RSS

ALLAH’IN ZATÎ-SUBUTÎ-SELBÎ-FİİLÎ-HABERİ SIFATLARI

19 Haz

12311

         “Euzübillahimineşşeytanirracim.”

         “Bismillahirrahmanirrahim”

ALLAH’I TANIMAK VE O’NA İMAN ETMEK Bu bölüm Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ tarafından hazırlanmıştır.

Kur’ân’da;

Feaminu Billâhi(Teğabün/8) Allah’a iman edin”,

Ve etıy’ullahe. (A.İmran/132) “Allah’a itaat edin”

vescüdu va’budu Rabbeküm (Hac/77) ve “Rabbinize ibadet edin” buyurulmaktadır.

İnsanın Allah’a iman edip ibadet ve itaat edebilmesi için önce O’nu tanıması gerekir. Allah’ı tanımak insanın temel görevidir. Zâriyât suresinin 56. ayetinde geçen “ibadet” kavramı Allah’ı tanımak (marifet) anlamına da gelir. Nitekim Hasan el-Basrî,, Mücahid b. Cebr ve İbn Cüreyc âyetteki “ibadet” kelimesine “marifet” anlamı vermişlerdir. Buna göre âyetin anlamı; “Ben cinleri ve insanları ancak beni tanısınlar diye yarattım” (Teğabün/8) şeklindedir.

Müfessir Sa’lebî, “Bu mana güzeldir. Çünkü Allah cinleri ve insanları yaratmasaydı, O’nun varlığı ve birliği bilinmezdi” demiştir. Ayette geçen “liya’büdûni” cümlesine “liya’rifûni” (beni tanısınlar, bilsinler) anlamını vermek isabetsiz değildir. Ancak ibadet, sadece Allah’ı tanımaktan ibaret değilse de ibadetin başı ve ilk şartıdır. İnsanın Allah’a kulluk edebilmesi için her şeyden önce Allah’ı tanıması gerekir. O’nu tanımadan O’na îman, ibadet ve itâat etmek mümkün değildir.

en tekulu alAllâhi ma lâ ta’lemun. (A’raf/33) “(Ey Peygamberim!) Deki Rabbim Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır” anlamındaki ayet, insanın Allah’ı tanıması gerektiğini ifade etmektedir. Allah’ı tanımayan, bilmeyen ve O’nu anlamayanlar Zümer suresinin “Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler” Ve ma kaderullahe hakka kadrihi. (Zümer/67) anlamındaki ayeti ile kınanmaktadır.

İnsanın Allah’ı zat, isim, sıfat ve fiilleriyle tanıması; Allah ile zihnî ve kalbî bir ilişki içinde bulunması gerekir. Kur’ân baştan sona Allah’ın isim, sıfat ve fiillerinin tanıtımı ile doludur.

İnneniy ENellahulâ ilâhe illâ ENE fa’budniy ve ekımıs Salâte lizikriy. (Tâhâ/14)“Şüphesiz ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet ve beni anmak için namaz kıl”

Nebbi’ ıbadiy enniy enel Ğafûrur Rahıym, Ve enne azâbiy hüvel azâbül eliym. (Hicr/49-50) “(Ey Muhammed!) Kullarıma benim çok bağışlayan çok merhamet eden olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu bildir.

inne Rabbeke seriy’ul ‘ıkab* ve inneHU le Ğafûrun Rahıym. (En’am/165) Şüphesiz senin Rabbin cezası çok çabuk olandır, şüphesiz O, çok bağışlayan çok merhamet edendir”

inne Rabbeke le zû mağfiretin ve zû ıkabin eliym. (Fussilet/43) “Şüphesiz senin Rabbin hem bağışlama sahibidir hem de elem dolu bir azap sahibidir”

Ğafiriz zenbi ve Kabilit tevbi şediyd’il ‘ıkabi Zit tavl* lâ ilâhe illâ HU* ileyhilmasıyr. (Mü’min/3) (Allah), günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı ağır olan, lütuf sahibidir”

Allâhu lâ ilâhe illâ HÛ* leHUl Esmaül Hüsnâ. (Tâhâ/8) “Allah kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır, en güzel isimler O’nundur” ve benzeri yüzlerce ayette Allah bize kendisini tanıtmaktadır.

İslam bilginleri, ayet ve hadislere dayanarak Allah’ı tanıtan eserler hazırlamışlardır. Bu eserlerden Allah’ın beş çeşit isim ve sıfatının olduğunu öğreniyoruz. Bunlar; zâtî, sübûtî, selbî, fiilî ve haberî (müteşâbih) sıfatlardır.

I. ZATÎ SIFATLAR

Zatî sıfatlar; vücut, kıdem, bekâ, vahdâniyet, muhâlefetün lilhavadis ve kıyambinefsihî olmak üzere altı tanedir.

1. Vücut. Vücut, Allah’ın var olması demektir. Allah vardır, varlığı kendiliğindendir, yani Allah yaratılmış değildir. Her şeyi O yaratmıştır, O olmasaydı hiçbir şey olmazdı. Allah’ın dışındaki hiçbir varlık kendiliğinden meydana gelmemiştir, hepsi Allah’ın yaratmasıyla var olmuştur, hayatlarını Allah’ın lütfu keremiyle devam ettirmektedirler. Mesela insanların ve hayvanların gıda maddelerine, suya, temiz havaya ve güneş enerjisine ihtiyaçları vardır. Allah ise böyle değildir. O’nun varlığının başlangıcı ve sonu olmadığı gibi varlığını devam için de hiçbir şeye muhtaç değildir. Diğer varlıkların muhtaç oldukları şeyleri de yaratan O’dur.

Aklını, mantığını ve muhâkeme gücünü kullanan, gökleri, yıldızları, yeri, bitkileri, hayvanları, ormanları, meyveleri ve daha nice varlıkları düşünen insan, bütün bunları yaratan, onları yöneten bir yüce varlığın olduğunu anlar. Şu anlamdaki âyetler insanları Allah’ın varlığı konusunda düşünmeye davet etmektedir:

Efela yenzurune ilel’İbilli keyfe hulikat – Ve ilesSemâi keyfe rufi’at – Ve ilelcibali keyfe nusıbet – Ve ilel’Ardı keyfe sutihat. (Ğaşiye/17-18-19-20) “Deveye bakmıyorlar mı nasıl yaratılmıştır? Göğe bakmıyorlar mı nasıl yükseltilmiştir? Dağlara bakmıyorlar mı nasıl dikilmişlerdir? Yeryüzüne bakmıyorlar mı nasıl yayılmıştır?” Kâinatta vâr olan her şey O’nun varlığına delalet etmektedir. Şu ayet mealleri bu gerçeği ifade etmektedir:

Ve min âyâtihi en halekaküm min türabin. (Rûm/20)

“Sizi topraktan yaratması O’nun varlığının delillerindendir.

Ve min âyâtihi en haleka leküm min enfüsiküm ezvacen liteskünu ileyha ve ce’ale beyneküm meveddeten ve rahmeten, inne fiy zâlike leâyâtin li kavmin yetefekkerun. (Rûm/21) Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet var etmesi O’nun varlığının delillerindendir.

Ve min âyâtihi halkus Semavati vel Ardı vahtilafü elsinetiküm ve elvaniküm* inne fiy zâlike leâyâtin lil alimiyn. (Rûm/22) Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması O’nun varlığının delillerindendir Geceleyin uyumanız ve gündüzün O’nun lütfundan istemeniz O’nun varlığının delillerindendir.

Ve min âyâtiHİ yüriykümül berka havfen ve tame’an ve yünezzilu minesSemai maen feyuhyiy Bihil Arda ba’de mevtiha* inne fiy zâlike leâyâtin likavmin ya’kılun. (Rûm/24) Ve ümit kaynağı olarak şimşeği size göstermesi, gökten yağmur indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesi O’nun varlığının delillerindendir.

Ve min âyâtiHİ en tekumes Semaü vel Ardu Bi emriHİ. (Rûm/25) Emriyle göğün ve yerin kendi düzenlerinde durması da Onun varlığının delillerindendir.

2. KIDEM: Kıdem, Allah’ın varlığının evveli ve başlangıcının bulunmaması, Allah’ın ezelî ve kadîm olması demektir. Bu sıfat, Allah’ın yaratılmamış olduğunu, O’nun olmadığı hiçbir zamanın bulunmadığını ifade eder. Çünkü zamanı ve mekanı yaratan da Allah’tır. Allah’ın dışındaki bütün varlıkların sözgelimi güneşin, ayın, dünyanın, yıldızların, gezegenlerin, insanların, hayvanların, bitkilerin bir evveli, bir başlangıcı, yaratıldıkları ve var olmaya başladıkları bir zamanları vardır. Çünkü bu varlıklar önceleri yok iken sonradan Allah’ın yaratmasıyla var olmuşlardır. Hâlbuki Allah böyle değildir. O’nun varlığının evveli ve başlangıcı yoktur. Çünkü O, varlığı zorunlu varlıktır. Geriye doğru ne kadar gidilirse gidilsin O’nun olmadığı bir zaman düşünülemez. Allah’ın varlığının bir başlangıcının olması, O’nun yaratılmış olduğu anlamına gelir ki bu, Allah için muhaldir, çünkü yaratılmış olan ilah olamaz.

3. BEKÂ; Bekâ, Allah’ın bâkî, ebedî, sonsuz, ölümsüz olması ve varlığının sonu olmaması demektir. Sonlu olmak, ölümlü olmak, bir gün yok olmak, yaratılmış varlıkların özelliğidir. Kâinatta gördüğümüz ve görmediğimiz, küçük ve büyük bütün varlıklar sonludur, ölümlüdür, bir gün yok olacaklardır. Allah ise böyle değildir. O, yaratılmadığı için fâni, sonlu ve ölümlü değildir. O, varlığı zorunlu tek varlıktır. Her canlı ölecek O, ise ebedîdir. Rahman suresinin,

Küllü men ‘aleyha fan – Ve yebka vechu Rabbike ZülCelâli vel’İkrâm. (Rahman/26-27) Yeryüzünde (ve âlemde) bulunan her canlı fanidir, ölümlüdür, ancak azamet ve ikram sahibi Rabb’inin zâtı bâki kalacaktır” anlamındaki bu ayetleri ile İhlas suresi Allah’ın bu sıfatlarını ifade etmektedir.

4. VAHDÂNİYET: Vahdâniyet, Allah’ın bir ve tek olması demektir. Allah; zatında, sıfatlarında ve işlerinde tektir, eşi, benzeri ve ortağı yoktur. İhlas suresinin Kul HUvAllâhu Ehad “De ki O Allah bir, tektir” anlamındaki ayeti Allah’ın bu sıfatını ifade etmektedir. Bütün peygamberler, O’nun vahdâniyetini, tekliğini anlatmışlardır:

Ve ma erselna min kablike min Rasûlin illâ nuhıy ileyhi ennehu lâ ilâhe illâ ENE fa’budun. (Enbiya/25) “(Ey Peygamberim!) Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, ‘şüphesiz benden başka hiçbir ilah yoktur, öyleyse bana ibadet edin’ diye vahyetmişizdir” ânlamındaki âyet, bu gerçeği ifade etmektedir.

İslam dinin tevhît dîni olması, Allah’ın tek ilah ve tek mabut olması esasına dayanır. O’ndan başka ilah kabul etmek, şirktir, şirk ise en büyük zulüm, en büyük günahtır. Kelime-i tevhît, yani lâilâhe illallah cümlesi, Allah’ın tekliğini ve eşsizliğini, O’ndan başka ilah olmadığını ifade eder. Kur’an baştan sona Allah’ın birliğini anlatan ayetlerle doludur:

Lev kâne fiyhima alihetün ilAllâhu lefesedeta. (Enbiya/22) “Eğer yerde ve göklerde Allah’tan başka ilahlar olsaydı, kesinlikle yerin ve göklerin düzeni bozulurdu” anlamındaki ayet Allah’ın vahdâniyet sıfatını anlatmaktadır.

4. MUHÂLEFETÜN LİLHAVADİS: Muhâlefetün lilhavâdis, Allah’ın yaratıklardan hiç birine benzememesi demektir. Biz, Allah’ı nasıl düşünürsek düşünelim O bizim düşündüğümüzden, aklımıza, hayalimize ve hatırımıza gelen şeylerden başkadır, hiçbirine benzemez. Çünkü bizim Allah’ı benzetmek istediğimiz şeylerin hepsi yaratılmış ölümlü, muhtaç ve âciz varlıklardır. Halbuki Allah, yaratılmış âciz, muhtaç ve ölümlü bir varlık olmadığı gibi cisim, cevher ve araz da değildir. Allah; zatı, sıfatları ve fiilleriyle hiçbir yaratığa benzemez. Mesela insanların gücü, görme, işitme ve bilme gibi yetenekleri vardır. Allah’ın da gücü, görmesi, işitmesi ve bilmesi vardır. Ancak insanların gücü, görmesi, işitmesi ve bilmesi Allah’ın gücü, görmesi, işitmesi ve bilmesine asla benzemez.

Allah’ın her şeye gücü yeter, insanların ise her şeye gücü yetmez. Onlara görme yeteneğini veren de Allah’tır. Allah her şeyi görür, insanlar her şeyi göremez, onlara görme organı veren de Allah’tır. Allah her şeyi işitir, en gizli olan sesleri de işitir. İnsanlar ise her sözü işitemezler. Allah her şeyi bilir, O’nun ilminden hariç hiçbir şey yoktur. İnsanlar ise her şeyi bilemezler, bilgileri sınırlıdır. leyse kemisliHİ şey’ (Şûrâ/11) “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur” anlamındaki âyet, Allah’ın bu sıfatını ifade etmektedir.

5. KIYAMBİNEFSİHÎ: Kıyambinefsihî, Allah’ın varlığının kendiliğinden olması, başkaları tarafından var edilmemiş, yaratılmamış ve doğmamış olması demektir. Yaratılmış varlıklar, varlıklarını sürdürebilmeleri için, Allah’a muhtaçtırlar. Allah ise hiç bir şeye muhtaç değildir, zaman ve mekândan münezzehtir, zamanı da mekânı da diğer varlıkları da yaratan O’dur.

II. SÜBÛTÎ SIFATLARI Sübûtî sıfatlar; hayat, ilim, semi, basar, irade, kudret, kelam ve tekvin olmak üzere sekiz tanedir.

1. HAYAT: Hayat, Allah’ın diri ve hayat sahibi olması demektir. Allah’ın bu sıfatı, âyet ve hadislerde “hayy” kelimesi ile ifade edilmektedir. Allah’ın sıfatı olarak “hayy”, diri, kemal manasıyla hayat sahibi ve sürekli vâr olan, ölümlü olmayan, bâkî, ebedî ve dâim demektir. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler ve diğer varlıklarda hayatı vâr eden de yok eden de Allah’tır.

Allah’ın bu sıfatı, O’nun ezelî ve ebedî olduğunu ifade eder. O’nun evveli ve sonu yoktur. O hep diridir, hayatının sonu yoktur. O’nun sonu yoktur. Diğer canlıların ise evveli ve sonu vardır. Bütün yaratıklar, fâni sadece Allah bakidir. O’nun dışında her canlı ölecek ve O’na dönecektir. O asla ölmeyecek ve yok olmayacaktır.

Ve tevekkel alel Hayyilleziy lâ yemutü. (Furkan/58) “Ölmeyen diriye güven”

HU”vel Hayyü lâ ilâhe illâ HU. (Mü’min/65) “O diridir. O’ndan başka ilâh yoktur”

Küllü men ‘aleyha fan – Ve yebka vechu Rabbike ZülCelâli vel’İkrâm. (Rahman/26-27) “Yer yüzünde bulunan her şey ölecektir. Yalnız celal ve ikram sahibi Rabb’inin zatı bâki kalacaktır” anlamındaki ayetler Allah’ın bu sıfatını anlatmaktadır.

2. İLİM: İlim, Allah’ın ilim sahibi olması demektir. Allah’ın bu sıfatı; Allah’ın gizili ve aşikâr olanları, olmuşu ve olacağı, görünen ve görünmeyen âlemi, yerde ve göklerde olup bitenleri, geçmişi, hâli ve geleceği, canlı ve cansız bütün varlıkları, insanların gizli ve aşikâr bütün yaptıklarını, küçük ve büyük her şeyi bildiğini ifade eder.

İnnAllâhe ‘Alimu ğaybis Semavati vel Ard* inneHU ‘Aliymun Bi zatis sudur. (Fâtır/38) “Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. O göğüslerin özünü çok iyi bilendir”

İn tübdu şey’en ev tuhfuhü feinnAllâhe kâne Bi külli şey’in ‘Aliyma. (Ahzab/54) “Bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de (fark etmez) çünkü Allah her şeyi çok iyi bilir”

Velev enne ma fiyl Ardı min şeceretin aklamün vel bahru yemüddühu min ba’dihi seb’atü ebhurin ma nefidet kelimatullah. (Lokman/27) “Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri (ilmi, yazmakla) yine tükenmez”

Ve in techer Bil kavli feinneHU ya’lemüs Sirra ve Ahfâ. (Tâha/7) “Sözü açık söylesen de gizli söylesen de muhakkak O, gizliyi de ondan daha gizli olanı da bilir” (Tâhâ,20/7) anlamındaki âyetler Allah’ın eşsiz ilminin her şeyi kapsadığını ifade etmektedir.

3. SEMİ’: Semî, Allah’ın, konuşulan sözleri, her sesi ve duaları işitmesi demektir. Allah, gizli veya âşikâr, iyi veya kötü insanların bütün konuşmalarını ve sözlerini hatta fısıltılarını bile işitir, dua ve niyazları duyar. Allah da insanlar da işitir. Ancak Allah’ın işitmesi ile insanın işitmesi aynı değildir. Allah’ın işitmesi, vasıtasız ve sınırsızdır. İnsanlar hava ve kulak vasıtasıyla sadece belli frekanstaki sesleri işitip duyabilirler, gizli ve kısık sesleri duyamazlar, Allah ise hepsini duyar. İnsan nerede ne söylerse söylesin, en gizli yerlerde, yerin altında ve göklerde bile bir şey konuşsa Allah o konuşulanı işitir. Çünkü Allah insanlara yakındır.

inne Rabbiy le Semiy’ud dua’. (İbrahim/39) “Şüphesiz Rabbim duaları işitendir”

Em yahsebune enna lâ nesme’u sirrahüm ve necvahüm. (Zuhruf/80) “Yoksa biz onların sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmez miyiz sanıyorlar.”

vAllâhu yesme’u tehavureküma. (Mücadele/1) “…Allah konuşmanızı işitir, çünkü Allah işitendir, görendir” anlamındaki ayetler Allah’ın her sesi ve her konuşulanı işittiğini ifade etmektedir. Allah’ın bu sıfatında, ödüllendirme ve cezalandırma anlamı da vardır. Mesela;

Men kâne yüriydü sevabed dünya fe ‘indAllâhi sevabüd dünya vel ahireti, ve kânAllâhu Semiy’an Basıyr. (Nisa/134) Kim dünya sevabını isterse (bilsin ki) dünya ve âhiret sevabı Allah katındadır. Allah işitendir, görendir” anlamındaki ayette Allah’ın işitmesi ve görmesi, iyi iş yapanların mükâfatını vermesi anlamındadır.

4. BASAR: Basar, Allah’ın, aydınlık ve karanlıkta küçük ve büyük her şeyi görmesi demektir. Allah, gizli veya âşikâr, küçük veya büyük bütün varlıkları, bütün yapılanları görür. Allah da insanlar da görür. Ancak Allah’ın görmesi ile insanın görmesi aynı değildir. İnsan göz vasıtasıyla ancak belirli bir uzaklıkta, büyüklükte ve aydınlıkta olanı görebilir. Allah’ın görmesi ise, vasıtasız ve sınırsızdır. Allah küçük, büyük, aydınlıkta ve karanlıkta, vasıtasız ve sınırsız olarak her şeyi görür. İnsanlar, nerede ne yaparlarsa yapsınlar, en gizli yerlerde, yerin altında ve göklerde bile bir şey yapsalar Allah onları görür. Çünkü Allah insanlara yakındır.

innAllâhe Bi ‘ıbadiHİ le Habiyrun Basıyr. (Fatır/31) Şüphesiz Allah kullarının (her halini) haber alandır, görendir”

İnneHU Bikülli şey’in Basıyr. (Mülk/19) “O her şeyi görendir” anlamındaki ayetler Allah’ın bu sıfatını ifade etmektedir.

Allah’ın bu sıfatında, ödüllendirme ve cezalandırma anlamı da vardır. Mesela,

Men ‘amile seyyieten fela yücza illâ misleha. (Mü’min/40) “…Dilediğinizi yapın O, yaptıklarınızı görmektedir” anlamındaki âyette sözü edilen Allah’ın görmesinden maksat, kuluna yaptıklarının karşılığını vermesidir.

5. İRADE; İrade, Allah’ın dilemesi demektir. İrade, bir şeyin olup olmamasını, şöyle veya böyle olmasını dilemek ve dilediği gibi yapmaktır. Dünyada var olan her şey Allah’ın dilemesi ile var olmuştur, O’nun dilediği zaman da yok olacaktır. O’nun dilediği olur dilemediği olmaz. İnsanların da iradeleri vardır. Ancak Allah’ın iradesi ile insanların iradeleri tamamen farklıdır. İnsan her istediğini ve dilediğini yapamaz. Allah ise her istediğini ve dilediğini yapar. İnsanlara irade gücünü veren Allah’tır, Allah’ın iradesi ise zatı ile kaimdir. İnsanın istediği şeyin olması için, o şeyi oluşturan şartları bir araya getirmeye çalışması gerekir, aynı zamanda Allah’ın da buna izin vermesi gerekir. Çünkü Allah izin vermedikçe insanların istedikleri olmaz. Allah’ın iradesi tekvini ve teşrii olmak üzere iki kısma ayrılır.

Tekvini irade. Bu irade, Allah’ın yaratması ile ilgilidir. Bu iradeyi hiçbir sebep ve şart geçemez, yani bu irade bir sebep ve şarta bağlı değildir. Allah neyi dilerse o olur, O’nun dilemediği bir şeyin olması mümkün değildir. Kainatta olup biten olayların hepsi Allah’ın dilemesi ile olmaktadır. Allah dilemeden, izin vermeden hiçbir şey meydana gelmez; sözgelimi Allah izin vermeden peygamber mucize gösteremez, kimse ölemez, kimse başarı elde edemez, kimse kimseye zarar vermez, bitkiler bitemez, ağaçlar meyve veremez, kâinatın düzeni devam edemez.

Teşrii irade. Allah’ın bu iradesi insanların iradeleri ile birlikte cereyan eder. Bu irade, insanların işlerini yürütmeleri ve fiillerini yapmaları için onlara güç ve izin vermesi anlamındadır. İnsan bir işi yapmak, bir davranışta bulunmak isterse Allah o insana izin ve güç verir. İstek insandan olduğu için sorumluluk insana aittir. Allah’ın bu iradesi Allah’ın, kulun her yaptığına razı olduğu anlamına gelmez. İnsanın istediği şeye Allah izin verir fakat insanın bu yaptığından razı olmayabilir.

Allah insanlardan bir şeyi yapmalarını, bir şeyden kaçınmalarını ister, yani insana bir şeyi emreder veya yasak eder, emir ve yasağına uyup uymamayı insanın iradesine bırakır.

vAllâhu yerzuku men yeşâu Bi ğayri hisab. (Bakara/212) “Allah, dilediğine hesapsız rızık verir”.

feyağfiru limen yeşâu. (Bakara/284) “Allah dilediğini bağışlar”,

Yü’til Hıkmete men yeşâu. (Bakara/269) “Hikmeti dilediğine verir”.

yahlüku ma yeşa’. (Maide/17 “Dilediğini yaratır”.

yehdiy men yeşau ila sıratın müstekıym. (Yunus/25) “Dilediğini doğru yola iletir”

yef’alullahu ma yeşa’. (İbrahim/27) “Allah, dilediğini yapar” anlamındaki âyetler Allah’ın bu sıfatını ifade etmektedir.

6. KUDRET: Kudret, Allah’ın her şeye gücünün yetmesi demektir. Yüce Allah, güçlü, kuvvetli, istediğini istediği gibi yapabilen, asla âciz olmayandır. Allah’ın da insanların da güç ve kudreti vardır. Ancak Allah’ın güce ve kudreti ile insanın gücü ve kudreti aynı değildir. İnsanların güç ve kudretleri sınırlıdır, her şeye güçleri yetmez, insanlar her istediğini yapamazlar. İnsanlara güç ve kudreti veren de Allah’tır.

Allah’ın gücü ve kudreti ise, sonsuz ve sınırsızdır. Allah’ın her şeye gücü yeter, O’nun gücünün yetmeyeceği hiçbir şey yoktur. O, mutlak güç sahibidir. İstediğini istediği zaman ve istediği şekilde yapabilir.

innAllâhe alâ külli şey’in kadiyr. (Bakara/20) “Gerçekten Allah, her şeye gücü yetendir”.

Kur’ân’da 35 âyette Allah’ın “her şeye” gücünün yettiği bildirilmektedir. Allah’ın; yaratmaya (Yasin/81), ölüleri diriltmeye (Kıyâmet/40), parmak uçlarını bile yeniden inşa etmeye (Kıyâmet/4), gökten azap indirmeye (En’âm/65), suyu yer yüzünden yok etmeye (Müminûn/18), bir toplumu yok edip yerine yenisini getirmeye (Meâric/40-41) kısaca her şeye gücü yeter. O’nun aciz olduğu, gücünün yetmediği hiçbir şey yoktur. Hiç kimse ve hiçbir şey O’nu âcîz bırakamaz.. Allah’ın bir şeye “ol” demesi ile o şey hemen olur. Yok, olmasını istediği şey de yok olur. Allah için “imkânsız” diye bir şey yoktur.

7. KELÂM: Kelâm, Allah’ın harf ve sese ihtiyaç olmadan konuşması demektir. Allah’ın konuşması insanların konuşması gibi değildir, O’nun harfe, sese, dile ihtiyacı yoktur. İnsanlara konuşma yeteneği veren de Allah’tır. Allah, peygamberlerine konuşmuş, onlara hitap etmiş, emir ve yasaklar vermiştir. Allah peygamberlerle ya doğrudan, ya elçi vasıtasıyla ya da vahiy yoluyla konuşmuştur:

Ve ma kâne libeşerin en yükellimehullahu illâ vahyen ev min veraiy hıcabin ev yursile Rasûlen feyuhıye Biiznihi ma yeşa’* inneHU ‘Aliyyün Hakiym; (Şûrâ/51) “Allah insanlara ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O, yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir” anlamındaki âyet bu gerçeği ifade etmektedir. Allah’ın kelam sıfatı ezelî ve ebedîdir. Kuran-i Kerîm de Allah kelamıdır (Tevbe/6).

8. TEKVİN: Tekvin, Allah’ın yaratıcı olması demektir. Allah, yaratan, varlıkları örneği olmadan îcat eden, vâr edendir. İslam âlimleri; rızık vermesi, yaratması, canları alması, yağmurları yağdırması, otları bitirmesi, sebze ve meyveleri var etmesi gibi fiili sıfatlarının tamamını bu sıfat ile ifade etmişlerdir.

kulillâhu haliku külli şey’in. (Ra’d/16) “De ki: Allah, her şeyin yaratıcısıdır”

hel min halikın ğayrullah. (Fatır/3) “Allah’tan başka yaratıcı mı var?”

yahlükullahu ma yeşa’. (Nûr/45) “Allah, dilediğini yaratır”

VAllâhu haleka külle dabbetin min ma’ (Nûr/45) “O her canlıyı sudan yaratmıştır”.

HUvelleziy halakaleküm ma fiyl’Ardı cemiy’an. (Bakara/29) “O yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratandır” anlamındaki ayetler Allah’ın bu sıfatını ifade etmektedir. Yaratmak Allah’a mahsustur. İnsanlar ancak yaratılan varlıklardan icatlarda bulunabilirler yoktan yaratamazlar.

ela leHUl halku vel emr. (A’raf/54) “İyi bilin ki yaratma ve emir O’nundur” anlamındaki âyet bunu ifade etmektedir Allah, dilediğini yaratmaya, yok iken var etmeye gücü yeter.

III. FİİLÎ SIFATLARI

Yaratması, rızık ve nimet vermesi, yaşatması, canları alması ve ölüleri Kıyamet kopunca yeniden diriltmesi gibi nitelikler fiilî sıfatlardır. İslam âlimleri Allah’ın fiilî sıfatlarını “tekvin” sıfatı ile ifade etmişlerdir.

IV. SELBÎ SIFATLAR

Allah’ın selbî ve tenzîhî sıfatları, Allah’ın ne olmadığını ve neler yapmadığını, hangi özelliklere sahip olmadığını ifade eden sıfatlardır. Allah’ın bu sıfatlarından bir kısmını şöyle özetleyebiliriz:

Allah’ın anası, babası, eşi, çocuğu ve benzeri yoktur. O, hiçbir şeye muhtaç değildir. İhlas suresi, Allah’ın bu niteliklerini bize bildirmektedir.

Kul HUvAllâhu Ehad – Allâhus Samed – Lem yelid ve lem yûled – Ve lem yekün leHÛ küfüven ehad. (İhlas) “De ki O Allah tektir. O samettir yani, hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır. Ondan çocuk olmamıştır yani O, kimsenin babası değildir. O doğmamıştır yani, O, kimsenin çocuğu değildir. Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.”

Lâ şeriyke leHU. (En’am/163) “Onun hiçbir ortağı yoktur…”

Lâ te’huzuHÛ sinetün vela nevm. (Bakara/255) “O’nu ne uyuklama tutabilir ne de uyku”

ve HUve yut’ımu ve lâ yut’am. (En’am/14) “O (yaratıkları) besleyendir ve (kendisi) beslenmeye ihtiyacı olmayandır”.

ve mAllâhu Biğafilin amma ta’melûn. (Bakara/74) “Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir”.

ve ennAllâhe leyse Bi zallamin lil abiyd. (A.İmran/182) “Allah, kullarına asla zulmedici değildir”.

Lâ yüs’elu amma yef’alu ve hüm yüs’elun. (Enbiya/23) “O, yaptığından dolayı sorgulanamaz fakat onlar sorgulanırlar”

vAllâhu yahkümü lâ muakkıbe li hükmiHİ, (R’ad/41) “Allah hükmeder. O’nun hükmünü bozacak hiçbir kimse yoktur.”

ve ma kânAllâhu li yu’cizehu min şey’in fiys Semavati ve lâ fiyl Ard. (Fatır/44) “Ne göklerde ne de yerde Allah’ı âciz bırakacak hiçbir şey yoktur.”

İnnAllâhe lâ yahfa aleyHİ şey’ün fiyl Ardı ve lâ fiys Sema’. (A.İmran/5) “Şüphesiz göklerde ve yerde hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.”

‘indAllâhi ahden felen yuhlifAllâhu ahdeHU. (Bakara/80) “Allah verdiği sözden asla dönmez.”

innAllâhe lâ yuhliful miy’ad. (A.İmran/9) “Şüphesiz Allah va’dinden dönmez” (Al-i İmrân,3/9).

V – HABERÎ / MÜTEŞÂBİH SIFATLAR

Haberî sıfatlar; Allah’ın eli, yüzü, gözü, gelmesi, inmesi ve yakın olması gibi âyet ve hadislerde geçen sıfatlardır. Kur’ân’da Allah’ın eli, yüzü, gözü, arşı istivası, gelmesi, insanlara yakınlığı ve onlarla beraber olmasından söz edilmektir.

yedullahi fevka eydiyhim. (Feth/10) “Allah’ın eli onlarının elinin üstündedir”

Ve Lillâhil meşriku vel mağribü feeynemâ tüvellû fesemme VECHULLÂAH. (Bakara/115) “Doğu ve batı (bütün yeryüzü) Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır”

Vasnaılfülke Bi a’yunina ve vahyina. (Hûd/37) “Ey Nuh! Gözümüzün önünde ve vahyimize göre gemiyi yap”

Ve câe Rabbüke velMelekü saffen saffâ. (Fecr/22) “Rabbin ve melekler saf saf geldi”.

ErRahmânu alel Arşisteva. (Tâhâ/5) “Rahman arşa istiva etmiştir”

Ve izâ seeleke ‘ıbadiy ‘anniy feinniy kariyb. (Bakara/186) “Kullarımı beni senden sorarlarsa (bilsinler ki) gerçekten ben onlara çok yakınım” (Bakara, 2/186).

ve HUve me’akum eyne ma küntüm. (Hadîd/4) “Nerede olursanız olun O (Allah) sizinle beraberdir”

Meallerini verdiğim âyetlerde Allah’ın eli, yüzü, gözü, gelmesi, arşı istiva etmesi, yakın ve beraber olması hangi anlamdadır? Allah yaratıklarından hiç birine benzemez. Dolayısıyla Allah’ın elini, yüzünü, gözünü ve gelmesini insanların eli, yüzü, gözü ve gelmesi gibi düşünemeyiz. Öyle ise bu ayetlerde geçen Allah’ın bu sıfatları ne anlama gelmektedir?

Bir kısım İslam âlimleri, Allah Kur’ân’da elinden, yüzünden, gözünden ve gelmesinden söz etmektedir. Biz bunların mahiyetini, nasıl olduklarını bilemeyiz, çünkü Allah bize bildirmemiştir. Biz sadece bu sıfatlarını kabul ederiz. Allah’ın eli, yüzü, gözü … vardır, fakat bizim elimiz, yüzümüz, gözümüz gibi değildir. Bu sıfatların keyfiyetlerinden, nasıl olduklarından bahsetmeyiz şeklinde görüş beyan etmişlerdir. Bir kısım İslam âlimleri ise Allah’ın elini, yüzünü, gözünü ve gelmesini yorumlamışlar, tevil etmişlerdir. Bu âlimlerin yorumuna göre, Allah’ın elinden maksat, gücü, kudreti ve nimetidir. Allah’ın yüzünden maksat O’nun zatı ve rızasıdır. Allah’ın gözünden maksat, ilmi, yardımı, himayesi, gözetimi ve denetimidir. Allah’ın gelmesinden maksat emrinin gelmesidir. Allah’ın arşı istivasından maksat; arşı istila etmesi ve arşa hâkim olmasıdır. Allah’ın inmesinde maksat, nimet ve rahmetinin inmesidir. Allah’ın yakın olmasından maksat, af, merhamet ve yardımının yakın olmasıdır. Allah’ın beraber olmasından maksat, O’nun kullarının her halini görmesi, bilmesi, murakabesi, ve onlara yardım etmesidir.

SONUÇ: Allah’ı tanımak bizim en başta gelen görevimizdir. Biz Allah’ı Kur’ân ve Sünnette belirtilen isim, fiil ve sıfatlarıyla tanıyabiliriz. “Allah’a îman”; Allah’ın varlığını, birliğini, yaratan, yaşatan, rızık veren ve besleyip büyütenin yalnız Allah olduğunu, O’ndan başka ibadete layık mabut bulunmadığını, ibadetin sadece O’na yapılması gerektiğini, O’nun ezelî ve ebedî olduğunu, bütün kemal sıfatlarla muttasıf ve noksan sıfatlardan münezzeh bulunduğunu, Kur’ân ve Sünnette belirtilen isim, fiil ve sıfatlarıyla bilip inanmayı gerektirir. O’na iman, aynı zamanda O’na ibadet ve itaat etmeyi, Kur’ân ve Sünnette yer alan emir ve yasaklara, öğüt ve tavsiyelere uymayı, helal ve haramlara riayet etmeyi gerekli kılar. [Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ-(Esma-i hüsna)]

********************************************************

ESMA-İ HÜSNANIN MANALARI HAKKINDA.

Bil ki Allah telâ hazretlerinin bütün esma-i Hüsnasının mânâları şu dört kelimenin içindedir. Ve o dört dahi; “Sübhanallah” ve “Elhamdülillâh” ve “Lâ ilâhe İllallah” ve “Allahuekber”.

Subhanalllah kelime-i mübarekesinin mânâsı; Bütün ayıpları ve noksanları, hatta kendi sıfatlarıyla ef’alini Cenab-ı Hakkın zatından selb eylemekten ibarettir. İşte Allah Telâ isimlerinden Kuddûs ve Selâm ve emsali gibi selb manâsını mütezammın olan ne kadar isim varsa hepsi bu “Sübhanallah” kelimesinin içindedir.

Elhamdülillâh”; kelimesinin mânâsı da her kemâli hatta kendi, sıfatlarıyla ef’alini Cenab-ı hakkın zatına ispat eylemekten ibarettir. Binaenaleyh Allah Telânın isimleinden ispat-ı kemâl manâsını ifade eden Hayy,âlim,Kâdir ve emsali gibi ne kadar isim varsa hepsi bu “elhamdüliilâh” kelimesine dahildir.

İşte biz “Subhanallah” kelimesiyle aklımıza gelen her ayıp ve noksanı Cenab-ı Hakk’tan nefy ederiz. Kezalik “Elhamdüliilâh” kelimesiyle de idrak eylediğimiz, yani kemâl olduğunu bildiğimiz her kemâli de Cenab-ı Hakk’a ispat etmekteyiz.Bizim nefy eylediğimiz nakâyıs ile ispat eylediğimiz kemâlin haricinde kalanlara gelince bunlar bizden tamamıyla gaiptir. Ve bizim meçhulümüz olan şeylerdendir. Fakat bu nefy ve ispat olunan şeylerin icmalen tahakkuku “Allahu Ekber” kavlimizin içindedir. “Allahu Ekber” demek Cenab-ı Hakkın zât-ı eceli-ü ‘alası bizim nefy ettiğimizden ve ispat eylediğimizden de âlîdir ve ‘azamdır demektir.

İşte Cenab-ı Hakkın isimlerinden idrak olunamayan ve akla gelmeyen kemâlatı mutazammın olan Zü’l- celâli ve’l İkram gibine kadar isimler varsa bunların hepsi dahi “Allahu Ekber” kelimesine dahildirler Vakta ki bizim nefy eylediğimiz şeylere şeklen benzeyenlerle bunların naziri olamların mevcudinin içinde bulunması vücudun şânındandır.

O halde bunların da icmalen tahakkuku bizim “Lâ ilâhe İllallâh” kavlimiz iledir İşte ulûhiyet istihkak-ı ubûdiyyete raci olan ubûdiyyete layık ve müstehak olan dahi sade bizim zikreylediklerimizle ittisaf eden kimsedir. Vallahu ‘alem. (İbn Arabi- Marifet/175)

Reklamlar
 
3 Yorum

Yazan: 19 Haziran 2015 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: ,

3 responses to “ALLAH’IN ZATÎ-SUBUTÎ-SELBÎ-FİİLÎ-HABERİ SIFATLARI

  1. ismail

    01 Ekim 2016 at 15:41

    çok güzel olmuş

     
    • ekabirweb

      01 Ekim 2016 at 16:12

      Merhaba, teşekkür ederin esen kalın Allah’a emanet olun.

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: