RSS

ESMA ÜL HÜSNA DERSLERİ (4-1)

07 May

300

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn, Vessalâtü vesselâmü ‘alâ Resulina Muhammedin ve ‘ala ‘alihi, ve eshabihi ve etba’ıhi ecmaiyn.

Rabbişrah liy sadriy;

Ve yessirliy emriy;

Vahlül ukdeten min lisaniy;

Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

Rabbeneftah bil hayr, vahtim bil hayr, Rabbi yessir ve lâ tüassir, Rabbi temmim bil hayr. Allahümme amin..!

Değerli dostlar Esma ül Hüsna derslerimizin inşaAllah 4. süne başlayacağız. Bugün Esma ya ayırmak istiyorum, mukaddime yapmak istemiyorum çünkü henüz daha Esma’ya giremedik 4 ay oldu Allah diyemedik, 99 isim nasıl bitecek diyorsanız eğer ben de bilmiyorum nasıl biteceğini. Ama Elhamdülillâh o mühim. Çünkü böyle bir girizgah, böyle bir giriş elzemdi. Esman’nın hikmetini anlamadan Esmayı anlamak mümkün değil. Zaten sıkıntı da oradan geliyor. Sebepleri izah etmeden sonuçları anlamaya çalıştığımız için başımıza iş geliyor. Zaten anlamıyoruz da, anlayamıyoruz. Onun için illetinden yola çıkarak hikmetine varırsak eğer hikmetini de anlarız.

Burada sebepler üzerinde duruyoruz. Esma ül Hüsnanın nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde duruyoruz. Önce kavramsal tahliller yapıyoruz, yapmamız gerekiyor zaten. Meseleyi özünden ele almazsak, başından ele almazsak mesele yarım anlaşılıyor. Yarım anlaşılan da yanlış anlaşılıyor. Dolayısıyla yanlış anlaşılan da hiç anlaşılmamış oluyor. O nedenle siz sabredin, nasıl olsa Allah diyeceğiz ve ondan sonrası kolay inşaAllah.

Bugün Allah nasip ederse esma ül Hüsna terkibimizi işlemiştik. Kur’an da el esma ül hüsna’nın geçtiği 4 yeri işlemiştik bağlamlarıyla beraber iniş sırasına göre Tâhâ/8, İsra/110, ‘Araf/180. ve Haşr/24. ayetleri olmak üzere Kur’an da 4 yerde geçen El Esma ül Hüsna terkibinin gerçekte ne manaya geldiğini, hangi bağlamlarda yer aldığını, bağlamlarıyla irtibatını, yan ayağını ve kafasını, lafsın durduğu yeri ve lafzın manasının aldığı konumu izah etmeye çalışmıştık. Kaldığımız yerden devam edeceğiz İnşaAllah.

Eğer fırsatım olursa tabii ki iki başlığımız var aslında Neden Esma ül Hüsna başlığı, tabii neden Kur’an a göre esma ül Hüsna başlığımız var ayrıca çünkü bizim burada işlediğimiz ders Kur’an a göre esma ül Hüsna. Yani bu daha farklı bir şey. Bir Esma ül Hüsna Kur’an a göre olmak zorunda. Çünkü Allah’ı en iyi Allah’tan öğreniriz. Allah hakkında spekülasyon yapamayız, zan yürütemeyiz. Zannın en tehlikelisi Allah hakkında ki zandır. Kur’an söylüyor zaten. Oraya gelince zaten ayetleri tek tek ele alacağız inşaAllah. Ama geçen kaldığımız yerden El Esma ül Hüsna terkibini işlemiştik. El Esma nedir, ism, sumu, yücelik, büyüklük, ulvilik ve vesm, işaret, alamet köklerine dayanır demiştik.

El Hüsna da ismi failin müennesi olması hasebiyle güzel, hatta ismi tafdilin müennesi olması hasebiyle ahsenin müennesi olması hasebiyle en güzel manası. Aynı zamanda sıfat olması hasebiyle güzel, tek güzel, tam güzel manasını verdiğini dile getirmiştik.

ResulAllah’ın vird-i zebanıydı esma. Hakikaten Allah resulü virdini esmadan seçmişti. Allah Resulünün virdinin başında ne geliyor? Sübhanallah, Elhamdilillâh, Allahuekber. Bakınız esmanın imamesi olan Allah ve etrafında dönen üç tesbihat. Bu Allah resulünün bize öğrettiği, namazlardan sonra okumamızı tavsiye ettiği tesbihat.

Aslında kelimeler bunlar, insanoğlunu insan eden unsurlar. Ta’limul Esmanın temelleri, Ve alleme AdemelEsmâe küllehâ.. (Bakara/31) Adem’e isimlerin tamamını öğrettik. sümme aradahum alelMelâike sonra meleklere o isimleri arz ettik fekale enbiûniy BiEsmâi hâülâi in küntüm sadikıyn. (bakara/31) sümme aradahum, aslında eğer sorun sadece esma, kelimeler olsaydı aradaha demesi lazımdı. Yani o isimleri, o kelimeleri arz etti. Ama demek ki isimleri değil müsemmaları arz etti gibi anlamamız isteniyor. Yani isim sahiplerini arz etti adeta, aradahum, sanki canlı gibi, canlı için kullanılan zamir kullanılmış. alelMelâike. Yoksa sadece cansız kelimeler olsaydı eğer topuna birden müennes zamir kullanması lazımdı çoğul için. Ama aradahum diyor humaradaha demiyor. alelMelâike fekale enbiûniy BiEsmâi hâülâi in küntüm sadikıyn. Eğer doğru söylüyorsanız haydi şunların isimlerini bana haber verin dedi.

Demek ki enbiûniy BiEsmâi hâülâ yine o da esmanın müsemmalarına, yani şu isimleri bana söyleyin değil, şunların isimlerini bana söyleyin. Sanki Adem’in nazarına eşya sunulmuş esma isteniyor. Aslında esma Adem’i adam eden şeydir desek te yeridir. Çünkü Ta’lim-ul Esma hakikaten meleklerin Adem’e secdesinin gereklerinden biri, belki de ikincisi olarak sunuluyor. Adem’e isimlerin öğretilmesi. Bu isimlerin en tepesinde ilahi esma geliyor çünkü varlığın isimlerinin en yücesi, varlığın en yücesinin isimleridir, varlığın en yücesi Allah’tır, Allah’ın isimleri de isimlerin en yücesidir. Onun için esmanın başında Allah’ın esması gelir ve Adem’e esmanın öğretilmesi belki de Allah’ın esmasıyla başlayan bir öğretilme süreci ve onun için belki de Adem’e meleklerin secde emri haddi zatında Allah’ın esmasını kavrayabilecek kapasitesinden dolayı idi. Allah’ın esmasını kavrama kapasitesi insanı Meleklerden de üstün kılan bir unsur olmuş oldu böylece. Çünkü insan melekleri de geçmek için esma ipine sarılması, esma ile mirac etmesi gerekiyordu. İşte esmanın böyle bir işlevi vardı, beri Adem kılmak gibi bir işlevi vardı. O nedenle Ta’limul esma’nın temelinde ilahi esma yatıyordu.

ResulAllah bu esmayı virdi zeban eyledi onun içinde Allah’ın isimlerini sık sık anardı. Bunları genellikle bir cümle içine koyardı. İşte namaz sonrası tesbihatlarında olduğu gibi. SübhanAllah; Şanı yüce olan sonsuzluk sahibi mutlak olan Allah’ı tesbih ederim. Aslında bunun arkasında Sübhan; Varlığın adına hareket ettiği zat olan Allah demektir. Sebbeha lillâhi mâ fîs semâvâti vel ard. (Hadid/1) göklerde ve yerde her ne varsa hepsi Allah adına hareket ederler. Bununla verilen mesaj ey insanoğlu, sen kimin adına hareket ediyorsun, sen de Allah adına hareket et. İrade sahibi bir varlık olarak göklerin ve yerin korosuna katıl. Tüm atomlar Allah adına hareket ediyorlar, eşya Allah adına hareket ettiği için ayakta duruyor. Bak, güneş te ay da, yıldızlar da Allah adına hareket ediyorlar.

Eş Şemsu velKameru Bi husban, VenNecmu veşŞeceru yescudan. (Rahman/5-6) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban. (Rahman/13-16…) hepsi ama hepsi gökte ve yerde ne varsa hepsi Allah adına hareket ediyor. Allah adına hareket etmek bir eşyanın secdesidir. Yescüdan. Sen de Allah adına hareket ettiğin zaman secde halinde olmuş olursun, secden zaten Allah adına hareket ettiğinin bir imzasıdır. Namazda ki secde bunun bir imzası, ifadesidir sözüdür. Secde bedenin sözüdür. Bedenle atılmış bir imzadır. Allah adına hareket edeceğime söz veriyorum.

Onun için sübhanAllah, sebeha, öyle bir kelime ki Arap dilinde gerçekten sırlı bir taraf vardır, boyut vardır onun için bu sırlardan biride müngarip kelimelerdir. Buna anagram denir ecnebi dilinde tersini çevirdiğiniz zaman, mana da tersini ifade eder. sebeha; bıraktı, Ters çevirin kelimeyi; habese. manayı da tam ters çevir; hapsetti. Saldı, hareket ettirdi. Derra, dürri incidir, geçirgen oldu. ters çevirin kelimeyi; Redde; yalıtkan oldu. İletken oldu – yalıtkan oldu. Dürri; İnciye ışığı geçirdiği, yansıttığı için dürri denmiş. Kelimeyi ters çevirdiğinizde mana da değişir Redde; yalıtkan. Nehera; saldı, bıraktı. Nehir ırmak oradan gelir.ters çevirin rehene; rehin tuttu, bırakması, salmadı. Dolayısıyla Arap dilinde öyle mucizevi bir boyut vardır. İşte bu kelime de o kelimelerden biridir Sebbeha lillâhi mâ fîs semâvâti vel ard. (Hadid/1) da olduğu gibi.

SübhanAllah, tüm bir varlık Allah adına hareket eder ve ben bunun bilincindeyim. Aslında zımnen altında yatan budur. Bütün bir varlığın adına hareket ettiği Allah’ın şanı ne yücedir, O’nu tesbih eder. Bu nedir insana sen de O’nun adına hareket et ey nefsim, ey özüm sen de O’nun adına hareket et demektir.

11 versiyonu var, hatta hatta işiniz aceleyse 11.- 11 -11 çekebilirsiniz. Genel uygulama 33. Allah resulünün Hz. Aişe ye ama özünde Hz. Fatımaya söylediği, hatta vasiyet ettiği şey bu. Bir gün Hz. Fatıma elleri patlamış olarak geldi. Efendimiz fatıma geldiğinde ne yapardı biliyor musunuz. Yani bir baba ile kız arasında ki ilişki nasıl olabilir sualine. Hanımlar biliyor musunuz peygamberimiz Fatıması geldiğinde ayağa kalkar yerini kızına verirdi. Bir kadına bundan daha büyük saygı gösterile bilir mi? Allahuekber..! Üstelik kızı ayağa kalkar, yerini kızına verir. Bazen hatta sıkça da ne yapardı biliyor musunuz. Elini eline alır üstünü değil, içini, (avucunu) öperdi.

Böyle yapacağı zaman baktı ki patlamış, su toplamış fatımasının, can paresinin elleri, Kızım ne oldu ellerine? Babacığım çok değirmen çektim un öğütmek için de eşlim su topladı. Bir yardımcı versen bana diye geldim. Yeni Hayber esirleri geldi. Aralarından bir yardımcı veremez misin. Yavrucuğum ben onları suffe ehline, yani üniversitenin öğrencilerine, talebelerine ayırdım, onların masrafı için ayırdım. Ama sana ondan daha hayırlı bir şey vermemi ister misin? Buyur babacığım. Her gün yatmadan önce, bu rivayet öyle, 33 kere sübhanAllah, Elhamdülillah, Allahuekber de. Farklı versiyonlarında her namazdan sonra.

Hz. Ali der ki ömrüm boyunca Allah resulünün bu emanetini hiç ihmal etmedim. Sorarlar hayatının en zor günü olan Sıffin de de mi ihmal etmedin? Vallahi Sıffinde de ihmal etmedim. Ne vermişti Allah Resulü? Kelimeler vermişti yani “söz” vermişti. Biz şöyle düşünürüz değil mi? laf karın mı doyurur. Kelime laf değil bir kere, laf ayrı bir şey. Laf gavl dır kelime değil. Kelime karın değil ruh doyurur. Ruhun doydu mu karnın doyar. Kelimelerin önemini bundan daha güzel açıklayan biri olabilir mi. Sözün gücünü bundan daha güzel açıklayan biri olabilir mi, açıklanabilir mi. Hayatımızda sözün gücü bundan daha güzel açıklanabilir mi.

Biz kelimelerle yaşıyoruz, kelimelerle savaşıyoruz, kelimelerle barışıyoruz, kelimelerle inanıyoruz eşhedü enla ilâhe illallah diyerek inanıyoruz. Kelimeler bazen savaş kesiyor, bazen savaş başlatıyor. Kelimelerle düşünüyoruz, kendimizi kelimelerle ifade ediyoruz. Kelimelerle evleniyoruz, kelimelerle boşanıyoruz. Kelimelerle kavga ediyoruz, kelimelerle barışıyoruz.

Görüyorsunuz kelimeler olmasaydı eğer biz insan olmazdık. Hayvanlar hayvan kalmışlarsa kelimeleri olamadığı için hayvan kalmışlar. Kelimelerden mahrum oldukları için hayvan olmaya mahkûm olmuşlardır. Eğer onların kelimeleri olsaydı insan olurlardı. O zaman kelimelerden kendini mahrum etmek bir tür biyolojik hayatına geri dönmek yani tereddi, alçalış değil midir insan için. Ve kelimelere sırt dönmek, kelimelersiz yaşamak, kelimelere güvenmemek, hayatında kelimeleri azaltmak insanlığı azaltmak değil midir. Kelimeleri azaltanlar kasını çoğaltacaktır. Kelimeleri azaltanlara bakın güce yatırım yapıyorlar. Sözün gücü olmayınca gücün sözü oluyor. Onun için insan kelimelerle fili yenmiştir. Eğer kelimeler olmasaydı fil insanı 50 kat yenerdi. İnsan kelimelerle file binmiştir. Yoksa fil sana binerdi.

Dolayısıyla burada insan kelimelerle dağları devirmiştir çünkü kelimeler üzerinden üretmiştir bilgiyi, kelimeler üzerinden üretmiştir teknolojiyi, kelimeler üzerinden üretmiştir aleti edevatı. Allah kelimesiz bırakmasın. Kelimelerin en kutlusu kelime-i Tevhiddir. Lâ ilâhe İllallah. Ve kelime-i tevhid Allah Resulünün semi saadetinden çıktığı şekli ile göklerden ve yerlerden ağırdır. Allah terazinin bir kefesine kelimeyi tevhidi, öbür kefesine de bütün maddi varlığı koysa Kelimeyi tevhid ağır gelir.

Kelime, kelimenin gücü, kelimenin değeri. Onun için biz kelamı ilahinin talebesi olduk, kelimelerin talebesi olduk. Biz kelimelerin gücünü fark etmezsek kim fark eder. Onun için iki söz bir büyü derler Anadolu da. Öyledir, söz büyüler, söz büyülediği içindir ki bakınız sohbet ederiz, kelimelerle muhabbet ederiz. Onun için muhabbet ederiz habbe ekeriz gönül tarlasına, -habbe tohum demektir- kelimelerden tohum ekeriz ve muhabbet biçeriz gönül tarlasından. Onun için Allah konuştuk, sözün değeri olmasaydı Allah konuşur muydu. Allah konuşmuşsa söz iyidir. En iyiden sadır olmuş söz en iyi sözdür tabii ki. Onun için bakınız 1001 türlü müdahalenin gayda vermediği insanlara bazen iki söz hayatını değiştirebilir.

Şaşırıyorsunuz, sözün gücü karşısında selama duruyorsunuz. İki çift söz, iki cümle ömrünü değiştiriyor. Yahu iki çift değil 200 çit dayak atsanız gene değiştiremezdiniz o insanı. Ne var bu kelimelerde Allah aşkına, nasıl değiştiriyor. Allah’ın kelamı yüreğe değiyor, değdiği yerden bakıyorsunuz öyle bir yeşertiyor ki çöl gibi yürek göl gibi oluyor, nasıl oluyor. Onun için kelimelerin gücü kelamı ilahinin sahibinden, kelamın sahibinden alıyor. İşte ta’limul esma bu.

Onun için kızım sana ondan hayırlısını vereyim. Ver babacığım. Babacığım laf karın doyurmuyor falan demedi haşa ve aldı, bize de verdi. Biz de onun ekmeğini yiyoruz adeta öyle değil mi. SübhanAllah, Elhamdülillah, Allahuekber..!

İbrahim kelimelerle sınandı Ve izibtelâ İbrahiyme Rabbühû Bikelimâtin.. (Bakara/124) hani Rabbi İbrahim’i kelimelerle sınamıştı. Feetemmehünn ve o sınavı tastamam geçti.

Kelimelerle sınanmak ne demek, aslında kelimelerle sınanmak sadece kelâm ile sınanmak manasına gelmiyor. Kelime iz bırakan şey demektir. El kelbu; yaralama manasına gelir. Onun için kelâm insanın içinde sanki bir yara gibi iz bırakan söze denir. Hani şöyle dövme yaparlar ya, dövmeyi böyle silerek kazıyarak öyle lifle falan çıkaramazsınız. Hatta bazı dövmeler ameliyatla da çıkmıyor. Kelimeler insanın kalbine dövmeden daha güçlü iz bırakan şeyler. Onun için kelâm ile kavl arasında ki fark bu.

İbn. Cinni; ikisi arasında harika bir kıyas yapar. Kavl i 6 kombinezonuyla alır; Kavele Kavl. Ve le ga, ve ga le, le ga ve, le ve ga. Çevirirsinin 6 kelime çıkar. Bunların hepsinin manasını sıralar sürat ve hiffet yazar karşısına. Yani hafif ses ve hızla gelen. Keleme ye geçer; Ke l eme. Kelâm oradan gelir zaten. Me le ke, Melek şiddetli olduğu için melek denmiş, güçlü olduğu için melek denmiş. Onun için Necm suresinde kuvvet sahibi olduğu söylenir meleğin oradan gelir işte.

Ziy kuvvetin ‘ınde ziyl’arşi mekiyn.- Muta’ın semme emiyn.- Ve ma sahıbuküm Bimecnun. (Tekvir/20-21-22) dolayısıyla meleğin kuvvet, güç unsuru mel ek oradan gelmiş. Le me ke; le ke me, lekme, mülakim denir boksöre Arapçada şiddet olduğu için. Güçlü vurur ve vurduğunu indirir. Hep böyle. Mülk te oradan gelir. Niye? Çünkü insana güç verir mülk. Mülkü olan güçlü hisseder kendisini, onun için mülk denmiştir. Bütün bunların karşısına da şunu yazar. Te’sir ve şiddet, etki ve şiddet. Dolayısıyla kelime orada anlamını kazanır.

Ve izibtelâ İbrahiyme Rabbühû Bikelimâtin. Feetemmehünn… (Bakara/124) o zaman İbrahim’in sınandığı kelimeler aslında bizim bildiğimiz manada kelime değil, hayatın kelimeleri. Hayatta bizde iz bırakan olaylar da kelimeymiş. İbrahim’de iz bırakan olayların başında Nemrud’un ateşi gelir. Nemrut’un ateşi bir kelimedir. İkincisi baba ile sınanma bir kelimedir. Üçüncüsü hicret bir kelimedir. Dördüncüsü Sare ile sınanma bir kelimedir. Evlat yokluğu ile sınanma bir kelimedir ve İsmail’le sınanma bir kelimedir, bin kelimedir. Bütün bu kelimeleri geçmiştir, Feetemmehünne. Dolayısıyla kelimeyle sınanmış ve geçmiştir.

Onun için kelime deyip geçmeyin Esma ül Hüsna nın insan kalbinde nasıl bir iz bıraktığını tahmin edin. kelimeler sadece insan üzerinde değil eşya üzerinde de iz bırakıyorlar. Eşya üzerinde yaptığı izi sadece Japon bir alim su molekülleri üzerinde ki deneyi ile ispat etmiştir. Ama sadece su üzerinde deney yapılmıştır. Eğer atom üzerinde bir deney yapılabilme imkanı olsaydı kelimelerin atomlara tesiri hakkında acaba neler öğrenirdik. Bu dünyada öğrenmezsek ahirette öğreneceğiz gibi geliyor bana.

Ya daha manevi güçler üzerindeki tesiri kelimelerin? Ya melekler üzerindeki tesiri? Onların fotoğrafını da çekebilmiş Japon alim. Su moleküllerine güzel kelimeler söylemiş Allah gibi. Moleküllerin muhteşem bir biçimde hizaya girdiğini ve su moleküllerinin harikulade resimler verdiğini görmüş hemen kelimeyi duyunca. Bunun da resmini çekmiş, ben burada dağıttırmıştım. Şeytan gibi kötü kelimeler kullanmış, öyle kullanınca da su molekülleri o muhteşem dizilişlerin dağıldığını ve kaosa girdiklerini tespit etmiş ve onun da resmini çekmiş.

Bu su molekülleri üzerinde yapılmış bir deney sadece. Bu deney yapılmamış olsa da beni için hiçbir şey fark etmezdi. Ben buna böyle inanıyordum zaten. Kelimelerin gücüne inanıyordum. Ya sizin, insanın 2/3 ü su. Allah diyince içinizdeki suyun, yani 2/3 nüzün değiştiğini, nasıl görmezsiniz.

Zikir böyle bir şey galiba, 2/3 ünüz gülmeye başlıyor, içinizdeki kaos, kozmos oluyor. İçinizde muhteşem bir armoni, orkestra var başlıyor harikulade bir beste yapmaya, ilahi beste tabii. Biz ona kısaca ilahi diyoruz. O zaman; Ya, içime ılık ılık bir şeyler aktı, içimin aynasında güzel şeyler yansıyor. Veya bad-ı saba gibi ılık bir rüzgâr esiyor gönlüme.

Bir kez Allah dese aşk ile lisan,

Dökülür cümle günah misl-ü hazan.

İsmi pakin pak olur zikr eyleyen,

Her murada erişür Allah diyen.

Ne güzel söylemiş Çelebi. Senin pak ismini zikreden pak olur. Temizliyor kelimeler. Dolayısıyla burada zikrin anmak olduğunu, tekrarlamak ifadesinin aslında tesbih olduğunu hemen söylemem lazım. Zikir içinde bilincin olduğu şeye denir. Zekiran olduğu şeye zikir denir ve esasında zikreden biz değiliz, iptida da biz zannederiz ki biz Allah’ı zikrediyoruz. Fakat intiha da, nihayetinde anlarız ki Allah bizi zikrediyor. Allah beni andı dersiniz o zaman. Önce ben Allah’ı andım dersiniz ve kemâl haline ulaştığınızda Allah beni andı dersiniz. Allahuekber..!

Allah sizi anarsa ne olur. böyle bir şeyi düşündüğünüzde ne olur, hücreleriniz ne olur? Tüyleriniz gül gül olur da, ya hücreleriniz ne olur, molekülleriniz ne olur, atomlarınız ne olur. Onun arkasında yatan mana atomlarınız ne olur, melekleriniz ne olur. Dolayısıyla kelime deyip geçmemek lazım. Esma işte o kelimelerin en tepesinde yer alır ve aslında esmayı biz dile getirdiğimizde esma da bizi dile getirir. Yani biz esmayı anarız ama aslında esma bizi anar. Ve esmanın eteklerine tutunur yukarı doğru çıkarız. Esma bizim için bir merdiven olur. Arştan yere, arştan arza sarkıtılmış bir merdiven olur, ey kul bu merdivene bas bilincinin ayaklarıyla ve tırman Allah’a doğru. Esma aslında budur. ResulAllah’ın vird-i zebanı onun için esma idi.

İlahi esmanın resmi geçidini Haşr/24. ayetinde ve devamında görüyoruz. “HU”vAllâhul Hâlik’ul Bâri’ül Musavviru leHUl’ Esmâ’ül Hüsnâ* (Haşr/24)

“HU”vAllâhulleziy lâ ilâhe illâ “HÛ”* ‘Âlimulğaybi veşşehâdeti, “Hu”verRahmânurRahıym; (Haşr/22)

HU”vAllâhulleziy lâ ilâhe illâ “HÛ”* el Melik’ül Kuddûs’üs Selâm’ul Mu’min’ul Müheymin’ul ‘Aziyz’ul Cebbâr’ul Mütekebbir* SubhânAllâhi ‘ammâ yüşrikûn. (Haşr/23)

Evet, böyle devam ediyor. Dolayısıyla orada tam 15 isim anılıyor hem de hepsi bir arada. İlahi esmanın adeta cevelan ettiği bir yer, Kur’an ın zirvesi kelamın zirvesi hakkında konuştuğu yerdir. Varlığın zirvesi hakkında konuştuğu yerdir. Dolaysıyla en güzelin en güzel hakkında, en güzel konuştuğu yer kendisidir. Onun için esma ayetleri Kur’an ın zirvesidir. Allah’ın Allah hakkında konuştuğu yer.

Putları bırakıp esmaya sarılın diyor Kur’an muhataplarına onun içinde esmaya sarılmayan demek ki putlara sarılıyor. Bir tür esmaya sarılmamak putlara sarılmak gibidir deniyor.

Esma biliyorsunuz teşbihi, daha doğrusu sıfatlar teşbihi, zat tenzihi ifade eder. Teşbih ve tenzih arasında muhteşem bir dengedir İslam’ın, Kur’an vahyinin Allah tasavvuru. Ne mutlak teşbihtir, ne mutlak tenzihtir. Mutlak tenzih hayat dışında bir tanrı anlayışına götürür. Hayata müdahil olmayan, asla kavrayamayacağımız, hatta adı bile olmayan, adını bile söyleyemeyeceğimiz tam da Yahudilikteki Yahve inancı budur. Onun içindir ki maalesef Yahudilikte zihin düzeyin de Tanrının hayata müdahalesi kurulamadığı için kavim olarak kendilerini tanrılaştırmışlardır. Onun için adı söylenmez, adı bilinmez, adını sadece çok üst düzey hahamlar bilir.

Ne denir ona? Ya hüve denir, Yahve oradan gelir. İsrail tanrısının ismidir. Ey o olan demektir. Adı bile söylenmez, adı bilinmez. Ey o olan. Tabii bunun dışında bir rabbilik ve elohist rivayet vardır rabbilik rivayetler rab ismini kullanan rivayetler, elohist rivayetler de elohim ismini kullanır ilah yani. Ama rabbilik yahvis rivayet en temel rivayettir Yahudilikte. Dolayısıyla o mutlak tenzihtir.

Peki teşbih? İşte tüm putperestlikler teşbih ve İsevilik de onun tam zıddına İsevilik değil, Hıristiyanlığı Yahudilik doğurmuştur. Yahudiliğe tepkidir Hıristiyanlık O tepki nasıl gerçekleşmiştir? Yahudilikte ki mutlak tenzihçi ilah, yani elohist ilah anlayışına ey O olan, ismi bile söylenmeyen ilah anlayışına bir tepki olarak Allah’ın oğlu haşa, tanrı İsa anlayışı gelişmiştir. Unutmayalım ilk Hıristiyanlar, ilk Musevilerdi yine Musevilerin içinden çıkmışlardı. Onu tanrılaştıran, putlaştıran Tarsus’lu Pavlus eskiden Musevi bir Hakim idi. Dolayısıyla teslisliği İseviliğin içine sokan adamdı. Onun için bir tepki olarak gelişti. Teşbihçi mantık antropomorfizm teşbih.

Nedir? İlahı insana benzetmek, Allah’ı insana benzetme. İşte insan gibi tıpkı gözü kulağı, eli ayağı, dili dudağı. Bu teşbihtir mutlak teşbih yasaktır, haramdır, şirktir bu manada. Onun için bu sonuç nereye varmıştır tarih boyunca?Allah’ın insana hulül ettiği düşüncesine yol açmıştır. İnsanla tanrının birleştiği düşüncesine yol açmıştır. Bu sakat ve sapık düşünce birçok insanı da sapıtmıştır tarihte. Tanrı işle insanın birleşmesi iddiası Kur’an vahyi tarafından şiddetle dışlanmıştır.

Kur’an vahyi bizim tasavvurumuzda iki varlık türü sunar.

1 – Mutlak varlık; leyse kemisliHİ şey’un. (Şura/11) hiçbirşey O’nun benzeri gibi değildir misl aslında nid’di içerir, şekl i içerir, tesviyeli, seviyen içerir. Nid’ cevherde benzerlik demektir. Şekl i biçimde benzerlik demektir. Tesviye sıfatta benzerlik demektir. Misl ise hepsini içerir. Ne cevherde benzer, ne şekilde benzer, ne sıfatta benzer. Hiçbir şekilde benzemez. leyse kemisliHİ şey’un. Hiçbir şey O’nun benzeri gibi olamaz, O’da hiçbir şeye benzemez. Bu manada her ne ki aklınıza geliyor o Allah değildir. Dolayısıyla;

İdraki meali bu küçük akla gerekmez,

Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.

Der Ziya paşa bu terazi bu kadar ağırlığı çekmez. Çünkü akıl mukayyet, Allah mutlaktır. Sınırlı olan sınırsız olanı kavrayamaz ihata edemez, kucaklayamaz. Ama sınırsız olan sınırlı olanı ihata eder. Allah akılları kuşatır, akıllar Allah’ı kuşatamaz. Onun için Allah’ı bilmek ancak esmasıyla ve sıfatıyla olur.

Peki bunu dengeleyen nedir? İşte esma. Onun için teşbih ve tenzih konusunda muhteşem bir denge unsurudur Kur’an ın verdiği bakış açısı. İki varlık Mutlak varlık, mukayyet varlık. Halık ve mahluk asla bu ikisi birbirine irca edilemez. Bu manada vahdeti vücut düşüncesi de reddedilir. Kur’an buna geçit vermez. Yani eğer varlığın birliğinden kasıt, Hâlık ve mahluk arasında ki farkın, ayrımın kapatılması ise, aslında mahluk yoktur, varmış gibi duruyor şeklindeki izahlar da reddedilir. Bir tür sofizmdir bu. Rölativismdir.

Bugün birileri bazı cahiller hala bunun türküsünü çağırıyorlar. Şükür efendim eskisi kadar güçlü söyleyemiyorlar maalesef. Aslında sanalmış, rüya imiş, mış, mış, getireceksin iyi bir tokat aşk edeceksin bana niye vuruyorsun deyince sen yoksun ki miş gibisin, benim tokatta yoktu aslında, senin duyduğun acı da yoktu, atla geç bunları, yok aslında.

Bu ne biçim yaklaşım böyle bir yaklaşım ahlaksızlığın temelidir. Nihilizme götürür, hiççiliğe. İyi ve kötü arasında ki farkı yok eder. O zaman neden iyi, iyi? Nesefi akaidi unutmayın, öyle başlar. Hakâikûl eşya sabitetül, vel ‘îlmü biha mütehakkıkun hilafel li sufistaiyye. Eşyanın hakikati sabittir. Eyvallah şeyhim..! işte böyle eşyanın hakikati sabittir, yalan malan değildir. Yoksa su içtim, yemek yedim.. her cümle yalan sayılır. Günah işleyenle sevap işleyen de yalan, aslında küfürle iman da yalan. Niye? Çünkü bu hayat yalan. Yok bir şey, aslında enerji, hatta enerji bile değil sanal.

Görüyor musunuz ağzından çıkanı kulağı duymazsa insan nerelere kadar gidiyor bu manada. Hayır, Allah yaratmıştır, bu bitti, yaratmıştır. Aslında Allah yaratmamıştır diyorsunuz farkında değil bunu söyleyenler. Öyle şey olur mu? İyi ve kötü arasında ki farkı yok etmek isteyen nihilistlerdir bunu söyleyenler, sonu nihilizme çıkar. Sonu hedonizme, zevk perestliğe çıkar, ahlaksızlığa çıkar. Onun için böyle tezler Müslümanlara göre değildir. Kur’an sunmuştur zaten.

O zaman Allah resulü ile müşrikler harp niye etti? Her şey sanaldı zaten. Cennet ve cehennem niye var, nasıl olsa her şey sanal. Kafirin küfrü sanal, küfür olsa ne olur olmasa ne olur. Görüyor musunuz nereye kadar gidiyor.

Evet, sanal değil, bir kitabımız var bakın okuyoruz. Bize bir hayattan bahsediyor, insanlık tarihinden bahsediyor, Adem’den, Nuh’tan, İdris’ten, Hud’dan, Lût’tan, İbrahim’den, İsmail’den, İsa’dan Musa’dan bahsediyor ve bize helak olan kavimlerden bahsediyor, iyiler ve kötülerden bahsediyor, yaşanan hayattan bahsediyor, yaşanması gereken hayattan bahsediyor. Zaten iniş amacı o, eşyayı nasıl kullanacağımızdan bahsediyor, yere göğe nasıl bakacağımızdan bahsediyor. Yamuk bakışı ve doğru bakışı öğretiyor. Eğer hepsi sanalsa bunlara ne gerek var, bu kavga niye, bu mücadele niye. Peygamberler o destani mücadeleyi niye verdiler sanallık için mi.

Evet doğru kurmak lazım doğru yerden bakmak lazım yoksa İslam adına birileri savrulur gider Allah korusun ve savurtur da. Çünkü zemin yok. İşte bunun için diyorum vahy ile inşa olmamış insanları öğretmen ittihaz etmek, vahyin inşa ettiği insanlara güvenmek. Bu çok mühimdir.

Salih amel ve esma. Vesile nedir? Vesile, Türkçeye de geçmiş; Allah’a ulaşmaya bir vesile arasak ne aramamız lazım?

– Hocam bizim mahalle de iyi bir şeyh var.

Allah sahibine bağışlasın.

– Hocam bizim oraya gel bir türbeye götüreyim seni, Allah’ın izni ile işi yırttın. Diyormuş ki “müritlerimi cübbemin içine toplayacağım, sıratı geçireceğim şöyle bir silkeleyeceğim, patır patır dökülecekler cennetin içine girecekler.” diyormuş..!

Allah sahibine bağışlasın, bizim Kur’an ımız ve bizim efendimiz böyle bir şey demiyor. Kur’an ımız açıkça diyor ki; Yevme yefirrulmer’u min ahıyh – Ve ümmihi ve ebiyh – Ve sahıbetihi ve beniyh.( ‘Abese/34-35-36) O gün herkes birbirinden kaçacak. Kur’an ımız diyor ki;

..Ku enfüseküm ve ehliyküm naren ve kudühenNasu velhıcare... (Tahrim/6) Kendinizi ve ehlinizi yakını insanlar ve yaşlar olan ateşten koruyun. Kur’an ımız diyor ki;

ve lâ teziru vaziretun vizre uhra. (Zümer/7) hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu üstlenmez, bir başkasını sırtında taşımaz. Nebimiz diyor ki;

Kızım fatıma babam peygamber diye güvenme vallahi yarın senin içinde bir şey yapamam işteri nefseki, minAllah Allah’ın elinden nefsini satın al.

Biz böyle öğrendik. biz böyle duyduk, biz böyle inandık. Çünkü bize böyle söylendi Kur’an ımız böyle söyledi, peygamberimiz böyle söyledi. Onun içinde tir tir titriyoruz. Bulsak öyle bir cübbe ilk biz sokulurduk.

Allah adına kandırmak en büyük kandırmaktır. Allah ile aldatanlar en büyük aldatıcılardır. Dolayısıyla kimse Allah ile aldatmasın, kimse Allah ile aldanmasın.

Nedir peki, vesile nedir? Vesile ikidir Esma ül Hüsna ve salih amel. Esmaya sarılırız bizler, esma merdivenine. Çünkü esma zihnimize nazil olmuştur ki zihnimizi miraca çıkarsın diye. Allah zatıyla bilinir. Sıfatıyla ve esmasıyla bilinebilir kılmıştır kendisini ki yani bu bir tenezzüldür. Onun için zihnimizde O’na uruc eder.

Salih amelimiz vesilemizdir öyle değil mi. Salih amelinize sarılın. vel amelüs salihu yerfe’uhu. (Fatır/10) değil mi. güzel sözler Allah’a yükselir, onları yükselten ise ameli salihtir öyle değil mi. Dolayısıyla salih amel vesiledir.

O zaman esma rabbimizden gelen vesile, salih amel bizden sadır olan vesile. İki vesile, merdivenin iki tarafını temsil eder. eğer bunlara sarılırsanız rıza i bari merdivenini çıkarsınız. Onun için salih amel budur.

Besmele; billâhi diye değil Bismillâhi diye başlar. Farkında mısınız lillâhi diye başlaması lazım aslında Allah ile başlamak. Ama bu zatı ile başlamak olur. lillâhirrahmanirrahiym değil. Bismillâhirrahmanirrahiym. Rahman ve rahıym olan Allah ile başlıyorum değil, Rahman ve rahıym Allah adıyla başlıyorum, adına başlıyorum. Neden? Oysa emirler doğrudan Allah ile başlanır. Onun için Fesebbıh Bi Hamdi Rabbik. (Hicr/98) Sebbihisme Rabbikel e’lâ. (A’lâ/1) diyor Kur’an ımız. A’lâ olan rabbinin adını tesbih et. Peygamberimiz bize ise sübhanerabbiyel A’lâ diye öğretiyor. Sübhaneismi rabbiyel A’lâ diye değil. İsim bir giriyor bir çıkıyor farkında mısınız, yani a’lâ olan rabbimin ismiyle değil, rabbimle, yüce olan rabbimle. Sübhanismirabbiyel Aziym değil, Sübhanerabbiyel Aziym. Sebbihisme Rabbikel Aziym. Min karşılığı. Bunu namazlarınızın secdelerine koyun diye emrediyor. Ama ayeti koymuyoruz, ayetin cevabını koyuyoruz. Ama cevabı da isimsiz geliyor ilginç.

İsimli gelenleri nasıl anlayacağız? İsimsiz gelenler zatına bir atıftır yani amelimiz zatına. Çünkü orada amele dönüştü, secde artık amel. Secde çünkü amelin kendisi vesile idi ya. Bir vesileden bir vesile değil, bir vesileden zatına. Secdenin kendisi vesile, o zaman orada isim yok, zat ile karşı karşıyasınız. Rükûda isim yok zat ile karşı karşıyasınız çünkü O’nun huzurunda eğildiniz, O’nun huzurunda mahvoldunuz secdeye kapandınız. Orada amel var artık. Ama isme dönüşünce bakınız kelimelere dönüşünce orada isim gündeme giriyor. BismillahirRahmanirRahıym ism. Çünkü isim aradan çıkınca zatına zihin doğrudan ulaşamıyor, intikal edemiyor. Zihnin intikali için mutlaka bir ara halka lazım. O halka da ism. Esma işte o halkadır.

Gazali Esma için perde der. Gazalinin Esma ül Hüsna hakkında güzel bir eseri var. El Maksadul Esma diye. Dolayısıyla orada der ki perde, esma perdedir.

Peki perde denince bizim aklımıza ilk gelen örten bir şey olarak geliyor değil mi. Hayır hem örten hem yansıtan, aslında yansıtan. Nedir? Bir bakıma Hz. Musa’ya gelen kelâm da ağacın rolü neyse esmanın rolü de odur. Ağacın rolü neydi Kasas/30.(29 değil) ayetinde, ..en ya Musa inniy ENAllâhu Rabbül alemiyn. (Kasas/30) Ağaçtan ses geldi. Orada ki en aslında; o ses şöyle dedi; Ya Musa, Ey Musa inniy ENAllah. Ben var ya ben, ben Allah’ım, Allah benim. Rabbül alemiyn Alemlerin rabbi olan Allah benim. Ama ağaçtan geldi mineş şecereti Kasas/30)

Ağaç ne geziyor burada? Niye ağaç girdi işin içine, ağaç girmese olmaz mı. Hemen Nûr/35. ayetini hatırlayın; ..şeceretin mübareketin zeytûnetin lâ şarkıyyetin ve lâ ğarbiyye… (Nûr/35) ne doğuya ne batıya ait mekâna ait değil. AllahuEkber.! Akıl duruyor, zihin tavana vuruyor öyle değil mi, insan bir hoş oluyor, evet öyledir, hakikaten öyledir. Ağaç ne geziyor burada, işte ağaç esmanın rolünü oynuyor. Perde, perdeden yansıyor. Çünkü Şûra/51. ayetinde de ifade edildiği gibi Allah’ın hiçbir kuluna doğrudan konuşması olacak şey değil. Ve ma kâne libeşerin. (Şûra/51) herhangi bir beşerle Allah’ın doğrudan konuşması olacak şey değil. Ne ile olur? Şu 3 halden biri ile ancak konuşur. Ayeti kerimenin devamında buyrulduğu gibi.

İşte bu. Ya ütün bunları söyledikten sonra falan Allah’ı rüyasında gördü, Allah resulü Miraçta Allah ile buluştu. Hatta öyle oldu ki, hani Hz. Aişe öyle diyor ya; Bunu söyleyen Allah’a iftira eder diyor ya. Bunu söyleyen peygambere iftira eder demiyor, Allah’a iftira eder diyor. 3 şeyi söyleyen Allah’a iftira eder diyor. Muhammed miraçta rabbini gördü diyen Allah’a iftira eder diyor Hz. Aişe. Sormuşlar ya ResulAllah gördün mü? Enne araku fiinnehü nuru nasıl görebilirim ki O bir Nûrdur. Dediği rivayet edilir. (devam ediyor)

Sadakallahulazıym.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 07 Mayıs 2015 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: