RSS

ESMA DERSLERİ (10-1) 3 – er RAB

15 Eki

Rab

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn, Vessalâtü vesselâmü ‘alâ Resulina Muhammedin ve ‘ala ‘alihi, ve eshabihi ecmaiyn.

Rabbişrah liy sadriy;

Ve yessirliy emriy;

Vahlül ukdeten min lisaniy;

Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

Rabbim, göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi. Düğümü çöz dilimden ki anlasınlar beni. Amin, amin, ya muin.Değerli dostlar bugün esma dersimizin 10. sunda birlikteyiz. Bir araya getiren Allah’a, Rabbe hamd olsun bizi burada bir araya getirdiği gibi inşaAllah yarın büyük günün ardından cennetinde de bir araya getirir. Bizi burada bir araya topladığı gibi büyük ailemizin dağılmış kafalarını bir araya toplasın, dağılmış yüreklerini de bir araya toplasın ve insanlık ailemizin kayıp çocuklarını yuvalarına toplasın.

En önemlisi de bu galiba. Bunun için öncelikle bir yuvamızın olması gerekiyor, göreceğimiz bir menzilin olması gerekiyor. Tabii ki yuvamızı kendi, ellerimizle yıkmamamız gerekiyor, abâd ve imar etmemiz gerekiyor. İnsan kendi eliyle yuvasını yıkar mı derseniz yıkar. Kendi eliyle kendini yıkan insan yuvasını yıkmaz mı? Bunun içinde şuur gerekiyor tabii bunun içinde insanın emaneti taşıma liyakati gerekiyor, bilinç gerekiyor. Ama hepsinden öte bunun için rabbin rububiyetinin tecellisini görmek ve bu tecellinin değerini bilmek gerekiyor.

Bugün, Esma ül Hüsna da esma listesinin ilk sırasında yer alan Rab sıfat ismini göreceğiz inşaAllah. Rab; Allah’ın çok özel bir sıfatı mastar aslında lügat olarak, önce lügavi bir çerçeve çizeyim ondan sonra mevzuya gireriz. Kısaca anlamı terbiye etmek, yalın kat anlam bu, ıslah etmek, yetiştirmek, bakmak, göz kulak olmak, açılımları bunlar. Terbiyenin tarifi ise bir şeyi ilkel halinden alıp aşama aşama kemaline doğru ulaştırmak. Bir şeyi bidayetinden nihayetine doğru aşama aşama ulaştırmak.

Tabii bir şeyi dedim, bu bir şeyin içine her şey girer mi? Her şey girer, onun için Rab ismin in tecellisinin dışında kalan bir varlık bulunmamaktadır. Birazdan buna geleceğiz.

Rabbül veled, Arapların kullanımında çocuğu terbiye eden kişiye deniyor. Toprağı terbiye edip ıslah ettiği için yağmura veya yağmur yüklü buluta rabab’ deniliyor. Rabab’tül ediym; deriyi tabakladım manasına geliyor çünkü deriyi terbiye etmiş oluyorsunuz. Aynı kökten kullanılıyor. Bu kök anlam genişleyerek sahip olmak, babalık etmek manasına ulaşıyor. Aynı dil ailesinden Aramice ve Akad’ca da Rab; Ulu büyük anlamına geliyor. Hz. İsa’nın dilinden bunu çok duyuyoruz, Rabbi diyor Hz. İsa. Aramca; Hz. İsa’nın konuştuğu dil, dolayısıyla incilin dili. Hz. İsa’nın dilinden rabbi dediğinde babam manasına geliyor. Tabii bu b ir mecaz baba mecazı aslında büyüğü çağrıştırıyor. Onun için bu mecazı hakikate çeviren Hz. İsa’nın salikleri, müntesipleri on u babanın oğlu olarak isimlendiriyorlar. Dolayısıyla Hz. İsa oluyor Tanrının oğlu. Yani mecaz cahillerin elinde hakikate dönüşünce Tevhidden şirk çıkartıyorlar. Onun için mecazı cahillerin eline ya vermemek lazım, ya veriyorsanız istismarını önlemek lazım. Dolayısıyla İsevilerin teslisçi Hıristiyanlığa “evrilmelerinin” sebebi Hz. İsa’nın dilinde ki Rab, büyük, ulu, yüce manasına gelen, yine baba manasına gelen Rab mecazının hakikate hamledilmesi.

Aslında Yahudilikte 3 tür tanrı anlayışı var ve bu 3 anlayış tanrıya verilen 3 isimden yola çıkar. Rabbilik anlayış, elohist anlayış, yahvist anlayış denir bunlara. Rabbilik anlayış tanrıya Rab diyenler. Elohist anlayış tanrıya ilah diyenler ve yahvist anlayış da tanrıya yahve, ya hüve, ey O olan, yani isim vermeyenler, tanrı isimsiz olan, tanrı adlandırılamaz diyen anlayış. Dolayısıyla Hz. İsa’nın mensubu olduğu damar Musevi damarı, rabbilik anlayış damarı. İşte Hz. İsa’da Rab diye yalvarıyor fakat dediğim gibi teslisçi Hıristiyanlık bunu istismar ediyor.

Bizde de maalesef bazen halk dilinde kötü bir alışkanlık var. Allah baba diyorlar haşa. Bu aklı başında bir Müslüman’ın söyleyeceği bir laf değil. Zaten aklı başında hiç kimseden de böyle bir şey duymadım. Allah hakkında birazcık fikri olan böyle bir şey konuşmaz. Ama bunu daha çok İslam’la pek alakası olmayan, İslami bilgiyi hiç almamış insanlarda görüyorum ve bazı eli kalem tutanlar da bunu ciddi ciddi, sanki Müslüman’ların bir teziymiş gibi işleyebiliyorlar gariptir. Bir Müslüman böyle bir cümle kuramaz. Çünkü Allah hakkında cinsiyet caiz değildir, Allah erkek veya kadın değildir ki, öyle bir şey yoktur. Onun için Allah hakkında cinsiyet çağrıştıran hiçbir şey kullanılmaz. Cinsiyet noksanlığa delalet eder. Öyle değil mi?

Cinsiyet yaratılmış olmaya delalet eder. Niye? Çünkü cinsiyet ikişerli olmaya delalet eder, zevce delalet eder. Ne ki yaratılmış o zevceyn veya zıddeyn’dir. Ne ki yaratandır O tektir. doğmamış ve doğurulmamıştır. Lem yelid ve lem yûled. (İhlas/3) aslında doğmamış ve doğurtmamıştır. Neden doğurtmamıştır diyor orada; Lem yelid diyor, lem telid değil. Lem telid gelseydi o zaman doğurmamıştır dememiz lazım. Ama lem yelid; doğurtmamıştır. Niye? Çünkü Allah’a babalık isnat edilerek bu şirk işleniyor. Bu vahyin indiği çağda da bu şirk işleniyor ve daha çok bunu yapanlar da kendilerini Hz. isa’ya nispet eden Hıristiyanlar. Onun için ihlas suresinin bu ayetleri Hıristiyanlığın Allah’ı baba olarak gören şirkini ret içindir. O nedenle müennes olarak değil de müzekker olarak geliyor lem yelid. Eğer müennes gelseydi lem telid gelecekti, yani ana değildir olacaktı. Ama Lem yelid gelince baba değildir manasına geliyor. Dolayısıyla doğurtmamıştır diye tercüme etmemiz daha doğrudur. Meali şerifte de zaten böyledir.

Rabbüd darr; ev sahibi anlamına geliyor. Aslında yalın kat bu manaya gelse de evi düzenleyen, çeken, çeviren, bakımını üstlenen manasını taşıyor.

Rabib ve Rabibe de Kur’an da da geçiyor ve rebaibükümüllatiy fiy hucuri.. (Nisa/23) hücrelerinizde yani hanelerinizde yetişmiş olan üvey evlatlarınız. Rabaib; Rabibenin çoğulu. Kim bunlar? sonradan evlendiği hanımın önceki kocasından olan çocukları, rabib ve rabibe. Onun için Kur’an bir hanımın önceki eşinden olan çocuklarını sonraki kocasının yanında getirir yetiştirirse Muharramata dahil oluyor. Çünkü bu muharramat ayetinden bir parça, bir cümle. Yani kimler mahremdir, Namahrem değil. O babalığın kızı değildir ama o hücrede yetişiyorsa o hanede o babalığa mahrem oluyor, na mahrem olmuyor.

Bu çok ilginç ben bunu evlatlık için bir hukuki zemin olarak değerlendirmiştim. Evlatlık alma hususunda Müslümanlar sıkıntı yaşıyorlar ve bu sıkıntı da geleneksel fıkhın mahremiyet düzeyinde evlatlığa bir açıklama getiremeyişi. Oysa ki İslam’da bir yetimi, kimsesiz, sahipsiz bir çocuğu alıp büyütmekten daha güzel daha büyük sevap olabilir mi? Yani bunu nasıl yasaklayacaksınız. İslam tarihi yetimlerin destanı ile doluyken. Dolayısıyla sırf mahremiyet meselesine getirip de orada çıkmaza sokmayı ben İslam’ın maksatlarıyla uyuşur bulmuyorum. Bu işin çıkar yolu olmalı ve bunun çıkar yolu da Muharramat ayetidir, Muharramat ayetinde ki bu cümledir. Eğer o babadan olmadığı halde hanımının önceki kocasından olan kızı hücrede, hanede evde yetişmiş olmayı hukuki bir mesnet kabul ediyorsa Kur’an, yani hükmü ona göre belirliyorsa hanede yetişmiş olmak evlatlık içinde hükmü ona göre belirleyen bir zemin olabilir. Olmalıdır da Yeter ki o evlat alındığında o haneye gelsin, o hanede büyüsün, kendisini o haneye ait bilsin o hükmü değiştirir, naçizanemde bu kanaatin vardır.

Onun için böyle bir meseleden dolayı yer yüzünün en büyük problemlerinden biri olan ve daha da büyüyeceğe benzeyen sahipsiz çocuklar meselesini, anneli babalı yetim ya da annesiz babasız yetim çocuklar meselesini Müslüman’ların bir krizi haline getirmektense, Müslüman’ları geleceğin sahipsiz çocuklarının anne ve babaları konumuna taşıyan böyle bir yaklaşımı ben ihtiramla karşılarım, hürmetle karşılarım. Dolayısıyla meseleyi çıkmaza sokmak değil, meseleyi çözmek esastır ve İslam’ın da maksadı merhamettir, adalettir, rahmettir öyle değil mi, iyiliktir özünde budur.

Rabbe; Terbiyesi altına evlat verilen üvey anne için kullanılıyor. Rab isminin lügavi çerçevesini işliyoruz, bunları zikretmek durumunda hissediyorum kendimi kusura bakmayın lütfen. Aramızda ilmi seviyesi her türde olan insanlar var. Bizi şu anda TV ekranların ın başında izleyen insanlar arasında ilmi seviyesi her türde olan insanlar var. İçlerinde Arapça bilenleri, Arapçayla hemhal olanları, ilim sahibi olanları, alim olanları var. Onlar içinde, onları da dikkate alarak burada konuşmak zorunda hissediyorum kendimi. Onun için kardeşlerimin hepsi; Bizi bunlar çok fazla ilgilendirmiyor diyebilirler. Ama onlar bazı yerlerde sabretmek durumundadırlar, çünkü şu anda bizi izleyenler arasın da ilim sahibi tipleri de onlara hitap ederken sabrediyorlar, bu karşılıklı oluyor. On un için bu kadar çeşitli, bu kadar seviyesi farklı bir kitleye eğer bir ders anlatıyorsanız hakikaten zorlanırsınız.

Burada kimi esas alacaksınız? Eğer en yüksek seviyeden hitabı esas alırsanız o zaman o seviyede olmayanlar ne yapacaklar. Yok en düşük seviyeden alırsanız, tutarsanız çıtayı o zaman diğerleri ne yapacaklar. Onun için biz gelin ara sıra onlara selam verelim, ara sıra öbürlerine selam verelim herkes kendi payını alsın inşaAllah.

Kelime aynı yolu izleyerek yönetmek, toplamak çoğaltmak anlamına ulaşıyor. Er Ribbe, 10 kişilik, 10.000 kişilik cemaat anlamına geliyor Arapçada. Er Rab Rab: Yaban ineği sürüsü için kullanılıyor. Kök kelimede iki “b” bir araya geliyor Ra b b. Bu çok ilginçtir, Arap dilinde bir özelliktir bu, eğer bir kelimede iki harf aynı harfse o zaman birbirine girme anlamı, birbirine dahil olma anlamı, vurgusu var. Onun içinde bir şeyin bir şeye ilavesi vurgusunu katıyor bu.

İlk kelimenin harekesi kesra olunca, altında esire olunca başın ı eğmiş oluyor kelime. Onun için bu manaya aynen yansıyor. Ribbii..! Ribb, Rabb değil de Ribb olursa Allah’a rabbe boyun eğen manasına geliyor. Ribbiyyun; Kur’an da aynen böyle geçer, Allah’a rabbe boyun eğenler. Fakat ilk kelimenin harekesi, Damme olursa, ötre diyorsunuz ya başını kaldırmış oluyor. Damma; failin harekesidir öznenin harekesidir. Dolayısıyla o zaman başını kaldırıyor az ve nadir olana delalet ediyor, az olana. Onun için Rubbe, yani rubbe edatı ihtimal bildiren, azlın ve nadirliğe delalet ediyor rubbe. Rabbe, Ribbe, Rubbe. Bakınız harekeler manaya nasıl yansıyor. Hareke altta olursa bağını eğdiriyor, hareke üstte olursa başın ı kaldırıyor, ortada olursa mefuliyete delalet ediyor, yani öyle bir şey. Daha doğrusu mef’ulün üzerinde fiil gerçekleştiren bir fail olduğun u gösteriyor. Mutlaka mef’ul isteyen, onun için mef’ulsüz Rabb ismi olamazdı. Eyvallah..! Rabb olması için mutlaka bir merbub olması lazım. Allah’ın Rabb sıfatı tecelli etmesi için varlığın, mahluklatın yaratılması lazım. Eyvallah buradan bu sonucu çıkarıyoruz. Bir mef’ul şart. Mef’ul olmadan Rububiyetin gerçekleşeceği mahlukat olmadan Rabliği olmaz. Bu sonuca varıyoruz, Gördünüz mü aslında lügavi çerçeve çokta alimleri, bilginleri ilgilendiren şey diye atmamak lazımmış kenara. Nazari çerçeve;

Rabb ismi Allah’ın eşsiz terbiyesini, hem mahlukatı terb iyeye cevap verecek şekilde yaratmasını, hem de onlar üzerinde yönetici ve otorite olmasını ifade ediyor.

İki mübalağa unsuru taşıyor, birinci biraz önce söyledim iki “b” birden geliyor, Ra b, b. Bu mübalağa un suru. İkincisi Rabb aslında mastardır fakat fail ismi olmuş, özne olmuş. Arapça da böyle bir kural var. Mastardan özne türetilir yani mastar özne yerine kullanılır daha doğrusu. Peki mastar özne yerine kullanılırsa ne olur? Rabb mastar, terbiye etmek aslında yalın kat. Fakat terbiye eden manasına kullnıyoruz.

Peki bir Arap bu kalıbı niye kullanır? Eğer işi adı olmuşsa işini öyle iyi yapmış, işinde öyle meşhur olmuş, işinde öyle sağlam olmuş, işinde öyle şöhret kazanmış, işinde öyle kemale ermiş ki işi adı olmuş, yani terbiyeyi öyle güzel yapmış, terbiye de öyle mükemmel olmuş, terbiyesiyle öyle şöhret olmuş ki işi ismi olmuş. Eyvallah..! Oturdu mu? işi adı olmuş, Rabb olmuş.

Onun için Arapça da mastar işte öyle isim oluyor, fail oluyor. Fail ismi yerine kullanılıyor. Burada da böyle, böyle bir mübalağa vasfı var yani terbiyesini mükemmel yapan, muhteşem terbiye eden, eksiksiz terbiye eden, terbiye işinin ondan güzel kimsen in yapamadığı zat demektir. Amenna ve saddakna, başkası söylenebilir mi?

Bazı alimler Rabb ismini Seyyid, Malik, Müslih, Mabud, müdebbir gibi isimlerin eş anlamlısı saymışlar. Buna itirazımız var. Neden? Bir kere mutlak manada eş anlamlılık yoktur çünkü ihtilaf-ul esma tedıllü ‘alâ ihtilaf-ül mana isimlerin kelimelerin farklılığı anlamın farklılığına delalet eder, farlı ise farklıdır.ç Onun için Arap dilinden ikisi eş anlamlı olan iki ayrı kelime bilmiyorum. Bana hangi örneği verirseniz verin size bir farklılığını söylerim. Yani öyle gibi durur işte Ke’sb e bardaktır kû’d de bardaktır ama ke’sb dolu bardaktır. İçi dolu ise ke’s denir boş veya dolu olduğunu bilmeyiz kû’d dediğimiz zaman. Bakınız ud’ ud’ da oturdur iclis’te oturdur. Fakat yatana otur denilmek için ud’ud’ denir, ayaktakine otur denilmek için iclis denir. etae de geldi dir, cae de geldidir ama genellikle galibiyetle biri manevi için eta, öbürü de maddi geliş için ifade edilir. Yani öyle birbirinin aynı iki kelime yoktur. Şek te şüphedir gayb de şüphedir, mirye de şüphedir, şüphe de şüphedir. Fakat dördü de ayrıdır.

Taberi ve Kurtubi de seyyit, malik ve Müslih anlamına almışlar oysaki taşın seyidi olmaz seyyid insan için olur öyle değil mi. Dolayısıyla seyyid birebir anlam karşılığı olamaz. Öte yandan Allah’ın Malik vasfı Rabb ismine değil, El Melik ismine daha yakışır öyle değil mi. Hepsinden öte eğer Rabb demek Malik demek olsaydı Kul e’ûzü BirabbinNâs, Melikin Nâs, İlâhin Nâs. (Nas/1-2-3) diye ardı ardına gelmezdi. Eğer Rabbünnas Melikunnas ile eşit olsaydı iki ayrı ayete ihtiyaç yoktu değil mi. Demek ki insanlığın rabbi ayrı bir şey demek, insanlığın Meliki ayrı bir şey demek. Fark olmasa iki ayrı ayet olmazdı. Özetle bu manalar olsa olsa Rabb isminin asli değil tali manaları olabilir. Rabb ismin in asli manasına tekrar döndük, terbiye eden, yalın kat manası.

Elhamdülillâh heleki terbiye eden. O Bir düşünsenize Allah terbiye işini ben sizin terbiye işinizi sizi yönetenlerin üzerine yıktım dese, yetkimi devrettim dese..! Verilmiş sadakamız varmış, ne yaparlardı bizi, iktidar değiştikçe terbiye de değişirdi düşünsenize. Allah Allah..! adamı deliye döndürürler, toplumu deliye döndürürler, çığırından çıkarırlar düşünsenize.

Hele ki terbiye işini üstlenmiş..! Niye? Bunun için Elhamdülillâhi Rabbil alemiyn, sırf bunun için hamdin tamamı alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Alemlerin Rabbi, ilâhı değil, Rahman’ı değil, Rahiym’i değil, Rezzak’ı değil,i Hallâk’ı değil Rabbi. Niye çünkü bizi terbiye ederken çıkar üzerine kurmaz çünkü hiçbir ihtiyacı yok. Baba terbiye ederken eh neslini devam ettirecek, var bir çıkarı olmaz mı. Anne terbiye ederken bak bak falanın oğlu, falanın kızı ne terbiyeli diyecekler. Öğretmen terbiye ederken ücret alıyor, maaş alıyor, mürebbi terbiye ederken işi o da onun için.

Ya Allah terbiye ederken? Hiçbir çıkarı yok. İnsan ne rakibidir, ne hasmıdır, ne hısımıdır. kuludur. Yaratsa bıraksa ve dönüp bakmasa kimin ne demeye hakkı var? Yine de sonsuz hakkı vardır kulu üzerinde yine de ödeyemez kulu hakkını, sırf yaratmış olmasının hakkını ödeyemez. Bir de Rabb olmanın hakkını nasıl ödesin. Dolayısıyla Allah’ın Rububiyeti zatına hamletmiş olması ve Rabb olması başlı başına bir teşekkür vesilesi olur. Hamdin tamamı Alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur Elhamdülillahirabbil alemiyn.

Bu lügavi çerçeveden çıkan sonucu Allah’ın rububiyetini anlama babında Kur’an da ki referanslarını da göstererek şöyle özetleyeyim.

1 – Terbiye ve bakımını üstlenen ihtiyacını da giderir. Öyle mi, birinin terbiyesini üstlenen onun ihtiyacını da giderir. Bebeğin terbiyesini anne üstlenmişse onun ihtiyacını da giderir. Fakat bebeğin ihtiyacını anne giderir de kimin verdiği ile giderir. Rabbin rububiyeti ile eğer anneye bebeği emzirecek alet edevatı vermeseydi, o sütü vermeseydi, o muhteşem sistemi kurmasaydı nasıl verecekti, nereden verecekti, nereden getirecekti. O zaman anne de bebeğini emzirirken Elhamdülillahirabbil alemiyn demek durumunda, aynen öyle. Rabbin rububiyetinin annede ki tecellisidir. Süt verme eylemi ve o eyleme ilişkin tüm o muhteşem cihaz. Birazdan ayrıntısına geleceğim, onun ayrıtlısına geldiğimde Allah’ın rububiyyetinin nasıl mucizevi bir sistem olduğunu, o rububiyetin nasıl mucizelere medar olduğunu göreceğiz inşaAllah.

Terbiye eden ihtiyacını giderir değil mi, onun için Rabbimiz terbiyesini üstlendim diye ihtiyacını da gideriyor. Madem Rabbim, ihtiyacı da bana ait. Terbiyesi için gerekli olan şeyleri verendir. Şuara/77-80. ayetler, Kureyş/3-4 ayetlerdir delili.

2 – Terbiye eden terbiye ettiğini gözetimi ve denetimi altında tutar. Tutar mı? tutar. Tutması lazım mı?Lazım. Gözetim ve denetim altında tutmayacaksa terbiyesini üstlenmesinin bir gereği yok. Ama insan şöyle demeye getiriyor; Tamam ya Rabbi rububiyetinin bir kısmı mutlaka benim üzerimde tecelli etmeli, çünkü senin rububiyetinin tecellisi olmasa nefes alamam. Senin rububiyyetinin tecellisi olmasa toprağı ekemem, senin rububiyyetinin tecellisi olmasa su içemem çünkü su olamaz, çünkü bulut yağmur yağdırmaz, çünkü deniz buhar vermez, toprak meyve vermez, ektiğini yetiştirmez. Senin rububiyyetinizin tecellisi olmasa şu gökte deveran eder bu muhteşem cisimler birbirine çarpar ve mahvolurdu. Senin rububiyyetinin tecellisi olmasa hücrelerim birbirini dinlemez komşu olmaz kaos oluşurdu. Senin rububiyyetinin tecellisi olmasa içtiği su hücrelerime bir enerji olarak yansımazdı. Yediğim lokma hücrelerime bir enerji olarak yansımazdı. Senin rububiyyetinin tecellisi olmasa şu güneş ölüm alameti olur, sağlık ve hayat alameti olmazdı, işareti olmazdı. Senin rububiyetinin tecellisi olmasa ya Rabbi bir an bile ayakta kalamazdım, bunlara evet ya Rabbi.

Ama oradan ileri gitme Allah’ım senin rububiyyetinin tecellisi burada kalsın, mesela davranışlarıma lütfen müdahale etme bizim siyasete hiç karışma, hele para kazanırken bana asla yaklaşma ya Rabbi. Yani rububiyyetini oraya kadar seviyorum ama oradan öte sevmiyorum demek ne kadar büyük küstahlık. Yani şimdi o zaman dürüst olmak lazım, tutarlı olmak lazım.

Aman Allah’ım insan Rabbine ne kadar nankörlük yapıyor. Buna rağmen rabbini eksik etmiyor iyi mi? Ey insan Rububiyyetimi kestim senden demiyor kesse zaten varlığı kalmaz.Demek ki şefkat ve merhameti işte böylesine Rabb ça bir şey, Nisa/1, Maide/117 delil.

3 – Terbiye eden terbiye ettiğinin büyüğü ve otoritesidir, doğru mu? Doğru terbiye ediyorsa üzerinde bir otorite kullanması lazım, çocuklarını, bebeği terbiye ediyorsunuz, otorite kullanmıyor musunuz. O bilmez ki, bebek bilmez ki. Sobaya doğru yürürken ateşe doğru yürürken, uçuruma doğru yürürken nasıl anne yüreğinden çırpınmaz, nasıl kendini canhıraş çığlıkla kaldırıp ta atmaz bebeğinin üstüne yavrum diye.

Peki bunu yavrunun lehine mi aleyhine mi değerlendireceğiz? Elbette ki lehine, hangi anne kınanabilir yavrusunu tehlikeden koruduğu için, böyle bir şey insanın aklından geçer mi. Mesela bir anneyi uçuruma doğru emekleyen bir bebeğin üstüne atlayıp ta oradan aldığı için sen bebeğin özgürlüğünü kısıtlıyorsun diyecek biri var mı? Çok komik oldu değil mi gülünç oldu yani. Sen bebeğin özgürlüğünü kısıtlıyorsun. Ne özgürlüğü? Uçuruma yuvarlanma özgürlüğünü. Bakın hiç gitmedi, yakışmadı.

Peki Allah’ın bizi terbiyesine gelince, Allah’ın bizim için sınırlar koyması, biz ateşe yürürken aman kulum ateşe gidiyor tutayım da ateşe gitmesin diye nebiler göndermesini, kitaplar göndermesini, yasaklar ve sınırlar koymasını niye garip karşılar bazıları, burada garip olan nedir?

Ha..! şöyle bir şey söyleyebilir ama o bebek, o bilmez. Ama biz bebek değiliz. Annenin bebeğe göre aklının ilerlemiş olmasıyla Allah’ın, Aklı kül ünün insana göre farkını nasıl kıyaslarım ben Allah aşkına. Kıyas kabul eder mi? Allah’a göre biz bebekten de bebeğiz. Ne gördük ki. Alemleri yaratanın 15 milyar yaşında olan şu bildiğimiz tek alem, daha kaç alem var onu da bilmiyoruz. Allah’ın “tecrübesi” yanında insanın bildiği nedir ki.

Bittik değil mi, Allahuekber dedik orada. O zaman ey insan ne olur yapma bunu ma ğarreke BiRabbikelkeriym. (İnfitar/6) Seni, bu kadar cömert olan Rabbine –Rabb gelince onu hemen italik yapın ki zihninize yüreğinize değsin. BiRabbikelkeriym. BiHallakıhel keriym, Biilahikel keriym deyin, BiRahmanıkel keriym deyin, BiRahiymikelkeriym deyin, BiRezzakıkelkeriym deyin veya BiRabbikelkeriym. Rabb ismine özel vurgu.- Bu kadar cömert olan Rabbine karşı senin böyle nankör eden ne ey insanoğlu. Delili Şura/10.

4 – Terbiye edenin terbiye ettiği üzerinde nesi vardır? Hakkı vardır. Var mıdır? Bunu kim inkar edebilir ki Allah aşkına. O zaman çocukları annesiz doğurtmamız gerekiyor. Yani anneleri yok edeceğiz. Var mı böyle bir sistem? O zaman terbiye edenin terbiye ettiği üzerinde hakkı vardır. Terbiye ne kadar büyükse hakta o kadar büyüktür. Allah’ın terbiyesi ne kadar büyükse hakkı da o kadar büyüktür. Fecr/15-17 ayetleri bunun delili.

5 – Terbiye ettiğinden itaat ve kulluk beklemesi Allah’ın hakkıdır. Ne hakkı, hak neyi doğurur ona geldik. İtaat ve kulluk beklemesi Allah’ın hakkıdır. Demek ki Allah’a itaat ve kulluğumuz aslında bizim ona yaptığımız bir şey değil, O’nun bizim üzerimizde ki hakkıdır. Yani Rabbimizin hakkını kullukla ödemiş olmuyoruz, sadece hakkını ikrar etmiş oluyoruz. Bu çok mühim. Zaten hakkın var ya Rabbi dediğimizde hakkım helal olsun diyor. Yeter ki inkâr etmeyelim. Ödememizi istemiyor çünkü Allah’ın hakkı ödenmez, borç borçla ödenmez. Allah’ın hakkını ödemek için alacağınız her nefes bir hak. Kullandığınız dil bir hak. O’nun vermediği bir dil bulun, onunla ödeyin. O’nun vermediği bir beden bulun onunla ödeyin. O’nun yaratmadığı b ir hava bulun onu soluyarak ödeyin. O’nun yaratmadığı bir zaman bulun onu kullanarak ödeyin bulabilirseniz. Bulamayacaksanız eğer Allah’ın hakkını ödemek mümkin değil. Hakkını itiraf eden ödemiş sayılacak. Hatta sadece ödemiş değil bir de üstüne ödül alacaktır. Eyvallah..! İşte böyle, Rabb olmak böyle bir şey.

6 – Her varlık en sonunda kendini terbiye edenin huzurunda toplanır. En’am/38. Bu kon uda çok ayet var da ben sadece örnek olarak bire tanesini aldım. Yani ahiretin varlığı Allah’ın huzurunda toplanmamız da Allah’ın rububiyetinin bir gereğiymiş. Hani Rabb isminin 3. ve son manası da toplamak bir araya getirmekti ya o köke aynı zamanda bir atıftır bu.

Allah’ın Rabb oluşunun sırrı nedir? Sevgidir. Allah’ın Rabb oluşunun sırrı “Allah” ismi içinde gizlidir. Allah imside sevgiye delalet eder. Daha önce esma dersinde görmüştük onun için geçiyorum. Dolayısıyla Hud/90. ayetine bakınız diyorum sadece. Anne baba evladını beklenti için terbiye eder. Çünkü terbiyesiz bir evladın anne babasına laf gelir öyle değil mi. Bakıcı bebeğin terbiyesini ücret karşılığı üstlenir. Öğretmek talebenin terbiyesini görevi olduğu için üstlenir. Fakat Allah kulunun terbiyesini onu sevdiği için üstlenir. İşte onun için rububiyetin tecellisinde iman ve inkar, hakk ve batıl, iyi ve kötü ayırt edilmez.

Onun içindir ki Kul e’ûzü BirabbinNâs – Melikin Nâs – İlâhin Nâs. (Nas/1-2-3) İnsanlığın rabbi olması, insanlığın ilahı olmasından önce gelir. Niye? Çünkü herkesin Rabbidir, inananların ilâhıdır. Allah’tan başkasını ilah biliyorsa, lâ ilâhe illAllah deniyorsa onun ilahı başka bir şey. Ama Lâ ilâhe illAllah demeyenin de Rabbidir. Rabb isminin şumulüne girmeyen bir varlık yoktur. Firavun da girer Musa’da. Nemrud’da girer İbrahim’de. Firavun Rabb olduğunu iddia ederek Rabb isminin tecellisi dışında kalmış değil, kalsaydı var olmazdı sadece küstahlık yapmış oldu o kadar. Küstahlık yapmış olduğuyla kaldı.

Rabb isminin kapsamı bütün bir varlığı tepeden tırnağa kuşatır, içten dışa kuşatır. Eyvallah..!

Gelelim Kur’ani çerçeveye. Yoruluyor musunuz? Ben yoruluyorum. Size anlatmaktan değil anlamaktan dolayı yoruluyorum. Anlamak adamı çok yoruyor bitiriyor. Onun için demiş ya; Ya aklım ermeseydi, ya elim erseydi. Onun için demiş ya Konfüçyüs; Cehalet saadettir. Yani yarım söylemiş affedersin iz, eşekler mes’uttur diye bitirseydi tamamlanacaktı cümle. Yani hakikaten insanın bazen eline bir çöp alıp Ömer gibi; Nolaydım, keşke bir çöp olaydım diyesi geliyor. Anlamak yoruyor bilmek yoruyor, mesuliyet yoruyor. Rabbe muhatap olmak yoruyor, Rabb isminin tecellisinin en azami üstünde göründüğü varlık kim? İnsan. İnsan olmak yoruyor.

Kur’ani çerçeve; Ikra’ Bismi Rabbikelleziy halak. (‘Alâk/1) Yaratan Rabbin adına oku. Yaratan Rabbin adıyla oku. Yaratan Rabbin adına, dikkat buyurun. Bu ilk inen ayet. İlk inen ayette ilk kullanılan sıfat Rabb sıfatı. Esmanın hepsi bir tarafa, Rabb sıfatı daha ilk ayette muhatabın yüreğine nazil oluyor. Yaratan Rabbin adına.

Demek ki yaratması rububiyetinin bir gereğiymiş diyorsunuz bir. Okumak ve okumamı kolaylaştıran tüm araçlar rububiyetin bir gereği imiş. Akıl rububiyetinin bir gereği imiş. Daha doğrusu akıl rububiyetinin bir tecellisi imiş, irade rububiyyetinin bir tecellisi imiş. Okumamı temin eden varlık rububiyyetinin bir tecellisi imiş. Okuyacağım varlık rububiyyetinin bir tecellisi imiş. Yani bu emrin müştemilatına giren her şey rububiyyetinin bir tecellisi imiş. Oradan onu anlıyorsunuz. Ikra’ Bismi Rabbik. Eyvallah, Bismi ilâhik değil buyurun lütfen. (Devam edecek)

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 15 Ekim 2015 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: