RSS

ESMA DERSLERİ 3 – er RAB (10-2)

22 Eki

Rab

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

[(10-1) den devam]

Allah’ın 99 ismi vardır denilen hadiste İnne lillahi fis’aten ve tis’ıyne ismen Femen ahsaha dehalel cenneh. Allah’ın 99 ismi vardır bunları ihsa eden cennete girdi bilsin kendisini denilen hadiste Allah’ın 99 ismi deniliyor, ince bir ayrıntı Allah’ın. Eğer Allah’ın denilmeseydi Allah dahil 99 aramamız gerekirdi Allah ismi. Ama Allah ismi; ismi has, gerisinde eğer bu rakama hakiki, bir mana yükleyeceksek, sayısal bir değer yükleyeceksek Allah ismi dışında 99 isim aramamız lazım. Dolayısıyla Allah ismi dışında Rabb vahiyden ilk geçen sıfattır, vahiy sürecinde ilk. Sadece vahiy sürecinde mi? Hayır, nüzül sürecinde öyle de Mushafta da öyle, peki mushafın en son ismi nedir? Kul e’ûzü BirabbinNâs, Melikin Nâs, İlâhin Nâs, Min şerril vesvâsil hannâs, Elleziy yüvesvisü fiy sudûrin Nâs, Minel cinneti ven Nâs. (Nas) son sıfatta yine Rabb.

Demek ki rububiyyetiyle başlıyor rububiyyetiyle bitiyor. Neden? Vahiy O’nun rububiyyetinin en büyük tecellisidir, altını çiziyoruz. Eğer Rabbimizin Rabliği olmasaydı vahyi indirmezdi. Demek ki vahyin iniş amacı Allah’ın terbiye etmesidir, bunu anlıyoruz oradan. Vahiy rububiyetin tecellisi ise vahyin iniş amacı da ilahi terbiye olarak görüyoruz.

Allah ismi Kur’an da 2697 kez gelir. Rakamlarla önce bir izah edeyim. Rabb ismi ise Kur’an da 962 kez gelir. 1/3 kadar yaklaşık, ama Allah isminden sonra en çok kullanılan isim Rabb ismidir.

4 yerde Devlet başkanı manasında Hz. Yusuf döneminde ki Mısır melikine atfen kullanılır. Yusuf/23. ayette ise tevriyeli kullanılır kale me’azâllahi inneHU Rabbiy ahsene mesvay. (Yusuf/23) Yusuf dedi ki; Allah’a sığınırım, yani heykelek dedi kadın, haydi gelsene dedi, Yusuf dedi ki Allah’a sığınırım. O benim rabbimdir. Ahsene mesvay beni ne güzel terbiye etmiştir, yetiştirmiştir, iyilik yapmıştır yani. Şimdi O benim Rabbimdir derken kimi kastetti. inneHu Rabbi. Muhatap zannetti ki efendisi için kullandı fakat kendisi kastetti ki, Allah’a sığınırım diyor zaten O benim Rabbim. Bu daha yakışık almaz mı. Bir peygamber nihayetinde unutmayalım, onun için burada tevriyeli kullanıyor.

Tevriyeli kullandığı böyle bir yer de var. Naziat/24 te ise Firafun kendisi için kullanmış ene Rabbukümül’a’lâ. (Naziat/24) Ben sizin en büyük Rabbinizim, ben Rabbinizim ve en büyüğüm. İki şekilde de anlaşılabilir. Niye rabbinizim diyor dikkat buyurun, ilahınızım diyemiyor çünkü biliyor gökleri kendisinin yaratmadığını, yerleri kendisinin yaratmadığını. Herkeste biliyor. Peki niye Rabbinizim diyor ve rububiyyete ortak çıkıyor? Çünkü Allah’ın Rububiyyetinin yeryüzünde hükümran olmasını istemiyor, sıkıntısı orada. Müşriklerin sıkıntısı neyse Firavun un da sıkıntısı da aynı şey.

Diyeceksiniz ki bugün aynı sıkıntıyı duyan kesimler yok mu? Var, hemde çok. İnsanlık tarihi boyunca sıkıntı rububiyyetle ilgili. Genellikle uluhiyetle ilgili sıkıntı yok. Eski Yunanda da bakınız. Onun için Tanrılar tanrısından söz ediliyor, yani en yüce bir tanrı var. Fakat O’nun insan hayatına müdahalesine iş gelince orada duruyor.

İşte ilk ivmeyi kazandıran, ilk vuruşu yapan tanrı, ondan sonra emekliye ayrılan haşa tanrı, böyle bir tez işleniyor. Dolayısıyla batıda da maalesef zihinlerde olan tanrı anlayışı genellikle bu. Müstean olan, mutlak olan, eşya üzerinde hakim olan bir Allah anlayışı çok zayıf, zayıf olduğu için eşyanın Rabbi gibi davranmaya başladılar.

Bakın sıkıntı burada biz elimize geçirdiğimiz şeyin içinde ki ilahi sanatı keşfetmeye, onun içinde ki yasaları keşfetmeye çalışırken mutlaka on un rabbinin Allah olduğuna iman ederek yapmaya çalışırız. Bizim bilim öğrettiğimiz çağlarda da böyle yapmışız Endülüste bilim üretirken, Bağdat’ta bilim üretirken, Semerkant’ta Buhara’da bilim üretirken, İstanbulda bilim üretirken bunu böyle düşünmüşüz böyle yapmışız. Ama bu iş batıya geçtikten sonra, yani bizim bıraktıklarımızın üzerine batı ilave etmeye başladıktan sonra sıkıntı burada gerçekleşmiş.

Nedir? Eşyanın rabbine saygı duymadan bilim üretmek. İşte orada iş çığırından çıkmış. Eşyanın Rabbine saygı duyarak bilim ürettiğinizde, ürettiğiniz bilimi de, onun üzerinden ürettiğiniz eşyayı da emanet olarak görüyorsunuz. Dolayısıyla bilgiye emanet muamelesi yaptığınız için emanete ihanet etmekten korkuyorsunuz. Ama onun Rabbini inkâr edip, kendinizi Rabbin yerine koyduğunuzda artık bilgiye mülkiyet olarak bakıyorsunuz. Bilgiye mülkiyet olarak baktığınızda bilgini üzerinde her türlü işleme kendinizi ehil görüyorsunuz, yetkin görüyorsunuz. O zaman atom bombası yapmayı da kendinize meşru görüyorsunuz. Yani kitle imha silahları yapmayı da kendinize meşru görüyorsunuz. Hatta bir böcek imal ediyorsunuz ormanların tamamını yiyip bitiriyor. Bir mikrop imal ediyorsunuz ondan bomba yapıyorsunuz. Yani insanların kökünü kurutacakmış, insanlara zarar verecekmiş, masumları öldürecekmiş b unlar sizin ilgi alanınıza girmiyor çünkü bilgiye mülkiyet muamelesi yapıyorsunuz.

Bilmem problemin kökeni anlaşılabiliyor mu. Yani Rabb ismine iman edip bu ismin tecellisini şöyle kavramak, şuuruna ulaşmakla ulaşmamak arasında çok derin fark var çok büyük fark var..

Hepside birden fazla Rabb edinmeyi kınayan, Rabbe boyun eğen Rabb adamı anlamında 4 yerde. Ribbiyyun, Rabbaniyyun şeklinde.

İşin ilginci ne biliyor musunuz, Tirmizi ve İbn. Mace de gelen isim listeli hani duvarlarınızda vardır bazılarının, bazılarınız çocuklarına ezberletiyor, piyasa da radyolarda falan baya işin cılkı çıktı, suyu çıktı, ezberlenen isim listeleri var ya bu listelerden iki tane var piyasada tümü. Biri İbn. Mace listesi, biri Tirmizi listesi. Bu iki listede ki isimler arasında bir isim yok -hatta bir isim değil 26 isim yok Kur’an dan da- Rabb ismi yok. Çok ilginç. Allah’ın Kur’an da 962 kez geçen bu mübarek Rabb ismi bu iki listede yok. Nasıl olmuşta olmuş? Muhaddislerin bu iki isim listesinin ikisine birden Müdreç, hadisin aslına sonradan ilave edilmiş bir şey olarak bakmaları boşuna değil. Yani peygamberimizden gelmiş değil. Dolayısıyla yok oluşuna oradan yola çıkarak ancak açıklayabiliriz başka türlü açıklayamayız. Çünkü başka bir çok isim de yok. Kur’an da geçiyor orada geçmiyor. Orada geçen isimlerden bir çoğu da Kur’an da yok. Dolayısıyla bunu böyle açıklayabiliriz.

Rabb isminin Kur’an da geçtiği hiçbir yerde el takısıyla gelmemesi dikkat çekici gerçekten. Nasıl geliyor? El takısıyla gelmemesi Rabb isminin elbette ki nekira yani belirsiz formda gelmiş olduğunu gösteriyor. Fakat muzaf olarak geliyor, muzaf olarak geldiği yerlerde yani tamlanan olarak geliyor, isimin tanlaması. Biliyorsunuz Ahmedin kalemi diyorsunuz, Hasan’ın yeleği diyoruz, Mehmet’in ayakkabısı diyoruz bu bir isim tamlamasıdır. Tamlanan var, tamlayan var. Tamlanan Hasan, tamlayan yelek. Benim Rabbim.

Çok ilginç değil mi Rabbi, Rabbük, 242 yerde Rabbük geliyor Kur’an da. Senin Rabbin, Rabbin kulu değil, Tamlama öyle değil muzaf olarak geliyor, muzafınleh değil bu çok ilginç. Yani Rabb kendisini ona nispet ediyor, kula. Ne demek? Beni benimse ey kul, rububiyyetimi benimse ey kul, rububiyyetimi ne kadar benimsersen o kadar tecelli eder. Bu çok ince bir nokta bu çok güzel ve hassas bir nokta. 242 yerde tam rabbüke geliyor. Çoğunda da muhatap zamiriyle efendimiz kastediliyor.

Yine 243 yerde çoğul zamiriyle Rabbühüm, Rabbüküm, sizin Rabbiniz onların Rabbi. Yine aynı, benimseyin rububiyyetimi, rububiyyetime yakın olun, rububiyyetimi kendinizin bilin, benimseyin ki tecelli etsin, ayrıksı durmayın. Rabbinizin rububiyyetinin tecellisi üzerin izde görülsün, onu yüreğinize bir elbise gibi giyinin, aklınıza bir elbise gibi giyinin. Tabir caizse onu size verilmiş bir rızık gibi yiyin, hücrelerinizde rububiyyet tecelli etsin, elinizde tutmaya, gözünüzde görmeye, kulağınızda işitmeye, ayağınızda yürümeye, kalbinizde duymaya, sevmeye, aklınızda düşünmeye dönüşsün.

Dönüşürse ne olur? Benim rububiyyetimin tecellisi kalbinizde sevmeye, hissetmeye dönüşürse Allah ile sev ersin iz. Sevgin iz Allah’ın rububiyyetinin tecellisi olur. Sevdiğinize siz de Rabbin tecellisi üzerinden bakarsınız. Eğer aklınızda tefekküre dönüşürse düşünceye, o zaman Allah’ın rububiyyeti üzerinden düşünürsünüz ve o zaman gören gözünüz, işiten kulağınız, tutan eliniz, yürüyen ayağınız seven kalbiniz düşünen aklınız olur Allah. Amin.

178 yerde Rabbiym, Rabbimiz şeklinde geçiyor, Rabbiym, Rabbüne, yani da ünlemi kullanılmıyor 2 yer hariç. Ya Rabb Kur’an da 2 yer hariç hiç kullanılmıyor. 962 kullanımda 2 tane ya ile kullanılıyor, o da nedir Furkan/30, Zuhruf/88. Özelliği ne ikisi de ahirete ilişkin şikâyet babında, hemde Resulün ağzından Furkan/30 da Allah Resulü;

Ya Rabbi inne kavmittehazû hazel Kur’âne mehcura. (Furkan/30) Rabbim, bu toplum, bu ümmet bu Kur’an ı terk etti, daha doğrusu terk etti demeyelim işlevsiz bıraktı. Çünkü metruke denmiyor mehcura deniyor. Öyle değil mi metruk ta Arapça çünkü. Yani elinde Kur’an ı taşıdı ama yüreğinde taşımadı Mushafı havaya kaldırdı ama Kur’an ı havaya kaldırmadı. Mushafı öptü ama Kur’an ı öpmedi. Tecvid ile okumaya özen gösterdi ama tertil ile okumaya hiç dikkat etmedi. Yani bu manaya geliyor, metruk anlamına değil işlevsiz bırakma anlamına. Yani hummul üt tevra sümme lem yahmiluhe. Yani Tevrat’ı ellerinde taşıdıkları halde onun sorumluluğunu üstlenmeyenler aynı öyle. Oysa ki Kur’an da Rabbimizden kullara nida kullanılıyor.

Kul ya ‘ıbadiyelleziyne esrefu alâ enfüsihim lâ taknetu min rahmetillâh. (Zümer/53) Deki ey hayatını israf eden kullarım ne olur Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Elhamdülillâh, ne diyelim şimdi böyle Keriym bir rabbe.

Hazin olma gönül zinhar

Keriym Allah’ımız var,

Daima eyle İstiğfar,

Keriym Allah’ımız var.

Neden böyle? Çünkü nida uzaktakine yapılır, Allah ise yakındır şah damarından yakındır. Onun için ey..! diye uzaktakine, çünkü nida dalgın olanı uyandırmak için, intibaha getirmek için yapılır. Önce Ey..! dersin, dikkatini çekersin ondan sonra söyleyeceğini söylersin. Oysa Allah hep uyanık. lâ te’huzuHÛ sinetün vela nevm. (Bakara/255) O’nu ne uyku basar ve ne de dalgınlık. Onun için uyumayan ve unutmayan bir Allah’ımız var. Onun için sadece ahirete teallik iki yerde peygamberin dilinden gelir onun dışında, o istisnadır “ya” nidası gelmez.

Tamlanan olarak gelişi sevgi ve şefkat. Rabbimin kuluyum yerine benim Rabbim, bizim Rabbimiz. Buna dikkat çekmiştim bir daha dikkat çekmiş olayım. Neden? Eğer kul onu benimserse o da kulu benimser de onun için. Kul O’n un rububiyyetini içselleştirir ve benimserse, Rabbimizin kul üzerinde rububiyyetinin tecellisi artar. Çünkü rububiyyete şükür benimseme şeklindedir. Her şeyin şükrü o nimetin üstünden olur. Rububiyyetinin şükrünü ed ederseniz eğer o rbubiyyetini, daha fazla tecelli ettirir sizin üzerinizde. O zaman Rabliğini artmış görürsünüz, bilmem anlatabiliyor muyum. O zaman sizin üzerinizde Rabliği daha fazla tecelli eder.

O rububiyyetini farklı şekillerde gerçekleştirir. Bakarsınız Rabbinden şefkat tokadı dahi yese, benim rabbim değil mi der. Benim Rabbim dedi ya, Rabbiy dedi ya bir kere, benim rabbim değil mi. Anne çocuğuna vurur anne diye ağlar. Anne vurdu ama? Ağlatan annen? Annem diye ağlar. Ya rabbim şefkat tokadı vurursa n iye başka kapılar arıyorsun, kimin kapısına gideceksin, var mı Allah’ın kapısından başka bir kapı. Hem Allah’ın kapısından başka bir kapıya gidersen hacet giderir mi? Allah gibi muamele eder mi?

İnsanlara muhtaç etmesin Allah. Bakın en yakınınız dahi bir ihtiyacınızı gördüğü zaman gözünüzün içine bakıyor. Rabbin iz öyle şefkatli ki veriyor, sadece ve sadece verdiğine nankörlük etmeyin yeter, dönüyor bir daha veriyor. Hatta nankörlük ediyoruz bir daha veriyor. Bir daha nankörlük ediyoruz bir daha veriyor. Bir daha bir daha..! Hayran olmamak elde değil Allah’a, Rabbe hayran olmamak elde değil. Şöyle görüyorum insanları O’nu ne kadar üzecek iş yapıyorlar, O’nu üzecek iş yapanları dahi Rabliğinden mahrum etmiyor. Bakıyorum vermiş..! Ya Rabbi ne kadar genişsin diyorum. ..Vasi’un aliym. (Bakara/261) Genişsin ya Rabbi ama ‘Aliym’sin de Yani bilmediğim için geniş davranıyor değilim, biliyorum ama yine de kullarıma geniş davranıyorum. AllahuEkber. Kurban olmaz mısınız böyle bir Rabbe.

Bazen vererek terbiye eder, bazen alarak. Bazen kurt üzerin den terbiye üzerinden bazen kuzu üzerinden. Hastayı bakarsınız Doktorla rububiyyetini tecelli ettirir, bakarsınız Doktoru da hastayla terbiye eder. Aslında kim kiminle şifa buldu anlayamazsınız. Bazı hekimler vardır hastası yüzünden hidayete kavuşmuştur. Şimdi kim kimi tedavi etti bilemezsiniz. Aslında Doktor, hekim on un bedenini tedavi ederken, hastanın bedeni üzerinden Rabbimiz Doktoru tedavi eder.

Bakarsınız bazen bir evlat verir ki Rabbimiz anne babaya İllallah dedirtir. Fakat aslında onlar evlatlarını terbiye ettiklerini düşünürler, Rabbimiz evlat üzerinden anne babayı terbiye etmektedir. Bazen bakarsınız, Rabbimizin hikmeti sınırsız ve sonsuzdur. Bir özürlü evlat verir, Rabbim kolay getire böyle kardeşlerime. Onların cenneti oradadır onu söyleyeyim o yavrudadır. O yavruya bakarken o yavruyu imtihan anahtarı olarak görsünler. Rabbim bu, verir.

Hiçbirimiz için de garanti yoktur onu söyleyeyim ve böyle imtihan ettiklerine haşa sizin ne günahınız vardı, ne günah işlediniz de böyle imtihan edildiniz diyen bir adam, Allah’ın Hakîym isminin sırrını hiç anlamamış demektir. Aksine böyle bir adam şom ağızlıdır kör gözlüdür. Ölmeden kimseyi mutlu diye adlandırma, böyle söyleyen acaba sözünü Allah nasıl yedirecek bilmiyorum. Ama mutlaka yedirir bunu biliyorum. Onun için böyle bir imtihan gördüğünüzde sadece ve sadece dua edin ve ibret alın. Numuneyi imtisal ve ibreti alem ikisi de. Dolayısıyla yavru üzerinden anne baba terbiye ediliyor. Aslında yavru üzerinden anne babaya kredi açılıyor.

{{ Bu konuda insanın aklına “Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Başına gelen her fenalık ise senin kendi nefsindendir.”(Nisa/79). Ayeti geliyor.

Bu ayet ışığında insanın başına gelen kötülük, fenalık ve musibetler kendimizin veya daha önceki atalarımızın hatasından kaynaklanıyor olamaz mı. Mesela yiyecek içecek ve kullandığımız şeylerdeki sunni ve zararlı şeyler, Nazar dediğimiz kötü bakışların genetiğimizdeki bozulmalara sebep olması, farkına varmadığımız zararlı enerji dalgalarının bedenimiz üzerindeki etkileri (radyasyon, manyetik dalgalar vs.) Tüm bunların sebep olacağı bozunum yüzünden sakat doğmuş bir çocuğu size Allah değil, bizim eksikliklerimiz yüzündendir. Çünkü Allah kuluna zulmetmez. Hata yapılmışsa karşılığına katlanmamız gerekmektedir bu kader sebebine, imtihan sebebine vs. bağlanamaz.}}

Parçada kötü duruyor bu ama bütünde gelin de siz bakın bir. Öyle değil mi Allah aşkına. Aynı şeyin dünyada örnekleri de var görmüyor musunuz. Şu madalya kazanan sporcuların ödediği bedeli. Eğer işi spor dünyasından çıkarın ne garip bir şey. Çalışan çocuklara karşı dünya sözüm ona çok hassas. Ama spor yapıyorsa orada akan sular duruyor. Oysa ki çalışan çocuğun katlandığı eziyet ne ki. O atletizm yapan çocukların katlandığı eziyetleri biliyor musunuz. İnanın insan çekmez onu. Öyle sıkı bir disiplin, öyle taşınmaz bir yük ki hem de yıllar boyu bu. İstediğini yiyemiyor, istediğini giyemiyor, istediği yerde bulunamıyor, günde şu kadar antrenman yapmak zorunda vs. Bedenini kırdıkça kırıyor, ezdikçe eziyor. Yani bir adama spor dışında onun çok küçük bir şeyini uygulayın işkenceden adamı içeri atarlar. Adına spor deyince bir şey falan olmuyor bakın.

Demek ki imaj ne kadar önemli görüyorsunuz değil mi. Modern dünyanın imaja yaptığı yaptırımı görüyorsunuz. Onun için işin o tarafı başka bir şey. Ama bir madalya almak için katlandıkları, ödedikleri bedellere baksanıza. Antrenman üstüne antrenman, 10 saat, 12 saat, 8 saat, 6 saat gündelik antrenmanlar ve gerçekten de insan gücünü zorlayan şeyler bunlar. Çünkü eğer rekor kıracaksa gücünü zorlaması lazım yani sınırını aşması lazım.

Peki bütün bunların sonunda aldığı ne? Madalya. Peki o madalyayı alınca hepsi bitiyor. Yorgunluk bitiyor. Bu madalya ne işe yarar? Şu darı dünyada 3 gün lük hayatta işte efendim birazcık rahat yaşıyor.

Ya ahirette ebedi madalyayı alacaksanız ne olur bu iş? AllahuEkber. O zaman ebedi madalyayı alırken o insanların dünyada işte ya buda katlanılır mı diyenlerden Rabbin huzurunda Ya rabbi beni niye mahrum ettin demeyeceği ne malum. Onun için en azından hikmetini düşünüp çenemizi tutalım derim. Doğru düşünelim, doğru yerden bakalım derim.

Rabb ismin in en güzel tariflerinden biri Kur’an da, hatta belki en güzeli Hz. Musa ile Firavun arasında ki geçen şu diyaloga dikkat edin lütfen.

..femen Rabbuküma ya Musa (Tâhâ/49) Ey Musa sizin Rabbiniz kim. Yani ne iş yapar, ne yapar bu manada soruyor kim. Verilen cevaba dikkat buyurun lütfen;

..Rabbunelleziy a’ta külle şey’in halkahu sümme heda. (Tâhâ/50) Rabbimiz öyle bir Rabb ki, öyle bir Allah’ ki eşyaya fıtratını verdi ve sonrada o eşyayı, o fıtratı gerçekleştirmek, o hedefi gerçekleştirmek için içine koyduğu o potansiyeli kemale erdirmek için dosdoğru bir yöne kılavuzluk etti, yönlendirdi sümme heda.

Bu kadar güzel olur ancak tarif. ..Rabbunelleziy a’ta külle şey’in halkahu her şeye hilkatini irade etti, hilkatini verdi ve sümme heda sonra ne yaptı onu, o hilkati gerçekleştirecek bir yola kılavuzladı, yönlendirdi. İşte bu.

Görüyor musunuz, bakın kâinata her şeyin içine hilkatini koydu, yaratılış amacını koydu. Tesviye budur fesevvake, sonra seni tesviye etti, yani ma hulika leh ini yükledi, yaratılış amacını yükledi. Onun için her şeyin yaratılış amacı istikametinde gider. Yeryüzün e yaratılış amacını yüklemiştir yer yüzü buna ihanet etmez. Gökyüzüne yüklemiştir, sivrisineğe bile yüklemiştir yaratılış amacını biliyor musunuz. Onun için o yaratılış amacından sapma göstermez.

Kur’an da; en yadribe meselen ma be’ûdaten femâ fevkahâ. (Bakara/26) Allah bir sivrisineği misal vermekten utanmaz. Hatta daha küçüğünü bile misal vermekten utanmaz. Niye utansın ki. Sivrisinek meğer neymiş nasıl Allah yükler hilkatini ve ondan sonra nasıl yönlendirir. Sivrisinek diyorsunuz, en küçük hesapta, hatta içimizden bazı cahiller; Allah her şeyi yarattı da şunu niye yarattı diyebilirler.

Ben başta çok yaygın okunması gereken bildirilerin çok tefsir edildiğini biliyorum. Öyle değil mi, çok özel insanlar okusun diye yazdığınız bir kitabı az basıyorsunuz. Ve özel insanlar okuyor. Ama herkes okusun diye bastığınız kitabı kampanya yapıyorsunuz binlerce, yüz binlerce, milyonlarca basıyorsunuz öyle değil mi. Sivrisinek herkesin okuması için basılmış bir kitap. Rabbimiz kampanya yapmış yer yüzünün her bir tarafında çok tefsir ediliyor, çoğaltılıyor sürekli çoğaltılıyor. Sivri sinek deyip te geçmemeniz için bilmeniz gerekiyor. 4 Tane labaratuar var bir sivrisinekte.1 – ısı labaratuarı, 2 – kan labaratuarı, 3 – Hareket labaratuarı, 4 – ışık labaratuarı. Bunları tahlil ediyor labaratuarında. 100 ü aşkın gözü var, her gözün bir merceği var bu merceği zihne bağlayan kanallar dahil. Arı peteği gibi gözü. Tam 48 tane dişi olan bir ağzı var. bisturi gibi ameliyat yapıyor, her biri bir cerrah, dünyanın en küçük cerrahları ameliyat yapıyor, önce kesiyor ama kesmeden evvel bir sıvı salgılıyor çünkü kesince kan oraya hücum edecek, kan hücum edince Allah kana da o yaratılışı vermiş oraya kan yürüyor demiş. Kan yürüyen yeri hemen tıkayacaksın. Onun için kanın içinde ki bazı unsurlar geliyor kan çıkan yeri anında askerler gibi orayı tutuyor yani o cephede zayıflık var, sur düşmek üzere, haydi oraya hücum orayı savunalım. Savunuyorlar ve kısa zaman içinde kan orada pıhtılaşıyor. Pıhtılaştıran o sistem, savunma sistemi.

Fakat sivri sineğe kim öğretti kanın bu savunma sistemini? Savunma sistemini durdurmak için önce oraya bir sıvı salgılıyor. Bu salgıladığı aynı zamanda küçük bir narkoz, lokal anestezi yapıyor ve onun için elinizi vurduğunuzda vakit çoktan geçmiş oluyor. Yani o tavanda size gülüyordur muhtemelen. Çünkü anlamıyorsunuz, işini bitirip gitmiştir ve o kısa zamanda işini bitirirken vücudunun 8 katı kan emebiliyor. Bu 200 lt. su içmeye tekabül ediyor insanda ve çatlamıyor.

Vücudu kıllarla örülü ve bu kılların her biri demin söylediğim 4 unsuru, alan reseptör gibi çalışıyor. Bir kalbi var, kapakçıkları var, atarları var, toplarları var ama 2 de ciğere benzer kalbi var kanatlara bağlı. O yüzden 500 kez çırpıyor 1 saniyede. Eğer bir makineya insanın iki kolunu bağlasalar ve bir saniyede 500 kez çırpsa mafsallarından kollar kopup gidiyor. Düşünsenize 500 kez, bir saniyede. Bu ne güç, bu ne ihtişam ve aynı zamanda işte ne işe yarar diyorsunuz.

Ne işle yarar gerçekten? Ben bedava hacamatçılar diyorum, bedava hacamat yapıyorlar ve kanı temizledikleri kanaatim vardır. Daha bilmediğimiz sırları olduğuna kalıbımı basarım. Niye? Rabbül Alemiyn yaratmışsa mutlaka bir işi vardır.

Ama en küçük işi o. Büyük işlerinden birini de ben şöyle yorumluyorum; Cennet gibi bir bahçe yaptınız, içine de cennet köşkü gibi bir köşk kondurdunuz, eksik yok. Bir eliniz yağda bir eliniz balda her şey tamam. Ama her şeyin en güzel olduğu, sizin tam lezzetin doruğunda olduğunuz bir sırada vızzz..! geldi kondu ve size ey akıllı burası cennet değil, sen yanlışsın, yanlış yerde arıyorsun, burası dünya onun için ben sana bunu hatırlatmaya geldim dedi ve bir öpücük kondurdu. Siz o öpücükle uyandınız hakikaten bura cennet değil, cennet olsa sivrisinek sokmaz. Belki sonsuz faydaları sayılırda bir tanesi de bu olduğunu düşünüyorum.

Onun için; Rabbin kimdir ey Musa? ..Rabbunelleziy a’ta külle şey’in halkahu sümme heda. (Tâhâ/50) Rabbi,m öyle bir Rabb dir ki, O her bir şeye yaratılış amacını yükledi ve o amacı gerçekleştirecek donanımla on u donattı, oraya yöneltti. Bakın en küçüğü bu. Ya en büyüğü? Ya büyükleri, ya şöyle göğe doğru bir baksak, ya güneşe baksak, Bakın, ihtişamına bakın. Milyarlarca yıldan beri yanıyor. Güneş kütlesi kadar bir fosil yakıtı eğer karbonik yanma ile yakmaya kalksanız güneşin doğumundan bugüne kadar ki yanma içerisinde 3 milyarda bire tekabül eden bir zamanda yanıp bitecekti. Ama ne küçüldüğü var, ne azaldığı var hala yanıyor. Çünkü nükleer yanma ile yanıyor, karbonik yanma ile yanmıyor. Bizim dünyamız da karbonik yanma ile yandı her şey.

Bakınız, oysa ki dünyamız güneşten koptu, Kur’an la da sabit. Önce birdiler ..fefetaknahüma. (Enbiya/30) biz onu ayırdık. Dolayısıyla dünya karbonik yanma ile yandı ve bizler karbonun çocuklarıyız, karbonun ekmeğini yiyoruz. Kim inkar eder külün ekmeğini, Allah’ın ekmeğini yiyoruz tabii ki. Ama yine geldik ..Rabbunelleziy a’ta külle şey’in halkahu sümme heda. (Tâhâ/50) Rabbim o zattır ki ey firavun her bir şeye yaratılış amacını yükledi ve onu o amacı gerçekleştirecek yola yöneltti. Güneşe amacını yükledi ve ona “sen ısıt” dedi, sen “ışıt” dedi. Emri aldı ..semi’nâ ve eta’nâ… (Bakara/285) dedi. fekale leha ve lil Ardı’tiya tav’an ev kerha. yere ve göğe yöneldi ve dedi ki ister istemeyerek, ister isteyerek rabbinizin emrine gelin. Onlar da dediler ki kaleta eteyna tai’ıyn biz isteyerek geldik. (Fussilet/11) dediler. Dolayısıyla yere bak Elhamdülillâhirabbilalemiyn, göğe bak Elhamdülillâhirabbilalemiyn.

Evet, önümüzde ki ders o alemlerin rabbidir. Ne demek alemlerin rabbi? İnşallah onu işlemek üzere bugün dersimize noktayı burada koyuyoruz. Rabbim rububiyyetinin tecellilerini üzerimizde göstersin. Rububiyyetinin şuuruna varan o bahtiyarlardan etsin ve inşaAllah O’nun rububiyyetinden aldığı terbiye ile etrafına terbiye yansıtan, o terbiyeyi ahlakında, aklında, kalbinde, davranışında toplumunda gösteren kullarından etsin.

Ve ahıru da’vahüm enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn.

Dualarının sonu da “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.” diye şükretmek olacaktır. (Yunus/10)

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 22 Ekim 2015 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: