RSS

ESMA DERSLERİ (6 – 1) GİRİŞ

04 Haz

300

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn, Vessalâtü vesselâmü ‘alâ Resulina Muhammedin ve ‘ala ‘alihi, ve eshabihi ecmaiyn.

Rabbişrah liy sadriy;

Ve yessirliy emriy;

Vahlül ukdeten min lisaniy;

Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec’al liy min ledünke sultanen nasıyra. (İsra/80)

Rabbim girdiğimiz yere sadakatle, güzellikle, doğrulukla girdir, çıktımız yerden sadakatle, güzellikle doğrulukla çıkar. Bize bu sadakati sürekli koruyacak bir aklî, zihnî, kalbî güç ver ya rabbi. Amin, amin.

(Hadislerde esma ül Hüsna)

Değerli kardeşlerim esma derslerimizin birinde daha beraber olmayı lütfetti ondan dolayı hamd ediyorum. Gördüğünüz gibi ben de teknolojilendim. Biraz sakil kaçıyor ama ne yapayım daha fazla direnemedim onun için bağışlayın. Aslında yazının yerini almamalı, yazıda bir keramet görüyorum ben, yani el yazısında. ..ve lâ tehuttuhu Bi yemiynik.. (Ankebut/48) diyorya, sağ elinle yazmış değildin. Gerçi sağ eliyle burada da yazı yazsın, ama o harflerin oraya gelişi ve orada kalışı bana daha bir güven veriyor nedense. Yani elinizle kâğıtlara harflerin yazılışı sanki insanlıkla yaşıt bir mirasın devamı gibi geliyor. Onun için bu sanal ekranlarda harflerin duruşu bana o tatmin hissini vermiyor bir türlü. Onun için belgeler kalmalı yani yazı devam etmeli. Ama tabii bu da ayrı bir imkan, ayrı bir kolaylık oluyor hiç şüphesiz.

Bu ders farklı bir ders esma dersleri içerisinde. Zira esma derslerimiz içerisinde bu dersin konusu aynı zamanda bir hadis nasıl tahlil edilir sualinin de cevabı. Onun için dersimizin büyük bir bölümü teknik olacak. şimdiden zihnen hazırlıklı olmanızı istirham ediyorum Yani bir hadisin tahlili olduğu için teknik kavramlar çok kullanılacak, ıstılahlar kullanılacak, muhtemelen alt yapısı olmayan güzel kardeşlerimiz biraz sıkılabilirler. Ama zaten alt yapının oluşması da böyle olur. Yani bir ilk olacak, ilkler biraz zordur ama daha sonra ilk olmayacak. Onun için lütfen can kulağı ile dinleyelim anladıklarımızı anlayalım, anlamadıklarımızı anlamak üzere zaten zihniniz bir yere depoluyor. Çünkü kulak aşinalığı gerçekleşince 1, 2 , 3 ten sonra bakıyorsunuz anlamaya başlamışsınız. Anlamak ta adeta zihnin sindirmesi manasına geliyor. Onun için bazı şeyleri zihin hemen sindirmiyor.

Bunun için Haydayer’in geviş getirme diye bir ifadesi vardır epistomolojik bir ifade olarak kullanılır, bilgi, bilimsel ifade olarak kullanır bunu. Yani diğer şuursuz kardeşlerimiz yerler otu ondan sonra da geri getirirler onu iyi bir sindirirler. İnsanın da zihni bazen bilgiyi yer fakat sindiremez. Onu daha başka bir zaman geri getirip sindirmesi lazım. Bu bilginin sindirilmesi meselesi apayrı bir mevzu ama bu gibi alt yapısı olmayan kardeşlerimize ağır gelecek olan ıstılahi ağırlıklı derslerin bir zaman sonra kolaylaştığını düşünüyorum çünkü öğrenmek böyle bir şey. Zaten öğrenmek teredüdü zihn alel eşya. Zihnin eşya üzerinde sürekli tereddüt etmesi değil Türkçede ki tık tık tık vurması. Tereddüt budur zaten. Yani bir suyun mermere damlaması gibi zihnin şey üzerinde sürekli vurması, durması orada. Orada dura dura dura zihinde yer ediyor. İşte o bilgi oluyor ilim oluyor daha doğrusu.

Esma ül Hüsna hadislerinin değerlendirilmesi. Dersimizin başlığı bu.

Esma ül Hüsna hadislerinin dedim ama aslında esma ül Hüsna hadisinin demem lazım. Çünkü bize kadar gelen bir çok rivayet olsa da aslında o rivayetin kaynağı tekse o rivayette tek kabul edilir. Onun için hadislerde ki çoğalma böyle izah edilmiştir. Mesela elimizde yaklaşık hadis sayısı bir milyonu aşkındır. Fakat gerçekten efendimiz bir milyonu aşkın söz mü söylemiştir, bunu matematiksel olarak ta vurduğunuzda imkânsızın ötesindedir. Yani efendimizin vazifelerini gecesini ibadetini, uykusunu, nasihatini, savaşlarını, cihadını, namazını, orucunu, ailesi ile olan halvetini çıktığınızda zaten konuşma süresi bellidir, maksimum konuşma süresi bellidir.dolayısıyla bir insan ömür boyu konuşsa o konuşma süresi içerisinde ne kadar söz söyleyebilir. Bu ayrı bir mesele.

Fakat zaten buna böyle yaklaşmaksızın da hadislerin sayısı üzerinde bir şeyler söylenmiş. Muhakkik ulemamız, konunun uzmanları, hadislerin gerçekte Allah resulünden merfu olarak ref edilmiş ResulAllah’a ulaşmış, ondan merfu olarak bize gelen, ona dayanarak bize gelen hadislerin kaç olduğu üzerinde ciddi kafa yormuşlar. Mesela Buhari kendi sahihinde yedi bin küsür mükerrerle birlikte hadis alır. Fakat Buhari bunu 600 bin hadisten seçtiğini söyler. Ahmed Bin Hambel daha acayip bir şey söyler, o 1.000.000 hadisin içinden seçtiğini söyler müsnedinde vs.

Peki nasıl olmuştur bu? Ahmed Bin Hambel’in öyle olması boşuna değil, A. Bin Hambel İmam Şafi’nin öğrencisi. Yani bir nesil sonra öyle aritmetik değil, geometrik bir artışla karşılaşıyoruz ki çoğalıveriyor, çatallanıveriyor. Peki nedir bunlar? Aslında nedir, bir tek asıl ravi var. Bu Ravi İbn. Abbas olsun, bu raviden duyan da dört ravi var. Aslında rivayet ettikleri hadis İb n. Abbastan rivayet edilen hadis. Allah resulünden duyan o. Eğer gerçekten öyle ise. Bu dört raviden her birinden duyan 10 ar ravi var. Şimdi bu hadis etti mi 40. 40 ın üzerine dört daha ekleyin 44, bir de ibn. Abbas’ı ekleyin 45. yani 45 hadis olarak kaynaklara girmiş fakat aslın da bu bir hadis. Hatta bir sonra ki kuşağı da katabiliriz, o zaman bunun muhtemelen 100 ile 400 arasına çıkması da mümkündür.

İşte böyle, onun için hadislerin aslını Allah resulüne merfuan dayanan hadislerin aslını araştıran alimlerimiz 4.500 rakamını ortalama olarak verirler. Ki, çok makuldür. Ben Allah’u alem bunu 6.000 rakamını yuvarlıyorum, zihnimden tabii. Bunun adeta Kur’an ın ayet sayısıyla bir tetavuku olabilir diye düşünüyorum. Hakikaten bu mümkündür ama işte bu kadar.

Burada bir örneği ile karşı karşıyayız Esma ül Hüsna hadisi Bu hadisin tüm varyantları gelip bir kişide toplanıyor; Ebu Hüreyre Ra. Ebu Hüreyre biliyorsunuz Hayber’in fethinden hemen sonra veya hemen önce geldi ve Müslüman oldu. Allah Resulü ile beraber 3 yılını geçirdi müksirundandır. Yanlış kullanmayayım. Yani çok hadis rivayet edenlerdendir. Ondan bize kadar gelen hadis sayısı diğer sahabi efendilerimizin tümünden gelen hadis sayısından daha fazla. Nedendir suali etrafında çok kafa yorulmuş, çok şeyler söylenmiş, hatta eleştirel yaklaşanlar da olmuş, aleyhte şeyler de söylenmiş.

Hiç Şüphesiz ki Ebu Hüreyrenin buna verdiği cevap, ki kendi yaşarken aslında bu ithamlar ve eleştiriler yöneltilmiş daha hayattayken. Kendisi; Sizler bağ bahçe ile meşgulken, işinizle gücünüzle meşgulken ben Allah resulü ile beraberdim demiş. Yani cevabını böyle vermiş. Tabii bu cevabında kurtarmadığı kadar bir sayı varsa önümüzde birazda başka Saiklere bağlıyoruz bunu.

Nedir o Saikler? Hiç şüphesiz ki uydurma mekanizması çalışırken bu mekanizmayı çalıştıranlar kimin adına uyduracaklardı? En çok hadis rivayet edenler adına uydurmak daha makuldü. Onun için de en çok rivayet edenler adına senet dizdiler, herhalde bunun sorumlusu bu sahabeler addedilemez, bu haksızlık olur. Ama onlar adına uydurulmaları da belki onların bu konuda biraz ince eleyip sık dokumayan tavırlarına belki küçük verilmiş uyarı cezası gibi de algılanmalı. Mesela İmam Malik diyor ki Ömer içinde sünnet olmayan hadislerin rivayetine karşı çıkardı. Çok ilginç bir açıklama bu. İçinde sünnet olmayan hadislerin rivayeti.

Her hadis sünnet değildir bunu öğrenmiş oluyoruz. Bazı hadislerin içinde sünnet vardır. Sünnet nedir? Hayata ilişkin olan, orijinal olan, dinde konulmuş olan, daimi olandır. Yani sünnetin tarifi içinde bu unsurlar olmazsa olmazdır. Hayata ilişkin olacak, davranışa ilişkin olacak, çünkü davranışla alakalıdır sünnet daimi olacak, orijinal olacak, dinde konulmuş olacak. Mesela fıtratın sünnetleri vardır . İşte aslında sakalımız bir fıtrat sünnetidir. Bu insanlıkla yaşıttır. Ama bahusus efendimizin koyduğu sünnetler vardır. Efendimizin koymayıp ta insanlık sünnetine efendimizin ayrıca sahip çıktığı sünnetler vardır. Nikah efendimizle mi başladı? Değil, nikah insanlık tarihiyle sözleşme. Fakat efendimiz o benim sünnetimdir diyor. Nedir? Ben bu insanlık sünnetine bizzat sahip çıkıyorum manasına kullanılır.

Yine beş şey veya yedi şey, veya on şey. İşte vücutta bazı temizlik noktalarını kastederek, işte tırnak kesmeydi de buna dahil ederek efendimizden nakledilen o meşhur rivayet. Bu nedir? Hz. İbrahim’e atfediyor bunu. İbrahim’in sünnetini efendimiz de sürdürdüğünü söylüyor mesela burada.

Ama bakıyorsunuz bambaşka bir alanda bambaşka bir sünnet koyuyor. O nedir? İşte itikaf sünneti efendimizin koyduğu bir sünnet olup çıkıyor. O sünneti vazıbe, yani vazgeçmediği sünnet. İşte haza sünnet dediğimiz bir hadise orda çıkıyor. Bunun gibi yani birer örnek verdim anlaşılması için.

Hz. Ebu Bekir’ den 20 civarında hadis nakledilir. Oysa Hz. Ebu Bekir efendimizle neredeyse 23 yıllık vahiy sürecini beraber geçirmiş olan bir sahabe. Bu ümmetin emini kabul edilen Ebu Ubeyde; Ondan 17 hadis nakledilir. Yani efendimizin yanında bir ömür geçirmiş olan sahabeler bu konuda daha titiz. Demek ki sahabenin yaklaşımları da farklı farklı bu konuda. Demek ki kendilerini farklı konumlarda görevlendirmişler, farklı alanlarda ihtisas kazanmışlar demek daha yerinde olur. Yanlış anlaşılacak bir şey söylememek için kelimeleri seçmeye çalışmışlar.

Bu hadis Ebu Hüreyre dışında Selman-ı Farisî, Abdullah Bin Abbas, Abdullah bin Ömer ve Hz. Ali’den de farklı şekillerde rivayet edilmiş. Fakat bunların hepsi zayıf kabul edilmiştir. Hiç biri sahih derecesine ulaşmamıştır. Dolayısıyla belki bazı hadis alimlerinin zayıflar birden fazla olursa birbirin i teyit eder, birbirini pekiştirir kuralı gereğince bunu pekiştiren bir şey gibi görülebilirse de ben bu kuralın çok ta sıhhatli bir kural olmadığı kanaatindeyim usulde.

Ebu Hüreyre rivayetinin en sahih versiyonu ise Buhari ve Müslüm’ün naklettiği sahihlerinde yine İbn. Hibban, yani et-Tekasim ve’l-Enva sık sık zikrederim İbn. Hibban’ın sahihidir. Tıpkı Buhari ve Müslüm gibi bir sahih de İbn Hibban yazmıştır. İbn. Huzeyme, yine sahih sahibidir. Hatta onlardan öncedir. Tirmizi, İbn. Mace, İbn. Hambel gibi bir çok hadis musannibin in mecmualarında da yer almıştır bu hadis.

Hadisi okuyalım; İnne lillahi tis’un ve tis’ıyne isme. Şüphe yok ki veya elbette, veya çünkü. Yani çünkü diye çevirdiğimizde karşıdan biri bir şey sormuş onu anlarız. Allah’ın 99 adı vardır. Fe men ahsaha fekad dehalel cenne kim bunları ihsa ederse o cennete girdi bilsin, cennete girmiş bilsin. Buhari ve Müslüm deki versiyonunu naklettim.

Rivayetin varlığının içi üzerine birkaç cümle söylem ek istiyorum. Muhataplardan bazıları bu isimlerin sayısı üzerinde yoğunlaşmış olmalı ki, Allah resul zımnen asıl üzerinde durulması gereken alanın sayılar değil bu olduğunu, yani Allah’ın esması olduğunu i,ma etmiş olsa gerektir. Yani bu cümleyi niye kurdum? Allah resulü hadisleri öyle durup dururken, sebepsiz, gerekçesiz, kafama esti diye söylemiyor. Siz nasıl konuşuyorsanız Allah resulü de öyle konuşuyor. Yani hayatın içinde bu sözü söylemesinin bir yeri var. Sanki b u söz işte boşluğa yazılmış gibi geliyor bize. Zaten hadis rivayetinde ki zaaf bu, yani boşluğun içinden geliyor gibi.

Yok böyle bir şey, bunun bağlamı nedir, onun için nasıl ki ayetler de sebebi nüzül varsa, hadislerde sebebi vürûd var. Sebebi vürûd ilmiyedendir bu konuda yazılmış eserler de var çok olmasa da. Sebebi vürûd nedir; Bu hadisi ResulAllah’ın söyleme sebebi. Hangi bağlamda, ne yaparken, hangi durumda, hangi zaman ve zeminde söyledi bu mühim, bunu bilmediğimiz zaman, yani bir ibarenin, bir ifadenin bağlamını bilmediğimiz zaman ayaklarının bastığı yeri bilmiyoruz. Ayaklarının bastığımız o yeri bilmediğimiz zaman da onu anlayamıyoruz. Çünkü boşlukta kalıyor. İnsan zihni mutlaka bir sözü bağlantılarıyla kavrıyor. Bir eşyayı da öyle değil mi. Fon düşünün, aslında göz resme bakar fakat mutlaka bir fon içinde olur resim. Fonu fark etmez gibi durur, fonun içinde olduğu için fark etmez gibi durur. Aslında fon olmasa o resmi görmez. Onun için zihin her şeyi fon içinde algılar. Bir bağlantı noktasıdır ve fonun üstünde duruyor. Bağlantı noktası olmaksızın zihin algılayamaz, anlayamaz. Onun için sebebi nüzul fondur, sebebi, vürûd fondur. Perdedir. Eğer bir görüntü yansıtacaksanız önce bir perdenizin olması lazım. Perde yoksa görüntü yoktur. Onun için o perdedir, perde asıldır aslında orada. Onun için sebepler önemlidir zaten sebebi nüzül, sebebi vürûd değişiyor ama sebep değişmiyor. Aslında onu doğuran şey, sebepler olmadan gayeler anlaşılamıyor ve her şey bir sebebe mebni oluyor. Hele insan konuşurken boşuna, durduğu yerde konuşmuyor, hele bu peygamberse öyle kafama esti söyledim değil tabii ki, mutlaka bunların söylendiği bir fon var.

Peki efendimiz böyle bir şeyi neden söylemiş olabilir? Bir kere fakir efendimizin hadislerinin mutlaka ve mutlaka kur’anî bir aslı olduğuna inanıyorum. İnşaAllah bu konuda ömrüm olur nefesim yeterse size bir 40 hadis sözü veriyorum. Ama bu 40 hadis piyasadakiler gibi değil. Kur’an da her biri bir ayeti tefsir eden bir hadis. Nasıl efendimizin hadisleri Kur’an ın beyanıdır.

Bu tarif bana ait değildir, alıntı ahlakı gereği tarifin sahibini rahmetle analım Şatıbî ye aittir. İnnemes sünne hahiye beyanün lil vahy. sünet vahyin beyanıdır bu kadar net. Çünkü; ..litübeyyine linNasi ma nüzzile ileyhim. (Nahl/44) kendilerine indirilmiş olanı insanlara açıklaman için diye efendimizin bu beyan misyonu Kur’an tarafından veriliyor zaten. Onun için biz bilsek de bilmesek de Allah resulünün hadislerinin mutlaka kaynağı Kur’an dır. Mesela Allah resulü; 3 kişiye kalem işlemez, 3 kişiden kalem kaldırılır. İşte, uyanıncaya kadar uykudan, akil baliğ oluncaya kadar çocuktan, ifakat buluncaya kadar deliden, mealen söyleyeyim,

İyi de bunu peygamberimiz asla Kur’an da bir kökü olmadan söylemez. Çünkü bunu söylemek çok büyük bir söz. Kalem kaldırılır diyor. Kalemin kaldırılması meleklerinin yazmayı durdurmasıdır, bu gayba giren bir hadisedir, mutlaka Kur’an da karşılığı var. Dolayısıyla burada kalu belağ diye bildiğimiz ve Kur’an da karşılığı olan ayeti kerime var ya, Adem oğullarının bellerinden nesilleri, sulbleri alındığında. Yani onlara sorulacak ben sizin rabbiniz değil miyim. Elestü BiRabbiküm. Kalu bela şehidna (A’raf/172) diyecekler ki evet sen bizim rabbimizsin biz de buna şahit olduk diyecekler. Bu ayetin içindedir işte.

Adem oğullarının bellerinden zürriyetleri alındığında ben sizin rabbiniz değil miyim diye soracak Allah. Bellerinden zürriyetlerinin alınması ne demektir. Yani o kadar çok yorum yapılmış ki bunun için Eşali ile Maturidî bile birbirinin zıddı şeyler söylemişler. Mesela demişler ki ruhlar aleminde soruldu. Bir tanesi demiş ki yok ana rahmine düştüğünde. Bir başkası demiş ki; yok ana rahmine düştüğünde değil, ana rahminde ruh üflendiğinde. Yani bir sürü kavil var.

Peki bundan ne anlayacağız? Bellerinden zürriyetleri alındığında; akıl baliğ olduğunda. Çünkü insanın artık doğurganlık kazandığında, zaten seçim de o anda yapılır. Burada efendimizin aslında akıl baliğ oluncaya kadar çocuktan kalem kaldırılır sözü ile irtibatını kurduğumuzda nasıl da örtüşüyor öyle değil mi. O zaman anlıyoruz ki efendimiz aslında Kur’an ı beyan ediyor.

Bu gibi haberlerin in arkasında hangi ayet yatıyor diye araştırılmalı, yepyeni bir hadis usulü bu aslında. Bu fakirin teklif ettiği yeni hadis usulü bu olmalı, temeli vahiy olmalı ve bu hadis hangi ayetin tefsiridir denmeli ve tek tek Kur’an ın tüm ayetleri hadisler açısından hangi hadisin kaynağıdır gibi. Bu güne kadar böyle bir teşebbüs olmuş mu ben hiç duymadım, görmedim. Böyle bir öneri olmuş mu duymadım ve görmedim. Ama bu yapılmalı mutlaka. İnşaAllah aranızda nice güzel kardeşlerim vardır ki geleceğin alimleri onları bekliyor bunlar. Yani bir Kur’an talebesinin, talebesine başka ne vasiyeti olur. İnşallah benim de talebelerime vasiyetim bunlardır. Bunları yaparsınız dünya ve ahirette, eğer varsa borcunuzun olduğunu düşünüyorsanız ödemiş olursunuz inşaAllah. Kur’an talebelerine söylüyorum bunu.

Evet değerli kardeşlerim bu da kendi içinde durup dururken söylenmemiş, bir bahanesi olmalı bu bahane kesinlikle Kur’an dır. Kur’an ın esma ül hünsaya verdiği önemi gören efendimiz ve sahabe esma ül Hüsna kon usunda bize düşen nedir sualini sormuş olmalı, olmamaz mı, olmamalı mı, mümkün mi bu. Kur’an 4 yerinde ve lillahil esma ül Hüsna türü kalıplar kullanacak ve bir pasaj yok ki içinde Allah’ın esmasından biri geçmeyecek, döndürüp döndürüp Allah’ın esmasına atıflar yapılacak, hatta binlerce kez olacak hilafsız.

Peki bunu peygamberimizin ilk inşa edilen bir şahsiyet olarak merak etmemiş olduğunu düşünebilir misiniz. Bana düşen nedir ya rabbi. Çünkü vahyin ilk muhatabının ve ilk muhataplarının vahiy karşısında ki ciddiyetlerini biz biliyoruz. Vahyin tüm söyledikleri karşısında çivi kesiliyorlar sümmen ve ümyana kesilmiyorlar, kör ve sağır durmuyorlar. Böyle; lebbeyk ya rabbi diyorlar, kıyama duruyorlar, burada bana ne emrediyorsun ya rabbi diyorlar. Vahyin karşısında çok ciddiler. Yoksa efendimizin o bir ömürlük canhıraş koşuşturmasının arkasında başka bir saik olabilir mi? Servet mi, şöhret mi, yöneticilik mi, makam mı, mansık mı nedir Allah aşkına efendimizi uyutmayan. Gecesi yok, gündüzü yok, özeli yok, gizlisi yok hepsi açıkta.

Ne demek bu? Dünyanın en munis, en nazlı, en ahlaklı, en edepli, kimseye hiçbir şey yapmayan, yani kimseyi rahatsız etmeyen, incitmeyen, amiyane tabirle kimsenin tavuğuna kış dememiş olan efendimizi, dünyanın en büyük inkılabını, iman hamlesini gerçekleştiren ve insanlık tarihine adını yazdıran bir mücadele insanına dönüştüren neydi.

Medine de ki 10 yılının hesabını yapıyorlar, 40 gününe bir sefer düşüyor. 53 – 63 yaş arası. Bizde çoğu emeklilik günlerini geçiriyorlar, ne diyorsunuz, neydi bu dert, nasıl izah edilir, nasıl anlatılır. Onun için Kur’an, vahiy. Başka izahı yok. Vahyin emirlerini, nehiylerini hayatına tatbik etme aşkı ve arzusu başka bir şey değil. Ve tabii örneklik müessesesi, rabbimiz örnek olarak alemlere rahmetsin demiş. Demiş ama alemleri de sırtına vermiş. Alemleri taşı ki rahmet olasın. Kimi sırtınıza aldınızsa ona rahmet olursunuz. Aslında yükünüz kadar rahmetsiniz. Sorumluluğunuz kadar hakkınız var. Rahmet olmak bir haksa onun karşılığında da bir sorumluluk var.

Rabbim inşaAllah bizi de o alemler için de küçük küçük bazı alemlere rahmet kılsın. Çünkü biz onun ümmetiyiz. O bize sadece risaleti miras bırakmadı, risalet üzerinden rahmeti de miras bıraktı. Ama hiç birimiz alemlere rahmet değiliz. Alemlere zahmet olmayalım önce gayemiz bu olsun, ondan sonra o alemler içinde rahmet olabileceğimiz küçük alanlar, adalar açalım inşaAllah. ResulAllah’ın sünnetini sürdürmek böyle bir şey olsa gerek.

İnne edatıyla başlaması ya bir suale cevap olarak gelmesi, ya bir inkâra ispat olarak gelmesidir. Çünkü inne edatı ya suale cevap sadedinde talim içindir, çünkü gerekçe içindir, ya da bir inkâra ispat için te’kit içindir. Onun için bu ne olabilir? Orada bir merak olabilir muhataplarda. Yani bu konuda bizim vazifemiz var mı, biz Allah’ın esmasını nasıl biliriz, nereden biliriz, veya bu konuda Allah resulünün bize söyleyeceği bir şeyler var mı gibi bir merak olsa gerek ki bu meraka cevap olmuş.

Hadiste geçen 99 rakamı nedir? Mecaz mıdır, hakikat midir. İbn. Hazm 99 rakamının hakikat olduğunu söylemiş kendisinden beklediğimiz gibi. Çünkü İbn. Hazm zahiridir. Zahiri mezhebinin 1. kurucusu Davud-ü Zahiri, 2. kurucusu adeta kurucusundan daha şöhretli imamı İbn. Hazm en Endelûsi dir. Endülüs’ün büyük alimi İbn. Hazm dır. Hicri 4. yy. da yaşamıştır Endülüste, Endülüste güneş batarken babası sarayda vezirdi, orada doğmuştur, 9 yaşına kadar sarayda büyümüştür, 14 veya 16 yaşında iken Endülüs güneşi batmıştır. Yani Endülüs yıkılmamıştır. Endülüs’te ki o 3. Abdurrahman döneminin o büyük parlak şeyhi gitmiş artık tavaif ül mülk dediğimiz krallıklar beylikler dönemi başlamıştır Endülüs’te ki çöküş. Zirveyi yaşamıştır İbn. Hazm, zirveyi görmüştür. O zirveyi gördüğü için de Endülüs’te ki o kırılma noktasından sonra adeta içi de kırılmıştır ve hırçın biri olmuştur. Onun için derler ki haccac’ın kılıcından, İbn. Hazm’in dilinden korunun, öyle derler. Hakikaten dili çok keskindir. Allah seni kaleden düşürsün de İbn. Hazm’ın diline düşürmesin derlermiş. İbn. Hazm’ın diline düştü mü adam kurtulamazmış.

Ama bu ne tecessüs, bu ne engin bir ilim deryası. Onun ilmi hayatını, onun monografisini, eserler listesini ve sürecini incelediğinizde bir hayata bu kadar eser nasıl sığar diyorsunuz. Üstelik hayatında sürgünler var, gönüllü sürgünler var. Mesela sürgünde ölmüştür, küsmüştür çekmiş gitmiştir şehir dışında ölmüştür. Ama bu hayata bu kadar çeşit nasıl sığar. Matematikten gök bilime, oradan hendeseye, oradan el he’ye kozmoloji ilmine, oradan tefsire, oradan fıkıh usulüne, Al-ihkam fi usul al-ahkam; Usül tarihinde acaba böyle bir usül yazılmış mıdır. İbn Hazm olmasaydı bana göre Şatıbi olmazdı.

Onun için Al İhkâm fi usul al-ahkâm’ı şöyle açanlar, hakikaten biz en modern bilimsel bir eserde ilk aradığımız şey kavramların tarifidir. Önce müellif bilimsel bir eser yazıyorsa kavramda neyi kastediyor onu, İbn. Hazm’ın El İhkam’ını açıyorsunuz dev kitapta kullandığı kavramların hepsini önce bir tarif etmiş. Ondan sonra yazmaya girişmiş. Yani diyorsunuz ki, bu ne disiplin, bu ne sistematik bir yaklaşım.

el-Fasl fi’l-Milel ve’l-Ehva ve’n-Nihal isimli 5 ciltlik bir eseri var dinler tarihi konusunda Benzeri bir daha yazılmamıştır bana göre. Neden? Bunun bir cildi Tevrat’ı inceler. Hangi Tevrat’ı? Dünyada ki 4 nüsha Tevrat’ı ve Edison kritik yapar, nüshaları önüne serer sayfa sayfa karşılaştırır. Şura şuna uymuyor, şura şuna uymuyor. Şu Kelime şu nüshada şöyle bu nüshada böyle. 4 nüshanın bir tanesini bulamaz diğer üçünü bulur bu üçüne kritik yapar Tevrat nüshaları şu anda aklıma gelmedi fakat böyle bir hizmeti Yahudi alimleri yapamamış İbn. Hazm yapmıştır. Yani bizim böyle değerlerimiz var onu söylemek istiyorum. Güvercin gerdanlığın ı okumayanınız var mı bilmiyorum Tavku-l Hamame.

Dünyada ilk roman işte derler ki Jules Verne’ye ait, yok değil. veya La Divina Commedia, Dante’nin ilahi komedyası derler. Değil, dünyada eğer ilk roman ise Tavku-l Hamame dir, güvercin gerdanlığıdır. Aşk üzerine yazılmış dünya tarihinde ki en güzel kitaplarından biridir. Biz kendi değerlerimize sahip çıkmayınca görüyorsunuz başkaları gidiyor, çalıyor alıyor ondan ve bize satıyor. Biz de çalıp intihal yapıp, adını dahi yazmayıp bize satanlardan alıyoruz onlara hayran oluyoruz. Çünkü kendimizi bilmiyoruz. Onun için Güvercin gerdanlığı diye tercüme edildi, tavsiye ederim.

İbn. Hazm; 99 rakamı sayısaldır diyor yani b unu hakiki olarak alıyor. Ondan başka bunu söyleyen kimse yok. diğerlerinin hepsi hayır bu rakam hakiki değil mecazidir diyorlar. Eğer bu rakam hakiki olsaydı ResulAllah’ın rakam vererek beyan ettiği 99 ismi saymış olması lazımdı fakat isimleri saymıyor, isimler yok. B u Ebu Hüreyre hadisini veriyoruz ya bu hadisin Müslüm, Buhari ve diğerlerinde ki varyantında isim listesi yok, sadece hadis bu kadar. Eğer 99 isimlik liste hakiki olsaydı bunu söylerdi. Ama bu duvarlarımızı süsleyen esma ül hüsna da isimler var, bunlar nereden?

İki hadis var bunlardan biri İbn. Mace,ve Tirmizi hadisleri. İşte bu ikisinde ki listeler bizde duvarlarımızı süslüyor. Özellikle Anadolu da yaygın olan liste Tirmizi listesi, İbn. Mace listesi de Mısır taraflarında Kuzey Afrika da yaygın olmuş. Genelde o listeler. O listelerin de tahkikine geçeceğim birazdan inşaAllah.

Buhari ve Müslüm başta olmak üzere bu rivayeti nakleden bir çok hadis musannifi rivayetinde 99 isimlik liste yer almaz. Rivayetin tümü demin naklettiğim gibi, yani Allah’ın 99 ismi vardır, bunları kim ihsa ederse cennete girdi bilsin. Hadisi sahihlerde yer alan ve isim listesi taşımayan bu kısmı da birbirine zıt değerlendirmelere konu olmuştur.

İlginç, isim listesiz olan Buhari ve Müslüm’in naklettiği bu hadis te otoriteler tarafından farklı değerlendirilmiş. Mesela İbn. Atıyye el Muharraru-l Veciz diye bir tefsirin sahibidir, yine Endülüs’lüdür, listeli versiyonların dışında bu hadisi mütevatir olarak kabul eder. İbn. Hacer ise ki kendisi hadisçidir buna itiraz eder ve en çok meşhur derecesine ulaşabilir der. Mütevatir meşhurun üstüdür.

Buna karşı Razi den nakledilenden öğreniyoru ki Ebu Zeyd el Belhi gibi alimler böylesine önemli bir konuda kesin sayı veren hadisin güvenilir bir isim listesi barındırmamasını gerekçe göstererek hadisin bu meşhur kısmına da güvenilemeyeceğini söylerler.

Bu itiraz neden yönelik oluyor? Buhari ve Müslüm’e yönelik oluyor. Yani Ebu Zeyd el Belhi gibi bazı alimler, tek değil bu konuda. Bu insanları kalkıpta; sen kim oluyorsun da Buhari’nin sahih dediği hadise laf ediyorsun, Müslüm’ün sahih dediği hadise laf ediyorsun dememişler. Yani herkes birbirine saygılı davranmış.

Razi hadiste ki bu belirsizliği Barara/238 de ki orta namazı gibi muhatabı gayrete getiren bilinçli bir mübhenlik olay görüyor. Yani hani Bakara/238. ayetinde orta namazına dikkat edin diyor ya, Hafizû ales Salevati ves Salâtil Vüsta.. (Bakara/238) yani orada ki orta namazı nedir.

Birçok şey söylemişler, sabah namazıdır diyenler var öğle namazıdır diyenler var, ikindi namazıdır diyenler var, hatta yatsı namazıdır diyenler var. Yatsı nasıl orta oluyorsa..! Sabah namazı işte günün ortasıdır gecenin bittiği gündüzün başladığı onu anladık. Öğle namazı günün ortasıdır, ikindi namazı 5 vaktin ortasıdır, zaten en güçlü rivayet o, Hz. Aişe’den de gelmiş. Fakat Razi’nin de katıldığı benimde çok hoşuma giden orta namazı en zorunuza giden ve en çok kaçırma tehlikesi olan namaz hangisi ise o namazdır. Ona dikkat edin. Çok güzel değil mi, orta namazı o. Özellikle ona dikkat edin. Yani adeta namazların içinde en önemli namaz sizin kaçırmaya en yakın ve yatkın olduğunuz namaz. Ne kadar güzel değil mi.

İşte burada da efendimiz buna dikkat çekmiştir bunun gibi yani Allah’ın esmasına dikkat çekmiştir, aman Allah’ın esmasına dikkat edin, burada 99 kinayedir diyorlar tabii. Esasen hadisin listesiz ve listeli olmak üzere iki ayrı versiyonla nakledilmesi hadisi Ebu Hüreyre ‘den nakleden iki ayrı kaynağa varıp dayanmaktadır bu da önemli Bu 1- Abdurrahman el Areç 2- İbn. Sirin Zaten El Arec kanalıyla gelen rivayette 99 luk liste yer almıyor,İbn. Sirin rivayetinde liste yer alıyor.

Şimdi burada çok ilginç, aynı şahıstan duyuyorlar, Kimden? Ebu Hüreyre den. Ebu Hüreyreden iki kişi rivayet ediyor, iki kişi, çatallanıyor orada Biri El Arec, biri İbn. Sirin. El Arec aynı şahıstan naklediyor 99 luk liste yok. Onu Buhari, Müslüm ve diğer sahih sahipleri alıyor. İbn Sirin aynı şahıstan naklediyor 99 luk bir liste çıkıyor ortaya. Onu Buhari güvenilir bulmuyor, Müslüm güvenli bulmuyor, Hakim güvenli bulmuyor Müstedrek sahibi, İbn. Hibban güvenli bulmuyor diğerleri güvenli bulmuyor, sadece iki muhaddis güvenilir buluyor Tirmizi ve İbn. Mace onlar da onu alıyor.

Burada bir problem var, bu 99 luk liste nereden çıktı. Eğer El Arec le İn. Sirin aynı şahıstan duydularsa ki öyle Ebu Hüreyre bunu söyledi mi, söylemedi mi. Söylemediyse acaba bir yerde saydı da bir yerde saymadı mı. Saymadığı yerde El Areç vardı, saydığı yerde İbn. Sirin vardı mı? Bu böyle de değil çünkü bu ikisi aynı yerde Medine de yaşamış, Medine de talebesi olmuş insanlar.

İşin hakikatini araştırmak alimlere düşüyor, görüyorsunuz mesele Allah resulü buyurdu ki, Tirmizi de geçiyor diye bitmiyor. Bu da neyi gösteriyor hadis ilmi dediğimiz ilme verilen emeği gösteriyor. Ne büyük bir miras ortaya konmuş, ne muhteşem bir bilgi ortaya konmuş. Bize aslında bilginin sıhhatin in önemi gösteriliyor burada farkında mısınız, altını çizmem gereken şey bu. Öğrendiğiniz şeyin doğru olduğuna dikkat edin, bilgi tek başına işe yaramaz doğru bilgi olmadıkça.

Onun için şeytanın bilgisiyle Adem’in bilgisi arasında ki fark işte bu. Bakınız doğru bilgi bizi aslında hadis rivayet tekniğinde kullanılan bütün bu yöntemler doğru bilginin önemine dikkatimizi çekiyor. Koca koca adamlar ömürlerini bu bir cümle neredendir, aslı nedir, faslı nedir, doğrumudur, bu buna katma mıdır, karışmamıdır, katmışsa kim katmıştır bunun arkasında geçirmişler.

İbn Teymiye bu rivayetin zayıf olduğunu ifade ederek şunları söyler; Hadis ehli onun ResulAllah’ın sözü olmadığını bilir. İsim listesi veren Ebu Hüreyre’den rivayet edilen bu iki hadisten başka bir hadis bulunmamaktadır. İbn. Teymiye hadis konusunda mütedahhir bir alim, yani özü itibarıyla İbn. Teymiye dört dörtlük bir hadis alimi, Onun hadis hakkında söylediği, getirdiği kritikler gerçekten de tutarlı olur genellikle. Onun için şimdi bile El Bânî gibi modern hadis alimleri hep ona dayanırlar. Niye? Bu damarın büyük üstatlarından biri o dur da onun için. O diyor ki liste veren hadislerin hiç biri sahih değildir, bu iki hadisten başka da gelen bir kaynak bulunmamaktadır diyor.

İbn. Teymiye’nin kastettiği 2. hadis ise Tirmizi’nin rivayet ettiği listeli versiyondur bu liste başta Mısır olmak üzere Kuzey Afrika da, İbn. Mace’nin bu coğrafyada yaygınlık kazanmıştır. Aynı isim bu rivayeti de şöyle değerlendiriyor yine İbn. Teymiye den. Allah’ın isimlerini sıralayan bu hadis, hadis ilmini iyi bilenlerin katında ResulAllah’ın sözünden sayılmaz. Görüyorsunuz, ama bu cümleyi kurmak için adamın baya ekmek yemesi lazım.

Bu isimleri Velid Bin Müslim, şeyhlerinden birinden nakletmiştir. Bu yüzden Tirmizi dışında hiç kimse bu listeye iltifat etmemiştir. Ondan başkaları ise isimleri farklı rivayet etmişlerdir. Evet, farklı isimler Yani Allah’ın esmasını farklı farklı. İsimlerin tertibinden rivayetin ResulAllah’a ait olmadığı anlaşılmaktadır Teymiye’nin görüşü. Sasani, yine Hadis çi (?) mevzuatında ki Mevzuat sahihlerinden biridir Şâzân’i, yani uydurma hadisleri toplayan bir kitabı vardır. Acluni nasıl bu konuda uzmansa Şâzânî de uzman, hatta ondan daha büyük ve evvel ki bir uzman. Tirmizi’nin naklettiği listeli versiyonuna ondan başka kimsenin iltifat etmediğini ifade eder.

İbn. Kesir tefsirinde İlaveli rivayetin müdreç olduğunu, Müdreç ne demektir dostlar? peygamberimizin sözünün arkasına peygamberimizden başkalarının ilave yaptığı hadislere müdreç diyoruz. O yapılan ilaveye de idraç diyoruz. Yani kuyruk eklemiş, aslında efendimiz söylememiş, efendimiz bir cümle söylemiş, onun arkasına bir başkası bir cümle daha eklemiş.

Hadis ulemamız bu cümlenin bu hadisin devamı mı değil mi suali etrafın da ömür tüketmiş Bu da emeğe saygı gereği dile getirilmesi gereken bir şey.

Hadis ilminin otoritelerinden oluşan büyük bir topluluğun bu isimlerin sonradan rivayetlere eklendiği hükmüne vardıklarını kaydeder. İbn. Hacer ben dememiş miydim size esneteceğim diye, on un için lütfen sıkılmayın bu ders böyle. Ne yapalım, isterseniz kapatayım sizi heyecanlandıracak şeyler söyleyeyim. Ama inanın çok yararlı, yani bir model görüyoruz. Bir hadis üzerinden hadislere nasıl yaklaşılmalı sualinin cevabını görüyoruz.

İbn. Hacer Hadisin 99 ilaveli versiyonunun ResulAllah’tan geldiğinin sabit olmadığını söyleyen alimlerin isimlerini bir bir listeler, kendisi de bir hadisçidir İbn. Hacer el Askalani. Askalani biliyorsunuz aşkelon diyorlar ya İsrail’in işgali altında Filistinli İbn. Hacer. İşte o aşkelon, Askalandır aslında.

İbn. Kesir Allah’ın isimlerin in 99 la sınırlandırıla mayacağını, İbn. Hambel’in İbn. Mes’ud dan naklettiği bir hadisle delillendirir. Nedir o? Şu bir gerçektir ki bir çok hadiste 99 rakamı mecaz olarak kullanılmıştır. Mesela İsrail oğullarından bir katilin tevbeye yönelişinin onun affına vesile olduğunun anlatıldığı hadiste Tevbeye azmeden kişi 99 kişinin katili imiş, 100 cü kişiyi öldürmek için gidiyormuş, yolda ölmüş hadiste. Melekler sormuşlar Ya rabbi ne yapalım? Ölçün demiş öldüreceği adama kaç adım, evden attığı adım kaç adım. Eğer eve yakın adımlar varsa affedecek..:) Tabii bu aslında rabbimizin affının büyüklüğünü göstermek için söylenmiş bir şey. Orada 99 rakamı bu adamın 99 kişi öldürdüğüne delalet etmez diyor. yani bir sürü adam öldürmüş, bir sürü insanın katiliymiş demenin bir başka yolu Arap dilinde.

Yine Lâ havle ve Lâ kuvvete illâ billâh 99 derde devadır. Şimdi 99 derde devadır derken siyatik, lumbago, karın ağrısı, baş ağrısı yok tabii. Burada ki 99 nedir? Kesretten kinaye derler buna bir sürü derde devadır manasına gelir. Demek ki Arap dilinde böyle bir kinaye kullanılıyor. Rakamlarla kinaye zaten her dilde var.

Tirmizi gibi hadisin isim listesi veren versiyonlarını sahih kabul edenler de de dahil bütün otoriteler hadiste ki 99 rakamının sayısal sınırlama ifade etmeyeceği üzerinde görüş belirtirler. Bütün İslam Alimleri 99 rakamının sınırlama amacı taşımadığında ittifak etmişlerdir lafı çok ilginçtir. Beyhaki’de, Müslüm de şairler tarafından düşülmüş bir not.

İbn. Hazm 99 rakamının hakiki olduğunu söylüyor demiştik değil mi. Bunun rakamsal kesinlik ifade ettiği söylüyor demiştik. Garip olan şudur ki bunu söylediği yerin devamında Kur’an dan alındığını söylediği bir liste verir. Yani bu hakikidir der, bir de liste verir. Ne var ki bu liste de yer alan isim sayısı 84 tür ben bizzat saydım. Yani 99 çıkaramaz İbn. Hazm.

Fakat size peşinen söyleyeyim ben bu 99 rakamının hakiki olmadığına mecazi olduğuna inanarak Kur’an da ki Allah’ın isim siğasındaki isimlerini tespit etmek için günlerimi verdim. En sonunda çıkan isimleri en sonunda saydım 99 çıktı. Ben şaşırdım, benim böyle bir beklentim yoktu. Yani sadece isim olarak gelen isimleri tespit etmek gibi bir vazifeyle oturdum başına, fakat sonuçta çıkan 99 olunca ben de şaşırdım. Kendi listemi de vereceğim ben, o Kur’an dan çıkardığım liste düzelteyim.

99 rakamının kinaye olduğunu söyleyenlerin bir delili de şudur. Eğer Allah Resulü 99 rakamını çokluktan kinaye olarak değil de rakamsal bir kesinlik ifade etmek için söyleseydi, ardından bu 99 ismi sayardı. Eğer saymış olsaydı böylesine önemli bir konu zayi olmaz sahabe yoluyla bize intikal ederdi. Bir tane Ebu Hüreyre değil bir çok sahabe duyardı bunu, çünkü çok mühim bir mesele bu. Allah’ın esması sayılıyor sahabe buna kulak vermez mi.

Buhari ve Müslüm, Nesai 7 ayrı senetle tekrarlayan İbn. Hambel (Müsned 2- 259 da ki hadis) gibi otoriteler bu hadisin 99 luk listeyi dikkate almadan rivayet etmişlerdir. Bu onların bu listeyi güvenli bulmadıklarına delalet eder.

Dahası Tirmizi rivayetinde dahi isim sayısı 99 değildir, bu da ilginçtir iki tane listeli rivayet var biri Tirmizi, biri İbn Mace, Tirmizi’nin listesi saydım 100, 99 değil. Ha bunu nasıl izah ederiz? Allah ismini Esma ül Hüsna arasında saymıyor. Yani aslında sıfatları, 99 sıfatı olarak anlamamız lazım. Bunu ben söylüyorum sadece, ama Tirmizi’nin listesinde 100 isim var onu söylemiş olayım.

Kur’an da ki esma ül Hüsna yı tespit iddiası taşıyan ilk liste olma özelliğine sahip Zeccac’ın naklettiği Süfyan bin Ümeyye listesi 94 isimden oluşmakta, yani Zeccaci ki kendisi bu konuda müstakil bir eser sahibidir. İştikak’u esmaillahil Hüsna diye muhteşem bir eseri var Türkçesi yok, Arapça. Dolayısıyla orada 94 isim çıkarır Kur’andan. İbn. Kayyım’a nispet edilen esma ül Hüsna şerhinde yer alan isim sayısı 43 tür. İbn.ç Kayyım bir isim çıkarmış liste Kur’an dan 43 tane çıkarmış. Tirmizi ve İbn. Mace listelerinin birleştirmeleriyle elde edilen sayı kaç, 127. 99 , 100 daha 199 eder aslında değil mi, yok mükerrerleri çıkardığımızda 127 ediyor. Şii alimlerinin Kur’an dan yola çıkarak tespit ettikleri isim sayısı buna denk, yani 127 ye denk. Yine Şii literatürüne ait bir dua mecmuası olan cevşen-i kebirde her birimde 10 isim olmak üzere 100 b ölüm üzerinden 1000 esma çıkarmış.

Dahası var bitmedi Razi’nin tefsirinde aldığı bir rivayet Allah’ın isimlerinin 1000 i, Kur’an da diğer 4.000 i de dört diğer kitaplarda ve suhuflarda olmak üzere 5.000 olarak tespit eder.

Bizce Hadiste geçen 99 sayısı tıpkı namazlardan sonra çekilen 99 tesbihatta olduğu gibi hakiki bir sayı olarak alınabilir. Bu durumda 99 rakamını henüz eremediğimiz bir hikmete mebni olarak okumamız ilahi bir tasarrufun b ir eseri saymamız gerekecektir. Yani hikmetini bilmediğimiz, sırrını bilmediğimiz bir şey olabilir. Sayının verilip de isimlerin verilmemiş olmasını mü’mine nasıl izah edeceğiz? 99 rakamı eğer gerçekten gerçek b ir rakamsa o saman sayı da verilmeliydi.

Benim yaklaşımım şu mü’min muhatap bu isimleri Kur’an da aramalıdır mesajı içeriyor bu hadis. Yani Kur’an la öyle içli dışlı olsun, Kur’an ın içine öyle gömülsün, Kur’an da Allah’ın esmasını öyle arasın ki, ararken tıpkı bahçesini oraya şey gömdüm diyen babanın ölürken oğullarım bizim bahçeye küp gömdüm bulun onu. Bahçeyi aramışlar, taramışlar küp yok, her tarafı deşmişler. Ya bu kadar kazdık demişler, her tarafı kazdık zaten bari ekelim. Tabii o kadar derin kazınca bahçe öyle bir bitmiş ki, öyle bir vermiş ki herkesinki bire on iki, on beş verirken bunların ki bire seksen vermiş. Yahu bu iş baya kârlıymış demişler, bir daha bir daha.. anlamışlar ki küp o, hazine o.

Sanırım Kur’an tarlasını iyi bir kazsınlar, şöyle küpü arasınlar. Küpü ararken zaten bulurlar. Çünkü Kur’an da Allah’ın esmasını tespit edeyim derken Kur’an a vakıf olur, Kur’an ona vakıf olur, Kur’an la söyleşir, Kur’an la halleşir, dilleşir, dertleşir. Kur’anla konuşur tanışır, bilişir sarışır, Kur’an la aşina olur ve ondan sonra Kur’an onu sever o Kur’an ı sever. Kur’an onu severse Kur’an onun ahlakı olur. Kur’an onun ahlakı olursa benim tasvip etmediğim ifadesiyle Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmış olma, o klasik rivayeti kendinde tecelli eder. Yani ben bunun doğrusunun Kur’an ın ahlâkıyla ahlâklanma olarak niteliyorum. Eh Kur’an ın ahlakıyla ahlâklanan cennete girmeyecekte ben mi gireceğim. Elbette o girecek. Kur’an ın ahlakıyla ahlaklanan cennete layık değilse kim layık. Onun için efendimiz de öyle olmadı mı Kur’an ın ahlakıyla ahlâklanmadı mı.Onun için işte o cennete girer. Zaten ihsa kelimesinin karşılığını biraz sonra vereceğim inşaAllah.

Dolayısıyla Kur’an ın bu konuda ki Kur’an la haşır neşir olma emri olarak görüyorum, ResulAllah sanki Mü’minleri Kur’an a yöneltmiş, ismini saymamış, 99 demiş sanki bir gizem bırakmış merak etsinler de bir teşvik pirimi olmuş Kur’an a başvursunlar, her mü’min Kur’an da arasın, Kur’an ın içine gömülsün gibi bir şey anladım. ResulAllah bu yolla mü’minleri Kur’an ı anlamaya özendirmiş, vahyin her tarafına yedirilmiş esmaya dikkat çekmiş, bu sayede Allah’ı bilme, tanıma ve anlamanın önemini vurgulamıştır. Zaten kendisiyle cennete girilecek amelde böylesine çaplı bir amel olsa gerektir.

Hadiste ki Allah’ın 99 ismi vardır cümlesini eğer rakamı sınırlama olarak almayacaksak Allah’ın sayısız ismi şeklinde anlamamız da mümkindir demiştim burada.

Evet, Allah’ın sayısız esması vardır, bunların tecellisi ki bu hadistir, bunların tecellileri de sınırsızdır. Allah sayısız esmasından bir kısmını insanın idrakine, hayat kitabının içinde inzal etmiştir. Bir kısmı ayatı hadisatın içinde tecelli etmekte, bir kısmı ayatı kâinat içinde tecelli etmektedir. Bir kısmı ise ayatı mestur olan insanın yüreğine nakşedilmiştir, fıtrat kalemiyle yazılmıştır. Yani Allah’ın esması sadece yazılı ayetlerin içinde değil, kâinat ayetlerinin içinde yazılıdır. Bakarsınız bu hangi esmanın tecellisidir dersiniz, gülü koklarsınız bu hangi ismin tecellisi, Allah’ım senin Cemal isminin tecellisi buradadır, bu ne güzellik dersiniz, bu ne güzellik dersiniz. Bakarsınız bir arslanı kükrerken görürsünüz; o haşmet, o celabet, o şecaat içinde Allah’ım senin o Celal isminin tecellisi burada dersiniz. Sanki bu varlık, bu mahluk senin her isminin tecellisinden bir habbe, bir damla almış, onu bunda görüyorum dersiniz.

Bakarsınız bir yerde bir cemaat adam görürsünüz veya bir cömert toprak görürsünüz, o toprak size kendisine verdiğinizden kat kat fazlasını veriyor. Bakarsınız gök size sizden istemeden veriyor. Eğer göğün verdiği yağmuru siz eğer hesaplasanız da belediyeden almaya kalksanız, ki belediyeye de Allah veriyor, o da sermaye ödemiyor yani. Görüyorsunuz, mümkin değil, servetiniz yetmez. Allah’ın cömertliği karşısında ve toprağa dersiniz ki ey toprak Allah’ın Keriym ismi sende tecelli etmiş dersiniz.

Veya bir bitkiyi, doktor doktor gezersiniz, onun kapısında, bunun kapısında derdinize dermen bulamazsınız bir türlü şifa bulamazsınız. Bir gün önünüze bir ot çıkar, ot, adı üstünde. Ama o doktor doktor gezip de bulamadığınız devayı o otun içinde bulursunuz. Allah’ın senin Şafî isminin tecellisi bunun içinde dersiniz öyle devam edersiniz.

Bakarsınız bazen insanlardan sizin yaptığınız hataya, bizim yaptığımız hataya karşı öyle alicenap, öyle affedici, öyle bağışlayıcı bir tavırla karşılaşırsınız ki, ya rabbi senin Ğaffar, Ğafur isminin tecellisi bu zatta tecelli etmiş dersiniz ve oradan Allah’a yönelir Ya Rabbi sana hamd olsun, o isminden dolayı sana hamd oldun, o vasfından dolayı sana hamd olsun dersiniz ve Allah’a hamd etmek için bir vesile ararsınız. Dolayısıyla esmayı varlık içinde aramak, hayat içinde aramak, hadisat içinde aramak biraz da bu olsa gerek. (devam edecek)

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 04 Haziran 2015 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: