RSS

ESMA DERSLERİ (11-2) 3 – er RAB

05 Kas

Rab

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

(11-1) den devam.

Milyonlarca yıldız sistemi dizmek ve her birine bir yörünge tayin etmek ve hiçbirini de başıboş bırakmamak, oluş ve bozuluşu da bir yasaya bağlamak, kevn ver fesadı bir yasaya bağlamak. Bozuluş kaos değildir onun için, kaos ayrı bir şeydir. Bozuluşta dahi bir yasa vardır, bozuluşta dahi bir düzen vardır.

Oluşta ki düzeni görüyoruz da bozuluşta ki düzeni görmüyoruz öyle değil mi, elma yere düşüyor, yediniz yediniz, yemediniz düştüğü andan itibaren bozuluş başlıyor. Allah; sayısını sadece kendisinin bildiği askerleri işe girişiyor, bakteriler. Hemen geliyorlar hatta orada oluyorlar, hazır ve nazır oluyorlar, hatta içinde oluyorlar. İçinde can var onun zaten ve hemen bakteriler parçalamaya başlıyor. Yani yer yüzünü hiçbir doğal şey kirletmez. Sizin yaptıklarınız kirletiyor yer yüzünü, Allah yer yüzünü kirletmez.

Bakınız o çürüme hemen başlıyor. Çürüme dediğimiz şey aslında bozuluştur fesad. Fakat bu fesad kaos değildir. O çürüyor nereye gidiyor? Geldiği yere gidiyor, geri elma olmak için hazırlanıyor o. Bakteriler onu parçalarına ayırıyorlar, kendi alt dilimlerine ayırıyorlar ve diyorlar ki kulli şeyin yerciun ila asli her şey aslına rücu eder haydi sen de aslına dön ve o da geldiği yere dönüyor, bire daha gelmek için dönüyor. Dolayısıyla bakıyorsunuz siz, yer yüzü kirlenmemiş çok elma dökülmüş ama eskilerini bulamıyorsunuz, attığınız çöplere benzemiyor yani görüyorsunuz.

Onun için işte Rabbül ‘alemiyn O. Oluş ve bozuluşu yasaya bağlamıştır. Yasaya bağladığı için şu uçsuz bucaksız kâinatta başıboş hiçbir şey yok, bozuluş bile bir yasaya tabi. Onun için insan maalesef Rabbin terbiyesi dışına çıktığında kaos oluşturuyor. Rabbin terbiyesi içinde olsa kaos olmayacak, anarşi olmayacak. Rabbin terb iyesini reddettiği andan itibaren ya iç, ya da dış anarşi başlıyor. Düşünsel anarşi, duygusal anarşi başlıyor. sosyal, toplumsal ve siyasal anarşiye dönüşüyor ondan sonra, bakıyorsunuz kaos başlıyor. Belki o anarşi Külliler içerisinde yani bütünü içerisinde yine ilahi bir bozuluşun yasalarına tabidir. Ama biz insan eylemleri üzerinden okuduğumuzda, insan eylemleri kaosa hizmet ettiğinde gelip kendini vuran bir silaha dönüşüyor.

Varlığa kimlik veren alemlerin rabbi a’ta külle şey’in halkahu sümme heda. (Tâhâ/50) ayetini hiç unutmuyoruz. Her şeyin yaratılış amacını kendisine yükledi ve sonra o amaca ulaşmak için haydi dedi, onu doğru yola yöneltti.

Amaçlılık ve anlamlılık kanununu koyuyor. Yer yüzünde hiçbir kanun yokken anlamlılık ve amaçlılık kanunu vardı. Yer çekimi kanunu yoktu anlamlılık ve amaçlılık kanunu vardı. Henüz maddenin sakınımı kanunu yoktu ama amaçlılık ve anlamlılık kanunu vardı. Enerji = MC2 kanunu yoktu ama anlamlılık ve amaçlılık kanunu vardı. Yani varlığın ilk anından itibaren anlamlılık ve amaçlılık kanunu vardı, Allah önce o kanunu koydu. Ondan sonra her yarattığı o kanuna tabi oldu. Nedir bu? Anlamlı ve amaçlılık.

Mâ halakte hazâ batılâ. (A.İmran/191) ya Rabbi sen bunları amaçsız ve anlamsız yaratmadın ve ma halekAllâhu fiys Semavati vel Ard. (Yunus/6) Allah gökleri ve yeri anlamlı ve amaçlı, Hakk ile yarattı anlamsız yaratmadı.

O zaman insan bir şey yapıyor, niye böyle yaptın diyorsunuz? Hiç..! diyor. Allah’tan kork. Varlığın tamamı anlamlılık ve amaçlılık yasasına tabi bir tek sen mi tabi olmayacaksın. Anlamsız bir iş yapma ey insan, amaçsız bir iş yapma. Kendi kendini gösteren referanslar da anlamsız ve amaçsızdır. Niye yiyorsun? yemek için. Niye uyuyorsun? Uyumak için. Niye yaşıyorsun? Yaşamak için. Niye kazanıyorsun? Harcamak için. Hayır kendi kendini gösteren bu fiili totolojilerden de insanın kaçınması lazım. Öyle değil mi malayani diyor ya anlamsız ve amaçsız şeylerden yüz çevirmek. Dolayısıyla mü’min anlamsız ve amaçsız hiçbir iş yapmaz.

Denge kanunu koyan O ferci’ılbasare hel tera min futûr. (Mülk/3) dön de bir bak bakalım Allah’ın yaratışında b ir eksiklik bir gediklik, bir dengesizlik görüyor musun. Sümmerci’ıl basar sonra bir daha dön yetmediyse bir kez, kerrateyn ikinci kez, tekrar tekrar dön. yenkalib ileykelbasaru hasien ve hüve hasiyr. (Mülk/4) bakışın sana hüsrana uğramış bir biçimde geri dönecektir. Aradığını bulamamışlığın yani ya Rabbi senin yaratışında bir dengesizlik göremedim ben diye geri dönecektir sana.

Her yaratılanın bir anlamı var, bakın göz görmek için yaratılmıştır, onun için göz görerek terbiye olur biliyor musunuz? Göz görmeyi görerek öğrenir. Onun için doğmuş bir çocuğun gözünü 6 ay bağlayın görme hassasını yitirir. Göz görerek terbiye olur görmeyi öğrenir. Siz konuşma organlarına sahip olduğumuz için her halükârda konuşacağımızı düşünüyorsunuz değil mi? Yanlış düşünüyorsunuz..! Doğrudur, insan konuşan bir canlıdır. Fakat insanı tek başına bırakın yani konuşmayı duymasın bir başkasından, insan konuşamıyor. Bu yeryüzünde müteaddit vakalar üzerinden test edilmiştir. Ormanda kaybolan çocuklar üzerinden test edilmiştir. Onun için Hayy Bin Yakzan (İbn Tufeyl) hikayesi, romanı işte oradan esinlenmiştir. Yani konuşmak sadece v erilmiş yetilerle olmuyor, terbiye ile öğreniliyor. Görmek sadece gözün varlığıyla bitmiyor.

Sümme heda, sonra ne yaptı? İçine potansiyelini koydu a’ta külle şey’in halkahu sümme heda. Sonra haydi potansiyelini gerçekleştir dedi. Siz gerçekleştirmezseniz eğer o gerçekleşmiyor. Aslında bazı insanlar sohbet ortamlarında bulunmadığı için konuşma yetilerini ömür boyu bir bebek gibi o düzeyde bırakıyorlar. Şu an da bile biz konuşma yetilerimizi geliştiriyoruz farkında mısınız yani düşünme yetimizi geliştiriyoruz. Sohbete katılmakla, derse katılmakla aslında biz büyüyoruz.

Dolayısıyla terbiye bu. Terbiye sonuna kadar devam eden bir süreç, belli bir yerde biten bir süreç değil. Eğer yaratılmış bir varlığın kapasitesinden söz ediliyorsa o kapasite sonuna kadar kullanılabilecek bir kapasitedir. Ancak ölünce kapasitemiz dolmuş olur. Yani kapasitemizin ne kadarını kullanıp kullanmadığınız ayrı bir mesele. İnsanlar kendilerine emanet edilmiş kapasiteleri bazen 0 km. rablerine hiç kullanmadan teslim ediyorlar. Bu emanete ihanettir. Kullanılsın diye emanet edilmiş bir kapasite Allah’a kullanılmadan teslim ediliyorsa b u emanete ihanet etmek demektir. Akıl da böyle, irade de böyle.

O zaman akıl ve iradesini daha fazla kullanana Allah’ın daha fazla yardım indirmesi, Allah’ın rububiyyetinin bir gereğidir. Aklını daha fazla kullananlara Allah’ın daha fazla yardım etmesi Rububiyyet yasasının bir gereğidir, rububiyyetin tecellisidir. Aklını az kullananlara ya da kullanmayanlara Allah’ın ekstra indirmemesi ve hatta pislik yağdırması. Ben söylemiyorum ve yec’alürricse alelleziyne lâ ya’kılun. (Yunus/100) akletmeyenlerin üzerine pisliği boca eder diyor.

Boca mı eder? Haşa yani Allah mi eder? Yo..! aslında yardımını keser, rububiyyet tecellisini keser, onu kesmesi pisliği boca etmesi anlamına gelir. Öbürü gider burnunu pisliğin içine sokar, o kendisi yapar aklını kullanmadığı için. Görüyorsunuz eğer aklını kullananlara rububiyyetinin tecellisi daha fazla ediyorsa daha fazla kullanın, vahyin amacı da bu değil mi, daha fazla kullanmayı öğretmek değil mi, iradeyi daha fazla kullanmayı öğretmek değil mi vahyin amacı. Aklı daha fazla kullanmayı öğretmek değil mi.

Yine ezvac ve ezdad kanunları öyle Allah’ın rububiyyetinin bir tecellisi. Ve min külli şey’in halakna zevceyni leallekum tezekkerun. (Zariyat/49) biz her bir şeyi eşli yarattık. Demek ki her ne ki yaratılmış o çiftlidir. Her ne ki yaratılmamıştır o tekdir, tek olan Allah’tır gerisi çifttir. O halde bitti, onun için;

Ey insanoğlu tek olduğunu zannetme. Buradan bu çıkıyor. Ben tekim, yani yerimi kimse ile dolduramazsın, hayır, vazgeçilmez değilsin. Bakın yer ve gök biri olmadan diğerini düşünemezsiniz. Üst ve alt, biri olmadan diğerini düşünemezsiniz. En ve boy, biri olmadan diğerini düşünemezsiniz. Erkek ve dişi biri olmadan diğerini düşünemezsiniz. Artı ve eksi, pozitifle negatif biri olmadan diğerini düşünemezsiniz. Faz ve nötr biri olmadan diğerini düşünemezsiniz öyle değil mi. Varlık böyle çift kutupluluk üzerinden yaratılmış.

Subhanelleziy halekal ezvace külleha. (Yasin/36) O Allah’ın şanı ne yücedir ki O her bir şeyi zevcli yaratmıştır. Yani yarattığı her bir şeyde Allah’ın yasasına tabi olmuştur, boyun eğmiştir, O’nun adına hareket etmektedir. Bu manada varlığın çift kutuplu yaratılmış olması Allah’ın rububiyyetinin bir tecellisidir.

Aslında dünya ve ahiret, iyi ve kötü, Hakk ve batıl, güzel ve çirkin, Adem ve şeytan bütün bu varlığın çift kutuplu yaratılışının bir gereğidir. Olmalı da. Onun için siz cehennem olmasaydı mı diyorsunuz. Cennet yaratılmasaydı diyorsunuz bunun farkında mısınız. Cehennem olmasaydı diyorsanız, cennet te yaratılmasaydı diyorsunuz demektir. Dolayısıyla varlığın çift kutupluluğunun hakikatini önce kavrayın. Şu kafirler olmasaydı, yani Allah niye kendini inkâr edecek insana izin verdi mi diyorsunuz. O zaman iman da olmazdı, mü’min de olmazdı. Şu şeytan olmasaydı, hayır, olmaz.

Dedim ya varlık böyle onun için Allah’ın rububiyyetini kavramamış demektir böyle sorular soran, böyle şeyler isteyen. Rububiyyetinin sırrına er ey insan. Rububiyyetinin sırrına er ve rububiyyeti peşinen kabul et. Allah’ın Rabb liğini peşinen kabul et ki kurtul, kabul et ki akıntıya karşı kürek çekme. Yani rüzgâra karşı kürek çekme, rüzgârı arkana al. Yaratılışın içine konulmuş olan rububiyyet rüzgârını arkana al, o zaman menzili maksude çok çabuk, çok kolay ulaşırsın.

Zaman, mekan ve hız kanunları O’nun rububiyyetinin tecellisidir. Işık hızı; sn. de 300.000 km gideceksin diye bir emir verilmeseydi, ışık bu emri almasaydı kendiliğinden nasıl bulacaktı 300.000 km gideceğini. Her ışığa eğer rububiyyet tecelli etmeseydi, her ışık kendi kafasına göre giderdi. Ama rububiyyet tecelli ettiği için, aslından emir aldığı için. Allâhu Nûrus Semâvâti vel Ard. (Nûr/35) olduğu için ışık her yerde hep aynı hızda gider.

Ve ilginçtir hızın sınırı değildir. Işık hızın dan aşağı sınır maddenin hareketidir çeşitli düzeylerde. Ama ışık hızını geçen limit üstü sınırlar, limit üstü hızlar. Ne demeli onlara? Var mı öyle hız? Var ya..! sizsiniz. Bilincinize bakın yeter. Aklınızın hızı ışıktan çok daha hızlıdır. İmanınızın hızı ışıktan çok daha hızlıdır. Şuurun hızı ışıktan çok daha hızlıdır. Onun için ışıklar birbirleri ile fotonlar üzerinden anlaşılır. Madde birbiriyle elektronlar üzerinden anlaşır, bilinçler birbiri ile psikonlar üzerinden anlaşır.

Şimdi psikon diye bir isim icat ettiler ve artık beyinlerin beyinlerle, zihinlerin zihinlerle, insanların insanlarla duygu üzerinden bu birim üzerinden irtibat kurduğunu keşfettiler. Onlar hiç söylemeden biz bunu keşfetmiştik, biz buna iman etmiştik. Zaten sevmek böyle bir şey, sevilmekte böyle bir şey, özlemekte özlenmekte böyle bir şey. Sen onu özledinse bil ki o da seni özledi, kim bilir belki o seni özlediği için sen onu özledin. Onun için ben diye başlama istersen. Hatta şöyle de diyebilirsin, özledim, o beni özledi öyle de diyebilirsin mahsuru yok yani.

Ararken buldun kendini değil mi, ben arıyorum da diyebilirsin o beni arıyor da diyebilirsin. Eğer arayan Allah ise seni mutlaka bulur. Onun için ben andım diyorsun değil mi, ben Allah’ı zikrettim. Şöyle de diyebilirsin; Allah beni zikretti, Allah beni andı şu anda deyin bakalım tüyleriniz nasıl diken diken oluyor. Allah beni andı..!

Peki kim kimi andı? Pes ya rabbi, eyvallah. Dolayısıyla Fezkürûniy ezkürküm.. (Bakara/152) siz beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. …nesullahe feensahüm enfusehüm (Haşr/19) onlar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu. Onlar Allah’ı unuttular, Allah ta onlara kendilerini unutturdu kendilerini unutunca Allah’ı dünden unuturlar. Şah damarından yakın olan şah damarını unutursa..! Dolayısıyla zaman, mekan ve hız kanunlarını koydu.

Alemlerin rabbi bitkilerin de Rabbidir değil mi. Ağaçlar meyveyi insanlar yesin diye değil nefsini devam ettirmek saikiyle yaparlar verirler. Sen yemişsin, yememişsin o bilmez ki, on un haberi yok. Fakat ağacı yaratan ve ağaçta meyveyi yaratan seni de yaratan olduğu için O bilir. O bilir meyveyi senin yiyeceğini, yemen gerektiğini.

Gül insan koklasın diye açmaz. Bünyesine Rabb olan Allah’ın yerleştirdiği varlığını devam ettirme idame ettirme kaygısıyla açar. Çünkü çiçek verdiği zaman arkasından tohumda verir, tohumu vermek için çiçeği verir. Fakat sen o anda alırsın ve koklarsın. Yani Allah’ın onun bünyesine yerleştirdiği rububiyyet tecellisinden sen öyle istifade edersin. O kendi varlığını devam ettirir sen de ondan istifade edersin. Her ikisi de rububiyyetin bir tecellisi olur. Daha neler..!

Arı benden toz alsın diye açmaz, fakat arı da gelir ondan toz alır. Arıyı yaratanla gülü yaratan aynıdır insanı da yaratandır. Arı da balı yaparken biraz fazla yapayım da insanoğlu yesin diye yapmaz. Fakat arıyı yaratan insanı da yaratan olduğu için, insanın ihtiyacını bildiği için arıya fazla yapma yeteneği yüklemiştir, Rabbül ‘alemiyndir O çünkü.

İnsan cenneti hatırlatan tabii güzellikleri görünce Allah’ın hangi sıfatını hatırlar? Rabb sıfatını hatırlar. Doğrusu bu yurtlarında nice ibret bulunan Sebe halkı için de geçerliydi. Sağdan ve soldan boylu boyunca uzanan cennetler gibi b ir tabiat hal diliyle sanki şöyle diyordu Sebe’/15. ayetin mealini okuyorum; Rabbinizin size bahşettiği rızıktan nasiplenin.

Rabbinizin” size bahşettiği. Evet, İlahınızın değil, Allah’ın size bahşettiği değil, ayetlerde gelen esmalar çok önemlidir. Bir ayette bir hadise hangi isimle anlatılıyorsa o isme dikkat o anlatılan hadise o isimle doğrudan tecelli ilişkisine sahiptir. Rabbinizin size bahşettiği rızıklardan nasiplenin, ama O’na olan şükrünüzü de eda edin.

Demek ki asıl şükür rububiyyetin tecellisine şükürdür. Bizim şükretmekle görevli olduğumuzu söyleyen ayetlerde geçen ismin Rabb olması boşuna değil. Elhamdülillahirabbil ‘alemiyn. Rububiyyetinden dolayı hamd olsun sana ya Rabbi. Evet, hele ki Rabb sin ya Rabbi demektir. Eyvallah!

Bitkilerin koku üretimi Rabbül‘alemiyn’in alemlere olan rububiyyet tecellisinin küçük bir örneğidir. Gül, ıhlamur, hanımeli, yasemin, kekik, adaçayı..! Farkında mısınız hepsi bir koku deposu aromatiktir bunlar ve hepsi de uçucu yağlara sahiptir ve üretirler. Nerede üretirler Allah aşkına? Siz hiç toprak kokladınız mı? siz hiç kokladığınız toprakta adaçayı kokusu, gül kokusu, yasemin kokusu, ıtır kokusu, kekik kokusu, hanımeli kokusu, ıhlamur kokusu aldınız mı? isterseniz aynı toprağa şöyle yan yana yasemini, ada çayını, hanımelini, ıhlamuru, kekiği şöyle yan yana ekin hepsi de aynı toprakta büyür, hepsi de kendi kokusunu verir, kendi kokusundan asla vazgeçmez.

Kimliğini kokusunda saklayan bitkiler yüze yakın farklı kimyasal bileşik kullanıyorlar. Toprakta olmayan koku bitki de nasıl olur, her bitki kokusunu kendi kimya laboratuarında üretiyor. Bitki özü ile kabuk arasında ki salgı bezinde altın karışımın formülü var, oraya yazmış formülünü. Dolayısıyla aldığı ışığı sentezlediğinde topraktan aldığı mineralleri o formül üzerinden hassas terazi ile tartıyor. Öyle mikron üzerinden yani nano teknoloji yanında halt etmiş affedersiniz. Mikron üzerinden tartıyor kendi terazisinde hangi elementten ne kadar katarsam bu koku oluşur.

            Siz hiç ada çayı gibi kokan hanımeli gördünüz mü, ya da ıhlamur gibi kokan gül gördünüz mü? Ya da kekik gibi kokan yasemin gördünüz mü? Kokmazlar. Niye? Rabbül ‘alemiyn’in tecellisi öyle tecelli etti ona. Onun için hangi toprağa ekerseniz ekin hep o kokuyu görürsünüz onda. Ama güçlü almışsa güçlü, güçsüz almışsa güçsüz. Ama o kokuyu görürsünüz. Kokan her bitkinin hafızasında ki kendi kokusunun altın formülü yazılıdır o formülü asla unutmazlar. Toprağı, ışığı ve suyu havayı koku imalatında hammadde olarak kullanırlar.

Hiçbir laboratuarda aslı gibi koku üretilememiştir. Onun için aroma özlerini toplayıp ondan imal etmeye çalışıyorlar. En iyi parfümler de yine doğal kokuların karışımıyla elde edilen parfümler. Sentetik olanlar asla aslının yerini tutmuyor, tutamıyor. Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban. (Rahman) o halde Rabbinizin hangi bir nimetini yalanlarsınız.

Yaprak mucizesine ne dersiniz, Rabbül ‘alemiyn’in küçük fabrikaları. Şuna bakınız her yaprak bir kimliktir, her bitkiyi yaprağından tanırsınız. Onun için karıştırmazlar kimliklerini birbirlerine. Fakat her yaprak küçük bir enerji üretim fabrikasıdır. Fotosentez yolu ile aldıkları ışığı ve karbon dioksiti yerler, bize oksijen verirler. Siz bu işlemi endüstriyel olarak imal etmeye kalktığınızda bir servet ödüyorsunuz.ç Ama hiçbir şey ödemeden ağaç size bedava yapıyor. Siz uyurken karbon dioksit üretiyorsunuz, o siz uyurken oksijen fabrikası çalışıyor imal ediyor gündüz size veriyor.

Aslında gece sizin rölantiye çekilmeniz şu dünyada ki karbon dioksit – oksijen oranları yüzündendir. Bu oranlar da size göre ayarlanmıştır adeta. Ve her yaprak çok ilginçtir kendi bulunduğu ortamda neyi üretecekse ona göre dizayn ediliyor. Onun için çölün ortasında artık yaprak olmaktan vazgeçiyor, kaktüsün dikeni oluyor ve bakıyorsunuz ılıman bir yerde yaprak saklarken sıvıyı, çölde kendisi saklamaya başlıyor artık. Çöl kaktüsünün aynı zamanda devenin bitki karşılığı olduğunu anlıyorsunuz. Devenin hörgücünün içine yedek suyunu yerleştiren Allah, çölde ki kaktüsün içine de yedek suyunu yerleştirip kendi tabanını, kendi kökünü sulayacak sulama sistemini içine koyduğunu görüyoruz. Ve Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban. (Rahman) diyorsunuz.

Evet, şimdi anlıyor musunuz En’am/59. ayetini; ve ma teskutu min verakatin illâ ya’lemüha. (En’am/59) hiçbir yaprak düşmez ki O bilmemiş olsun. Gel de yaprağı görmeden geç..! Eskiden gazele gazel diye, zibil diye bakardım, bu ayeti keşfettikten sonra asla gazele zibil diye bakamadım. Bir yaprak düşerken hemen Allah hatırıma geliyor. Bu yaprağı da mı biliyorsun ya Rabbi, bu düşen yaprağı da mı? Evet… Demek ki fabrikanın aslında ömrünü biçiyor ve bir fabrika daha kapandı bir yaprak düşüyorsa bir oksijen fabrikası daha kapandı yepyenisi çıkmak üzere.

Yere göğe, dağa taşa, kuruya yaşa, kurda kuşa hikmet nazarıyla bakana düşen Hz. İbrahim’in dediğini demektir. İz kale lehû Rabbuhû eslim, kale eslemtü liRabbil Alemiyn. (Bakara/131) hani rabbi ona teslim ol demişti o da alemlerin rabbine teslim oldu, Rabbi ona demişti, Allah ona dememişti. Niye teslim olması gerekir insanın, niye Müslüman olması gerekir insanın dostlar? Rabbül’alemiyn olduğu için. Terbiyesinin karşılığıdır bizim Müslüman olmamız. Eyvallah..! O her şeyin ilahıdır ama insanın, özellikle de Rabbin Nâs, Melikin Nâs, İlâhin Nâs. (Nâs/1-2-3) İnsana olan terbiyesinin karşılığını insandan teslimiyet olarak ister.

Görüyorsunuz Müslüman olmak Rabbül’alemiyn in rububiyyet tecellisine insanın verdiği cevaptır, hadise budur. Zira Allah’ın hakkını teslim etmenin en emin yolu O’na teslim olmaktan geçer. Öyle değil mi Allah’ın hakkını nasıl teslim edeceğiz Allah’a? O’na teslim olmakla. Bu da Rabbül ‘alemiyn oluşunun hakkıdır.

Korktuğumuz için mi teslim olduk O’na? Hayır. Sevgisini yitirmekten dolayı teslim olduk Habil gibi; Beni öldürmek için el kaldırsan bile ben seni öldürmek için elimi oynatmayacağım. Çünkü ben Alemlerin Rabbi Allah’tan korkarım diyor. Alemlerin Rabbi Allah’tan Maide/28. ayeti. Ben alemlerin Rabbinden korkarım. Yani işlenen her günah Rabbin rububiyyetine yöneltilmiş bir tecavüzdür. Rabbin rububiyyet tecellisine bir ihanettir. Demek ki işlenen günahlar da rububiyyet tecellisine yönelik bir ihanettir. Biz ayette ki geçen isimden onu anlıyoruz. Evet, alemlerin Rabbi.

Korkunun kulu olmak iradenin intiharıdır, korkuyu kulunun terbiyesi için kullanır. Korku iradeyi esir eder. Ve ma teşâune illâ en yeşâAllâhu Rabbül’alemiyn; (Tekviyr/29) Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Peki Alemlerin Rabbi olan Allah neyi dilemiş? Bizim dilememizi dilemiştir. Yani siz dilemeniz gerekir çünkü Allah sizin dilemenizi diledi demektir bu ayet. O zaman Rabbül‘alemiyn niye geçti ayette? İradeyi kullanmakta Alemlerin Rabbinin rububiyyet tecellisine b ir sadakattir. İradeyi kullanmadığımızda Alemlerin Rabbinin rububiyyet tecellisine ihanet etmiş olurmuşuz. Eyvallah..!

Ayetlerde geçen esmadan yola çıkarak okumalar yapıyoruz dostlar dikkat buyurun. Fakat O bizim dilememizi diledi bu yüzden irade verdi O’nun irade vermesi iradeyi kullanacak akıl, muhakeme, vahiy O Alemlerin Rabbinden indirilmedir Vakıa/80. Biz bu ayeti o alemlerin Rabbinden indirilmiş bir gök sofrasıdır diye de anlayabiliriz. Alemlerin rabbinden, altını çiziyorum. Yani vahiyde alemlerin Rabbinin rububiyyet tecellisi imiş. Eyvallah..! Ve hepimizin bunun karşısında alemlerin Rabbinin sofrasından ruhunu doyuranların andı.

Kul inne Salatiy ve Nüsükiy ve mahyaye ve mematiy Lillâhi Rabbil alemiyn. (En’am/162) De ki tüm isteğim ve arzum ve Nüsükiuy, tüm ibadetlerim ve mahyaye ve mematiy ölümüm ve dirilişim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’a armağan olsun. Bu bizim andımız, Müslümanların andı. Bu and da da ayet nasıl bitiyor? Lillâhi Rabbil alemiyn. Niye böyle? Çünkü alemlerin Rabbi O. Rububiyyet tecellisine teşekkürünüz böyle olur. varlığınızı O’na adayarak ancak teşekkür edebilirsiniz.

Cenneti görünce mü’minlerin atacağı sevinç çığlığının nasıl olduğunu duydunuz mu? Yunus/9-10. ayetinde biz bunu görüyoruz.

Da’vahüm fiyha subhanekellahümme ve tehıyyetühüm fiyha Selâm* ve ahıru da’vahüm enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn. (Yunus/10) onların duaları, davaları, iddiaları, çığlıkları, sevinç naraları nasıl olacak? Orada; Allah’ım seni tesbih ederim, senin şanın ne yücedir. ve tehıyyetühüm onların hoş geldinleri nasıl olacak? fiyha Selâm hoş geldiniz, yani sonsuz mutluluk ve huzur müjdesi sizindir. ve ahıru da’vahüm ve yine onların buna karşılık mukabeleleri ne olacak? enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn. hamd olsun alemlerin Rabbi olan Allah’a.

Neden? Cennete girince bile hamd olsun alemlerin Rabbi olan Allah’a diyeceğiz, Alemlerin Rabbi..! Dikkat buyurun, ayetlerde ki esmaya dikkat edin. Cennette alemlerin Rabbinin rububiyyetinin tec ellisidir de ondan. Vahiy on un rububiyyet tecellisi, cennet O’nun rububiyyet tecellisi, dünya O’nun rububiyyet tecellisi, insan O’nun rububiyyet tecellisi.

Şu varlığınıza bakın, hücrelerinize bakın, toprak O’nun rububiyyet tecellisi, bitkiler O’nun rububiyyet tecellisi, hayvanlar O’nun rububiyyet tecellisi..! Eyvallah..! Alemlerin Rabbine hamd olsun onun için. Çünkü alemler O’nun rububiyyet tecellisidir.

O arşın Rabbidir. Arş; taht manasına gelir. Evin tavanı ve çardak türü gölgelikler için de kullanılır. A ra şe yükseklik ve yücelik manasına geliyor. Şİ’r, Şa’ara. Bakınız iştikâku-l Ekberde aynı üç harf. A-re-şe. Şe-‘a-ra. Şa’ar, saça Şa’ar derler niye? Bedenin en üstünde bulunduğu için en yüksekte duruyor ya onun için. Peki Şiir niye şiirdir? Sözün en üstünde durduğu için şiire şiir denmiştir. Şuur niye? İnsanın iç fakültelerinin ürettiği en yüksek değer şuur olduğu için. Yani bu 3 harfi yan yana gördüğünüz her kelimede onu kullanırsınız. Şiar ne demek peki? Ki sembol Kur’an da sembol manasına gelen şiar, yani sembol ne demek? Bir yerde en yüksek görünen şey semboldür Onun için öyle denmiş. Arş oradan taht manasına gelir.

Fakat Allah için kullanıldığında mecazdır yönetim, hüküm makamı demektir. Ve alemler kelimesi gibi dikkat buyurun hassas bir nokta; Esma ül Hüsna içinde yalnızca Rabb ismi ile izafet halinde gelir. Çok ilginç, alemler 42 yerde başka hiçbir isme izafetle girmiyor tek izafet içinde geldiği isim alemlerin Rabb ismidir. Aynen arş ta öyle. Rabbül arş; 6 yerde Arşü Rabbik, bir yerde. Bir yerde Arş-u Hu, bir yerde zül arş şeklinde geliyor. Göklerin ve yerin Rabbi arşın Rabbi. Onların yakıştırdığı her şeyden münezzehtir. Zuhruf/82; Allah kendisinden başka ilah olmayan muazzam arşın Rabbidir. Neml/26. De ki hem 7 göğün hem de muazzam arşın Rabbi kimdir. Mü’minun/86, De ki Allah bana yeter O’ndan başka ilah yok,ben hep O’na güvenmişimdir çünkü O Muazzam arşın Rabbidir. Tevbe/129 gibi birçok ayette arşın Rabbi.

Kur’an da ki bu kullanımlar arşın rububiyyetle olduğunu söylemiyor mu. Arşın rabbi diyorsa arş rububiyyetle alakalıdır. O zaman arşı nasıl anlayacağız? Yani Allah’ın hükmetmesini, Allah’ın üzerinde bulunduğu o hükümranlık yetkisini nasıl anlayacağız? Terbiyesinin bir gereği olarak. Allah ne hükmetmiş, ne emretmiş, ne nehy etmişse onunla bizi terbiye eder. Dolayısıyla Rabbül ‘alemiynin terbiyesinin, rububiyyetinin bir tecellisidir hükmetmek. Onun için Allah’ın hükmüne karşı gelmek Allah’ın terbiyesine karşı gelmekmiş, biz oradan bunu çıkarıyoruz öyle değil mi.

Arşın rabbinin insan üzerinde ki emeğine ne demeli? Arşın Rabbi tüm otoritesini kullarını terbiye etmek için kullanıyor, böyle murat ediyor. Terbiye etmek emek vermektir. O kullarına emek vermek ve verdiği emeği kulları üzerinde görmek ister değil mi. Hz. İnsan’ın şerefine yönelik her saldırı arşın Rabbinin emeğine saldırıdır. İnsanın izzet ve şerefini ayaklar altına almaya bizzat kendi kendisinin dahi hakkı yoktur değil mi. Arşın Rabbi darılır. İnsanın hatasına bakıp onun üzerini çizmek, arşın Rabbinin emeğini yok saymaktır. Onun için tekvir hastalığına tutulan Müslümanlara ithaf olunur. Allah’ın emeğini yok saymaya kimsenin hakkı yoktur. Allah’ın emeği var. Değil insanın manasında, maddesinde dahi olan emeğine Allah resulü ayağa kalkıyordu değil mi. Bir Yahudi cenazesi geçerken Resulallah ayağa kalkmış, etrafındakiler “Ama o bir Yahudi ya ResulAllah” deyince; insan değil mi, yani sanki Allah’ın emeği onda yok mu dercesine mukabelede bulunmuştur. Ne muhteşemdir, Allah’ın emeğine saygı. Ya Allah’ın emeğinin fiziki tarafı değil metafizik tarafına ne demeli?

Arşın Rabbi bir kez peygamber göndermekle yetinmek yerine binlerce peygamber göndermiş, emek vermiş yani. Değil başkalarından insanın kendi hata ve günahlarına bakıp kendisinden umut kesme hakkı bile yoktur. Arşın Rabbinin emeğine hakaret olur. Zira arşın Rabbi kalpleri evirip çeviren yegane Rabdır, otoritedir. De ki; Allah bana yeter, O’ndan başka ilah yok ben hep O’na güvenmişimdir çünkü O muazzam arşın Rabbidir. Yani hükmetme makamının Rabbi, hükümranlığın tek otoritesi. Allah otoritesini insanı terbiye etmek için kullanıyormuş, insana emretmekten zevk almak için değil. Yani Allah’ın insan üzerinde yürüttüğü otoritenin arkasında da ilahi şefkat ve rububiyyet var.

Göklerin ve yerin Rabbi, bu ikisi arasındakilerin Rabbi de O’dur. O göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin Rabbidir. O halde yalnız O’na kulluk et ve O’na kulluk ederken dirençli ve sebatlı ol. Hem adı O’nunla birlikte anılmaya değer başka birimi var. semiyya diye geçiyor ya (Meryem/65)

Onun terbiyesine küçük bir örnek vereyim, mağara arkadaşları, ashab-ı kehf. Onlar göklerin ve yerin Rabbinin kendi rableri olduğunun bilinci içinde imtihanlarını verdiler ve şöyle diyorlar; Ayeti kerimeyi mealen veriyorum; Şu bir gerçek ki onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi mağara arkadaşları, ashab-ı kehf. Ve biz de onların doğru yolda olma bilincini artırmış ve yüreklerini imanda sabit kılmıştık. Küfre baş kaldırdıkları zaman aralarında şöyle konuşmuşlardı. Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Dikkat buyurun, bizim Rabbimiz göklerin ve yerin rabbidir. Asla O’nu bırakıp ta ilah diye başkalarına kulluk etmeyiz. Doğrusu eğer böyle yaparsak asıl o zaman Haktan uzaklaşıp haddi aşmış oluruz.Kehf/13-14.

Evet, göklerin ve yerin Rabbi olduğunu bilirseniz neyi bilirsiniz? O gök beni altında barındırıyor, o yer beni üstünde tutuyor. Göğe ve yere bu kadar minnet borçluyum da ya göğün ve yerin Rabbine ne kadar minnet borçlu olmalıyım. Bunu dedirtecek bize. Onun için Kur’an da defaten O’nun göklerin ve yerin Rabbi oluşu vurgulanır.

Bu vurgunun başka bir açılımı daha var. Gökler bakıyorsunuz uçsuz bucaksız, o kadar güçlü ki. Düşünebiliyor musunuz, sadece sizin galaksinizde 400 milyar güneş sistemi var. Sizin galaksiniz gibi şu an için ölçülen evrende 400 milyar galaksi var. Aman ya Rabbi diyorsunuz. Ne kadar küçüğüm ya Rabbi bu kâinat içinde. Şöyle güneşin gezegenlerini yan yana diziyorsunuz en büyük gezegeni görünce dünya yanında görünmüyor bile. Satürn e bakıyorsunuz, Uranüs’e bakıyorsunuz, Neptün’e bakıyorsunuz, bir de güneşinize bakıyorsunuz güneşin yanında dünya futbol topunun yanında mikrop gibi kalıyor.

Şimdi daha diğer güneşlere bakıyorsunuz, Allah Allah, meğer bizim güneşimiz diğer güneşlerin yanın da güneşin yanında dünyanın kaldığı kadar kalıyormuş. Toplu iğne başı kadar yok. Peki Ya Rabbi bu kadarcık küçük bir cürmüm var benim şurada sen benim üstümde ne kadar emeğin var ya Rabbi. Şu uçsuz bucaksız kâinatta benim üzerime ne kadar emek vermişsin ya Rabbi. Ya benim üzerime bu kadar emek vermişsen benim dışımda şu kâinatta tanımadığım ne emeklerin var senin ya Rabbi. AllahuEkber..! Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban. (Rahman)

Dolayısıyla işte göklerin ve yerin Rabbi vurgusunun kazandırdığı birkaç nükteyi sadece vurguladım. Birçoklarını almışım ama vakit doldu onun için

Subhane Rabbis Semâvati vel Ardı Rabbil ‘Arşi ‘amma yesıfun. (Zuhruf/82) göklerin ve yerin tabi, arşın Rabbi, onların yakıştırdığı her şeyden münezzeh ve Berîdir ayetini okuyarak ben de bu derse son vereyim.

Göklerin ve yerin Rabbi, bizi emeğine ihanet edenlerden değil, sadakat gösterenlerden kılsın. Arşın Rabbi emrine kalbimizi mutî kılsın, arşının altında bizi rububiyyetinin tecellileriyle doyursun inşaAllah.

Önümüzdeki ders insan ve insan soyunun Rabbi ile Rabb isminin son dersine geldik. İnşaAllah Rabb ismi ile Kur’an da yer alan dualarla önümüzdeki dersi bitireceğiz. Ondan sonra diğer esmaya geçeceğiz Allah nasip eder ömrümüz olursa.

Rabbim rububiyyetine gereği gibi kullukla karşılık veren kullarından etsin. Amin, Vel Hamdu Lillâhi Rabbil ‘alemiyn. (Saffat/182) ve ahıru da’vahüm enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn. (Yunus/10)

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 05 Kasım 2015 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: