RSS

ESMA DERSLERİ (11-1) 3 – er RAB

29 Eki

Rab

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn, Vessalâtü vesselâmü ‘alâ Resulina Muhammedin ve ‘ala ‘alihi, ve eshabihi ecmaiyn.

Rabbişrah liy sadriy;

Ve yessirliy emriy;

Vahlül ukdeten min lisaniy;

Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

Rabbim, göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi. Düğümü çöz dilimden ki anlasınlar beni. Amin, amin, amin.

Aziz kardeşlerim bugün esma dersimizin 11. sini inşaAllah yapacağız. Rabbim esma dersinin sonunu görmeyi bize nasip etsin de, esmanın sonunu göremeyiz. Esma, sonu olmayan bir derya. Onun için esma bizde hep tecelli etmeli. Tecellisinin sonu gelmemeli ve onun için inşaAllah bugün bilgisini aldığımız esmanın bundan sonra da hayatın içinde ki karşılığını almalıyız. Hayatımızda bir meyveye dönüşmeli esma. Esmanın tecelliyatı bizde amele dönüşmeli. O zaman Allah gören gözümüz, işiten kulağımız, tutan elimiz, yürüyen ayağımız olur. Olur mu? Olurum diyor. Diyorsa olur. Efendimizin haberinden anlıyoruz olurum dediğini. On un için biz bu dua ile açalım inşaAllah.

Geçen dersimizde Rabb isminin lügavi çerçevesini çizmeye çalışmıştık. Ra be be kökünün hangi vurgulara sahip olduğunu işlemiştik. Nazari çerçeveyi de ele almıştık yani teorik çerçeveyi. Kur’an i çerçeveyi de ele almış ve Rabb isminin Kur’an da nasıl, ne şekilde geçtiği üzerinde durmuştuk ve en güzel tariflerinin de şu ayetler olduğunu Tâhâ/ 49-50 ayetleri olduğunu söylemiş ve o ayetler üzerinde vurgu yapmıştık.

“BismillahirRahmanirRahıym”

Kale femen Rabbuküma ya Musa; siz ikinizin Rabbi kim ey Musa? Kale Rabbunelleziy a’ta külle şey’in halkahu sümme heda; (Tâhâ/49-50) Rabbimiz demişti Musa öyle bir Rabb ki her şeye yaratılış amacını yükledi, yaratılış istikametini verdi her şeyin bünyesine “Mâ hulika leh” ini, yaratılış amacını yükledi potansiyel olarak, sümme heda, sonra ne yaptı o potansiyeli kendin gerçekleştir diye getirdi terbiyesinin başlangıç noktasına koydu ve onu gerçekleştirecek bir yöne yöneltti. Sümme heda.

Evet, ayeti kerimesinde Rabb isminin harika bir tanıma kavuştuğunu zikretmiştim ve misaller de vermiştim. Sivrisinek misali sanırım aklınızda kalmış olmalı, şimdi Rabb ismi başlığının altında Kur’an da en çok kullanılan bir ara başlığa geliyoruz. ALEMLERİN RABBİ. RABBÜL ALEMİYN.

Alemlerin rabbi Kur’an da kullanıldığı her yerde, -42 kez geçiyor bu- alemiyn muzafına izafe edilen tek isim Rabb ismi. Başka hiçbir isim alemiyn ile izafe terkibine girmiyor, isim tamlaması olarak gelmiyor. Alemiyn ile izafet terkibine tamlamaya giren esma içinde sadece Rabb ismi.

Bu tesadüf olamaz. İşte bunun hikmetleri üzerinde durmamız gerekiyor ama önce müfredata bakalım yani terkibimizi oluşturan birimlere bakalım.

Alemiyn ne demek? Alem; kullanıyoruz Türkçemize geçmiş bu varlık süperinin tamamını ifade eden bir kelime. Hatta alemler diyoruz, 18.000 alem meşhurdur. Aslında bu kesretten kinayedir alemlerin sayısını hiç saymadık, bilmiyoruz. Sayabilir miyiz? Tahmin etmiyorum sayamayız. Allah’ın alemlerinin sayısını ancak Allah bilir. Fakat alem ‘ilm ile de akraba, aynı kökten. Belki bilinebilir olmasından dolayı öyle denmiş olabilir. ‘Alem bayrak demektir. Malumat; bilinen şeyler, alim bilen.

Alemiyn kelimesi muhtemelen Arapça değil benim tahminim bu. Çünkü eğer Arapça olsaydı kelimenin kökeni ‘alemiyn çoğulu ‘Alemiyn gelmezdi, çünkü kurallı çoğul böyle gelmez. Onun için eğer böyle gelmişse o zaman kökünün yabancı olması lazım. Yabancı da çok yabancı değil Arap dil ailesi aslında ait olduğu aile Samî dil ailesidir. Samî dil ailesi içerisinde İbranice var, Süryanice var, Keldanice var, Asurice var, Aramice var ve daha başka diğer diller de var. Bu diller birbirlerini etkilemişler ki kökenleri aynı , aynı Samî dil ailesine mensupturlar. Dolayısıyla birbirine kelime almış vermişler, kız almış vermiş kabileler gibi Birbirinden kelime almış, birbirine kelime vermişler. Onun için ‘alaim gelebilirdi, gelmesi lazımdı ama ‘alemiyn gelmiş. Onun için kökeni Süryanice veya Aramice olabilir ‘olem olduğu tahmin ediliyor ‘olem kelimesi o da zaman, zamanın parçası veya uzun zaman, hududu olmayan zaman manalarına geliyor.

Alemler ne demek? Alemlerin Rabbi, Rabbül alemiyn. Burada nasıl anlayacağız. Kur’an da alemler 2 manada kullanılıyor. Bir bütün varlık manasında, bir de kendi zamanı, kendi türü kendi mekânıyla sınırlı bütün unsurlar manasında. Yani öyle çok kapsamlı olmadığı anlamlar da var. mesela örnek vereyim Hz. Meryem’in seçilişi innAllâhestafaki ve tahhereki vastafaki alâ nisail alemiyn. (A.İmran/42) Allah diyor seni seçti, seni tertemiz etti temizledi ve seni alemler içerisinden seçti. Hz. Meryem’in alemler içinden seçilmesi alâ nisail alemiyn veya alemlerin kadınları üzerine seçti, içinden seçti.

Ne demek bu Hz. Meryem’in alemlerin kadınları içinden seçilmesi bütün zamanlar içinde ki kadınların içinden seçilmeyi mi ifade eder, yoksa kendi zamanının tüm kadınlarından seçilmeyi mi ifade eder. Bu mühim bir sual, yani bir şeyin doğrusunu bulacağız ki doğru anlayalım. Eğer tüm zamanlarda ki kadınların en üstünü olarak seçti manasına gelecekse o zaman bakıyoruz Allah’ın alemler içinden seçtiği başkaları da çıkıyor, hatta Allah Resulünden gelen bir hadis var bu konuda.

Hadiste efendimiz; efdalü nisai ehlil cenneh. Cennet ehli kadınların en erdemlileri işte sayıyor; Hatice, Fatıma, Asiye ve Meryem Hatice Binti Huveylid, Fatıma binti Muhammed, Meryem binti İmran, Asiye Binti Müzahim diye sayıyor. O zaman tüm dünya kadınlarının içinden en eftali Meryem seçilseydi eğer Allah resulü Meryem’in hizasına diğer 3 hanımı da dizmezdi. Demek ki alemiyn burada kendi yaşadığı zamanın kadınlarına delalet eder.

A. İmran/33. ayette de geçiyor, orada Allah’ın Adem’i seçtiği ifade buyruluyor. Allah Adem’i seçti; İnnAllahestafa Ademe ve Nuhan ve âle İbrahiyme ve âle ımrane alel âlemiyn. (A.İmran/33) Allah Adem’i seçti, Nuh’u seçti, İbrahim ailesini seçti, İmran ailesini seçti. Adem’i biliyoruz insanlığın sembol atası. Niye Nuh seçiliyor, peygamber çok, niye bunlar sayılıyor? Seçim için kendi dışında başkaları da olması lazım. Yani seçmekten söz etmemiz için alternatiflerin olması lazım.

Adem’in seçimi ne demek o zaman? Eğer Adem’in seçimi peygamber seçimi ile alakalı olsaydı arkasına bir de Nuh’u anmazdı. Değil, Eğer Nuh’u anmışsa tüm peygamberleri anması lazım. O zaman sadece peygamber seçimi değil, bu ikisi ile bir şey başlamış, bu ikisi arketip, prototip. Adem neyin Prototipi insanlığın prototipi. Peki Adem’i neyin içinden seçmiş? Rabbimiz seçtik diyor. Allah seçti İnnAllahestafa Ademe Allah Adem’i seçti. seçmek için dedim ya eş değerde veya ona yakın değerde başka alternatifler olması lazım. Demek ki Adem’i kendine benzer diğer unsurlar içinden seçti. O zaman BEŞER yani canlı varlıklar içinden beşeri seçti, seçince Adem oldu. Beşere ruh üflendi, ruh üflenince akıl ve irade de verildi Adem oldu.

Onu anladık, peki Nuh? Kur’an da Resuller sayılırken ilk Nuh sayılır. Nuh ile başlatılır Resullerin sayımı. Onun için Adem’in Resul olmasından söz edemeyiz Resul olması için öncelikle tebliğ edeceği bir topluluk olacak. Tebliğ etmek içinde sapan bir topluluk olacak. Dolayısıyla Hz. Nuh ile başlaması gayet doğal. Kur’an da ki sayımların ve Hz. Nuh ile de risalet başladı onu da sayıyor.

Peki İbrahim ile ne başladı? İbrahim İmanın babasıdır Hz. İbrahim ile başlayan artık modellerin bireyden aileye geçmesidir. İlginç değil mi İbrahim’e beytin yaptırılması. Aileyi temsil eden nedir? Ev. Eve doğru namaz kılıyorsunuz haberiniz var mı. Kıblenizin merkezinde bir ev var adı Beytullah, Allah’ın evi. Ama Allah içinde oturmuyor çünkü Allah herhangi bir evin içinde oturmaz. Peki ne evi o? Sizin eviniz. Beytül insan, Beytül nas’tır o. Peki niye eve doğru dönüyorsunuz? Merkezinizde ev var, aile var, aileyi merkeze alın. Evin etrafını dolaşıyorsunuz yani evi koruyorsunuz, korumakla emr olunuyorsunuz. Evi muhafaza ederseniz evin rabbi sizden memnun olacak, beytin Rabbi sizden memnun olacak.

Onun için Hz. İbrahim’le artık aile modeli ortaya konuluyor. Onun içindir ki Hacer’in hayatını orada görüyorsunuz, İsmail’in hayatını orada görüyorsunuz, bir aile modeli olarak görüyorsunuz. Önümüzde ki günlerde yaşayacağınız kurban ibadeti aslında bu ailenin ortaya koyduğu bir modeldir ve Kurban ibadetinin en ihmal edilen unsuru hayvandır. Maalesef günümüz Müslüman’ı kurban ibadetini hayvana endekslemiştir. Oysa kurban olan hayvan değildir, kurban olan insandır. İnsan kesilerek kurban olmaz, onun için hayvan kesilmiştir. Hayvan kesilir, insan kurban olur. Hayvan yenir, dağıtılır, paylaşılır, eti insana gider, fakat eti Allah’a gitmez Allah’a ulaşmaz.

            Len yenalAllâhe lühumüha ve lâ dimauha ve lâkin yenalühüt takva minküm. (Hac/37) sizin takvanız Allah’a ulaşır. Yani kurban olan sizsiniz hayvan değildir. Hayvanı kesin yiyin, siz kurban olun. Kurban olmak için yaşamak lazım. Allah’a kurbiyyet yaşanarak olur. Çünkü yaklaşacaksınız takvanız salih amelinizin içinden gönderdiğiniz bir şeydir. Salih amelde bulunmanız içinde hayatın içinde olmanız lazım. İsmail yaşaması lazım ki kurban olsun. Onun için koç İsmail’in yerine kurban olmadı, Koç kendi yerine öldü. İsmail’in yerine ölseydi İsmail’in ölümsüz olması lazımdı. İsmail gene öldü. O ebedileşmedi. Herkes kendi yerine kurban olur. Dolayısıyla hayvanın kurbanı kesilerek, insanın kurbanı ise Allah’a kurbiyyet kesp ederek yani takva ile olur.

O nedenle ikabe teorileri ile kurban izah edilemez. Onun yerine o geldi de koç İsmail’in yerine kesildi de..! Ne yapacağız şimdi? O zaman Koçun rabbi mi, koçun rabbi de insanın rabbi ve bu hadisenin kendisi insanla alakalı etle alakalı değil, deriyle alakalı değil.

Aziz kardeşlerim İbrahim ailesinin seçilmesi, beytin onlar eliyle yapılması, evin hayatın merkezine alınmasıdır. Evi, aileyi hayatın merkezine alın.

Peki İmran ailesinin seçilmesi? İmran ailesi aslında İbrahim ailesinin izini izleyerek 3 kuşakta adayış sürecini, yani Allah’a adanmış bir hayat nasıl oluru bize örnekleyen, modelleyen muhteşem bir modeldir İmran ailesi. Kimlerden oluşuyor? İmran’ın kadını Hanne, onun kızı Meryem, onun oğlu, İsa. Şuna bakın. Bu muhteşem örnek üzerinden Kur’an A. İmran suresinde, kısmen Meryem suresinde anlatıldığı gibi bu muhteşem örnek üzerinden Allah’a nasıl kurban olunur. Koyun kesilerek, insan adanarak, onu söylüyor.

İz kaletimraetü ımrane Rabbi inniy nezertü leKE ma fiy batniy muharreren fetekabbel minniy. (A.İmran/35) Hani İmran’ın kadını demişti ki ya Rabbi, henüz doğmamış, doğurmamış olduğum şu karnımda ki yavrumu sana adıyorum fetekabbel minniy, benden kabul et Allah’ım ve öyle başlamıştı bu süreç. Yani malından değil canından verdi, adadı.

Evet, seçmek dedik değil mi A.İmran/33. ayetinden gidiyoruz hala. Allah Adem’i seçti, Nuh’u seçti, İbrahim ailesini seçti, İmran ailesini seçti. İki aile, iki birey. Dolayısıyla bu seçim yine kendi türü içerisinden seçimdir bunu görüyoruz. Zaten eğer ‘alel alemiyn, ayet öyle bitiyor;

İnnAllahestafa Ademe ve Nuhan ve âle İbrahiyme ve âle ımrane alel âlemiyn. (A.İmran/33) alemler içinden seçti. eğer alemler içinden seçilen aile tek olsaydı o zaman tüm insanlık içinden seçilmiş derdik. Ama iki aile var iki ayrı zamanda yaşamışlar. Demek ki bu seçimler hep kendi çağlarıyla, kendi zamanlarıyla sınırlı olan seçimlerdir. Bize de örnek tabii ki.

            Yine En’am/84-86. ayetlerinde İsmail’i, El Yesai, Yunus’u, Lût’u da seçtik diyor ve biz onlardan her birini alemlere üstün kıldık diyor. Yani alemlere üstün kıldık derken burada ki alemler yine tüm insanlık değil, kendi alemleri, kendi yaşadıkları alem.

Bu aslında neyi gösteriyor, şunu gösteriyor olmasın bu8 çağın içinden Allah’ın seçtikleri de olmamalı mı. Kendi alemimizde Rabbimin seçtikleri arasına karışmak için onların yolunu izleyin. Allah Hatice’yi seçti, Fatıma’yı seçti, Meryem’i seçti, Asiye’yi seçti. Haticeyi ve Fatımayı seçtiğini Kur’an da söylemedi, ama Allah resulü seçtiği Meryem üzerinden Hatice’yi kıyasladı ve on u da seçtiği kanaatine vardı.

O zaman seçimler tombaladan çıkmıyor nasıl seçti. Asiye’yi nasıl seçti, Asiye’yi seçtiği için mi Asiye oldu, Asiye, Asiye olduğu için mi seçildi. Haydi buyur nasıl diyebilirsiniz ki seçtiği için Asiye oldu.

Hayır, ben sana saray yaptıracağım diye söz vermişti, adına saray yaptıracağım. Düşünün koca imparatorluğun prensesi. Kocası imparator, Firavun. Diyor ki; Dile benden ne dilersen, tek inkâr et. Belki yaptıracağım diye vaad ettiği şey; sen ölürsen eğer sana en büyük piramidi yaptıracağım diye de anlayabiliriz. Orada ki beyti öyle de anlayabiliriz, yani tapınakların hepsi de zımnen beyttir. Dolayısıyla en büyük piramidi sana yaptıracağım demiş olabilir.

Asiye ne dedi; Ya Rabbi senin katında olan bunun katındakinden hayırlıdır, bana sen kendi katından bir saray inşa et. Evet, ve necciniy min fir’avne ve ‘amelihi ve necciniy minelkavmizzâlimiyn. (Tahriym/11) beni firavunun zulmünden kurtar, firavundan kurtar ve onun amelinden kurtar.

Firavundan kurtar, bir de amelinden kurtar diyor. Sadece firavundan kurtarma, firavunluktan da kurtar diyor. Firavunun ameli firavunluktur. Firavunlar ölür ama firavunluk yaşar. Onun için onun amelinden de kurtar. Yani burada zımnen söylemek istediği şu; Ya Rabbi beni firavundan kurtarman yetmez, benim içimde firavunluk ta olmasın. Allahuekber. Bu bir bilinçtir, işte böyle bir şey, böyle seçilir, seçilmek biraz da budur.

İnsanlar çocuklar için kullanılır değil mi, çocuk seçildi derler. Yani akranları içerisinde zekasıyla, boyuyla, şunuyla bunuyla eğer öne çıkmışsa seçildi kelimesi kullanılır. Türkçe de de böyle kullanılır. Dolayısıyla insan ameliyle seçilir.

Hatice ameliyle seçilmiştir. Yüklü bir servet kalmışti önce vefat eden iki kocasından. Efendimiz 3. eşidir Hz. Hatice’nin. Dolayısıyla onlardan kalan serveti de ticarette niyabet yoluyla işletti. Kendisi doğrudan ticaret yapmadı ama, ticaret yapanların sermayesin e kattı, efendimizle olan ilişkisi de öyle başladı, ticari ortaklık şeklinde başladı.

Ne oldu peki, nasıl seçildi? Allah resulü ilk vahyin izlerini aldığında kendi nübüvvetine henüz iman etmemişti ki Hatice onun nübüvvetine iman etsin. Sana gelen Ruh-ul Kuds tür diyen Varaka’dan önce Ya Muhammed sen yoksulu doyurursun, yetimi gözetirsin, sılayı rahme ihtimam gösterirsin la yehzikallahu ebeden Ya Muhammed. Allah seni ebeden mahcup etmez ey Muhammed. Yani bu sana gelen cin, peri, şeytan şu bu değil, yani Allah seni mahcup etmez ey Muhammed demişti değil mi.

İşte Hz. Hatice’nin imtihanı orada başladı ve her imtihanını da alın akıyla verdi, yüz akıyla verdi. Öyle demler yaşandı ki bu zengin dul hanım 7. yıla gelindiğinde sıfırı tüketti, tüm servetini Kur’an yolunda harcadı. Bir kezinde Cebrail vasıtasıyla Rabbi Hatice’ye selam gönderdi Ya ResulAllah deyince. Hatice de kim oluyor ki Allah’ın selâmını hak etmiş diyecektir. Allah Resulü o vefat ettikten sonra onun hatırasını hiç unutmamış, o aziz iman kadınının, iman anasının hatırasını hiç unutmamış, fetih günü Mekke fethedildiğinde evine çağıran yüzlerce mü’min kendisine hayranlıkla misafir etmeye bekleyen kapısında binlerce insan, kendi ata ocaklarının yerlerinde evler olduğu halde çadırını nereye kurdurmuştu biliyor musunuz? Hatice’nin kabrinin üstüne. Bu bir vefadır. Ben bu vefanın sadece eski eşe gösterilmiş bir vefa olduğu kanaatinde değilim. Bu vefa Hatice’ye gösterilmişti, bu vefa seçilmişe gösterilmişti.

Fatıma da Muhammed’in kızı olduğu için seçilmiş olduğu kanaatini taşımıyorum. Yoksa Muhammed’in kızı Fatıma’dan ibaret değil, diğerlerini de sayardı. Ümmü Gülsüm derdi, Zeynep derdi, Rukıyye derdi. Demedi ama, onlarda güzel insanlardı, güzel müminelerdi. Fakat Fatıma dedi. nesiyle seçildi Fatıma? Babasının anası Ümmü ebihe babasının anası olmak kolay mı? O acıya katlanmak kolay mı? Fatıma olmak kolay mı. Benim başıma gelenler gündüzlerin başına gelseydi, kararır gece olurdu diyordu Fatıma.

Ne geldi acaba? Tahmin edebiliyor musunuz, gözünüzün önünde dünyalar güzeli babanızın üzerine atılan tükürüklere, taşlara, ayağının altına döşenen dikenlere, sırtına konulan işkembelerine şahit olacaksınız. Binbir türlü hakarete şahit olacaksınız ve o sadece rızai bari derken, sadece Allah’ın rızasını gözetirken siz yer yüzünün yükünü, ıstırabını, hüznünü sırtlanacaksınız gün görmeyeceksiniz, dem sürmeyeceksiniz. Sırf Allah babanızı peygamber olarak seçti diye siz anasız kalacaksınız, yavrusuz kalacaksınız, aç susuz kalacaksınız, uykusuz kalacaksınız, konforsuz kalacaksınız, en askari ihtiyaçlarınız bile giderilmeyecek. Değil mi ki onun kızısınız o zaman siz model olmalısınız, model olacaksınız.

İşte böyle, dolayısıyla seçilmek acaba seçildiği için mi öyle oldu, öyle olduğu için mi seçildi. Ben Rabbimizin tombaladan çekmeyeceğine iman etmişim. Mutlaka sebebi var ortada mutlaka hak edişle ilgili bir sebep var ve bu seçimin devam ettiğinin en güzel delili de efendimizin okuyuşu değil mi. Eğer Meryem’in yanına Hatice’yi ve Fatıma’yı koyuyorsa, bunu Kur’an koymadı, vahiy koymadı ama efendimiz koyuyor, Kur’an ı okuyan efendimiz koyuyor. Kur’an ı içinden, yüreğinden okuyan.

O zaman bizimde efendimiz gibi okumamız gerekmiyor mu. O zaman biz de kendi çağımızın seçilmişlerini tebcil edelim, onları el üstünde tutalım. Eğer o hizmetlerin arkasına gidenler varsa, yiğitler varsa onları selamlayalım, onları da kendi çağlarının seçilmişleri bilelim, biz de seçilmeye çalışalım, Ya Rabbi beni de seç diyelim. Ne sakıncası var? Kontenjanın ne olduğunu biliyor musunuz ki dolup dolmadığını bilesiniz.

Dolayısıyla Ya Rabbi beni de onlara kat diyelim. Her kızın ufkunda Fatıma olmalı, Fatıma’nı ufkunda Meryem vardı çünkü. Meryem’in ufkunda Asiye vardı. Her kızın ufkunda Fatıma olmalı. Her annenin ufkunda Hatice olmalı öyle değil mi. Her evladın ufkunda İsmail, her babanın ufkunda İbrahim olmalı. Her hamile annenin ufkun da Hanne olmalı, her bebeğin ufkunda Meryem olmalı, İsa olmalı. Dolayısıyla görüyorsunuz ufkumuzda neyin olacağını da Kur’an çizmiş bu manada. Alemiyn ne demekti oradan gidiyorduk, nerelere geldik Allah aşkına,

Peki ya Hz. Peygamber, öyle değil mi Rabbimiz onu alemlere rahmet olarak seçmiş, ..rahmeten lil ‘alemiyn. (Enbiya/107) Peki bu alemler hangi alemler?

1 – Kendinden sonra peygamber gelmeyeceğine göre.

2 – İkincisi bütün insanlığa peygamber seçildiği için.

3 – Kendinden sonra kıyamete kadar gelecek insanlar içinden seçilmiş olduğu için.

Peki bu seçilmeye bu ‘alemiyn e bazılarının verdiği anlamı vererek ite tüm yıldızlar, güneşler, aylar tüm varlık diye baka bilir miyiz? Böyle bakanlar demek ki ta 1. nesil içinde bile olmuş. Olmuş olmasına da İbn. Abbas onlara, hem de azarlarcasına pe4ygamber melekleri ve hayvanları uyarmak için gönderilmedi, aklınızı başınıza alın demişti. Yani “Alemiyn in içine bütün bu alemi, alemlerin tamamını katmanın alemi yok, çünkü bu alemlere meleklerde dahil, hayvanlarda dahil, diğer cisimlerde dahil, gök cisimleri de dahil, varlığın tamamı dahil peygamber onları da uyarmak için gönderilmedi. Uyardığı kimse ona rahmettir.

Demek ki uyarılmayan peygamberin gönderiliş rahmetinden pay almıyor demektir. O zaman her mü’min peygamberin gönderiliş rahmetinden pay alıyor demektir. Buradan bu da çıkıyor eyvallah..!

Fakat gelelim Rabb ismine. Rabb ismine izafe edildiği tüm bağlamlarda alemler ne manaya gelir? Hiç tereddütsüz bütün bir varlık anlamına gelir istisnasız bütün bir varlık. Mesela; El Hamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn. (Fatiha/1) Fatihayı her okuyuşta okuduğumuz ayet. Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun..

Biz ne demiş oluyoruz? Aslında Şuârâ24. ayeti bunu açıyor. O göklerin yerin ve ve bunlar arasında ki her şeyin Rabbidir. Demek ki gökler yer ve bunlar arasında ki her şey işin içine dahil olduğu zaman tüm varlık işin içine dahildir. O zaman Rabbül ‘alemiyn dediğimizde bütün bir varlığın Rabbi aklımıza gelecek, Kur’an ın açılımı ve tefsiri bu. Kur’an da gökler ver kalıbı her bir varlığı kapsıyor çünkü.

Kuşkusuz sizin Rabbiniz gökleri ve yeri 6 aşamada yaratan ve sınırsız güç ve kudret makamına kurulan Allah’tır. O dur gündüzü aralıksız kovalayan geceyle örten, güneşi ayı ve yıldızları emrine amade kılan O’dur. Bakın, yalnız O’na aittir yaratılış ve mutlak emir. Alemlerin Rabbi Allah en yüce, en ulvi bereket kaynağıdır. ‘Araf/54. ayetinin meali bu. Dolayısıyla bütün bir varlığın Rabbi, alemlerin Rabbi dediğimizde aklım ıza gelen tek şey bu olacak. Yani yaşın ve kurunun, canlı ve cansızın, hareketli ve hareketsizin ne varsa varlık içinde, hatta varlığın ve yokluğun, -Yokluk diye bir şey var mı onu bilmiyorum çünkü aklım ermiyor yokluğun varlığına- Dolayısıyla akla ne geliyorsa ve gelmiyorsa, varlığını bilmediğimiz varlıklarında Rabbi O’dur. Alemlerin Rabbi denildiğinde bu aklımıza gelir.

Alemleri oluşturan her bir unsur üzerinde rububiyyetin tecellisi aynı mıdır? Değildir, asla değildir. Akıllı varlıklar üzerinde ki rububiyyet tecellisi ile, akılsız varlıklar üzerinde ki rububiyyet tecellisi aynı değildir. Şuurlu varlıklar üzerinde ki rububiyyet tecellisi ile şuursuz varlıklar üzerinde ki rububiyyet tecellisi aynı değildir. Mesela hayvanlar ve insanlar arasında ki rububiyyet tecellisi aynı değildir. Bitkilerle hayvanlar arasında ki rububiyyet tecellisi de aynı değildir. Madenler le bitkiler arasında ki rububiyyet tecellisi de aynı değildir. Yine madenlerin kendi içerisinde elmasa rububiyyet tecellisi ile demire rububiyyet tecellisi aynı değildir. Aynı olmadığı için elmas atomunun dizilişi ile demir atomunun dizilişi farklıdır. Hatta bu atomlar niye b öyle dizilmiştir diye sorarsanız rububiyyet öyle tecelli ettiği için öyle olmuştur. Yani demir olduğu için öyle tecelli etmemiştir, öyle tec elli ettiği için demir olmuştur. Allahuekber..!

Tesadüf yok ki, onun için demirin atom zinciriyle bakırın atom zinciri, pirincin atom zinciri, elmasın atom zinciri, zebercedin atom zinciri, gümüşün atom zinciri; neden öyle oluşmuştur, neden gümüş olmuştur onun kimliği, neden altın olmuştur onun kimliği, ona altın ol emrini kim vermiştir? Tecelli böyle etmiştir o altın olmuştur. Dolayısıyla varlığa tecellisi farklıdır.

Lahanaya tecellisi farklıdır, onun rububiyyet tecellisi farklıdır. havuca tecellisi ise ondan farklıdır. Bakarsınız maydanoza tecellisi farklıdır, tere ye tecellisi farklıdır. Farklı olduğu için farklı türler oluşmuştur. Rububiyyet tecellisi o kadar çeşitlidir ki, bu çeşitliliğe insanın aklı fikri ermez. O nedenle Rububiyyet tecellisi her varlıkta aynı değildir dedik. Hatta rububiyyet tecellisi aynı varlığın bireyleri arasında da aynı değildir. Bir insan türünü oluşturuyoruz, kardeşimiz ile diğer kardeşimiz arasında ki rububiyyet tecellisi de aynı değildir.

Maverdi, çok ilginç sonuçlar çıkarır insan anatomisinden yola çıkarak insan davranışlarını tahlil insan davranışlarını tahlil eder. Mesela der insanoğlunda öd kesesinde bulunması gereken öd ün bir dengeli hali var. Ama her insanda öd aynı gramajda bulunmaz. Bazı insanlarda yapısal olarak öd kesesinde ki öd fazla olur bazı insanlarda az olur der. Az olursa sakin olur, çok olursa haşarat olur, dengeli olursa o insan dengeli olur der. Çok olursa çok hareketli olur der.

Yani o insana rububiyyetin tecellisi farklıdır. Yani, Ömer’in Ömer olması, Ebu Bekir’in Ebu Bekir olması aslında rububiyyetin tecellisidir. Fakat her Ömer olabilecek potansiyel de olan Ömer olmaz. Ömer’i terbiye ederseniz harika bir kahraman çıkarırsınız değil mi. Ama terbiye etmezseniz bir gaddar çıkarırsınız. Ebu Bekir’i terbiye ederseniz dünyanın en munis, en haliym seliym, en güzel ahlaklı insanını çıkarırsınız, sıddyk insanını, sadık insanını, ama terbiye etmezseniz hımbıl ve pimpirik birini çıkarırsınız. Yani rububiyyetin tecellisi öyle etmişte terbiyeyi sürdüreceksiniz. Rububiyyetinin fiili olan tarafını tamamlayacaksınız. Dolayısıyla her varlıkta rububiyyet tecelli eder.

ve HUve Rabbü külli şey’in. (En’am/164) O her şeyin rabbidir. Yetmez mi. O; benimde senin de rabbi. Taşında Rabbi midir? Vallahi öyledir. Suyun da Rabbi midir? Vallahi öyledir. Bakınız iki su birbirine benzemez, iki toprak birbirine benzemez, hepsine toprak dersiniz. Gidin 1 km. bu taraftan toprak alın tahlil ettirin, 1 km öbür taraftan alın tahlil ettirin bakalım tahlil sonuçları aynı çıkıyor mu. Allah toprağın içine kimlik vermiş, biz o kimliği göremiyoruz toprak diyoruz. Gördüğümüz yerde de killi toprak, humuslu toprak, kumlu toprak falan diyoruz. Ama göremediğimiz yerde de var.

Allah görüyor toprağa bile kimlik vermiş. Taşa kimlik vermiş, yağan her bir kar tanesine kimlik vermiş, her bir yağmur damlasına kimlik vermiş. O manda Rabbül Alemiyndir O. Her bir yağm ur tanesine kimlik veren Rabbe hamd olsun. Her bir kar tanesine kimlik veren Rabbe hamd olsun. O kar tanesinin büyütülmüş halini gördünüz mü? O ne muhteşem bir desen öyle, o ne muhteşem bire sanat öyle. Biraz sonra eriyip gidecek ya Rabbi, niye bu kadar özendin? Özenmediğim şey mi var be kulum, gelişi güzel yaptığım bir şey gösterebilir misiniz, gelişi güzel yarattığım bir şey gösterebilir misiniz siz bana Rabbül Alemiyn olarak. Salla gitsin dediğim bir şeyi var mı benim? Haşa. Dolayısıyla Rabb budur işte.

Size çok daha fazla özendim ama bakın ben size özendim de siz kendinize özenmiyorsunuz, siz kendinizi harcıyorsunuz. Ben sizin sizi harcamanıza razı değilim, siz kendinizi harcamaya nasıl razı oluyorsunuz. Dolayısıyla Rabbül ‘Alemiyn in rububiyyetini bilmekle olur bu. Onun için terbiye üzerine titremek Rabbin rububiyyetini bilmekle mümkindir. Ne kadar farkına varırsak rububiyyetin şuuruna varırsak, terbiye üzerinde de o kadar dururuz. Rabbin rububiyyetinin değerini de o kadar anlarız. Onun için Rabbin Rabblığını demek ki ne kadar fark edersek terbiyenin değerini de o kadar fark edeceğiz, budur bu görünüyor.

Kâinatta madde ve enerjinin birbirine geçiş kanunları onun rububiyyet tecellisidir. O’nun rububiyyetinin tecellisi gazdan sıvıya, sıvıdan katıya, katıdan sıvıya, sıvıdan gaza, katıdan enerjiye geçişlere bakın değil mi. Bunların her birinin yasası var ve bu yasa çerçevesinde varlık deveran ediyor. Ama tesadüf yok.

Bunların sadece yasaları yok, bu yasaları kendi içine koymuş. Formülünü yazmış ve içine koymuş varlığın. O formüle göre olmak zorunda. Allah koyduğu formülün hakimidir, mahkumu değil, o ayrı. Ama koymuşsa içine artık o eşya ona boyun eğer. Musahhar kılınmıştır bitti, Rabbin rububiyyetine boyun eğmiştir. fekale leha ve lil Ardı’tiya tav’an ev kerha* kaleta eteyna tai’ıyn. (Fussilet/11) yeri ve göğü yarattı ve bu ikisine seslendi dedi ki ister isteyerek gelin ister istemeyerek. Onlar da dediler ki isteyerek geldik. Bunu hâl dili ile de demiş olabilirler ille kal diliyle demek zorunda değiller böyle anlamak zorunda da değiliz bu mecaz da olabilir. Ama her halükârda bunun iş’ar ettiği hakikat bellidir varlık aslında konuşur, varlık Allah’ın emrini duyar. Duymak için bir kulağa ihtiyaç yok her zaman. Varlığa verilen emir de sözle verilmemiştir zaten . Dolayısıyla işitme de kulakla olacak değildir. Yani varlık Allah’ın emrine amadedir bu manada.

Bir kg. maddenin içine yer yüzünü birkaç kez dağıtacak, param parça edecek enerjiyi kim sığdırdı. Alın elin ize 1 kg. lık kaya, taş dersiniz. O enerjinin katı halidir. Onu enerjiye dönüştürecek olsanız yer yüzün ü birkaç kez bombardıman edecek bir enerji elde edersiniz.

Bu enerjiyi bunun içine kim soktu, hangi yasayla soktu, hangi sıfatla soktu? Rabb sıfatıyla soktu. Evet, o zaman şu kâinatta ki kütlelerin tümünün enerjisini bir hesap edebilir misiniz? 1 Kg. maddenin içerisine yer yüzünü patlatacak bir enerji sığdırmışsa eğer, şu kâinatta ki maddelerin içine ne kadar enerji sığdırmıştır sizce.

Peki bunu da patlatmaya Kâdir midir? Yaratmaya Kâdir olanın patlatmaya Kâdir olmaması düşünülebilir mi. Peki patlarsa nereyi patlatacak? Kâinattan öte patlayacak kâinatlar mı var. Bilmiyoruz ki, ne diyebiliriz ki..!

Bir tek şey diyebiliriz: ElhamdülillahiRabbil’alemiyn..! Allahuekber..! Başka söylenecek bir şey yok. (Devam edecek)

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 29 Ekim 2015 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: