RSS

İslamoğlu Tef. Ders. FECR SURESİ (01-30) (191-A)

01 Ağu

231

 

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn, Vessalâtü vesselâmü ‘alâ Resulina Muhammedin ve ‘ala ‘alihi, ve eshabihi ve etba’ıhi ecmaiyn.

Rabbişrah liy sadriy;

Ve yessirliy emriy;

Vahlül ukdeten min lisaniy;

Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

Rabbim göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi, düğümü çöz dilimden ki anlasınlar beni. Amin.

Rabbeneftah bil hayr, vahtim bil hayr, Rabbi yessir ve lâ tüassir, Rabbi temmim bil hayr. Amin.

Değerli Kur’an dostları bugün dersimize inşaAllah Fecr suresi ile başlayacağız. Bugünkü dersimiz 10 yıllık serüvenimizin 191. halkası. Rabbimden dileğim, niyazım bu Kur’an a hizmet yolunda bu projeyi tamamına erdirmesi. Hitamihu misk olsun inşaAllah.

Fecr suresi elimizde ki mushafta 89. sure. Adını ilk ayetinin ilk kelimesinden alıyor. Vel fecr. Fecr; aslında sabah manasına gelir. Fakat çağrışımları farklı farklı. Varlığın ilk sabahı. O malum sabah. Veya tüm sabahlar eğer “lam” ı tarif, “el” takısı cins içinse tamamını kapsıyor sayılır ki tüm sabahlar. Bu sabahlar fiziki ve zamanla ilgili olabileceği gibi, metafizik ya da değerlerle ilgili olabilir. İnsanlığın kararan ufkunu aydınlatan tüm vahiylerin sabahları. İnsanlığın kararan gecesini aydınlatan tüm peygamberlerin eliyle doğan sabahlar manasını da, çağırışını da verebilir.

Surenin iniş zamanı tabii ki ilk dönem, vahyin inmeye başladığı ilk döneme ait bir sure. Hatta ilkin de ilki diyebiliriz. Çünkü tüm nüzül sıralamalarında 9 veya 10. sıralara yerleştirilirler. Yani ilk 10 a giren bir sure ile karşı karşıyayız. Bu da vahyin ilk yılında nazil olduğu hakkında kesin bir kanaat verir bize ki, Leyl suresinin arkasına yerleştirilir ilk nüzül sıralamalarında.

Suremizin konusu insanın şahitliği, yani insan özü itibarıyla. Daha doğrusu Hz. İnsan. Zaaflarıyla, imkanlarıyla, güzellikleriyle, çirkinlikleriyle, hatalarıyla insan. Tabii insandan söz edince insanın tarihinden de söz eder sure. Hatta bu söz ediş Kur’an da ki ilk kıssa diyebileceğimiz anlatım değil, sadece bir değinip geçme anlamında Ad ve Semud kavimlerine bir atıf yapılır surede. 6. ve 9. ayetlerde. Bu sadece ismen bir atıftır aslında, bir anlatım değildir. Zaten Kur’an da kıssaların nüzül sürecinde ki tasnifi 3 şekilde yapılabilir.

1 – ilk 4 veya 5 yılda. Kıssalar sadece değinilerek geçilir. Sadece atıfla geçilir. Sadece ismen veya birkaç cümle ile atıf yapılır.

2 – Ondan sonraki 5 yılda ise bu kısaca atıf yapılan kıssalar ayrıntılandırılır, geniş geniş anlatılır, detaylar verilir.

3. 3. bölümü ise kıssalar konusunda tasnifimizin 3. şıkkını ise Medine de anlatılan İsrail oğullarıyla ilgili ve ehli kitapla ilgili diğer kıssalar teşkil eder ki Kur’an da ki kıssaların genel tasnifatı böyle yapılabilir.

Burada da sadece değini görüyoruz Ad kavmine ve Semud kavmine. Bu tarihte yaşamış iki uygarlıktır. İkisi de köken olarak Arap kavminin ortaya koyduğu uygarlıktır. Zaten bu iki kavme gönderilen Hud ve Salih peygamberler ırken Arap kökenli peygamberler olarak bilinirler ve zikredilirler. İlginç olan da şudur ki bu iki kıssa kitabı Mukaddes de hiç geçmez. Adı dahi anılmaz.

Bu kıssalar çerçevesinde aslında Fecr suresinin muhatabına verdiği ders açıktır. Ey insan Allah’a karşı yabancılaşma, Allah’a sırt dönme, Allah’tan uzaklaşma, Allah’tan kopma. Allah’tan kopmak kendinden kopmaktır. Allah’tan koparsan eğer. Bu felaket değil, felaket Allah’ın senden kopması. Yani ne halin varsa gör demesidir ki işte o zaman belanı buldun demektir. Zaten geçmiş kavimlere gelen belalar da böyle bulunmuş belalardır.

Ve sure Kur’an ın tümü içerisinde insanı iliklerine kadar titreten ve insana doğrudan hitap eden müjdeli ayetlerle son bulur. Ya eyyetühen Nefsül Mutmainneh (27) İrci’ıy ila Rabbiki radıyeten mardıyyeten (28) Fedhuliy fiy ‘ıbadİY (29) Vedhuliy cennetİY (30)

Bu ayetler geldiğinde hem manalarını hem tefsirini yapacağız inşaAllah. Rabbim bizleri bu ayetlerin muhatabı kılsın. Rabbim encamımızı hayretsin. Dünümüzü. günümüzü ve sonumuzu güzel kılsın inşaAllah. Şimdi bu girizgâhtan sonra surenin tefsirine geçebiliriz.

 

BismillahirRahmanirRahıym

 

Rahman, Rahıym olan Allah adına. Özünde merhametli, işinde merhametli Allah adına. Bütün bir kâinata merhamet eden Rahman ismiyle ve bütün bir kâinat ve varlık içerisinde ki kendisine güvenen ve iman edenlere daha özel ve ayrıcalıklı olarak Rahıym adıyla rahmet eden Allah adına. Özünde sevginin menbaı olan ve işinde de sevgiyi ve şefkati esas alan Allah’ın adıyla. Her bildiri bir makam adına ilan edilir. Kur’an isimli bu ilahi bildiri ise Allah adına ilan edilmiştir.

 

1-) Vel fecr;

Kasem ederim o Fecr’e, (A.Hulusi)

01 – Kasem olsun ki fecre. (Elmalı)

 

Vel fecr fecre yemin olsun, fecr şahit olsun, sabah vakti şahit olsun. sabahın aydınlığı şahit olsun. İnsanlığın ilk sabahı şahit olsun. yokluk gecesinin arkasından beliren varlık sabahı şahit olsun. Farklı farklı manalar verebiliriz.

Fecr aslında fışkırıp çıkmak, ortaya gelmek, meydana çıkmak, gizlendiği yerden hızla çıkmak manasına gelir. İnficar mesela aynı kökten gelir. Bir suyun, bir artezyenin fışkırarak çıkmasına inficar denir. Yine günaha fücur denir. Çünkü günah yoldan çıkmaktır. Hem de bir okun yaydan çıktığı gibi hızlıca çıkmak. Hatırlayacak olanlarımız vardır, cahiliye döneminde Mekke de ki kabilelerin birbirleriyle yaptığı 100 yıl süren anlamsız savaşa da ficar savaşları adı verilirdi. El Fecr ile aynı köktendir. Neden ficar savaşı adı verilmiştir? Çünkü onlar bu savaşlar sırasında haram ayları dinlememişler, insanın hürmetine riayet etmemişler, dokunulmazlığını ve saygınlığını 5 paralık etmişler insanın. Dolayısıyla ficar savaşı, yani günahın, hürmetsizliğin, Hakka riayetsizliğin bol bol işlendiği savaş manasına ficar savaşları denilmiştir.

Burada insanlığın ilk sabahı olabilir. Veyahut ta vahiy ile ilgilendireceksek ki mümkindir. Özellikle sure başlarında yeminler vahye doğrudan ya da dolaylı bire atıf içerirler genellikle, galibiyetle, ya da ekseriyetle. Biz fecr suresinin girişini de böyle okursak eğer, cahiliyet gecesini aydınlatan, cahiliyet gecesinin bittiğini haber veren sabah şahit olsun.

 

2-) Ve leyalin ‘aşr;

On geceye, (A.Hulusi)

02 – Ve leyâli aşre. (Elmalı)

 

Ve leyalin ‘aşr ve 10 gece şahit olsun. Fecr; belirli iken leyalin ‘aşrin belirsiz gelmiş. Dolayısıyla biz bu 10 geçe şudur diyemiyoruz. 1.sinde el fecr i şudur diyebiliriz. Onda manayı teke indirebiliriz. Ama belirsiz gelen leyalin ‘aşr demanayı teke indirmemiz zor görünüyor.

Ne olabilir bu? Müfessirlerimiz zilhiccenin ilk on günüdür demişler. Hac günleri olan, haccın içerisinde ifa edildiği, arafata çıkılan, Müzdelife de vakfeye durulan, Mina da vakfeye durulan, cemeratın, şeytan taşlama ibadetinin yapıldığı, kurbanın kesildiği ve tavafın yapıldığı ihram günleridir demişler. Hac günleri, Zilhiccenin ilk 10 günü.

Yine Ramazan’ın son 10 günü diyenler de vardır. Hele 1. ayeti vel fecr i, cahiliye gecesinin bittiğini haber veren sabah şahit olsun diye anlarsak o zaman bunu vahyin içinde indiği Ramazan ın son 10 gecesi şahit olsun diye anlamamız gayet tabii. Malumunuz Ramazanın son 10 gecesinde Kadir gecesinin aranmasını ifade etmişti efendimiz.

Yine Medine de ki tüm yılları boyunca (ilk yıl hariç, çünkü Ramazan orucu 2. yıldan itibaren tutulmaya başlandı. Efendimiz Medine de 9 yıl Ramazan orucu tutmuştu. Dolayısıyla 9 yıl efendimiz Ramazanın son 10 gününde bir tür Hıra yı yeniden yaşamak ve arınmak için, yani rabbiyle baş başa kalma talimi için itikaf ibadetini ifa ederdi. Mescidi nebevinin bir köşesine çekilir ve 10 günün 24 saatini ibadete ayırır, rabbiyle baş başa kalır, dünya dan elini eteğini çekerdi. İşte bir tür Hıra yı Medine ye taşımak manasına gelen itikaf ibadetinin de günlerine delalet eder 10 gün.

Fakat eğer bunlar olsaydı fakire öyle görünüyor ki leyalin ‘aşrin şeklinde gelmezdi, yani nekira gelmezdi. Çünkü bunlar bilinen 10 günler. Marife gelirdi, belirlilik takısıyla gelirdi diye düşünüyorum. O zaman kalıba en uygun olan, bağlama en uygun olan Ramazan ın son 10 günü, kalıba en uygun olan yani nekira gelmesine en uygun olan da varlığın ilk 10 günü. İşte o bilinemez. İşte ona akıl sır ermez. Zaten Ve leyalin ‘aşr in de nekira biçiminde tercümesi, akıl sır ermeyen, asla bilinmeyen ilk 10 gün veya 10 gün manasına gelir.

Zaten Ramazan ın son 10 günü için de belki nekirayı kullanabiliriz. Çünkü Ramazanın son 10 günü ne de akıl sır ermez. Hele onun içinde bulunan kadir gecesinin değerine akıl sır ermez. 1.000 geceden hayırlı olan bir gecenin değerini, ki o 1.000 geceden hayırlı 1.001 geceden hayırlı değil anlamına gelmiyor. O tam da matematiksel bir rakam ifade etmiyor. Siz onun hayrını hesaplayamazsınız, o Allah katında çok çok hayırlı, bir ömürden hayırlı bir gece manasına geliyor. Belki bu manasıyla alırsak, yani o hayrın, o kadrin, o kıymetin değerini bizim bilemeyeceğimiz anlamına alırsak Ve leyalin ‘aşr in ayeti kerimesini Ramazan ın, kadir gecesinin içinde bulunduğu son 10 günü olarak da anlayabiliriz.

[Ek bilgi; Ruhun bedene taalluk etmesiyle birlikte taayyün eden zahiri ve batıni on duyunun mahalline, kemalin ve kemal aletlerinin tahsil edilmesinin araçları oldukları için “yemin ederim”.

[Ek bilgi; İnsanın duyuları;

1 – Zahirî duyular: Göz, kulak, burun, doku, dil olmak üzere beş duyudan oluşur.

2 – Bâtınî duyular: Akıl, kalp, ruh, vicdan, latife olmak üzere beş iç duyudan oluşur.) Fecr 2 (İbn. Arabi Tevilat)]

 

3-) Veşşef’ı velvetr;

Çift’e ve Tek’e! (A.Hulusi)

03 – Ve şef’ü vetre. (Elmalı)

 

Veşşef’ı velvetr tek e ve çifte yemin olsun. Tek ve çift şahit olsun. Bunlar hep şahit. Yemin şahadet için yapılıyor. Rabbimiz şahitliğe çağırıyor. Şahit olsun, sabah şahit olsun, 10 gün şahit olsun, tek ve çift şahit olsun. Yani ey insan bu kadar şahidin var. Allah’ın varlığına şahit olsun. Eğer sen şahadet etmezsen ey insan sen; “Eşhedü en lâ ilâhe illâllâh Ve eşhedü enne Muhammeden AbduHÛ ve RasûluHÛ” demezsen, ben şahit olurum ki, ben şahadet ederim ki Allah, %100 Allah’tır. Ben şahadet ederim ki Allah, tapılmaya layık tek varlıktır. Ben şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Şahadetini sen yapmazsan ey insan, kendi haliyle zaten hâl dili ile gök yapıyor, sabah yapıyor, 10 gece yapıyor, tek ve çift yapıyor. Yani sen şahadet etmesen ne olur ki Allah’a, varlık şahit. Her doğan gün şahit, her gece şahit dolayısıyla sen de şahit ol, sen de katıl bu evrensel koroya, sen de çatlak ses çıkarma, katıl ve ben de şahidim de. Sen bilinçli, sen iradeli bir şahit ol. Senin şahadetinin ödülü cennet olsun. Sanki bize çağrı bu. onun için kasem “vav” ları bize şahitliği hatırlatıyor, şahitliğe çağırıyor.

Şef’i; çift demektir. esşef’. Şefaat buradan gelir aslında. Çünkü birinin diğerini kayırma olayıdır şefaat. Birinin diğerini desteklediği, birinin diğerini ödüllendirdiği bir kayırma, savunma, kollama, koruma hadisesidir. İki kişi olması lazım şefaat olması için. Onun için çişft kökünden gelmiş şefaat.

Yine Şuf’a hakkı deriz. Bugün hukuki bir terim olarak kullanılır, tercih hakkıdır aslında.Ama temelde iki kişi vardır. İki kişinin ortak olduğu bir menkul veya gayri menkulün ikiden birine devri meselesinde ki tercih hakkıdır. Yine temelde ortaklık olduğu için şuf’a denilmiştir.

Vetr ise tek demektir. Vitir buradan gelir. Vitir namazı kılarız biz. Vitir namazı ne demek? Tektir. Efendimiz A.S. dan 1 – 3 – 5 – 7 – 9 – 11- 13 rekâta kadar rivayet edilmiştir. Efendimiz aslında farklı farklı zamanlarda, farklı farklı rekâtlarda kılmıştır. Ama tek olması esastır. Hep tekli rakamlar. 1, 3, 5, 7ila ahir…! Onun için vitr denmiştir ek olduğu için.

Burada ki Veşşef’ı velvetr ne demektir? Öncelikle ilk akla gelen çift ve tek. Tek Allah’tır, çift mahlukattır. Her ne ki çift o yaratılmıştır, he ne ki tek O yaratmıştır. Aklımıza gelen bu. Müfessirlerimiz çok farklı farklı tefsir etmişler bunu. Mesela ibadetler diyenler olmuş. İbadetler içerisinde tek rekatlı namazlar var, yani akşam namazı 3, mesela tekli ama yatsı namazı 4. Bunun gibi Yine cennet ve cehennem diyenler olmuş. Malûmunuz cennet 8 katman olarak rivayet edilir. Cehennemse 7 kat olarak ifade edilir. Neden cennet fazladır cehennemden? Çünkü Allah’ın rahmeti gazabını kuşatmıştır da onun bir ifadesidir. Bunlar sayısal olarak alınabileceği gibi, itibari olarak ta alınabilirler.

Yine müfessirlerimiz yaratılmışların ve yaratanın vasfıdır demişler ki ilk başta onu zikrettim. Ama ondan daha farklı müfessirlerin söyledikleri. Mesela bilgi vasfı, ilim vasfı. İnsanda çifttir. Alim de olabilir insan, cahil de olabilir. Ama Allah’ta tektir. Allah cahil olamaz. O sadece Alimdir, El ‘aliym.

Hayy vasfı; İnsan diridir, ama ölü de olabilir. Dolayısıyla çift tezahür eder insanda dirilişin verilişi ve alınışı. Fakat Allah’ta dirilik çift tezahür etmez, O hep diridir, daima diridir, öncesiz diridir, sonrasız diridir. Bunun gibi görme vasfı. İnsan görebilir de kör de olabilir, veya bazen görmeyebilir de. Gözü kamaşabilir, ışık körü olabilir, renk körü olabilir, geçici körlük olabilir vs. Ama Allah’ta görür, O basıyr dir. Fakat Allah hep görür, yani O’nun ki tektir, ikinci bir şıkkı yoktur, görmeme şıkkı yoktur. Ama insanın görmesinin 2. şıkkı vardır bu manaya girer diyen müfessirlerimiz olmuş.

Yine burçlar ve gezegenler diyenler olmuş. Burçlar; 12 gök adalar. Yıldız kümeleri, 12 yıldız kümesi. Kuzeyde ve güneyde olmak üzere, 6 sı kuzey, 6 sı güney ve bir de gezegenler. Önceden 7 idi sonradan 9 oldu. Dolayısıyla tektir tek ve çift bu demişler. Organlar ve kalp diyenler olmuş. Organlarımız çifttir. Eller, ayaklar, gözler, kulaklar, dudaklar hep çift. Ama insan bedeninde kalp tektir. Tüm çifti besler diyenler olmuş.

Bunlar hep güzel nükteler aslında fakat bize verilen şey tüm bir varlık şahit olsun. tek te çift te. Fakirin aklına çok farklı bir tefsir geliyor. Astro fizikçilerin tespit ettiği bir şey var. Kâinatta tüm yıldızlar çift, güneş tek. Güneşimizin ikizi kayıpta daha doğrusu. Yani yok olduğu için değildir diyorlar astro fizikçiler. Varmış ama kaybolmuş, şu anda yok. Ne olduğunu da bilemiyorlar, sadece akıl yürütüyorlar. Bir kara delik tarafından yutulduğu ihtimali de söz konusu. Yani her ne olmuşsa olmuş kâinatta tüm yıldızlar çift olduğu halde bizim yıldızımızın ikizi kayıp. Belki de ondan önce gece, ondan önce fecr geldiğine göre bağlama uygun olarak tek ve çiftten kâinatta tüm diğer yıldızlar ve bizim güneşimiz. İkizi kayıp olan ve şu anda tek bulunan onlar şahit olsun. Yani Vesşemsi vennücûm gibi bir mana ile anlaşılabilir.

[Ek bilgi; “Çifte…” birleştikleri ve vuslatı mümkün kılacak şekilde insan varlığının tamamlandığı esnada ruha ve bedene yemin ederim. “Ve teke…” bedenden ayrıldığı zaman mücerret ruha yemin ederim.(İbn. Arabi-Te’vilat)]

 

4-) Velleyli izâ yesr;

Geçip gittiğinde o geceye… (A.Hulusi)

04 – Ve geceye: geçeceği sıra. (Elmalı)

 

Velleyli izâ yesr sabaha yürüyen gece şahit olsun. Sabaha yürüyen gece. Kur’an ın hiç bir tarafında, mücerret olarak geceye yemin edilmez. Çünkü gece ışığın yokluğu halidir. Gece bir başına var değildir. Karanlığın yokluğudur Onun için Kur’an da mücerret olarak yalın kat geceye yemin edilmez. Hep vasıflı olarak gelir. Velleyli izâ yesr, VelLeyli izâ seca. (Duha/2) Velleyli izâ ‘as’ase. (Tekviyr/17) gibi hep vasıflı olarak gelir. Yani geçip gidici olduğuna delalet eder. Gece sabit değildir, gece asıl değildir, gece cevher değildir. Gece arazdır. Dolayısıyla ışık asıldır, aydınlık asıldır, nûr asıldır. Gece, ışığın yokluğu halidir.

Ey mü’min cahiliye gecesinden korkma, sen aydınlık ol. Ey Mü’min sen iman ile küfür gecesini aydınlat. Sen ilim ile cehalet gecesini aydınlat. Sen Hakk ile batıl gecesini aydınlat. Sen sevap ile günah gecesini aydınlat. Sen cennet ile cehennem gecesini aydınlat. Yani bize verilen ders budur. Gece geçicidir.

[Ek bilgi; Yani ruha ve bedene. Teke yemin ederim. Yani, bedenden ayrılıp tecerrüt eden ruha. Geçip giden geceye yemin ederim. Ölüm ile birlikte karanlığı ruhtan sıyrılan ve yok olan bedene yemin ederim. 4 (İbn. Arabi Tevilat)]

 

5-) Hel fiy zâlike kasemün li ziy hıcr;

(Nasıl) işte bunlarda akıl sahibi için bir yemin yok mu? (A.Hulusi)

05 – Nasıl bunlarda bir akıl sahibi için bir kasem var değil mi? (Elmalı)

 

Hel fiy zâlike kasemün li ziy hıcr yeminin cevabı geldi. Yeminler bir cevap ister. Kur’an ın 16 suresi “vav” ı kasemle başlar. 16 surenin içerisinde muksemun aleyh yani yeminin cevabının geldiği tüm sureler de muksemun bih; kendisine yemin edilen, burada içte fecr, 10 gece, tek ve çift kendisine yemin edilendir. Muksemu bih’tir. Muksemun bihler kendisiyle yemin edilen şeyler, fiziki ve maddidir. Kendisi üzerine yemin edilen muksemun aleyhler, -ki burada işte 5. ayettir- fiziki ve maddi olmayan manevi veya metafizik şeylerdir. Hel fiy zâlike kasemün li ziy hıcr şimdi oturaklı akıl sahipleri için bütün bu yeminlerde sağlam bir şahitlik, tanıklık, şahadet yok mudur?

Vardır ya rabbi. Sen şahit kılarsın da olmaz mı ya rabbi. Sağlam bir şahitlik olmasa sen şahit tutar mısın ya rabbi. Evet, li ziy hıcr Hicr; Hacer; Taş demektir. Hicr; Akıl manasına kullanılıyor burada aynı kökten. Neden aynı kökten? Taş gibi akıl ne demek burada? Oturaklı, ağır, savrulmayan koordinatları olan, değerleri olan, bir burada, bir şurada, bir orada değil. Ayağını bastığı bir yeri olan akıl. Temekkül etmiş akıl, mekanı olan akıl. Tabii ki bir yerden çıkarak düşünen akıl. Yani ilkeleri olan akıl demektir.

İlkesiz düşünce ziy hıcr olmayandır. Savruk düşüncedir. Onlara rabbimiz nasıl da savruluyorsunuz buyuruyor. Onun için burada savruk olmayan, savrulmayan bir akıldan ziy hıcr bahsediliyor. Böyle bir akıl için bütün bunlarda sağlam bir şahitlik yok mudur deniliyor. Elbette vardır. Zaten surenin kalbi bu ayettir ve sure şahitlik çağrısıdır. Yani hepimize ey insan sen bu cihana sahip olmaya değil şahit olmaya geldin diyor.

 

6-) Elem tera keyfe fe’ale Rabbüke Bi’Ad;

Görmedin mi Rabbin nasıl yaptı, Ad’a (Hud’un toplumu), (A.Hulusi)

06 – Görmedin mi rabbin nasıl yaptı Ad’e? (Elmalı)

 

Elem tera keyfe fe’ale Rabbüke Bi’Ad görmedin mi rabbin Ad kavmine ne yaptı.

 

7-) İreme zâtil ‘ımâd;

Çok sütunlu (belde) İrem’e? (A.Hulusi)

07 – İreme zâtil’imâde. (Elmalı)

 

İreme zâtil ‘ımâd sütun gibi binalar sahibi olan İrem e. Başkenti İrem olan, İrem gibi muhteşem bir uygarlığı ortaya çıkaran Ad kavmine ne yaptı.

 

8 – ) Elletiy lem yuhlak mislüha fiylbilad;

Ki beldeler içinde onun benzeri yaratılmamıştı! (A.Hulusi)

08 – Ki o beldeler içinde misli yaratılmamıştı .(Elmalı)

 

Elletiy lem yuhlak mislüha fiylbilad öyle bir uygarlık ki o, yer yüzünün hiçbir ülkesinde öylesi görülmedi, öylesi yapılmadı, öylesine rastlanmadı Lem yuhlak; öylesi icat edilmedi, öylesi yaratılmadı. Evet, kelimesi kelimesine tercüme etmiş olalım. Evet, böyle bir uygarlıktan söz ediyor. sadece değini bu. ve daha sonra Semud’a geçecek.

Ad kavmi binlerce yıl önce Hadramevd denilen Yemen ile Umman arasında ki okyanusa paralel çölün bittiği rubülhali; ¼ boşluk demektir- rubulhali çölünün okyanus kıyısında kurulmuş olan muhteşem bir uygarlık. Kadim, antik uygarlık. Hadramevd diniliyor şimdi oraya, ölü yeşil. Demek ki belanın adı buy aslında. Öyle bir uygarlık kurmuşlar ki çölün bittiği yerde, insanlar bağları, bahçeleri, bostanları yerlere yaparlar, bu uygarlık havaya yapmış. Öyle binalar dikmişler ki uzaktan görenler bu binaları sütun zannetmişler. Çölün kıyısına böylesine muhteşem bir uygarlığı yapan bu insanlar tabii ki şımarmışlar.

Aslında bu kıssanın, Ad kıssasının Kur’an da ki tüm versiyonlarının verdiği ders şudur; Cenneti dünyada arayanların akıbeti nasıl olurmuş bakın. Ad ve Semud kıssalarının verdiği şey budur. İlginç olan da şudur; Kur’an da 24 yerde Ad kıssası anlatılır yanlış hatırlamıyorsam ve 22 sinde Semud ile birlikte gelir. Arka arkasına gelir, hep birlikte zikredilir.nedenini biraz sonra Semud’u aktarırken zikredeceğim. Onun için bu kavim hak ile yeksan olmuştur. Aslında Şems suresinde Semud kavminin ayrıntılı bir kıssası gelecek. Burada sadece değinilip geçilecek. Nispeten ayrıntılı bir anlatımı Şems suresinde gelecek inşaAllah, orada ele alacağım.

Ad kavmi dediğim gibi tarih öncesinde kurulmuş muhteşem bir uygarlık. Allah bir bela gönderiyor, öyle bir kasırga ki bu, öyle bir felaket ki çölün kumlarını saçma gibi kullanıyor rabbimiz ve şımaran, azan, refah içinde yüzerken Allah’a karşı isyan eden, Allah’ın açtığı krediyi Allah’a isyanda kullanan, Allah’a sırt dönen, sanki Allah yokmuş gibi yaşayan, Allah’tan aldıkları imkânı Allah’a karşı kullanmaya kalkışan, Allah’ın; kendinizi savunun diye verdiği cephaneyi Allah’a ateş etmek için kullanan tabir caizse, bu sapkın kavim çölün kumlarıyla delik deşik ediliyor, kalbura çevriliyor. Daha sonra bugün, bu yüzyılda yapılan kazılar gösteriyor ki çölün 12 – 18 m. Kumun altında kalmış uygarlık. Şimdi bu uygarlığa ilişkin bazı parçalar, sütunlar, taşlar gün yüzüne çıkarılmış bulunuyor.

Evet, Allah kumun altına gömüyor. Siz Allah’a savaş açarsınız ha? Allah’ın verdiği ile Allah a sırt dönersiniz ha? Allah’ın verdiği ile semirir, sömürür ve şımarır, bu sefer Allah’a kazan kaldırırsınız ha? Söylenen budur. Allah’ın verdiği krediyle Allah’a karşı savaş açmaya kalkma ey insanoğlu. Tarihten ibret alın.

 

9-) Ve Semûdelleziyne cabussahre Bilvad;

(Rabbin ne yaptı) vadide kayaları oyan Semud’a (Sâlih’in toplumu)? (A.Hulusi)

09 – Ve vâdîlerde kayaları kesen Semûd’e. (Elmalı)

 

Ve Semûdelleziyne cabussahre Bilvad yine Semud, o Semud ki kayalardan vadiler oydular açtılar cabu. Nahatu manasına gelir. açtılar, oydular, yonttular. Razi’nin verdiği bilgiye göre tam 1700 şehir açmışlardı. Dümdüz mono blok bir kaya arazi. Bu arazi bugün biliniyor. Hicr denilen, medaini salih denilen bölge. Bugün Arabistan sınırları içerisinde kuzeyde kalıyor. Ürdün’e yakın bir şehir. İşte bu antik uygarlıkta yekpare kayalıklardan vadiler açıyorlar. O vadilere açılan şehirler açıyorlar. 1700 tane mağara şehir açıyorlar.

Semud aslında az su, çok az su, çisenti manasına gelir. az su ile yer yüzünde eşi görülmemiş bir uygarlık meydana getiriyorlar. Hatta bir bilim adamı, işin uzmanı diyor ki; Bu sistemle bu bölgeye yılda eğer 15 cm yağış düşse, bu sistemle cennet gibi yaparlar etrafı diyor ki zaten öyle yapmışlar. Öyle bir sistem kurmuşlar ki yılda düşen yağışın damlasını araya vermiyorlar, kurdukları kanallar vasıtasıyla yer altı sarnıçlarında biriktiriyorlar. Kayalardan kestikleri malzemeleri ise ufak ufak yapıyorlar ve toprak imalatında kullandıkları gibi toprağın altına sererek onu, bir tür suyu tutan ve ihtiyaç oldukça bırakan, güneş değdikçe içindeki suyu yavaş yavaş koy vererek toprağı sürekli nemli tutan bir malzeme olarak kullanıyorlar ve böylece çölün ortasında bir yalancı cennet meydana getiriyorlar. Semud uygarlığı, az su ile ki, Semud az su demektir zaten. İşte bu uygarlığın akıbeti de Ad a benziyor.

Neden ikisi bir arada anlatılır Kur’an da 22 yerde? Hep Ad ve Semud bir arada gelir? Çünkü Semud Ad dan arta kalanlardır. Ad’ın başına o felaket geldiğinde etrafta ki kabileler ve Ad dan arta kalanlar kuzeye göçmüşlerdir. Kuzeye göçmüşler ve kuzeyde Hicr denilen bölgede bir uygarlık kurmuşlardır.

Fakat bu kez bir farkla. Aşağıda, güneyde Ad’da uygarlığı çölün ortasında kurmuşlardı, malzemeleri kumdu. Ama burada uygarlığı kayadan kurdular. Onlar sorunu malzeme de zannettiler. Yanlış baktılar, yanlış gördüler. Sorun insandaydı. Sorun insanın Allah ile ilişkisindeydi. Allah ile ilişki bozuk olduğu için felaket gelmişti, ama onlar malzeme bozuk olduğu için felakete uğradıklarını zannettiler. Altı kaya üstü kaya diyorlardı ya hani işte öyle yaptılar bu sefer uygarlıklarını. Fakat yine vuruldular, yine Allah’a sırt döndüler çünkü yine azdılar, Allah’ın verdiklerini Allah’a karşı kullandılar ve Allah’ın belası onlara orada da buldu. Bir sayha, veya racfe diyordu. Kur’an ın farklı yerlerinde farklı isimlerle geliyor onların belası. Böyle yere yıkan korkunç bir titreme, korkunç bir sarsıntı ve korkunç bir ses belasıyla mahvı perişan oldular. İkisinin bir arada anılmasının sebebi de; sorun malzeme sorunu değil ey Semud. Sorun Allah’a davranış sorunu. Sorun senin kendinle ilişki sorunu. Yani eğer yamuk bakarsan doğru göremezsin, doğru okuyamazsın. Bize, aslında hepimize bu öğüdü veriyor.

 

10-) Ve fir’avne ziyl’evtad;

Yüksek direklerin (piramitlerin) sahibi Firavun’a. (A.Hulusi)

10 – Ve o kazıkların sahibi Firavuna. (Elmalı)

 

Ve fir’avne ziyl’evtad sine sütunlar sahibi Firavun. Ona ne yaptı rabbin görmedin mi? Elem tera keyfe fe’ale Rabbük. (Fil/1) hep bunu okuyoruz. Elem tera keyfe fe’ale Rabbüke bunu başında getiriyoruz hep. Yani bir firavun, rabbüke BiAd, Rabbüke, BiSemud böyle. Firavuna ne yaptı rabbin görmedin mi. O firavun ki sütunlar dikmişti.

Buradaki evtad Allahu alem fakirin yorumu Mısır’da ki ehramlar, Piramitler. Çünkü Nebe/7 ayetinde dağlardan Velcibale evtada.(Nebe/7) diye bahsediliyor, evtad olarak geçiyor dağlar. Yani direk, sütun gibi, yere çakılmış kazık gibi dağlar. Ki hakikaten piramitler de dağlara benziyor.

 

11-) Elleziyne tağav fiylbilad;

Onlar ki, beldeler içinde benlikle azgınca yaşamışlardı. (A.Hulusi)

11 – Onlar ki memleketlerde tuğyan etmişlerdi de. (Elmalı)

 

Elleziyne tağav fiylbilad onlar ülkelerde tuğyan etmişlerdi, haddi aşmışlardı, sınırı geçmişlerdi, Allah karşısında hadlerini aşmışlardı. Kendilerini unutmuşlardı, çığırdan çıkmışlardı aslında. Tâğav; çünkü suyun kendi yatağından taşıp etrafa zarar vermesi demek, onun için onlar çığırdan çıkmışlardı oturdukları ülkelerde.

 

12-) Feekseru fiyhelfesad;

Onlarda fesadı çoğaltmışlardı! (A.Hulusi)

12 – Onlarda fesadı çoğaltmışlardı. (Elmalı)

 

Feekseru fiyhelfesad ve orada, o ülkelerde fesadı, bozgunculuğu, günahı, isyanı, tuğyanı artırdılar, çoğalttılar.

 

13-) Fesabbe ‘aleyhim Rabbüke sevta ‘azâb;

Bu sebeple Rabbin onların üzerine, azabın kamçısını indirdi. (A.Hulusi)

13 – Onun için rabbin da üzerlerine bir azâb kamçısı yağdırıverdi. (Elmalı)

 

Fesabbe ‘aleyhim Rabbüke sevta ‘azâb rabbin de onların üzerine azab kamçısını yağdırdı.

 

14-) İnne Rabbeke lebil mirsad;

Muhakkak ki Rabbin, tamamıyla gözetlemektedir. (A.Hulusi)

14 – Şüphesiz ki Rabbin öyle mırsad ile gözetmektedir. (Elmalı)

 

İnne Rabbeke lebil mirsad hiç şüphe yok ki senin rabbin her zaman ve her mekan da gözetleyicidir. Yani ondan kaçıramazsınız, ondan saklayamazsınız, hatta buradaki gözetleme öyle ki tarassut altındasınız, rasat altındasınız. Hani bir rasathane diyoruz deprem gözlemevi(? Yıldız gözlem evi). Onun için el mirsad her zaman ve mekanda. Çünkü mirsad zaman ve mekanı da içeren bir ifade, bir kalıp. Onun için her zaman ve her mekanda gözetler. Uyumaz ve unutmaz. Ey insan sen uyursun da rabbin uyumaz. Onun için Allah’ı atlatırım sanma.

 

15-) Femmel’İnsanu izâ mebtelâhu Rabbühu feekremehu ve na’amehu feyekulü Rabbiy ekremen;

Ama insana gelince, Rabbi onu denemek için ikram edip, onu nimetlendirirse: “Rabbim bana ikram etti, üstün kıldı” der (şımarır)! (A.Hulusi)

15 – Amma insan, her ne zaman rabbi onu imtihan edip de ona ikram eyler, ona nimetler verirse, o vakit rabbim bana ikram etti der. (Elmalı)

 

Femmel’İnsanu izâ mebtelâhu Rabbühu feekremehu ve na’amehu feyekulü Rabbiy ekremen söz Hz. insana getirildi. Hz. İnsanın kendisini nasıl değersizleştirdiğine, Allah’tan kopunca, veya Allah’tan koparınca. Malı, imkânı eldeki her şeyi Allahtan koparınca, Allah’tan bağımsız olarak algılamaya başlayınca ne yanlışlar yapacağına, nasıl sakat bakacağına, nasıl bakışının yamuklaşacağına getirdi sözü ve dedi ki;

İnsana gelince Rabbi onu ikram ederek ve nimet vererek sınasa feyekulü Rabbiy erkeme o hemen der ki rabbim bana ikram etti, vurgu bu. Aslında ekramen; ekrameni dir. Bana ikram etti. Orada bir sahiplik “y” si vardır. Zaten ondan bedel olarak burada bir kesra bulunur. Ayetin en sonunda. Ekrameni. Orada “y” nin düştüğüne delalet olsun, etsin diye bir esre bulunur. Dolayısıyla rabbim bana ikram etti, ben hak ettim vurgusu vardır. Ben layıktım da bana ikram etti. ben kazandım, ikram etmesin de görsün vurgusu.

Ama burada çok dikkatimizi çeken bir nokta İbtelahu Rabbi onu diyor ikram ederek ve nimetle ibtila etse. İptila; imtihan. Bela da aynı kökten gelir. imtihan olan mal kaybedilince, yani bu imtihan kaybedilince Malla imtihan, malla sınav; bela olur mal. Orada böyle bir vurgu, böyle zımni bir vurgu var. Yani mal ne zaman bela olur? mal imtihan olan serveti siz benim zannedersiniz, Allah’tan koparırsınız, Allah’tan bağımsız algılarsınız. O zaman bela olur.

Burada daha özel bir vurgusu var; haklılığın ölçüsü görürsünüz. Yani kim zenginse Allah onu seviyor diye bakarsınız. Veya ben zenginim, Allah beni seviyor ki bana verdi. O da fakir, Allah onu sevmiyor ki ona vermedi diye baktığınızda işte zokayı yuttunuz, işte imtihanı kaybettiniz. Servet haklılığın ve Allah’a yakınlığın ölçüsü değildir. Öyle olsaydı peygamberler dünyanın en zengin insanı olurlardı. Oysa ki peygamberler servete yüz vermemişlerdir. Onun sırtına binmişler, onu sırtlarına almamışlardır. Bu anlamda devamını da okuyalım;

 

16-) Ve emma izâ mebtelâhü fekadere ‘aleyhi rizkahu feyekulü Rabbiy ehanen;

Fakat onu belâ ile deneyip geçimini daraltır ise: “Rabbim beni alçaltıp zelil kıldı” der (isyan eder, sabretmez)! (A.Hulusi)

16 – Amma her ne zaman da imtihan edip rızkını daraltırsa o vakit da rabbim bana ihanet etti der. (Elmalı)

 

Ve emma izâ mebtelâhü fekadere ‘aleyhi rizkahu feyekulü Rabbiy ehanen fakat, bu sefer de Allah, rabbi onun rızkını daraltarak onu sınasa, daraltarak; fekadere ‘aleyhi rizkahu yani rızkını keserek değil. Kur’an ın hiçbir tarafında rızık kesmekten söz etmez rabbimiz. Niye? Var olmak bir rızıktır da ondan. Allah’ın rızık kesmesi durumunda insan değil fakirleşmek, yok olması lazım. Aldığı nefes bir rızıktır, nabzının her atışı bir rızıktır. Damarında dolaşan kan bir rızıktır. Hangi birini sayalım ki. Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban. (Rahman) o halde rabbinizin hangi bir nimetini yalanlarsınız. Dolayısıyla Allah rızkını kestiğinde insan var olmaz. Var olmak bir rızıktır. Onun için sadece daraltır sınamak için. Genişletir, daraltır. İşte burada fekadere ‘aleyhi rizkah rızkını ona sınırlandırdığında, takdir ile verdiğinde, böyle sınırlı verdiğinde;

feyekulü Rabbiy ehanen rabbim beni zelil etti, rezil etti, yalnız bıraktı, terk etti der. Ki ekramen in zıddıdır ehanen. Rabbim bana ikram etti, rabbim beni ikramdan mahrum etti. manasına gelir. Evet, verince şımarır, alınca veya kısınca umut keser. Fecr suresinin bu iki ayetinin 15 – 16. ayetlerinin özeti bu. Ama burada imtihan sırrı dünya, servet. Ve imtihan; servetin çokluğu ve azlığı değil aslında. Servete bakış açımız. Dolayısıyla Allâhu yebsüturrizka limen yeşau ve yakdir. (Rad/26)Allah dilediğine rızkı genişletir, dilediğine daraltır diyor Kur’an ımız.

Belki şöyle de çevirebiliriz Allah dileyenin rızkını genişletmeyi diler, dileyenin rızkını daraltmayı diler. Bilmiyorum burada dileme insana ve Allah’a atfı ne kadar doğru olur. Fakat hiç şüphesiz ki rızkın bir kesbi boyutu, bir de Vehbi boyutu var. Vehbi boyutu çok önemli. Ve fiys Semai rizkuküm ve ma tu’adun. (Zariât/22) rızkınız gökten gelir, göktedir yani ve daha sizin için vaad edilen neler vardır orada. Ama insan saklanmış olan, kendisi için konulmuş olan rızkı bulmak için tabir caizse duvarı yoklaması lazım. Tık tık, tık tık, tık tık vurması lazım. Allah benim rızkımı acaba buraya mı koydu, buraya mı sakladı diye onu yoklaması ve araması lazım. Eğer aramış bulamamışsa tamam anlaşılmıştır ki o kadar. Ama aramamışsa kendisine ayrılmış olan rızkı kendisinin ayağına gelmez. Çünkü efendimizin buyurduğu gibi insan kuş değil. Eğer kuşlar kadar mütevekkil olsaydınız rızkınız da kuşlar gibi ağzınıza konardı buyuruyor. İlginç..! Onun için insana akıl verilmiş irade verilmiş. İnsan akıl ve iradesini kullanarak arar.

Fakat bu manada rızık asla haklılık ve haksızlık ölçüsü değildir. Servet haklılık ve haksızlık ölçüsü değildir. İşte bu ayetler serveti Mekke liler gibi, ki Mekke liler öyle diyorlardı. Biz haklıyız, Muhammed haklı olsaydı içimizde en varlıklısı o olurdu. Allah bizi zengin ettiğine göre demek ki bizi destekliyor. İşte bu sapık düşünceye verilmiş bir cevaptır.

[Ek bilgi;DÜNYA İÇİN KİMSEYLE ÇEKİŞME.

Sakın sakın! Sen sen ol, dünyalık hususunda kimseyle çekişme, didişme. Kimsenin elindeki kısmete mani olmaya kalkışma. Zira herkesin nasibi mutlaka kendisini bulur. Eğer kaderde elinden alınması varsa, o da olur. Bu senin isteğinle olmaz.

Kadere razı olmak; kavga, çekişme ve didişme sonunda dünyalık elde etmekten daha güzeldir. Zira Allah’ın takdirine razı olmak her hal ü kârda hayatı güzelleştirir, tatlılaştırır, huzurlu kılar. (Abdülkadir Geylani-Öğütler)]

 

 

17-) Kellâ bel lâ tükrimûnelyetiym;

Hayır! Hayır, yetime ikram etmiyorsunuz! (A.Hulusi)

17 – Hayır hayır doğrusu siz yetîme ikram etmiyorsunuz. (Elmalı)

 

Kellâ bel lâ tükrimûnelyetiym Yo..’ Ey Mekke liler, ey onlar gibi düşünenler, Allah demek ki beni seviyor ki bana çok servet verdi diye düşünenler. Yanlış yapıyorsunuz, yamuk düşünüyorsunuz. Alakası yok lâ tükrimûnelyetiym düşünün bir, siz yetime ikram etmiyorsunuz.

 

18-) Ve lâ tehâddune ‘alâ ta’amilmiskiyn;

Yoksulları yedirip doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. (A.Hulusi)

18 – Ve bir birinizi miskîni ıt’ame teşvik eylemiyorsunuz. (Elmalı)

 

Ve lâ tehâddune ‘alâ ta’amilmiskiyn yoksulu doyurmaya teşvik etmiyor veya yoksulu doyurma konusunda bir gayret göstermiyorsunuz. Çabanızı sonuna kadar harcamıyorsunuz.

Evet, aslında ameli salih tarif ediliyor burada. Ameli salih; ıslah edici ameldir. Mutlaka ve mutlaka bozuk bir şeyi düzeltmek için yapılan ameldir. Aktif iyi ameli salih sahibidir. Yoksa pasif iyi olur. Pasif iyi aktif kötünün teşvikçisidir. Onun için pasif iyi, iyi değildir eğer kalkmıyorsa. Pasif iyiyi ayağa kaldırmak gerektir. Onun için rabbimiz.

Ya eyyühel Müddessir – Kum feenzir. (Müddessir/1-2) ey yatan iyi, yatmak iyi olmak için yetmez, kalk ve uyar. Yani başkalarına iyiliği saç, iyilik için mücadele et, iyiliğin yaygınlaşması için mücadele et. Peygamberlerin mücadelesi aktif iyilerin mücadelesidir, pasif iyilerin değil. Gerisi mi? pasif iyiler bencillerdir, kendisi için yaşayan benciller. Kendilerine iyi olanlar, kendisi için yaşayan bencillerdir başka bir şey değil.

 

19-) Ve te’külûnettürase eklen lemma;

Mirası toptan yiyorsunuz! (A.Hulusi)

19 – Halbuki mîrası öyle bir yiyiş yiyorsunuz ki. (Elmalı)

 

Ve te’külûnettürase eklen lemma ve siz mirası yedikçe yiyorsunuz. Böyle, yani silip süpürüyorsunuz manasına gelir aslında eklen lemma. Lemma; silip süpürmek.

Burada miras maddi de olur manevi de. Manevi mirası da yiyorsunuz manasına gelir maddi mirasta. Çünkü cahiliye de maddi miras yemek çok yaygındı. Kardeşi ölür kişinin, kardeşinden kalan çocuklara kardeşinin mirasını yedirmez, ona konardı. Ailenin reisleri, büyükleri ve Allah’tan korkmadan miras yerlerdi. Şu anda da hala modern cahiliye de bile bazı yerlerde hala bu tür şeyler oluyor. Hem maddi hem manevi. Yani alın terinizi yemiyorsunuz. Hak ettiğinizi yemiyorsunuz, başkalarının hakkına konuyorsunuz.

 

20-) Ve tühıbbûnelmâle hubben cemma;

Malı da pek çok seviyorsunuz, toplayıp yığarcasına. (A.Hulusi)

20 – Yığmacasına. (Elmalı)

 

Ve tühıbbûnelmâle hubben cemma ve malı biriktirmeyi çok seviyorsunuz. Üst üste yığmayı çok seviyorsunuz.

Aslında burada dünyevileşme hastalığına dikkat çekiliyor Hubbüd-dünyâ re’sü külli hatîeh dünya sevgisi tüm hataların başıdır diyordu ya Allah resulü. Size günahlardan bir adam yapın desem ve bu adamın kellesine neyi yerleştirirsiniz diye sorsam; Kimizi şirki, kimimiz küfrü, kimimiz nifakı, kimimiz zinayı, kimimiz hırsızlığı, kimimiz cinayeti diyecektir. Ama Allah resulü günahtan yapılmış adamın kellesine neyi yerleştiriyor biliyor musunuz? Dünya sevgisi. Dünya sevgisi tüm hataların temeliymiş demek ki. İşte dünyevileşme dediğim de bu. Müslüman İsrail oğullarını Yahudileştirenler de buydu işte ve bu ümmeti bekleyen en büyük tehlike de budur Allah resulünün verdiği habere göre.

 

21-) Kellâ izâ dükketil’Ardu dekken dekkâ;

Hayır, (böyle yapmayın)! Arz (beden sarsılıp), darmadağın edildiğinde, (A.Hulusi)

21 – Hayır hayır, Arz «dekken dekkâ» düzlendiği. (Elmalı)

 

Kellâ yo..! böyle yapmayın, böyle davranmayın izâ dükketil’Ardu dekken dekkâ bir gün gelir yer yüzü korkunç bir sarsılışla sarsılır. Dekan dekkâ; Aslında mecazı red içindir. İki kez ard arda geliyorsa, mastar mecazı reddetmek için gelir. Yani bu mecaz değil hakikattir. Siz sanmayın ki rabbiniz size mecazen; işte size mecazen bir öğüt veriyor. Hayır, hayır, hakikattir. Öyle bir sallar ki 45 senede biriktirdiğinizi 45 sn. yede yerle bir eder. Görmedik mi?

 

22-) Ve câe Rabbüke velMelekü saffen saffâ;

(Ölümle) Rabbin (hükmü) ve el Melek (kuvveler) saf saf dizildiğinde, (A.Hulusi)

22 – Ve rabbinin emri gelip Melek «saffen saffâ» dizildiği vakit. (Elmalı)

 

Ve câe Rabbüke velMelekü saffen saffâ rabbinin fermanı gelmiş ve melekler saf saf dizilmiş olacaktır o gün. Bir gün gelecek, bu hayatın da bir sonu olacak ve artık rabbinin fermanı gelecek diyecek ki; sadece insan değil, insanı misafir eden dünya da ölsün. Dünyanın da eceli geldi. Onun da ipini çekecek. Kâinatın da eceli gelecek. İşte o gün veyahut ta hesap günü gelecek. İnsan yaptıklarının hesabını vermek için çağrılacak.

 

23-) Ve cie yevmeizin Bicehenneme yevmeizin yetezekkerül’İnsanu ve enna lehüzZikra;

(İşte) o süreçte, cehennem de getirilir (Dünya’yı kuşatır)! (İşte) o süreçte, insan hatırlayıp düşünür… (Fakat) Zikra’nın (hatırlamanın) ona nasıl faydası olur (beden – beyin yok artık ruhu geliştirecek)? (A.Hulusi)

23 – Ki Cehennem de o gün getirilmiştir, o insan o gün anlar, fakat o anlamadan ona ne fâide? (Elmalı)

 

Ve cie yevmeizin Bicehenneme yevmeizin yetezekkerül’İnsanu ve enna lehüzZikra yine o gün, o büyük gün cehennem getirilir ve insan yaptıklarını bir bir hatırlar ne yapmışsa. Hayat filmi Allah tarafından çekilmiş, artık inkar etmesi mümkün değil, çünkü gök şahit, sabah şahit, on gece şahit, tek ve çift şahit, gece, gündüz şahit, her şey şahit. Eli ayağı şahit, gözü kulağı şahit, dili dudağı şahittir nasıl yalan diyebilsin ki. İşte o gün insan yaptıklarını tek tek görür, hatırlar. ve enna lehüzZikra fakat bu hatırlamanın kime ne yararı vardır ki.

Demin Kur’an ın iniş sürecinde ilk geçtiği yer burası. Buruc/10 ayette cehennem azabı ve ateş azabı yan yana zikredildiğine göre cehennem kelimesinin içinde ateş bizatihi mevcut değil. Onun için burada felehüm ‘azâbu cehenneme ve lehüm ‘azâbulharıyk. (Buruc/10) bu ayetten yola çıkarak cehennemin ille de ateşle değil, her türlü terbiye edici veya her türlü cezalandırma üslubunun da usulünün uygulanabileceği bizim aklımızın, aklın ve sırrın ermeyeceği bir cezalandırma mahalli olduğunu söyleyebiliriz.

 

24-) Yekulü ya leyteniy kaddemtü lihayâtiy;

“Keşke hayatım (şu yaşamım) için önceden yararlı şeyler yapsaydım!” der. (A.Hulusi)

24 – Ah der; ne olurdu ben önce hayatım için (sağlığımda hayırlar) takdim etmiş olsa idim. (Elmalı)

 

Yekulü ya leyteniy kaddemtü lihayâtiy O gün işin işten geçtiğini, hatırlamanın hiçbir fayda vermediğini, bir ömrü heba ettiğini, bir ömrü; bir gece gibi bereketsiz kullandığını gören insan, ki zaten Kur’an söylemiyor mu? Ve yevme ye’adduzzâlimü alâ yedeyhi yekulü ya leytenit tehaztü maar Rasûli sebiyla; (Furkan/27) o gün zalim adam treni kaçırmışlığın verdiği dehşetle, hayal kırıklığı ile eline dişlerini geçirecek diyor kemiklerine; Nolaydım keşke ResulAllah’ı rehber edineydim diyecek. Ya veyleta leyteniy lem ettehız fülanen haliyla. (Furkan/27) birilerini rehber edinmiştir zaten dünyadayken. Birilerine; beni şu cennete götürür, beni şu kurtarır, beni falan sırtına alır, canım ben de mi düşüneyim, işte falan beni de cennete koyar diye düşündüğü kim varsa onlar için Ya veyleta leyteniy lem ettehız fülanen haliyla. (Furkan/27) nolaydım keşke nolaydım da falan adamı kendime dost, rehber edinmeseydim der ama hiçbir işe yaramaz. Diyor ya Kur’an.

Yekulü ya leyteniy kaddemtü lihayâtiy diyecek ki bu insan derin bir pişmanlık içinde; keşke daha hayatta iken, yaşarken bir şeyler takdim etseydim, kendimi kurtaracak ameller işleseydim. Son pişmanlık fayda vermeyecek.

 

25-) Feyevmeizin lâ yu’azzibu ‘azâbeHU ehad;

Artık o süreçte, O’nun azabı gibi hiçbir kimse azap edemez! (A.Hulusi)

25 – Artık o gün onun ettiği azâbı kimse edemez. (Elmalı)

 

Feyevmeizin lâ yu’azzibu ‘azâbeHU ehad o gün hiç kimse O’nun tattırdığı can yakıcı mahrumiyeti tattıramaz. Biraz önce 23. ayeti, Yani cehennemin, Kur’an ın iniş sürecinde ilk geçtiği ayeti tefsir ederken, orada cehennem üzerine söylediğim açıklamalar hatırlanmalı. Burada ki azab; kelime manasıyla çevirdim, derin mahrumiyet. Allah’tan mahrum olmaktan daha büyük bir azab yoktur. Hiç kimse öylesini tattıramaz.

 

26-) Ve lâ yûsiku vesakaHU ehad;

Hiç kimse O’nun bağladığı gibi bağlayamaz! (A.Hulusi)

26 – Ve onun vurduğu bağı kimse vuramaz. (Elmalı)

 

Ve lâ yûsiku vesakaHU ehad ve hiç kimse O’nun zaptettiği, yakaladığı, enselediği gibi yakalayamaz. Evet, O’nun yakalayabildiği gibi kim yakalayabilir ki.

 

27-) Ya eyyetühen Nefsül Mutmainneh;

“Ey Nefs-i Mutmainne (Hakikati yaşamakta tatmine ulaşmış bilinç)!” (A.Hulusi)

27 – Ey o rabbine muti’ olan nefsi mutmain’ ne. (Elmalı)

 

Ya eyyetühen Nefsül Mutmainneh dünyevi nimetlerle tatmin olmuş insan. Tasavvuf ilminde nefis mertebeleri sayılırken; Nefsi emare, nefsi levvame, nefsi mülhime, nefsi mutmaine, nefsi razıyye, nedsi mardiyye diye sayılır ya, işte o mertebeler içerisinde kavramsal olarak yer almış ifade buradan mülhemdir. Ey Allah ile tatmin olmuş insan. Buradaki nefis insandan farklı bir şey değil, insanın kendisi. Ey Allah’tan başkasıyla tatmin olmamış insan demektir.

Bana ne ile tatmin olduğunu söyle, sana kaç paralık adam olduğunu söyleyeyim diyebilirsiniz bana. Eğer bir insan küçük şeylerle tatmin oluyor, dünya malı ile tatmin oluyorsa o küçük adamdır. Allah’tan aşağısıyla tatmin olan, dünyalıklarla tatmin olanı dünyalıklarla satın alırlar. Allah ile tatmin olanı yer yüzünde satın alacak hiçbir güç yoktur. Onu korkutacak hiçbir kuvvette yoktur.

İşte yer yüzünün tüm zalimleri Allah ile tatmin olandan korktukları kadar başka hiçbir şeyden korkmazlar. Hz. İbrahim’in nesi vardı? Nemrut’un orduları vardı, ama Nemrut İbrahim’den korktu. Musa’nın nesi vardı? Firavunun orduları vardı, ama firavun Musa’dan korktu. Muhammed (A.S.) nesi vardı? Mekkelilerin parası vardı, pulu vardı, silahları vardı, adamları vardı, hatırları vardı. Ama İbrahim’in, Musa’nın, Muhammed’in (A.S.) in rableri vardı, imanları vardı, şahsiyetleri vardı. Yer yüzünde onları satın alacak servet yoktu. Onun için korktular. İşte burada da o söyleniyor aslında.

 

28-) İrci’ıy ila Rabbiki radıyeten mardıyyeten;

“Radiye olarak, Mardiye olarak (Seyir ve tasarruf kemâlâtını yaşayan olarak) Rabbine (Esmâ hakikatine) dön (şuur olarak)!” (A.Hulusi)

28 – Sen dön o rabbine hem râdıye olarak hem mardıyye de. (Elmalı)

 

İrci’ıy ila Rabbiki radıyeten mardıyyeh rabbin senden razı, sen de O’ndan razı olduğun halde. Razı olmuş ve razı olunmuş halde dön rabbine. Rıza tek taraflı değil. Allah senden razı olacak. Allah razı olsun diyenler, tamam, amin, Allah razı olsun da sen Allah’tan razı mısın? Tamam insan ben senden razı değilim demeye cesaret edemez. Fakat haliyle, hareketiyle akşama kadar bir çok insanın yaptığının bu manaya geldiğini biliyor muyuz. Rabbinden razı olmama hali. Rabbini sorgulamaya geliyor bir çok şey, o anlama geliyor. Rabbinden razı değil çünkü. Onun içinde Allah’tan razı olmayandan Allah razı olmaz.

 

29-) Fedhuliy fiy ‘ıbadİY;

“Kullarımın (‘sanı varlığı’ ‘yok’luğa dönüşmüş olarak işlevlerine devam edenler) içine dâhil ol!” (A.Hulusi)

29 – Gir kullarım içine. (Elmalı)

 

Fedhuliy fiy ‘ıbadİY ya Allah’tan razı olandan? Hani Seyyidina Ali öyle diyor ya; Kefâni fahren en tekuni liy rabben senin bana rab oluşun bana iftihar olarak, övünç olarak yeter. ve kefânî izzen en ekûne leke abden Benim sana kul oluşum bana şeref olarak onur olarak yeter. ve ente kema uhibbu sen; tam benim sevdiğim gibi bir Allah’sın Fec’alniy kema tuhibbu. Sen de beni sevdiğin gibi bir kul et. Amin.

İşte bu. Allah’tan razı olmak bu. Fedhuliy fiy ‘ıbadİY Allah’tan razı olanlar böyle derlerdi. İşte Allah’tan razı, ve Allah’ın da kendisinden razı olduğu insanın akıbeti bu olacak. Kendisine şöyle denilecek son demde. Gir kullarımın arasına. Yani mes’ud kullarımın, cennetlik kullarımın. Veya dünyada ele alırsak bunu;

 

30-) Vedhuliy cennetİY;

“Cennetim’e dâhil ol!” (A.Hulusi)

30 – Gir Cennetime. (Elmalı)

 

Vedhuliy cennetİY oradan da gir cennetime. Biz şu yukarıdaki ayetleri Ya eyyetühen Nefsül Mutmainneh (27) İrci’ıy ila Rabbiki radıyeten mardıyyeh (28) ayetleri dünyaya yönelik mi, ahirete yönelik mi anlayacağız. Bu ayetler dünyaya yönelik anlaşılmalı diye düşünüyorum. Çünkü sahabe de bu ayetleri Hz. Osman için anlamış mesela daha dünyada yaşarken. Yani ey Cennetle, Allah ile tatmin olduğun için satılmamış nefis, insan. Rabbin senden razı, sen de rabbinden razı olarak rabbine kavuş. Bu dünyada ki bizlere bu öğüt zaten şu anda yaşayanlara bu öğüdün bir faydası yoksa ahirette ne faydası olacak. Rabbim bu öğüdü tutan, akıbeti cennet olanlar arasına katsın inşaAllah.

(Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.)

 

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 01 Ağustos 2014 in KUR'AN

 

Etiketler: , ,

2 responses to “İslamoğlu Tef. Ders. FECR SURESİ (01-30) (191-A)

  1. Ayşe

    27 Haziran 2015 at 11:59

    Hocam efendiler efendisi demişsiniz resulümüz için efendimiz kelimesi Rab anlamına gelmiyor mu kullanılması doğru değil bence

     
    • ekabirweb

      27 Haziran 2015 at 13:55

      Merhaba, Sn. Mustafa hocamın bu bölümde böyle bir ifadesini bulamadım. Velevki kullanmış olsa bile insanlar şeyh, hacı, hoca alimler gibi değerli zatlara da efendi diyorlar. Böyle olduğunda efendiler efendisi tabiri uygun düşer. Yaratılmışların efendim dediği her efendinin efendisi anlamına gelir bence. Esen kalın, Allah’a emanet olun.

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: