RSS

İslamoğlu Tef. Ders. ŞEMS SURESİ (01-15) (192-A)

14 Ağu

231

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

 

Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn, Vessalâtü vesselâmü ‘alâ Resulina Muhammedin ve ‘ala ‘alihi, ve eshabihi ve etba’ıhi ecmaiyn.

Rabbişrah liy sadriy;

Ve yessirliy emriy;

Vahlül ukdeten min lisaniy;

Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

Rabbeneftah bil hayr, vahtim bil hayr, Rabbi yessir ve lâ tüassir, Rabbi temmim bil hayr.

Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. (İsra/80) Amin, amin, amin..!

Değerli Kur’an dostları bugün dersimize Şems surei celilesiyle başlayacağız inşaAllah. Şems suresi 91. sure elimizde ki mushafta. Adını ilk ayetinden, hatta ilk ayetinin ilk kelimesinden alıyor. VeşŞemsi ve duhaha Güneş şahit olsun ve onun göz alıcı parlak aydınlığı şahit olsun.

Buhari, sureyi ilk ayetinin tamamıyla anmış. VeşŞemsi ve duhaha şeklinde ilginç olan Kur’an da güneş isimli bir surenin bulunmuş olması gerçekten. Yani,

Tırnak içinde kullanıyorum, umarım doğru anlaşılır; “Kur’an ın bu manada her türlü kompleksten azade olduğunun muhteşem örneklerinden biridir.” Çünkü bu kitabın indiği bir dünyada, bir çok coğrafya da güneşe tapan bir sürü insan bulunuyordu, sapmış insan. Zaten belki Kur’an da güneşe yemin edilmesinin sebeplerinin başında da, o Allah’ın yarattığı bir şahit. Nasıl tanrı olur. Allah’ın yarattığı mahlukunu siz nasıl olur da tanrı ilan edersiniz zımni anlamını da içerdiği için belki güneşe yemin ediliyor.

Surenin Mekke de indiğini kesin olarak biliyoruz. Zaten surenin üslubu, usulü, iç sesi bunu bize gösteriyor. Mekki surelerin, özellikle de ilk Mekki surelerin klasik ve tipik özelliğini veriyor.

Sure Semud kavminin akıbetinden nispeten ayrıntılı bir biçimde bahsediyor, Nispeten. Zaten sure hepsi hepsi yarım sayfalık bir sure. Ayrıntılı bahsediyor desek ne kadar bahsedecek. Ama daha önce tefsir ettiğimiz sureyi hatırlayacak olursak orada atıf vardı, burada ayrıntı veriliyor sadece bunu söyleyebiliriz. İşte bu dikkate alındığında surenin 3 – 6. yıllarda nazil olduğunu söyleyebiliriz.

Neden surede Semud kavminden ayrıntılı bir biçimde, özellikle kavmin eşkıyasından, kavmin en azgını ve azılısının deveyi zulmederek, işkenceyle öldürmesinden yola çıkarak surenin zamanını belirliyoruz. Kur’an da anlatılan hiçbir kıssa, kıssa olsun diye anlatılmaz. Aslında o kıssalarda ki kahramanlar, bizzat Kur’an ın yaşadığı dünyada birebir karşılıkları vardır. Orada ki eşkıyaya benzer ve eşkıya Mekke de de vardır.

Aslında Semud kavminde Salih peygamberin temsil eden Allah resulü ise bu ayetlerin ilk muhatapları çerçevesinde, Salih peygamberin karşısında o kamu malı deveyi katleden, hunharca işkenceyle katleden, devamı olan da Mekke de ki azgınlar, Müslümanlara işkence edenlerdi. Onun için bu dönemi biz nübüvvetin 3 – 6. yılları olarak tahmin edebiliriz. Yani buruc suresinin önünde nazil oluyor.

Surenin konusu yine Hz. insan. Onun ebedi saadeti ve bu saadeti engelleyen felaketler üzerinde duruluyor. Güneş ve ay şahit tutularak başlanıyor sureye. Zımnen Allah ve vahiy 7 ayrı şeye yemin ediyor, 7 ayrı unsura. Güneş, ay, gece, gündüz, gök, yer ve en sonunda insan. Güneş ve ay çift. Gök ve yer çift. Gece ve gündüz çift. İnsan. İlginçtir, diğerleri insanın emrine amade kılınmış. İnsan ise kimin emrine amade kılınmış?

Aslında bunu düşünmemiz isteniyor. Bu kadar büyük kâinatı insan için yaratsın da, insanı boş yere yaratsın. Bu olur mu? Böyle düşünülür mü. Böyle sanmak aslında şah esere hakaret olmaz mı. Her şeyi insan için kılsın da insanı amaçsız mı kılsın. Efe hasibtüm ennema haleknaküm abesen. (Mü’minun/115) yoksa siz, sizi amaçsız olarak, anlamsız olarak, abes gere yarattığımızı mı düşünüyorsunuz. Diyor ya Kur’an. Böyle düşünmek Allah’a değil, insanın kendisine hakarettir. İşte sure de aslında bize insanın amaçlılığından ve amacından bahsediyor. Teskiyr sırrı hatırlatılıyor yani.

Benliği arındıran mutluluğa erişir diyor. Onu karanlıkta bırakan ise kaybeder diyor surenin 9 ve 10. ayetleri. Kad efleha men zekkâha (9) Ve kad habe men dessaha (10) bu surenin berceste ayetleri adeta, zirvesi. Ve benliğini karanlıkta bırakan nasıl onu kaybeder, ona örnek olarak ta Semud kavmini veriyor. Semud kavmine Fecr suresinde atıf yapılarak geçilmişti. Fecr suresinde yapılan atıf, burada nispeten açılıyor ayrıntılandırılıyor. Bu girizgahtan sonra surenin tefsirine geçebiliriz.

 

BismillahirRahmanirRahıym

Rahman, rahıym Allah adına. Özünde merhametli, işinde merhametli Allah adına.

 

1-) VeşŞemsi ve duhaha;

Andolsun Güneş’e ve Onun duhasına (dünyayı aydınlatmaya başladığı saatlere); (A.Hulusi)

01 – Kasem olsun o güneşe ve parıltısına, (Elmalı)

 

VeşŞemsi ve duhaha güneş şahit olsun, güneş tanık olsun, güneşe yemin olsun ve onun göz alıcı ışığına, aydınlığına şahit olsun. Aydınlığı şahit olsun veya aydınlığına yemin olsun.

Güneş zaten şahit. Allah’ın varlığına şahit, birliğine şahit, en önemlisi eşyaya müdahalesine şahit. Allah’ın kâinatı yaratıp ta emekli olmadığına şahit. Güneş şahit Allah’ın ölçüsüz iş yapmadığına, Allah’ın kaderli iş yaptığına şahit. Her bir şey için bir kader takdir ettiğine şahit. Güneş şahit; külle yevmin HUve fiy şe’n. (Rahman/29) ne şahit. O her an iş başındadır ona şahit. Güneş şahit Allah’ın sonsuz merhamet ve rahmetine şahit. Çünkü güneş sadece kuzuların değil kurtlarında üzerini aydınlatır. Sadece ve sadece güllerin değil, dikenlerin de üzerini aydınlatır ve ısıtır. Sadece tavşanların değil sırtlanların da ışığıdır ve aydınlatır. Güneş Allah’ın rahmetine şahit. Güneş şahit, güneş yorulmaz, güneş bezmez, güneş usanmaz.

(Eş Şemsu veşŞeceru yescudan Bu hatalı) Eş Şemsu velKameru Bi husban — VenNecmu veşŞeceru yescudan. (Rahman/5-6) güneş ve ağaçlar sürekli secde halindedirler, yani Allah’ın emrine amadedirler. Bugün de yoruldum dinleneyim ya rabbi demezler. Milyonlarca yıldan beri, milyarlarca yıldan beri görevleri ne ise, vazifeleri ne ise aksatmadan sürdürürler, yaparlar. Buradan yola çıkarak insan zımnen şu soruya muhataptır; Ey insan ya sen? Sen de görevini yapıyor musun. Yaratılış amacına uygun davranıyor musun? Aslında yemin’in anlamı budur.

ve duhaha sadece güneşe yemin edilmez, güneşin ışığına da yemin edilir ve o da şahit tutulur. Çünkü güneş bir nimet ise güneşin ışığı insan için bin nimettir. Neden? Eğer güneşin ışığı olmasaydı güneş bizim için Samanyolu’muz içerisinde ki 400 milyar yıldızdan bir tanesiydi. Galaksimiz içerisinde ki trilyonlarca yıldızdan sadece bir tanesiydi. Ama ışığını bize cömertçe sunduğu için diğer yıldızlardan farklı olarak biz ona bir de isim verdik. Güneş dedik. Yoksa yıldızlardan bir yıldızdır ve Allah’ta yıldızlardan ayrı olarak güneşi şahit tuttu.

Güneşin bizim için değeri ve anlamı büyüktür. Ama bizden daha değerli değildir. Güneş bizim emrimize amade idi, Ya biz kimin emrine amadeyiz? Onun ışığı eğer olmasaydı güneşten haberimiz bile olmayacaktı. Diğer yıldızlar gibi göz kırpan bir yıldız olarak bakıp geçecektik. Fakat güneşin ışığının mucize oluşu sadece burada ışığı bize ulaştığı için olmuyor. Güneşin ışığı eğer atmosfer süzgecinden geçmeseydi bir bela, hatta ölüm, yer yüzünde hayatı yok eden bir bela olacaktı. Ama güneş ışığını atmosferden geçirerek verdiği için bir nimet, hem de hayata dönüşen bir nimet, hayatın kaynağı haline geldi.

Güneş nükleer yanma ile yanıyor. Her yanma ile kendini yeniliyor. Güneşte ki her patlama aslında bir tür kendini tetikleyen zincirleme nükleer reaktör gibi kendi kendisini tetikleyerek kendi kendisini aydınlatıyor ve bizi de aydınlatıyor.

Kur’an da güneşin ışığından dıyâen (Yunus/5) olarak söz edilir. Ayın ışığından ise nûr olarak söz edilir. Nûr hem kaynaktan gelen ışığa denir, hem de yansıyan ışığa denir. Fakat dıyâen kaynatan gelen ışığa denir. Dolayısıyla bu fark ta bize fark ettirilmiş olunuyor.

Güneş üzerine yemin başlangıçta da ima ettim güneşe tapanlara da bir uyarı anlamına geliyor. Yani o Allah’ın emrine amade bir mahluk, bir yaratılmış, o tanrı değil ki. O Allah’ın emrine amade olduğu için yörüngesinde yüzüp duruyor, görevini yerine getiriyor.

Aynı zamanda çiftlere yemin var bu başlangıç ayetlerinde, yani yaratılmışlar çiftlerdir. Ne ki çift o yaratılmıştır. Onun için güneş ve ay çift olarak bize sunuluyor. Gerçekten de gökte gördüğümüz en büyük cisimdir, harika bir çift oluştururlar. Aslında biri Kur’an ı temsil eder diğeri resulü temsil eder. Ay Resulallah’ı temsil eder Güneş Kur’an ı. ResulAllah Kur’an güneşinden aldığı ışığı insanlığa yansıtan bir dolunaydır. Bizim aklımıza daha bir çok şeyi düşürür ama kısaca özet halinde Şems suresinin ilk ayetleri bize bunu söyler.

[Ek bilgi; (Üzerine yemin edilen) GÜNEŞ

– İçinde bulunduğu Samanyolu’nun merkezinden 32.000 ışık yılı mesafede bulunan,

– Dünya üzerinde hayat bulmuş her canlının hayat kaynağı olan,

– Allah’ın “Hayat” sıfatının üzerinden Dünyaya ulaşan ışınlarla bize hayat ve canlılığı ulaştıran,

– Dünyanın uydusu olduğu ve çevresinde döndüğü,

– Samanyolu adını verdiğimiz Galaksimizin merkezi çevresindeki bir turu(1 yılı) 255 milyon sene olan ve Merkezden yaklaşık 32.000 ışık yılı uzaklıktaki yörüngede tur atan,

– Ölümü tatmış birimlerin zaman birimine tâbi olacağı, tasarruf ve enerji alanı içinde olacağı,

– Atomaltı boyuta ait ışınsal ikizi “Cehennem” olan,

– Yüzey harareti olarak verilen 6000 derece olan,

– Büyük patlama, genişleme devresinde gelip dünyayı içine alacak olan YILDIZ.

1.303.800 adet dünyayı bir araya topladığımız zaman ortaya çıkacak hacım, “Güneş” adını verdiğimiz yıldızın hacmine eşittir. Güneşin çapı 1.392.000 km’dir. Yüzeyinde 6000 santigrat olan hararet, derinliklerde 15 milyon santigrata yükselmekte olup; yüzeyden boşluğa yükselen alev dilimleri 800.000 kilometre civarında olmaktadır. Yani dünyanın ekvatordaki çevresinin açılmış hâlinin 20 katı!

Güneşteki püskürmeler ise kısa süreli olur ve kısa dalga ışınımı ile tanecik akımı yayar. Bu püskürmeler de dünyayı etkileyerek manyetik fırtınalara ya da radyo iletişimini ve pusulaları bozan manyetik alan değişikliklerine yol açar.

Güneş enerjisinin kaynağı nükleer dönüşümlerdir. Temel bileşen olan Hidrojen atomu ısı ve basıncın çok yüksek olduğu çekirdeğe yakın yerlerde nükleer füzyon yoluyla ikinci en hafif element olan Helyum atomunu oluşturur. Bu arada az miktarda kütle, büyük enerjiye dönüşerek yok olur. Böylece açığa çıkan enerji de Güneşin sürekli ışımasını sağlar. Güneşin bu yoldan saniyedeki kütle kaybı 4 milyon tondur. İçinde bulunduğu Samanyolu’nun merkezinden 32.000 ışık yılı mesafede bulunan güneş, merkez çevresindeki yörüngesini 225 milyon yılda tamamlar.

Aslında şu anda da biz, Güneş’in ışınsal platformu üzerinde yaşıyoruz; dünya üzerinde hayat bulmuş her canlının hayat kaynağı, güneşten gelen ışınlar! Bu ışınlar, ATP denen bir ana yapıyı meydana getiriyor ve o yapı dünyadaki hayatın kaynağı. Yani ALLAH’IN HAYAT SIFATI, Güneşin üzerinden Dünyaya ulaşan ışınlarla bize hayat ve canlılığı ulaştırıyor. Yani,

Gözümüzü açıyoruz, Güneş platformunda.

Yaşıyoruz, Güneş platformunda,

Ölümle birlikte boyut değiştiriyoruz, yine Güneş platformunda!

Beyin de aldığı gıdalarla, glikoz ve oksijenlerle yaşam enerjisini temin ederken; Güneş’ten yayılan hayat enerjisi olan “CAN”la beslenir ve gelişir.

Nasıl bizim bir biyolojik, maddi, atomüstü boyuta ait bir bedenimiz var ve buna karşılık bu bedenin dalga atomaltı boyuta ait “İKİZİ” mevcut ise; aynı şekilde Güneşin de bir atomaltı boyuta ait ışınsal ikizi mevcuttur ki, işte esas “CEHENNEM” oluşu o boyutu itibariyledir. Ve bu sebepledir ki biz şu anda bu bedenin duyularıyla cehennemi göremeyiz!. Tıpkı atomaltı boyuta ait ışınsal türler olan insan ruhlarını, cinleri ve melekleri göremeyişimiz gibi!

            Buna karşın, madde beden yaşamından “ruh beden = dalga beden” yaşamına geçmiş kişiler ise hem ortamlarına geçmiş oldukları ruhları görürler, hem o ortamda yer alan cinleri görürler, hem de o boyutun meleklerini görürler.

Ve dahi Cehennemi, içindeki canlıları tıpkı yanıbaşlarını seyrediyormuşçasına seyrederler. Çünkü ruh görüşünde mesafe kavramı yoktur!

İşte Din’de bahsedilen, ölümü tatmış kişilerin kabir âlemlerinde cehennemi seyretmeleri olayı bu şekilde gerçekleşir. Kezâ, “Samanyolu” dediğimiz yıldızlardaki cennetler dahi, bu görünen madde yanları itibariyle değil; algıladığımız madde yapılarının atomaltı boyutunu teşkil eden dalga ikizleri itibariyledir!… (Yaşamın gerçeği- Ahmed Hulusi)]

 

2-) VelKameri izâ telâha;

Onu takip ettiğinde Ay’a, (A.Hulusi)

02 – Ve aya: uyduğu zaman ona, (Elmalı)

 

VelKameri izâ telâha güneşi izleyen ay şahit olsun. Güneşi izleyen ay. Tuluğ, Kur’an da başka yerlerde de kullanılır. Vetlü ma uhıye ileyh (Kehf/27) Sana indirileni tilavet et. Aslında izlemek manasına gelir, okumak manasına gelir. Sana indirileni oku, ilet. Ay sanki hareketleriyle, evreleriyle güneşi okumaktadır. Güneşi okuyan bir aydan söz edebiliriz bu ayetten yola çıkarak. Mesela ay on dördüne eriştiğinde izâ telâha güneşi tam olarak okumuş olur. Neden? Güneşi tam olarak yansıtmış olur on dördünde. Bedir olduğunda tam güneşe benzer. İşte o zaman izâ telâha yı anlıyoruz. Ay güneşi tam okuduğunda, onu tam takip ettiğinde, onu tam izlediğinde.

[Ek bilgi; …AY DEVRELERİ VE ETKİLERİ:

Ay, Güneşten aldığı ışığı ve enerjiyi yansıtmak suretiyle dünya üzerinde çok güçlü rol oynayabilen bir uydudur. Ay ın değişik devreleri, davranışlarımız, zekamız, fizik bedenimiz kısaca kişiliğimiz üzerinde değişiklikler meydana getirir. Sadece bizlerin değil; dünya üzerinde bulunan hayvan, bitki, maden ve sıvılar üzerinde de etkili olur.

Çok eski yıllardan beri bunları bilen pek çok denizci, balıkçı, avcı, çiftçi ve içki, parfüm üreticileri Ay’ın devrelerine göre işlerini planlamaya dikkat etmişlerdir. Böylece daha fazla verim almaya hak kazanmışlardır.

Ay; güneş sisteminde bulunan diğer gökcisimlerinde görülmeyen, kendine has özellikler gösterir. En başta gelen farkı çok hızlı ve değişken olmasıdır. 2,5 günde bir burç değiştirir. Hızlılık yönünden ikinci sırayı MERKÜR gezegeni alır.

Ay ın bu özellikleri, Ay insanlarında acelecilik, tez canlılık ani ve sık duygu değişiklikleri şeklinde ortaya çıkar. Ay, Yengeç burcunun yöneticisi olduğu için özellikle Yengeç burcundan olan kişiler değişken ve aceleci olurlar.

Ay’ın ikinci kendine has özelliği değişik devreleridir. Güneşten aldığı ışığı yansıtma durumlarına göre; yeniay, ilk yarı, dolunay ve son yarı pozisyonları vardır. 28 günde 12 burcu dolaşarak bir devresini tamamlayan Ay Güneşe yetişerek son üç günde görünmez olur. Güneşten uzaklaşmağa başlayınca ışığın görülmesiyle yeniay olarak kendini aşikar eder.

Yeniay zamanı sıcaklık ve nemlilik artması nedeniyle üretime dönük enerji potansiyeli çok yüksek olur. Vücut sıvılarında artış, bedensel güçlenme, zekada canlılık görülür. Aşkta, işte, şansta, eğitim ve öğretimde, sağlıkta işler rast gider. Hastalar bedenen kuvvetlenir, iyileşme hızlanır.

Hayvanlar aleminde, bitkiler de etkileri görülür. İlk yarıda sinek, böcek, hayvanlarda çoğalma olur. Bunların sokma, yeme, parçalama gibi istekleri artar. Bitkiler, ağaç ve meyveler daha hızlı büyür, gelişir, olgunlaşır. Daha lezzetli olurlar.

Dolunayda enerji potansiyeli en yüksek seviyeye ulaşır. Ancak zorlayıcı ve zarar verici yöndedir.. Ayın bu güçlü çekim kuvveti insan vücudunda sıvısal, duygusal, fiziksel artışlara ve dolayısıyla farklı değişikliklere sebep olur. Artan bu enerji gücü elde olmayan çeşitli patlamalara yol açabilir. Kavgalar, cinayetler, dargınlıklar, intihar vakalarında artış gözlenebilir…. Hükmedilmesi zor olan bilinçaltı, sezgiler, kin ve nefretler harekete geçer.

Ay’ın dolunay ışığına karşı çok oturan veya uyuyan kişilerin vücudunda gevşeme, tembellik ve miskinlik görülür. Etlerin tatları kolayca değişir, ekşime hızlanır. Dolunay akabinde soğukluk ve kuruluk artışı nedeniyle iniş başlar. Verimlilik düşer. Damarlarda kan azalır. Büyüme ve gelişme yavaşlar. Zekada belli bir düşüş görülür. Hasta olanların bedenleri zayıflar ve şikayetleri artar. Hayvanlarda saldırganlık isteği azalır. Bitki, ağaç, çiçek ve sebzeler iyi gelişmez. Lezzetli olmaz. Ay ile ilgili söylenebilecek, özgün bir özellik de, Med-cezir oyunudur… (Ahmet F. Yüksel- Astro ay.)]

 

3-) Vennehari izâ cellâha;

Onu açığa çıkartan gündüze, (A.Hulusi)

03 – Ve gündüze: Açtığı zaman onu, (Elmalı)

 

Vennehari izâ cellâha onun ışığını ortaya çıkarıp gösteren gündüz şahit olsun. izâ cellâha. “Ha” o güneşe de gidiyor olabilir ayada gidiyor olabilir. Ama muhtemelen güneşe gidiyordur. Çünkü aslında gündüzle bire bir ilişkisi olan güneştir. Onun için onun ışığını ortaya çıkaran gündüz şahit olsun.

Eğer gündüz olmasaydı güneş bizim için diğer yıldızlardan farksızdı. Yani güneş gündüzümüzün delili olmayacaktı. Zaten güneş, güneş olduğu için dünya gündüz olmadı Atmosfer olduğu için güneş dünyayı gündüz yaptı. Yani keramet güneşin kerameti olmaktan daha çok atmosferin, ortamın kerametidir. Tabii ki Allah’ın ikramıdır.

Dünyanın yüzeyini atmosfer isimli o gaz tabakalarını çepeçevre kuşatan, flöre sanla kuşatan rabbimiz adeta florsan’ın enerjisini, elektriğini güneşten alarak sanki yeryüzüne muhteşem bir florsan lambası döşemiştir.

Bu ortama delalet eder. Bir ışık kaynağının olması yetmez, mutlaka o ışığı alacak ve yayacak bir ortam lazım. İnsan da böyle değil mi. İyi insan ortamını bulunca iyi oluyor eğer ortamından çıkarsa, kötü çevreye giderse iyilik kalmıyor onda, ışık kalmıyor onda. O kararıyor, karanlık haline geliyor. Onun için ayrıca burada gündüzün nimet oluşuna, kendisine yemin edilecek bir nimet oluşuna delalet var.

 

4-) Velleyli izâ yağşâha;

Onu örtüp kaplayan geceye; (A.Hulusi)

04 – Ve geceye: Sararken onu, (Elmalı)

 

Velleyli izâ yağşâha ğaşyeden geceye yemin olsun. veya o ışığı gizleyen gündüzün ışığını saklayan, bürüyen, kapayan gece şahit olsun. Gündüz mazi gelmiş, gece muzari gelmiş. İlginçtir gündüz asıl, gece fer demektir. Gündüz öncelikli gece sonra. Gündüz cevher gece araz. Böyle anlayabiliriz. Evet, ışık mucizedir aslında biz buradan bunu anlıyoruz. Onu kaplayıp örten gece şahit olsun.

Fakat zımnen söylenen de şu; Gündüz görünür diye gece günah işleyenler, günah işlemek için karanlık arayanlar, karanlığın örtüsünün altına saklananlar; Unutmayın gündüz kadar gece de şahittir Allah’tan kaçıramazsınız. Bu söyleniyor.

[Ek bilgi;GECE VE GÜNDÜZ (Geniş bilgi)

Dünyamızın kendi ekseni etrafında dönmesi sonucunda gece ve gündüz oluşumu ile yerel saat farkı olmak üzere bir çok olay meydana gelmektedir….(Nuray Temur)]  

 

5-) VesSemâi ve ma benaha;

Semâya ve onu bina edene; (A.Hulusi)

05 – Ve göğe ve onun bina edene, (Elmalı)

 

VesSemâi ve ma benaha Sema ve semayı ayakta tutan nizam şahit olsun. Burada ki “ma” ya eğer mastariye manası verirsem böyle çevirmeliyim. Semaya ve semayı ayakta tutan nizam şahit olsun. Ama “ma” ya elleziy manası verirsem ismi mevsul ilgi zamiri manasına. O zaman bambaşka bir mana çıkar; gök ve göğü bina eden Allah şahit olsun. Fakat hem “ma” nın Allah’a atfı çok hoş durmayacağı için, hem de bağlamda, önde ve devamında rabbimizin yaratışına bir dikkat çekiş, O’nun kainata verdiği nizama bir dikkat çekiş olduğu için “ma“ ya mevsule değil de mastariye manası vermemiz daha uygun gibi görünüyor bana.

[Ek bilgi; Göğe ve onu öyle enteresan bir biçimde bina edene yemin olsun. “Allah onu bina etti. Yüksekliğini yükseltti ve nizamına koydu.”(Nâziât, 79/27-28) mânâsınca onda asılı yıldızları ve cisimleri yaratıp aralarındaki yüksek ve geniş mesafe ve yükseklik ile beraber birbirlerine bitişik bir bina bölümleri ve parçaları gibi tam bir kudretle bağlıyarak o yükseklikte denge ve düzenine koyup içinde yaşanacak yükseltilmiş ve süslenmiş bir bina halinde yapıp düzelten yüce Allah’a, yahut onu öyle bina edişine, inşa ediş tarzına, kanunlarına. (Elmalı-Tefsir)]

 

6-) Vel’Ardı ve ma tahâha;

Arza ve onu yayana; (A.Hulusi)

06 – Ve yere ve onu döşeyene, (Elmalı)

 

Vel’Ardı ve ma tahâha yer yüzü şahit olsun ve onu çepeçevre kuşatan canlı örtü şahit olsun, öyle çevirmiş olayım. Yine “ma” ya ellezi manası verirsek şu şekilde çevirebiliriz. Yeryüzü şahit olsun yeryüzünü çepeçevre sarıp sarmalayan Allah şahit olsun. Yine burada da tercihim birinci manadır.

Tahâ ile Naziat/ 30 ayetindeki deha, benzer anlamlara gelen benzer iki kelimedir. Aslında iştikak ı ekberde bunlar birbirine yakın iki kelimedir. Çünkü İştikak-ı ekberde iki kelimenin asli iki harfi aynı, üçüncü harfi ise mahreçleri birbirine yakın olmak durumundadır. İşte bu iki kelime tahâ ve deha aynen bu şarta uyuyor.

Bu deve kuşu yumurtası ile alakalı bir kelimedir. Deve kuşu yumurtasına denmez. Deve kuşu yumurtasının yuvasına verilen isimdir. Dolayısıyla o yuvada yumurtanın sıvısıyla, nemiyle ve deve kuşunun yumurtlarken döktüğü sıvı ile yumurtanın şeklini alır. Yer yüzünün yuvarlaklığına delalet eder. Aslında midha; bir tür golf oyunudur. Hz. Hasan ve Hüseyin kendi aralarında oynarlarmış bu oyunu. Yani cevizle veya ceviz gibi yuvarlak taşlarla oynarlarmış. İki kişi oynarmış bir delik açarlar çukur, o çukura o taşı veya cevizi veya ceviz gibi yuvarlak herhangi bir nesneyi düşürmek için iki oyuncu yarışırmış. Bugünkü golf oyununun ilkel bir şekli. Dolayısıyla orada oynanan oyun ve oyunun ana aleti olan ceviz veya ceviz gibi taşlara da bu isim veriliyor. Onun için yer yüzünün yuvarlaklığına delalet ettiği açık. Bu mucizevi bir ihbar olsa gerek bundan 1.400 yıl önceki insan için.

 

7-) Ve nefsin ve ma sevvaha;

Nefse (bilince) ve onu düzenleyene; (A.Hulusi)

07 – Ve bir nefse ve onu düzenleyene, (Elmalı)

 

Ve nefsin ve ma sevvaha insan benliği ve onun tesviyesi şahit olsun. Ne demek tesviyesi sevvaha. Mâ hulikaleh; yaratılış amacı şahit olsun. Veya onu yaratılış amacını verme şahit olsun. Yaratılış amacı şahit olsun daha doğru bir tercih. Evet, insan var bir de yaratılış amacı var. İnsan amaçsız yaratılmamıştır demektir.

Evlâ leke feevlâ.- Sümme evlâ leke feevlâ. Eyahsebul’İnsanu en yutreke süda (Kıyamet/34-35-36) yazıklar olsun sana ey insan, sonra yine yazıklar olsun, bir daha yazıklar olsun sana ey insan, yazıklar olsun. Yoksa insan başıboş bırakılacağını mı sanıyor. İşte burada söylendiği gibi insanoğlu başıboş bırakılmayacaktır. İnsanoğlu Allah’ın hep hesaba çekeceği bir şah eserdir. Onun için bu ayette de ifade edilen budur.

 

8- ) Feelhemeha fucureha ve takvâha;

Sonra da ona (bilince) hem fücurunu (Hak’tan ve Sistemden sapmanın ne olduğunu) ve hem de takvasını (korunmasını) ilham edene ki… (A.Hulusi)

08 – Sonra da ona bozukluğunu ve korunmasını ilham eyleyene ki, (Elmalı)

 

Feelhemeha fucureha ve takvâha ve nihayet insan benliğine iyiyi ve kötüyü tanımayı ilham eden şahit olsun. Feelhemeha; Burada doğrudan Allah’ın şahitliği var. Feelhemeha fucureha ve takvâha ona iyiyi ve kötüyü tanıma yeteneği ihsan eden Allah şahit olsun ki, yeminin cevabı geldi;

 

9-) Kad efleha men zekkâha;

Gerçekten onu (bilincini) arındıran kurtulmuştur. (A.Hulusi)

09 – Gerçek felâh bulmuştur onu temizlikle parlatan, (Elmalı)

 

Kad efleha men zekkâha kim kendisini arındırırsa, daha doğrusu geliştirirse o kurtulmuştur, o başarmıştır. Dolayısıyla biz kim başarmıştır sualini burada sorabiliriz. Başarılı kimdir, başarılı diye kime denir, biz kime diyoruz Allah kime diyor, biz başarıyı nasıl tanımlıyoruz Allah başarıyı nasıl tanımlıyor, kariyer planlamasını nasıl yapıyoruz? İşte bu ayetlerin bize sordurduğu soru bu. Sizin tanımladığı gibi tanımlamıyor Allah başarıyı ey insanoğlu. Allah’ın başarı dediğine siz başarı demiyorsunuz, sizin başarı dediğine de Allah başarı demiyor.

Kad efleha men zekkâha kendini geliştiren kurtuluşa ermiştir. Zekâ aslında artmak demek. Riba ile aynı manaya gelir, artan gelişen büyüyen. Zekâ ya da kullandıkça arttığı için zekâ denilmiştir zaten. Zekâta da zekât denilmesinin sebebi budur. Zekât malın budanmasıydı değil mi, budandıkça ürün artar, budanmayan çubukta üzüm azalır. Çubuk çoğalır ama üzüm azalır. Dolayısıyla zekâta da budandıkça meyvesi arttığı için zekât denmiştir, zekât verdikçe artar. Diyeceksiniz ki 40 tan 1 çıkarsa 39 kalır, nasıl artıyor, nihayetinde veriyoruz, artar mı verince. Evet artar, bu iman matematiğidir, 40 tan bir çıkarsa 400 kalır. Rasyonel matematikte 40 – 1 = 39 dur. İman matematiğinde 40 – 1 = 400 kalır. Dolayısıyla bize Allah iman matematiğini öğretiyor.

İnsanlar dünyada şirket kursalar 10 kişi olsalar 100 lira kazansalar varsayalım ki 10 ar lira düşer. 10 kişi arasında kazancı pay etseler 10 ar lira düşer. Ama Allah resulü; Ed-dellü alel hayri kefailihi. Bir hayra delalet eden, onun işlenmesine sebep olan bizzat onu yapmış gibidir hadisi çerçevesinde anlarsak bir ahiret şirketi kursalar o zaman; 10 kişi bu şirkete ortak olsalar ve 100 lira kazansalar, dünya şirketinde olduğu gibi 10 ar lira düşmez. Her birine 100 er lira düşer. Neden? Çünkü bir hayra delalet eden onu bizzat yapmış gibidir de onun için. Yani diğerinden eksilmez.

Men senne sünneten haseneten felehü ecrühe ve ecrü men amile bihe. Yani kim bir güzellik koyarsa, kim bir güzel çığır açarsa o çığırdan yürüyen herkesin ecri ondan eksiltilmeksizin o çığırı açan kişiye. Tersi de geçerli tabii. Dolayısıyla iman matematiği farklı. Onun için zekat verdikçe artar. Gerçekte Allah’a verince eksilmez, verince artar. Çünkü gerçekte Allah için vermek, vermek değil almaktır.

Bir önceki ayetle beraber düşündüğümüzde Feelhemeha fucureha ve takvâha Allah insana fücurunu da takvasını da ilham etti. Ne demek bu? İnsanın içinde, yüreğinde 2 bölge var böyle bir tasavvur edelim. Birine cennet tohumlarını ekti diğerine cehennem tohumlarını ekti. Fakat biz cennet tohumlarını suladık, ötekine hiç su dökmedik. Çünkü sevap cennetin tohumlarını sulamak, günah cehennemin tohumlarını sulamak. İyilik cennetin kötülük cehennemin tohumlarını sulamak. İman cennetin inkâr cehennemin tohumlarını sulamak. Biz cennetin tohumlarını suladık ve orası yeşerdi, orası büyüdü, oradan ürettiğimiz tohumlar ahirette cennetimizin fideleri oldu. Tersi de geçerli cehennemin tohumlarını suladık, oradan çıkan zakkum ağacı. Öbür taraftan Tûba çıkacak ama oradan zakkum çıkacak ve cehennemimizin fideliğini oluşturdu.

İşte burada böyle bir benzetme yapabiliriz. İnsan her yaptığı şeyle ya içinde ki cennet tohumunu sulamakta, ya cehennem tohumunu sulamaktadır. Onun için ilham edilmiştir içinde. Rabbimiz istiyor ki insan cennet tohumunu sulasın,

 

10-) Ve kad habe men dessaha;

Onu (bilincini) gömüp gizleyerek (bilinçsizce – dürtüleriyle tabiatına uyarak) yaşayan ise gerçekten kaybetmiştir. (A.Hulusi)

10 – Ve ziyan etmiştir onu kirletip gömen, (Elmalı)

 

Ve kad habe men dessaha Biraz önceki tohum benzetmesinden yola çıkarak tercüme edeyim, manalandırayım; İçinde ki tohumu çürüten de. Çünkü desseha; çürütmek, araya vermek, bozmak, kötü hale getirmek manasına geliyor. İçindeki tohumu çürüten araya veren işe yaramaz hale getiren de kaybetmişti, mahvolmuştur. Birincisi kurtulmuş ve artmıştır, artan kurtulmuştur, eksilen mahvolmuştur. Belki zıtlar çerçevesinde, mütekabiliyet çerçevesinde okursak zekkâha ile desseha yı birbirinin zıddına yerleştirmemiz lazım. Evet artan kurtuldu eksilen veya yerinde sayan. Çünkü Men istevâ yevma fe hüve mağbünün. Kimin iki günü bir ise o aldanmıştır diyor, zarardadır, ziyandadır. Aslında Mağbunun; aldanmıştır.

Niye? İki günü bir ama kendisini ilerlemiş sayıyor. Yani tıpkı patinaj yapan vasıta gibi, teker dönüyor ben yol alıyorum zannediyor. Ama aslında yerinde sayıyor. Onun için tohumu çürüten de kaybetmiştir mahvolmuştur. Allah’ın içine ektiği cennet tohumuna bakmamıştır, sevap sularıyla sulamamıştır, namaz suyu ile sulamamıştır, oruç güneşiyle güneşlendirmemiştir, bakmamıştır bakımını yapmamıştır. Hayır hasenat yapmamıştır. Emr-i bil ma’ruf yapmamıştır, cihad yapmamıştır dolayısıyla tohum çürümüştür. İyi tohum eğer uzun süre çimlenmezse çürür.

 

11-) Kezzebet Semûdu Bitağvâha;

Semud (Sâlih’in toplumu), Nebiyi kabul etmemeleri ile (hakikatlerini ve sistemi) yalanladı. (A.Hulusi)

11 – Semûd inanmadı azgınlığından, (Elmalı)

 

Kezzebet Semûdu Bitağvâha Ne gibi, kim gibi? Mesela içindeki ekilen tohumu çürütenlere bir örnek mi diyorsunuz, işte örnek size; Semud çığırından çıktığı için yalanladı. Evet, kezzebet, o toplum yalanladı.ç Semud toplumu Bitağvâha. Ne yüzünden yalanladı? Haddini aştığı için, kendini unuttuğu için. Tuğyan haddi aşmaktır. Haddi aşmak aslında kendini kaybetmektir, kendini kaybettiği için yalanladı. Demek ki hakikati yalanlayan özünde tuğyan etmiş bir tağuttur. Veyahutta hakikati yalanladığı için mi tağut oluyor desek, ama hayır “B” ile gelmiş onun içinde hakikati yalanlamak, sonuç tuğyan, illet. Haddini bilmeyen hakikati yalanlar demektir bu.

 

12-) İzin be’ase eşkaha;

Onların en şakîsi harekete geçtiğinde, (A.Hulusi)

12 – O en yaramazları fırladığı zaman, (Elmalı)

 

İzin be’ase eşkaha hani bir zamanlar en eşkiyası, toplumun en azılısı, en şakisi ne yapmıştı? Kışkırtılarak saldırmıştı. Hani saldırdığında. Toplumum en şakisi kışkırtılarak saldırdığında. Niye böyle çevirdim? İn be’as; mutavaad kalıbıdır. Mutavvad kalıbında mutlaka tepki bir etkinin sonucudur. Mutavaad kalıbında fiil tepkidir, fakat ona etki eden bir şey vardır; biri kışkırtmıştır onun karşılığın da o da kışkırmıştır. İşte burada in be’as var İn be’asa.

Neden böyle getirdi Kur’an bu ifadeyi? Hani Semud kavmi toptan helak olmuştu ya. Belki siz şu soruyu sorarsınız. İçlerinden eşkıyanın teki böylesine hunharca bir cinayet işledi diye koca bir kavim helak edilir mi diyecekseniz eğer, ötekiler de teşvik etmişti, suça ortak olmuşlardı, günaha ortak olmuşlardı diyor zımnen aslında şu mutavaad kalıbı. Kavmin en eşkıyası fırlayıp öne çıktı zıvanadan çıktı diye tercüme edebiliriz.

 

13-) Fekale lehüm Rasûlullahi nâkatAllâhi ve sukyaha;

Allâh Rasûlü onlara dedi ki: “Allâh’ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun!” (A.Hulusi)

13 – Ki o vakit demişti onlara Allahın resulü: Gözetin Allahın nâkasını ve sulanışını. (Elmalı)

 

Fekale lehüm Rasûlullahi nâkatAllâhi ve sukyaha onlara. Zaten sorun sadece eşkıyanın sorunu olmadığı lehüm deki “hüm” zamirinden anlaşılıyor. Yoksa Lehü derdi sadece azgınlık yapan eşkıya olsaydı. Ama burada “lehüm” diyor. Allah’ın resulü onlara dedi ki nâkatAllah; Allah’ın devesi ve sukyaha, bırakında sulansın, bırakın da su içsin dedi.

Allah’ın devesi; aslında Allah’ın devesi olduğuna göre bu deve boyu 50 arşın, eni 70 arşın, bu deve tüyleri altından falan olmalı diye düşünmemiz gerekmiyor, çünkü Allah’ın beyti diyoruz Kâbe ye, beytullah. Ama Kâbe nin de taşlarının olağan üstü, gökten indiğini falan söylemiyoruz. Bölgeden kesilmiş taşlar, nereden kesildiğini de biliyoruz. Yine Ardullah diyor Kur’an, Allah’ın arzı bazı bölgeler için. Ama oranın da cennetten indiğini kimse söylemiyor zaten.

Dolayısıyla bu deve Allah’ın devesi, yani kamu malı olan kamuya ait yerler için Allah’a nispet ediliyor Kur’an da. Dolayısıyla Allah’ın beyti Kâbe aslında insanlığın merkezidir insanlığın evidir. Yine yer yüzü insanlığa emanet edilmiştir, bu deve de kamu malıdır, sahibi yoktur. Muhtemelen bu devenin nasıl ortaya çıktığını izah edici bir ayet Maide/103. ayetidir fakire göre, kanaatim budur. Bu ayette bazı hayvanlar sayılır, daha doğrusu bazı hayvanlara müşriklerin cahiliye döneminde verdiği isimler sayılır. Hâm, vâsıyle,, sa’ibe bunlardandır.

Mesela müşrikler üst üste 5 batım doğuran hayvanı salarlar ve Allah’ın devesi ilan ederlerdi, Üst üste ikiz doğuran bir hayvanı Allah’ın devesi veya Allah’ın ineği veya Allah’ın koyunu ilan ederler, salarlardı. İşte bunun gibi bunlara da birer isim bulurlardı. Kulağını keserler veya yararlar nişane olsun diye, herkes bilsin diye. Kulağı yarık bir hayvan gördüğünde müşrik; Ha bu Allah’a adanmış diye bakar onun ne sütünden istifade ederler, ne yününden istifade ederler, ne de keserlerdi. Tabii küçük bir problem; su da vermezlerdi, yiyecekte vermezlerdi. Hani Allah’a adanmıştı ya, Allah’ın sa Allah versin, Allah sulasın. Böylesine bir ilahi hiyerarşiye müdahale.

İşte onun için kurban kesme ibadetinin illeti. Hac/36. ayetinde sahharnaha leküm. Hac/36) ardı ardına iki cümle. Biz onları sizin için emre amade kıldık. Teshıyr sırrı. Kurban ibadetinin hikmeti bizce budur. İnsanın emrine musahhar kılınmış olan bu canlıları insanın totemleştirmemesi, tanrılaştırmaması Hindistan da olduğu gibi, eski kavimlerde olduğu gibi, Mısır da olduğu gibi. Mısır apis öküzünü totemleştirmişti. Koca bir ülkeyi öküz yönetiyordu affedersiniz. Öküz tapınakların ortasına konuluyor, apis rahipleri öküzlerin etrafına diziliyor öküz kulağını oynattı, kuyruğunu oynattı, ses çıkardı, şöyle yaptı, böyle yaptı bunu tefsir ediyorlardı. Yani koca bir ülkeyi öküz savaşa sokuyor, savaştan çıkarıyor veya bu sene Nil taşacak taşmayacak. Öküz şöyle yaparsa Nil taşmayacak, böyle yaparsa taşacak.

İşte böylesine insanoğlunun ahmakça yaptığı şeylerin temelinde varlığın hiyerarşisini bozmak, Merâtibu’l vûcud eskilerin ifadesi ile. Vücudun mertebesini, varlığın mertebesini bozmak yatıyordu. Burada da zaten Maide/103 de biz bu varlığın ilahi hiyerarşisini bozmanın neye mal olduğunu görüyoruz. İşte bu devenin hikayesi o olabilir Allahu Alem.

Allah’ın devesi ya Allah versin, Allah sulasın. Zaten Semud kavminin bulunduğu yerde su az. Semud az su demek zaten. Bir devenin içeceği ne olacak, ama esirgemişler. Hem Allah’a bağışlıyorlar hem esirgiyorlar. Peki neyi esirgiyorlar? Suyu. Su kimin? Allah’ın. Allah’ın suyunu Allah’ın devesinden esirgiyorlar. Bu ne yaman çelişki Allah’ım. İşte onu, bu çelişkiyi dile getiriyor ayet.

 

14-) Fekezzebuhu fe’akaruha* fedemdeme ‘aleyhim Rabbühüm Bizenbihim fesevvaha;

Onu (Allâh Rasûlünü) yalanladılar da onu (dişi deveyi) vahşice öldürdüler! Bunun üzerine Rableri, suçları yüzünden onları toprağa gömdü de orayı düzledi! (A.Hulusi)

14 – Fakat inanmadılar ona da devirdiler onu. (Elmalı)

 

Fekezzebuhu fe’akaruha onu yalanladılar yani peygamberi, Salih peygamberi. Onu reddettiler aslında burada, onun teklifini reddettiler, bırakın içsin demişti. Onu yalanladılar ve deveyi hunharca kestiler. Fe’akaruha; ‘akara; hunharca kesmektir, boğazlamaktır ama öyle normal bir boğazlama değil. Bacaklarını kırarak boğazlamadır. İşkence ettiler yani. Dikkat buyurun çevreciler, hayvan haklarını savunduğunu söyleyenler dikkat buyurun. Tarihte bir kavim kamu malı, sahipsiz bir deveye işkence etti, onu susuz bıraktı, işkenceyle öldürdüğü için Allah tarafından helak ediliyor. Çok ilginç bir kıssa gerçekten.

fedemdeme ‘aleyhim Rabbühüm peki ne yaptı Allah’ta onların bu zulümlerine karşı Burunlarını sürte sürte rableri Bizenbihim fesevvaha bu günahları yüzünden yerle bir etti. Fesevvaha; burunlarını sürte sürte yerle bir etti, yıktı mahvetti. fedemdeme ‘aleyhim Evet, aslında fesevvaha burada, 14. ayette ki; 7. ayette ki ve ma sevvaha ile aynı. Çok ilginç, Allah’ın insan için koyduğu amacı insan unutursa Allah bu seferde onu yerle bir eder. yani tesviye eder, dümdüz eder. Allah’ın insan için koyduğu amacı insan göz ardı ederse Allah’ta insanı göz ardı eder. Biz bu karşılıklılığı görüyoruz.

 

15-) Ve lâ yehafü ‘ukbaha;

Bu sonucun Allâh’ı korkutacak bir yanı da yok! (A.Hulusi)

15 – Âlemlerin rabbi da günahlarını başlarına geçiri geçiriverdi de o yeri düzleyiverdi. Öyle ya o sonundan korkacak değil ki. (Elmalı)

 

Ve lâ yehafü ‘ukbaha oysa ki o kavim kendi akıbetinden asla endişe duymuyordu. Evet, Ve lâ yehafü ‘ukbaha Aslında lâ yehafu; muzari gelmiş. Demek ki geleceğe ilişkin endişe duymuyordu. Yani bu toplum o kadar büyük bir uygarlık kurmuştu ki başımıza hiçbir şey gelmez diye bakıyordu. Yani taş gibi bir uygarlığımız var, Ad gibi de değiliz, çölün kenarına yapmadık uygarlığımızı. Kayalardan dağları yontarak bir uygarlık meydana getirdik, bize kim ne yapabilir ki? Diyorlardı. Dolayısıyla akıbetlerinden endişe etmiyorlardı. İşte rabbimizi hesap dışı bırakmışlardı, Allah yokmuş gibi konuşuyorlardı, Allah’ı hesaba katmıyorlardı ve başlarına en sonunda hesaba katmadıkları Allah’ın gazabı ve azabı geliverdi.

 

Sadakallahu’l Azim. Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

 

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 14 Ağustos 2014 in KUR'AN

 

Etiketler: , ,

2 responses to “İslamoğlu Tef. Ders. ŞEMS SURESİ (01-15) (192-A)

  1. havva

    21 Şubat 2016 at 22:12

    Allah razi olsun cok cok faydalandik

     
    • ekabirweb

      22 Şubat 2016 at 01:15

      Merhaba, Allah cümlemizden razı olsun, bu yolda gayretimizi ve muhabbetimizi artırsın.Esen kalın Allah’a emanet olun.

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: