RSS

İslamoğlu TEF. DERS. ‘ASR SURESİ (1-3)(196-3)(C)

06 Kas

231

{“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”}

Değerli Kur’an dostları şimdi Kur’an ın berceste ayetlerinden değil, berceste surelerinden biri olan ‘Asr suresine giriyoruz. ‘Asr suresi gerçekten de berceste bir sure, Kur’an ın zirvelerinden biri. Yani tabir caizse sözün usare haline getirildiği, bakınız usare dedim ‘Asr ile aynı köktendir, aynı kelimedir aslında. Sözün sıkılıp özünün çıkarıldığı, ki ‘asr bu manaya gelir kök manası, etimolojik manası meyvenin suyu sıkılıp posasının atılıp suyunun alınmasıdır. Onun için günümüzde ki Arapçada da meyve suyuma ‘asiyr denilir. Dolayısıyla Kur’an da ya’suru diye zaten Yusuf suresinde geçer. Yani şarap yapanların şarabı yapma süreçlerinde üzümü sıkıp ta şırasını almaları bu kelime ile ifade edilir çok ilginç. Dolayısıyla ‘Asr suresi Kur’an ın adeta sıkılıp özünün içine konulması. Onun için İmam Şafi öyle der; Kur’an dan başka hiçbir şey indirilmeseydi de sadece ve sadece ‘Asr suresi indirilmiş olsaydı insanlık için yine de kafi idi der, yeterdi. ‘Asr suresini anladığınız zaman bu sözü anlarsınız. Bu sözü anlayabilmemiz için ‘Asr ı anlamamız lazım.

Adını ilk ayetinden alıyor yeminle başlayan ilk ayet. Vel ‘asr ‘asr şahit olsun. ‘asr a yemin olsun. Buhari de Vel ‘asr diye anılmış sure, yani ilk ayetinin tümüyle. İniş zamanı 16. sıraya yerleştirilmiş ‘asr suresi. 1. yılın sonu 2. yılın başı diyebiliriz yani peygamberliğin ilk dönemine tekabül ediyor. Ki zaten surenin içeriği de bunu fısıldıyor, haykırıyor diyemiyorum, fısıldıyor.

Kur’an ın en kısa 3 suresinden biri ‘asr suresi diğerleri ne? Nasr suresi ve Kevser suresi. Bir çoğunun zannettiği gibi ihlas suresi buna girmiyor çünkü ihlas suresi 4 ayet, 3 ayet değil. Ama bu 3 sure, 3 ayet. Bu üçü içinde en kısası da Kevser suresi. Kur’an ın en kısa kelime adedi olarak en kısa suresi Kevser suresi. Ondan sonra ‘asr suresi, ondan sonra nasr suresi gelir.

Surenin konusuna girersem tefsire girmiş olurum ama yine de usulümüz gereği konusu hakkında kısaca söz edeyim; kendisi kısa ama manası çok uzun bir sure. Eğer bu sureyi hakkını vererek tefsir etmeye kalksaydık inanın değil bir ders, belki 10 ders bile yetmezdi. Kur’an ın inşa etmek istediği insan tipini veriyor bu sure. Kur’an ın inşa etmek istediği bir insan tipi var. Çünkü vahiy ilahi bir inşa projesidir. Vahiy ilahi bir inşa projesidir. Vahiy ustası yer yüzünü inşa edecek ustayı yetiştirmek için insanı çırak olarak almıştır. Rabbimiz yarattığı insanın prospektüsünü de yazmış ve onu Kur’an ın ellerinde terbiye etmiştir. Vahyin ellerinde terbiye etmiştir. Son terbiye Kur’an suretinde tecelli etmiştir. Onun için Kur’an bir inşa projesidir, hem de ilahi bir proje.

Bu insanın 2 asli 2 de fer’i olmak üzere 4 meziyeti varmış. Neymiş 1. İman. 2. salih amel, 3. hakkı tavsiye, 4. sabrı tavsiye. Ama 3 ve 4 aslında 2. maddenin açılımı gibi okunabilir. Ki oraya geleceğim inşaAllah. Beled suresi ile ‘asr suresi arasında bir konu bütünlüğü var. Abdullah Bin Huseyn’den nakledilen bir rivayet var onu zikretmezsem girizgâh yarım kalacak.

Allah Resulünün ashabı bir araya geldiğinde diyor Abdullah Bin Huseyn ayrılmadan önce birbirlerine ‘asr suresini okurlar öyle ayrılırlardı. Rivayet zinciri içerisinde bu rivayet bu şekli almış ve bize böyle gelmiş. Malumunuz hadis rivayetleri lafzen değil manendir yani manası rivayet edilir lafzı değil. Onun için işi bilenler hadisi naklettikten sonra şöyle derler; Kâl, ev kema kâl; böyle ya da buna yakın bir şekilde dedi. Niye? Çünkü hadisler lafzen rivayet edilmezler. Mütevatirler içerisinde dahi bir tek lafzi mütevatir gösterilir; men kezebe aleyye muteammiden felyetebevve’ mak’adehu mine’n-nar hadisi. Kim benim adıma yalan uydurursa kasıtlı olarak, o cehennemde ki koltuğuna, cehennemdeki oturacağına, oturağına, sedirine hazırlansın.

Bu hadisin bile 6 yı aşkın versiyonu vardır. Hatta müteammiden kelimesini sahabeden bir tanesi duyduğunda onu oraya kim sokuşturdu der. Yani kasıtlı olarak yoktu orada der. Dolayısıyla bize hadislerin rivayeti manen gelir lafzen değil. Onun içinde biz aslında bunu nasıl anlayacağız. Sahabenin birbiri ile kavuşup ayrılırken ‘asr suresini okumasını, yani sahabe birbirlerine Vel ‘asr, İnnel İnsâne le fiy husr, İllelleziyne âmenû ve amilus salihati ve tevâsav Bil Hakkı ve tevâsav Bis Sabr (1-2-3) diye mi okumuş, öyle mi anlayacağız, yoksa sahabe bir araya geldiğinde birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye ederlerdi diye mi anlayacağız. Biz sahabenin Kur’an ı okumasının, Kur’an ı yaşaması anlamına geldiğini zaten biliyoruz. Onun içindir ki bazen bir sahabe, mesela Abdullah İbn. Ömer olacak yanlış hatırlamıyorsam, bakara suresini 8 yılda okudum der.

Ne demek bu; Bakara suresini 8 yılda okumaya gerek yok ki, bizden birçok çocuk yaşta hafızlar bile bakara suresini otursa 1 saatin içinde okur çıkar. Peki ne olmuşta 8 yılda okumuş? 8 yılda anladım, yaşadım, hayatıma geçirdim demektir. Sahabe böyle okurdu Kur’an ı. Sahabe Kur’an a bir metin gibi bakmazdı, bir hayat olarak bakardı. Çünkü Kur’an metin olarak inmedi hayat olarak, hayatın içine indi. 23 yılda inmesinin sebebi de budur. O nedenle sahabe birbiri ile buluştuğunda birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye ederlerdi demektir bu hadis başka bir şey değil.

İnsan ziyandadır diyor sure, çok yüksek perdeden konuşuyor hakkı olarak, haklı olarak Allah konuşuyor. Allah’ın konuştuğu perde en yüksek perdedir, o perdeden başka kim konuşabilir ki. Evet, ancak Allah böyle bir cümle kurabilir. İnsanoğlu tümüyle ziyandadır, söyler misiniz Allah’tan başka herhangi bir yazar var mı böyle bir cümle kuracak? Gülünür. Evet, Allah böyle konuşur, çok üstlerden.

Ziyandan kurtulanın özellikleri sıralanıyor, nedir bunlar? 4 husus; İman, salih amel, hakkı tavsiye, sabrı tavsiye. Yani bu dördünü şöyle de özetleyebiliriz; İnanmak, yaşamak, paylaşmak, direnmek. ‘asr suresinin dört unsuru bu; İnanmak, yaşamak, paylaşmak, direnmek. Bu dördü neye tekabül ediyor? İnanmak Allah’ın hakkıdır, yaşamak hayatın hakkıdır, paylaşmak insanın hakkıdır, direnmek hakikatin hakkıdır. Hakk ta direnmek. Aslında bize Hakkı anlatıyor ‘asr suresi. Şimdi sureyi tefsire geçebiliriz.

[Ek bilgi “Asr” kelimesini “sıkma” anlamına gelen asere/ya’siru fiilinin mastarı olarak ele almak da mümkündür. Buna göre şöyle bir anlam kastedilmiş olur: Yüce Allah’ın, arınıp tertemiz oluncaya kadar insanı, bela, cehd ve riyazetle sıkmasına yemin ederim ki, hiç kuşkusuz, kabuğun yanında kalan, beşeriyet perdesinin gerisinde bekleyen insan, hüsrandadır.

İlim ve amelle arınan, kabuğun gitmesinden sonra geride kalan saflığın ayrılmaz özelliği olan yakini inançtan ibaret sabit ve değişmez Hakk’ı tavsiye eden, sıkılmaya, bela ve riyazetle sıkıştırılmaya sabretmeyi tavsiye eden kimseler müstesnadır.
             Nitekim, Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Bela önce Nebilere, sonra velilere, sonra onları izleyen kimselere havale edilmiştir.” Bir başka hadiste de şöyle buyurmuştur: “Bela, Allah’ın kırbaçlarından biridir ki, kullarını onunla kendisine doğru sevk eder.” (İbn. Arabi- Tevilât)]

[Ek bilgi: Bir şiir;

Hâlık’ın nâ-mütenâhi adı var, en başı “Hakk”,

Ne büyük şey kul için hakkın elinden tutmak.

Hani Ashab-ı Kirâm ayrılalım derlerken,

Mutlaka “Sure-i ve’l-Asr”ı okumuş, bu neden?

Çünkü meknûn o büyük surede asâr-ı felâh,

Başta iman-ı hakîkî geliyor, sonra salâh.

Sonra Hakk, sonra sebat işte kuzum insanlık,

Dördü birleşti mi yoktur sana hüsrân artık. (M. Akif Ersoy)]

BismillahirRahmanirRahıym

Rahman, Rahiym Allah adına. Özünde merhametli, işinde merhametli Allah adına. Rahman ismi ile tüm bir kâinata tecelli eden ve Rahmetine gark eden, Rahiym ismi ile ise varlıklar içerisinde iman eden ve sadakatini ispat edenlere özel olarak merhamet eden Allah adına. Her bildiri bir otorite adıyla okunur, bu göklerin bildirisi ise Allah adına okunur. Ey kul sen de Allah adına oku ve dinle.

1-) Vel ‘asri;

Yemin ederim O Asra (içinde akıp giden insan ömrüne) ki, (A.Hulusi)

1 – Kasem olsun ki Asra. (Elmalı)

Vel ‘asr ‘asr a yemin olsun “Vav” vav-ı kasem. 16 sure bu “vav” la başlar demiştim Kur’an da. 16 sına da baktığımızda aslında bunların bizim bildiğimiz manada, uksimu manasında bir yemin olmadığını görürüz. Yani bu vav lara tazim işlevi yüklerler ulemamız. Fakat aslında tazim işlevinden daha çok bu “vav” ların, yani bizi tefekküre, tedebbüre, tehakkule, tefakkuha ve tezekküre davet ettiğini görürüz. Evet, onun için Vel ‘asr; ‘asr ı düşün, ‘asr ı tefekkür et, ‘asr üzerinde dur.

Peki nedir ‘asr; ‘asr, aslında biraz önce de girizgâhta söyledim, usaredir dedim. Kur’an ın usaresidir. Bakın nasıl da denk geldi kelime. Özellikle düşünerek söylememiştim ama dilime geldi. Usare bir şeyin özü demektir, zübdesi demektir. Mesela yoğurdun özü yağdır, sütün özü tereyağıdır bunun gibi. Mesela altın madeninde cevher çıkarmak için altını alırsınız, bir tona 6 gr iyidir, verimlidir. 1 ton madenden 6 gram çıkıyorsa ona çok verimli maden derler altıncılar. Dolayısıyla 6 gr. Elde etmek için 1 tonu ayrıştıracaksınız, 1 tonu işleyeceksiniz, ki sadece 6 gr. cık bir şey elde etmiş olmak için. O 6 gr. Usaredir işte, ‘asr dır yani. Onun için hasat manasına gelir. çünkü hasat nedir? Sapını danesinden ayırıp tüm cürufunu dışarıda bırakıp istediğinizi, yani asıl almak istediğinizi almaktır. Hububatı ayıklayıp almaktır. Mesela üzümün suyunu sıkıp şırasını çıkarmaya da bu kelime kullanılır. Onun için meyve suyuna ‘asiyr denilir, bugünkü Arapça’da da kullanılır ‘asiyr; meyve suyu. Çünkü meyvenin özünü temsil eder. meyvenin özünü, yani posası atılmıştır.

Ve ilginçtir ikindiye ‘asr denmiştir. Neden ikindiye ‘asr denmiştir? Çünkü günün hasılat vaktidir de onun için, günün hasat zamanıdır, hasat ve hasılat zamanıdır. İnsan ikindiye kadar çalışır, yorulur didinir, hak edeceğini ikindileyin hak etmiş olur. hasılatını o anda alır, elde eder. Neyse o günün karşılığını ancak ikindileyin alır hak eder. Onun için hasat ve hasılat.

Peki yüz yıla da asır derler neden? Üç kuşağın hasılatı olduğu için. Çünkü çocuk, baba ve dedenin yaşadığı üç kuşakta ancak insanın hasılatı ortaya çıkar. Eğer 3 kuşağa yayabiliyorsanız hasılatı ortaya çıkarmış olursunuz. Onun için yüz yıla asır denir. Zamana da asır denir aslında. Neden? Elde ettiğimiz her şeyin kabı olduğu için, zaman elimizde yoksa elde ettiğimiz bir şey de yok demektir. Onun için zaman en büyük imkandır. Zaman olmamış olsaydı aslında amel de olmazdı, eylem zamanın içindedir. Dolayısıyla zaman bize verilmiş en büyük nimetlerden biridir. Bu manada zamana da asır denir. Hatta mutlak zamana asr, çünkü el asr denilmiş.

Yine insanlığın ikindisi manasına gelir. Peki biz vel ’asr ı nasıl okuyacağız? O kadar çok mana hücum ediyor ki zihnime;

1 – Vel ‘asr; İnsanlığın ikindisi şahit olsun. İnsanlığın sabahı ademle başladı, kuşluğu Nuh ile devam etti, öğlesi İbrahim idi, ikindisi Muhammed SA. oldu, akşamına yaklaşmıştır. Bu mana verilebilir vel ‘asr a. İnsanlığın ikindisi. Veya günün ikindisi. Neden? Günün ikindisi artık akşamın yakın olduğunu haber verir. Aslında her 24 saat bize ölümü ve hayatı anlatan bir ibret neş’eridir. Günün gündüzü hayata, gecesi berzaha, sabahı da ba’sü ba’del mevt e, yeniden dirilişe tekabül eder. gündüzünüz nasıl geçmişse geceniz öyle olur gündüzü berbat geçen bir günün gecesinde kabus görülür, sabahı da öyle olur. Onun için akşamı berbat olanın sabahı abad olmaz. Buna da delalet edebilir.

Daha; hasılat zamanına yemin olsun, hasılat zamanı şahit olsun manasına gelir. Hasat zamanı ve hasılat zamanı. O nedir? Kıyamettir, hesap günüdür. Hesap gününe yemin ediliyor olabilir kelimenin kök manasından yola çıkılarak.

Daha nedir? Dahası yüz yıla yemin olsun, yüz yıl şahit olsun asır dendiği için. Ama ben en tercihe şayan olanı yani insanoğlunun hasat ve hasılat zamanı şahit olsun kök manasından, etimolojisinden yola çıkarak bunu tercih etmeyi daha uygun buluyorum. İnsanoğlunun hasılat ve hasat zamanı şahit olsun.

[Ek bilgi; Bir şiir;

Bütün ayıplar bizde zamanı suçluyoruz.

Bizden başka nesi var o bizim zamanımız

Hicvediyoruz zamanı hâlbuki yok günahı

Bir de o dile gelse dinlerdik binbir ahı

Dindarlığımız bile bir gösteriş, hep riya

Bize bakanları hep kandırırız bununla

Bir kurt bile yemezken diğer kurdun leşini

İnsanımız çiğ çiğ yer diğerinin etini

Her birimiz kurt bizim koyun postuna bürünmüş

Koyun sanıp gelenin bilmiş ol işi bitmiş

(İmam-ı Şafi -Divanu’ş-Şafi, Beyrut, 1971, 82)]

2-) İnnel İnsâne le fiy husrin;

Muhakkak ki insan, hüsran içindedir! (A.Hulusi)

2 – İnsan mutlak bir hüsranda. (Elmalı)

İnnel İnsâne le fiy husr insan hiç şüphe yok ki hüsrandadır, ziyandadır, zarardadır. İnsan ins ten farklı olarak insana farklı mana verilmesi lazım. Kur’an da insun velâ cânn (Rahman/39) evet, ins farklıdır ins cin’in karşıtıdır, mukabilidir daha doğrusu. Kendi kavramlarımızla konuşalım yoksa anlaşamıyoruz. Peki insanın karşıtı nedir? İnsan aslında sorumlu, medeni, bilinçli varlıktır, ünsiyet kesp etmiş bir varlığa denir. Onun için insani olana insi denir tersi vahşidir, vahşinin zıddıdır. Onun için vahşi olmayan, sorumluluk sahibi, medeni ve bilinçli varlıktır. Yaptığını bilinçle yapar. Sorumluluk sahibidir, sorumsuz davranmaz ve medenidir, ünsiyet kesp etmiştir. Kendisiyle dost olunur, başkalarıyla dost olur. Dolayısıyla İnnel insân; hiç şüphe yok ki insân le fiy Husr. Burada te’kit “lâm” ıyla gelmiş; hüsrandadır.

Aslında zımnen şu manaya gelmesi lazım cehennemle sonuçlanmış bir hayatı yaşamışsa insan eğer hüsrandadır yani zarardadır. Niye? Çünkü cehennem ne kadar ucuz alınırsa alınsın pahalıdır. Yani bir cehennemliğin iyi yahu ucuza kapattık diye sevindiğini düşünebiliyor musunuz. Yani ucuza kapattık, bedavaya kapattık. Pahalıdır. Cehenneme hiç ir şey ödemeseniz dahi pahalıdır. Cennete ne kadar bedel öderseniz ödeyin ucuzdur. Niye? Çünkü ödediğinizden kat kat fazlasını yani hiçbir matematiğe sığmayan, rakamlara sığmayan kat kat fazlasını alırsınızdır.

Burada le fiy husr; kesinlikle hüsrandadır derken aslında cehennemle sonlanmış bir hayat kaybedilmiş bir hayattır. Çünkü cehennem ne kadar ucuz alınırsa alınsın pahalıdır demektir.

Aslında husr kelimesi Kur’an da 64 yerde kullanılıyor. Teker teker baktım, tespit ettim sadece ve sadece 4 yerde madde için kullanılıyor, maddi kayıp için kullanılıyor. 60 yerde ise manevi kayıp için kullanılıyor, hep manevi. Dolayısıyla Kur’an da biz buna eğlebiyyet kuralınca diyoruz.

Şimdi ekseriyet var, eğlebiyyet var, ıttırab var. Ittırab; istisnasız, kural istisnasız olursa ıttırabdır. Eğlebiyyet dediğimizde çoğunluğu dahilse eğer, azsa o zaman galibiyet kuralı olur. Eğer 1/3 ü gibi istisnası varsa 2/3. diğer taraftaysa o zaman da ekseriyet, çoğunluk manasına gelir. Onun için nısfıyyet te yarısıdır. Yani burada eğlebiyyet, Tahir ekseriyet yani çoğunluğuyla burada manevi olarak kullanılmış Kur’an da husr, kayıp.

Aslında vel ‘asr ile düşündüğümüzde, 1. ayetle birlikte; Vel ‘asr, innel insân ele fiy husr; asra yemin olsun, veya asr şahit olsun ki insan kesinlikle ziyandadır, kayıptadır, hüsrandadır. Hayatın hasılatı hesap günüdür.

Cennet zaman varsa kazanılır. Zamana ait olmak değil zamana sahip olmaktır esas olan. İnsanlar zamana ait olduğu zaman kaybederler, zamana sahip oldukları zaman kazanırlar. Zamana sahip olmayan nimete nail olamaz. Onun için de vel ‘asr diye başlanmış, innel insân ele fiy husr diye devam etmiş. Zamana sahip olmayan nimete nail olamaz. Zamana sahip olmak içinde zamana ait olmamak lazım. Zamana ait olan nesnedir, zaman onun öznesidir. Zamana sahip olansa öznedir zaman onun nesnesidir. Zamana ait olanları zaman yoğurur, zaman inşa eder zamana sahip olanlarsa zamanı inşa ederler. Allah resulü zamana ait değildi, zamana sahipti zamanı inşa etti. Peygamberler zamana ait değillerdi, zamana sahip idiler zamanı inşa ettiler. Zamana ait olan aslında Allah’a ait olmaktan çıkmış demektir. işte korkunç olan budur, işte bu kayıptır, kendini kaybetmiştir, kendini zamanın içinde kaybetmiştir. O artık zamanın kulu denebilir ama Allah’ın kulu olamamıştır. Onun için zaman bizim içindir, biz zaman için değiliz, asla. Zaman bize hediyedir, zaman bize musahhar kılınmıştır biz zamana musahhar olamayız. İşte vel ‘asr diye başlamasının sebebi budur.

Kur’an da zamanın tüm parçaları üzerine zaten yemin edilir. Vedduha kuşluk şahit olsun. Vel fecr; fecr şahit olsun. Vel leyl; gece şahit olsun. Ven Nehar; gündüz şahit olsun. Yani görüyorsunuz zamanın tüm parçalarına yemin ediliyor Kur’an da. Çünkü zaman Allah’ın insana açtığı büyük bir kredi, çarçur etmemesi lazım.

[Ek bilgi; F. Razi; “Buz satan birisi pazarda şöyle bağırıyordu; sermayesi eriyen bu şahsa merhamet edin!… Onun bu sözünü işitince, bu söz Asr sûresinin anlamıdır’ dedim. Der.

İnsana verilen ömür bir buz gibi hızla erimektedir. Eğer bunu ziyan eder veya yanlış yere harcarsa insanın hüsranına neden olur.” Onun için geçen zamana yemin edilmesinin anlamı, hızla geçen zamanın, söz konusu dört özellikten yoksun insanın dünyada ne işle meşgul olursa olsun hayatını harcadığına ve hüsranda olduğuna şehadet etmesidir. Kârlı çıkanlar ancak bu dört özelliği taşıyanlar ve bu dünyada hayatlarını ona göre düzenleyenler olacaktır.(Besâiru-l Kur’an- Ali küçük)]

3-) İllelleziyne âmenû ve amilus salihati ve tevâsav Bil Hakkı ve tevâsav Bis Sabr;

Ancak (hakikatlerine) iman edip imanın gereğini uygulayanlar, birbirlerine Hak olarak tavsiye edenler ve birbirlerine Sabrı tavsiye edenler hariç! (A.Hulusi)

3 – Ancak o kimseler başka ki iman edip salih ameller işlediler ve hep hakka vasiyetleştiler ve sabra vasiyetleştiler. (Elmalı)

Ellelleziyne âmenû ve amilus salihat ancak şunlar müstesna; elleziyne âmenû; iman eden kimseler. elleziyne âmenû ile mü’miniyn veya mü’minûn arasında fark var. İlleziyne âmenû geldiğinde, Taberi’nin de yerini tam hatırlamıyorum ama kesinlikte Taberi de gördüğümü hatırlıyorum. Harika bir tespit bu. Mü’minûn ile elleziyne âmenû arasında fark olduğunu söyler Taberi ve der ki; Elleziyne âmenû zımnen tabii ben yaklaşık olarak ifade ediyorum; Elleziyne âmenû lar sizin kendi iddianız, söylediğiniz. Mü’minûn ise Allah’ın iddianızı kabul etmesi, yani Allah’ın sizin için söylediği. Kur’an da mü’minûn diye geçenlerin imanını Allah tarif etmiştir, Elleziyne âmenû denilenler ise iman iddiasında bulunmuşlardır fakat bunu ispat edip etmedikleri meçhul. Onun için zaten Ya eyyühelleziyne âmenû gelir. Siz ey iman edenler.

Nedir burada zımnen? Eğer imanınızda, iddianızda sadıksanız, iman bir iddiadır, iman etme iddiası büyük bir iddiadır. İddianızda sadıksanız şunu yapın, Allah’ın bu emrini yapın zımni anlamını içerir. Onun için illelleziyne âmenû. Zaten burada iman iddiasında bulunanlar öncelikle. Yani ben mü’minim diyecek, ben Allah’a güveniyorum diyecek. İmanın ahlaki karşılığı güven, akidevi karşılığı inanmak. Ben Allah’a inandım ve güvendim diyecek.

Ama burada durmayacak, bu yetmez diyor. Bu iddia yetseydi arksını getirmezdi zaten. O zaman İllelleziyne âmenû der ve bitirirdi. Yani insanlık hüsrandadır iman edenler müstesna derdi. Ama dememiş, burada bitmemiş. Çünkü iman tek başına bir iddiadır, iddialar ispat ister. İman ağacının meyveleri yoksa eğer bu ağaç kurumuş odun olmuş demektir. İman ya sahibinin yüreğinde bir mahkum, ya sahibinin yüreğinde bir hakimdir. Eğer yüreğinde mahkum ise yürek ona zindan olmuştur. Eğer hakim ise yürek ona saray olmuştur, işte ona iman derler, ona imanın iktidarı derler. İman eğer bir bedende, bir yürekte iktidar ise o göze fer, yüreğe ferman, dize dermen olarak yansır. O zaman iman ile tutar, iman ile görür, iman ile konuşur, iman ile yürür, iman ile bakar. Yok iktidarda değil eğer yürek ona zindan olmuşsa o zaman iman mahkum olmuştur. Mahkum iman iktidarsız imandır, iktidarsız imanın kime ne faydası olur, sahibine olmamıştır. İşte burada imanın iktidarı için ne lazım, veya imanın iktidarda olduğu nasıl anlaşılır onu söylüyor 2. maddede.

İllelleziyne âmenû ve amilus salihat ve salih amel işleyenler müstesna. Amel iştir, eylemdir aslında. Fiildir ortaya konan herhangi bir eylem. Allah insanların eylemlerine bakıyor onun için Kur’an da ki ahlakı bir isimle adlandırmak mümkinse eylem ahlakı demek lazım. Kur’an ın inşa ettiği ahlak sistemine eylem ahlakı diyebiliriz. Yani davranışlarınızda gözükmüyorsa eğer sizin iddianız çok fazla bir işe yaramıyor. Yani zihninizin içinde iyilikler duruyorsa bu çok fazla işe yaramıyor. O iyilikler davranışlarınıza yansıyacak. Onun için İslam ahlakı eylem ahlakıdır.

Gelelim salihata es salihat; Kur’an da gerçekten de hayli ayette geçen vurgulu ve temel bir kavram, Kur’an ın eksen kavramlarından biri ve maalesef pek anlaşılamamış, bazen de yanlış anlaşılmış bir kavram. Salihat, sulh, salâh, ıslah kökünden gelir. Salâha; iyi oldu, güzel oldu, hoş oldu manasına gelir. Salih; iyi, bizim yalınkat iyi olarak bildiğimiz şeydir. İyi olan ne varsa. Bu iyiliğin içine maddi iyilik, manevi iyilik, zihni iyilik, kalbi iyilik, fikri iyilik ve tabii ki mutlak iyilik girer, Allah’ın iyi dediği şey bu manada.

Es salihat; salih, el amelüs salihat, salih ameller. Yani ve amilüs salühat şeklinde gelmiş burada salih amel işleyenler. El amelüs salih; Burada sıfat terkibi olarak tahlil ettiğimizde salih amel, salih olma vasfını kazanmış, iyi olma vasfını kazanmış amel. Burada ve amilüs salihat; yine bir önceki terkip gibi; Ellezine amenu, ve amilu, velleziyne amilu demektir orada. Yani salih ameli ahlak haline getirenler, ısrar edenler, üzerinde duranlar. Mazi olarak gelmiş çoğul mazi, cem’i.

Salihatla hasenat farklıdır, çoğu zaman hasenat zannedilir ve birbirine karıştırılır. Islah edici amele salihat denilir, yani düzeltici bir eylem olmalıdır. Bir şeyi düzeltmelidir. Bu ya kendisi ya başkaları yani mutlaka bozulmuş bir şeyi düzelten, kırılmış bir şeyi yapan, onaran, yıkılmış bir şeyi diken, harap olmuş bir şeyi bina eden, mahvolmuş bir şeyi inşa eden, ayrılmış iki parçayı birbirine kavuşturan. Yani siz çoğaltabilirsiniz, mutlaka bozulmuş bir şeyi düzeltme olmalıdır bir amelin salih olması için. Çünkü ıslah olmalıdır, ıslah edici amel olmalıdır.

Burada ıslah edici amelle yani salihat ile hasenat arasındaki farka değinmiştim. Nedir bu fark? Bu fark Kur’an tarafından bize veriliyor. Mesela oruç, zekat, hac, namaz gibi ibadetler eğer sonuçları itibarıyla topluma toplumsal olana yansımıyorsa salihat değil hasenattır. Biz Bakara/277. ayetinde bunu görüyoruz. Yine Hud/23. ayetinden bunu çıkarıyoruz, anlıyoruz. Salihatla hasenatı rabbimiz ayırıyor, salihatın karşılığı direkt cennettir. Çünkü doğrudan varlıkların, canlıların en iyisi olarak nitelendiriliyor. İnnelleziyne amenû ve ‘amilussalihati ülâike hüm hayrülberiyyeh (Beyyine/7) canlıların en hayırlısı deniliyor.

Ama hasenata gelince hasenatın karşılığı 1/10 Kur’an da. Yine hasenat innel hasenati yüzhibnes seyyiat. (Hud/114) iyilikler kötülükleri götürür. Fakat salihata gelince salihat doğrudan cennetle karşılık buluyor farklılığı bu. Onun için kişinin yararı kendisine dönük olan ibadetler işlemesi hasenattır. Kişinin 3. şahısları veya bozuk bir şeyi düzeltmek için gayreti salihattır, salih amel budur. Onun için Kur’an dan istikrai bir okuma sonucunda biz bunları görüyoruz zaten.

Hatta efendimiz öyle buyurur. 1 saatlik adil yönetim 60 yıllık nafile ibadete bedeldir. Bu hadisi bendeniz nasıl anlarım biliyor musunuz, yani salihat hasenattan daima öncedir. Nafile ibadet hasenattır, fakat adil yönetim salihattır. 1 saatlik salihat 60 yıllık hasenata bedeldir manasına gelir bu hadis, böyle anlamak doğru anlamaktır. Şimdi sanırım anlaşıldı. İllelleziyne âmenû ve amilus salihat İman edenler ve salih amel, düzeltici amel işleyenler, iyilik işleyenler, iyileştirici amel işleyenler. Bir amelin salih olması için onu arkasında iman olması lazım bu böyle.

Görüldüğü gibi salih amel imana yaslanıyor yani sırtını imana dayaması lazım iman olmadığında amel salih olma vasfını kazanmıyor. Hayır olabilir, iyi olabilir ama salih olma vasfını kazanmıyor, çünkü bir eyleme salih olma vasfını Allah ile bağlantısından dolayı Allah veriyor.

Neden olmuyor? Şunu söyleyebiliriz, yahu bir insanın iyi olması için Müslüman olması şart değil bak Müslüman olmayanlardan da iyilik sadır oluyor. Doğrudur ama o iyilik onun, Allah’ın özüne yerleştirdiği doğal Müslümanlıktan sadır oluyor fıtrattan, yine onun Müslümanlığının iyiliğini görüyoruz. Çünkü biz Müslümanlığı sadece üst yapı olarak görmüyoruz ki Kur’an bize öyle öğretmiyor ki, fıtratı da Müslüman olarak öğretiyor. Küllü mevlûdin Yu’ledu ala fıtratil İslam (Hadis) her doğan İslam fıtratı üzerine doğar. Onun için biz onsan gördüğümüz iyiliği kendinden mi zannediyoruz, Allah’tan başka yaratan biri mi var ki onu o verdi diyelim. Vahyi indiren onu yaratandır, içine fıtratı koyandır. Dolayısıyla birinde gördüğümüz iyilik onun özünde ki İslâm’dan kaynaklanıyor bu bir.

[Ek bilgi; Salih amel; Aklı selimin, insan fıtratı ve tabiatının reddetmediği bir takım hayırlı amellerdir ki, insanın kendi nefsine, ailesine, milletine ve bütün insanlara, hülasa hangi sınıftan olursa olsun her insanın menfaatine olan şeylerle bağlaşan iyi ve güzel işlerle davranışlardır. (A. Hamdi Akseki)]

Onun dışında bir Müslüman da da biz gâvurluk görmüyor muyuz, Müslüman ama elinden günah sadır oluyor. Müslüman’a arız olmuş bir kirdir, gâvurluktur. Ama sahibini gâvur yapmaz, sahibini kâfir yapmaz. Evet, hırsızlık elin küfrüdür. O azalarının da Müslüman olmasından söz edebiliriz. Organların Müslümanlığı. Evet, harama bakmak gözün küfrüdür, fakat gözün sahibi kâfirdir demeyiz, diyemeyiz asla bu doğru değil. Fakat hani Müslüman’a kötülük arız olduğu gibi, Müslüman olmayandan da iyilik sadır olabilir. Ondan sadır olan iyilik aslında onun özünde ki Müslümanlıktan sadır olmuştur. Zaten onu davet ederken biz herhangi bir yere davet etmeyiz, kendine davet ederiz.

Müslüman olmak kendine gelmektir hiçbir yere gitmek değildir. Onun için İslam’a davet ettiklerimizi kendine davet edelim, hatta İslam’la müşerref olmuş olanları da tebrik ederken kendine hoş geldin diyelim.

Evet burada 2 madde saydı ve arkasından 3. maddeyi de saydı; ve tevâsav Bil Hakk ve hakkı tavsiye edenler. Burada ki “vav” gerçekten sadece atıf “vav” ı olarak bağlaç olarak mı alalım, yani mutlak cem için olan 2 şeyi yan yana getiren “vav” olarak mı, yoksa tefsiriye olarak alabilir miyiz. Fakirin tercihi tefsiriye “vav” ı, vurgusu taşımalıdır ki neden bu tercihi yapıyorum? Sebebi şu; son iki madde bir önceki maddenin ayrıntılandırılması asında.

Ameli salih hepsini kapsar. Hakkı tavsiyeyi, sabrı tavsiyeyi de kapsar. Bunlar ameli salihtendir aslında. Onun için yani manası verebiliriz buradakine. Ne gibi derseniz eğer, çünkü Kur’an da buradan sonrasının kesildiğini de görüyoruz ve sadece ve sadece başıyla verildiğini de görüyoruz. ve tevâsav Bil sabrı (Hakkı değil)) ve tevâsav Bilmerhameh (Beled/17) diye de geliyor mesela. Ve tevâ sav Bis Sabr Gelmiyor. (Hayır ve tevâ sav Bil Hakk) gelmiyor. Yani orada burada sadece 2 örnek göstermiş, orada örneğin birini değiştirmiş. Yani İllelleziyne âmenû ve amilus salihati ve tevâsav Bil Hakkı ve tevâsav Bil merhameh.??? (Böyle bir ayet bulamadım, bulduğum; elleziyne amenû ve tevâsav Bissabri ve tevâsav Bilmerhameh. (Beled/17) olması lazım.) örneğin birini değiştirmiş, yaninin birini değiştirmiş orada Hakkı?? tavsiye etmek, (Hayır sabrı tavsiye etmek), merhameti tavsiye etmek Burada hakkı tavsiye etmek ve sabrı tavsiye etmek şeklinde gelmiş.

Bunu uzatın 3 nokta yan yana demektir aslında onun için “vav” ı yani şeklinde kullanabiliriz. Yani İllelleziyne âmenû ve amilus salihat olarak geldiği yerler var. sırf burada kesmiş mesela. Ama imanla salih amel koparılamaz. Onun için son iki örnektir diye anlayabiliriz. Ne gibi salih amel işleyelim diye soracak olursak hakkı tavsiye edenler, sabrı tavsiye edenler.

Hakkı tavsiye etmek nedir? Hakkın yolunu tutmaktır, hakkın yolundan gitmektir hakkın hakkını vermektir, Allah’ın hakkını teslim etmektir. İslam nedir? Allah’ın hakkını teslim etmektir. Müslüman olmak nedir? Allah’a hakkını teslim eden adama Müslüman derler. Peki neden Müslüman olmuştur? Allah’a hakkını teslim etmenin yolu sadece Allah’a teslim olmaktan geçer de onun için. Yoksa başka türlü Allah’ın hakkını helal ettiremeyiz.

Nasıl ödeyeceğiz rabbimizin hakkını? Ne anamızın hakkına, ne babamızın hakkına, ne dostumuzun hakkına, ne eşimizin hakkına benzer. Allah’ın üzerimizdeki hakkını nasıl sayacağız, saymakla baş edemeyiz ki ödeyelim. Böyle bin ömür olsa saymakla baş edemeyiz.

O zaman Allah’a hakkını teslim etmenin tek yolu var Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmak. İşte ve tevâsav Bil Hakk bu, Allah’ın hakkını en üste koy ey kul. Allah’ın hakkının üstünde hak görme ey kul, Allah’a hakkını helal ettirmeye çalış ey kul, Allah’ın hakkını Hakk etmeye çalış ey kul. Allah’tan kopma ey kul. Ondan sonra sırasıyla sende hakkı olanların eşyanın hakkı, ananın hakkı, babanın hakkı, komşunun hakkı, servetin hakkı, ilmin hakkı, sağlığın hakkı, sıhhatin hakkı senin hakkın, eşinin hakkı, evladının hakkı, toprağın hakkı, yerin hakkı göğün hakkı, suyun hakkı, ekmeğin hakkı… ondan sonra diz. Ama en üste Allah’ın hakkını diz. Evet budur dostlar.

ve tevâsav Bis Sabr ve sabrı tavsiye edenler. Evet yani, yanisi bu, iki tane açıklama, iki tane örnek diye anlayabiliriz. Sabrı tavsiye etmek, sabır nedir? Sabır Kur’an da 4 harfi cerle kullanılır, ama aslında Arap dilinde 3 harfi cerle kullanılır, 3 ayrı manada kullanılır. Sabara anh, sabara ‘alâ, saba liy. Burada B ile gelmiş, aslında üçünü birden kapsar bu B ile gelmesi. İlsak manasına alabiliriz bunu.

Sabara anh. Nedir bu? insanın kendisini Hakk üzerinde sabit kadem kılmasıdır. İnsanın iç güdülerine karşı, insanın nefsine karşı direnişidir.

Sabara ‘alâ nedir? İnsana yönelik zulme, işkenceye, ıstıraba, acıya sıkıntıya karşı sabretmesi, bizde bilinen bu, sadece bu kullanılıyor sabır deyince sabara ‘alâ kullanılıyor. Sabara anh pek bilinmiyor, hele sabara liy hiç bilinmiyor. Bu da nedir? Bu da Allah’ın sana olan emirlerine sabr etmek, yani sonunda cenneti getirecek şeylere sabretmek. Mükellefiyete sabretmek. Teklif demişler onun için İslami yükümlülüklere. Nedir bu; sonunda cennet gelecekse namaza sabretmek, rızai bari gelecekse iyi olmaya sabretmek, yani hakikat üzerinde direnmek ve bir adım geri atmamaktır. Onun için bunların hepsini birden kapsar.

ve tevâsav Bis Sabr Sabrı tavsiye edenler işte sabır aslında bizim hem zorluklara göğüs germemiz, hem nefsimize iç güdümüze ve ayartıcı benliğimize karşı, onun saptırmalarına karşı direnmemiz, hem de bize Allah’ın emirleri üzerinde sabit kadem olmamız demektir.

[Ek bilgi; Sabır başlıca 2 çeşittir;

1 – Acı ve zorluğa sabırdır ki bununla ibadet ve mücahedenin ve güzel amellerin zorluklarına dayanılarak yüce himmet sahiplerinin eriştikleri başarılara erişilir.

2 – Lezzet ve arzulara karşı sabırdır ki bununla haramlardan, yasaklardan ve hoş görünüp desonu kötü olan aldatıcı, tehlikeli, maddeten veya manen zararlı şeylerin zararlarından sakınılır ve korunulur.(Elmalı-Tefsir.)]

Rabbim iman eden, salih amelle bu imanı ispat eden, bu ispatın içinde 1 ve 2. numarayı da hakkı ve sabrı tavsiyenin yer aldığı kullarından kılsın bizi. Rabbim hüsranda olanlardan değil, ziyanda olanlardan değil, hayatını bozuk para gibi harcayanlardan değil, Allah’ın huzuruna kara yüzle varanlardan değil, hayatını eline bir cennet şahidi gibi alıp ya rabbi ömrüm şahidimdir, ben şahidim diye varanlardan kılsın. Amin.

“Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 06 Kasım 2014 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: