RSS

ESMA DERSLERİ 1 – ALLAH (7 – 2)

30 Tem

ALLAH

(1. bölümden devam)

[[“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”]]

Dolayısıyla ikil formda düşüyor, vav zaiddir. Geriye ne kaldı Hu..! He. Peki bu bir ses midir, nefes midir. Nefestir aslında, Huu..!, hee..! Her nefesiniz O’nu söyler.

Aslında her nefes Allah’ın varlığına delalet eder. El Hayy dan bir yansıma, bir tecellidir. Onun için O; O olandır. Hüve; Hüve derler. O; O olandır. O kendisi olandır O kendisinden başkasına benzemeyendir, O’nu hakkıyla ancak O bilir, O’nu hakkıyla ancak O över. O’nun hakkı O olmaktır. O’nu hakkıyla ancak O sever. O’nun hakkı O olmaktır, O olmak El Hakk olmaktır, O olmak mutlak olmaktır. O’ndan başkasının hakkı O’na kul olmaktır. O’ndan başkasının hakkı mahluk olmaktır, O’ndan başkasının hakkı O’na boyun eğmektir. O’ndan başkasının hakkı O ol deyince olmak, olma deyince olmamaktır. O’ndan başkasın ın hakkı O’na rağmen hiçbir hakkının olmadığını bilmektir, onun sayesinde var olduğunu bilmektir. Hüve’nin aslı onun için Hu..! dur.

O bir nefestir dedik. El Hayy isminin canlarda ki tecellisidir. İnsan aynasında mutlak iradeden bir yansımadır, mutlak dirilikten, mutlak merhametten bir yansıma olduğu gibi mutlak nefesten de bir yansıma var. Nasıl ki maddi beden ciğer aracılığı ile aldığı havayı kan aracılığı ile bedenin organlarına iletiyorsa, Allah isminden diğer esma aldığı hayatı, hayatın diğer alanlarına işte onunla iletir, böyle iletir. Manevi bedenin organlarına o Hayy dan bir Hayy a “He” ile gider onunla varır.

Oradan bir Nûr gelir, bu Nûr gözde basirete, gönülde muhabbete, Akleden kalpte hikmete, şuurda ferasete, hafızada zikre, müdrike de idrake dönüşür. Mutlak nefes ilahi nefestir. Kâinatın var oluşunu izah ederken İslâm arifleri nefes-i Rahman derler. Rahman’ın nefesi. Nedir bu? Varlık bir oluş ve bozuluş alemidir. Kevn ve fesad, oluş ve bozuluş. Oluş ve bozuluşta ki bozuluş kaos değildir, bozuluşta kozmosun bir parçasıdır. Dolayısıyla Allah’ın kontrolünde olan bozuluş ta kozmostur.

Bu manada oluş ilahi nefesin alınışına, bozuluşsa verilişine tekabül eder. Kâinat adeta Nefes-i Rahman ile bir alınan bir verilen bir nefestir. Onun için bakınız Kur’an da İnfitar suresi, İnşikak suresi; Biri Nefes-i Rahman’ın alınışını biri verilişini temsil eder adeta. İnşikak verilişidir, İnfitar alınışıdır. Yani yeniden varlık çekirdeğinin çatlaması; FatırisSemavati vel Ard.. (İbrahim/10) varlık ağacının tohumunun ağzını çatlatması, varlık ağacının filizinin ortaya çıkması.

Mutlak nefes ilahi nefestir. Onun için; ve nefahtü fiyhi min ruhıy… (Sâd/72) ruhumdan üfledim. Bu haşa ruhun Allah’tan bir parça olduğu iddiasını asla ve asla desteklemez. Bu yeryüzünde ki bazı batıl inançların kökenini teşkil eder. İşte yeniden doğuşa inanan yani, yeniden doğuş değil o nedir? Reenkarnasyona inanan yani ruhların bir bedenden diğer bir bedenle bedenleşmesine inananlar, aslında ruhuh tanrıdan bir parça olduğunu söylerler.

Bu doğru değil, bu benzetme ateşe üfleyen kimseden ateşe ne geçmiştir? Hiçbir şey geçmemiştir. Ama ateş kışkırtılmış mıdır? Evet. Yani bu benzetme ile ifade edilmiş olması gerçekten mucizevi bir ifadedir. Ama bu manada meselenin gaybi boyutu olduğu için haddimizi bileceğiz, sınırımızı bileceğiz ve ya Rabbi sen bilirsin diyeceğiz. Ama Ruh’u menfuk Allah’ın bize haber verdiği bir hakikat. ve nefahtü fiyhi min ruhıy.. (Sâd/72) ona ruhumdan üfledim.

Neye? Ona diyor ama bir o var. O ne? ve nefahtü fiyhi min ruhıy.. fiyhi aslında burada ki Hu zamiri nefse gitmez. Nefse gitseydi fiyha gelmesi lazımdı. Cansıza gitmez, cansızlardan bahsedilseydi yine öyle gelmesi lazımdı fihiy genelde canlıya gider. Burada kimdir o? Adem; Adem olmadan evvel ki beşerdi. Beşer, beşere girer. Dolayısıyla ve nefahtü fiyhi min ruhıy.. ben ona ruhumdan üfledim..

Peki o var, o zaman o hayvanlarla birlikte var. hayvanlara ruhumdan üfledimi eşitleyemiyoruz. Çünkü burada bir özellik var, bir özellik, bir ayrıcalık var. O ayrıcalık insan eden ayrıcalık. Peki ruhumdan üfledim in içinde ne var? Mutlak irade den bir parça, El Basiyr olandan bir cüz, Es Semiğ olandan bir cüz. Öyle değil mi, El Habiyr olandan bir cüz, El Mü’min olandan bir cüz ve sayın gitsin.

Dolayısıyla işte onun içinde verildi. Aklı cüz, aklı külden öyle geldi. İradeyi cüz, iradeyi külden öyle geldi, Kudreti cüz, Kudreti külden öyle geldi ve insan, insan oldu. ve nefahtü fiyhi min ruhıy..

Bu alem Muhyi ve Mumiyd fiili ilahisinin bir tecellisi. Dikkat buyurun Muhyi ve Mumiyd fiili ilahisini. Çünkü ..HUve yuhyiy ve yümiyt.. (Duhân/8) Ve hüve hayyun la lemud. Bakınız O hem fiil sahibi hem isim sahibi. Esma olarak gelenleri esma, ef’al olarak gelenleri ef’al olarak bilmek lazım. Bu ikisi arasında ki fark nedir diye sormuyorsunuz değil mi? O’nun Ef’al olarak kullandığı fiilleri sürekli ve azalıp çoğalan müdahalesini temsil eder.

Esma olarak kullandığı isimleri ise O’nun daimi ve değişmez müdahalesini temsil eder Bilmem anlatabiliyor muyum. Çünkü fiil değişir, fiil azalır çoğalır, hatta kesilir. Neden fiil ile kullanır bazı tecellilerini? Çünkü fiil olarak kullandığı karşıdakinin fiiline bakarak azalır ve çoğalır. İnsanın eylemine bakarak onun eylemi çoğalır veya azalır. Ama onun esmasından neş’et edenler onun için şükür O’nun Ef’aline, hamd O’nun esmasına yapılır. Elhamdü lilrab değil, Elhamdü lillâhi. Neden çünkü O’nun zatınadır Hamd. Onun içinde bizim hamdimiz aldığımıza ve verdiğimize, eksilene ve artana göre değişmemelidir. Aldığında da hamd etmelidir insanoğlu, verdiğinde de hamd etmelidir. Eksikliğinde de hamd etmelidir artırdığında da. Vererek sınadığında da alarak sınadığında da. Evlat verdiğinde de evladı aldığında da.

Ama şükür öyle değildir İnsanoğlu verdiğinde şükretmeli, şükür O’nun ef’aline, hamd O’nun esmasına yapılır. Onun için Elhamdülillâhi hamd zat ismine yöneliktir, çünkü zatına aittir. O nedenle O’nun fiiliyle gelenler bizden fiil isterler. Onun içinde hamd fiile dönüşemeyebilir fakat şükür fiili olmalıdır. Şükrün fiili olması ne demek size verdiği nimetin kendi cinsinden verdiğinizde şükür olur o da şükür olur çünkü verdiği nimetin kendisinden verdiğinizde, işte zekat bir şükürdür, ilim bir şükürdür Çünkü size verdiği akıl nimetinin teşekkürüdür. Nasihat bir şükürdür size verdiği söz söyleme nimetinin bir şükrüdür. İnfak bir şükürdür, tasadduk bir şükürdür, cihat bire şükürdür can nimetinin şükrü. Dolayısıyla görüyorsunuz şükür ve hamd arasında ki fark ta esma ve Ef’al, hatta özel olarak ismi has ve diğer fiiller, isimler farkıdır aslında.

Kul HUvAllâh O; Allah’tır. Kur’an da 2.697 kez geçer. Hiçbir isim bu kadar geçmez. Bundan sonra geçen isim “Rab” ismidir 900 küsur kez geçer, ama Allah ismi Celâli 2697 kez geçer. Fakat sadece isim olarak geçer. Bir de zamirler ve gizli zamirleri sayarsak 6.000 yerde geçer. Belki ayet sayısına denktir diyebiliriz o zaman. Bu geçiş sıklığı aslında Kur’an ın merkezinde Allah’ın bulunduğunu gösterir. Kur’an ın konusu insandır fakat merkezinde Allah bulunur.

Kur’an ın amacı muhatabının Allah tasavvurunu inşadır. Çünkü Allah tasavvuru inşa olmadan hiçbir tasavvuru inşa edilemez. Çünkü Allah inşanın eksenini temsil eder. Vacib ül vücud olan Allah, zorunlu varlık olan Allah varlığın koordinatlarını kendisin den ölçeceğimiz röperdir bilmem anlatabiliyor muyum. Ancak ondan yola çıkarak anlamlandırabiliriz, anlayabiliriz.

Doğrudur, Allah’ı bulmak tüme varım yoluyla olur ama Allah’ı bulduktan sonra Allah’a kul olmak tümden gelim ister. Onun için artık Allah’ı bulduktan sonra aklı çalıştırmayalım yok, Allah’ı bulmak için parçadan bütüne gidersiniz, aleme bakarsınız alemi var edene, sanata bakarsınız sanatkâra, esere bakarsınız müessire, fiile bakarsınız faile. Faili buldunuz artık ondan sonra aklı çalıştırmayalım, kafayı bir kenara koyalım yok, akıl asıl ondan sonra çalışmalı, çünkü mutlak aklı buldunuz. Ondan sonra ne yapacaksınız? Tümden gelim yöntemiyle. Artık zihninizin merkezinde Allah olacak, Allah’tan yola çıkarak anlayacaksınız. Zihnin en güzel çalışma yöntemi tümden gelimdir. Tüme varım yöntemi zihni karıştırır bazen. Tüme varacağım derken başka yere varabilir. Ama tümden gelimde karışmaz. Çünkü nereden çıktını biliyor çıkış noktası doğru olduktan sonra nereye gelirse gelsin alır. Dolayısıyla tümden gelim aklın en sahih yoludur.

Bazen parçadan parçaya olan yani kıyas dediğimiz, analoji dediğimiz akıl yöntemi aslında insanlar arasında, olaylar arasında, eşya arasında hüküm verirken daha sıhhatli kullanacağımız bir yöntemdir, mutlak varlığı anlamada değil. Zaten aklın çalışma biçimi budur.

İhlas suresi neden “Kul” ile başlar, Kul HUvAllâh

1 – Bu bir emirdir, muhatabın zihnini inşa edeceğim ifadesi içerir. Yani de ki; Eğer “Kul” ü oradan alsak HUvAllâh bir haber cümlesidir, Allah bir tek dir. Bu bir haber. Ama “Kul” koyduğumuzda cümle inşaya taşınır. Ne demek? Ben seni inşa edeceğim. Dolayısıyla ey kul hazırlan.

2 – Bu talim ve terbiyeyi amaçlayan emirdir. Allah hakkında bize bir ikrarı talim ettirir. Dil ile ikrar imanın marifet ve kalp ile tasdikten sonraki 3. basamağıdır. İkrarı emretmiş oluyor, yani imanın unsurlarını emretmiş oluyor.

3 – “Kul” emri bir şeyi yapmamızı değil, dememizi ister. Dikkat buyurun, söylememizi. Neden? Ağzından çıkanı kulağın duysun diye. Kalbinde olanı kulağın duysun diye. Kulağına duyurur ki mazeretin kalmasın, içinde olanı dışına da taşısın. “Kul” emri aslında imanın İslam’a dönüşme emridir. “Kul” emri; Ey Mü’min imanını İslam’a dönüştür demektir. Çünkü İslam imanın görünen tarafı, iman İslam’ın görünmeyen tarafıdır. İman ağacının kökü ve gövdesi görünmeyen tarafı. Daları ve meyvesi görünen tarafıdır ki İslam işte tam da odur.

4 – “Kul” bir tek de ki emri ile tüm sure haberden inşaya taşındığı için artık ihlas suresinin tamamı vahyin maksadı olan inşayı amaçlayan bir emre dönüşür tamamı. Emir nedir peki?Aslında Allah’ı anlama emridir. Allah’ı tanıma emridir, Allah’ı bilme emridir.

5 – Emir kipiyle gelmiş olmanın bir anlamı da ele alınan konunun kişisel tercih ve bireysel yorumlara açık olmayan bir konu olduğunu gösterir. Tevhid meselesi yoruma dayalı bir mesele değildir ey muhatap demektir. “Kul” bitti..! Yani senin iradene bırakmıyorum burada, kafana geleni değil, senin iradene bırakmıyorum. Çünkü Allah’ın tanımını Allah yapar kul yapmaz. Senin yaptığın bir tanrı tanımı senin tayin ettiğin bir tanrıdır. Haşa.

Müşrikler de böyle yapmıştı değil mi? Müşriklerin en büyük problemi tanrılarını tayin etmeleriydi. Nasıl oluyordu? Onlar tanrıyı tarif ediyorlardı kendi kafalarına göre. Onun içinde Rabbimiz onların bu tarifini reddetti. Ve “HU”velleziy fiys Semâi ilâhun ve fiyl Ardı ilâh* (Zuhruf/84) O gökte de ilahtır yerde de ilahtır. Ama onlar O gökte olsun ama yere karışmasın diyorlardı. Gökte ilah olduğunu ikrar ediyorlardı, müşrikler Allah’ı hiç inkar etmediler bu manada. Küçük bir kodaman sınıf hariç. Onun için “Kul” emri aynı zamanda o tanrı tasavvurlarının tamamını reddediyor.

6 – İlatis diyen bir hitap biçimidir, muhataptan emir tekrarı istiyor. Emir tekrarı geri iletidir. Çok hassas olan meselelerde geri ileti istenir. Nedir? Söyle bakayım ben ne dedim. Niye denir? O kadar önemli ki ey kul bu söylediğim mesele, de bakayım ben ne dedim. Kul HUvAllâhu Ehad. Rabbimiz önce bunu söylüyor; De. Kul, HUvAllâhu Ehad. Dolayısıyla o kul emrettiği için, mesajın içinde olduğu için okuduğumuzdur. Eğer sözün bizatihi emredilen tarafını şey yapacaksak HUvAllâhu Ehad le aslında biz ikrar ediyoruz. Kul ise vahyin içinde olduğu için onu tekrar ediyoruz.

7 – Kul; muhatabın yanlış anlama ihtimali olan hususlarda işlenir. Yani yanlış anlamaya meydan vermeyecek şekilde ağzından çıksın ki ya rabbi ben yanlış anlamışım. Sen öyle dedin ama, Ehad dedin, ben pek öyle anlamadım, vahid anladım. Ehad ile Vahid arasında fark var. Vahid; bir, bir, bir,..! yan yana gelen birlere denir. Ehad ise eşi benzeri olmayan bir’e, yani bir, bir daha yok denir. Onun için böyle.

8 – “Kul” emri muhataba bu konuda hiç eğip bükmeden, lafı dolandırmadan doğrudan açıkça reddetme görevini yükler. Bu zımni görevi aynı konuda tavizsiz olma vurgusu da dahildir. Yani bu konuda taviz yok, çok dikkatli ol.

9 – Tevhidi bilmenin ve buna inanmanın yetmediği, bunu dile getirmek, hatta haykırmak gerektiğini ifade eder. Yani sadece Tevhidi bilmek yetmez, dile de getirin, söyleyin tevhidi. Onun için Tevhidi dile getirmek, tevhidin bir parçasıdır.

10 – Allah hakkında ki yanlış tasavvurlar sükûtla geçiştirilemeyecek kadar önemlidir imasını taşır. Sadece “Kul” tefsiri yapıyoruz burada düşünün, gerisine gelmedik.

11 – Surenin; “Kul” ile, “Kul” ; de ki, de. Allah’ı doğru bilme tanıma ve anlamanın vazgeçilmez unsurları olan esma ül hünsanın önemine yapılmış örtülü bir vurguya sahiptir ve Kur’an Allah’ın varlığını ispat etmeyi zaid görür. Siz Kur’an ın hiç bir tarafında Allah vardır benzeri bir cümleye rastlayamazsınız. Neden? Bunu gereksiz görür Kur’an. Çünkü Allah’ın varlığını ispat etmeye gerek duymaz, varlık; Allah’ın varlığının ispatıdır, varlığın tamamı. O nedenle Allah’ın birliğini ispat eder Kur’an, onun üzerinde durur varlığının değil.

Varlık; Allah’ın varlığının ispatıdır. Üç tuğlayı üst üste görseniz yoldan giderken, zihniniz ilk anda bunu buraya kim koydu dersiniz. Allah, Allah..! Hiç şöyle diyen bir adama rastlar mısınız, insanlığın tamamını getirseniz bile. “Allah, Allah. Tuğlalar da kendi kendine üst üste durmuş. Tüm insanları getirseniz bir tane böyle diyen çıkar mı? Delidir, yani o klinik bir vakıadır o zaman, onu oraya götürmek lazım. Ama yolunun önüne üst üste dizilmiş, güzel bir biçimde istif edilmiş 3 tane tuğlayı görse; Bunu buraya kim koydu? Der. İhtimalleri çoğalt dersiniz; 2- Bu yoldan geçenlerden biri koymuştur. 3- şu evin sahibi dizmiştir. 4- Burada her halde bir arazi vardı onu işaret ettiler. 5- Herhalde tuğlacı yoldan giderken döktü, arkadan gelen biri de bu üst üste koydu..! Bakın ihtimallerden hala gelemedik kendi kendisine dizildi diye. Allah’ın kulu tuğla bunun hepsi, üst üste 3 tuğlaya bile bir fail biliyorsun, zihnin Allah’ın varlığını peşinen kavramasının delili 3 tuğla meselesidir başka bir şeye gerek yok. Eğer bunu da anlamazsa başına tuğla düşün..! ne diyelim yani. Dolayısıyla vahiy bu kadar açık bir hakikati ispat için dil dökmez. Görüyorsunuz yani insan zihni buna kodlanmış.

Genon projesinin 2 hekiminden biri tanrı geni diye b ir şey tutturdu son dönemlerde, 40 yıllıkta ateistmiş en sonunda itiraf ediyor zaten; Artık inanıyorum. Yani bu gen haritasını çıkaran adam. En sonunda insanın iç dünyasında nörofizik deneyler yapıyor yüzlerce insan üzerinde. İn sanın genetik olarak Allah’ın varlığına inanmaya kodlandığını tespit ediyor bir takım nörofizyolojik testler sonucu. Onların öyle tespit etmesi sadece rabbimizin insana koyduğu bir şeyi bulduğu anlamına gelir. Onlar bulmadan da biz bulmuştuk, biz biliyorduk.

Dolayısıyla bu manada Allah’ın varlığını ispata gerçekten ihtiyaç yok. Çünkü üst üste konulmuş 3 tuğlayı bile; Bunu buraya kim koydu diye hiç düşünmeden kendiliğinden insiyati olarak söyleyen bir insan, mutlaka bu karmaşık, bu mucizevi, etrafında mucize olmayan hiçbir şey yok. Bana mucize olmayan bir şey gösterin, size mucize göstereyim. Gördüğünüz her şey, en basit canlıdan tutun en karmaşık canlıya kadar. Hatta cansız dediğin iz varlıklardan tutun. Bana bir varlık gösterin ki mucize olmamış olsun.

Dolayısıyla bu noktada aslında Allah’ı bilmenin, varlığa bakışımız, eşyaya bakışımız, hayata bakışımız, kendimize bakışımız üzerinde ki o değiştirici ve dönüştürücü etkisini bir düşünsenize.

Rabbimizi bilmek kendimizi bilmek manasına gelmiyor sadece. Rabbimizi bilmek aslında mutluluk manasına geliyor biliyor musunuz. Mutluluğun sırrı nedir diye sorsanız Allah’ı bilmektir derim. Çünkü mutluluk diye bir ırmak akıyorsa Allah’tan çağlıyordur, kaynağı Allah’tır. Kaynağı Allah olmayan bir mutluk tanımı olamaz, o zevki mutluluk zanneden şaşkındır. O mutluluğu görmemiş ömründe. Zevki ve hazzı mutluluk zannediyor, yanlış tanım yapıyor. Gerçek mutluluk Allah’tan çağlayan bir ırmaktır. O ırmaktan içen mutlu olur. Onun için mutluluğun tarifi Allah’ı bilmektir.

Zamanımız doldu, Elbette ki Allah’ı tanıtma konusunda ben yeterli değilim, sözler yeterli değil, kelimeler yeterli değil, zamanlar dersler yeterli değil, hatta zihinler yeterli değil. Bu konuda bir nebze bir şey koklatabilirim. Tabii ki önümüzdeki ders devam edeceğiz. Ama ne yapayım ki belki önümüzde ki yılın ilk dersi de Allah konusu olur ve ilk dersi lafzen Celâl ile açarız inşaAllah. Fakat bu senenin, bu dönemin sondan bir önceki dersine gelmiş bulunuyoruz. Son ders önümüzde ki ay olacak, ama 2. hafta değil 1. hafta olacak. istisnai olarak. Haziranın 1. pazarı olacak inşaAllah. Bu arada uzun bir seyahatim olacak Amerika da olacağım, orada kardeşlerimizin ribat davetine gidiyorum, eğitimlerine gidiyorum inşaAllah dönüşte yine sağ salim gelirsek beraber oluruz. Şimdiden helallik diliyor ve helallik veriyoruz.

Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

Allah doğru söyledi. Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 30 Temmuz 2015 in KUR'AN

 

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: