RSS

ESMA DERSLERİ (3-1)(3-2) GİRİŞ.

30 Nis

300

{{(“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

El Hamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn Vesselatü Vesselâmü alâ Resulüna Muhammedin ve alâ alihi ve ashabihi ecmaiyn.)}}

[(3-1) Videosunun esma ile ilgisi yok. (3-2) den devam]

Bugün üçüncü dersimizde bitirememiştim, yarım kalmıştı El Esma ül Hüsna tamlamasının 2. unsurunu işliyordum. Malumunuz birinci derste Esma ül Hüsna hakkında genel bilgiler vermiştim. İkinci derste El Esma ül Hüsna nın El Esma sını işlemiştim. Bugün de inşaAllah el Hüsna sını işleyeceğim.

Diyeceksiniz ki hocam zaten ayda bir El Esma ül Hüsna dan daha esmaül hüsnaya gelemediniz. Allah’ı, Rab, Semiğ, ‘Aliym, Basiyr, Rahman, Rahiym, Keriym..! Hocam bu kadar da isim var siz ne kadar uzatmayı düşünüyorsunuz?

Ben uzatmıyorum mevzu uzun, mevzu ciddi. Sadece benim hassasiyetim yüzeysel olmamak. Verdiğim bir bilginin yüzeysel bir biçimde verilmesi beni tatmin etmiyor. Onun için verebiliyorsam verebileceğimin en azamisi olmalı. En azından karşımdaki insanlar neden ve niçinlere dair bir takım bir şeyler öğrenmeli. Onun için size cilalanmış bilgiler vermiyorum. Yüzeysel ve üstünkörü bilgilerle sizin gidip de başkalarına bunları aktarmanıza razı değilim. Eğer siz işi mesenlin kökünü anlamazsanız başkalarına anlatamazsınız. Anlatırsınız ama başkaları anlamaz, çünkü siz anlamasınız, anlamadığınız bir şeyi anlatamazsınız. Onun için sizin anladığınızı gözlerinizden okuyuncaya kadar anlatıyorum zaten bir şeyi. Gözlerinizden o derin vesiyi aldığımda kesiyorum, tamam diyorum bu iş bitti artık getirebilirsiniz manasına geliyor bu, artık taşıyabilirsiniz bilgiyi.

Onun için bilginin mutlaka ve mutlaka sağlam kökleri, sağlam saçakları olması lazım. O köklere, o saçaklara tutunarak bilgi meyve verir ancak üretilebilir. Onun için toprağın altında ki o saçaklar gerçekleşmeden, yürümeden, büyümeden nasıl meyveye duracak sizin bilginiz. Buna gayret ediyorum kusura bakmayın. Sürdürmek ve uzatmak istediğimden değil.

Hiç şüphesiz bu Esma ül Hüsna derslerini de böyle tefsir dersleri gibi 16 yıl sürsün falan istemiyorum. Çünkü ömrüm de ne kadar onu bilmiyorum, bir adım sonrası meçhul. Yarın sabaha çıkacağımıza dair hiçbirimizin bir garantisi yok Allah’ın izni açısından. Ne olursunuz büyük cehaletimizi hiç unutmayın. Allah biliyor ama biz bilmiyoruz. Bir adım sonramızı bilmiyoruz.

İnsanoğlu aslında o kadar zayıf ki, zayıflığının farkında değil. Bir adım sonra kendisini neyin beklediğini bilmiyor. Onun için zaten teslimiyet bu, İslam olmak bu, Allah biliyor, bilene teslim olmak. Fotoğrafın tamamını gören o, biz sadece küçük bir parçasını görüyoruz, tamamını görmüş gibi hava atmıyor bu yanlış olur.

El Esma ül Hüsna nın El Hüsna sı En güzel manasına geldiğini söylemiştim. Ama El Hüsna aynı zamanda pek güzel manasına, hep güzel manasına, çok güzel manasına da gelir. Ama bütün bunları bir arada söylemek mümkin değil. Hep güzel, tek güzel, pek güzel, çok güzel, güzel, en güzel. Bütün bunlar ayrı nüanslara sahip. En güzel demekle pek güzel demek arasında nüans var. En güzel ile çok güzel arasında bir nüans var. Bunların hepsini birleştirirsek bir şey söyleyebilir miyiz? Ben de şunu teklif etmiştim; Mükemmel.

Peki Mükemmel ile Kâmil arasında ne fark vardır ki? Var. Mükemmel kemâl sürecinde son bulmuş olana denir. Kâmil ise sürecin devamına işaret eder, süreç bitmemiştir. İnsan mükemmel yanlıştır, insan-ı Kâmil doğrudur. İnsan-ı mükemmel olmaz, mükemmel insan olmaz. İnsan kâmil olur. Kemal yoluna düşmüş o yolda yolcu olan insan demektir. Yoksa mükemmel insan olur mu? Olmaz. Buna herkes dahil, kul kusursuz olur mu.

Onun için rabbimiz Kur’an da Adem’in günahından söz etti. Yunus’un görevden kaçmasından söz etti peygamber olarak. Hz. Musa’nın nübüvvetinden önce işlediği kaza cinayetinden söz etti innî zalemtü nefsi diyordu, ben nefsime zulmettim. Hz. Davud’un tevbesinden söz etti. Bütün bunlardan söz etmesi ve Allah Resulüne Abese/3-4 ayetindeki uyarıları da bu çerçevedeydi. Yine; lime ezinte lehüm.. (Tevbe/43) niçin onlara izin verdin azarı da buydu ‘AfAllâhu ‘ank Allah seni affetti veya affetsin demesi de bu yüzdendi ve daha başka ayetlerde Allah resulünü uyarması da bu yüzdendi. Yani kul kusursuz olmaz.Daha ilk indirilen pasajda zaten hiç kimse verilen emri kusursuz yerine getiremez denilmesi, bir ayetin buna tahsis edilmesi de bu yüzdendi. Ki (‘Alak/16) Zaten hiç kimse verilen emri kusursuz yerine getiremez. Onun için El Esma ül Hüsna Allah’ın mükemmelliği. Bize verilen şey bu.

Şimdi diyeceksiniz ki El; “lâm” ı tarifle İngilizcede ki bu ya karşılık gelen “lâm”, lamı tarifle gelen isimleri biliyoruz mükemmelliği ifade ederler, mutlaklık ifade ederler. El Keriym mesela. Er Rahman. Fakat “el” siz gelen isimler de var ‘Aliymun Habiyr, Basiyrun, Habiyrun, Aliymun. El yok. El olmadığı için de mutlaklık ifade etmez. Peki burada ki mükemmellik ne?

El ile gelen isimlerde mükemmellik “lâm” ı tariften geliyor, mutlak görüş. El Basiyr, Er Rezzak; mutlak rızık verici. Peki Rezzak dersek, mukayyettir. Siz rızık verebilirsiniz fakat sizin verdiğiniz rızıkla veya sizin Rezzak oluşunuzla O’nun Rezzak oluşu farklı. Siz Rauf olabilirsiniz. Allah’ta Rauf. Siz Mü’min olabilirsiniz ama Allah’ta el Mü’min. Siz Rauf sunuz, Allah Er Rauf. Siz Rahiym siniz, Allah Er Rahiym. Peki fark ne? Sizin merhametiniz O’nun verdiği kadardır. Merhametinizi bir başkasına borçlusunuz. Peki O kime borçlu? Merhameti zatından olandır. Vurgu bu. Rauf, siz şefkatli olabilirsiniz, O da şefkatli. Sizin şefkatiniz verilmiş bir şefkat, O’nun şefkati ise kâinata verilen bir şefkat. Nasıl aynı olur öyle değil mi. Mü’min, siz de Mü’min siniz, ama El Mü’min değilsiniz. Nedir? Biz insanların güven meselesinde mutlaka eksiği gediği olur. Fakat Allah mutlak güven sahibidir. Hiçbir insana mutlak güven diye bir şey olmaz. İsterseniz mutlak olarak insana güvenin, sizi şaşırtır. Hz. Yunus’a peygamber diye mutlak güvenin bir yerde bıçak kemiğe dayandı, haydi bana eyvallah dedi, benden bu kadar dedi.

Onun için Allah’a güveninizden dolayıdır peygambere güvenimiz. Bu çok önemli. Yani güven bizatihi değil bi gayrihidir. Dolaylıdır, Allah’tan dolayıdır yani. Ama Allah’a sonsuzca güvenin. Mesela insana, şeyhinize, efendinize beni cennete sokar diye güvenin yarın görürsünüz sokar mı sokmaz mı, kendisini sokabilir mi? Ama Allah’a güvenin. Eğer girmeyi hak ettinizse elinde cennet olan yegane güç Allah’tır. Hiç sizi yarı yolda bırakır mı.

Bunu anladıkta nekira gelen, belirsiz kiple gelen ‘Alimun, Habiyrun gibi nasıl diyeceğiz bunu? Aliymun; burada belirsizlik var. Belirsiz gelen esma da da mutlaka içinde mükemmellik var. Nasıl bir şey bu? Belirsiz gelen esma akıl sır ermez bir biçimde bilen manasına gelir. Aliymun. İnsan da bilir Allah’ta bilir. Fakat insanın nasıl bildiğine akıl sır erer. Bu nereden bildi? Nereden bilecek e-mail den de oradan bildi. Nereden bildi? Falan kitabı okursan sen de bilirsin. Nerden bildi? Nerden bilecek halamdan duymuş..!

Peki Allah nerden bildi? İşte orada duruyorsunuz, söyleyeceğiniz hiçbir şey aslında açıklayıcı değil Allah’ın bilgisi. Olmuş, olacak kelimeleri de yaya kalıyor çünkü Allah için zaman söz konusu değil. Zamanı yaratan bir varlığı zamanın içine hapsedemezsiniz. Zamanı yaratanın bilgisini de zamanın içine hapsedemezsiniz. Önce ve sonra kelimeleri Allah için geçmez saçmadırlar. İşte olmadan önce olmadan sonra falan. Çünkü bunlar zaman ile kullanılan şeylerdir.

Peki bizim zihnimiz hep böyle kurar cümleleri? İnsan zihni zaman dışı çalışamaz. Cennette inşaAllah. Cennet zamanı aşmaktır, zamanın sınırına ulaşmaktır daha doğrusu. Onun için hep aynı yaştır, tabir caizse ışık hızında yaşamaktır. Onun için Allah’ın bilgisinin sınırsızlığını biz kavrayamayız.

El aczü an derkil idraki idrakun,

Vel bahsü an sırrı zatillahi işrakün.

Allah’ı idrak etmek idrakten aciz olduğunu idrak etmektir. Allah’ı bilmek, Allah’ı tam bilmekten aciz olduğunu bilmektir. Ve Allah’ın zatının sırrını aramak şirkin en büyüğüdür.

Beytin 1. dizesini Hz. EbuBekir’e aittir, 2. dizesi Hz. Ömer’e aittir. Ziya paşamızı gel de hatırlama

İdraki meali bu küçük akla gerekmez,

Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.

Allah’ın varlığını kavramak bu küçük akla gerekmez diyor, çünkü yaratılmış olan yaratanı kuşatamaz. Mukayyet olan, mutlak olanı kuşatamaz. Sınırlı olan sınırsız olanı kuşatamaz. Bu varlığın yasasıdır zaten. Bu terazi bu kadar ağırlığı, sıkleti çekmez diyor. Onun için haddimizi bildik mi rabbimizi biliyoruz zaten, işin sırrı da burada.

Evet, El Esma ül Hüsna, hünsasını böyle açıklamıştık ve 4 yerde gelir demiştik.

1 – Allâhu lâ ilâhe illâ HÛ* leHUl Esmaül Hüsnâ (Tâhâ/8) tevhide dair bir bağlamda geliyor bu ayette, üstelik tevhid ile geliyor. Allâhu lâ ilâhe illâ HÛ* leHUl Esmaül Hüsnâ Allah kim mi diyorsun ey insan Allah O ki kendisinden başka tapınılmaya layık hiçbir varlık yok. lâ ilâhe illâ HÛ İllallah diyor. Ne illâ? Hu gelmiş. Kur’an da Lâ ilâhe İllallah şeklinde tam kalıp olarak bir tek yerde gelir. Burada Allah yerine HU gelmiş, İllâ Hüve. Hüve derler bazı dilciler Allah lafzının sonunda ki HU dur. Hatta Allah lafzını şöyle tahlil etsek Elif i attık geriye kaldı lillâhi. Hepsi harfleri düşürsek dahi anlam taşır. Lillâhi Allah için demektir, Allah’a has demek, Allah’a ait demek, Allah’a mahsus demek. “lâm” ı da attık leHU. Burada ki leHU o işte. Allâhu lâ ilâhe illâ HÛve

Hatta; leHUl Esmaül Hüsnâ bakınız leHU. İkinci “lâm” ı da attık ne kaldı? HU. İllaHU daki HU, O. LeHU da yine O’na ait demek. HU ne? O. Yahve varya Yahudilikteki tanrıya verilen isim, ya Huve dir. Ey O olan demek. Sami dil ailesinden olduğu için temelde benzerlik var. HU..! biliyorsunuz dervişler böyle bir zikir çekerler her ne kadar İbn. Teymiye buna cevaz vermese de. Anlamlı cümle olmadıkça o zikre konu olmaz der. Fakat ben bir beis görmüyorum, çünkü HU”vAllâhulleziy lâ ilâhe illâ “HÛ. (Haşr/22-23) Her isim Allah’a döner, Allah ismi HU ya döner.

Hüva, vav asli değil. Çünkü “vav” asli olsaydı hüma da hüvema gelmesi lazımdı. İkil formda vav düşüyor. Tali olan düşüyor asıl olan kalıyor.

Demek ki Hüve de asıl HU. HU ise bir harf değildir, hatta bir ses bile değildir, nefestir. Nefes alın Hu dersiniz. yani nefes alın hu dersiniz Her nefes alan canlı her nefesinde Allah’ı zikreder, tesbih eder. Nefesten bu sesin çıkması ilahi dizayn eseridir ve aslında her nefes Allah’ın Hay sıfatını gösteren bir işarettir.

Yaşıyorsan O’nun varlığına şahitsin, nefes alıyorsan O var mı diye sorma, nefesin onun varlığını söylüyor. O zaman dilinle O yok de, O yok derken aldığın nefes var diyor. Hem sen O yok diyorsun, önce O diyorsun, sonra yok diyorsun. Yoksa niye O diyorsun. Yani önce O’na ait bir işaret zamiriyle O’nu gösteriyorsun, sonra yok diyorsun. Yoksa gösterme. O , yok. Buna totoloji derler mantıkta. Saçmadır. Allah yokta aynı şeye geliyor. Allah diyorsun, yokun adı olmaz. Bana bir şey söyle ki yok olsun, yokun adı olmaz varın adı olur. Onun için haşa bu manada Allah’ı inkar eden bazı aymazların nefesi Allah’ın varlığını söylüyor. Demek ki senin nefesin seni yalanlıyor ey insan ne nankörsün, bu nankörlük ne.

Dolayısıyla bu da Tâhâ/8 de Allâhu lâ ilâhe illâ HÛ* leHUl Esmaül Hüsnâ (Tâhâ/8) tüm mükemmellikler, en güzel nitelikler O’na aittir O’na hastır. leHU da sır var burada. “lâm” lamı tahsis, mahsustur manası verir. O’na mahsustur. Ne demek O’na mahsustur? O’ndan başkasına hasredilemez demek yani nefyi var bunun ispatı var, ispat cümlesidir bu. Nispet cümle, olumlu cümle diyoruz buna belagatte. Ama bu olumlu cümle aynı zamanda bir şeyi de nefyediyor, olumsuzluyor zımnen. Nedir o? O’ndan başkasına tahsis etmek yasaktır. Demek ki Allah’tan başka bir varlığa mükemmellik vermeyi bu cümlelerin hepsi yasaklıyor.

Bu aynı zamanda Allah tasavvurumuzu değil, insan tasavvurumuzu inşa ediyor farkında mısınız. Allahuekber,..

İkinci İsra/110 da geçiyor; Kulid’ullahe evid’ur Rahmân* eyyen ma ted’u feleHUl Esmâül Hüsna. (İsra/110) İster Allah de, ister rahman de eyyen ma ted’u feleHUl Esmâül Hüsna hangisiyle çağırırsanız, dua ederseniz edin hepsi de onun mükemmelliğini yansıtan esmasıdır, isimlerdir.

Evet, feleHUL burada da var. Yukarıda da geldi burada da geldi. leHUL. Yani “lâm”ı tahsis, mahsustur, O’na mahsustur. Burada aslında Allah ve Rahman isimleri bakınız Kulid’ullahe evid’ur Rahmân el bağlacı tahrir ifade eder Arap dilinde Tahrir ne demek ya o, ya o, seçme, seçim bildirir.Yani veya, Allah veya Rahman. İki şeyden birini seçmek. Eğer ortada iki şey sunuluyor da birini seçmemizin herhangi bir değişiklik olmadığını söylüyorsa aslında onun yerine o, onun yerine o kullanılır denir. Onun için sıfatlar yerine isimler, isimler yerine sıfatlar kullanılırın Kur’ancası. Onun için Allah ismi isimdir, mutlak, ismi hastır, gerisi sıfattır.

Demek ki aslında Rahman dediğimizde Allah demiş oluyoruz. Çünkü Allahun, Rahmanun. Allahun, Rahiymun, Allahun, Keriymun, Allahun Aziyzun, Allahun Hakiymun, Allahu Ğafurun. Hepsini arkasına getirip buradan bir sıfar tamlaması yapabilirsiniz. Sıfat, mevsuf, yani tanımlanan. Tanımlanan Allah’tır. Dolayısıyla hepsinin içinde tanımlanan olarak Allah vardır sıfatların başında. Böyle göreceğiz böyle anlayacağız.

Üçüncüsü Ve Lillâhil Esmâül Husna fed’uHU Biha (‘Araf/180) ayeti. Burada da “lâm” gelmiş bakınız. Diğer ikisinde de Hul gelmişti, burada “lâm” gelmiş. Aynı lâmdır tahsis lâmıdır. Ve Lillâhil Esmâül Husna en güzel nitelikler Allah’a mahsustur. Burada da ne diyor yine İnsan tasavvurumuzu inşa ediyor dedik değil mi. Ne demek bu? Allah dışında herhangi bir varlığa mükemmellik atfetmeyin. Bu varlık kim olabilir, her halde kötülere mükemmellik atfedecek halimiz yok, iyilere mükemmellik atfedersiniz öyle değil mi. Ebu Cehil’e mükemmellik atfetmek saçma bir şeydir. Şeytana da mükemmellik atfetmekte saçma bir şey. Kime mükemmellik atfetmeyin deniyor insan uyarılırken? Velilere, Alimlere, hocalara, şeyhlere, peygamberlere, yani büyüklere mükemmellik atfetmeyin. Uyarırken böyle uyarırsınız değil mi?

Peki bütün bu Kur’an i uyarıları biz tutuyor muyuz? Tutmuyoruz. Müslümanlardan her kesim tutuyor mu, tutmuyor. Peki doğru yapıyor mu? Yapmıyor. Kur’an a göre yanlış yapıyor. Peki bu yanlış nelere mal oluyor biliyor musunuz? Allah dışında başkalarına mükemmellik atfı nelere mal oluyor.

Biz büyükleri önce kaybediyoruz. Mükemmellik atfettiğimiz büyüğe yazık ediyoruz, harcıyoruz onu. O hakikaten güzel bir insan, hoş bir insan, rehber bir insan, önder bir insan, Alim bir insan, arif bir insan, fazıl, kâmil bir insan, fakat mükemmellik atfettiğimizde onu insan olmaktan çıkarıyoruz. Birini insan olmaktan çıkarınca tanrı olmaz, insan olmaktan çıkarmış olursunuz.

Peki yazık değil mi ona? Ama siz ona ikram etmişsiniz değil mi mükemmellik atfederek fakat ona yazık ettiniz. Birine mükemmellik atfı yapan ona yazık etmiş olur. Önce ona yazık etmiştir. Hz. İsa’yı tanrı ilan edenler Hz. İsa’ya ikram mı ettiler, yazık mı ettiler. Yazık ettiler. Onun için ne diyor Hz. İsa; Ben onların şirkinden berîyim. Dolayısıyla yazık ettiler.

Peki asıl yazığı kime ettiler? Kendilerine yazık ettiler. Hz. İsa’dan istifade edemediler ona yazık ettiler. Kendilerine yazık ettiler asıl çünkü tanrılaştırmak gibi bir çirkinliği yaparak Allah’a olan imanlarını yok ettiler, küfrettiler. Dolayısıyla görüyorsunuz dostlar yani ille tanrılaştırmak şart değil, mükemmellik atfı diyor. Falanca her şeyi görür. Alın size bir El Basıyr. Biz El Basıyr’i Allah bilirdik. Demek falanca Ona mı ortak oldu.

Her şeyi görür. Nasıl bir inanç, bu nasıl bir yaklaşım. Kur’an la inşa olmuş hiçbir akıl böyle düşünemez. Fakat sıkıntı Kur’an la inşa olmamak onun için nerede olursanız olun, tarikatlı, tarikatsız, selefi, vahhabi, Sünni, şii, Şafii, Hanefi, Hambeli, Maliki, Caferi, Zeydi, Harici ne olursanız olun, veya hiç biri ne olursanız olun ama vahiyle inşa olun. Önce vahiyle inşa olun. Kadiri, çeşti, Nakşibendi, Kübrevi, paridi veya diğerleri ne olursanız olun ama vahiyle inşa olun ondan sonra ne olursanız olun beni ilgilendirmez. Fakat bu işin zemini vahiyle inşa olmak. Vahiy olmadan olmaz.

Evet değerli dostlar işte Allah dışında ki kaynağa mükemmellik atfı böylesine sıkıntı çıkarıyor, sadece kendisine yazık etmiyor, karşısındakini de. Şimdi o yaşıyorsa biliyor musunuz? Bizim efendi senin yatakta kaç defa döndüğünü görür diyor. Şimdi adam onun yatakta kaç kere döndüğünü bilir diye inandığını biliyor ya zavallı şimdi rol kesmeye başlıyacak. Ne yapsın, rol kesmese inanmayacak. Rol kesse kendine yazık edecek, kesmese müessese gidecek elden. Ne yapacak şimdi. İşte ahlak bozucu tavır. Yani önderlerin ahlakını bozuyorlar bu tipler. Bu sefer rol yapmaya başlayacak, imaj oluşturacak.

Benim bir talebem vardı bir gün hocam dedi bir mektup yazdı beni sabah namazına kaldırıyorsunuz dedi, git oğlum beni anam kaldırıyor dedim seni ne kaldırayım sen bana olan sevgini biri gibi görmüşsün. Rabbim bana olan muhabbetini ödüllendirmiş bu kadar. Buna karşı alınacak bir başka tavır daha vardı. “Naçizane amacım size söylemekti..!”;) Üçüncü bir tavır daha var: “Arkadaşlarınız da bilirse iyi olur..!”  ne mütevazılık ama..:)

Dolayısıyla bu şöhretin şehvetinden adam ne olur? Yoldan yolaktan çıkar, adamı tut tutabilirsen, Allah etmesin. İşte şeytanın oyuncağı olmak budur. Ondan sonra seni talebelerin yönlendirmeye başlar, müritleri yönlendirmeye başlar, çömezleri yönlendirmeye başlar iki dünya ile sen hey heylenirsin. Rüya gören gelir, görmeyen de gelir aslında görmüş gibi gelir o zaman. Çünkü senin zaafını keşfettiler ya, rüyamda şöyle oldu falan. Sen de estağfirullah falan dersin daha büyürsün.

Görüyorsunuz adamın ahlakını nasıl bozuyorlar. İnsanın ahlakını bozuyorlar. Allah dışında ki varlıklara, insanlara mükemmellik, her hangi bir alanda mükemmellik atfı onun ahlakını bozmaktır. İnsan tasavvurunuz kayıyor bu sefer. Yani onu yemek yerken göremiyorsunuz, zaten yemek yerken görünmekten kaçıyor, yemek yerken görünür mü. Senin her gece yatakta kaç kere döndüğüne inandığın birini yemek yerken, hele hele tuvalete giderken görsen. Tam da müşriklere Kur’an ın dediği gibi; ..mali hazer Rasûli ye’külüt taame ve yemşi fiyl esvak. (Furkan/7) Bu ne biçim peygamber diyorlardı yemek yiyor su içiyor, çarşıda pazarda geziyor. Görüyor musunuz aslında her şeyin ipucu Kur’an da var. Kur’an bize insanın tabiatını nasıl güzel veriyor. Yani zehirlenmeler nerede başlıyor, ne güzel ifade ediyor görüyorsunuz dostlar. Zehirlenmeler oralarda başlıyor.

Allah sizden de razı olsun, siz de Allah’tan razı olun, Allah hepimizin istikametimizi muhafaza buyursun, ayaklarımızı kaydırmasın, bizi bize kul etmesin, bizi kendine kul etsin.

“Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 30 Nisan 2015 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: