RSS

İslamoğlu Tef. Ders. İNŞİKAK SURESİ (01-25) (189-A)

27 Haz

231

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

El Hamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn Vesselatü Vesselâmü alâ Resulüna Muhammedin ve alâ alihi ve ashabihi ve etba’ıhi ecmaiyn.

Rabbişrah liy sadriy;

Ve yessirliy emriy;

Vahlül ukdeten min lisaniy;

Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

Rabbim, göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi, düğümü çöz dilimden, ki anlasınlar beni. Amin, amin, amin..!

Değerli Kur’an dostları bugün Kur’an ın 114 burcundan bir burcuna, hatta inşaAllah zamanımız elverirse 1.5 saatlik ders müddetimiz içerisinde 3 burcuna birden tırmanmaya çalışacağız. O burcun güzelliklerini, gizemlerini, odalarını, her biri bir mücevher dolu olan o muhteşem odalarını dolaşacağız inşaAllah.

Bugün dersimize İnşikak suresiyle başlıyoruz. İnşikak suresi adını bir çok sure gibi ilk ayetinden alıyor. İzesSemâunşakkat yarılma, parçalanma, param parça oluş anlamına geliyor. Dikkat ettiniz mi bilmiyorum bir önceki derste, Tekviyr suresinin girişinde olacak yanlış hatırlamıyorsam, işlediğim kıyamet, son saat, yani kevn ve fesat, oluş ve bozuluşla ilgili tüm ayetlerin ve surelerin üslubuna dair bir takım Kur’anî kurallar serdetmiştim.

O kurallar içerisinde Kur’an ın üslubuna dair, üslub-ul Kur’an a dair o maddeler içerisinde bir tanesi de oluş ve bozuluşla ilgili, son saat ve kıyametle ilgili tüm pasajların, ayetlerin, surelerin içerisinde ki lafızların ya meçhul kipiyle, yani faili olmayan bir kiple. Ya da mutavaat kipiyle kullanıldığını söylemiştik. Kur’an ın üslubu bu, genel bir üslup. Ki Kur’an baştan sona bir üslup manzumesi, bir kurallar bütünü, belağatın şahikası.

Onun için Kur’an ın içerisinde bir örgü var. Muhteşem bir örgü. Bir dantel gibi ilmek ilmek dokunmuş adeta. Biz bu örgüyü fark etmeden, keşfetmeden Kur’an ın manalarının kalbine giremeyiz. Manalarının kalbine girmemiz için bu dantelin bütün içerisinde ki parçaların yerlerini bulmamız ve parçayı bütüne bağlayan bir takım üslup özelliklerini keşfetmemiz lazım.

İşte onlardan biri de son saat ve kıyametle ilgili tüm ayetlerin dahil olduğu bir üslup. Bu üslubun özelliklerinden biri fail yok. Ya meçhul kip geliyor, ya mutavaat. Meçhul kip belli. Faili söylenmeyen, hatta failinde mefulü olan, mefulünde faili olan. Faili mefulünün içine gizlenmiş, fiilin içine gizlenmiş olan kip. Bir de mutavaat kipi var ki, mutavaat kipi de aynı. Faili söylenmiyor. Fakat mutavaad kipini meçhul kipten ayıran şudur; Mutavaad kipinde etkiye tepki vardır. Etki eden bir şey ve ona karşılık bir tepki. Hani klasik Arapça öğrenimi görürken talebeler şu cümleyi bir model cümle olarak okurlar.

Kesertüv vücace men kesera zalikez zücacü. Bu mutavaat kipinin cümle içinde nasıl bir anlam kazandığını gösterme babından bir örnektir. Ben camı kırdım, cam da kırılmaklığı kabul etti. Yani bir etki vardır, etkiye de bir tepki vardır dolayısıyla mutavaad kipinde de etki eden söylenmemiştir. Ama tepki dile getirilmiştir.

Bunun birkaç sebebi olabilir. Klasik tefsirimizde zikredilen sebep; faili o kadar belli ki, yani gökleri, göğü, uzayı parçalayacak olan Allah’tan başka kimdir ki. Dolayısıyla fail bu kadar belli iken faili söylemeye gerek yoktur diye söylemişler, tespitte bulunmuşlar. Fakat bu tespit çok ikna edici değil, çünkü faili çok çok daha belli olan öyle fiiller var ki onlarda fail zikredilmiş. (Allahu)? halkus Semâvati vel Ard . (Şûra/29) Allah göklerin ve yerin yaratıcısıdır gibi. Mesela; Halâkahu; O yarattı. O, onu yarattı. Dolayısıyla orada, O Allah yarattı fail burada gizli de olsa ortada, fail var, hüve.

Yine nezzelel Kitabe.. (‘Araf/196) Allah kitabı indirdi. Kitabı indirenin Allah olduğu besbelli, Allah’tan başkası zaten indirmezdi. Nüzzile gelmek yerine nezzele geldi? Yani bu açıklayıcı değil. Peki nasıl açıklayabiliriz? Daha önce de ilgili yerde açıklandığı gibi biz şöyle açıklamayı daha uygun buluyoruz. Son saat, kevn ve fesat, oluş ve bozuluş anında eşyanın, göklerin yerin, ayın, güneşin dürülüşü, iflas edişi. Ya da geri kâinatın alınışı. Başlangıçta olduğu gibi bir açılış ve ondan sonra dürülüşü bir yasaya bağlı olarak gerçekleşecek. Bu yasa Allah’ın; eşyanın içine yaratılıştan koyduğu, yazdığı bir yazgı, bir yasa. Yani bir takdir, Allah’ın takdiri bu. Onun için bir fail gerekmeyecek. Veyahut ta sonradan bir müdahaleye gerek duymayacak. Eşya zaten baştan kendi içine konulmuş yasalar çerçevesinde oluş ve bozuluş sürecine girecek.

Ama burada mutavaat kiplerinin şöyle bir sonucu da olabilir. Yani etkiye tepki demiştik. Yerlerin ve göklerin bozuluşunda insanoğlunun eylemleri, günahları, sevapları, amelleri, fıskı, küfrü, şirki, fücuru, sapması, isyanı, zulmü, tuğyanı sebep olacak. Bu sebeplerle yer yüzü tepki verecek. Bu etkiye insanoğlunun etkisine tepki verecek. Veya insanoğlunun çevreyi kötü kullanmasına, tabiatı tepe tepe kullanmasına, Allah’ın kendisini misafir ettiği misafirhaneyi berbat etmesine tepki verecek ve bu tepki sonucunda zincir kırılacak, Allah’ın koyduğu bozuluş yasası böylece yasa gereği harekete geçecek şeklinde anlayabiliriz.

Suremiz Mekki bir sure. 6, 13, 14 ve 20 ile 24. ayeti kerimeleri Mü’minlerin acı çektiği bir zamanda indiğini gösteriyor suremiz. Gerçekten de mü’minler acı çekerken kafirler safa sürüyor. Bu zikrettiğim ayeti kerimelerde bu ima var. Bu da muhtemelen vahyin ilk yıllarına, yani ilk yılları dedimse öyle hemen ilk yılları değil boykotun ilk yıllarına tesadüf ediyor ki 7. veya 8. yılı diyebiliriz nübüvvetin, peygamberliğin 7. veya 8. yılında İnşikak suresi inmiştir diyebiliriz.

Surenin konusu bu kâinatın bir de ötesi var, bu hayatın bir de ötesi var. Yani dünyanın bir de ruhu var; Ahiret. Hayatın bir de ruhu var. Dolayısıyla eğer ahiret siz bir dünya tasavvur ederseniz ruhsuz bir hayat tasavvur ediyorsunuz demektir. Hesap günü ilahi adalet surede işlenmekte. Yani yolların sonu Allah’a çıkar. Ey insan Allah’tan kaçma, mümkin değil. İster istemez rabbine doğru yol alacaksın. Ne yaparsan yap sen ey insanoğlu hidayet yolunda ilerlemesen dahi, batıl ve dalalet yolunda ilerlesen dahi, ne yaparsan yap hayatın yolunda son sürat ilerlerken yolların sonu Allah’a çıkar. Rabbine doğru yol alacaksın, sonunda O’na kavuşacaksın diyor bu surenin içinden berceste ayet. Dolayısıyla bu sure bize ey insan alâ külli hal öleceksin ve rabbinin huzuruna çıkıp hesap vereceksin diyen bir sure. Bu girizgâhtan sonra suremizi tefsire geçebiliriz.

BismillahirRahmanirRahıym

Rahman, rahiym olan Allah adına. Özünde merhametli, işinde merhametli Allah adına. Kâinatı rahmetiyle kuşatan ve tüm varlığa, Rahman ismiyle rahmetini tecelli ettiren ama çok özel olarak kendisine iman eden, güvenen ve imanında sebat edenlere de ayrıca rahıym ismiyle tecelli edecek olan Allah adına.

1-) İzesSemâunşakkat;

Semâ yarıldığında, (A.Hulusi)

01 – Semâ inşikak ettiği, (Elmalı)

İzesSemâunşakkat Gök, es Sema çoğul değil de tekil geldiği için bütün bir uzayı ifade etse gerektir. Bütün bir uzay, bütün bir gök, göklerin tamamı şerha şerha yarıldığı zaman. İnşakkat; infial babındandı, mutavaat için olduğunu ve mutavaatında hikmetinin ne olduğunu girizgâhta söylemeye çalışmıştım. Yani faili mefuldür mutavaatın.

Burada bozuluş ifade ediliyor. Yani son saat, yani fesat. Kevn ve fesat. Kaos değil, kaos yok. Bozuluşta kaos yok, yapılışta zaten kaos yok. Yıkılışta bile kaos yok. Çünkü yıkılışta Allah’ın yasalarına göre gerçekleşiyor. Kainatta kaos yok. Kaos iradeli varlık olan insanın içinde, insanın iç dünyasında. Allah’ın yarattığı kainatta yıkılırken de yapılırken de kaos olmaz, yok. Peki ne var? bozuluş aleminin tasviri var burada.

Bozuluş Kur’an da 3 ayrı süreçte ifade ediliyor. İnfitar suresi ile İnşikak suresi ile, bir de enbiya/104. ayetiyle. Yani kavramsal olarak İnfitar, İnşikak, tayy. Başı İnfitar, başlangıç, yarılış, açılış. Ortası İnşikak. Bozuluş. Sonu tayy; dürülüş.

Yevme natvis Semae ketayyis sicilli lilkütüb. (Enbiya/104) O gün uzayı bir kitabın rulo sayfası gibi rulo yapılan çok katlı sayfalar gibi o gün uzayı böyle spiral bir dürüşle düreriz. Samanyolunun geriden çekilmiş görüntüsü aklımıza gelsin nasıl bir dürülüş dersek eğer. Böyle çok katlı bir ruloyu dürer gibi öyle düreriz. kema bede’na evvele halkın nu’ıydüh. Tıpkı yoktan yarattığımız gibi onu tekrar vardan yaratırız. Veya tekrar yaratırız, iade ederiz. va’den aleynabu bizim üzerimize bir vaaddir. Evet, inna künna faıliyn. (Enbiya/104)biz, evet biz vaadimizi yaparız, söyledik mi yaparız. Çünkü Allah yapmayacağını söylemez. Allah’ın yapamayacağı bir şey yoktur ki. Bu ayetler, bu sureler arasında bir bağlantı var. Devam ediyoruz;

2-) Ve ezinet liRabbiha ve hukkat;

Rabbini dinleyip boyun eğdiğinde -ki Hak budur! (A.Hulusi)

02 – Ve rabbini dinleyip haklandığı vakit, (Elmalı)

Ve ezinet liRabbiha ve hukkat Burada da yine meçhul kullanılmış; hukkat gelmiş. Yani orada ki “vav” ı vavı tefsiriyye vurgusuyla okuyalım; Yani rabbine kulak verdiğinde ve sonuç alındığında. Ve ezinet liRabbiha ve hukkat rabbine kulak verdiğinde ve sonuç alındığında. Rabbine kulak verecek, rabbinin emrine kulak verecek, rabbinin kanununa, yasasına kulak verecek ve sonuç tahakkuk edecek. Hukkat; tahakkuk ettiğinde, veya haklandığında. Kadim Türkçede de kullanıldığı gibi haklandığında. İşte rabbinin emrinden kaçması mümkin olmayacak.

3-) Ve izel’Ardu müddet;

Arz uzatılıp yayıldığında, (A.Hulusi)

03 – Ve Arz meddedildiği, (Elmalı)

Ve izel’Ardu müddet devam ediyor; yine yer yüzü uzatıldığında, dümdüz edildiğinde, uçsuz bucaksız bir düzlük haline getirildiğinde Ve izel’Ardu müddet sanki burada yer yüzü büyük mahkeme için tüm, yekpare bir mahkeme salonu haline getirildiğinde der gibi, getirileceği zaman der gibi.

4-) Ve elkat ma fiyha ve tehallet;

İçinde olan şeyleri attığında ve boşaldığında, (A.Hulusi)

04 – ve içindekini atıp boşaldığı, (Elmalı)

Ve elkat ma fiyha ve tehallet içinde ki her şeyi atarak, ve tehallet; boşaldığında. Yer yüzü içinde ki her şeyi atarak boşaldığında. Ne diyor bize? Naçizane aklıma hemen yer yüzünün içindeki madenler, gazlar, cevherler, petrol, kömür ve daha ne varsa hepsi çıkarılıp adeta yer yüzü işlevini tamamladığında, doğal ömrünü tamamladığında insana vereceğini verip, vereceği başka bir şey kalmadığında der gibi. Böyle bir imayı seziyorum içinin boşalmasından.

Veyahut ta yer yüzünün içerisinde kabirlere gömülmüş olanlar tekrar iade edildiklerinde. Veyahut ta yer yüzü muhteşem bir kamera, alt kamera, ay üst kamera, güneş üst kamera. Güneş gündüzün kamerası. Ay gecenin kamerası, yer yüzü ise alt kamera. Tabir caizse insanoğlunun ayağının altından çeken bir kamera. Bu kamera kaydettiklerini sunduğunda şeklinde de anlaşılabilir. Yani gizlisi saklısı yer yüzünün kalmadığında. Hiçbir gizlisi saklısı kalmadığında.

5-) Ve ezinet liRabbiha ve hukkat;

Kendisine hak üzere Rabbini dinleyip boyun eğdiğinde! (A.Hulusi)

05 – Ve rabbini dinleyip haklandığı vakit, (Elmalı)

Ve ezinet liRabbiha ve hukkat tekrar geldi 2. ayeti kerime, 5. ayeti kerimede de tekrarlandı diyeceğim ama tekrarlandı diyemiyorum, çünkü bu ayetler hemen bir öncesine raci olarak anlaşılır, onun için de Kur’an da mutlak tekrar yoktur. Mutlaka tekrar gibi gördüğümüz cümleler bir öncesine atfen, ona vurguyla anlaşılır.

Yine burada ki emirle bir önceki kulak veriş ayrıdır. Bir öncesinde İnşikak’a kulak verdi, burada ise Ve elkat ma fiyha ve tehallet e (4) kulak verdi. Yani yine rabbine kulak verdiğinde ve sonuç alındığında, sonuç tahakkuk ettiğinde veya haklandığında. Ne olacak? Cevabı geldi; Yani bütün bunların toplamından sonra işte söylenen asıl söz şu;

[Ek bilgi; “1 – Gök, yarılıp-parçalandığı,” Kıyamet’te atmosfer, diğer yıldızlarla çarpışma ve yer çekimi etkisiyle oradaki gazlar emiliyor. Emildiğinde gördüğümüz bu mavi, gökyüzü mavi kubbe açılıyor siyahlık görülüyor. Yani normalde dışarısı siyah yani uzay siyah, koyuluk hakim yani gece gibi. Açıldığında böyle bakacaklar ki mavilik delinmiş, uzay görülüyor, siyahlık görülüyor. Bu çok harika bir durumdur. Yani hiç insanların alışmadığı bir şeydir. Mavi gök kubbenin delinmesi ve büyük bir deliğin açılıp, büyük bir boşluk meydana gelip, uzayın ve yıldızların görünmesi, gündüz gözüyle inşaAllah.

“2 – Ve ‘kendi yaratılışına uygun’ Rabbine boyun eğdiği zaman;” “hepsi Allah’ın emrindedir” diyor Cenab-ı Allah. Yani ne zaman yarılacak gök, ne kadar yarılacak nereden başlayacak, çapı ne kadar olacak hepsi bellidir.

“3 – Yer, düzlendiği,” yer şu an gökyüzü açıldığında yerde de bir yapı değişikliği oluyor, normalde dağlardan oluşur değil mi dağlar, tümsekler var, yedi tepe var, “dünya bir titremeye tutulacak” diyor Cenab-ı Allah, deprem etkisiyle dağlar böyle eriyen kum yığını gibi olacaklar yani gittikçe sallandıkça dağlar eriyor eriyor böyle bir toz şekerden böyle bir konik bir tepe düşünelim, onu alttan sallasa insanlar o yavaş yavaş yavaş yavaş yayılır ve dümdüz hale gelir, gittikçe düzleşir. Onun gibi “bütün yeryüzü düzleşecek” diyor Cenab-ı Allah. Yani o depremin şiddetinden.

“4 – Ve içinde olanları dışa atıp boşaldığı,” İçinde olanlar nedir? Magma. Yer kabuğu parçalandığı için, diğer çarpışan yıldızların da çekim gücüyle o karmaşa da, çünkü dünya yörüngesinde çıkıyor, diğer yıldızlara yakın geliyor, içindeki magma boşalıyor parçalanmanın etkisiyle. Ama tabi şiddetli bir boşalma, hatta ayette: “Denizlerin yandığını görürsün” (Tekviyr/6) diyor. Denizden magma fışkırıyor ve denizden alevler fışkırıyor, deniz yanıyor yani.

“5 – Ve kendi yaratılışına uygun Rabbine boyun eğdiği zaman.” “Tam Allah’ın istediği gibi olur” diyor. Yani insanlar zannediyor ki öyle bir Kıyamet anında, madde başıboştur, başıboş parçalanır, başıboş yırtılmalar olur, başıboş patlamalar olur, bütün patlamalar, sökülmeler, dağılmalar hepsi Allah’ın kontrolündedir. Yani her bir atom nereye gideceğini biliyor. Bakın atomun yapısına kadar. Yani magma patladığında bir atom mesela nereye gidecek, tek tek parça, magma nereye kadar akacak, nasıl parçalanacak, hepsi ‘kendi yaratılışına uygun olarak Rabbine boyun eğer” diyor Allah. (Harun Yahya)]

6-) Ya eyyühel’İnsanu inneke kadihun ila Rabbike kedhan femülakıyh;

Ey insan! Muhakkak ki sen, Rabbine (doğru) çalışıp çabalamaktasın! Sonunda O’na kavuşacaksın! (A.Hulusi)

           06 – Ey o insan! Sen cidden rabbine doğru çabalar da çabalar nihâyet ona mülâkî olursun. (Elmalı)

Ya eyyühel’İnsan rabbimi insan yöneldi ve Kur’an doğrudan insana hitap ederek, doğrudan insana nida ederek Ey insan soyu, ey insanlık ailesi Eyyuha kalıbının açılımının ailenin tamamını ifade ettiği bilindiği ve hatırlandığında tam karşılığı bu olur. Ey insanlık ailesi inneke kadihun ila Rabbike kedhan femülakıyh hayat yolunda son sürat yeldirdikçe, koştukça, ilerledikçe (ister istemez) O’nun yani rabbinin huzuruna doğru ilerliyor, sonunda rabbinin huzuruna doğru çıkıyorsun. Yani,? Yanisi açık aslında. Ey insan Allah’tan kaçamazsın. İstersen kaçmaya çalış, kaçtığın yerde de rabbin seni yakalar. Yani kaçtığın her yerde de rabbine çıkar yol. Ama enselenirsin. Rabbine doğru varanla rabbinden kaçanın hali belli olur. Rabbine doğru varanlar karşılanırlar, rabbinden kaçmaya çalışanlar enselenirler.

Ayette kedhan geçmiş. Aslında kesben diye tefsir ediliyor, yani kazanç. Kisb, kesb. Kazan. Fakat ikisi arasında fark var. Kedhan; illet, kesben; sonucu ifade eder. Yine kedhan; sahibini aşırı yoran gayret, kazanç, Kesben ise kar, zarar olarak dönen, sahibi yorulmuş yorulmamış fark etmez, bir biçimde sonuçta kâr veya zarar olarak dönen kazançtır. Onun için burada kedhan ın özellikle vurgusu çok yoran.

Hayat insanı yorar. Hayatın tabiatı bu. Hayat insanı yorar. Zaten imtihan olması da bu değil mi. yormasaydı cenneti özler miydi insan. Cenneti dünyada kurmaya çalışmak onun için abesle iştigaldir. Bu dünya hiçbir zaman cennet olmayacak. Cenneti dünyaya taşımak isteyenler, ahirette cennette yaşamak istemeyenler olacak. Dolayısıyla cennet orada. Cenneti hak etmek için bu dünyayı bir tarla, bir mezra olarak kullanın. Hasat orada, hasat burada değil. Onun için kedhan; Yani çalışıp didinip çabalasan, ne yaparsan yapsan da Allah’tan kaçamazsın.

Bu hayat zaten yorar. Ama gel yorulduğun yanına kalmasın, yorulduğunun karşılığını fazlasıyla al ey insan. Akıllı ol, Allah’ta alacağın olsun ey insan yoksa güvenmiyor musun Allah’a. Gel akıllı ol. Bu hayatı amaçsız ve anlamsız yaşayanlar da yaşıyorlar, anlamlı ve dolu yaşayanlar da yaşıyorlar. Herkes acı çekiyor. Ama bazılarının acısı hiçbir işe yaramıyor, bazılarının acısı ise ebedi saadete sebep oluyor. Sen ey insan, nasıl olsa yorulup didineceksin. Gel bu yorgunluğunu Allah için yap, Allah için yorul da ücretin cennet, ücretin rıza olsun der gibi.

7-) Feemma men ûtiye Kitabehu Biyemiynih;

Kimin ki, sağından oluşmuş bilgileri verilir ise, (A.Hulusi)

07 – O vakit kitabı sağ eline verilen, (Elmalı)

Feemma men ûtiye Kitabehu Biyemiynih fakat kitabı sağ elinden verilenlere gelince. Kitabı sağ elinden verilmek aslında kurtulmak anlamına geliyor. Ebedi saadete nail olmak anlamına geliyor. Yani karnesi ve sicilini geçer notla alanlar, haydi sınıf geçtin. Haydi ey insanoğlu hayat isimli imtihan da, dünya isimli imtihan mahallinde yaptıklarınla şimdi Allah sana geçer not verdi ve karneni de geçer şekilde verdi.

Tabii iyi de geçmektir, pek iyi de geçmektir, yıldızlı pekiyi de geçmektir, takdir de geçmektir, teşekkür de geçmektir. Allah’tan takdir almakla, haydi ortalamayla geçtin demek arasında fark olmasın mı. Cennete sürünerek gidenlerle, koşarak, hatta uçarak gidenler arasında fark olmasın mı.

Feashabül meymeneti mâ ashabül meymeneh. (Vakıa/8) diyor onlara yürüyerek veya biraz da sürünerek gidenlere. Ama uçarak gidenlere ise;

Ves sabikunes sabikun. (Vakıa/10) diyor Kur’an. sabıklar, öne geçenler.

Ülâikel mukarrebun. (Vakıa/11) işte onlar Allah’a en yakın olanlardır. Tabii ki iyiler de kendi arasında tasnife tabi tutulacak.

8- ) Fesevfe yuhasebu hısaben yesiyra;

(O), kolay bir hesap ile hesaba çekilecek, (A.Hulusi)

08 – Kolay bir hesap ile muhasebe olunur, (Elmalı)

Fesevfe yuhasebu hısaben yesiyra işte onlar karnesi, sicili sağından verilenler, geçer not alanlar; onun hesabı pek kolay görülecek.

Hısaben yesiyra ne demek? Hesabın kolay görülmesi ne demek. Kur’an dan isterseniz bakalım şöyle manasına, oradan arayalım;

1 – Şu manaya gelebilir. Ki Nur/28 (38 0lacak)ve Ahkaf/16 ayetleri yol gösterir bize. Liyecziyehümullâhu ahsene ma amilu. (Nur/38) Allah onları yaptıklarının en güzeli ile ödüllendirecek. Bu manaya gelebilir. Yani yapmışız. Mesela insanlara iyilik yapmışız. İyiliklerimiz tasnif edilecek. Altın iyilikler, gümüş iyilikler, bakır iyilikler, pirinç iyilikler, demir iyilikler, hatta belki, de elmas iyilikler ve dahası. Yakut, zümrüt iyilikler. Eğer iyiliklerimizin içinde bir zümrüt iyilik varsa demir iyiliklerimiz de onun içine alınacak.

Namazlar; Bakılmış namazların bir çoğu teneke namaz. Çünkü içerisinde namazdan başka her şey var. Allah’ın huzuruna eti kemiği bırakmış, aklıyla zikriyle, fikriyle gitmiş başka yerlerde başka işler yapıyor. Bunlar teneke namazlar. Kalıbına kıldırmış, kalbine kıldırmamış. Ama bir yerde, bir tane oradan içinden, namaz dosyasının içinde ıpıl ıpıl ıpılayan, böyle parıl parıl parıldayan bir namaz gözüküyor. Altın namaz.

Kulumun o namazını çıkarın oradan, diğerlerini de onun hesabına altına yazın. İşte Liyecziyehümullâhu ahsene ma amilu. (Nur/38) Evet, Allah’ın en güzeli ile ödüllendirmesi. Yaptıklarının en güzeliyle ödüllendirmesi. Liyecziyehümullâhu ahsene ma amilu.

2 – Yine ikinci bir şekilde şöyle anlayabiliriz leükeffirenne anhüm seyyiatihim onların günahlarının kökünü kazıyacağım. leükeffirenne anhüm seyyiatihim ve leüdhılennehüm cennatin tecriy min tahtihel enhar. (A. İmran/195) ayetinde olduğu gibi. Onların günahlarının kökünü kazıyacak veya üstünü örteceğim ve onları tabanından ırmaklar çağlayan cennetlere sokacağım. Bu da olabilir en güzeliyle ödüllendirilmek, yani hisaben yesiyra, kolay hesap nasıl olur veya ne anlamalıyız sualinin 2. cevabı da bu olabilir.

3 – Yine 3. bir ihtimal Men cae Bil haseneti felehu aşru emsaliha. (En’am/150) kim bir güzellikle gelirse, çünkü burada eyleme değil eylemin sahibine dikkat vardır, insandır önemli olan. Önce insandır. Onun için insanı merkeze alır, Arap dilinin özelliği budur. Batı dillerinde kişinin getirdiğine yoğunlaşır cümle. Arap dilinde ise getirene yoğunlaşır. Getirdiğinden çok getirene yoğunlaşır. Onun için burada olduğu gibi Men cae Bil haseneti kim bir güzellik ile gelirse felehu aşru emsaliha ona 10 katı vardır. Onun on katı. Bu da hısaben yesiyra nın açıklaması olabilir. Yani kolay hesap.

Peygamberimiz sık sık şöyle dua ederdi Allahümme hasipniy hısaben yesiyla. Allah’ım hesabımı kolay gördür. [(Orjinali)Allahumme a’tınî kitabî bi yemînî ve hâsibnî hisâben yesîrâ)] Allah’ım hesabını kolay görenlerden kıl beni diye sık sık dua ederdi.

Rad/18. ayetinde Allah’a icabet etme manasında da alabiliriz bunu. Yani Allah davet ediyor, Allah’ın davetine icabet edenler hesabını kolay verecek olanlar diyebiliriz. İşte bütün bu kapsamda anlaşılabilir Fesevfe yuhasebu hısaben yesiyra.

[Ek bilgi; İbadet hakkında” adı verilen bütün çalışmaların, tamamıyla, beynin biyoelektrik ve biyoşimik yapısıyla ilgili olduğundan söz etmiştik.

İbadetlerin bir kısmı, bilindiği üzere, bedenin ihtiyaç duyduğu biyoelektrik enerjiyi temine dönük olarak yapılmaktadır. Bu enerji beyin tarafından değerlendirilerek, dalga bedene; ilim ve güç olarak yüklenir. İşte bu sebeple de, beyin durup, devre dışı kaldıktan sonra, yani “ölüm tadıldıktan” sonra, artık ölüm ötesi yaşamda ibadetler kalmaz!.. İşte bu yüzden ölüm ötesinde şeriatın teklifleri geçerliliğini yitirir!.. Zira, zâhirle ilgili bütün bu teklifler, hep beynin biyoelektrik ve biyoşimik yapısıyla ilgili olarak düzenlenmiştir!…

Dünya’da “ibadet” adı verilen (hakikatleri olan Allâh’a ait özelliklerin kendilerinde açığa çıkması) çalışmalara gereken önemi vermiş olanlar; bu çalışmalar sonucu edindikleri NÛR ile, enerji ile, kendilerini cehennemin ve içinde yaşamakta olan canlılarının ortamından kurtarıp, cennet boyutuna geçiş yapacaklardır. Sahip oldukları NÛR oranının getirdiği hız nispetinde.

Cehennemden kaçış; Ruh bedenlerin cehennem ortamında terk edilmesi ve NÛR bedenle yeni bir boyuta geçilmesi suretinde olacaktır! Nasıl madde beden, Dünya’da bırakılıp, ruh bedenle kabir âlemi ve cehennem boyutuna geçildiyse; ruh beden de cehennem boyutunda terk edilerek, NÛR bedenle cennet boyutuna geçilecektir!(A. Hulusi-Cennet)]

9-) Ve yenkalibu ila ehlihi mesrura;

Ve mutlu olarak cennet ehlinin yapısına dönüşür! (A.Hulusi)

09 – Ve mesrur olarak ehline gider, (Elmalı)

Ve yenkalibu ila ehlihi mesrura ve o yandaşları, taraftarları, cemaati arasına, ki en güzel karşılığı bu bağlamlarda cemaattir, o kendi cemaati arasına sevinç içinde şem şakrak bir biçimde dönecektir.

10-) Ve emma men ûtiye Kitabehu verae zahrih;

Kitabı arka tarafından verilen kimseye gelince, (A.Hulusi)

10 – Ve amma kitabı «arkasında» verilen, (Elmalı)

Ve emma men ûtiye Kitabehu verae zahrih nasıl dönmesin ki aziz dostlar, düşündenize şu dari dünyada bile insan bir başarı kazandığında, bir ödül kazandığında ödülüne seviniyor ve yandaşları onunla gurur duyuyorlar da, ya ahirette hesabını geçer not alan, ahiretin yıldızı olan meleklerin omuzlarında cennete girmek üzere milyonlarca meleğin korosu eşliğinde muhteşem bir törenle cennete girişi kutlanan bir insanla onu tanıyanlar, ona eli değenler, onunla bir biçimde yolu kesişenler gurur duymazlar mı? Asıl gurur o, Asıl gurur duymakta o. Ahiretin starı, ahiretin yıldızı olmak.

Ve emma men ûtiye Kitabehu verae zahrih fakat kitabı arkasından verilenlere gelince. Diğerinin tersi. Ama ilginçtir bu Kur’an da kitabı arkasından verilenler geldiği gibi, kitabı solundan verilenler şeklinde de geçiyor.

Kitabı arkasından verilmek sanki mecaz gibi geliyor. Mesela Hakka suresinde solundan diyor. O zaman bunun mecaz olduğuna hükmedebiliriz. çünkü soldan mı arkadan mı diyeceksiniz. Ha belki, de kötüler kötülüklerine göre tasnif edilecek, bazılarınki solundan, bazıları solu bile kurtarmayacak. Yani, hani yıldızlı pekiyisi var, teşekkürü var, taktiri varsa, kötünün de kötüsü, sıfırın da altı olacak manasına gelebilir.

Arkasından verilmek mecaz ise eğer hakikat değilse zorluk ve kaybetmişliğe delalet eder de, asıl fakire de hatır olan şöyle bir şey geliyor aklıma. Karnesi sırtına yapıştırılacak yafta gibi. Karnesini sırtında taşıyacak, hakikate sırtını döndüğü için sırtı da kendisinden intikam alacak. Sırtı; beni niçin hakikate döndün. Yüzünü batıla döndün diye kendisi de kendi varlığından intikam alacak. Onun için sırtına karnesi yapıştırılacak ki herkes okusun. Yafta yapıştırılmış bir idam mahkumu gibi. Yafta, gömlek giydirilmiş bir idam mahkumu gibi.

11-) Fesevfe yed’u sübûra;

“Sübûra = yetiş ey ölüm!” diye çağıracak, (A.Hulusi)

11 – Helâk! Diye çağırır, (Elmalı)

Fesevfe yed’u sübûra artık o ne yapacak bu durumda? Israrla yol olmak için dua edecek, yalvarıp yakaracak. Ama duası tutmayacak. Yok olmak için, sübûr, ölmek değil, sübûr; yok olmak. Yani varlığının tamamen sıfırlanması yok olmak için yalvaracak. Ne diyordu Furkan suresinde; Lâ ted’ul yevme süburen vahıden ved’u süburen kesiyra. (Furkan/14) bugün bir tek yok oluşu, bir tek ölümü çağırmayın, bir ölümsüze yetmez ey cehennemlikler. Ölümleri çağırın. Bir çok ölümü çağırın, bir çok yok oluşu çağırın. Ama gelmeyecek. Çünkü sizi var eden Allah’tır. kim yok edecek. Yok olmak sizin için bir kurtuluş gibi olacak ama, yok olamayacaksınız. Çünkü anlamsız ve amaçsız yaratılmadınız ki. Hani toprak olacağınızı sanmıştınız, çürüyüp gideceğinizi sanmıştınız. Orada zannınız gerçekleşmeyince eyvah..! diyeceksiniz ama iş işten geçecek.

12-) Ve yaslâ se’ıyra;

Ve Saîr (alevli ateş)’e maruz kalacaktır! (A.Hulusi)

12 – Ve Saıyre yaslanır, (Elmalı)

Ve yaslâ se’ıyra ama çılgın bir ateşi boylayacak bu tipler. Çılgın bir ateş se’ıyr; kışkırtılmış, korkunç, insan kaçsa üzerine gelen ve kaçanın kurtulamayacağı güdümlü bir ateş, sanki güdümlü bir mermi, güdümlü bir füze gibi. Ateşe layık olana güdümlenmiş bir ateş.

13-) İnnehu kâne fiy ehlihi mesrura;

Muhakkak ki o, kendi gibiler içinde mutluydu. (A.Hulusi)

13 – Çünkü o ehlinde mesrur idi. (Elmalı)

İnnehu kâne fiy ehlihi mesrura değil mi ama0, bu tip, bu yaftası sırtına yapıştırılan, karnesi arkasından verilen ve cehennemin kendisine güdümlendiği bu tip bir zamanlar kendi cemaati içinde pek şen şakrak, pek sevinç içinde, pek hatırlıydı. Yani bir zamanlar kendi günah cemaati içinde yıldızdı, el üstünde taşınıyordu. Fakat şimdi ne oldu? İşte; İnnehu kâne fiy ehlihi mesrura mesele insanın dünyada ne olacağı değil, öldükten sonra ne olacağı. Onun için çocuklara büyüyünce ne olacaksın diye soran büyüklere bizim de bir sorumuz olmalı. Ölünce ne olmayı düşünüyorsun.

14-) İnnehu zanne en len yehure;

Muhakkak ki o, asla (Rabbine) dönmeyeceğini zannetti (ona göre yaşadı). (A.Hulusi)

14 – Çünkü hiç inkılap görmeyecek sanmıştı. (Elmalı)

İnnehu zanne en len yehure evet, o zannetmişti ki, sanmıştı ki en len yehur; asla ama asla dönmeyecek. Bir daha hiç geri çevrilmeyecek. Yehur; havr dan gelir, aslında huri de aynı kökten gelir. Havari de aynı kökten gelir. Göze ilişkin kullanılan kavramlardır bunlar. Gözün akı ak, karası kara olmak manasına gelir, bir de dönüş. Aslında dönüşle gözün aklığı ve karalığı nasıl böyle aynı yerde birikmiş. Bu iki mana birbirinin çok ayrı duruyor, ama neden aynı yerde gelmiş diye soracak olursanız aslında huri nin manasından yola çıkarak ta bulabiliriz.

Huri; hem erkeğe, hem dişiye Hûr, Bi Hûrun ‘ıyn; bakın göze nispet ediliyor. Yani gözü Hûr olanlar. Ne demek? Bakışı temiz demek. Bakışı temiz, bakışını kirletmemiş, eşinden başkasını gözü görmeyene Hûrun ‘ıyn denir. Eşinden başkasını gözü görmeyecek, gözü eşine kilitli olacak, yani gözünde yüz izi, yüzünde göz izi olmayana denir. Evet, yüzünde göz izi var, sana kim baktı yarim diyordu ya Yüzündeki göz izini görebilecek bir göz. Bizim medeniyetimiz ürettiği türküyü bile böyle üretir. Sanki ayetlerin tefsiri gibi bir türkü. Onun için yüzdeki göz izini görebilmek için göz yetmez. Feraset lâzım.

İşte burada da Hûr o. Yani eşine dönük, başkasına değil, kendine dönük, eşine dönük, içine dönük. Öyle etrafta değil. Onun içinde dönme köküne nispet edilmiş, döneceğini asla zannetmemişti, asla itimat etmemiştir döneceğine, bir daha diriliş olacağına, yeniden dirileceğine asla ve asla ihtimal vermemişti.

15-) Belâ* inne Rabbehu kâne Bihi Basıyrâ;

Hayır! Muhakkak ki onun Rabbi, onda Basıyr idi! (A.Hulusi)

15 – Hayır, çünkü rabbi onu gözetiyordu. (Elmalı)

Belâ* inne Rabbehu kâne Bihi Basıyrâ evet, öyleydi. Kûfe ekolünün verdiği manayı vereyim Belâ ya; Evet öyleydi, esinlikle öyleydi. Ama rabbi onu sürekli gözetliyordu. Yani döneceğine ihtimal vermemişti bu kesin, fakat rabbi onu gözetliyordu, bu daha da kesin.

16-) Fela uksimu Bişşefak;

Şafağa kasem ederim, (A.Hulusi)

16 – İmdi kasem ederim o şafağa. (Elmalı)

Fela uksimu Bişşefak şimdi bu pasajın arkasından yepyeni bir pasaja girdi sure, asıl söyleyeceğini şimdi söylüyor ve yeminle giriyor söze; Bütün bunların arkasından sözün özü o ki; Felâ uksimu Bisşefak. Ötesi yok, dahası yok, ben yemin ediyorum Allah olarak. Ben şahit tutuyorum. Neyi şahit tutuyorum? Bisşefak; şafağı şahit tutuyorum.

Şefak; aziz dostlar kızıllıktan sonraki beyazlığa verilen isim. Kızıllıktan sonra ki. Aslında akşama konuşul itibarıyla akşamın kızıllığından sonraki beyazlığına denilir. Ama sabah için de kullanılmış Her ikisi içinde kullanılmış. Türkçeye genellikle sabah için olan manası inkişar etmiş, yaygınlaşmış Türkçede. Yani şafağa ben yemin ediyor, ben şafağı şahit tutuyorum:

Niye şafak vaktini şahit tutuyor? Çünkü artık ağarıyor, veya kararıyor. Gün bitiyor veya başlıyor. Ya gece bitiyor, ya gündüz bitiyor. Her ikisine de delalet ettiği için. Yani hayat bitiyor bir başka hayat başlıyor. Geçici hayat bitti kalıcı hayat başladı. Geceye benzeyen dünya hayatı bitti, gerçek gündüz olan ahiret hayatı başladı. Ahiret neden gündüzdür? Çünkü her şey ortaya çıkacak, ayan açık görünecek de ondan. Onun için ahiret yakıyn olarak anılmıştır Kur’an da.

17-) Velleyli ve ma veseka;

Geceye ve toplayıp taşıdığı şeye, (A.Hulusi)

17 – Ve geceye ve derlendiğine. (Elmalı)

Velleyli ve ma vesak gece şahit olsun ve toplayıp kaydettikleri şahit olsun. Gece şahit olsun. Demek ki Bisşefak; gecenin önündeki şey, veya ardında ki şey. Onun için şafağı gecenin önünde geçtiği için gündüz olarak anlamak daha doğru. Gündüz şahit olsun, gece şahit olsun ve gecenin topladıkları şahit olsun ve ma vesak; toplayıp biriktirdikleri.

Ne demek gecenin topladıkları? Gündüz zaten şahittir. Çünkü gündüz herkes her şeyi görüyor. Ama gece? Gece kimse görmüyor zannederiz değil mi? gece de toplayıp biriktiriyor. Yani gece de kamera, gece görüş dürbünü, gece kamerası, gece çeken kamera. Gecenin kendisi bir kamera ise kim neyi örtebilir ki, kim neyi saklayabilir ki, kim hangi karanlığın arkasına sığına bilir ki.

18-) VelKameri izetteseka;

Dolunay’a ki, (A.Hulusi)

18 – Ve derlendiği zaman o Aya. (Elmalı)

VelKameri izettesak ve yine ay şahit olsun izettesak; ışığını biriktirdiğinde, ışığını çoğalttığında, ışığı en yüksek hale geldiğinde. Böyle anlarsak eğer izettesak; itteseka aslında izteseka idi ilâl ve idğam kaideleri gereğince böyle oldu, kolay söylenme babından. Ama Veseka ile akraba bir kelime. Taman; vesika o. Çünkü simle, bu ise se ile. Ama mahreçleri yakın. İştigagı ekberde üç harften ikisi aynı, üçüncüsünün mahreci yakınsa mananın da yakınlığına delalet eder. Onun için biriktirip sakladıklarına, sanki bir vesika biriktirir gibi arşivlediklerine, arşiv şahit olsun. Arşive yemin olsun veya arşiv şahit olsun. Demek ki gecenin de arşivi, gündüzün de arşivi var. Hatta ay arşiv tutuyor. Nasıl kaçacaksın ey insanoğlu. Nasıl saklayacaksın, Allah’tan neyi kaçıracaksın demektir bu başka deyişle. Ay şahitse, gece şahitse, yer şahitse, gündüz şahitse, el ayak, dil dudak, göz kulak şahitse ey insanoğlu sen Allah’tan neyi kaçıracaksın demektir.

19-) Leterkebünne tabekan ‘an tabak;

Mutlaka siz, boyutlar değiştirerek o boyutların uygun bedenlerine dönüşeceksiniz! (A.Hulusi)

19 – Ki sizler binip binip geçeceksiniz elbette tabakadan tabakaya, (Elmalı)

Leterkebünne tabekan ‘an tabak ey insanlar mukadder sona doğru safha safha, adım adım, tabaka tabaka, aşama aşama, birim birim ilerleyeceksin. Ne demek? Bu ayetin nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde bir miktar durmamız lazım.

Tabekan ‘an tabak; Ya ismi mürfet veya tabakattan türetilmiş isim olarak anlayabiliriz. Manası bir şeyin hacim ve miktar olarak bir diğerine denk olması demektir. Sıralılık, katlılık, aşamalılık ifade eder. Tabakta oradan gelir zaten üst üste dizildiği, konduğu için. Tıpkı tıbak gibi, Uyumluluk, mutabakat, uygunluk manasına gelir tıbak. Tabakanın cemisi de olabilir. Bir ikinci ihtimal. Tabakanın çoğulu. Bu durumda bir mekanın üstündeki mekan demektir. mekandan mekana ilerleyerek geleceksiniz. Yani bu dünyadan önceki mekanınız alemi ervah idi, oradan anne karnına, hatta oradan babanın sulbüne, oradan rahmi mabere, anne rahmine, oradan dünyaya, dünyadan berzah alemine, alemi berzahtan da alemi ukbaya ahirete gireceksiniz. Tabakadan tabakaya böyle ilerleyeceksiniz.

Ya da leterkeden okuyanlara göre, kasemden sonra muzari geleceğini gösterir genellikle mana; halden hale geçeceksiniz. Ahiret, dünya ve alemi ervah. Halden hale. Yani ..zidnahüm azâben fevkal azâb.. (Nahl/88) onlara azab üzerine azab artıracağız diyordu ya rabbimiz. Belki bu bağlamda cehennemde de tabakadan tabakaya geçeceksiniz manasına gelir.

Ebu Naiym; ölüm diriliş, haşr, saadet, şekavet, cennet cehennem demiş bu tabakalara. Yani her bir tabaka ayrı ayrı dünyada ki bir hali işaret eder. Yine tennin i tür olarak görürsek mana şu olur; hesaba bölük bölük getirilen bir tür olacaksınız. Allah’ın huzuruna hesaba bölük bölük, tabaka tabaka, yani herkes kendi bölüğün, kendi taburunun, kendi ordusunun, kendi kolordusunun, kendi tugayının içinde gelecek. Herkes içinde geldiği yerde hesaba çekilecek manasına gelebilir ki buna şöyle bir itiraz yapabiliriz. Ahiret ayetleri muzari le değil, mazi ile gelir. Dolayısıyla bu ayet ahirete değil dünyaya delalet eder. itirazımız haklıdır. Bu dünyadır.

Yine İbn. Atıyye nasıl anlamış; Fetihten fethe koşacaksınız. Yer yüzünü Müslümanlar fethedecekler, her bir coğrafyayı tabaka olarak görmüş, kıtadak kıtaya, coğrafyadan coğrafyaya. Güzel bir nükte doğrusu bir müjde olarak anlaşılabilir.

Yine fakir ise şöyle anlıyorum; boyuttan boyuta. Dünya bir boyut, ahiret bir boyut. Alemi ervah bir boyut, alemi mülk bir boyut. Alemi misal bir boyut, alemi ulvi bir boyut. Dolayısıyla fizik uzaydan metafizik uzaya geçeceksiniz şeklinde anlayabileceğimiz gibi, göklerin tabakalarına açılacak atmosferin tabakalarını geçeceksiniz bir gün gelecek. Ey insanoğlu göğün tabakalarını, yani tratosferi, stratosferi, izonosferi, biyosferi geçeceksiniz ve onun da ötesine aşacaksınız manası da çıkarılabilir.

Bütün bu manalar hepsi bu ayetin içine sığar mı? Sığar. Kur’an ın beleğatı gerçekten mucizevidir.

20-) Femalehüm lâ yu’minun;

Böyleyken onlara ne oluyor da iman etmiyorlar (bunlar gerçek)! (A.Hulusi)

20 – O halde onlara ne var ki iman eylemezler? (Elmalı)

Femalehüm lâ yu’minun ne oluyor da onlara iman etmiyorlar. Femalehüm lâ yu’minun bu benim aklıma lev kânû ya’lemûn. (Bakara/103) ayetini getirdi. Keşke bilselerdi. Rabbimiz derse bunu içiniz sızlamaz mı? Cızz..! etmez mi. Alemlerin rabbi olan Allah keşke ne olurdu bilselerdi diyorsa eğer, Allah karşısında utançtan erimez misiniz. Evet, Femalehüm lâ yu’minun ne oluyor da onlara iman etmiyorlar veya ahlaki manasıyla Allah’a güvenmiyorlar.

21-) Ve izâ kurie ‘aleyhimülKur’ânu lâ yescüdun;

Onlara Kur’ân okunduğunda secde etmiyorlar (benliklerini yok edip Hakk’a boyun eğmiyorlar)? (21. âyet secde âyetidir.) (A.Hulusi)

21 – Ve karşılarında Kur’an okunduğu vakit secde etmezler? (Elmalı)

Ve izâ kurie ‘aleyhimülKur’ânu lâ yescüdun kendilerine Kur’an okunduğu zaman Kur’an a uymazlar, Kur’an ın önünde yerlere kapanmazlar, Kur’an a tam teslim olmazlar. Lâ yescüdun; burada ki secdeyi namaz secdesi olarak anlamak mümkin mi? Hayır. Ayete bakarsak burada ki secdenin şer-i namaz secdesi ile alakası yok. Burada ki secde Kur’an a uymaktır. Secde Ku’an a uymak, Kur’an a uymak secdedir. Zaten secde Allah’a teslimiyetin bir sembolüdür. Yani logosodur. Secdenin açılımı; Allah’ım ömrüm boyunca senin emirlerine teslimim manasına gelir.

Burada secde olduğunu söyleyenler olmuş. Mesela Ebu Hanife ve Şafiye göre burada secde var. Çünkü onlar Kur’an ın 14 yerinde tilavet secdesi olduğuna kaildirler. Fakat Ebu Hüreyre den gelen sahih bir rivayette Kur’an da 11 yerde secde var. O rivayete göre -Ki İmam Malik o rivayetle amel etmiş- O rivayete göre Ebu Hanife’nin ve Şafi’nin Necm, İnşikak ve ‘alak surelerinde gördüğü secde o rivayette geçmez. Zaten rivayet şöyle;

Kur’an da 11 secde vardır, Mufasal da bunlardan hiçbiri yoktur. Mufassal Kur’an ın kısa sureleri, Yani ayetlerinin fazla bölündüğü, veyahut ta ayetlerinin kıs olduğu sureler manasına gelir. Kısar-ı Mufassal, Evsat-ı Mufassal, Tıval-ı Mufassal şeklinde üçe ayırmışlar kendi içerisinde. Fakat Kur’an ın kısa surelerinin tamamına verilen isimdir. İbn. Hambel e göre ise 15 yerde var, Hac suresinde 2 kere, Hac suresinin son ayetinde de secde var. Dolayısıyla biz bu ayette ki secdeyi eğer namaz secdesi değil de Kur’an a insanın tam uyumu, Kur’an ı hayatına geçirmesi olarak göreceksek ki öyle, o zaman burada tilavet secdesi olmadığını söyleyen Ebu Hüreyre hadisi daha isabetli görünmektedir.

22-) Belilleziyne keferu yükezzibun;

Üstelik yalanlıyorlar o hakikat bilgisini inkâr edenler! (A.Hulusi)

22 – Hattâ o küfr edenler tekzip ederler. (Elmalı)

Belilleziyne keferu yükezzibun Bilakis küfürde direnen kimseler yalanlamakta ısrar etmektedirler. Elleziyne keferu yerine belhum yükezzibun gelebilirdi. Neden gelmedi derseniz, bunun cevabı inkarı sıfat haline getirdiklerini beyan için böyle geldi. Onlar inkarı hayat tarzı haline getirdiler. İnkarı ahlak ve huy haline getirdiler. Ayet böyle gelmekle bunu söylemiş oluyor. Yalanlamayı, hakikati inkarı.

23-) VAllâhu a’lemu Bima yû’un;

Oysa Allâh (içlerinde) ne toplayıp yığdıklarını (düşünce ve itikatlarını) daha iyi bilir. (A.Hulusi)

23 – Halbuki Allah içlerindekini biliyor. (Elmalı)

VAllâhu a’lemu Bima yû’un ama Allah içlerinde biriktirdiklerini, içlerinde topladıklarını çok iyi bilmektedir. Bima Yû’un Bima kap demektir, aynı zamanda kapta toplanmak demektir. bir kapta toplamak. Yani içlerinde topladıklarını çok iyi bilmektedir, kalplerindekini çok iyi bilmektedir. İnsanın açıkladıkları vardır, bir de açıklamayıp gizledikleri. Allah insanın yaptıklarını dışarıdan görünene bakarak değil, içinde gizledikleri sebeplere, niyetlere, bilinç altına, tasavvura, bilincin daha daha altına bakarak karar verecek. Onlara notunu öyle verecek.

24-) Febeşşirhüm Bi’azâbin eliym;

Artık onları feci azapları ile müjdele! (A.Hulusi)

24 – Onun için onlara elîm bir azâb müjdele. (Elmalı)

Febeşşirhüm Bi’azâbin eliym onları, içlerinde gizlediklerini Allah’ın görmediğini zanneden bu küfürde direnen, yani vicdanlarının üstünü örten, vicdanlarının sesini dinlemeyen, dolayısıyla hakikati duymayan bu insanları elim bir azab ile müjdele.

25-) İllelleziyne amenû ve ‘amilussalihati lehüm ecrun gayru memnun;

Sadece iman edip imanın gereğini uygulayanlar müstesnadır! Onlar için kesintisiz bir mükâfat vardır. (A.Hulusi)

25 – Ancak iman edip Salih ameller yapanlar başka onlara tükenmez bir ecir var. (Elmalı)

İllelleziyne amenû ve ‘amilussalihati lehüm ecrun gayru memnun fakat iman eden, imanında sebat eden ve imanını salih amel ile taçlandıran, Salih amel ne idi? Salihat; Hasenattan farklıdır. Hasenat namaz kılmak, zekat vermek hasenat olarak zikredilir Kur’an da. Fakat salihat ıslah edici ameldir. Mutlaka toplumsal bir boyutu vardır. Yani bozulmuş bir şeyi düzelten amele salih amel denir. İman eden ve bozuk bir işi, bozuk bir şeyi düzelten, bozukluğu düzelten, yanlışı doğrultan, kötüyü iyileştiren ve kötüye razı olmayan kimseler, mü’minler için ecrun gayru memnun kesintisiz, minnet edilmeyecek, yani başa kakılmayacak bir ecir, bir karşılık, bir ödül vardır.

Rabbim hepimizi bu kesintisiz ödüle mazhar kılsın inşaAllah.

Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 27 Haziran 2014 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: