) diye başlar ya Hac suresi, işte son saatin zelzelesi. Öyle bir deprem ki, yeryüzünde ki 8 – 9 şiddetindeki insan yapılarını yerle bir eden depremlere benzemez. Bu deprem dağları yerle bir edecek, kıtaları yerinden oynatacak, belki yer yüzünü yörüngesinden söküp küçük bir top gibi fırlatacak uzaya. Belki yer yüzü kalbi dayanamayacak dünyanın ve patlayacak, uzaya dağılacak. İşte öyle bir deprem bu.

Ba’sera; içini boşaltmak, teba’suf; içini dışına çevirmek. Yine et taammeh; hızla dehşetli bir biçimde yayılan. Yani şiddetiyle bilinen kelimelerdir bir.

2 – Şeffaflık ve dakikliği ile bilinen kelimelerdir. Son saat, kıyamet ve Ahiret hakkında kullanılan kelimeler. Miskale zerretin; zerre miktarı. Adeta tozlu mamullerin teraziye yapışan miktarı. Veya güneş ışığı eve girdiğinde o ışığın içinde ki yüzen zerrecikler. hebâen münbessen (Vakı’a/6) Un ufak olmak manasına. Yine küçüklüğü, dakikliği, şeffaflığı ifade eder. Yine. kel ‘ıhnil menfûş (Ka’ria/5) Hallaç pamuğu gibi, yün gibi. Atılmış veya renkli yün. Bu ifade de şeffaflık ve dakikliği ifade eder. Yine kelferaşil mebsûs. (Ka’ria/4) Nedir? Uçuşan kelebekler. Kelebekte şeffaflığı, narinliği, nazeninliği ifade eder. Kanadına elimizi vurduğumuz zaman toza dönüşüverir. Yine es serab; Yoktu ama varmış gibi, çölde yansıyan suymuş gibi yansıyan bir yansıma. Ed Duhan; Duhan, yani duman. İşte bunun gibi kıyamet ve son saat hakkındaki kavramlar, birincisi şiddetli kavramlar, ikincisi de şeffaf ve dakik kavramlar.

Yine ikinci bir kural çıkarabiliyoruz son saat ve ahiret konusunda. Kur’an ahiret ve son saati naklettiği ayetlerinde olayı failine bina etmez. Ne yapar? Bunun yerine iki şey yapar; Ya meçhul fiille gelir, yani failini bildirmez. Faili meçhuldür. Ya da mutavaat kipiyle gelir. İşte İnfitar da olduğu gibi. İnfitar mutavaat kalıbıdır. Küvvirat meçhul kalıbıdır. Failini ya çok bilindiği için anmaz, ki faili çok iyi bilinen fiillerde fail kullanılmaz. Çünkü zihninize onun başka faili gelmez. Gökyüzünü dürecek başka kimdir ki. Yıldızları söndürecek başka kimdir ki, güneşi, karartacak başka kimdir ki. Yer yüzünü toz toprak gibi un ufak paramparça edecek başka kimdir ki. Denizleri kaynatacak başka kimdir ki Dağları yürütecek başka kimdir ki, gökleri çatır çatır çatlatacak başka kimdir ki, Kainatı bir tek zerreye kadar dürecek başka kimdir ki. Veya bir tek zerre gibi tohumdan yeniden bir alem çıkaracak başka kimdir ki. Failini söylemeye lüzum yok manasına gelir.

İkincisi de sen faile değil, burada fiile dikkat et. Asıl fiilden al dersini. Çünkü fiil bu kadar büyükse fail ne kadar büyük onu sen intikal yoluyla çıkar manasına gelir ki, burada onu görüyoruz. İzesSemâunşakkat. (İnşikak/1) bakınız Hukkat, Muddet. Hep mutavvat ve meçhul fiiller kullanılıyor. Zülzilet; Mechul fiil. Evet, Feizâ nüfiha.. (Mü’minun/101) bakınız meçhul kullanılmış. Huvviretil ard. Yine meçhul kullanılmış…dekketen vahıdeh. (Hakka/14) Yine meçhul kullanılmış. Feizennücûmu tumiset. (mürselat/8) meçhul kullanılmış. Yıldızlar söndürüldüğü zaman. Yine Ve izesSemâu furicet. (Mürselat/9) gök yarıldığı zaman. Meçhul kullanılmış. izeşŞemsü küvviret (Tekvin/1) meçhul kullanılmış. Döndürüldüğü sarıldığı dürüldüğü zaman. Yine; izelcibâlu süyyiret. (Tekviyr/3) Dağlar yürütüldüğü zaman. Meçhul kullanılmış. Fail yok. Yine Ve izel’ışaru ‘uttılet. (Tekviyr/4) 10 aylık hamile develer terk edildiği zaman. Meçhul kullanılmış Ikterabetis sa’ah. (Kamer/1) mutavvat için kullanılmış bakınız. Yine faili yok. Ama Mutavvat olduğu için bir failin etkisine tepki vermiş. İzesSemâunfetaret. (İnfitâr/1) yine mutavvat kipi kullanılmış. Fertekıb yevme te’tis Semau Bi duhanin mubiyn. (Duhan/10) burada da yine mutavvat kipi kullanılmış.

Dolayısıyla Kur’an da kıyamet son saat ve ahiret sahneleri hep ya meçhul ya da mutavaat kipinde gelmiş. Müfessirler failini takdir etmişler bunun Allah demişler. Gerekçe olarak ta fail bilindiği için demişler bir kısmı ki, onu biraz önce zikrettim.

Peki, buna biz ne diyeceğiz? Doğru diyeceğiz mi? Fakir daha farklı bir yaklaşıma sahip bu konuda. Eğer faili bilindiği için meçhul kiple gelmişse, faili daha iyi bilinen bir çok olay Kur’an da failiyle beraber gelmiştir. Mesela; …illâ HU* haliku külli şey’in.. (En’am/102) Allah her şeyin halıkıdır. Buna ne şüphe. Onun için her şeyin halıkı olduğu bilinmiyor muydu. Onun için Hulika gelemez miydi. Meçhul gelemez miydi. Yine ..halekasSemâvati vel’Ard. (Yasin/81) gökleri ve yeri O yarattı. Bu da hulika şeklinde gelemez miydi meçhul şeklinde. Yine; nezzelel Furkane alâ abdiHİ. (Furkan/1) Kur’an ı kulu üzerine O indirdi. İndiren belli zaten. Bu da nüzzile gelemez miydi meçhul olarak.. Bunun gibi bir çok örnek var. Demek ki tek sebep bu değil. Onun içinde faili çok bilindiği için izahı tek başına yetmiyor.

Peki ne sonuç çıkaracağız buradan?

1 – Ey insanoğlu kâinat Allah’ın koyduğu yasalara göre işliyor. Bu yasalar. bir başı olanın bir sonu da olduğu şeklindedir. Onun için kâinatın da bir ömrü vardır. Kâinat Allah’ın yasalarına uygun bir ömür sürsün de, sen Allah’ın yasalarından mı kaçasın. Veya Kâinat iradesiz olduğu halde Allah onlar için bir yasa koysunda, senin gibi mahlukatın şereflisi olan bir varlığa, insana yasa koymasın mı. Seni boşa mı yaratmış olsun. Anlamsız ve amaçsız mı olasın. Senin için yarattığı gökler için bir kanunu olsun da, gökleri senin için yarattığı, yani gökleri ve yerleri uğruna yarattığı insan için bir kanunu olmasın mı. Biz netice olarak aslında bu kiplemelerden, bu üsluptan, Üslubu-l Kur’an dan bu sonucu çıkarabiliriz. Neticede kıyamet ve son saatlerle ilgili ayetlerden alacağımız ibret şudur. Kıyamet ansızın kopacaktır. Bağdeten. Ansızın.

2 – Olaylar kevn ve fesat yasaları gereği kendi iç dinamiği ile gerçekleşecektir. Yani dışarıdan bir müdahaleye gerek yoktur. Kendi iç dinamiği ile, çünkü Allah onun yasasını ona yüklemiştir. Onunla gerçekleşecektir. Onun için meçhul ve mutavaat fiilleri ile gelir.

3 – Dışarıdan bir emir ve amire ihtiyaç duyulmayacaktır. Çünkü rabbimiz onun emrini daha baştan vermiştir.

4 – Sistem yaratılıştan almış olduğu emri kendisi uygulayacak, yani sistem aslında Müslüman dır. Güneş Müslüman olduğu için dürülecek. Gök Müslüman olduğu için yarılacak, ay Müslüman olduğu için kararacak, Denizler Müslüman olduğu için kaynayacaktır. Allah’ın emrine teslim olmuştur. Siz de o zaman Allah’ın emrine teslim olun demektir bu Allah’u alem. En doğrusunu Allah bilir. Şimdi suremizin tefsirine geçebiliriz.

BismillahirRahmanirRahıym

1-) İzesSemâunfetaret;

Semâ yarıldığında, (A. Hulusi)

01 – Semâ çatladığı vakit, (Elmalı)

İzesSemâunfetaret es sema, yani gök tekil geldiğinde uzay diye çevirebiliriz. Daha önce de vurgulamıştım. Uzay çatlayan bir çekirdek gibi çatladığında. Yani çatlayan bir çekirdekten çıkan filiz gibi yeniden yaratılmaya başladığında. Çünkü fetara; bir çekirdeğin ağaca dönüşmek için ucunu çatlatıp içinden filizin çıkmasına denir. Filiz çıktı, filiz çıkmak için çatladı aslında. Onun için Lillâhi Fatıris Semavati vel Ard. (Fatır/1) Allah göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Yani bir tohumdan, bir çekirdekten bir ağacın çıkması gibi gökleri ve yeri çıkarmıştır, yaratmıştır manasına gelir. Onun için burada yeniden yaratılışın bir tek tohumdan nasıl başladığı ifade edilmekte.

Tekviyr in zıddı olduğunu daha önce söylemiştim, bir önceki sure. Belki mushafta Tekviyr suresi ile İnfitar suresinin arka arkaya gelmesinin sebebi de budur. Hem mushafta, hem nüzül sıralamasında İnfitar suresinin yeri 82. sıradır. Belki bunun da sebebi budur. Dolayısıyla biz İnfitar ile Tekviyr’i, yani dürülüş ve açılışı rahmanın nefesinin alınış ve verilişi, daha doğrusu veriliş ve alınışı olarak göreceğiz.

2-) Ve izelkevakibünteseret;

Gezegenler saçılıp dağıldığında, (A. Hulusi)

02 – Ve Yıldızlar döküldüğü vakit, (Elmalı)

Ve izelkevakibünteseret gezegenler, kevket; nücumdan farklı olarak, necm den farklı olarak gezegenlere denir. gezegenler serpilip saçıldığında. Yani bu saçılma parçalanma ve yok olma değil başlangıç olarak tefsir ettik, bunu tercih etmiştik biz. Yani bu surenin son saat değil ilk saate tekabül ettiğini söylemiştik ki bu bizim tercihimiz ve yorumumuz. Bu yorum üzerinden diğer ayetleri de anlayacak olursak yıldızlar yeniden serpilmeye başlandığında. Yani oluş, kâinatın oluşu yeniden başladığında, daha yıldızlar bebek iken, alem bebek iken bu kâinat daha yeni doğmuş bir bebek iken.

3-) Ve izelbiharu fucciret;

Denizler kaynayıp fışkırtıldığında, (A. Hulusi)

03 – Ve denizler akıtıldığı vakit, (Elmalı)

Ve izelbiharu fucciret denizler yeniden yükselip kabardığında yani kâinat daha bebek, denizler yeni oluşuyor, yer yüzü bebek. Bebek yeryüzünde yeni yeni oluşuyor denizler.

[Ek bilgi; Kıyamet sahneleri açıklanırken daha evvel Tekvir suresinde “denizler kaynatıldığı zaman” ifadesi geçmişti. Burada ise denizlerin kıyamet günündeki durumu “denizler yarılıp akıtıldığı zaman” diye açıklanmaktadır. İki açıklamayı beraber değerlendirirsek, kıyamet anında oluşan depremler nedeniyle yerkabuğu altındaki magmanın denizleri kaynatacağı, denizlerin yarılıp yataklarından taşarak karaları kaplayacağı ve hayat diye bir şey bırakmayacağı anlaşılmaktadır.

Bu ayetlerde ifade edilen olaylar şu ayetlerde de bulunmaktadır;

Ve o gün gökyüzü bulutlar ile yarılır ve melekler ardı arkasına indirilir.

İşte o gün gerçek hükümranlık, Rahman’a özgüdür. Kâfirler için ise o, pek çetin bir gün olmuştur.

Ve o gün, o zalim kimse ellerini ısırarak; “Eyvah, keşke elçi ile beraber bir yol tutsaydım!

Eyvah, keşke falancayı izdaş edinmeseydim.

Hiç şüphesiz bana geldikten sonra, beni Zikir’den o saptırdı. Ve şeytan insan için bir rezil edenmiş!” der. (Furkan/25- 29)

Sûr’a bir tek üfleme üflendiği, yeryüzü ve dağlar yerlerinden kaldırılıp bir çarpışla birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman, işte o gün, “o olay” olmuştur. Ve gök yarılmıştır, artık o, o gün dayanaksızdır. Melekler onun (semanın) çevresindedirler. O gün Rabbinin Arşını da bunların fevkinde, Biten, (yok edilenlerin yerine getirilenler) taşır. (Hakka/16)

Sonra da gök yarılıp zeytinyağı gibi bir gül olduğu zaman… (Rahman/37)

Gökyüzü de açılıp kapı kapı oluvermiştir. Dağlar da yürütülüp serap oluvermiştir. (Nebe/19)

Gök bile onunla [o günün şiddeti ile] parçalanır. O’nun vaadi gerçekleşmiştir. (Müzzemmil/18)

Denizler kaynatıldığında… (Tekvir/6)(Hakkı yılmaz-Tebyinü-l Kur’an)]

4-) Ve izelkubûru bu’siret;

Ruhlar dünyalarından çıkartıldıklarında (evrensel gerçekliği fark ettiklerinde); (A. Hulusi)

04 – Ve kabirler deşildiği vakit, (Elmalı)

Ve izelkubûru bu’siret kabirler içini boşalttığında. Yeniden yaratılış, yani ba’sü ba’del- mevt; öldükten sonra diriliş. İman ettiğimiz o ölümden sonra diriliş. Allah’u alem mahşer başlıyor burada. kabirler içini boşalttığında mahşer başlıyor. Mahşer yeri yeniden düzenleniyor, rabbimiz haşr yerini yaratıyor yeniden.

5-) ‘Alimet nefsün ma kaddemet ve ahharet;

Her nefs takdim ettiği (yapıp önceden gönderdiği) ve tehir ettiği (yapmadığı, sonraya bıraktığı) şeyi bilmiştir. (A. Hulusi)

05 – Bilir bir nefis: nedir takdîm ettiği ve tehîr ettiği? (Elmalı)

‘Alimet nefsün ma kaddemet ve ahharet o zaman asıl bize öğüt olan tarafı burada, asıl söylemek istediği burada geldi. İşte o zaman insan, her can; nasıl çevireyim ma kaddemet ve ahharet i öncelediğini niçin öncelediğini, ertelediğini de niçin ertelediğini bilecek. Bu çeviri yüreğime tam oturdu. Evet, neyi öncelediğini, neyi ertelediğini, bunu da niçin yaptığını bilecek.

Öyle değil mi? Şimdi bir şeyleri önceliyoruz, dünyayı önceliyoruz. Elbiseyi önceliyoruz, yiyeceği önceliyoruz, midemizin gıdasını önceliyoruz da ruhumuzun gıdasını erteliyoruz. Bedenimizin örtüsünü önceliyoruz da, kalbimizin örtüsünü erteliyoruz. Bizim dünyada ki komşumuzu önceliyoruz da ahirette ki komşumuzu erteliyoruz. Dünyada ki hatırımızı ve şöhretimizi önceliyoruz da ahirette ki hatırımızı ve şöhretimizi erteliyoruz. Dünyayı önceliyor, ahireti erteliyoruz. Nefsi önceliyor, ruhu erteliyoruz. İç güdülere öncelik veriyoruz da bilince öncelik vermiyor ve erteliyoruz. Dünyamıza öncelik veriyoruz da dinimize öncelik vermiyoruz. Çocuğumuzun okuluna öncelik veriyoruz, statüsüne öncelik veriyoruz, çocuğumuzun istikbali adıyla dünyevi geleceğini kuruyoruz ve inşa ediyoruz da ahiret istikbalini erteliyoruz. Acıktığımızda, karnımızın acıktığı zamanı biliyoruz da, aklımız ve ruhumuz acıktığı zaman iplemiyoruz.

İşte neyi önceleyip neyi ertelediğini, daha doğrusu aslında öncelediklerinin öncelenmeye değer olmadığını, ertelediklerinin de ertelemeye gelmeyecek kadar önemli olduğunu insan işte o gün bilecek ama hiçbir yararı olmayacak. İş işten geçecek. Evet, bunu söylüyor aslında. Ve arkasından zirve ayet geliyor;

6-) Ya eyyühel’İnsanu ma ğarreke BiRabbikelkeriym;

Ey insan! Keriym olan Rabbine (Hakikatine, hakikatini bildiren bilgiye nankör olmaya) nasıl cüret ettin? (A. Hulusi)

06 – Ey insan! Ne mağrur etti seni o kerîm Rabbına? (Elmalı)

Ya eyyühel’İnsanu ma ğarreke BiRabbikelkeriym ey insanoğlu bu kadar cömert olan rabbine karşı seni böyle gururlandıran, müstağni kılan be? Ğarrake; gurur buradan geliyor. Aslında aldanıştır. Ğarrake, seni aldatan. Beni kim aldatıyor? Beni ben aldatıyorum. İnsanın en büyük aldanışı kendi kendisini aldatışıdır. Bir başkası bizi aldatırsa bunu fark ettiğimizde aldanmaktan kurtuluruz. Ama biz kendi kendimizi aldatırsak bundan nasıl kurtuluruz? Onun için insanoğlunun en tehlikeli aldanışı, kendisini aldatışıdır. En tehlikeli aldatma kendini aldatmadır.

İşte bu ayet, İnfitar suresinin 6. ayeti bu gerçeğe dikkat çekiyor. Kendinizi aldatmayın diyor. Kendinizi aldatırsınız zaten, Allah’ı aldatamazsınız. Rabbinize karşı neden bu kadar gururlusunuz. Rabbinize karşı oysa ki yer bağır olmanız lazım, secde halinde olmanız lazım. Çünkü varlığınızı O’na borçlusunuz. Her şeyinizi, aldığınız nefesi O’na borçlusunuz.

Zaten borcunuzu ödemediniz ki. Sizi, size emanet etmişti, onu ödemediniz. Borç borçla ödenmez ki. Yaşadığınız her an, aldığınız her nefes borç. Peki nasıl düşünüyorsunuz ödemeyi? Hayır. İşte din dıyn den gelir onun için. Din borçluluk bilincidir. Borçlu olduğunu itiraf et ey kulum, ödemiş sayacağım. Biz mesajı böyle alıyoruz.

Ey kulum; “Allah’ım sana borcum yok ki, sana ne borcum var deme, böyle der gibi yapma, bu anlama gelecek bir gurura girme, Ya rabbi her şeyimi sana borçluyum itirafında bulun ödemiş gibi üstünü çizeyim borcunun. Ne cömert rabbimiz var değil mi, keriym Allah’ımız var.

7-) Elleziy halekake fesevvake fe’adelek;

O ki seni yarattı (izhar etti), seni tesviye etti (beynini, bilincini ve ruhunu oluşturacak şekilde meydana getirdi), seni tam dengeli yaptı! (A. Hulusi)

07 – Ki seni yarattı, düzenine koydu, tenasüp ve itidal verdi. (Elmalı)

Elleziy halekake fesevvake fe’adelek bakın ikramına, okuyalım. Teker teker nasıl sayıyor bakınız. Ne ikram etmiş rabbimiz bize? Öncelikle bizi bize ikram etmiş. Biz O’nun bir ikramıymışız. Bizi bize zimmetlemiş, bizi yaratıp bize emanet etmiş. Elleziy halekake seni O yarattı, yaratmakla kalmadı fesevvak; seni tesviye etti, yani mâ hulika leh i, yükledi, yaratılış amacını da verdi. Amaçsız yaratmadı manası çıkar bundan bir. Anlamsız yaratmadı manası çıkar iki, senin için biçtiği amacı sana fıtrat olarak yükledi manası çıkar üç. Eğer O’nun yüklediği amaç ve anlamın dışında yaşarsan kendini anlamsız ve amaçsız zannedersen işte bu Allah’a karşı başkaldırı ve gurur anlamına gelir manası çıkar dört.

Dahası; fe’adelek, evfe’addelek iki şekilde de okunur. Şeddeli olarak ta okunur, şeddesiz olarak ta, mübalağa vezniyle de okunur. Yani seni ta’dil etti, adaletli bir biçimde yarattı. Biz bunu dengeli diye çeviriyoruz ve anlıyoruz. Duygu-düşünce dengesi koydu sana. Bir duygu dünyan var, bir düşünce dünyan var. Onun için duygularını da kirletmemeye çalış düşüncelerini de. Duygusal temizliğini de koru, düşünsel temizliğini de.

Yine; seni madde ve mana ile birleştirdi. Yani ruh, mana alemini temsil ediyorken, cesedin madde alemini temsil ediyor. Bu ikisini bir araya getirdi, sen iki alemin karıştığı noktada duruyorsun. Meracelbahreyni yeltekıyan. (Rahman/19) adeta iki denizin birleştiği noktada bulunuyorsun.

Yine; seni dünya ve ahiret için yarattı. Dünya senin tarlan, ahiret senin hasadın olacaktı. Yine; seni hem dünyaya hem de ahirete yönelik bir boyutla yarattı ki, hem burayı inşa edesin, hem orada mutlu olasın diye. Yani fe’adelek, evfe’addelek bu dengeyi ifade ediyor. sen bu dengeyi bozma ey insanoğlu. Yani bedenle ruh dengesini, madde ile mana dengesini, dünya ile ahiret dengesini bozma. Yani nerede ne kadar kalacaksan orada o kadar çalışmaktır dengeyi bozmamak. Dengeyi bozmamak; eşit davranmak değil. Dengeyi bozmamak herkese hakkını vermektir. Dünyaya dünya da kalacağın kadar, ahirete de ahirette kalacağın kadar hakkını vermektir.

[Ek bilgi; Şüphesiz insan, yapısı gerçekten güzel ve düzgün, özü itibariyle dengeli bir yaratıktır. İnsanın bünyesindeki yaratmanın Hayret verici güzellikleri onun anlama kapasitesinin çok üstündedir. İnsanın etrafında gördüğü her şeyden daha Hayret vericidir.

Bu güzellik, düzgünlük ve denge insanın hem bedensel yapısında, hem akli yapısında hem de ruhsal yapısında gözlenebilmektedir. Ve bütün bunlar insanın bünyesinde şahane bir güzellik ve düzgünlük içinde dizilmiştir, uyum içine girmiştir. (Seyyid Kutub- Fizilal’il Kur’an)]

8- ) Fiy eyyi suretin ma şâe rekkebek;

Hangi sûrette olmanı diledi ise öylece terkibini – bileşimini oluşturdu! (A. Hulusi)

08 – Dilediği her hangi bir surette terkîp etti. (Elmalı)

Fiy eyyi suretin ma şâe rekkebek yani burada parantez içi var olduğunu düşünebiliriz) Hangi surette dilemişse seni o surette terkip etti.

9-) Kellâ bel tükezzibune Biddiyn;

Hayır, (iş sandığınız gibi değil)! Bilakis dininizi (tâbi olduğunuz Sistem’i) yalanlıyorsunuz! (A. Hulusi)

09 – Hayır hayır, doğrusu siz dîni tekzip ediyor, cezaya inanmıyorsunuz. (Elmalı)

Kellâ şimdi iyi bak; şimdi burada dur. Sanki; Yoo..! burada dur ve düşün Allah’ın dediklerini Yani burada ki kellâ, aslında yukarıda ki 6. ayete atıf. Ya eyyühel’İnsanu ma ğarreke BiRabbikelkeriym ey insanoğlu bu kadar cömert olan rabbine karşı seni böyle müstağni kılan ve gururlandıran ne. Ayetinde, işte böyle bir Allah’a karşı gururlanılmaz. Kulluk yap, boyun eğ, yerlere kapan, rabbinin huzurunda secdeye eğil, O’na kayıtsız şartsız teslim ol deyince ey insan, bunun aksini yapamazsın. Bu kellâ nın altında bunlar var.

bel tükezzibune Biddiyn peki sen ne yapıyorsun ey insan, böyle yapacağın yerde, ne yapıyorsun? Bilakis o tip dini yalanlıyor, siz dini yalanlıyorsunuz. Yani hatta belki Biddiyn; deyn köküne eğer atfedersek; siz Allah’a borçlu olduğunuz gerçeğini yalanlıyorsunuz. Bu mana yüreğime daha çok yattı. Siz Allah’a borçlu olduğunuz gerçeğini yalanlıyorsunuz. Borcum yok diyorsanız, her şeyinizi borçlu olduğunuz birine, ondan nasıl davranmasını beklersiniz. Şu dârı dünyada bile ödenebilecek küçük borçlarımızı inkar ettiğimizde tepemize gök kubbeyi yıkıyorlar da, ya varlığımızı kendisine borçlu olduğumuz Allah’a olan borcumuzu inkar edersek ne olur ki? Ne oluruz? Allah korusun.

10-) Ve inne ‘aleyküm lehafizıyn;

Muhakkak ki (her düşüncenizi beyninizden ruhunuza) kaydediciler olduğu hâlde. (A. Hulusi)

10 – Halbuki üzerinizde hâfızlar var. (Elmalı)

Ve inne ‘aleyküm lehafizıyn hiç şüphe yok ki üzerinizde gözetleyip hafızaya kaydediciler olduğunda hiç şüphe yok. Yani bu konuda tereddüdünüz olmasın. Veya “vav” ı haliye olarak alırsak eğer; üzerinizde gözetleyip hafızaya kaydediciler olduğu halde dini yalanlıyorsunuz ha? Evet, böyle de anlayabiliriz. İki ayeti bir, ortada ki “vav” ı da hâl “vav” ı olarak görürsek. Yani her hareketiniz kaydediliyor, üzerinizde gözetleyiciler var. Böyle olduğu gerçeğine rağmen mi dini yalanlıyor veya Allah’a borçlu oldunuz gerçeğini, hakikatini yalanlıyorsunuz.

[Ek bilgi; Nörokuantoloji Notları;

Evren, esas yapısı itibariyle, tümüyle, sayısız manyetik dalgalardan oluşmuş bir kütledir ve her dalga boyunun kendine has orjinal bir mânâsı vardır.

Beyin ise orijini itibariyle bu dalga boylarındaki mânâları değerlendirecek bir alıcı, bir değerlendirici ve sayısız yeni mânâlar oluşturucu bir cihaz gibidir!. Ve bu beyin, elde ettiği tüm hâsılayı, ürettiği ruha yâni hologramik dalga bedene yüklemektedir!

Kişinin ölüm ötesi kapasitesi, bir diğer ifade ile mertebesi, derecesi, dünyada iken geliştirebildiği son beyin kapasitesi kadardır… (Ahmed Hulusi)]

11-) Kiramen katibiyn;

Kiramen Kâtibîn (muhteşem yazıcı kuvveler)! (A. Hulusi)

11 – Kiram kâtipler var. (Elmalı)

Kiramen katibiyn o kaydediciler, onlar kaliteli kaydediciler. Rahatlıkla böyle çevirebilirim, çünkü kâtibiyn; kaydediciler. Kiramen; keriym bir türün en iyisi manasına gelir. Türünün iyisine keriym denilir. Kiramen; Öyle bir kayıt ki bu en iyi kaydediciler. Yani aklımıza hemen, bugünün en iyi kaydedicileri neler? Kameralar. Ama bu günün kamerası ne ki, bunlar ahiret kamerası. Bunlar ahiret kamerası olan melekler. Yani Allah’ın sırf itaate ayarlı, emrine amade aletleri, varlıkları.

Ne yapıyorlar? Sadece ve sadece dış dünyamızı çekmiyorlar bu dünyada ki kameralar gibi. Bu gelişmiş kameraların en gelişmişi 3 boyutlu çekerler bizi. Ama bu kameralar 3.000 boyutlu, 300.000 boyutlu, 3.000.000 boyutlu. Bu kameralar sadece yüzümüzü çekiyor. Gülüyorsak güldüğümüzü, ağlıyorsak ağladığımızı gösteriyor. Fakat Allah’ın kaydedicileri, bu türünün en yüksek kaydedicileri yüreğimizi çekiyor. Bir şey yaparken yüreğimiz ne durumda, niyetimizi çekiyor. Bugün niyeti çeken kamera var mı dünyada. Böyle bir teknoloji var mı? Bu kamera bilinç altımızı çekiyor.

Namaz kılıyoruz, namaz kılarken aklımızda nereye gezmeye gittik, veya hanım lamı kavga ediyoruz veya ders mi çalışıyoruz, veya borç mu ödüyoruz, para mı sayıyoruz, veya maaşı mı denk getirmeye çalışıyoruz, veya mutfakta yemeği namazın içinde mi pişiriyoruz. Veya, veya, veya.. Evet onu da çekiyor. Ve; Kulum sen bedenini namaza bırakmışsın nereye gitmişsin böyle? Yani Allah eti kemiği ne tapsın da sen bedeni namaza bırakıp ta gitmişsin başka yerlere derse ne cevap vereceğiz.

Yine bilinç altımızı çekiyor, sevap işleriz diye işlemişiz. Dışardan öyle görünüyor, müthiş bir eylem. Herkesin alkışlayacağı. Ama bilinç altını görseler eğer herkes tükürür. Çünkü desinler diye yapmış. Hatta bambaşka beklentileri var. Alkışlanmak için yapmış, Allah bilsin diyememiş, Allah görüyor ya bu bana yeter diyememiş. İşte böyle bir kamera, böyle kayıt bu, müthiş bir kayıt. Türünün en ileri kaydı bu.

12-) Ya’lemune ma tef’alun;

Ne yaparsanız bilirler. (A. Hulusi)

12 – Her ne yaparsanız biliyorlar. (Elmalı)
Ya’lemune ma tef’alun yaptıklarınızı fark eden ve birer birer kaydeden kaydediciler.

13-) İnnel ‘ebrare lefiy na’ıym;

Muhakkak ki Ebrâr (iyiler), elbette Nimet cenneti içindedir. (A. Hulusi)

13 – Şüphesiz ki iyiler naîm içindedir. (Elmalı)

İnnel ‘ebrare lefiy na’ıym bu ilahi kaydın arkasından, ki efendimiz bu kaydın her an bilincinde olduğu için, her an kaydedildiğinin şuurunda olduğu için bu aleme, bu cihana sahip olmak için değil, şahit olmak ve şahit olunmak için geldiğimizin şuurunda olduğu için her halinde şahit ol ya rab tavrı içindeydi. Zaten bu tavrı söze döktüğü veda hutbelerinde de görüyoruz.

Allahümme feşhed diyordu; Rabbim şahit ol, rabbim şahit ol..! Yine bir dağa çıktığı zaman 2 rekat namaz kılıyor ve adına da şahadet namazı diyordu. Dağ şahit olsun. Hayatını şahit olarak yaşayan ve; fektübna ma’aş şahidiyn. (A.İmran/53) bizi şahitlerden yaz diyen mü’minler arasına katsın rabbim bizleri de inşaAllah. Burada da o.

Ve onun arkasından; İnnel ‘ebrare lefiy na’ıym eğer hayatı iyiliklere şahit olan ve hayatında ki iyiliklere şahit olunan biri ise o ebrardır. Yani iyiler arasına karışmıştır, ebrardandır. Onlar; lefiy na’ıym sonsuz nimetler diyarında olacaklar.

Bir iyilik El berru; iyi. Fıtrattaki iyiliği ahlak haline getirmiş insana denir. Hz. peygamber iyiyi nasıl tarif ediyor biliyor musunuz? Ya ResulAllah diyor bir sahabe, iyiliği ve kötülüğü nasıl anlarız. Efendimiz; Yaptığında içinde huzur ve sükun bulduğun şey birr dir diyor. Onu yaptığında içinde derin bir huzur, derin bir sükunet bulduğun şey Birr dir. Kötülük ise, sû’ ise onu yaptığında kalbini, içini huzursuz eden, darmadağın eden şeydir buyuruyor.

Demek ki aslında insan yaratılış olarak iyiyi ve kötüyü tanıyacak bir fıtratla yaratılmış. Tabii ki vicdanını öldürmemiş, vicdanının sesini bastırmamış, vicdanının üzerine küfür perdesini yaymamışsa.

14-) Ve innel fuccare lefiy cahıym;

Muhakkak ki füccar (kötüler, Hak’tan sapanlar), elbette Cahîm (ateş) içindedirler. (A. Hulusi)

14 – Ve şüphesiz ki fâcirler Cahîm içindedirler. (Elmalı)

Ve innel fuccare lefiy cahıym kötülüğü, günahı hayat tarzı, füccar. Facir değil, günahı ve kötülüğü hayat tarzı haline getirmiş her hücresine yedirmiş manasına gelir. Lefiy cahıym;İ Onlarda gözleri yuvalarından fırlatacak bir ateşte olacaklar.Cahıym in açılımı bu. Cahıym; Na’im in mukabili olarak görülüyor burada. Na’im e giren cahıymden kurtulacak, cahıyme giren Na’imden mahrum kalacak manasına gelir. Na’im gözü aydın eden nimet, Cahıym gözü yuvasından fırlatan dehşet manasına geliyor.

15-) Yaslevneha yevmeddiyn;

Din hükümlerinin yaşandığı süreçte yaslanırlar ona! (A. Hulusi)

15 – Din günü ona yaslanacaklardır. (Elmalı)

Yaslevneha yevmeddiyn O din gününde, hesap gününde oraya yaslanacak. Çok ilginçtir essalvü; ateşe yaslanmak manasına gelir. essalâ; namaz kılmak manasına gelir. Bakınız, dua etmek, ibadet etmek, davet etmek, çağırmak manasına gelir. İkisi de kökte destek manasına gelir. İkisinin de kök anlamı birdir. Suliyya; cehennemin isimlerinden biridir Kur’an da geçen onun için salleytülud örnek cümlesini verir lügatlar. Nedir? Değneği ateşe tutarak doğrulttum, fırınlayarak doğrulttum.

Aslında Salâtta doğrulmak demektir. Ekamessalâh; namazın doğrulması, aslında doğru olanı doğru kılmak demektir. Yani namazı aslına rücu ettiremek, ibadeti aslına rücu ettirmektir. Onun için essalvü aynı zamanda üzerinde dik durduğumuz, dik oturduğumuz oyluklara verilen isimdir. Yine bizi dik tutan omurgaya verilen isimdir. Yani insan bu sayede dik yürür. Onun için efendimiz destek manasına kullanmıştır. Essalâtü imadüddıyn; namaz dinin desteğidir, direğidir.

Bu aynı zamanda etimolojik köken tahlilidir, kelimenin kök tahlilidir. Yani bunlar neyi gösteriyor? Naçiz buradan yola çıkarak şu sonuca varıyorum; namazla dünyada doğrulmayan, cehennemde ateşle doğrulacak. Kökenleri bir olan bu iki kelime adeta manaları itibarıyla zıt köşelerde duruyorlar. Ey insan salât ile dünyada doğrul ki Allah seni cehennemde yoğun bakım ünitesinde doğrultmasın. Yoksa orada zorunlu olarak, mecburen doğrulursun. Oraya diker seni, ateşe diker manasına.

16-) Ve ma hüm ‘anha Biğâibiyn;

Onlar her an cehennemi müşahede eder hâldedirler! (A. Hulusi)

16 – Ve ondan gâbi olmayacaklardır. (Elmalı)

Ve ma hüm ‘anha Biğâibiyn oradan kurtulmaları asla mümkin olmayacak, kurtulma şansları yok.

17-) Ve ma edrake ma yevmüddiyn;

Bilir misin Din Günü’nü? (A. Hulusi)

17 – Ve bildin mi nedir din günü? (Elmalı)

Ve ma edrake ma yevmüddiyn sen din gününün ne olduğunu biliyor musun? Nereden bileceksin ki daha doğrusu. Din gününün ne olduğunu nasıl bileceksin ki. Yani burada dirayetle bilemezsin, düşünerek bilemezsin, fikir yolu ile bilemezsin, tefekkür yoluyla bilemezsin çünkü yer yüzünde onun bir karşılığı yok. Hesap gününü kıyaslayacağımız yer yüzünde bir durum yok ki o kelime ile izah edelim. O zaman rivayetle Allah’tan öğren.

18-) Sümme ma edrake ma yevmüddiyn;

Sonra, bilir misin Din Günü’nü? (A. Hulusi)

18 – Evet bildin mi nedir din günü? (Elmalı)

Sümme ma edrake ma yevmüddiyn sonra evet sen sahiden hesap gününün , deyn gününün, borç gününün ne olduğunu bilir misin?

19-) Yevme lâ temlikü nefsün linefsin şey’a* vel’emru yevmeizin Lillâh;

O süreçte kimse, kimse için hiçbir şey yapamaz! O süreçte hüküm Allâh’a aittir (birimin yapacak hiçbir şeyi yoktur, yalnızca yapılmışların sonuçları yaşanır)!(A. Hulusi)

19 – O gün ki kimse kimse için bir şey’e mâlik olmaz, emir o gün yalnız Allah’ındır. (Elmalı)

Yevme lâ temlikü nefsün linefsin şey’a o gün neymiş, o gün hiçbir insan bir başkasına asla fayda vermez, yarar sağlamaz, yardım edemez. Öyle bir gün. Ve o gün vel’emru yevmeizin Lillâh işte o gün tüm emir verme işi, yani talimat verme işi Allah’a mahsustur. Allah’tan başka kimse o gün talimat veremez ve kimse, kimsenin yardımına gelemez. Tüm şefaat anlayışları bu ayet ışığında yeniden tashih edilmelidir. Okuyalım Müddessir/48. ayetini;

Fema tenfe’uhüm şefa’atüşşafi’ıyn. (Müddessir/48) evet, onlara hiçbir şefaatçinin şefaati o gün onlara fayda sağlamaz.

Yine Zümer/44. ayetini okuyalım; Kul Lillâhiş şefa’atü cemiy’an (Zümer/44) şefaatin tamamı Allah’a mahsustur de.

Yine Sebe’/23. ayetini okuyalım; Ve lâ tenfa’uş şefa’atü ‘ındeHU illâ limen ezine leh. (Sebe’/23) Allah’ın izin verdiği kimse dışında hiç kimseye şefaat fayda vermez, hiç kimsenin şefaati fayda vermez. İki şekilde de anlaşılır. O zaman şefaatin gerçek sahibi Allah’tır. Şefaat birine kurtuluş karnesini, ödülünü vermektir. Rabbimiz o ödülü verendir. O ödülü ey falan zat kalk falana verdiğim kurtuluş ödülünü sen tevdi et buyurursa işte bu takdirde ona da şefaat etmiş olur, onu da ödüllendirmiş olur. Ama ödülü alan kimse eğer teşekkürü ödülün sahibi olan Allah’a değil de, ödülü kalk sen ver denilen kimseye yaparsa ödülün sahibini karıştırmış olur. Ödülün sahibine teşekkür etmek şarttır. İşte şefaat böyle anlaşılacak.

Sadakallahul azıym. Allah doğrusunu, hakikatini söyledi, en gerçeği Allah buyurdu diyoruz ve diğer suremize geçiyoruz.

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 13 Haziran 2014 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: