RSS

İslamoğlu Tef. Ders. MÜTAFFİFİN SURESİ (01-36)(188-B)

19 Haz

231

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

 

Mutaffifin suresi. Mutaffifin tatfif (Alırken dolgun, verirken eksik ölçmek.) mastarı aslında yolsuzluk yapanlar manasına geliyor. El mutaffifin. Tatfif; yolsuzluk diye çevirebiliriz. Aslında yontmak, kesmek. Tatfif; takfiğ dir, kısaltmak, kesmek. Hani nalıncı keseri diye bir tabir kullanılır ya Türkçede, kendine yontmak. Zaten sure de o gelecek kendine yontan mantığı ele alacak.

Surenin zamanı ihtilaflı, İbn. Mes’ud ve şakirtleri Mekke de indiğini söylüyorlar, İbn. Abbas ve şakirtleri Medine de indiğini söylüyorlar. Hatta bir üçüncü görüş daha var, onlar da Kelbî ve Cabir Bin Zeyd yolda, Mekke Medine arasında indiğini söylüyorlar. Ama surenin üslubuna, surenin belağatına, surenin konumuna ve konusuna baktığımızda Mekki surelerde ki özelliği görüyoruz. Dolayısıyla bu mutraffifin suresini Mekke de ki son sure olarak görmemizde hiçbir mahsur yok.

Surenin konusu yolsuzluğu ret. Bugünün dünyasının da en büyük problemlerinden biri olan yolsuzluğa ilişkin bir sure var Kur’an da. Çok ilginç değil mi. Yani yolsuzluk yapanlara ilişkin bir sure var Kur’anımızda demek ki yolsuzluk problemi insanoğlunun kadiym zaaflarından kaynaklanıyor ve tabi ki adalete davet emrediliyor surede, hesap günü uyarısı yapılıyor. Yani yolsuzluk yapanlar, sizin defterinizi Allah tutuyor. Yolsuzluğunuza yer yüzünde kılıf bulabilirsiniz da, Allah’a hesap gününde ne kılıf bulacaksınız. Bu sure aslında bunu söylüyor. Bu özetten sonra suremize geçelim.

[Ek bilgi; Medine’ye hicret edilince, orada da Yahudi tüccarları ticaret hilelerinde becerikli idiler. Ashabı kiram ticaret konularına İslâmî bir yaklaşımla el atınca, dürüst bir ticaret başladı. Piyasada güven sağladılar. Ekonomi ve para gücü giderek onların eline geçti. Artık ayet ve hadislerle yapılan yeni ekonomik düzenlemelerde, hilekarların güç kazanmasına imkan bırakılmıştı. Ayetlerde söyle buyrulur:
“Ölçüyü ve tartıyı adâletle yapın” (En’âm,152).

“Bir şeyi ölçerken tam ölçün, tartarken de doğru teraziyle tartın” (İsrâ,35).

Cenâb-ı Hak, ölçü ve tartıda hile yapmaları sebebiyle Şuayb peygamberin kavmini helak et-mistir. Âhirette karşılaşılabilecek sıkıntı için de; “Yoksa onlar, büyük bir gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?” buyrulur.

Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre; Hz. Peygamber bir gün pazar yerinden geçerken, elini bir zahire yığının içine sokmuş, alt kısmının ıslak olduğunu görünce sebebini sormuştur. Satıcının; yağan yağmurun ıslattığını söylemesi üzerine söyle buyurmuştur: “Bu ıslaklığı herkesin görmesi için zahirenin üzerine çıkarman gerekmez miydi? Hile yapan benden değildir” (Müslim, İman,164; Ebu Davud, Buyu,50) (Basâirü-lKur’an Ali Küçük)]

BismillahirRahmanirRahıym

Rahman, Rahıym olan. Özünde merhametli, fiilinde, ef’alinde, davranışında, yaratışında, muamelesinde merhametli Allah adına.

1-) Veylün lilmutaffifiyn;

Vay hâline ölçü ve tartıyı tam yapmayanların! (A. Hulusi)

01 – Veyl o mutaffifîne. (Elmalı)

Veylün lilmutaffifiyn yolsuzluk yapanlara yazıklar olsun, lanet olsun. Vay gele onların başına. Kendine yontanlara, haksızlık yapanlara eksik ölçüp tartanlara, yamuk ölçüp tartanlara, yamuk bir bakış açısıyla ölçüp tartanlara, yamuk bir akılla ölçüp tartanlara. Yamuk bir tasavvurla ölçüp tartanlara.

Neden geldik buraya? Çünkü burada ki mutaffifin maddi olana indirgenemeyecek kadar geneldir. Yani ille de fiili ölçülebilir ve tartılabilir, ticarette yapılan noksanlıklara ve ticarette yapılan yolsuzluklara hasredilemez, tahsis edilemez. Asıl yolsuzluk insanın zihnindedir. Çünkü zihnindeki kilo ve zihnindeki metre bozuksa, elindeki kilo ve elinde ki metrenin tam olması ne işe yarar. Zihninde ki bozukluğu eline yansıtır. En azından tartarken malı terziye hızlıca atar ki oradan 20 gr. 30 gr. Çalayım diye. Bu aslında ki zihindeki yamukluğun ele yansımasından başka nedir ki?

Ama ben en zararlı, en zarar verici yontmanın, yolsuzluğun, haksızlığın, yanlış ölçme ve tartmanın mallarda alınıp satılan emtiada olduğu kanaatinde değilim. Çünkü bizim şerefimiz, bizim değerimiz, bizim onurumuz, bizim haysiyetimiz, bizim paramızdan daha değerli olmalı. Öyle görmeliyiz.

Peki ya haysiyetimizi değerlendirirken haksızlık yapanlar? Ya şerefimize yönelik haksızlık yapanlar, yanlış tartanlar bizi değerlendirirken yanlış ve eksik ölçenler. Eksik teraziyi kullananlar, yamuk ölçenler. Cebimizdeki parayı çalmaları mı bizi daha üzer, yoksa onurumuzu ve şerefimizi çalmaya kalkmalarımı.

Demek ki Veylün lilmutaffifiyn nin kapsam alanı çok daha geniş, ticari olana indirgenemeyecek kadar geniş ve asıl bizce burada tasavvurda ki ve akılda ki yamukluğa dikkat çekiliyor. Çünkü içinde ki kilo ve metre 80 cm ise bir insanın eline 100 cm lik bir metre, bin gr.lık bir kilo verseniz de yamuk ölçer. Çünkü yamukluk içinde. İçindeki yamukluğu düzeltmeden elinde ki yamukluğu, içindeki yamukluğu düzeltmeden işindeki yamukluğu düzeltemezsiniz. İçindeki yamukluğu düzeltmeden terazisindeki yamukluğu düzeltemezsiniz. Tasavvurunda ki yamukluğu düzeltmeden ticaretindeki yamukluğu düzeltemezsiniz. İşte bu kapsam içerisinde anlarsak doğru anlamış oluruz.

2-) Elleziyne izektalu ‘alenNasi yestevfun;

Onlar ki, insanlardan haklarını tam ölçüyle alırlar da; (A. Hulusi)

02 – Ki nâs üzerinden kendilerine ölçtükleri zaman tam basarlar. (Elmalı)

Elleziyne izektalu ‘alenNasi yestevfun kendileri başkalarından alacaklar diyelim değil mi. ‘alennas İnsanlardan alacaklı oldukları zaman yestevfun isterler ki tam adalet yapsın, adilce versin, hiç noksansız versin hakkımızı isterler. İlginç bir tahlil değil mi? En hırsızını bile aldatılmayı arzu ederken göremezsiniz. Ama sen başkalarını aldatıyorsun? Hayır o herkesi aldatsın ama hiç kimse onu aldatmasın. Beni aldatsın, yar bana bir aldatıcı..! diye gezen duydunuz mu? Gördünüz mü? Var mı, olabilir mi öyle. En hırsızı, en soyguncusu, en üçkağıtçısı affedersiniz bile hayır aldanmak istemez. Hep aldatmak ister.

Neden? İşte fıtratın aslında Allah tarafından nakşedildiğinin bir göstergesi bu. Çünkü aldatmak kötüdür. Kimse kendisine kötülük yapılmasını istemez. İnsanoğlu fıtraten onun için iyidir, iyilik ister. İnsanoğlunun fıtraten kötü olduğunu ispatlamak için kendisine kötülük yapılmasını insanın istemesi lazım. Böyle bir tür bulduğumuzda insanoğlunun özü itibarıyla kötü olduğu sonucuna varabiliriz. Yoksa varamayız.

3-) Ve izâ kâlûhüm ev vezenuhüm yuhsirun;

Onların (hakkını vermeye gelince) ölçtüklerinde eksiltirler! (A. Hulusi)

03 – Onlara ölçtükleri veya tarttıkları vakit ise eksiltirler. (Elmalı)

Ve izâ kâlûhüm ev vezenuhüm yuhsirun fakat başkaları için ölçüp tarttıkları zaman hile yaparlar. Yuhsirun; azaltırlar, eksiltirler, sahtekarlık yaparlar. Nalıncı keseri gibi kendilerine yontarlar.

4-) Elâ yezunnu ülâike ennehüm meb’usûn;

Bunlar kendilerinin (ölümü tatmanın akabinde) bâ’s olunacaklarını zannetmiyor mu? (A. Hulusi)

04-5 – Zannetmez mi bunlar ki büyük bir gün için ba’s olunacaklar? (Elmalı)

Elâ yezunnu ülâike ennehüm meb’usûn dikkat, onlar, işte bu tipler diriltilmeyeceklerini mi zannediyorlar. Yan, bir daha yeniden diriltilmeyecekleri zannıyla mı böyle yapıyorlar. Buradan çıkardığımız şey nedir? Aslında şudur Bir insan ahirete iman etmiyorsa ancak başkalarını aldatma konusunda bu kadar iştahlı olabilir. Yine çıkardığımız sonuç şudur; Dünyada ki ahlaksızlık, üç kâğıt, soygun, vurgun, yolsuzlukların tamamının zemininde ahirete görür gibi bir imanın olmaması yatıyor. Yani bu meseleyi kökten çözmek istiyorsa insanoğlu, ahirete görür gibi iman etmeyi sağlamalı.

Evet, yaratan rabbimiz insanı biliyor, bildiği insanı da böyle bildiriyor. İnsan bize tefsir ediliyor. Burada tefsir edilen aslında ayet değil, ayetin tefsir ettiği insan. Allah’ın yarattığı insanı, Allah kelâmıyla tefsir ediyor. Çünkü Elâ ya’lemu men halâk. (Mülk/14) yaratan yarattığını bilmez mi. İşte böyle.

5-) Liyevmin ‘azıym;

Aziym bir süreç için. (A. Hulusi)

04-5 – Zannetmez mi bunlar ki büyük bir gün için ba’s olunacaklar? (Elmalı)
Liyevmin ‘azıym yani tekrar diriltilmeyeceğini mi zannediyor o, bu tip. Öyle bir gün ki Liyevmin ‘azıym dehşetli bir günde hesaba çekilmeyeceğini mi zannediyor. Veya dehşetli bir günde hesaba çekilmek için tekrar diriltilmeyeceği zannında mı bulunuyorlar. Evet,

6-) Yevme yekumunNasu liRabbil’alemiyn;

Rabb-ül âlemîn için insanların kıyam ettiği süreç! (A. Hulusi)

06 – O gün ki nâs rabbülâlemîn için kıyam edecekler. (Elmalı)

Yevme yekumunNasu liRabbil’alemiyn o gün insanlık, en Nas; insan türü, insan soyu Alemlerin rabbinin huzuruna çıkarılır. Yani Allah’ın huzuruna. Hakimi Allah olan bir mahkeme düşünün. Hakimi Allah, şahidi peygamberler ve sanığı insanoğlu. Böyle bir mahkemede delil karartmak ne mümkün. Böyle bir mahkeme de yalan şahit bulmak ne mümkün. Böyle bir mahkemede yalan söylemek ne mümkün. Elyevme nahtimü alâ efvahihim ve tükellimüna eydiyhim ve teşhedü ercülühüm Bimâ kânu yeksibûn. (Yasin/65) o gün ağızlarını bantlarız bize elleri konuşur, ayakları şahitlik yapar yaptıkları hakkında. Eliniz ayağınız sizin şahidiniz olduktan sonra siz nasıl hilafı hakikat beyanında bulunabilirsiniz ki. Elimiz bizi yalanlar o zaman. O zaman dilimiz bizi yalanlar. O zaman hücrelerimiz bizi yalanlar. Gözümüz, peki biz gözümüzü yalanlayabilecek miyiz? Gözüm yalan söylüyor ya rabbi, elim yalan söylüyor ya rabbi, ayağım yalan söylüyor ya rabbi. Bu mümkün mü? Evet, işte bunu hatırlatıyor.

7-) Kellâ inne Kitabel füccari lefiy sicciyn;

Hayır (asla)! Muhakkak ki füccar (Hak’tan sapanlar)’ın kayıtları elbette siccîn’dedir! (A. Hulusi)

07 – Hayır hayır: çünkü fâcirlerin yazısı siccîndedir. (Elmalı)

Kellâ Yo..! Burada dur. Artık yeter. Artık böyle yapmayın. Nalıncı keseri gibi kendinize yontmayın, yolsuzluk yapmayın. Hem insanlara tartarken, ölçerken insanların şeref ve haysiyetlerini, değerlerini kıymetlerini kıymetlendirirken, insanlar hakkında hüküm verirken. Hem mal melal satarken, yicaret yaparken, yani hangi konuda olursa olsun bir ölçme ve değerlendirme yapıyorsanız bunu adil olarak yapınız, zalimce yapmayın. Bu yeter artık bunu yapmayın.

inne Kitabel füccari lefiy sicciyn evet, ilginç bir noktaya getirdi. Günah bataklığına gömülenlerin kaydı sicciyn de arşivlenecek. inne Kitabel füccari lefiy sicciyn boğazına kadar günaha gömülmüş, füccar bu. Facirden daha öte bir şey. Fücur günah işlemek, facir günah işleyen. Ama füccar; günahı hayat tarzı haline getiren, yan hayatını günaha dönüştüren. İşte böyle birinin sicili, böyle birinin kaydı sicciynde olacak. Neymiş sicciyn?

8- ) Ve ma edrake ma sicciyn;

Siccîn’i (ne olduğunu) sana bildiren nedir? (A. Hulusi)

08 – Bildin mi siccîn nedir? (Elmalı)

Ve ma edrake ma sicciyn sen sicciyn in ne olduğunu nereden bileceksin. Yani dirayetle bilemezsin, Allah haber verecek sen bileceksin. O zaman ilahi rivayetle bil.

9-) Kitabun merkum;

Merkum (silinmesi {İngilizce’de; erase} sözkonusu olmayan) bir kayıttır! (A. Hulusi)

09 – Terkıym olunmuş bir kitab. (Elmalı)

Kitabun merkum o sayısal değerlerle korunmuş bir kayıttır. Daha güzel çevirecek kelimeler bulamıyorum. Kitabun merkum Kitap, kayıt. Eşyanın kayıt tabiatını ifade eder. Merkum; rakamlanmış, sayısal değerlerle korunmuş bir kayıttır. Nasıl anlarsanız anlayın, ama bu ayeti anlama konusunda bu çağın insanı geçmiş çağların tümünün insanından daha şanslı olduğu bir gerçek, şimdi çok daha kolay anlayabiliriz. Sayısal değerlerle kayıtların yapıldığı, her türlü kaydın korunduğu, arşivlendiği günümüz dünyasında bu ayeti; tarihte ki herkesten daha iyi anlayabilecek bir konumda olduğumuz konusunda şahsen bu acizin bir tereddüdü yok.

10-) Veylün yevmeizin lilmükezzibiyn;

O süreçte (Sünnetullâh’ı) yalanlayanların vay hâline! (A. Hulusi)

10 – Veyl o gün o yalan diyenlere. (Elmalı)

Veylün yevmeizin lilmükezzibiyn veyl olsun, yazıklar olsun, vay gele o gün yalanlayın başına. Yani benim sicilim tutulmaz canım, veya benim kaydımı bir biçimde sildiririm. Veya adamını bulurum oradaki kaydı temizletirim. Veya gider sahte bir temiz kâğıdı alırım, veya bir biçimde bir kayırıcı bulur yine de işi kurtarırım. Burada zaten kurtarıyoruz orada da birilerini buluruz, yani rüşvet veririm (haşa). Bir önceki surenin sonunu hatırlayalım.

11-) Elleziyne yükezzibune Biyevmiddiyn;

Ki onlar, Din (yapılanların otomatik sonucunun yaşanacağı) süreçlerini yalanlarlar! (A. Hulusi)

11 – O dîn gününü tekzip edenlere. (Elmalı)

Elleziyne yükezzibune Biyevmiddiyn Onlar din gününü yalanlıyorlar, yani hesap günü. Din günü hesap günüdür, hesap gününü yalanlıyorlar.

12-) Ve ma yükezzibu Bihi illâ küllü mu’tedin esiym;

Onu yaşayacağını yalnızca her haddi aşan suçlular yalanlar! (A. Hulusi)

12 – Ki onu ancak her bir haddini aşkın, günaha düşkün, tekzip eder. (Elmalı)

Ve ma yükezzibu Bihi illâ küllü mu’tedin esiym ancak haddi aşan günahkârlar yalanlarlar din gününü. Onlardan başka kimse hesap gününü yalanlamaz. Demek ki günaha gömülüp gidince mahkemeyi yalanlamaktan başka çıkar yolu kalmıyor. Adamın hayatı suç olmuş. Düşünsenize böyle bir insana mahkemeyi sever misin diyorsunuz. Alacağınız cevap belli değil mi? Ömrü suç olmuş biri hiç mahkemeyi, hakimi, adaleti sever mi? Yani böyle bir insana adaleti istemez misin diyorsunuz. İstemez. Adalet olması halinde ömrü gider onun. Çünkü Adalet istemesi halinde önce kendi yakasına yapışır.

Dolayısıyla bu tipi ele veriyor. Onun için düşünün günaha gömülmüş bir toplumun içinde adalet gerçekleşir mi? Kur’an bize bunu söylüyor. Eğer adaletin yer yüzünde adaleti ikame etmek istiyorsanız, adil bir dünya kurmak istiyorsanız önce günahı engelleyin, insanı günahkar olmaktan çıkarın, insanın günahının önüne engeller koyun. İnsanı günahının içine gömülmekten kurtarın diyor, hala anlamıyor muyuz. Dinin amacı bu, peygamberlerin amacı bu, vahiylerin amacı bu. Yani yer yüzünde adil bir hayatı kurmamızı temin için olmazsa olmaz şartları bize sunmak ve nasıl yapacağımız konusunda bize yol göstermek, rehberlik yapmak.

13-) İzâ tutlâ aleyhi ayatuNA kale esatıyrul’evveliyn;

Ona işaretlerimiz bildirildiğinde: “Evvelkilerin efsaneleri” dedi! (A. Hulusi)

13 – Karşısında âyetlerimiz okunurken evvelkilerin esatîri dedi. (Elmalı)

İzâ tutlâ aleyhi ayatuNA kale esatıyrul’evveliyn bu tip, kendisine ayetlerimiz okunduğunda der ki; eskilerin masalları, eskilerin efsaneleri der. Aslında Kur’an da geldiği 9 yerde esatıyrul’evveliyn eskilerin masalları, efsanevi masallar. Esatıyrul; usture; efsane, eskilerin efsaneleri ifadesinin 9 yerde geldiği her yerde mutlaka bağlamda ahiret vardır. Demek ki yeniden dirilişe bu sözü eden adamlar yeniden dirilmeye eskilerin masalları olarak bakıyorlar.

Aslında bakıyorlardı diyebilir miyiz? Hayır. Bu günün günahkârları, günaha gömülüp gidenler, günahkâr bir hayatın içinden kendine pay çıkaranlar, onun içinde ilkeli yaşamaya düşman olanlar, sınırlara düşman olanlar, İslam’ın emirlerine düşman olanlar, Allah’ın dinine düşman olanlar, Allah’ın nebisine ve vahye düşman olanlar işte böyle bir hayat istiyorlar. Böyle düşünüyorlar. Bugünküler de aynı düşünüyorlar. Yani kadıym cahiliye ile modern cahiliye arasında bir şey fark etmiyor. Kendi günahlarını serbestçe yaşamak için yer yüzünün günaha gömülmesini istiyorlar. Eğer içinde yaşadıkları toplumda sevap işleyenler çoğalır, günah işleyenler azalırsa rahatlıkla mel’anet karıştıramayacaklarını düşünüyorlar. Yumurtalarını pişirmek için memleketi yakan tiplere benziyorlar.

Düşünün, sigaramı yakayım diye dünyayı tutuşturan bir çılgını düşünün. Bu ondan az bir çılgınlık değil, evet. Zaten ayet tam da o yerine gelmiş söylüyor.

14-) Kellâ bel rane ‘alâ kulûbihim ma kânu yeksibun;

Hayır (asla)! Aksine yaptıklarının getirileri onların şuurlarını (bir pas gibi) örtmüştür. (A. Hulusi)

14 – Hayır hayır: fakat onların kazançları kalplerinin üzerine pas bağlamıştır. (Elmalı)

Kellâ Yo..! bu tipin başka bir izahı yok. Bu tip bu noktaya kolay kolay gelmez. Yani sırf ben günah işleyeyim diye memleketi günahkârlar tarafından yönetilmesini, sırf ben günah işleyeyim diye kanunların günah işlemeyi teşvik etmesini, sırf ben günah işleyeyim diye günahın caddelere ve sokaklara hakim olmasını, sırf benim günahıma zeval gelmesin diye herkesin günahkâr olmasını isteyen bu tipin problemi nerede biliyor musunuz diyor Kur’an.

bel rane ‘alâ kulûbihim ma kânu yeksibun onların kalpleri günahtan dolayı pas bağlamıştır. Evet, Kalplerini, kazandıkları, boydan boya, baştan başa pas bağlatmıştır, simsiyah olmuştur.

Efendimiz sanki bu ayeti açıklama sadedinde; “her günah siyah bir noktadır buyururlar. Kalp ise sırça bir aynaya benzer. Günah noktası o aynaya düşer, çoğaldıkça kalp kararır ve en sonunda kalp kapkara olur. İşte buna kasvetül kalp diyor Kur’an. Kalp kararması. Nedir bu? sonuç? Kalp ölümü. Bu kalbin ölümü kan pompasının ölümüne benzemez. Kan pompası ölürse biz dünyada ki hayatımızı kaybederiz. Ama bu kalp ölürse imanımızı, yani ahirette ki ebedi hayatımızı kaybederiz.

İşte problem burada, onun için yürekte deterjanı nedir Kur’an bize onu sunuyor. Yani yüreğe dökülmüş günah kirlerini nasıl arındırırız. Allah’tan başka bu sualin cevabını alacağımız bir kapı yok. İşte Kur’an bize bu formülü sunuyor.

15-) Kellâ innehüm ‘an Rabbihim yevmeizin lemahcubun;

Hayır! Muhakkak ki onlar, o gün, elbette Rablerinden perdelidirler! (A. Hulusi)

15 – Hayır hayır: muhakkak ki onlar o gün rablerinden hicap da kalacaklar. (Elmalı)

Kellâ Yo..! hayır, burada durun, bu çok önemli bir mesele. innehüm ‘an Rabbihim yevmeizin lemahcubun elbet onlar bir gün rablerinden mahrum kalacaklar, mahcup olacaklar. Yani Türkçede ki mahcup aslında örtülme manasına gelir. Belki mahcubiyette de bir oradan telmih vardır. Allah’a karşı mahcup olmak, ama perdelenmek, Allah’tan mahrum kalmak manasına gelir kelime anlamıyla. Allah’tan mahrum kalan neye sahiptir ki, Allah’ın yok; neyin var? Allah’ın var; neye muhtaçsın. Allah’tan mahrum kaldıktan sonra bir insan neye sahip olur ki.

Düşünün yer yüzünde şöyle bir şey gelse Allah göstermesin; sevdiğimizin veya bizim başımıza. Tüm çocukların, eşin, annen, baban, akrabayı taallukatını taşıyan otobüs kaza yaptı ve sağ kurtulan olmadı haberi gelse. Yani kaybettin tüm yakınlarını. Dün; evlat, kız, oğlan, eş, anne, baba sahibi idin, bir gün sonra hiç birine sahip değilsin artık. Kaybettin. O anda elimize çakmak çaksalar duyar mıyız acının yoğunluğundan.

Ahireti düşünün; İnsan anne babasından kaçacak, öyle bir yer. Mahşeri düşünün. Allah’tan başka dost yok, herkes canı derdine düşmüş, herkes kendi hesabını vermenin peşinde. Peygamberler bile nefsiy, nefsiy diye koşuyorlar.

İşte öyle bir anda Allah’ı kaybettin. Allahuekber..! İnsan ne olur? yevmeizin lemahcubun odur işte. Allah’tan mahrum kalacaklar onlar.

16-) Sümme innehüm lesalulcahıym;

Sonra, muhakkak ki onlar ateşe gireceklerdir. (A. Hulusi)

16 – Sonra onlar muhakkak Cahîme yaslanacaklar. (Elmalı)

Sümme innehüm lesalulcahıym sonra onların gözleri fal taşı gibi açılacak. Daha doğrusu gözleri fal taşı gibi açan bir ateşe sokulacaklar. Cahıym; El aynül Cahme’; Pörtlek göze denir. gözü yuvasından fırlatan bir ateş. Nasıl bir ateşse. Öyle bir cazibesi var ki ateşin, öyle bir dehşeti var ki, gözünüz o ateşi görmeye dayanamıyor. Ya yuvasından geri kaçıyor arkaya, ya da fırlayıp gidiyor, patlıyor. Böyle bir ateş.

17-) Sümme yukalu hazelleziy küntüm Bihi tükezzibun;

Sonra: “İşte bu, yalanladığınız şeydir” denilir. (A. Hulusi)

17 – Sonra da denecek: işte bu, sizin o tekzip edip durduğunuz. (Elmalı)

Sümme yukalu hazelleziy küntüm Bihi tükezzibun sonra kendisine işte denilecek; bu sizin yalanladığınız gerçektir. Yani; hani dünyada yalanlıyordunuz ya, yalanladığınız hakikat işte bu gün tecelli etti, tahakkuk etti.

18-) Kellâ inne Kitabel ‘ebrari lefiy ‘ılliyyiyn;

Hayır… Muhakkak ki Ebrâr’ın kitabı, elbette İlliyyîn’dedir. (A. Hulusi)

18 – Hayır hayır: Çünkü ebrarın yazısı ılliyyîndedir. (Elmalı)

Kellâ Yo..! burada bir daha durun ey insanoğlu inne Kitabel ‘ebrari lefiy ‘ılliyyiyn iyilerin kaydı ‘ılliyyin de arşivlenecek. Yukarıdakinin tersi. Kötülerin kaydı cehennemde, iyilerin kaydı ‘ılliyyin de arşivlenecek. Neymiş ‘ılliyyin; tercüme etmiyorum, tercüme etmem doğru olmaz çünkü bir sonraki ayet zaten ne diye soruyor.

19-) Ve mâ edrake ma ‘ılliyyun;

İlliyyîn (-in ne olduğunu) sana bildiren nedir? (A. Hulusi)

19 – Bildin mi ılliyyîn nedir? (Elmalı)

Ve mâ edrake ma ‘ılliyyun sen ‘ılliyyun un ne olduğunu nereden bileceksin.

20-) Kitabun merkum;

Merkum (silinmesi {İngilizce’de; erase} sözkonusu olmayan) bir kayıttır! (A. Hulusi)

20 – Terkıym olunmuş bir kitab. (Elmalı)

Kitabun merkum aynısı, yukarıdaki 9. ayetinin aynısı yine 20. ayette de geldi. Sayısal değerlerle korunmuş bir kayıttır. Yani kötü kayıtlar cehennemde sayısal değerlerle, daha doğrusu bunun karşılığı şu; Hiç kimse bu kaydı bozamayacak. Bu kaydı bozmak mümkin değil. Yani şöyle düşünmeyin; Kayırt eskimiştir nasıl olsa, yani dura dura mutlaka bayatlamıştır, başına bir hal gelmiştir, 15 – 20 sene veya 300 – 500 sene geçince artık o kötü sahneleri göstermez olur. Dolayısıyla ahirete de artık kaydından kurtulmuş olurum falan diye düşünmeyin. Burada aslında zımnen bu söyleniyor.

21-) Yeşheduhul Mukarrebun;

Ona mukarrebûn (kurbiyet ehli – tecelli-i sıfat nasiplileri) şahit olur. (A. Hulusi)

21 – Ki ona mukarrebîn şahit olurlar. (Elmalı)

Yeşheduhul Mukarrebun onu, Allah’a yakın olanlar izleyebilir. O kaydı Allah’a yakın olanlar izleyecek. Yeşheduhu; Yani müşahit derler TV izleyicisine günümüz Arapçasında. Dolayısıyla onu Allah’a yakın olanlar izleyecekler.

22-) İnnel Ebrare Lefiy na’ıym;

Muhakkak ki Ebrâr, elbette Nimet cenneti içindedir. (A. Hulusi)

22 – Haberiniz olsun ki ebrar muhakkak bir naîm içindedir. (Elmalı)

İnnel Ebrare Lefiy na’ıym iyiler, sonsuz nimetler diyarında bulunacaklar. İyiler iyiliklerinin karşılığını görecekler. İyiler iyiliği kum kadar yaptılar, Allah’ta onlara karşılığını Allah’ça verecek.

23-) ‘Alel’erâiki yenzurun;

Koltuklar üzerinde nazar ediyor oldukları hâlde. (A. Hulusi)

23 – Erîkler üzerinde nezaret ederler. (Elmalı)

‘Alel’erâiki yenzurun cennet divanları üzerinde birbirlerine bakacaklar erike tekili. ‘erâik. Gelin karyolası demektir. Yani gelin ve damat karyolaları üzerinde birbirlerine bakacaklar.

24-) Ta’rifu fiy vucûhihim nadretenna’ıym;

Yüzlerinde, o nimetlerin parıltısını tanırsın. (A. Hulusi)

24 – Yüzlerinde naîmîn revnakını tanırsın. (Elmalı)

Ta’rifu fiy vucûhihim nadretenna’ıym yani cennette rabbimiz onları en güzel halleriyle misafir edecek demiyorum, çünkü rabbimizin dünyada misafiriyiz, cennette ise varis sahibiyiz. Asıl sahipliğimiz orada başlayacak. Ahirette mülkiyet var ama dünyada emanet var. Evet, emanet olan geri alınacak, mülkiyet olan geri alınmayacak. Bu böyle. Rabbim hepimizin akıbetini cennet etsin inşaAllah.

Ta’rifu fiy vucûhihim nadretenna’ıym yüzlerinde sonsuz mutluluğun tarifsiz parıltısını göreceksin. Sonsuz mutluluğun. fiy vucûhihim nadretenna’ıym sonsuz mutluluğun tarifsiz parıltısı.

25-) Yüskavne min rahıykın mahtum;

Mühürlenmiş (korunmuş) hâlis bir şaraptan içirilirler. (A. Hulusi)

25 – Onlara öyle bir rahîktan sunulur ki mahtum. (Elmalı)

Yüskavne min rahıykın mahtum kişiye özel tarifsiz bir içki ikram edilecek. Kişiye özel tarifsiz bir içki diyor. Yüskavne; Su zahmet çekecek kendini sunacak. Aslında yeşrabune; suya ulaşan kişinin suyu içmesine denir, yüskavne suyun, su içenin ayağına gelmesine denir. Onun için essükya daha farklıdır, yani şürpten farklıdır. Şürp; suyun ayağına gidip suyu içmek, üska ise su ayağınıza gelip zahmet çekmeden kendini size içirmesi. Nasıl olacak? Cenneti tarif ne mümkün, burada anlayamayız ki biz bunu. Ancak ölünce göreceğiz İnşaAllah. Onun için görseydik ölürdük, görseydik yaşayamazdık.

Fela ta’lemü nefsün ma uhfiye lehüm min kurreti a’yün. (Secde/17) orada mü’mini bekleyen göz kamaştırıcı nasıl sürprizlerin beklediğini kimse bilemez, tahayyül dahi edemez. Hani efendimiz öyle tefsir ediyordu ya bu ayeti: Adettü ibadüssalihıyn salih kullarım için cennette öyle güzel nimetler hazırladım ki mâ lâ ‘aynun re’et hiçbir göz görmedi. Ve lâ üzünün semi’at hiçbir kulak işitmedi ve lâ hatara ‘alâ kalbi beşerin Hiçbir beşerin aklına öylesi gelmedi. Ne diyelim şimdi. Sözün bittiği yer.

26-) Hıtamuhu misk* ve fiy zâlike elyetenafesilmütenasifun;

Onun hitamı (sonu) misk’tir… Yarışanlar işte onda yarışsınlar! (A. Hulusi)

26 – Hıtamı misk, işte ona imrensin artık imrenenler. (Elmalı)

Hıtamuhu misk onu içtikten sonra geriye misk kokusu hissedilecek. Yani onun sonu mistir ve fiy zâlike elyetenafesilmütenasifun işte bu nedenle yarışmak isteyenler ille de yarışacaklarsa artık bu uğurda yarışsınlar. Ey insanoğlu, bir şey uğruna yarışmak mı istiyorsun. Dünya da hep yarışıyorsunuz, mal yarışı yapıyorsunuz, şöhret yarışı yapıyorsunuz, para yarışı yapıyorsunuz, yani bir şey yarıştırıyorsunuz. İlla, evlat yarıştırıyorsunuz, onun evladı benimkinden tahsilli, benimki daha iyi olacak, onun şöhreti benimkinden şöyle. Eğer ille de yarışacaksanız size bir yarış alanı göstereyim. Nedir o? Cenneti elde etmek için yarışın. Bundan daha güzel yarış mı olur.

Aslında rabbimiz daha ne desin münamese; nefislerin nefasette yarışması. Hasetçi kemâle düşmandır. Münafis ise kemâle aşıktır. Onun için hasetçiden farklıdır münafis. Yani münafis kemâle aşık olduğu için koşar, Hasetçi ise başkası sahip olmasın diye koşar. Birincisi bedduadır hasetçinin hasedi, münafisin yarışması ise duadır.

27-) Ve mizacuhu min tesniym;

Onun karışımı Tesnîm’dendir. (A. Hulusi)

27 – Hem mizacı Tensîmden. (Elmalı)

Ve mizacuhu min tesniym onun katkı maddesi cennetin zirvesinden dolacak. Allahuekber..! Bir de katkı maddesi var. Demek ki sâbikuna içirilen değil bu. Katkı maddesi katılacağına göre iyilere verilecek. Bir de iyilikte ileri gidenler var. hani yarışın dedi ya? Yarışın iyilikte?

28-) ‘Aynen yeşrebu Bihel Mukarrebun;

Mukarrebûn olarak kendisini içtiği bir kaynaktır! (A. Hulusi)

28 – Bir çeşme ki mukarrebîn onunla içerler. (Elmalı)

‘Aynen yeşrebu Bihel Mukarrebun Allah’a yakın olanların içtiği bir kaynaktan dolacak.

Ha..! burada iki zümreden bahsediliyor aslında. Yani iki ayrı cennet var, iki ayrı cennetlik var. Cennetliklerden bir kısmı öyle zirvede olacaklar ki, onlar ondan içecekler zaten, cennetin en yükseğinde ki pınardan. Ama ötekilere de o pınardan katkı maddesi olarak onların içeceğine katılacak. Burada böyle diyor.

29-) İnnelleziyne ecremu kânu minelleziyne amenû yadhakûn;

Muhakkak ki o suç işleyenler iman edenlere gülerlerdi. (A. Hulusi)

29 – Evet, o cürüm işleyenler iman edenlere gülüyorlardı. (Elmalı)
İnnelleziyne ecremu kânu minelleziyne amenû yadhakûn ne var ki günah bataklığına gömülmüş olanlar, bir zamanlar iman edenlere gülerlerdi, onlarla dalga geçerlerdi. Yani; seninkine bak, karada gemi yapıyor derlerdi. Seninki ne kadar da Müslüman derlerdi. Sofuya bak derlerdi, ipten kazıktan çıkmış dünyayı bu bağlayacak derlerdi. Sen mi kurtaracaksın anam derlerdi. Gel derlerdi bir kerecikten bir şeycikler çıkmaz derlerdi. Ve bak, bak, bak daha bizim işlediğimiz günahı ömründe hiç işlememiş diye dalga geçerlerdi ya. İşte onlar ne olacak?

30-) Ve izâ merru Bihim yeteğamezun;

Onlara rastladıklarında, birbirlerine göz kırparlar, alay ederlerdi. (A. Hulusi)

30 – Ve onlara uğradıkları zaman birbirlerine göz kırpıyorlardı. (Elmalı)

Ve izâ merru Bihim yeteğamezun ve ne zaman onlara rastlasalar, karşılaşsalar kaş göz ederlerdi dünyada. Seninkine bak, yine sofuluk yapıyor, seninkine bak yine karada gemi yapıyor. Yani günah denizinde bir sevap adası olanı hep böyle küçümserler dalga geçerlerdi. Tıpkı Nuh kavminin Hz. Nuh ile geçtiği gibi.

31-) Ve izenkalebû ilâ ehlihimunkalebû fekihiyn;

Kendi ehillerine (ailelerine, yandaşlarına) döndüklerinde, keyiflenmiş mutlu dönerlerdi. (A. Hulusi)

31 – Ve evlerine döndükleri zaman zevk alarak dönüyorlardı. (Elmalı)

Ve izenkalebû ilâ ehlihimunkalebû fekihiyn kafadarları arasına döndüklerinde de keyifle yaptıkları çirkinliği, terbiyesizliği anlatırlardı. Yani sevap adalarıyla dalga geçtik, sevap adalarını kirletmeye çalıştık derlerdi.

32-) Ve izâ raevhüm kalu inne haülâi ledâllun;

Onları (iman edenleri) gördüklerinde: “Muhakkak ki bunlar, elbette sapkınlardır” derlerdi. (A. Hulusi)

32 – Ve onları gördükleri vakit ha, işte bunlar sapıklar diyorlardı. (Elmalı)

Ve izâ raevhüm kalu inne haülâi ledâllun iman edenleri gördüklerinde onlar derlerdi ki; İşte bunlar var ya bunlar, sapıtmışlar derlerdi. Kendileri sapık oldukları halde, kendi sapıklıklarını itiraf etmek yerine doğru yolda gidenleri sapık ilan ederlerdi. Kendileri doğru yola gelmek yerine, doğru yolda gidenleri yamuk ve yanlış olarak tanıtırlardı. Böyle işlerine gelirdi.

33-) Ve ma ursilu ‘aleyhim hafizıyn;

Hâlbuki onlar (iman edenler) üzerine koruyucular olarak irsâl olunmadılar! (A. Hulusi)

33 – Halbuki üzerlerine gözcü gönderilmemişlerdi. (Elmalı)

Ve ma ursilu ‘aleyhim hafizıyn ne ki onlar mü’minlerin inancına müfettiş olarak gönderilmediler. Haydi böyle tercüme edeyim. Evet, onlar mü’minlerin inancının müfettişi olarak mı gönderildiklerini sanıyorlar kendilerine. Ki onların inançlarını değerlendiriyorlar. Böyle olmadıkları halde inanç müfettişliğine girişirlerdi. Kendileri sapık oldukları halde doğru yolda gidenleri sapık ilan ederek.

34-) Felyevmelleziyne amenû minelküffari yadhakûn;

Bu süreçte de iman edenler, o gerçeği reddeden o perdelilere gülüyorlar! (A. Hulusi)

34 – İşte bugün de iman edenler kâfirlere gülecekler. (Elmalı)

Felyevmelleziyne amenû minelküffari yadhakûn artık bugün iman edenler, küfre gömülüp gidenlere gülecekler işte. Bir gün gelecek ahirette iman edenler de o küfre gömülüp gidenlerin orada ki acıklı ve komik haline, gülünç haline gülecekler. Kim gülünçmüş bakalım, kim kâr etmiş, kim zarar etmiş, kim akıllıymış, kim ahmakmış. Yani Allah’a sırtını dönen mi, Allah’a yüzünü dönenmi. Allah’ın emrine teslim olan mı, Allah’ın emrinden kaçan mı. Kimmiş işte asıl orada kimin gülünç olduğu ortaya çıkacak.

35-) ‘Alel erâiki yenzurun;

Koltuklar üzerinde nazar ediyor oldukları hâlde. (A. Hulusi)

35 – Erîkler üzerinde nazar edecekler. (Elmalı)

‘Alel erâiki yenzurun ve onlar orada cennet divanlarında birbirlerine bakacaklar. Veyahutta; rablerine bakacaklar. Böyle de çevrilebilir.

36-) Hel süvvibelküffaru ma kânu yef’alun;

Hakikati inkâr edenler yaptıklarının sonucunu yaşıyorlar mı işte böyle! (A. Hulusi)

36 – Nasıl kâfirler ettiklerinin cezasını buldular mı? (Elmalı)

Hel süvvibelküffaru ma kânu yef’alun evet, nasıl? Şöyle bu son ayeti çarpıcılığını Türkçeye yansıtacak şekilde çevirmek istiyorum; Küffar, küfre gömülüp gidenler yapa geldiklerinin sevabına nail olmuşlar mı bakalım. Evet, hani dalga geçiyorlardı ya, rabbimizde ironik bir hitapla onlara hitap ediyor. Yaptıklarının sevabına nail olmuşlar mı. Nasıl, bugün nasıllar. oradaki sevap kinayeten tabii ki ince bir orada ironi var. Yani onlar müminlerle dünyada nasıl dalga geçtilerse, ahirette öyle bir hale girecekler ki herkes onlarla dalga geçecek.

Rabbim dünyada da ahirette de halimizi iyi hal etsin. Rabbim dalga geçilecek bir halle huzuruna çıkarmasın. Rabbim cennete layık bir ömür yaşatsın, cennetini buldursun, ebediyen yüzümüzü güldürsün inşaAllah.

Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 19 Haziran 2014 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: