RSS

ESMA DERSLERİ 1 – ALLAH (8-2)

13 Ağu

ALLAH

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

[[Ayat-ı insan, insan sadece mikro evren değil aynı zamanda fıtri vahyi içinde barındıran şuurlu bir kitaptır.]] (önceki videodan)

Ve fiyl Ardı ayatun lilmukıniyn ; Ve fiy enfüsiküm* efela tubsırun. (Zariyat/20-21) yer yüzünde kalpten, gönülden inanacaklar için ayetler vardır. Demek ki yer yüzünde ayetler varmış, yani yer yüzü bir kitapmış. Yine tıpkı sizin kendi varlığınız da ayetler olduğu gibi bunları görmüyor musunuz. Efelâ tubsırun diyor bunları görmüyor musunuz.

Hakikaten görmüyor muyuz? Görüyoruz Elhamdülillâh. Niye görüyoruz? Çünkü vahiyle inşa oldukta görüyoruz. Ama bir çok insan bunları görmüyorlar farkında mısınız, bakıyorlar ama görmüyorlar. Onun için onlara göstermekte bizim vazifemiz bunu biliyoruz değil mi. Yani bakmakla görmek aynı değil bu manada.

Ayat-ı insan; İnsan bir kitap bu manada ve insan kitabını okumak da ciddi bir bilgi gerektiriyor. Kur’an aynı zamanda insan kitabının nasıl okunacağını gösteren bir kılavuz, insan kitabını okuma kılavuzu. Allah Resulüne kendisini nasıl okuyacağını öğreten ilk ayetleri, ilk sureleri bir hatırlayın. İnsanı nasıl okuyacağız nereden okuyacağız. Onun için insanı öğrenmek isteyen insanı Allah’tan öğrensin. Çünkü bir şeyi yaratan onu en iyi bilendir.

Elâ ya’lemu men haleka. (Mülk/14) Yaratan bilmez mi, yarattığını bilmez mi? O bilir. Onun için insan ayetini okumak için insana bir ayet olarak bakmak ilk şart. İnsana ayet olarak bakan biri insana kem nazarla bakabilir mi.

Peki o zaman bozulmuş kötüleşmiş insanlara ne olarak bakacağız? Tahrif edilmiş ayetler olarak bakacağız. Tahrif edilmiş ayetlere nasıl olacak? Tahrif edilmemiş ayetlere bakıp onları da aslına rücu etmek. Dolayısıyla insana ayet olarak baktığınızda oğlunuza kızınıza bir başka gözle bakarsınız, eşinize bir başka gözle bakarsınız. Ayet diye baktığınızda kıyamazsınız. O zaman Allah size onu ayet yapar, çünkü bir şeyin ne olduğu biraz da sizin o şeyi ne olarak görmek istediğinizle alakalı bir şeydir. Yani sadece o şeyin ne olduğunun mahiyeti size kendisini vermiyor sizin onu ne olarak görmek istediğiniz de ona o şeyi veriyor.

Onun için bu husus çok önemli, bakış çok önemli, baktığınızın doğru durması yetmiyor bakışınızın da doğru olması lazım. O nedenle insanın ıstıraplarının %90 ı baktığından değil bakışından kaynaklanır. Çektiğiniz acıların %90 ı bize acı olarak gelen olayların kendisinden değil, bizim o olayları okuyuş biçimimizden kaynaklanır yani bizden kaynaklanır.

Bu Allah’ın bir ayeti diye bakın acınızdan bal damıtırsınız. Bu Allah’ın bana bir mesajı diye bakın, o sizin için muhteşem bir tecrübeye dönüşür. Ama bu bela başıma nereden geldi diye kendinizle savaşın, o gerçekten bela olur belanız olur. Dolayısıyla nasıl baktığınız çok önemli. Yaşadıklarımız baktıklarımızdan çok bakış açımızdan kaynaklanıyor. Onun için bakışını düzeltmeyen baktığını düzeltmeye kalkınca işte o zaman dananın kuyruğu kopuyor. Bakışında yamukluk olan baktığı hangi şeyi düzgün görebilir ki, önce bakışını düzelt, baktığını düzeltmeye kalkma bakışını düzelt.

Arifler, hakîmler, hikmetli insanlar bakışlarında ararlar yamukluğu baktıklarından önce. Modern insan maalesef bakışında yamukluk aramak yerine baktığında yamukluk arıyor. Onun için bakışı yamuk olanların eline güç geçince baktıkları çok düzgün şeyleri yamuklaştırıyorlar. Düşünün, amuda kalkarak burayı seyreden bir insana güç verseniz gözünüzün değdiği her şeyi düzeltme yetkisine sahipsiniz deseniz bizi başımızın üzerine ters çevirecektir siz ters duruyorsunuz diye. İçinizden bir tanesi de ona dönüp diyecek ki yahu sen amuda kalkmışsın, başının üzerinden seyrediyorsun şöyle adam gibi ayaklarının üzerine doğrul diyemeyecektir. Ya bu adama memleketi yönetme yetkisi verirseniz? Memleketi ters çevirecektir. Ya bu adama dünyayı yönetme yetkisi verirseniz dünyayı ters çevirecektir. Onun için bakışını düzeltmeden baktığını düzeltmeye kalkan akıl, hasta bir akıldır ve dün ya bu akılların elinden çok çekmiştir. Onun için vahiy de bize farkında mısınız önce bakışımızı düzeltmemizi telkin eder, güzel düzgün bir bakış vermeye çalışır. Vahyin amacı hep budur.

Ayat-ı hadisat; göklerde ve yerde bulunan her varlık O’na muhtaçtır, O her an hayata ve varlığa dair her işe müdahildir. Öyle değil mi külle yevmin HUve fiy şe’n. (Rahman/29) O her an varlığa müdahildir, her an iş başındadır, her an görev başındadır bu manaya gelir külle yevmin HUve fiy şe’n. O zaman ne demektir bu emekli olmuş bir Allah tasavvurunu dışlıyor, deizm i dışlıyor. Buna teolojide deizm deniliyor. Ne demek bu? Bir Allah var, kâinatı bir yaratan var, fakat o yaratıcı şu anda aktif müdahil değil. Yaratmıştır ilk ibreyi vermiştir ve yarattıklarını kendi içinde bir sisteme bağlayıp bırakmıştır ondan sonra müdahale etmemiştir, buna deizm deniyor. Bunun İslam la alakası yok bu ayrı bir din onu söyleyeyim deist olan Müslüman değildir.

Tamam Tanrı inancı var, Allah inancı var da ayrı bir şey., müşriklerin de vardı. Emekli olmuş bir tanrı, hayata müdahil olmayan bir tanrı. Dolayısıyla Ayat-ı hadisat hayata müdahil olan bir Allah inancının eseridir.

Olaylar birer ayettir. Allah olaylara müdahildir, olayların içimdedir.Dolayısıyla Allah’ın olaylarla alakasının olmadığını söylemek işte deizmdir. Bu manada Allah’ın olaylara müdahil oluşu ne demektir. Tabii ki insan burada yok sayan bir anlayış değil bu. Hatta olayların oluş biçim inde Allah’ın müdahalesini de tetikleyen şey insanların davranış biçimidir.

Hani Mirac hadisinde diyordu ya göğe çıkan b ir şeyler gördüm diyor Allah Resulü, yere inen de bir şeyler gördüm, sordum ya Cebrail bu göğe çıkanlar ne, bu yere inenler ne. Cebrail dedi ki göğe çıkanlar insanların amelleri yere inenler de o amellere yaratılan anında karşılıklar.

Ne dehşet değil mi enteraktif bir ilişki. Yani o zaman yani depremle insan davranışlarının arasın da ne gibi bir ilişki var sorusu saçma bir soru oluyor. O zaman toplumsal hercümerçler, terörle, anarşiyle bu toplumun davranışları arasında ne ilişki var? Ne kadar saçma görüyorsunuz değil mi. Veya insanların yaşadığı helakle veya genel toplumsal ahlak çöküşüyle ne ilişki var diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Tabiatla da arasında ne ilişki var diyemiyoruz. İnsan davranışlarıyla tabiat arasında, insan davranışlarıyla toplumsal sonuçlar arasında, helakler ve düzelişler arasında doğrudan ve çapraz bir bağlantı vardır.

Onun için bir mü’min işlediği bir günahı bireysel olarak göremez. İşlediği bir güzelliği, Hayri ve sevabı da bireysel olarak göremez. Bir güzellik kâinata gönderilmiş bir iyi mesajdır. Sen burada bir güzellik yapıyorsun, kâinatın en ucunda ki yıldıza gönderdiğin bir güzellik mesajıdır bu. Sen zannediyor musun ki 15 milyar ışık yılı uzakta ki en uzak galaksiyi etkilemiyorsun? Nereden biliyorsun?

Bu mahlukat bir denizdir, bu denize düşmüş bir kir bu denizin tamamına yayılır. Bu denize düşmüş bir nûr da bu denizin tamamına yayılır. Onun için bireyci olamaz Müslüman bireyci düşünemez. Ayat-ı Kur’an zaten vahiy Allah’ı tanıyacağımız en sahih kaynak ve vahiy ilahi bir inşa projesidir.

Allah’a iman ne demektir peki? Allah’a iman Hucurat/15 ayetini okuyayım; İnnemel mu’minunelleziyne amenû Billâhi ve RasûliHİ sümme lem yertabu.(Hucurat/15) gerçek mü’minler sadece Allah’a ve Resulüne iman edenler, ondan sonra da şüphenin semtine uğramayanlardır. sümme lem yertabu ondan sonra da şüphenin semtine uğramayanlardır.

Ne demek bu? Allah’a iman ettikten sonra şüphenin semtine uğramamak ne demek? Tabii bunun açılımı çok büyük, burada şüphenin semtine uğramamak demek Allah’ın yaratıcı kudreti, Allah’ın mutlak kudreti ve kuvveti hakkında şüphenin semtine uğramamak demek. Ama bu manada insanın zihnine havatır olarak gelen, tebelleş olan arız olan bir takım vesveseleri, desiseleri bu ayetin kapsamı dışında görmek lazım. Onlar efendimizin; “Bu imanın ta kendisidir” dediği şüphelerden olabilir. Öyle diyor sahabeden bazıları; Ya ResulAllah bazen aklımıza öyle şeyler geliyor ki onu dilimize getirmekten utanıyoruz. Yani onu dilimize getirirsek utançtan yüzlerimizin etleri lime lime dökülürdü böyle bir tavsifleri var.

Peki diyor efendimiz o şüphe geçtikten sonra kalbinizi nasıl buluyorsunuz?

İmanla dolu buluyoruz ya ResulAllah

O şüphenin kendisi de imandır diyor. Dolayısıyla bu konuda kendimizi suçlamaya yer yok. Çünkü şeytanın varlığı imanı pekiştirmek içindir. Dolayısıyla şeytan olmasaydı daha güzel olurdu demeyin lütfen, iman pekişmiş olmazdı çünkü iman test edildikçe pekişir,denendikçe pekişir.

Allah’a inanmak tek başına yetmez Allah’a layıkıyla inanmak lazım. Yani salt Allah’a inanıyorum Allah inancı olarak yetmez. Allah’a layıkıyla inanmak lazım. Allah’a layıkıyla inanmak ise Allah’ı hakkıyla takdir etmektir. Ve ma kaderullahe hakka kadrihi. (Zümer/67) Bu ayet beni hep titretmiştir. Allah’ı gereği gibi takdir edemediler. Demek ki Allah’ı tanımak deyişim boşuna değil, bunda haklıyım. Allah’ı hakkıyla Yahudiler, Yahudileşen İsrail oğulları için söylüyor Kur’an bunu. Yani onlar şöyle bir soru sormuşlar? Bu kâinat çok ağır, yıldızlar, her şey çok ağır. Allah’ın gücü ne kadar bu kâinatı çeviren demişler. Yani kol kuvveti. Bu soruya karşılık Allah’ı hakkıyla takdir edemediler. Bu ne biçim soru diyor yani. Dolayısıyla Ve ma kaderullahe hakka kadrihi. Allah’ı hakkıyla takdir edemediler.

Allah’ı hakkıyla takdir etmek nasıl mümkün? Mümkün olmasaydı bu ayet böyle gelmezdi, edemezler derdi. Demek ki etmek mümkinmiş ki etmedikleri için kınıyor. O zaman Allah’ı hakkıyla takdir etmemiz mümkinse nasıl takdir edeceğiz.? Allah’ı hakkıyla takdir etmek için elbette ki uluhiyetin esmada tecellisini çok iyi bilmek lazım, esmanın da varlıkta tecellisini çok iyi bilmek lazım. Bu tecelli silsilesinin en son halkasına kadar iyi bildiğimiz zaman Allah’ı hakkıyla takdir ederiz.

Allah’ı hakkıyla takdir edene ne düşer? Teslimiyet düşer, İslam budur işte. Onun için Allah’ı takdir ettiğiniz kadar Müslümansınız, Müslüman olduğunuz kadar Allah’ı takdir edersiniz. İslam’ın açılımını bir daha verelim; Allah’a hakkını teslim etmek için Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmak demek. Allah’a hakkını tam teslim etmenin Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmaktan geçtiğini bilen insana Müslüman denir. Onun için Allah’a hakkını teslim etmek, Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmak, başka çaresi yok işte buna Müslüman diyoruz bu yola da İslam diyoruz.

İman bir ön bilgidir önyargı değildir. Ateistler ve Ateizmin iddiası budur. Mü’minler ön yargılıdırlar diye düşünüyorlar ateist insan kardeşlerimiz. Yanlış düşünüyorlar, iman bir önyargı değildir. Çünkü İman pozitif bir şeydir. İnkâr bir önyargıdır inkâr negatif bir şeydir. Negativite aslında bir şey değildir, çünkü bir şey değildir diye başlıyor, yoktur diye başlıyor. Dolayısıyla iman bir ön bilgidir inkâr bir önyargıdır, inkâr negativitedir çünkü.

İman sevgiye benzer, inkâr ise nefrete. Sevgi bir şeydir, nefret bir şey değildir. Dolayısıyla sevginin bir kökü vardır muhabbetin habbesi vardır, tohumu vardır. Ama nefret öyle değildir, nefret sevginin yokluğu halidir. Küfür de imanın yokluğun halidir. Bir şeyin yokluğu hali bir şey değildir, karanlığa benzer, karanlık bizatihi varlık değildir, ışığın yokluğu haline karanlık denir. Onun için karanlık bir madde olarak adlandırılamaz, ışıktır madde olan. Işığı çektiğiniz zaman karanlık olur. Küfür karanlığı, iman aydınlığı temsil eder.

Bu manada iman hatırlamak küfür unutmaktır. Unutmak bir şey değildir, çünkü unutmak tıpkı aklın silinmesi, akıldan bilginin silinmesi. Bu bir şey değildir ki. Hatırlamak bir şeydir ama, bir şey olacak ki hatırlayasınız. Hatırlayan bir zihin, hatırlanacak bir bilgi, hatırlayan bir insan. Unutmak bir şey değildir. Küfür un unutmaktır onun için küfür bir şey değildir, ön bilgi değildir ön yargıdır.

İman haddini bilmektir, küfür haddini aşmaktır. Dolayısıyla iman eden insan haddini bilir Haddini bilen değerini de bilir aynı zamanda. Onun için insan yalnızca iman etmekle haddini bilmez, Allah’a karşı haddini bildiği gibi eşyaya karşı değerini de bilir.

İman insanı onun için sınırlamaz, yani özgürlüğünü elinden almaz bu manada söyledim. İman insanı aksine özgürleştirir. Allah’tan insanın bağımsızlaşması özgürleşmesi anlamına gelmez, çünkü insan Allah’tan zaten bağımsızlaşamaz. Çünkü Allah’sız bir yer yok ki oraya kaçsın kurtulsun. Allah’tan kaçıp kurtulacağı bir yer olmayınca Allah’tan nasıl bağımsızlaşır insan? Ancak ya teslim olur ya da firari olur. Yani ya gönüllü gelir ya da gönülsüz getirilir. Kaçamaz ama. Fefirrû ilAllâh. (Zariyat/50) Allah’a kaçın. Eynelmeferr. (Kıyamet/10) nereye kaçacaksınız, kaçış nereye.. Dolaysıyla kaçamaz.

O zaman iman haddini bilmektir, kulluk özgürlüktür. Bizde özgürlüğün tarifi nefsin isteklerine karşı çıktığın kadar özgürsün. Yunan batı aklında özgürlüğün tarifi; Nefsin isteklerine uyduğun kadar özgürsün. Bu iki özgürlük tarifi arasında tutsaklıkla özgürlük kadar farkı var. Nasıl uyuşacağız söyler misiniz, nasıl uzlaştıracağız bu ikisinin arasını. Ben bilemiyorum, beceremiyorum, ben yapamıyorum hangi özgürlük.

Dolayısıyla kulluk özgürlüktür, kulluk hürriyettir. Allah’a kul olan binlerce tanrıya kul olmaktan kurtulur. Bir Allah’a kul olmayan b inlerce tanrı icat eder kul olacak. Onun için Allah’a karşı haddini bilen eşyaya karşı değerini bilir deyişim o yüzden, hürmetini bilir. Çünkü Allah’a kulluk insanı eşya karşısında özgürleştirir. Korkuyu Allah’a hasredersin eşyadan korkmaz olursun Açlıktan korkmaz olursun, 13 rakamından korkmaz olursun, uğur, uğursuzluk demez olursun artık.

Dolayısıyla özgürleşirsin. Fobilerinden kurtulursun dolayısıyla değerini bilirsin. Onun için kulluk kölelik değildir. Neden kölelik değildir? Çünkü köle efendisiyle ilişkisi. Efendi iradesini kullandığı oranda kölenin iradesini kısıtlar. Hiçbir efendi kölenin özgür irade etmesine izin vermez. Vermez çünkü o zaman köleliğe razı olmaz. Yani kölesi,ne özgür irade verse efendi köle olmaya razı olur mu? Onun için Allah insana özgür irade vermiştir. Efendi, kölesinin iradesini sınırladığı oranda efendiliği büyür, Allah ise insanın iradesini mahlukata verilebilecek en büyük iradeyle donatmıştır ve ona öyle bir irade vermiştir ki, kendisini inkâr etme yeteneğini dahi o iradeye koymuştur, daha ne yapsın. Hangi efendi bunu kölesine yapar. Onun için kulluk kölelik değildir ikisi birbirine karıştırmamalıdır.

İman şükürdür inkâr nankörlük. İman şükürdür, teşekkürdür değil mi? İnkâr ise nankörlük. Neden şükretmek zorundayız? Çünkü biz, bize açılmış bir krediyiz. Hiçbir şeyimizin bedelini ödemedik, er şeyimiz bize verilmiş bir emanettir.Onun için iman şükürdür inkâr ise nankörlük.

İman yüz dönmektir Küfür sırt dönmek. Dolayısıyla bir şeye yüzünüzü dönerseniz aslında kıbleniz olur. Sırtınızı döndüğünüzde kıbleniz yoktur. Kıbleniz varsa yürüdükçe yol alırsınız kıbleniz yoksa yürüdükçe dolaşırsınız. Dolaşmakla yol almak çok farklı şeylerdir. Onun için kıbleniz varsa yol alırsınız.

İman ilgidir, küfür kayıtsızlık. İman ilgidir bir şeye ilgi göstermektir. Ama en büyük ilgi, en büyük varlığa, Allah’a ilgi göstermektir. Allah’a ilgi göstermekten kasıt Allah’ın ilgiye muhtaç olduğu için değil, insanın Allah’ın ilgisine muhtaç olduğu içindir.

Küfür ise kayıtsızlıktır, vurdumduymazlık, aldırmazlıktır. Aldırmazlık, kayıtsızlık tanımazlıktır tanımamazlıktır yani. İnsan aklının insana oynayacağı en büyük oyun budur.

İman bilinci; bilinç üstüne bağlar. İnkâr ise bu bağı koparır bilinci; bilinçaltına mahkum eder bu çok önemli. İman bilinci bilinç üstüne bağlar, bilinci bilinç üstüne bağlayınca insan bir üste referansla kendisini tanımlar biraz önce söylediğim gibi. Bir üst referansla tanımlayınca keramet sahibi olur.

İnkar ise bilinci bilinç üstünden koparır o bağı bilinç altına bağlar. Bilinç altı güdülerin neş’et ettiği yerdir. Şehvetine kul olur, öfkesine kul olur, tutsak olur, olur, olur..! Bir Allah’a kulluk etmediği için binlerle tanrı icat eder.

Evet, bir Allah kitabı getirseniz de dua ile dönem sonuna bir nokta koysak olur mu?

Kelimei tevhid Lâ ilâhe illAllah. Fa’lem ennehu lâ ilâhe illAllâh. (Muhammed/19) Kur’an da, ayette geçtiği şekli ile. Ve sen ey muhatap unutma ki Allah’tan başka ilâh yoktur. Allah; %100 de %100 Allah’tır. Bir başka çevirisini böyle yapabilirim bu mübarek kelimeyi. Allah %100 de %100 Allah’tır.

Bu ne demektir? Bir çok insanın zihninde ki Allah tasavvuru %90, %95, %80, %50..vs. Yüzdelikli Allah inancı, Allah’ı inkar manasıdır. Allah; %100 de %100 Allah’tır diyenlerin inancı kelime-i tevhid inancıdır. Bu nedir? Allah’a ait hiçbir sıfatı Allah’tan başka bir varlığa yakıştırmamaktır, Lâ ilâhe illAllah budur. Kelime-i tevhid iman edilecekleri listesinin altına atılan imzadır. Kelime-i tevhid tek başına bir şey değildir, kelime-i tevhid bir hayatın altına atılmış imzadır. Kelime-i tevhid hakikatin tek cümle halinde itirafıdır. Tüm varlık hakikatini bir cümleyle özetle deseler Lâ ilâhe İllAllah diye özetlememiz lazım.

Kelime-i tevhid hakikatin tek cümle halinde itirafıdır, Neden? Bakınız varlık kategorilerinin üçünü de Lâ ilâhe İllAllah cümlesinde zımnen söylemiş oluyoruz. Allah’tan başka tapılmaya layık hiçbir varlık yoktur. Dolayısıyla Allah mutlak varlıktır demiş oluyoruz. Yani vacip varlıktır, zorunlu varlıktır demiş oluyoruz.

İkincisi Allah’tan başka hiçbir varlık tapılmaya layık varlık değilse gerisi mümkin varlıktır demiş oluyoruz. Yaratan değilse geriye ne kalıyor? Yaratılan, o kadar. Dolayısıyla görüyorsunuz ve aslında zımnen bu ikisi dışında 3. halin yokluğu, muhalliği üzerine de lâ ve İlla edatlarıyla pekiştiriyoruz. Lâ ve İllâ; Yani istisna. Ancak ve ancak, sadece ve sadece, yalnızca ve yalnızca. Onun için 3 varlık kategorisini de aslında Lâ İlâhe İllAllah’ta zımnen ifade etmiş oluyoruz.

Kelime-i tevhid sözün özüdür, kelime-i tevhid bütün kelimelerin Akleden kalbidir. Kelimelerin de akleden kalbi olur mu? İşte kelime-i tevhid odur.

Her şey Lâ ile İllâ arasında olup biter. Varlık, kâinat, tarih, zaman, insan, cin, Alem-i melekût, Alem-i ervah hepsi, ama hepsi lâ ile İllâ arasın da olup biter, geriye kalır Allah.

Küllü men ‘aleyha fan, Ve yebka vechu Rabbike ZülCelâli vel’İkrâm. (Rahman/26-27) her şey fanidir baki kalacak olan Celâl ve ikram sahibi rabbinin zatıdır.

Tüm varlık kendi dilince tevhid getirir, var olmak tevhid getirmek olur. Güneşin doğuşu, arzın dönüşü, yıldızların ipileyişi, gülün açışı, bülbülün ötüşü, ırmağın şırıltısı, rüzgârın efiltisi, ormanın uğultusu, hep bir hefes alıp verme, hep bir tevhid getirmedir. Lâ ilâhe İllAllah..!

Gönül kulağıyla kâinatı dinleyen kelime-i tevhidden başka bir ses duymaz. Gönül gözü ile varlığı temaşa eyleyen kelime-i tevhid den başka bir şey görmez. Tüm sentetik boyalar dökülür, tüm sırçalar kavlar, tüm yaldızlar soyulur geriye Allah’ın boyası kalır. SıbğatAllâh* ve men ahsenü minAllâhi sıbğa.. (Bakara/138) Allah’ın boyası, Allah’tan daha güzel kim boyayabilir.

Lâ ilâhe İllAllah derken hiç dudaklar birbirine değmez, lâ ilâhe İllAllah..! çünkü lâ ilâhe İllAllah açık bir süreçtir kapalı bir süreç değildir. İmanın boğazdan aşağı geçmesi, tevhidin ağızda kalmayıp çiğlere işlemesi, gibidir.

Yine Lâ ilâhe İllAllah içerisinde bir tek noktalı harf yer almaz. Kelime-i tevhidin sesleri nasıl asli seslerse, tevhidin kendisi de insan için asli bir duruştur. Nokta kadar dahi dışardan bir unsur yoktur. Asli, ana, bütünsel bir gövdedir. Lâ ilâhe İllAllah manasında taşıdığı değer itibarıyla bütün bir maddi evrenden daha ağır ve değerlidir.

Bir elmas düşünün, bir tek elmas. Yeryüzünde bir eşi daha yok, kâinatta bir eşi daha yok Buna kaç lira değer biçersiniz diye eksperlere soruluyor. Eksperler buna değer biçilemez diyorlar. Eksperler sadece dünyayı gördüler, bence eksperler büyük konuşuyorlar. Öyle bir eksper olmalı ki kâinatta ki tüm dünyaları görmeli, hatta evrenler çiftliğini görmeli. Mesela bize 5 milyar ışık yılı uzaktaki galakside bir dünya varsa orada da mükellef canlılar varsa -ki olması Kur’an a göre mümkindir- oradakileri de bilmeli. Orada daha ne mücevherler var, dünyaya 2 milyar ışık yılı uzaklıkta ki bir galaksi deki mücevherleri de bilmeli. İşte böyle kainattaki en büyük mücevheri bilen biri dese ki bu bir tarafa tüm kâinat bir tarafa.

Allah resulü öyle diyor. Kelime-i tevhidi terazinin bir kefesine koysalar, kâinatı da terazinin bir kefesine koysalar kelime-i tevhid ayır gelir.

Acaba ne gördü ki, bunu söyleyen Allah resulü ise bunu Kur’an da bağımsız söylemez, mutlaka Kur’an da bir ucunu görmüştür bunu bilmeden konuşmaz Allah resulü. Acaba eşyanın hard diskine ulaşmak için şifre lâ ilahe illAllah olmasın. Bu şifreyi yazmadan varlığın özüne ulaşmak mümkin değilse eğer o zaman bu şifredir her şey öyle değil mi. Eğer bir şifre ile girebiliyorsanız değerli bilgi hazinesine, o hazineden daha değerli olan o şifredir. Çünkü o olmadan o hazineye ulaşamayacaksınız. Lâ ilahe illAllah böyle bir değerli hazinedir işte.

Lâ ilâhe illAllah manasında taşıdığı değer itibariyle bütün bir varlıktan ağır. Nefiy ve ispat; Lâ olumsuzluk edatı, illa iki edattan müteşekkil ile birlikte geldiğinde birinci “lâ”, ikinci “lâ” yı etkisiz kılar. Aslında olumsuzluk edatı da yok olur. Çünkü İlla, lâyı etkisiz kıldığı için, nötralize ettiği için geriye te’kit için kullanılan il edatı kalır. Yani lâ, illa. Lâ, la yı götürür geriye il kalır. İl ise te’kit içindir ancak Allah vardır. Bu kadar, kelime-i tevhidin öz manasına budur.

Kelime-i tevhidden güzel gidiyorduk ama zaman bitti, kelime-i tevhid bitmedi. Zaten zaman daha olsaydı kelime-i tevhid yine bitmezdi, bitmemeli, bitememeli. Bitmez inşaAllah ölünceye ve öldükten sonraya da. Rabbim bu kelimeyle yaşatsın, bu kelime ile canımızı alsın inşaAllah. Bu kelimeye ihanet edenlerden kılmasın bizi. Amin.

Dua kainatı titreten sazın telleri, dua ibadetin iliği, dua ibadetin beyni, dua kalbin Allah ile konuşması, haydi kalbimiz bir Allah ile konuşsun.;

Amin, Allah’ım, ey alemlerin Rabbi, ey sevgi ve sezgi ile yaratan, ey seven, sevdiren ve sevindiren. Ey rahmetin sonsuz kaynağı, ey merhametlilerin en merhametlisi, ey gönüllerin mutlak hakimi, Ey hamdini zat ile Aziyz olduğum, ey zatını hamdden aciz olduğum. Ben layıkıyla övemem seni, sen övdüğün gibisin kendini. Seni layıkıyla ancak sen tanırsın, seni layıkıyla ancak sen översin hamdim sana mahsustur, selâm sanadır. Umudum, korkum ve sevdam sanadır. Özümü sana çevirdim, sana tutundum, elimi sana açtım, gönlümü sana sundum, beni kovmaz diye kapına geldim. Affı boldur diye affına geldim. Tuttum günahımdan yüzüme perde, kulluk edemedim lûtfuna geldim.

Allah’ım kanadı kırık bir kuş gibiyim, uçsam uçamıyor göçsem göçemiyorum. Yarım bırakılmış bir düş gibiyim yardan da serden de geçemiyorum. Menzile erememe korkusu sardı benliğimi, kolum kanadım kırık, gönlüm bin pare. Ey kalpleri evirip çeviren ey gönüller sultanı. Yaraları aran, dağılanı toplayan sensin. Varlığım senin varlığının şahidi, varlığım senin rahmetinin şahidi.

Allah’ım, ey Vedûd olan, hem seven hem de sevilensin. Ey varlığı sevgi olan, ey sevgin in sonsuz kaynağı. Biz var ettiğini severiz, sen sevince var edersin. O sonsuz hazinenden ne olur ya rabbi bizim içinde bir sevgi varet. O sonsuz sevgi selinin içine bizi de kat ya rabbi ve sev bizi ya rabbi, cennetinle sevindir bizi ya rabbi, sevdir bizi ya rabbi.

Birsin, bütün mevcudat birliğinin şahidi. İnanmışız her ne ki tek, O yaratandır. Biliriz ki her ne ki çift o yaratılandır. Her şey sana muhtaç, hiçbir şeye muhtaç değilsin sen. Ehad sin, Vahid sin, Samed sin sen.

Allah’ım yalnız senden yardım diler ve yalnız sana kulluk ederiz. Seni sığın ak, barınak, tutamak bilir ya Allah deriz. Şeytandan sana sığınır EuzüBillah deriz. Her işe seninle başlar Bismillah deriz. Nimet verdiğinde gönülden şükrederiz, versen de alsan da Elhamdülillah deriz. Hayran kaldığımızda MaşaAllah, pişman olduğumuzda estağfirullah, sevindiğimizde Allah’u ekber, üzüldüğümüzde inna lillah deriz. Canımız sıkıldığında fesuphanallah, ilendiğimizde Katelehemullah deriz. Zafer kazandığımızda nasrun min Allah, rızık kazandığımızda er Rızku alellah deriz. Bir işi arzu ettiğimizde inşaAllah, bir işi başardığımızda Biiznillah deriz. Güçlük karşısında Lâ havle ve lâ kuvvete billa Billah, söz verdiğimizde Vallah ve Billah deriz.

Allah’ım imanı olanın imkânı tükenmez, imandan ve Kur’an dan ayırma bizi. Kur’an dan mahrum olana ışık erişmez, kitaba uyanlardan kıl, kitabına uyduranlardan kılma bizi. Kur’an ı bizden razı, bizi Kur’an dan razı kıl Allah’ım. Hesap gününde Kur’an ı şahit kıl, şekvacı kılma bizden. Kur’an ı bize aç Allah’ım ve bizi Kur’an a aç Allah’ım. Susuz yüreklere vahyi ellerimizle saç Allah’ım. İnsanlık zaman çölünde bu suya muhtaç Allah’ım

Allah’ım sorunlarımızın eline imanımızı kar gibi eritme. İmanımızın elinde sorunlarımızı kar gibi erit. Bizi dünyalıklarımızın altında at etme Allah’ım. Dünyalıklarımızı altımızda Burak et Allah’ım. Sahip olduklarımızın bize sahip olmasına izin verme Allah’ım. Aklımızı ak, aşkımızı ak, yüzümüzü ak eyle Allah’ım. İmtihan potasında bizi cevher et cüruf etme Allah’ım. Bize götüremeyeceğimiz yük yükleme Allah’ım. Bize götüreceğimiz de yükle Allah’ım.

Kahrında lûtfuna sığınırız Allah’ım, Celâl’inden Cemâl’ine sığınırız Allah’ım. Senden sana sığınırız Allah’ım, yalnız sana sığınırız Allah’ım.

Allah’ım Beni Allah ile aldatanlardan etme, Allah ile aldatanlara aldananlardan etme, şeytanın eylemlerimizi süslemesine izin verme. Şeytanın süslediği eylemlerimize izin verme, bize Hz. Adem’in tevbesini ver, Bize Hz. Nûh’un direncini ver, Hz. İbrahim’in imanını, Hz. İsmail’in teslimiyetini ver Allah’ım. Hz. Yakub’un dirayetini, Hz. Yusuf’un iffetini ver Allah’IM. Hz. Musa’nın celâdetini ver Allah’ım. Hz. Harun’un sadakatini ver Allah’ım. Hz. Davud’un sadasını ver Allah’ım. Hz. Süleyman’ın gayretini ver Allah’ım. Hz. Eyyub’un sabrını ver Allah’ım. Hz. Lokman’ın hikmetini ver Allah’ım. Hz. Zekeriyya’nın hizmetini ver Allah’ım. Hz. Yahya’nın şehadetini ver Allah’ım. Hz. Meryem’in adanmışlığını, Hz. İsa’nın safiyetini ver Allah’ım ve Hz. Muhammedi’in muhabbetini ver Allah’ım.

Allah’ım bize eşyanın hakikatini göster, bize hakikate itaat, batıla isyan liyakati lûtfet. Dininin derdin i derdim kıl ya rabbi. Özel dertlerimi satın al Allah’ım. Öyle Aziyz dertlere kıl ki Allah’ım dermene dönüp bakmayayım. Bana tadına doyum olmayan kerim acılar yaşat Allah’ım. İrademi inayetsiz bırakma Allah’ım, bilgimi hikmetsiz bırakma Allah’ım, imanımı gayretsiz bırakma Allah’ım. Sadakatini mesnetsiz bırakma Allah’ım. Mizacımı fıtratsız bırakma Allah’ım, ahlakımı nezaketsiz bırakma Allah’ım, hayatımı muhabbetsiz bırakma Allah’ım, ahiretimi cennetsiz bırakma Allah’ım, ahiretimi cennetsiz bırakma Allah’ım.

Allah’ım imanımı aklımın elinde esir etme ne olur. aklımı hissiyatımın elinde rezil etme ne olur. hissiyatımı şehvetimin elinde zelil etme ne olur.

Allah’ım ağlamayan gözden sana sığınırız. Sızlamayan özden sana sığınırız, kızarmayan yüzden sana sığınırız. Şirkten, küfürden, müşrikten bizi koru Allah’ım. Cahilden, gafilden, kâfirden bizi koru Allah’ım. Harama dayalı servetten bizi koru Allah’ım. Hak edilmemiş şöhretten bizi koru Allah’ım. Korkaklıktan, pısırıklıktan kıskançlıktan bizi koru Allah’ım. Hasetten fesattan, kesattan bizi koru Allah’ım. Fısktan fücurdan bizi koru Allah’ım. İftiradan ihanetten, cimrilikten kesanetten bizi koru Allah’ım.

Allah’ım benliğimizi yaktığın ateşte yakma bizi, bizi nefsimize kul etme Allah’ım, kul et nefsimizi sana Allah’ım. Bir lahza dahi bizi bize bırakma Allah’ım. Bizi kendine bırak Allah’ım. Biz bize yetmeyiz, sen bize yetersin Allah’ım. Bilmediğim izi bildir Allah’ım, görmediğimizi göster Allah’ım. Sen bildirmezsen biz bilemeyiz Allah’ım, sen göstermezsen biz göremeyiz Allah’ım. Gönlümüze huzur ver, gözümüze nûr ver, dizimize derman ver, kalbimize ferman ver. Sen ol dersen olur Allah’ım olmaz, olma dersen. Cana canan, canana can, kalbe ferman ver Allah’ım. Al işte uzattık ellerimizi, ne olur bırakma bizi. Sen bize yetersin ama biz bize yetmeyiz. Allah’ım bırakma bizi, tut elimizi.

Amin, ve selamün alel murseliyn, velhamdülillâhi rabbil alemiyn el Fatiha.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 13 Ağustos 2015 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: