RSS

ESMA DERSLERİ (5-2) GİRİŞ

28 May

300

[[“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”]]

Kur’an ın üslubu nefiy ve İspat üslubudur. Kur’an Allah’ı tarif ederken nefiy ve ispat yöntemini kullanır, aslında her hususta kullanır. Çünkü Kur’an ın üslubu budur. Cemal ve Celal tecellisi diyoruz biz buna. Bu tecelli Kur’an ın üslubunda da gözükür. Adeta eşyada ki çift boyutluluk vahiyde böyle arzı endam etmiştir. Kelimeyi tevhid en tipik örneğidir bunun “Lâ ilâhe İllallah” Nefiy ve ispat. Yani önce yok sonra lillah. Önce lâ, sonra illa. Önce böyle sonra böyle. Namazda da lâ ilâhe illallah ın simgesel karşılığı budur. Elinizin üstü ile dünyanızı atacaksınız, ondan sonra ahiretinizi elinizin içine koyup bağrınıza basacaksınız. Namaza öyle duracaksınız yoksa duramazsınız. Onun için lâ ilahe. Allah’tan başkasını arkanıza atacaksınız, İllallah’ı bağrınıza basacaksınız.

Dolayısıyla nefiy ve ispat aslında hayatın en güzel izahıdır bu manada sadece Allah var. Allah, % de %100 Allah’tır diye de çeviriyorum ben bunu ara sıra. Yani % de %100 Allah olmak ne demek, inanın sıkıntımız Allah’a %90, %95, %80 yani Allah’a % de kaç Allah olarak bakıyorsunuz, inanıyorsunuz diye sormanız lazım, sıkıntı burada. Çünkü müşrikler Allah’ı inkâr etmediler ama %50 bölüştürdüler. Allah’a ait vasıfları Allah’tan başkasına yakıştırdılar sıkıntı oradaydı. Onun için Allah yokmuş gibi konuşmayı yasaklar bize bakınız.

Uzak bir Allah inancından söz ettiğinde Ayet el kürsi yi hatırlayalım, şimdi aklıma geldi. Namazlardan sonra ayetel kürsiyi niye okuruz? Uyumayan ve unutmayan bir Allah’ı hatırlamak için. lâ te’huzuHÛ sinetün vela nevm. (Bakara/255) Uyumayan ve unutmayan bir Allah.

İnsanoğlu nedense öbürünü istiyor yani unutsun istiyor haşa. Yani unutsa bayram edecek ama tabii bu kendi hatalarını da unutsun istiyor, başkalarının hatalarını hiç unutmasın istiyor. Yani rabbimiz sizin dediğiniz gibi olsun dese şu kâinat kosa dönüşecek, kozmos kaosa dönüşecek,hiçbir şey yerinde kalmayacak. Mümkin de değil zaten.

Evet, uyuyan bir Allah, niye, mal mı kaçıracak, bir şeyler yapmayı düşünüyor demek ki. Unutan ve uyuyan bir Allah özleyenler bir şeyler yapmayı düşünüyorlar, kötülük planlıyorlar demektir Onun için ayetel kürsi ile bize her gün, her vakit namazda uyumayan ve unutmayan bir Allah hatırlatılır. lâ te’huzuHÛ sinetün vela nevm.

Kâfirun ve İhlas suresine bakın, nefiy ve ispat bahsine. Kafirun suresi lâ ilahe ye, ihlas suresi İllallah’a tekabül eder. Kul yâ eyyühel kâfirun,(1) De ki ey kafirler, ey inkarı hayat tarzı edinenler. Lâ a’budu mâ ta’budûn.(2)kulluk etmem sizin kulluk ettiklerinize. Burada nefiy var yapmam, yapmam, siz de yapmazsınız. En sonunda Leküm diynüküm ve liye diyn. (6)ve liye diyn in açılımı ise Kul HUvAllâhu Ehad. (1) de ki Allah tek, birdir. Bir tektir. Orada ispatı var, İllallah orada. Kur’an ın üslubu burada.

Ayetel kürsi; Kur’an da Allah’ın tanıtıldığı yerlerden biri. Haşr suresinin son ayetleri, ayetel kürsi, ihlas suresi gibi yerler Kur’an da Allah’ın tanıtıldığı yerlerdir. Kur’an da Allah’ın tanıtıldığı yerler Kur’an ın zirvesidir. Neden? Allah’ın Allah’tan söz ettiği yerle Kur’an ın zirvesidir.

Nefiy ve ispat çok ilginç bir biçimde önümüze geliyor leyse kemisliHİ şey‘. (Şûrâ/11) ayeti ile karşılaşıyorsunuz bir yerde bakıyorsunuz, hiçbir şey O’nun gibi değildir. Yani motamot harfi tercüme etsem herhalde böyle tercüme ederim. Birkaç versiyon tercüme edilebilir bu ibare, hiçbir şey onun misli değildir. Misl; ilginçtir benzer kelimeler grubu vardır mid, eş demektir, şekl, benzer demektir. kâf teşbih edatı da buna girebilir. Ama diğerleri ile bunlar arasında fark vardır. Şekl mesela dış görünüş açısından benzerlik demektir. Mid; iç görünüş açısından benzerlik demektir. Ama misl hem iç, hem dış, hem sayı hem kemiyet hem keyfiyet bakımından hiçbir şey O’nun gibi değildir, O hiç bir şey gibi değildir demektir. Misl hepsini kapsar.

Dolayısıyla aklına ne geliyor o Allah değildir demektir. Allah deyince aklına ne geliyor, o Allah değildir. Çünkü Allah değillemeler üzerinden tarif edilebilir. Şudur üzerinden tarif etmek için Allah’ı kapsayacak bir akıl lazım, hşa o da bizde yok. Onun için değilleme üzerinden tarif edilebilir. Onun için Allah hakkında düşünmenin doğru yönü varlıktan Allah’a doğrudur. Mahlukattan yaratana doğrudur, hâlıka doğrudur. Tersi bir yön ters bir yöndür. Onun için Allah hakkında sorular Allah’tan başlıyorsa yanlış sorudur. Allah hakkında soru sorulacaksa mahlukattan başlanır ki doğru olsun. Çünkü insan anladığı bir yerden başlayarak anlamadığını anlamaya çalışır. Anlamadığı bir yerden başlayarak nasıl anlamaya çalışabilir. Düşüncenin doğru yönü mahlukattan hâlıka doğrudur, tersi yanlıştır. Onun için Allah hakkında soru sormaya insanlar çalıyı tepesinden sürümeye başladığı zaman anlamayacak demektir, onun derdi var demektir. Aslında Allah’ı tanımaya çalışmıyor demektir. Ona cevap ta verilemez zaten.

Hiçbir şey O’nun gibi değildir, bu ayetin karşısına bakınız, bu ayet nefiydir yani nefyediyor. Hiçbir şey O’nun gibi değil dir diyor, değilleme yapıyor. Ama bunun karşılığında külle yevmin HUve fiy şe’n. (Rahman/29) O her an iş başındadır diyor. Çok ilginç bir karşıtlık görüyoruz. Bu karşıtlığı birazdan teşbih ve tenzihte de göreceğiz. Rahman suresi, Rahman sıfatını açan bir sure. Rahman suresini okuyun Rahman ne demektir sualinin cevabını görürsünüz. Er Rahmân (1) orada bir soru işareti var. Rahman mı? Allemel Kur’ân. (2) Kur’an ı o öğretti. Halekal İnsân. (3) insanı o yarattı, Allemehül beyân. (4) insana kendini ifade etme yeteneğini O verdi. Eş Şemsu velKameru Bi husban.(5) güneşte ay da O’nun hesabına göre, O’nun koyduğu hesaba göre döner dururlar, görevlerini yaparlar. VenNecmu veşŞeceru yescudan. (6) yıldızlar da, ağaçlar da veya yüksek bitkilerde, alçak bitkilerde,- necm aynı zamanda ota denir.- yescudan secde etmektedirler. Gök ve yer ehli, gökteki ve yerdeki tüm varlıkları ifade eder aslında VenNecmu veşŞeceru yescudan secde ederler. Nasıl secde ederler? Allah’ın emrine amadedirler. Yani O’nun koyduğu yasaya boyun eğerler, O’nun yasasından dışarı çıkmazlar.

Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban.(13-16-18…) o halde rabbinizin hangi bir nimetini yalanlarsınız. Bu ayet bu surede 31 kez geçer fakat 31 kez tekrar edilmez. Aynı cümledir, aynı kelimedir, aynen gelir, fakat hiç biri diğerinin aynısı değildir. Neden? Çünkü 31 kez geldiği yerde hemen üstünde ki nimetleri inkârı ifade eder. Onun için tekrar yoktur. Bu bile tekrar değilse Kur’an da gerçek bir tekrar olduğundan söz edilemez. Onun için Rahman suresi Allah’ın bir isminin adeta tefsiridir, Rahman isminin tefsiridir başka bir şey değil. Eğer Rahman’ı öğrenmek istiyorsanız, tefsir etmek istiyorsanız Rahman suresine bakın denebilir.

Esma varlığını ispata değil, hayata müdahil oluşuna delalet eder. Esma Allah’ın varlığını ispata delalet etmez, onun için Kur’an ispat etmek için bir gayret göstermez. Kur’an da mesela Allah’ın varlığını ispat için bir ayet bulamazsınız bunu gereksiz, lüzumsuz sayar, hatta bunu Allah’a karşı işlenmiş bir suç sayar. Yani Allah vardır demeyi ayıp sayar. Onun için Kur’an da böyle bir cümleye rastlayamazsınız. Çünkü Allah’ın yokluğu muhaldir, düşünülemez. Bu manada gerçek ateizm yoktur, mutlak bir ateizimden kimse söz edemez.

Mısırlı biri Fransa’dan yeni gelmiş Mısır’lı üstadlardan birine demiş ki ben Fransa da ateist oldum. Yok ya, demiş. Vallahi de Billahi de ateist oldum. Vallahi ateist olmuş ..!:) buna benziyor. Dolayısıyla mutlak ateizm imkânsızdır. Çünkü bir akıl sebep sonuç ilişkisi içerisinde kodlanmıştır. Bildiği ve bilmediği her şeyi sebep sonuç ilişkisi içerisinde kavrar veya kavrayamaz. Dolayısıyla sebep sonuç ilişkisine kodlanmış olan akıl varlık üzerinden var edeni mutlaka bulur.

Sanat varsa sanatkâr olmaması düşünülemez. Fiil varsa failsiz olamaz, eser varsa müessir mutlaka vardır. Kitap var yazar yok olacak şey mi, elbise var terzi yok olacak şey mi, ayakkabı var ayakkabıcı yok olacak şey mi, yapı var dülger yok olacak şey mi, bina var mühendis yok, veya kalfa yok olacak şey mi. Bu kadar basit şeylerde bile bunu söyleyemiyoruz da nasıl şu kâinat binasının ustasının olmadığını söyleyebiliyoruz. Şu muhteşem kâinat binası ki, gökleri boşlukta, yıldızları boşlukta, galaksileri boşlukta biteviye milyarlarca yıl döndürüp duran bir gücün olmadığını söylemek çıldırmakla eş anlamlıdır.

Dolayısıyla burada Kur’an burada Allah’ın varlığını ispata yeltenmez. Bunu gereksiz bulur. Zaten Allah yok demek kendi içerisinde bir mantık hatasıdır. Çünkü yokun adı olmaz. Bana bir şey söyleyin ki yok olsun, yoksa niye adı var? Allah diyorsunuz yok diyorsunuz. Olur mu öyle şey, bu bir mantık hatasıdır, bu bir totolojidir. Onun için kendi içinde çelişki barındırır.

Ya ne yapar Kur’an hayata Allah’ın müdahil oluşunu ispat eder, Kur’an ın derdi budur. Yani Kur’an Allah hayatınızın içindedir, her an müdahildir, her an aktif ve aktüeldir her an Allah sizinle beraberdir. Sorun Allah ile ilgili değildir sorun sizinle ilgilidir, siz Allah ile beraber misiniz. Allah’ın sizi sevdiğine dair hiçbir problemi yok, siz Allah’ı seviyor musunuz. Allah’ın sizi zikrettiğine dair hiçbir problemi yok, siz Allah’ı zikrediyor musunuz. Allah’ın sizin için hayır dilediğine dair hiçbir problemi yok, hiç tereddüdünüz olmasın. Siz kendiniz için hayır diliyor musunuz. Sorun bu Kur’an sorunu böyle, bu merkezde koyuyor.

Tenzih ve teşbih esma bahsini işlerken temel bahislerden biridir ama çok teorik bir bahistir. Tenzih Allah’ı varlığın tamamen dışında bilmek, her şeyden münezzeh bilmek,her şeyin ötesinde aşkın ve müteal olarak bilme anlamına gelir. Teşbih ise tam tersi Allah’ı içkin varlıklar içinde tarif etmek. Allah’ı yer kaplayan, özgül ağırlığı olan varlıklar içinde tarif etmek veya onlara benzeterek tarif etmeye de teşbih denir.

Peki bir mü’min Allah hakkında dengeli bir tasavvur nasıl olmalı? Ne mutlak teşbih, ne mutlak tenzih. Teşbih ile tenzih arasında bir denge. Zaten mutlaktan bahsediyorum, mutlak tenzih Allah’ın hayata müdahil olmadığı sonucuna götürür insanı. Çünkü her şeyin ötesinde hiçbir şeye karışmaz, hiçbir şekilde ulaşılmaz, hiçbir şekilde tanınamaz, bilinemez. İşte Yahudilikte ki tanrı yahve inancı bu olduğu için Yahvist gelenek tanrının yerine İsrail oğullarını koymuştur, İsrail oğulları tanrı olmuştur.

Çok ilginç, tanrının oğulları, unutmayın ..nahnü ebnaullahi ve ehıbbauHU. (Maide/18) Kur’an da bunu söylüyor. Öyle diyorlar.

Yahve ne demek? Ya hüve demek, ey O olan, adı söylenmezdir Yahudi geleneğinde tanrının.Çünkü adını çok özel insanlar dışında kimse bilmez. Onlardan öğrenmek içinde duygusal bir takım işlemlere ihtiyaç vardır.

Görüyorsunuz değil mi, nasıl kumpas kurulmuş, tezgâh nasıl kurulmuş..! Bize de geçmiş olan ismi Azam kültü oradan geçmiş. Bizde başlamamıştır ama onlardan bize geçmiştir.

Elhamdülillah insanlar bakıyorum, benim gençliğimde hatta çocukluğumda çok yaygındı bu kült. Elhamdülillah insanlar vahiyle iştigal ede ede çok mesafe alınıyor aslında bilmem farkında mısınız. Yani artık elhamdülillah beyan ekolü de, bürhan ekolü de, irfan ekolü de hangi ekol olursa olsun Kur’an ı göz ardı eden bir Müslümanlığı getiremiyorlar. Elhamdülillah buna ne kadar şükretsek azdır, ama daha alınacak çok yol var o da ayrı bir mesele.

Tenzih bu, mutlak aşkınlık, mutlak öte. O zaman hayatın içinde Allah yok, Allah’ı anlayamazsınız, tanıyamazsınız, sevemezsiniz hatta. Çünkü tanıyamazsınız ki sevebilesiniz, sevmek bile suç olur o zaman sen kimsin ki seviyorsun olur. Peki teşbih ne antropomorfizm diyor ecnebiler buna, yani Allah’ı cisimlerden bir şeye benzetmek, teşbih bu benzetme.

Mutlak teşbihte yanlış, o zaman ne oluyor hulül ve ittihat inancı oradan çıkıyor işte. Hulül; Allah bir insana girdi, bedenlendi, haşa. Onun için tarihte mesela Dürziliğin çıkışının sebebi budur. Dürziliğin kurucusu Allah’ın kendisinde bedenlendiğini iddia etmiştir. Nuysayrilik şimdi dengeli bir noktaya doğru geliyor, yani İslami bir noktaya doğru geliyor. Fakat kurucusu Allah’ın kendisinde bedenlendiğini iddia etmişti.

Hallac’ın de böyle bir iddiası var. En el hak derken, tabii o te’vil ediliyor falan ama öyle bir iddiası var. Yani işte ittihat dediğimiz, hulül dediğimiz inançlarda yani, vahdeti vücutta böyle bir koku var. Bunun modern çağlarda ki karşılığı kadıyanilik oldu, hatta Bahailik te öyle. Bahaullah İran da ortaya çıktığında tanrının kendinde bedenlendiğini, önce kitap geldiğini söyledi, ki onların indiğini söyledikleri münzer kitapları var, ondan sonra da tanrının kendinde bedenlendiğini. Kevir çölüne çıkardı bu 16 yaşındayken çöl sıcağının altında 60 derece sıcakta akşama kadar beklerdi demek ki beyni sulanmış. Hakikaten yani şey olsun diye söylemiyorum. Böyle bir şey söylemek için insanın beyninin sulanması lazım.

Aynı, benzer bir şey Ahmed Kadıyani için de oldu ve Pakistan – Hindistan bölgesinde, o zaman Pakistan yoktu tabii. 19. yy. sonu ve 20. yy. başlarında zaten o zaman vefat etti. Ahmed Kadıyani ne yaptı? Önce Mehdi olduğunu ilan etti, mehdiliğini kabul ettirdi fakat o sınırda kalmadı bir ileri sınıra geçti Mesih olduğunu ilan etti. Şam’a inecek deyince demiş ki bizim şehir de tam Şam’a benziyor zaten. Orada da kalmadı peygamber olduğunu ilan etti. Yani durmuyorlar, bir yerde dursalar rüşvet verseniz ama olmuyor yani. Peygamber olduğunu ilan etti ve orada da durmadı. Bu dizimde kirişna, Kirişna aslında tanrıyı, tanrının 1/3 ünü ifade eder Vişnu, şiva, kirişna. Kirişne aslında Nirvanaya eren bir budistin tanrılaşmasıdır. Onun için bir Budist der ki ne olacak siz de tanrı olabilirsiniz der. Konuşun, sohbet edin, ben ettim, yani siz de tanrı olabilirsiniz der.

Yok ya , zannedersin ki çarşıdan 2 kg. üzüm alıyorsunuz. Bu kadar, iş bu kadar sulanıyor yani. Siz de tanrı olabilirsiniz. Yılan oluyor, fare oluyor, maymun oluyor unutmayın. Fil dışkına bakmış, tanrımı görüyorum demiş haşa. İş çığırından çıkarsa nereye geleceğini görüyorsunuz. Bunları huzurunuzda söylemezdim ama iş çığırından çıkarsa nereye geleceğini anlayın diye.

Dolayısıyla bu örneklerde görüldüğü gibi iş sapınca nereye geliyor görüyorsunuz. Teşbih ve tenzih arasında denge nedir? Mutlakları atıyoruz, mutlak teşlbih te yanlış, mutlak tenzih de yanlış. Ama tenzihe delalet ediyor zaten. leyse kemisliHİ şey’. (Şûrâ/11) tenzihtir Kur’anî tenzih. Ama onun karşısında külle yevmin HUve fiy şe’n. (Rahman/29) bir teşbihtir mutlak değil, teşbihtir. Esma teşbihi ifade eder, hüve tenzihi ifade eder. Onun için; Kul HUvAllâhu Ehad. (İhlas/1) Alın bir ayet içinde hem tenzih hem teşbih.

İbham (Mübhem, kapalı bırakmak. Belirsiz olmak. Muayyen olmayan) içinde malûm malûm içinde ibham der Elmalı, ne güzel bir ifade.

Nasıl diyeceğiz? Hüve’ye dönüyor Allah ama aynı zamanda ehad’e de dönüyor. Kul HUvAllâhu Ehad, aslında cümle tamamlandı isim cümlesi. De ki O Allah’tır. Allah kimdir? O’dur. O kimdir? Allah. O – Allah. Allah – O. Allah isim, O, O. Oraya gelince bitiyor, duruyor, hiçbir şey düşünemiyoruz, O. Kim O? Allah diyor. Allah kim? O.

Görüyorsunuz değil mi nasıl teşbih ve tenzih arasında zihni nasıl yenik götürüyor. Bu muhteşem bir şey. İnsan ruhunu iki tarafından geriyor ki harika ses çıksın diye, akordunu veriyor. Dolayısıyla ruha akort veriyor. Bir tarafı teşbihe, bir tarafı tenzihe bağlıyor. Onun için bu noktada zaten sen gidip gelirken gidip gelirken yoruluyorsun AllahuEkber diyorsun. Tamam ya rabbi diyorsun, haddimi biliyorum ya rabbi. İdraki meali bu küçük akla gerekmez, zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez diyorsun. El aczü an derkil idraki idrakun, Vel bahsü an sırrı zatillahi işrakün diyorsun. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer gibi. Allah’ı idrak etmek, O’nu idrak etmekten aciz olduğunu idrak etmektir, bunu itiraf ediyorsun. Yorulmadan olmuyor tabii bu. Gidip gele gele, gidip gele gele aklın yoruluyor ve anlıyorsun ki akılla olmuyor. O zaman anlıyorsun haddini biliyorsun. Zaten Allah’ın büyüklüğünü, haddi hududunun olmadığını bilmekte bu değil mi.

İsteva alel arş; Arşa isteva etti, Allah arşı kapladı. Nasıl anlayacağız. Ama müstevi yok Kur’an da, isim olarak müstevi yok. Fiil olarak isteva alel arş var, Allah’ın istiva ettiği var da müstevi ismi yok. Kimse kalkıpta Allah’a müstevi ismini vermez, veremez. Allah bunu isim olarak edinseydi kendisi edinirdi. Bu fark ayru bir fark Buna her halde vaktimiz yetmeyecek hemen toparlıyorum;

Görür ve işitir, ama koklamaz ve tatmaz farkında mısınız, çok ayrı şeyler bunlar. görür ve işitir, görmesi ve işitmesi hiç garibinize gitmiyor. Eğer kolama ve tatma dedim baktınız hemen garip geldi, yad, yabancı geldi farkında mısınız. Ruh aşina değil, itiyor. Çünkü koklama ve tatma nakısların işi, Tatmak için yemek lazım bilmem anlatabiliyor muyum. Dolayısıyla görmede ve işitmede organ zorunlu değil, ama koklama ve tatmada organ zorunlu. Onun için kullanılmaz. Bakın farkı bu.

Allah hakkında ki her benzetme zorunlu olarak müteşabih olmak zorundadır. Çünkü Allah hakkındadır. Allah hakkında beşer dili hakikati ifadeye yetmez ve unutmayalım Kur’an Allah’ın kelamıdır, ama Arapça insanın anladığı, konuştuğu beşerin konuştuğu bir dildir ve zorunlu olarak müteşabih olmak zorundadır.

Harika bir örneği var. ..ve ma rameyte iz rameyte ve lakinnAllâhe rema. (Enfal/17) Tam olarak tercüme ediyorum; Ve ma rameyte iz rameyte attığın zaman sen atmadın. Ve ma rameyte, atan sen değildin. İz rameyte ki sen attın, attığın zaman atan sen değildin ve lakinnAllâhe rema. Fakat Allah attı.

Biraz önceki gibi Hu vAllaHU, O Allah, Allah- O. Sen mi attın, sen atmadın mı. Ama sen attın diyor İz rameyte. Attığın zaman atan sen değildin, fakat Allah attı. Aman Allah’ım, anladık ya Rabbi tamam Kurban olalım sana, tamam ya rabbi, teslimiz, sen attın ya Rabbi.

Peygamber için söylüyor bunu, attığın zaman sen atmadın. Fakat yerden bir avuç şey almış atmıştı. Aslında o bir semboldü onun için Allah attı. Dolayısıyla bir mü’min tüm başarıların arkasında Allah vardır bunu bilir. Hedefini bulan oka ben attım da vurdum demez. Hedefini bulan her oku Allah isabet ettirmiştir. Hedefini bulmayan oksa ben isabet ettirememişimdir.

İsim ve sıfata geldim ama vakit doldu, siz de doldunuz, bu aslında aşırı bir yükleme, bu kadarını kaldırmaz aslında biliyorum. Ne kadarını döktünüz ne kadarını aldınız onu da bilmiyorum. Tabii kabınızın büyüklüğü oranında. Ama ne olursunuz öğrenmeyi anlık bir süreç olarak bilmeyin. Öğrenmek şu an olup biten bir şey değildir. İnsan zihni muhteşem bir mucizedir. Şu anda alır eşleştirdiği zaman dağarcıktan çıkarır ve karşılaştırır. Hiç farkına varmaz bir zaman bir yere attığını. Onun için bol bol dosyaya atmıştır korkmayın siz, bir gün çıkarır. Anladığınızda öğreneceksiniz, şu anda değil. Rabbim anlamayı nasip etsin.

ve ahıru da’vahüm enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn. dualarının sonu da “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.” diye şükretmek olacaktır. (Yunus/10)

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 28 Mayıs 2015 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: