RSS

İslamoğlu Tef. Ders. BELED SURESİ (01-20) (191-B)

08 Ağu

231

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Yeni suremiz Beled suresi. Beled suresi elimizde ki mushafta 90. sure. Adını ilk ayetinden alıyor, Mekke ye atıf içeriyor, Beled. Yani; Lâ uksimu Bilhâzelbeled bu belde. Bu belde; Kur’an da nerede gelirse hâzelbeled Mekke’dir kesinlikle. Buhari; Lâ uksimu Bilhâzelbeled şeklinde anmış sureyi. Sure Mekki. Kaf ve Tarık sureleri arasında yer buluyor meşhur nüzül sıralamalarında. Bu da yaklaşık 4 -5. yılda indiğini gösteriyor surenin.

Surenin konusu sorumluluk ahlakı, insan vicdanına hitap ediyor sure doğrudan ve yeminle başlıyor. Hem de açık yeminle, yemin lafzıyla başlıyor. kasemle. İbrahim ve İsmail A.S. dan söz ediyor zımnen. Hz. İnsan’a getiriliyor söz en sonunda ve insanın yeteneklerinden bahsediliyor ve sarp yokuştan söz ediliyor Akabe’den. Sarp yokuşun sonunda cennet var çünkü. Eğer insan sarp yokuşu çıkarsa cennete kavuşacak. Sarp yokuş köleliğin tasfiyesi ve bu sure peygamberliğin 4. veya 5. yılında geliyor. Yani Mekke de. Daha peygamberliğin ilk yıllarında gelen bir sure, köleliği bitireceğim diyen bir sure oluyor. Ne diyorsunuz.

Evet, işte böyle, köleliği tasfiye sürecinin başladığını ilan ediyor Kur’an ile. İnsanlık bu yokuşta tıkanmamalı diyor. Bu yokuşu çıkabilir insan, dizinde derman var diyor sure. Haydi bakalım beraberce nerede diyor nasıl diyor görelim.

 

BismillahirRahmanirRahıym

 

1-) Lâ uksimu Bilhâzelbeledi;

Kasem ederim şu beldeye (yaşamakta olduğun dünyaya).. (A.Hulusi)

01 – Yu… Kasem ederim bu beldeye. (Elmalı)

 

Lâ uksimu Bilhâzelbeled ötesi yok. Lâ uksimu ne demek? Aslında lâ nefy için bir edat, olumsuzluk edatı. Tüm konulduğu anlamlar böyle. Yeminle birlikte gelince ne olur? Bazıları Te’kit olur demişler, yani yemini te’kit eder, yemini pekiştirir. Yemini pekiştirmek için bir çok te’kit edatı var Arapça da. İnne gibi gad gibi, legad gibi birçok edat. Ama burada onlar yok. Dolayısıyla Lâ tam da ters, pekiştirmek için kullanılmayacak bir edat. Bahru muhid sahibi demiş ki; Bu beldeye yemin etmem, bu belde yemine değmez. Neden? Çünkü bu beldenin ahalisi Kâbe ye put doldurdu, vahye karşı geldi, peygamberi benimsemedi, taşladı. Onun için de bu belde yemini hak etmiyor manasına gelir demiş Ebu Hayam.

Yine Abduh’un verdiği bir mana var, amme cüzü tefsirinde yemine gerek yok, yemin etmeme gerek yok manasına gelir demiş. Ama fakir kelimelere ve harflere tam olarak konulduğu manaları esas alacak olursak; sözün ötesi yok, işte ben yemin ediyorum, yemin eden benim, ben Allah’ım.

Allah yemin ediyorsa bu sözün ötesi olur mu? Sözün bittiği yer burası değil mi manasına geldiği kanaatindeyim. Kur’an da 8 yerde bu; Lâ uksimu şeklinde yemin gelir. Hepsi de Allah’a isnat edilir, başka hiçbir kimseye isnat edilmez. Dolayısıyla sözün ötesi yok, ötesi yok, işte ben yemin ediyorum bu beldeye, yani Mekke’ye.

[Ek bilgi Rabbimizin üzerine yeminle söze başladığı bu belde Mekke şehridir. Kitabımızın başka bir âyetinin ifâdesiyle “Ümmü’l Kurâ” şehirlerin anası, ana kent denen temel, asıl, esas olan, yani hepsinin, tüm şehirlerin anası olan bir şehir. İnsanlığın ilk merkezi, şehirlerin ilk merkezi olan Mekke’ye yemin ediyor Rabbimiz. Kâinatın efendisine doğum yeri, dâvetinin merkezi, vahyine iniş yeri yaparak Rabbimiz şereflendirdiği Mekke şehrine ve kendisinin de Beytinin bulunduğu Harem bölgesine yemin ediyor. Madem ki Rabbimiz mekânların en şereflisi, en kutsalı olarak bu beldeye yemin ediyor, öyleyse bu beldenin bizim hayatımızdaki önemi çok büyüktür. O halde biraz tanıyalım bu beldeyi.

Şehrin çok yakınında Arafat diye bir merkez vardır. Arafat “Arafe” kökünden gelir. İrfanın merkezi, bilgi merkezi, bilgiye ulaşma merkezidir burası. Hacca gidilince bir süre burada vakfe yapılır. İrfana, bilgiye ulaşmak üzere burada bir süre durulur. Bunun mânâsı şudur: Kulluk için önce mârifet, bilgi gerekir. Bilgisiz kulluk mümkün değildir. Dünyanın neresinde olursa olsun, mü’minin, Allah’a Allah’ın istediği kulluğu icra edebilmesi için kulluk bilgisine ulaşması gerekmektedir. Onun içindir ki mutlaka durup bir süre ilme zaman ayırmalıdır. İşte Arafat’taki vakfe bunu anlatır. Mü’min irfana ulaşma, kulluk bilgisini elde etme makamındaysa o anda Arafat’ta bulunmaktadır. Mü’min Kur’an’la, sünnetle, vahiyle beraber olarak bilgi sahibi olacak. Bilgi nedir? Bilgi ya ilimdir, ya zandır. Hayatta geçerliliği olan, hayata intibakı olan, amele dönüştürülen, yani insanı amele sevk edene ilim, öbürüne de zan diyoruz.

Arafat’ta irfana ulaştık. Peki hep bekleyecek miyiz burada? Yani hep ilim mi öğreneceğiz? Hayır, bir süre sonra Arafat’tan Meş’ar’e hareket edilir. Peki Meş’ar nedir? Meş’ar, bilginin şuura dönüştürüldüğü, bilginin amele döküldüğü merkezdir. Bilginin hiçbir işe yaramayan kuru bir bilgi olmaktan çıkarılıp şuura ve amele dönüştürüldüğü merkezdir. Arafat’ta elde edilen bu bilgiler sonra Meş’ar’de şuur haline gelmeli, amele dönüşmeli, yani bu bilgiler bizim olmalıdır. Onun içindir ki Arafat’ta uzunca durulmaz, uzun süre beklenilmez. Buradan hemen Meş’ar’e hareket edilmelidir. Uzun süre ilim öğrenelim, ilimde şu noktaya ulaşalım da ondan sonra amele başlayalım yok. Hemen Meş’ar’e hareket edilir. Zaten hep hareket halinde değil miyiz mezara doğru?

Meş’ar’de şuurlandık, yani öğrendiğimiz bilgiler amele dönüşerek bizde şuur haline geldi. Bir şey öğrendik, onu hemen kendimize mal etmek, onu derhal uygulamaya koymaktır şuur. Meselâ namazı öğrendik, o anda biz Arafat’tayız. Bu bilgimizle hemen amele koşarsak Meş’ar’deyiz. Bundan sonra da Mina’ya hareket edilir. Mina, kurban kesme, kurban etme mahallidir. Yani Arafat’ta öğrendiğimizi Meş’ar’de uygulamaya koyunca karşımıza çıkabilecek tüm engelleri kurban edecek bir noktaya gelebilmişsek, biz o anda Mina’dayız demektir. Ne tür engeller çıkabilir karşımıza? Dükkan, meslek, okul, toplum, moda, âdetler, töreler, ağa, patron gibi kulluğumuzun karşısına ne tür engeller çıkarsa çıksın onların tümünü kurban edebilecek bir noktaya gelebilmişsek Mina’dayız demektir.

Meselâ tepeden tırnağa örtünmeniz gerektiğini, Allah’ın sizden böyle bir kulluk istediğini öğrendiniz. Bu kulluk bilgisine ulaştığınız makam sizin için Arafat’tır. Siz o anda Arafat’tasınız. Hemen buradan Meş’ar’e hareket ettiniz. Yani öğrendiğiniz bu bilgiyi şuura dönüştürüp hemen tepeden tırnağa örtündünüz. O anda siz Meş’ar’dasınız demektir. Eğer icra ettiğiniz bu kulluğunuzun karşısına çıkacak baba, ana, koca, âdetler, töreler, çevre, moda ve toplum, okul ve diploma gibi çıkabilecek engellerin tümünü kurban edebiliyorsanız, o zaman siz Mina’dasınız demektir.

Veya meselâ Kur’an’ı, sünneti tanımanız gerektiğini, onları tanımadan Allah’ın istediği gibi bir Müslümanlığın gerçekleşmeyeceğini mi öğrendiniz? Birine İslâm’ı ulaştırmanız, Kur’an’ı ulaştırmanız gerektiğini mi öğrendiniz? Bu bilgiye ulaştığınız yer, yurt, makam, mekân sizin için Arafat’tır. Siz o anda Arafat’tasınız. Vahiyle öğrendiğiniz bu kulluk bilgisini mutlaka yapmanız gerektiğine inanıp onu şuur haline getirin. Onu kuru bir bilgi olmaktan çıkarıp gereğini yerine getirmeye, amele dönüştürmeye çalışın. İşte bunu becerdiğiniz makam sizin için Meş’ar’dır. Bu bilgiyi şuur haline, amel haline getirin ve bu uğurda her şeyinizi kurban etmeye hazır hale gelin. Yani Mina’da, kurban kesme mahallinde, ya da kurban etme makamında bulunun.

Eğer bunu becerdiyseniz o zaman buyurun Kâbe’ye. Hacda böyle Arafat’la başlayan Mina ile son bulan bir yay çizildikten sonra farz olan tavafı yapmak üzere Kâbe’ye gelinir. Bunu beceren kişi, Allah’ın Beytine girmeye hak kazanmış, Allah’ın konuğu olma şerefine ermiş demektir.

Şimdi de bu mukaddes beldenin, Mekke şehrinin içinde bulunan Beytullah’ın içindeyiz. Öyle bir Beyt ki, yeryüzünde ilk inşa edilen oydu:

        “Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, Mekke’de, dünyalar için mübarek ve doğru yol gösteren Kâbe’dir.”       (Âl-i İmrân 96)

        “Biz beyti (Kâbe’yi) insanlar için toplanma, sevap kazanma yeri ve emniyet kıldık.” (Bakara 125)

        “Hatırlayın, İbrahim demişti ki: “Rabbim burasını emin bir belde kıl! Ahalisinden Allah’a ve âhiret gününe îman edenleri çeşitli meyvelerle rızıklandır” diye dua etmişti.” (Bakara 126)

Burası, atamız İbrahim’in, “Ya Rabbi bu belde emin olsun! Emniyette olsun. Yerden ve gökten gelebilecek her türlü belâ ve musîbetlerden emin olsun. İnsanların birbirlerini yediği, zulümlerle haksızlıklarla birbirlerini yok etmeye çalıştığı, birinin diğerine hak tanımadığı bir dünyada yaşadıkları dönemlerde bile bu belde emin olsun, emniyetin sembolü olsun. Bu beldede insanlar huzur içinde yaşasın!” diye dua ettiği kıblemizdir.

               “Orada apaçık deliller vardır; kim oraya girerse, güvenlik içinde olur.” (Âl-i İmrân 97)

Orada Makam-ı İbrahim vardır, siz oradasınız ve emniyettesiniz. Peki ne demek Makam-ı İbrahim’de olmak? Makam-ı İbrahim’de olmak, onun makamında, onun konumunda olmak demektir. Değilse İbrahim makamı orada şöyle on, on beş kişinin ancak sığabileceği bir mekân değildir. Çünkü kitabımızın bir başka âyetinin beyanıyla oraya girenler emniyettedir. Şimdi orada o mekâna on, on beş kadar insanı sığdırıp onları emniyete aldık, diğerleri için ne diyeceğiz? Onlar emniyette değiller mi diyeceğiz? Nasıl anlayacağız bu İbrahim makamını?

Şu anda ben baba makamındayım, şu anda ben koca makamındayım, emretme, nehy etme makamındayım gibi bir ifade kullanılır. Babalığın, kocalığın mekânsal olarak bir makamı, koltuğu olmaz değil mi? Ben şu anda baba olma sorumluluğundayım, ben şu anda koca olma sorumluluğunu taşıyorum demektir bu. İşte İbrahim makamında olmak ta bu mânâdadır. Yani ben İbrahim makamındayım, ben İbrahim’in yükünü yüklenme, O’nun sorumluluğunu taşıma, O’nun misyonuna sahip çıkma, O’nun gibi olma makamındayım demektir.

Eğer o makamdaysan onun yaptığını yapacaksın. Ne yaptı İbrahim (a.s.)? Onun yaptıklarının tamamını şimdi burada anlatma imkânımız yoktur. Kur’an da Rabbimiz uzun uzun onu bize anlatır. Kur’-an’ı okudukça onu öğreneceğiz inşallah. Ama sadece buraya ilişkin olarak diyecek olursak: O, Allah’a kulluğuna engel olan oğlu bile olsa onu Allah adına kesmeye yatırdı. Biz de Allah’a kulluğumuza engel olan her şeyi, baba, ana, karı, koca, çevre, nefis, dükkan, okul, doktora, diploma, makam, mansıp neyse, Allah’a kulluğumuza engel olan ne varsa hepsini kesme adına yatırabiliyor muyuz? İşte biz Makam-ı İbrahim’deyiz demektir. Başka ne var orada?

Sonra Hz. Adem’den bu yana hiç yalnız kalmayan bir amele yürüyoruz: Tavaf. Tavaf, emre âmâde beklemek, kulluğa hazır beklemek demektir. Rabden gelecek emir ve nehiy her neyse kabulüm demektir. Rabbin kapısının eşiğinde: “Lebbeyk ya Rabbi! Lebbeyk ya Rabbi! Buyur ya Rabbi! Bir arzun mu var ya Rabbi! Bir emrin mi var ya Rabbi! Ben buradayım! Ben senin kapının eşiğindeyim! Ben senin emrine âmâdeyim ya Rabbi” diye emir mahallinde hizmet mahallinde, kulluk makamında dolaşmak, beklemek demektir. Hani bakanların, müdürlerin kapılarının önünde emre âmâde bekleyenler, zile basar basmaz: “Buyurun efendim! Emredersiniz efendim! Bir arzunuz mu var efendim!” diye hizmete koşarlar ya, işte onlardan daha büyük bir şevkle ve istekle Rahmân’ın beytinin eşiğinde, O’nun rızasına koşmak demektir.

Tavafta sadece yürünür. Rahmân’ın Beytinin etrafında yürünür. Öyleyse hac’ta üç şey yapılır: Birisi Arafat’ta duruş, diğeri Müzdelife’de yatış, öbürü de Kâbe’nin avlusunda yürüyüş. Arafat’ta duran, Müzdelife’de yatan kişi burada da yürüyecektir. Tavaf adına yürüyecek. Zaten bizim tüm hayatımızda yaptığımız da bu üç şeydir. Tüm hayatımızda biz bu üç şeyi yaparız. İşte bize maket bir hayat olarak sunulan ömürlük bir ibadet olan haccda da Rabbimiz Arafat’ta durmamızı, Müzdelife’de yatmamızı, Kâbe’de de yürümemizi emrederek tüm hayatımızın örneğini sunmaktadır.

“Ey kullarım! Tüm duruşlarınız Arafat’taki gibi olsun! Tüm duruşlarınız bilgiye, irfana ulaşma adına olsun, sakın boş oturmayın. Tüm yürüyüşleriniz Kâbe’nin avlusundaki, Rabbinizin huzurundaki yürüyüşleriniz gibi olsun. Tüm yatışlarınız da günaha girmeden Müzdelife’deki yatışlarınız gibi olsun. Her an Allah huzurunda olduğunuzun şuurunda olun. Hep Allah kontrolünde bir hayat yaşadığınızın bilincine erin!”

Rabbinin huzurunda yürüyorsun. Allah beytinin eşiğinde tavaf ediyorsun. Ama şunu hiçbir zaman unutmamalısın ki, sen bu hareketi ne başlatansın ne de bitirensin. Yani sen bu konuda, kulluk konusunda, tavaf konusunda ne ilksin, ne de sonsun. Bu hareket seninle başlamamış ve seninle de bitmeyecektir. Başlatan başlatmış bu hareketi, sen de bir yerinden katılıp devam edeceksin. Başka ne var o mübarek beldede?

Kâbe’nin hemen yakınında Zemzem var. Zemzem, rızık konusunu anlatır. Rızkın Allah’tan olduğunu, Rezzak’ın sadece Allah olduğunu anlatır. Sonra Safa ile Merve ve bu ikisi arasında sa’y var. Zemzem, aramak, rızık aramak için çalışma zemini, çalışma kuralı anlatılır burada. Safa ile Merve arasında sa’y edecek, rızık arayacaksın. Ama sadece Safa ile Merve’yle sınırlıdır bu arayış. Yani her yerde çalışmayacaksın, her yerden kazanmayacaksın. Bu işin bir hududu, bu işin durulacak sınırları vardır. Safa’yı öteye, Merve’yi de beriye aşmamak lâzımdır. Allah’ın belirlediği haram-helâl sınırlarını aşmamak lâzımdır.

Sonra dönüp dolaşıp karşısında sürekli beraber olacağımız, gözümüzü onunla sevindireceğimiz Kâbe var. Çünkü bu bina hidâyet kaynağıdır insanlar için. O bizi hidâyete götürme özelliğine sahiptir. Niye engellenir öyleyse insanlar oradan bilmiyorum. Kâfirler neyse, mü’minler bile engelleniyor şimdi ondan. Kâbe yerde insanın Allah’la irtibatının ilk merkezidir. Hz. Adem’le Havva’nın ilk buluşma yeridir. Hz. İbrahim, oğluyla kaidelerini yükseltmiştir.

İşte Rabbimiz bu beldeye yemin ediyor. Rabbimiz bu beldeyi göklerin ve yerin yaratılışından beri emin ve mübarek kılmıştır. Allah’ın Resûlü bu hususu bir hadislerinde şöyle anlatır:

“Allahu Teâlâ bu beldeyi, gökleri ve yeri yarattığı gün haram kılmıştır. Kıyâmete kadar onun haramlığı Allah’ın haram kıldığı şekilde devam edecektir.”

Bu beldeyi tanıyın ki o beldede Nebiler Nebisi, Efendiler Efendisi doğmuş, büyümüş. Doğmadan babasını kaybetmiş, doğduktan kısa bir süre sonra annesini kaybetmiş, orada Peygamber olmuş. Vahyin ilk geldiği yerdir orası. İnançlarından dolayı insanların boyunlarına ip takılıp sokaklarında sürükletildiği, kimilerinin kızgın kumların altında işkencelere maruz bırakıldığı, evinden çıkamasın diye peygamberin evinin önüne dikenlerin atıldığı, pazarlarında panayırlarında aman bunu dinlemeyin diye adım adım bir gölge gibi Ebu Leheb ve benzerleri tarafından takip edildiği, Taif’ten kan revan dönerken Mut’-im’in emanında ancak girebildiği, Şi’bi Ebi Talib’de karantinaya alın-dıkları, boykotlara maruz bırakıldıkları, her santiminde Rasulullah ve ashabının izlerinin, eserlerinin bulunduğu bir şehir…

         “Dişsiz mi biri, onu kardeşleri yerdi” diyen şairin anlattığı gibi insanların Kâbe’nin etrafında çırılçıplak tavaf ettikleri, kapıları yok, kapı kolları yok, arabaları, garajları yok, çadırların, hurma liflerinin ev diye insanlara hizmet verdiği bir Mekke. İşte Rabbimiz bu şehre yemin ediyor. Bu beldeye yemin olsun ki (Besâiru-lKur’an- Ali küçük)]

 

2-) Ve ente hıllun Bihâzelbeled;

Ki sen bu beldede bir kayıtsızsın! (A.Hulusi)

02 – Sen hıll iken bu beldede. (Elmalı)

 

Ve ente hıllun Bihâzelbeled ki sen bu beldenin şerefli bir sakinisin. Hâzelbeled; Mekke demiştim. İnsanlığın ilk yurdu. Ebu hayan ın tercihini devam ettirirsek bu ayete verdiği mana şu, Zira bu belde senin hürmetini, ihlal etti. Orada ki ente hıllun u ihlal manasına almış. Fakat fakirin tercih ettiği mana Hıll; sakin, mukim manasındaki halle den gelir. Dolayısıyla sen bu şehrin şerefli bir sakinisin. Onun için ben bu şehre yemin ediyorum.

[Ek bilgi; İbnü Abbas’a nisbet olunarak denilmiştir ki: Maksat, her baba ve çocuğudur. Buna, gerek akıl sahibi olanlardan ve gerek akıl sahibi olmayanlardan her baba ve çocuğu dahil olabileceğine göre bu mânânın kapsamı birinciden çok daha geniştir. “Ve Mâ veled” tabirinden en açık olan da budur. İbnü Cerir: “doğru olan da budur” demiştir. Razî de der ki: Bu uygundur. Çünkü bütün yaratılmışlara hürmet ve saygı bu sözün içinde vardır. Belli ki bütün yaratılmışlardan maksadı, doğum olayının cereyan ettiği bütün canlı mahluklar demektir. (Elmalı-Tefsir)]

 

3-) Ve validin ve ma velede;

(İnsanı) doğurana ve doğurduğuna (kasem ederim), (A.Hulusi)

03 – Ve bir validle veledine ki. (Elmalı)

 

Ve validin ve ma veled babaya ve oğula yemin ediyorum. Babaya ve oğla, veya doğurana ve doğurmayana yemin ediyorum. İlk akla gelen baba ve oğul; İbrahim A.S. ve İsmail A.S. Baba ve oğul. Kurban eden baba, kurban edilen oğul. Mekke’yi yeniden inşa eden, Mekke nin tabir caizse tarihte kaybolmuş varlığını, yıkılmış olan Kâbe yi yeniden inşa eden baba ve oğul. Veya daha geri planda başka manalarda akılımıza gelebilir. Hz. Peygamberin dedesi AbdulMuttalip ve kurban ettiği oğul ve babası Abdullah(..!?). Veya Allah resulünün babası Abdullah, baba diyemeden kaybettiği ve daha bebekken yetim kaldığı baba Abdullah ve oğul Allah resulü diye de akla gelebilir. Ama Hz. İbrahim ve İsmail en doğrusu.

 

4-) Lekad halaknel’İnsane fiy kebed;

(Andolsun) ki, insanı sıkıntılı aşamalar içinde yarattık! (A.Hulusi)

04 – Hakikaten biz insanı bir meşakkat içinde yarattık. (Elmalı)

 

Lekad halaknel’İnsane fiy kebed yeminlerden sonra yeminin cevabı geldi mutad olduğu vechiyle geldi. İnsanı biz meşakkatlere dayanıklı yaratmışızdır. Evet rabbimiz insanın dayanıklılığına bir atıf yapıyor burada. Bakalım arkadan ne gelecek, bu çok mühim. Bu surenin en temel ayetlerinden biri. Biz insanı meşakkatlere çok dayanıklı yarattık.

Kebed; aslında el tebdü; ciğer demektir. evladüna, ekbadüna, çocuklarımız ciğerlerimiz derler Araplar, ciğerparelerimizdir. Ama burada ciğeri büyük, kalbur gibi ciğeri var derler ya Türkçede de onun gibi. İnsan dayanıklı yaratılmıştır meşakkatlere.

 

5-) Eyahsebu en len yakdire ‘aleyhi ehad;

Hiç kimsenin kendisine asla güç yetiremeyeceğini mi sanıyor (şimdi insan)? (A.Hulusi)

05 – O kendisine karşı kimse göç yetiremez mi sanıyor? (Elmalı)

 

Eyahsebu en len yakdire ‘aleyhi ehad yoksa o insan kendisine hiç kimsenin gücünün yetmeyeceğini mi sanıyor. Biz bunu şöyle de anlayabiliriz. Allah’ın gücü kendisine yetmez mi sanıyor. Böyle zanneden de var mıdır diyeceksiniz. Olmaz olur mu? insan şımarmaya görsün. İnsan Allah’tan kopmaya görsün, insan emanet verilenleri mülkiyet zannetmeye görsün. İnsan rabbisiyle yabancılaşmaya görsün, insanı kim tutar ki? İnsanı ne tutar ki o zaman. İşte öyle bir tür gözünüzün önüne getirin.

Eyahsebu en len yakdire ‘aleyhi ehad kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor.

 

6-) Yekulu ehlektü malen lübeda;

“Pek çok mal harcadım” diyor. (A.Hulusi)

06 – Ben yığın yığın mal telef ettim diyor. (Elmalı)

 

Yekulu ehlektü malen lübeda ve o insan diyor ki; Kucak dolusu servet harcadım ben bu konuma gelmek için. Demek ki bir statü sahibi, bir konum sahibi, kucak dolusu servet harcamış.

Evet, aslında ehlektü diyor, harcadım diye çevirdim. Bencillik için harcanmış her servet helak edilmiştir de onun için ehlektü diyor. Felaket. Zımni bir ifade bu.

 

7-) Eyahsebü en lem yerahû ehad;

Kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor? (A.Hulusi)

07 – Onu bir gören olmadı mı zannediyor? (Elmalı)

 

Eyahsebü en lem yerahû ehad yoksa o kimsenin kendisini görmeyeceğini mi, görmediğini mi sanıyor. Zımnen tabii Allah’ın kendisini görmediğini mi sanıyor. Bir sonraki ayetle berber düşündüğümüzde;

 

8- ) Elem nec’al lehû ‘ayneyni;

Ona iki göz meydana getirmedik mi? (A.Hulusi)

08 – Vermedik mi biz ona iki göz. (Elmalı)

 

Elem nec’al lehû ‘ayneyn biz ona iki göz vermedik mi? ayetiyle birlikte düşündüğümüzde, kendisi insan olduğu halde gözü olsun da, Allah; Allah olduğu halde kör olsun ha Öyle mi? görmesin. Bu ne biçim yaklaşım, bu ne biçim bakış acısı, bu ne biçim bir yamuk bakış. Kendisi insan olduğu halde gözü olsun görsün de, Allah; Allah olduğu halde, tüm gözleri yaratan Allah görmesin öyle mi?

Galiba onun için her namazdan sonra ayetel kürsi yi okuyoruz. lâ te’huzuHÛ sinetün vela nevm. (Bakara/255) Evet, unutmayan ve uyumayan bir Allah. Allah inancımızda bu temeldir. Müşriklerin problemi Allah’ın varlığına inanmamak değildi. Gören bir Allah’a inanmamaktı, uzak bir Allah. Onun için azdılar ve saptılar.

Elem nec’al lehû ‘ayneyn ne yani biz insana iki göz vermedik mi.

 

9-) Ve lisanen ve şefeteyni;

Bir dil ve iki dudak… (A.Hulusi)

09 – Ve bir dil ve iki dudak; (Elmalı)

 

Ve lisanen ve şefeteyni bir dil, bir çift dudak vermedik mi? Zımnen aslında hidayet için gerekli tüm araçlarla donatmadık mı. Görme ve konuşma yetenekleri vermedik mi. Hakkı görsün, hakkı ifade etsin, hakikati dile getirsin diye bunları vermedik mi.

 

10-) Ve hedeynahünnecdeyn;

Ona iki yolu (Hak ve bâtıl) gösterdik! (A.Hulusi)

10 – İki de tepe gösterdik. (Elmalı)

 

Ve hedeynahünnecdeyn ve ona iyilik ve kötülüğün iki yolunu gösterip haydi yürü demedik mi? İyiliğin ve kötülüğün iki yolunun ağzına getirip de doğru yolu seç, doğru yolu gör demedik mi. Yani biz doğru yola yöneltmedik mi.

Evet, Ve hedeynahünnecdeyn aslında burada iki yol; necdeyn. imma şakiren ve imma kefura. (İnsan/3) ister küfreder, ister şükreder. Hakk rabbinizden açıkça ortaya çıkmıştır. Ve kulil Hakku min Rabbiküm. femen şâe felyu’min ve men şâe felyekfür (Kehf(29)isteyen iman etsin, isteyen küfretsin, inkar etsin. Bu ayetleri hatırlatıyor, buna benzer ayetleri hatırlatıyor. Yani Allah size göz verdi, seçmek için irade verdi, akıl verdi ve iki yolu gösterdi. Dedi ki şu yol iyi, bu yol kötü. Şu yolun sonu cennete gider, bu yolun sonu cehenneme. Aslında cennete varamamak, cehenneme varmaktır demiş. Aslında bu mecaz manada iki yol. Eğer dizinde derman olursa cennete varırsın, cehenneme varmak cennete varmamaktır.

Bu manada iyi yolu seçmek, iyiliği seçmektir. Kötü yolu seçmek kötülüğü seçmektir. Yani seçimimize gidiyoruz. Kendi akıbetimize koşuyoruz ve akıbetimizi seçiyoruz. Onu söylüyor bu ayet.

 

11-) Felaktehamel’akabete;

El Akabe’ye (o sarp yokuşa) tırmanmayı göze alamadı (insan)! (A.Hulusi)

11 – Fakat o göğüs veremedi o (akabeye) sarp yokuşa. (Elmalı)

 

Felaktehamel’akabe ve dizinde derman var mı yok mu bakalım, bakalım bu insan. Sarp yokuşu tırmanmak için hiçbir bedel ödemedi insan. Evet, Oysa ki Allah insanı dayanıklı yaratmıştı değil mi? 4. ayet öyle diyordu bu surenin; Biz insanı zorluklara karşı, kebed; dayanıklı yarattık demişti. O ayet ta buraya atıf yapmak için oraya konmuştu.

İyi olmak bedel ister ey insan. Kötü olmanın bile bir bedeli varken iyi olmanın bedeli olmasın mı? Cehenneme girmenin bile bir bedeli varken, cennete girmenin bedeli olmasın mı? İyiliğin bedeli olmasın mı. İnkar ettim demenin bedeli varken iman ettim demenin bedeli olmasın mı. Bedel ister.

İnsan günah işler, oturur kumara bir risk üstlenir, bir risk alır. Günah işlemek için bile bir risk alan, ya Allah’ı razı etmek için hiçbir risk almayacak mı? Böyle olur mu ey insan. Beleş olur mu ey insan. Cehennem lüzumsuz değil, cennet ucuz değil ey insan. Ama şu da var; ne kadar ucuz alırsak alalım cehennem en pahalıdır, ne kadar pahalı alarsak alalım cennet en ucuzdur. Hadise budur.

Felaktehamel’akabe sarp yokuşu tırmanmak için hiçbir bedel ödemeye yanaşmadı insan.

 

12-) Ve ma edrake mel’akabeh;

Nedir bilir misin el Akabe? (A.Hulusi)

12 – Bildin mi o sarp yokuş ne? (Elmalı)

 

Ve ma edrake mel’akabe sarp yokuş nedir bilir misin sen?

 

13-) Fekkü rekabetin;

(O) esaret bağını çözmektir (bilinci bedenin esaretinden kurtarmak)! (A.Hulusi)

13 – (Fekki rakabe) esîr bir boyun kurtarmak. (Elmalı)

 

Fekkü rekabe evet, bir boynu zincirinden çözmektir. İşte bu ayet özgürlük çağrısıdır. Tüm çağlara ve tüm asırlara, yer yüzünün her bir tarafında köleliğin tepile tepile kullanıldığı ve köleliğin insanlığı inim inim inlettiği bir çağda, daha vahyin ilk yıllarında, daha muhalefet yıllarında, Allah resulü daha kendi davetini rahatça ve serbestçe ifa edemediği zor ve kor yıllarda ayet, köleliği kaldırmaktan, boynu özgür bırakmaktan söz ediyor.

Tabii bunun manevi bir versiyonu da var anlamak için. Ki İkrime öyle anlamış; İnsanı nefsin isteklerinden, veya günah zincirinden kurtarmaktır. Şeklinde anlamış ikrime. Böyle de anlaşılabilir. Ama zahiri ilk anlamamız gereken manadır. Fekkü rekabe Evet, öyle diyordu Hz. Peygamber Fatıma’ya;

– Ya Fatıma, nefsini Allah’ın elinden satın al, babam peygamber diye güvenme. Vallahi yarın senin içinde bir şey yapamam. Ne diyorsunuz? Bu manevi anlama bir delalet İkrime nin anlayışına.

Ebu Hanife der ki; insanın yapacağı en güzel sadaka, bi,r insanı özgürlüğe kavuşturmaktır. Onun için Fekkü rekabe zor yokuş diyor. Demek ki zor yokuşmuş.

 

14-) Ev ıt’amun fiy yevmin ziy mesğabetin;

Yahut aç olduğu hâlde elindekiyle başkasını doyurmak! (A.Hulusi)

14 – Veya salgın bir açlık gününde yemek yedirmek. (Elmalı)

 

Ev ıt’amun fiy yevmin ziy mesğabeh ya da açlık gününde bir yoksulu doyurmak, bir açı doyurmaktır.

 

15-) Yetiymen zâ makrebetin;

Yakınlığı olan yetime (yemek yedirmektir). (A.Hulusi)

15 – Yakınlığı olan bir yetîme. (Elmalı)

 

Yetiymen zâ makrebe mesela yakını olan bir yetimi.

 

16-) Ev miskiynen zâ metrebeh;

Yahut toprağa uzanıp kalmış yoksula yedirip doyurmaktır. (A.Hulusi)

16 – Veya toprak döşenen bir miskîne. (Elmalı)

 

Ev miskiynen zâ metrebeh ya da yurtsuz yuvasız bir miskini, bir fakiri doyurmak, yurt yuva bulmak, barınak olmak, sığınak olmak, ona el kol olmak.

Zâ metrebeh; Turab dan gelir aslında. Topraktan başka yatacak yeriş olmayan manasına gelir. Zâ metrebeh. Topraktan başka yatacak bir yeri olmayan evsiz barksıza ev bark olmak, korunak olmak, sığınak olmak.

 

17-) Sümme kâne minelleziyne amenû ve tevâsav Bissabri ve tevâsav Bilmerhameh;

Sonra da iman eden, birbirlerine sabrı yaşamayı tavsiye eden ve merhameti tavsiye eden kimselerden olmaktır. (A.Hulusi)

17 – Sonra olmadı o iman edip de sabra vasiyetleşen ve merhamete vasiyetleşenlerden. (Elmalı)

 

Sümme kâne minelleziyne amenû ve tevâsav Bissabri ve tevâsav Bilmerhameh sonra iman edenlerden olmak ve sabrı ve merhameti tavsiye etmek.

Burada ki sonra ya, ilginçtir te’vil etmiş müfessirlerimiz. Sümme; terahi içindir. Yani zamanda sonralık ifade eder. Ama yok, burada rütbede ifade eder diye bir te’vil getirmişler. Çünkü iman başa gelmeliydi demişler. Yani imandan önce köle azad etmekten bir boynu kölelikten kurtarmaktan, yetimi doyurmaktan, miskini gözetmekten ve topraksıza, evsize, barksıza barınak olmaktan söz ediyor ayet. Ondan sonra da iman geliyor.

Hiç gerek yok te’vile diyorum, hiç gerek yok. Olduğu gibi kalmalı o edat, sümme edatı. Çünkü ..hüden lil muttekıyn. (Bakara/2) muttakiler için bir hidayettir. Diyen ayetiyle aynı şeyi söylüyor. Hidayetten önceki muttakilik nedir, takva nedir diyeceksiniz. Hidayetten önceki takva işte burada geçenlerdir. İmandan önce sayılanlardır. Bir boynu kölelikten kurtarmaktır, bir yoksulu doyurmaktır, bir yetimin göz yaşını silmektir, bir açı doyurmaktır, evsize barksıza ev bark bulmaktır. Yani insanların problemlerine çözüm bulmaktır. Allah’ın kullarına şefkat göstermek, merhamet göstermektir. Çünkü imanın zemini ahlaktır. Hidayetten önceki takva sorumluluk ahlakıdır. Vicdansız iman olmaz diyor bu ayetler.

Evet, vicdansız iman olmaz. Elbette ki tüm salih amellerin temeli imandır. Bunu hiç kimse tartışmaz ve tartışamaz. Ama bu ayetlerin söylediği şey bambaşka bir şey. Ey Mü’min sadece imanım var diyerek kurtulacağını sanma. İman seni toplumsal problemleri çözmeye götürmeli, sana yük yüklemeli, imanı yüklediği yükü taşımalısın iman seni sorumluluk ahlakına götürmeli. Sorumluluk ahlakı vermiyorsa bir iman o iman kalpte hükümdar değil, kalpte mahkumdur. Kalbini o imana zindan etmişsin demektir diyor bu ayetler.

[Ek bilgi; Hz. İbrahim AS. ve Yaşlı adam

İbrahim Nebi, bilenler vardır keremiyle, zekâsıyla ünlü bir zât!. Sofrasında kimse olmadan boğazından bir
lokma geçmezmiş.

Bir akşam yine sofrasını kurmuş. Gelen olmamış, yalnız kalmış. Rabbine yakarmış:

“Yarabbi! Yine sofram boş kaldı! Ne olur bir misafir yolla soframa”

İbrahim’in duasını kabul etmiş Cenâb-ı Hak. Derken biraz sonra birisi seslenmiş dışardan.

“Kimse var mı burada?”

Hemen fırlamış yerinden İbrahim, kapıyı açmış. “Hoşgeldin,” demiş, “Buyur. Tanrı misafiri eyvallah. Gel, otur”

Oturmuşlar, ne varsa sofraya konmuş. “Bismillah” demiş, elini uzatmış İbrahim Nebi. Adam da elini uzatmış, oradan ekmek koparmış.

“Aaa!” demiş İbrahim, “Besmele çek! Allah’ın adını an! Bu nimeti bize veren Allah!”

Yaşlı, sakalları göbeğine düşmüş ihtiyar, “Ben”, demiş, “Tanımam senin rabbini. Kimdir o?”

İbrahim aleyhisselâm; “Olmaz!” demiş. “Bana Allah’ın verdiği bu rızkı, O’nu tanımayan, O’nu reddeden birine nasıl veririm?”

“Peki öyleyse,” demiş, kalkmış adam. Dışarı çıkmış, giderken vahiy gelmiş İbrahim’e:

“Ya İbrahim! Beni inkâr eden o kulumu ben yüz senedir yaşatırım, rızkını veririm, bir kere kapımdan kovmadım da; sen nasıl benim kulum olarak onu geri çevirirsin!”

Hemen fırlamış yerinden, koşmuş.

“Aman!” demiş, “Gel! Hata ettim. Senin yüzünden Rabbimden azar işittim.”

“Hayır ola!” demiş adam, “Ne oldu?”

“Benim Rabbim buyurdu ki:  ‘Ben, yüz senedir o kulum beni tanımadığı halde  onun rızkını veririm de, sen kim oluyorsun onu kapından, sofrandan geri çeviriyorsun! Gözünü seveyim,” demiş, “Gel otur soframa, paylaşalım seninle.”

“Senin Rabbin mi dedi?” demiş.

“Senin Rabbin büyük, yüce bir Rabmış!. Ben de iman ettim senin Rabbine!” (Kaynak: Anonim)]

 

18-) Ülâike ashâbülmeymeneh;

İşte bunlar ashab-ı meymenedir (sağ ashabı; saîdler). (A.Hulusi)

18 – Ki onlardır işte meymenet sahipleri (Ashabı meymene). (Elmalı)

 

Ülâike ashâbülmeymeneh işte böyleleridir vicdan sahibi olanlar. El meymeneh; Yünnadan gelir, uğur, bereket, sağ demektir. Aslında el yemin sağ demektir. Sağduyu deriz biz. Sağ duyu vicdandır aslında. Fakir de oradan yola çıkarak, bu çağrışımlardan yola çıkarak Ülâike ashâbülmeymeneh işte böyleleridir vicdan sahipleri şeklinde çevirdim.

 

19-) Velleziyne keferu BiâyâtiNA hüm ashâbülmeş’emeh;

İşaretlerimizi inkâr edenler ise, onlar ashab-ı meş’emedir (sol ashabı; şakîler). (A.Hulusi)

19 – Âyetlerimize küfr edenler ise onlardır işte: Şeâmet sahipleri (Ashabı meş’eme). (Elmalı)

 

Velleziyne keferu BiâyâtiNA hüm ashâbülmeş’emeh Meymene’yi vicdan sahipleri diye çevirince meş’eme yi de vicdansızlar diye çevirmek gerekiyordu onu da öyle çevirdik. İnkarda direnenler, ısrar edenler ise vicdansız olanların ta kendileridir. Vicdansız olan kafirlerin ta kendileridir. Kafirler vicdansızlardır diyor.

 

20-) ‘Aleyhim narun mu’sadeh;

Onlar ateşe kapatılıp kilitlenmişlerdir! (A.Hulusi)

20 – Üzerlerine bir ateş bastırılıp kapıları kapanacak. (Elmalı)

 

‘Aleyhim narun mu’sadeh Evet, onların üzerine yakıcı, kavurucu bir ateş, akıl sır ermeyen bir ateş güdümlenmiştir. Mu’sadeh; isad. El isad; bir şeye güdümlenmek manasına gelir. Onlara cehennem güdümlenmiştir. Onlar cehennemden kaçsa da cehennem onların üstüne güdümlü füze gibi gelecek, içinde oturacaktır.

HafızanAllahu ve ıyyaküm. Rabbim sizleri ve bizleri muhafaza kılsın. Rabbim Akabe yi aşanlardan, zor yokuşu geçenlerden, dizinde dermen olanlardan, imanının yüreğinde bir mahkum değil, imanı, beden ülkesinin başkenti olan yüreğinde hakim olanlardan kılsın.

 

Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
6 Yorum

Yazan: 08 Ağustos 2014 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

6 responses to “İslamoğlu Tef. Ders. BELED SURESİ (01-20) (191-B)

  1. Mesude

    13 Ağustos 2014 at 06:59

    Emeğinize sağlık güzel bir girişim.Allah ecrini versin.Tüm yazıları mail atarsanız sevinirim.

     
    • ekabirweb

      13 Ağustos 2014 at 15:02

      Merhaba, hali hazırda olanları gönderiyorum, esen kalın, Allah’a emanet olun.

       
  2. atilla çelenk

    20 Ocak 2017 at 18:30

    Evet, işte böyle, köleliği tavsiye sürecinin başladığını ilan ediyor Kur’an ile……
    köleliği tavsiye değil Köleliği Tasfiye olmalı değil mi?

     
    • ekabirweb

      20 Ocak 2017 at 19:32

      Merhaba. Aynen dediğiniz gibi. Esen kalın Allah’a emanet olun.

       
  3. taha

    23 Haziran 2017 at 02:25

    Allah razı olsun sizlerden, tavsiye yerine tasfiye yazarsanız daha doğru olacak sanırım…

     
    • ekabirweb

      23 Haziran 2017 at 03:30

      Merhaba, Allah hepimizden razı olsun inşaAllah. Uyarınızda haklısınız. Hemen düzelttim. Esen kalın, Allah’a emanet olun.

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: