RSS

ESMA DERSLERİ GİRİŞ (6-2)

11 Haz

300

[[“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

BismillahirRahmanirRahıym”]]

Hadislerde esma ül hüsnanın devamı

İlahi esmanın tüketim amacıyla istismar edilmediği anlamına gelmiyor tabii. Bunların başında Esma ül Hüsna ya çarpım tablosu muamelesi yapmak geliyor. Günümüzde bu muameleyi görüyoruz. Her değeri tükettiğimiz gibi Kur’an ada aynısını yapmadık mı. Rabbimiz ‘Ikra dedi, Oku dedi, ama biz sadece ve sadece yüzünden okumayı, ya da tilavet etmeyi okuduk zannettik, okumadık, anlamadık. Esmaya da bu muamele yapıldı. İşte 99 ismi ezberleyen cennete girer şeklinde anladığınızda 99 kelimenin üzerine cenneti bindirdiğinizde gerçekten de içini nasıl boşalttığınızı görüyorsunuz, içi boşalıveriyor. O zaman zaten söylemek istediğini anlamak gibi bir derdiniz olmuyor ki, çünkü anladığını zannedene sittin sene şu darı dünyada kimse anlatamaz.

Anladığını zannediyor, Esma ül Hüsna hadisinin yanlış anlaşılması değildir sorun, asıl sorun nedir biliyor musunuz Allah’ı anmak. Çünkü Esma ül Hüsna hadisi bize Allah’ı anlatmanın aracı oluyor burada. Onun için burada en büyük kayıp Allah’ı anlamamak kayıp, asıl üzülünecek te bu. Bütün mesele şu Esma ül Hünsaya hayata müdahil olan bir özne gibi, yoksa hafızaya dahil edilen bir nesne gibi mi muamele edeceğiz. Esma ül Hüsna hayata müdahil olan bir özne muamelesi olacak, esma öznedir tabii, hep faildir unutmayın, Allah hep faildir. Nasıl gelirse gelsin; El Hâlık, El Barî, El Kadiyr, yani sayın gitsin hep aildir. Allah mef’ul olur mu haşa.

Peki Vedûd ismini ne yapalım? Orada da faildir seven ama karşılıklıdır sever ve sevilmeyi ister. Sevilmeye muhtaç olduğu için değil, daha fazla sevmek için sevilmeyi ister. Biz O’na muhtacız O bize değil. Biz O’na muhtaç olduğumuz için bizden sevgi ister ki daha fazla sevgi versin. Onun için Vedûd’dur.

Bu durumda İhsa etmeyi nasıl anlayacağız? İhsa etmek Arap dilinde ha sa kökünden türetilmiş hasaminennas cemaat anlamına geliyor, El fusad ilahi esmanın tüketim amacıyla istismar edilmediği anlamına gelmiyor tabii. Bunların başında Esma ül Hüsna ya çarpım tablosu muamelesi yapmak geliyor, günümüzde bu muameleyi görüyoruz. Her değeri tükettiğimiz gibi Kur’an a da aynısını yapmadık mı. Rabbimiz ‘Ikra dedi, oku dedi ama biz sadece ve sadece yüzünden okumayı, ya da tilavet etmeyi okuduk zannettik, okumadık, anlamadık.

Esmaya da bu muameleyi yaptık. İşte 99 ismi ezberleyen cennete girer şeklinde anladığınızda 99 kelimenin üzerine cenneti bindirdiğinizde gerçekten de içini nasıl boşalttığınızı görüyorsunuz, içi boşalıveriyor. O zaman zaten söylemek istediğini anlamak gibi bir derdiniz olmuyor ki, kim ki anladığını zannedene sittin sene şu darı dünyada kimse anlatamaz. Anladığını zannediyor. Esma ül Hüsna hadisinin yanlış anlaşılması değildir sorun, asıl sorun nedir biliyor musunuz? Allah’ı anlamamak. Çünkü Esma ül Hüsna hadisi bize Allah’ı anlatmanın aracı oluyor burada. Onun için burada en büyük kayıp Allah’ı anlamamak kayıp. Asıl üzülünecek de bu.

Bütün mesele şu; Esma ül Hüsna ya, hayata müdahil olan bir özne gibi mi yoksa hafızaya dahil edilen bir nesne gibi mi muamele edeceğiz. Esma ül Hüsna hayata müdahil olan bir özne olacak. Esma öznedir hep, hep faildir unutmayın, Allah hep faildir, nasıl gelirse gelsin. El Hâlık, El Bârî, El Kâdiyr yani sayın gitsin hep faildir. Allah mef’ul olur mu haşa.

Vedûd ismini ne yapalım? Orada da faildir. Sever ama karşılıklıdır, sever ve sevilmeyi ister, sevilmeye muhtaç olduğu için değil daha fazla sevmek için sevilmeyi ister. Biz ona muhtacız o bize değil. Biz O’na muhtaç olduğumuz için bizden sevgi ister ki, daha fazla sevgi versin, onun için Vedûd dur.

Bu durumda İhsa etmeyi nasıl anlayacağız? İhsa etmek Arap dilinde ha sa kökünden türetilmiş hasaminennas cemaat anlamına geliyor, El fusad akıl anlamına geliyor Arap Ahsaytu Şe’y güç yetirdim, üstesinden geldim manasında kullanıyor, saydım manasında, ezberledim manasında değil. Kelimenin kökü hasa pekiştirmek embetehu ekim yapmak, tohum üretmek manasına geliyor. Onun için testis husye diye adlandırılmış bu kökten geldiği için.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi kelime zengin bir anlam alanına sahip. İhsa etmek; tedebbür ederek tedbir üretmek. Taakkul ederek illetlerle gayeler arasında bağ kurmak. Tezekkür ederek fıtrata nakşedilen fuduri bilgiyi hatırlamak gibi tüm düşünce süreçlerini ifade eden tefekkür yanında zihni,n bilinenden bilinmeyene geçişi ta’viyr, sevileni elde etme arzusu, rağbet. Korkulandan sakınma duygusu rehbet, yüceltme ve büyük görme hissi taazzum. Nimeti dile getirme kadirşinaslığı tahdisi nimet gibi bir çok anlama gelir. Kelimenin bütün bu anlamlarından yola çıkarak ahsaha ifadesi onları tespit etme, üzerinde düşünme, bir tohum eker gibi hayatın kalbine esmaullahı ekmek. Bir tohum eker gibi hayatın kalbine esmaullahı ekme, onların birbirleriyle hayatla, insanla ve kâinatla olan bağlarını keşfetme. Anlama, kavrama, yaşama ahlak kılma, onlarla Allah’ı yüceltme, Allah’a yaklaşma vesilesi kılma, onlarla Allah’a yücelme ve Allah’ın sevgisini yitirmekten korkma anlamına gelir.

Bunları yaptıktan sonra cennetle o insanın arasında hiçbir şey kalmaz, o insanın hayatı cennet olur. o insanın kendisi cennet olur. Yani o insana dokunmak cennete dokunmak gibi, öyle değil mi. Rabbim bizi onlardan kılsın.

Gazali gibi bazılarının hadis diye naklettikleri şu söz aslında bu hadisi anlama çabasının bir ürünü olarak görülmelidir, Allah’ın şunlar şunlar gibi Ahlakı vardır kim bunlardan biri ile ahlaklanırsa cennete girer. Bu hadis değildir, çünkü ahlak kelimesi Allah için kullanılamaz. Çünkü Ahlak hılkati olan için kullanılır, hilkat ise yaratılış demektir, yaratılmışlar için kullanılacak bir kelimedir yaratan için değil. Fakat nedir? Belki anlama babında kullanılabiliyor, ama ben yine de Allah için ahlakın kullanılmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü dedim ya Allah yaratılmışlardan değil haşa, yaratandır. Onun için bu bir incelik, hassasiyet olarak görülmeli ve bunu kullanırken dikkat edilmeli. Nedir peki? Kur’an ın ahlakıyla ahlâklanmak, yani bunu söylemeli, hedefte bu olmalı.

İbn. Hacer hadiste ki ahsaha nın ne anlama geldiğini enine boyuna tartışmış Burada ulemadan farklı isimlerin ihsa etme kavramına getirdikleri farklı yorumları nakleder. Mesela İbn. Battal ihsa etmeyi Esma ül hünsayı hayata uygulama, onlarla amel etme biçimin de anlar.

İbn. Hacer bu isimleri ezberleyip onları hayatına gereği gibi koymayanları, Kur’an ı ezberleyip de onu uygulamaya koymayanlarla aynı tutar. Çok güzel bir açıklama. Yine İbn. Atıyye Esma ül Hüsna yı ihsa etmeyi saymak, hıfzetmek bunlara ve içindekilere iman etmek, bu esmayı yüceltmek, onların sırrına ulaşmaya rağbet etmek, ilahi esma arasında ki ve bunlarla hayat ve insan arasında ki irtibatları keşfetmek olarak ‘itibar olarak açıklar.

Esma ül Hüsna yı ihsa etmek için ilk adım nedir? Vahye başvurmak. Onun için esmayı anlamak diyorum aklın miracıdır. Esmayı anlamak aklın miracıdır. Akıl miraca esma merdivenine basarak çıkar. Veya esma merdivenlerinden tutarak. Biliyorsunuz yukarı çıkıyorsanız sadece basmazsınız, aynı zamanda yapışırsınız, tutarak çıkarsınız. Onun için aklın miracı için rabbimizin arştan uzattığı bir gök merdivenidir esma.

Ne demiştik vesileye sarılacaksa mü’min iki vesileye sarılabilir. Meşru olan vesile 2 dir. Nedir onlar da? 1 – Salih amel 2 – Esma ül Hüsna. Bir 3. sü konmak isterse nedir? Salih yaşayan bir kişinin duası. Yaşayan, Hz. Ömer öyle diyordu. Ya rabbi Resulün hayattayken sana resulünle senden yağmur istiyorduk, Şimdi o hayatta yok, şimdi ise onun amcası aramızda onunla senden yağmur istiyoruz. Bu muhteşem örnekte de görüldüğü gibi. Ama Kur’an ın bize gösterdiği iki vesile var; biri salih amel, ikincisi esma ül Hüsna. Esma bu dünyada vesilemizdir, salih amel ahirette vesilemizdir. Onun için bu vesilelere yapışmayanlar sahte vesilelere yapışırlarsa eğer yarı yolda kalacaklarını bilmelidirler.

Esma o kişinin bakışında basıyr ismi tecelli eder esma vesilesine yapışırsa, duyuşunda Semî’ ismi tecelli eder. Lisanında Kelâm ismi tecelli eder. Yaşayışında Hayy ismi tecelli eder. sevgisinde Vedûd ismi tecelli eder. Şefkat ve merhametinde Rahman ve Rahiym isimleri tecelli eder. İşte ünlü hadiste ki; Ben kulumun gören gözü, işiten kulağı, yürüyen ayağı tutan eli olurum hakikati böyle tecelli eder.

Nasıl olur? Eğer Basıyr ismi kulda tecelli ederse Allah onun gören gözü olur. Allah’ın gör dediği yerden bakarsa Allah’ın gösterdiğini görür, Allah’ın gördüğü yere bakar çünkü. Ondan sonra onu yanıltmak mümkün mü. İtteku feraset el mü’min. fe innehu yenziru bi Nurullahi azze ve ceh. Müminin ferasetinden korkun, o Allah’ın nuruyla bakar. Allah’ın nûruyla baktıktan sonra, Allah’ın ışığıyla hiç onun gözünden bir şey kaçar mı Allah’ın izni ile. Onun için nifakın kokusunu yürek burnu ile alır orada durmaz, duramaz. Onun için rabbimiz ona keskin b ir basiret verir. Basiyr ismi onda tecelli etmeye başladığın da bakarsınız ki öyle çok fazla şeye gerek yok, rahatsız olması gereken yerde rahatsız olur, rahatsız olmaması gereken yerde de rahatsız olmaz. İnsanları o basiretle seçer, ayırır. Onun için rabbim o basireti hepimize lütfetsin.

İsim listeli rivayetler ve eleştirisi; 3 nokta dikkat çekici. Tirmizi ve İbn. Mace rivayeti.

1 – Tirmizi ve İbn. Mace hadis için kaydettikleri tüm senetler de bu listeyi vermezler. İlginç değil mi , Tirmizi 4 ayrı senetin sadece birine, üçünde yok. İbn. Mace de iki senetin birine isim listesini ilave yapmış. Yani kendilerde de her naklettiklerinde listeli yok.

2 – Verilen iki listenin de bir biriyle telif edilemeyecek kadar farklılık arz etmesidir.

3 – Sayıların birbirini tutmamasıdır. Tirmizi 99, İbn. Mace ise 100 isimlik bir liste. Tirmizi’nin verdiği 99isimlik sıralaması şöyle demişim, ben bunları saymıyorum aklınızda kalmaz. Gerçi bu dersler internete de yayılıyor da ve hatta konuluyor,

Tirmizi listesinde yer alan 25 isim, İbn. Mace listesinde yer almaz. İlginç olan bu. Buna karşın İbn. Mace de yer alan 100 isimden 26 isimde Tirmizi listesinde yer almaz. Eğer iki listeyi toplamamız gerekirse ortaya 125 isimlik bir liste çıkar. Daha da ilginci Kur’an da yer aldığı halde Tirmizi ve İbn Mace’nin rivayetinde yer almayan isimlerin varlığıdır. Dikkat edin asıl bomba geliyor. Tirmizi rivayetinin yer vermediği bu isimler Kur’an da isim sığasıyla gelmişlerdir ve esma ül Hüsna dan oldukları tartışılmazdır.

Düşünebiliyor musunuz Kur’an da Allah ismi celâlinden sonra en çok kullanılan isim 970 kez ile Rab ismidir . Fakat bu liste de Rab ismi yer almaz. Bunun açıklaması nedir? İsim listesini düzenleyen unutmuş. Başka nasıl açıklayayım Allah aşkına size yani, makul bir açıklama var mıdır yani. Nasıl Te’vil edeyim şimdi. 99 ismin hepsi sıfattır. İsim; “Allah” ismidir aslında gerisi sıfattır. Allahu Kerimun, Allahu Aliymun, Allahu Habiyrun hepsi sıfatı mevsuf tamamlamasında sıfattır. Mevsuf olan Allah ismidir. Zat ismi Allah’tır, diğerlerinin hepsi sıfattır.

Kur’an da Allah hakkında, üstelik belirlilik takısıyla isim olarak kullanılıp ta Tirmizi rivayetinde yer almayan isimler şunlardır; Er Rab, El İlâh, El Muhıyd, El Kadiyr, El Kâfi, Es Şakir, El Hakiym, El Kahir, El Mevlâ, En Nasiyr, El Melik, El Kefiyr, El Hallâk, El Ekrem, El ‘Alâ, El Mübiyn, El Hafıyz, El Kariyb, El Ehad. Kul HüvAllâhü Ehad,

Bunlardan ayrı olarak bir de Kur’an da muzaf olarak gelen isimler vardır ki Tirmizi listesinde bunlar da yer almazlar. Ğafiriz zembi, Ğafiyr, Şediyd-ül ‘İkab ; Şediyd. Fatırus Semâvati vel Ard; Fâtır. Fatır’ın bir isim listesinde olmamasının ben izahını yapamam. Refiy’ud derecat; Refiğ’. Ğalibün alâ emrihi; Kadıymu ‘alâ külli nefsiy, Hayrun hafızan; Hafıyz. ZülCelâli vel’İkrâm,

Tirmizi rivayetinde yer aldığı halde Kur’an da isim kalıbıyla bulunmayan isimler şunlar. El Ğabıt, El Basıt isim kalıbıyla bulunmaz bunlar dikkat buyurun. El hafıd, Er Refiğ’ El Muiz, El Müzil, El adl, El Celiyl, El Bais, El Muhsi, El mübdiy, El Muiyd, El Müniyd, El Vacid, El Macid, El Mukaddim, El Muahhir, El Vali, El Muksıd, El Muğniy, El Maniy, Ed Dâr, En Nafiğ’, El Bakıy, Er Reşiyd, Es sabur.

Bu söylediklerimize Tirmizi ve İbn Mace rivayetlerinde ki rivayetlerde yer alan isimlerin isim kalıbıyla değil fakat fiil kalıbıyla Kur’an da yer aldığı itirazı yapılabilir. Bu birkaç açıdan doğru değildir.

! – Bu listede ki 99 isimden 93. ü fiillerden ve mastarlardan isim yapma suretiyle zorlayarak ta olsa bir biçimde Kur’an a dayandırılabilir. Bu durumda rivayette yer alan 6 ismin Kur’an da hiç olmadığı kesindir. Yani itiraz yapılabilir, bunlar isim olarak gelmiyor ama Kur’an da fiil olarak geliyor.

Peki şunlara ne demeli El Hafıd. Bu ne fiil olarak ne isim olarak Kur’an da yok. El Mani, Ed Dâr, ne demek? Zarar veren. Böyle bir isim olabilir mi, Allah insana zarar verir mi? En NBafi’ğ, Er Reşiyd, Es Sabur. Kaldı ki Kur’an da Allah’a izafe edilen fiillerden isim türetmek ve bunları esma ül Hüsna dan saymak mümkün değildir. Adı üstünde Esma ül Hüsna Allah’ın en güzel isimleridir, güzel isimlerdir. Diğerleri Allah’ın en güzel isimleri değil, olsa olsa Allah’ın en güzel fiilleri El Ef’al ül Hüsna. Ef’al listesi de çıkarılabilir. Ama o fiille isim arasında o kadar fark var ki. İsim zatın bir özelliğidir, fiil ise fiildir adı üstünde, fiil kesilir, azalır, çoğalır. İsim azalıp çoğalmaz. Onun için Allah’ın fiilleri, tecellisi bazen olabilir, bazen olmayabilir, azala bilir çoğalabilir. Ama isminin tecellisi daimidir, çünkü zatının özelliğidir.

Kur’an böyle bir isimlendirme yapmamıştır. Elbet ilahi isimler gibi ilahi fiillerde vardır. Fakat bunlar Kur’an da fiil kalıbıyla gelmiştir isim kalıbıyla değil.

Allah’ın isimleri kon usunda doğru yoldan sapmak, ilhad. A’raf/180. ayeti böyle diyor. Allah’ın isimleri konusunda ilhada düşerler. Nedir bu dediğimizde, Allah’ı kendi zatına vermediği, naslarda yer alan esma ül Hüsna içerisinde bulunmayan isimlerle adlandırmak şeklinde tefsir ediyor İmam Razi. Çok İlginç, Yani A’raf suresinin bu ayetini Allah’ın isimlerinde sapmak, sapıklığa düşmek ayetini Razi gibi müfessirler Allah’ı kendini isimlendirmediği isimle anmak şeklinde tefsir etmişler. Bu çok ilginç geliyor bana.

Allah’ın isimleri konusunda zaten ayeti kerime var; Fezküruni ezkürküm, fezkürullahe kema allemeküm ayrı ayrı. Allah’ı size gösterdiği gibi anın, Allah’ı size öğrettiği gibi zikredin.

Demek ki Kur’an bu konuda titiz. Çocuğun uzun ismini dahi hanımınıza danışmadan koymuyorsunuz, hatta kriz çıkıyor. Rabbimize isim takmak nasıl bir şey Onun için Allah’ın isimlerini Allah verir. Allah’ın isimleri kon usunda doğru yoldan sapmanın farklı boyutlarını şu başlıklar altında toplayabiliriz.

1 – Allah’a isim koyma yoluyla Allah’ı tanımlamaya kalkmak. Bu Allah’ı tanımlamanın önünde ki en büyük engeldir ve onun isimleri konusunda ki sağmanın 1. maddesini oluşturur. Kul Haddini aşmadan bu işe kalkışamaz.

2 – Allah’ın kendi zatı için seçip beğendiği isimleri veya onların manalarını reddetmek. 1. maddenin tersi bir sapmadır.

3 – Allah’ın isim ve sıfatlarını onların içeriklerini görünür görünmez varlıklara vermek. Allah dışında herhangi bir varlığa sadece Allah’a ait olan mükemmelliklerinden birini veya bir kaçını yakıştırmak Allah’ın isimleri konusunda ilhaddır, yoldan çıkmadır.

4 – Allah’ın isimlerinin anlamlarını tahrif etmek ve onlara kendilerinde bulunmayan anlamlar yüklemeye veya var olan anlamlarını eksiltmeye kalkmak.

5 – Esma ül Hüsna nın içeriği boşaltmak. Bu genellikle mutlak tenzihe sapanların ilhadıdır. İsimsiz ve vasıfsız bir Allah tasavvurunun sonucu Allah’ın alemden bağımsız varlığını inkâra çıkari böyle bir tasavvurda tanrı sanal bir varlık haline gelir. Bu korkunç bir cinayettir. Zaten ilginçtir bazı inanç sistemleri böyle bir tanrıya inanır, hatta Yahudilikte tanrı isimsizdir. Ya hüve; ey O olan, Yahve. Niye Tanrının ism ini bazı hahamlardan başkası bilemez. Peki onlar nasıl öğrenmişlerdir? Bu soruya cevap yok. Peki onlardan nasıl öğrenilir? Tamamen duygusal bir mesele o da.

6 – Allah’ın esmasıyla hayatın, yani Allah’ın ismi azam meselesi var ya kültü, o bizde yok, o onlardan bize geçti. İsmi azam belli Allah, daha ne olsun. Allah’ın esmasıyla hayatın tüm alanlarına tecellisini inkâr edip onu hayattan dışlayan bir tasavvura sapmak. Modern sekülerlik sapmanın bu türünü içinde en yoğun biçimde barındırmaktadır demişiz.

Bir Allah’a isim koymak Allah’ın hakkıdır öyle değil mi. Eş’ari nin dediği gibi Allah’ı adlandırmakta akıl yürütmenin ve kıyas yapmanın yeri yoktur. İmam Eş’ari güzel söylemiş. Kendi isimlendirmesine uyarak El Aliym deriz, fakat El Arif diyemeyiz değil mi, Allah’a El Arif diyen kimse gördünüz mü, yok. Arif olmaz çünkü irfan aslında zahmet çekerek edinilen tanıma, zahmet çekilerek ulaşılan tanıma denir. Allah tanınmak için zahmet çekmez ki. Dolayısıyla El Aliym deriz ama El Arif diyemeyiz.

Dahası; Mu’tezile dahi Basra kolu hariç Allah’ın insan tarafından adlandırılamayacağı görüşündedir. Onun için mesela vacibü-l vücud; zorunlu varlık, aşkın varlık, zat, Cenab’ı Hakk, şey, zatıyla kaim gibi isim sıfat ve tec’itler esmaya dahil olamazlar. Aslında bizimde dikkat etmemiz lazım, ben de Cenab-ı Hakk’ı kullanıyorum, bu Allah’ın esmasından değil. Allah’ın o kadar esması varken niye dilimiz alışıyor ki. Hani Mevlâ’mız diyelim, Rabbimiz diyelim, Allah’ımız diyelim. Ki Allah resulünü biz bu isimle dua ederken görüyoruz. Bu konuda ağzımızı da bu konuda alıştırmamız lazım.

2 – Allah’ın kendisi için seçip beğendiği isimler ilahi kelâmda yer almışlardır. Çünkü Kur’an da 4 yerde el esma ül Hüsna dan söz edilmektedir. Bu 4 te’kit de belirlilik takısıyla gelir. Bu çok önemli. Bunun anlamı öncelikle bu isimlerin bilinen ve belirlenen isimlerden müteşekkil olmasıdır görüşünü El Muhalla da İbn. Hazm dillendiriyor. Gerçekten de bana çok anlamlı geldi. El takısıyla gelmesi sanki bu isimler bellidir vurgusu için. Onun güzel isimleri vardır O’nu onlarla anın. Daha önce bu 4 ayeti işlemiştim.

3 – Allah’ın kendisi için kullandığı isimler Kur’an da isim sığasıyla geçen isimlerdir.

4 – Kur’an da Allah’a izafe edilen fiillerden isim türetmenin baştan beri, bir usulü ortaya konamamıştır. Düşünsenize eğer fiillerden isim türetmek doğruysa tuzak kurar fiiline bakarak Allah’a el makir, Ve mekeru ve mekerAllâh. (A.İmran/54) Onlar Allah’a tuzak kurdular Allah’ta onlara..! Şimdi Allah’a tuzak kuran ismini mi koyacağız. Haşa, nasıl dilimiz varsın buna, olur mu. Yani haydi fiilden isim türetmeye kalktık, hile yaptı fiiline bakarak hile yapan, El Mâkîr ismini mi koyacağız. Çünkü fiil olarak Allah’a isnat ediliyor Hadı’, hud’a ismini mi koyacağız. Ama oradan Hud’a yı Allah’a isim olarak mı diyeceğiz, olur mu..!

Yine fitneye sokan manasında ki Allah’ın fitneye soktuğu fiil olarak kullanılıyor. El Fatın mı diyelim, fitneye düşüren. Allah fitneye düşürür mü? Diyemeyiz. Ayetleri de verebilirim bunların geçtiği. Şimdi o hile yapan Taha/131. ayetinde. Tuzak kuran El Mâkir Nisa/142.- A. İmran/54 de geçmiş. Fitne R’ad/23. ayetinde. Saptırır fiili, yudıllu men yeşau ve yehdiy men yeşa. (Nahl/93)fiil olarak geçiyor yudıllu. Şimdi Allah saptırır diye Dâll mi diyeceğiz Ed Dâll haşa. Bunu diyebilir miyiz, böyle bir isim vere bilir miyiz. Ama fiil olarak geçiyor.

Yine Allah öldürür öyle değil mi yuhyiy ve yümiyt. (Duhan/8) fakat O’na el Katil olur mu? katelehumullah. (Tevbe/30 Allah onları öldürsün, kahretsin var. Ama haşa Allah’a el katil ismini verebileceğiz mi, kim cesaret edebilir buna. Yani fiillerden isim bakınız nasıl tehlikeye gidiyor. Bunu veremeyeceksek onu verip bunu vermememizin kuralı ne? Yani nasıl izah edilecek, niye onları veriyoruz da bunları veremiyoruz o zaman? Bir kuralı olmasın mı bu işin. Bu kadar savruk mu olacak bu iş.

Mesela Azap eder diyor Allah Kur’an da El muazzib ismini koyabilir miyiz. Yine attı diyor ve ma rameyte iz rameyte ve lakinnAllâhe rema. (Enfal/17) fiil bu. Fakat sen atmadın Allah attı. Şimdi Er Rami mi koyalım. Allah atıcı. Yani görüyorsunuz bu konuda ciddi bir problem var.

İlginç bir örnek mesela Kur’an ın üslubu bu konuda yol gösterici, mesela şu ayette olduğu gibi. Nebbi’ ıbadiy enniy enel Ğafûrur Rahıym – Ve enne azâbiy hüvel azâbül eliym. (Hicr/49-50) ayete dikkat edin lütfen. Kullarıma gelince, muhakkak ben sonsuz bağış sahibi, Ğafur, sınırsız Rahmet kaynağıyım, Rahiym. Bir de azabım var ki işte o pek şiddetli ve çok can yakıcıdır. Ve enne azâbiy hüvel azâbül eliym..! Muhteşem bir üslup, fark etti bazılarınız, dikkat edilirse ayetin ilk kısmında Allah’ın bağışlayıcı ve acımasını ifade eden Esma ül Hüsna dan iki isim kullanılıyor. El Ğafur, Er Rahiym. Fakat ayetin ikinci cümlesinde Allah’ın azabına mesele getiriliyor mesela hüvel muazzib denmiyor, isim yapılmıyor.

Ne diyor? Aksine Allah azabı o zamiriyle zatından soyutluyor, uzaklaştırıveriyor. Zatına yapıştırmıyor, o azab diyor. Bunun anlamı gerçekte azabın kaynağının Allah olmadığı. İşin özünde azabın kaynağı kulun isyan ve günahıdır. Azabın Allah’a nispeti ancak Allah’ın izni çerçevesinde anlaşılabilir. İnsanın Allah’a isyana kalkışabildiği irade de bu izin çerçevesinde işlemektedir zaten.

Yine şu ayette buna benzer; I’lemu ennAllâhe şediyd’ül ‘ıkabi ve ennAllâhe Ğafûrun Rahıym. (Maide/98) Ayete bakın iyi bilin ki Allah’ın cezalandırması pek çetindir, ne var ki O hep bağışlayan hep merhamet edendir. Ayrıca A’raf/167 ile karşılaştırın. Allah’ın cezalandırmasının şiddetli olduğunu ifade eden ibare şediyd ül Muakıp gibi bir isim kalıbıyla gelmiyor, Şediyd ül ikab; nedir? Mastar kalıbıyla geliyor. İkab. Ama bağışlayıcılığı ve merhametinde isim kalıbına geçiyor. Yan i Ğafur ve Rahiym ismi. Dolayısıyla rabbimizin kendi isimlendirmeleri on usunda ki bu hassasiyetlere riayet eden bir esma listesi olmadıkça Esma ül Hüsna konusunda tevakkuf etmemiz, yine esma ül Hüsna konusunda ki titizliğimizin bir gereği olmalı diyorum.

Kusura bakmayın anlaşılamaz buldunuzsa bu tamamen benim yetersizliğim. Ama bu kadar emek bu kadar zahmet işte ancak bu kadar yapabildim azımı çoğa sayın Allah kabul etsin.

Rabbim esmasını layıkıyla anlayan, layıkıyla hisseden, layıkıyla yaşayan ve layıkıyla yaşatanlardan etsin. Amin.

“Ve ahiru davanâ enil hamdülillahi rabbil alemiyn”

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 11 Haziran 2015 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: ,

2 responses to “ESMA DERSLERİ GİRİŞ (6-2)

  1. Pınar Gültekin

    12 Haziran 2015 at 08:13

    Allah razı olsun sabah kakkıyirum e posta mda harika emek verilerek hazirlanmış bir mesaj
    güne en güzel tertemiz başlıyorum

     
    • ekabirweb

      12 Haziran 2015 at 10:47

      Merhaba, Allah cümlemizden razı olsun. Allah kendisini sevenleri daha çok sevdiği için onların kalplerini nurlandırır, problemlerini, sorunlarını kendisi üstlenir insana da mutlu, huzurlu sevgi dolu bir hayat nasip eder. İnşallah böyle kullarından oluruz. Esen kalın Allah’a emanet olun.

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: