RSS

ESMA DERSLERİ (12-1) 3 – er RAB

12 Kas

Rab

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn, Vessalâtü vesselâmü ‘alâ Resulina Muhammedin ve ‘ala ‘alihi, ve eshabihi ve etba’ıhi ecmaiyn.

Rabbişrah liy sadriy;

Ve yessirliy emriy;

Vahlül ukdeten min lisaniy;

Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

Rabbim, göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi. Düğümü çöz dilimden ki anlasınlar beni. Amin, amin, amin.

Aziz dostlar 12. esma dersimizdeyiz ve Rabb isminin 3. dersindeyiz. İlk dersimizde Rabb isminde Rabb olan Allah’ı ve Rabb isminin lügavi karşılıklarını görmüştük. Daha sonra ki dersimizde alemlerin Rabbi ne demek, alemler ne demek ve yerin ve göğün rabbi, arşın rabbi ve bunların Kur’an da ki karşılıklarını görmüştük. İnşaAllah bugün insan ve insan soyunun Rabbi konusuyla Rabb ismine devam edeceğiz.

Hz. İnsan. Biz hazret diyince aklımıza hemen falan veya feşmekân geliyor, ama insanın hazret olduğunu unutuyoruz. Gerçekten de insan Rabbimiz için bir hazrettir, çünkü Ahsen-i takviym üzere yaratmıştır, çünkü Allah’ın şah eseridir. Allah mahlûkat ağacının hem tohumu hem meyvesi kılmıştır insanı. Bu tohumu ve bu meyveyi anlamadan mahlûkatı anlayamayız. Onun için irfan ekolümüz insana küçük alem; El ‘alem-üs suğra demiştir mikro kozmos ve aleme de, kâinata da El ‘alem-ül Kübra, makro kozmos demişlerdir. Gerçekten insan küçük kozmostur, kâinatı sıkın, sıkın ve özünü çıkarın insan olsun. İnsanı açın, açın kâinat kadar büyütün kâinat olsun.

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen,

Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.

Şeyh Galip

            Şeyh Galip ne güzel söylemiş değil mi. Kendi zatına dön doğru bir gözle, güzel bir gözle bak. Bak bakalım ne göreceksin. Eğer Allah’ın gör dediği yerden bakarsan zübde-i alem olduğunu, alemin özü olduğunu görürsün. Ve Merdüm-i dîdeyi ekvân kâinatın göz bebeği olduğunu görürsün. Onun için insanın göz bebeğine Arap dilinde iki karşılık vardır. Hadgat-ul ayn, insan-ul ayn. Gözün insanı, göz bebeği demektir. Gözün insanı.

Demek ki insanda kâinatın göz bebeğidir. Allah kâinatın göz bebeğine çöp batmasını ister mi. Ama insan kendi elleriyle kendi gözünü çıkarabiliyor. Yani insan kendi kendine batabiliyor. Kâinatın göz bebeğini Allah koruyor, tıpkı gözü koruduğu gibi. Göz kaç korumaya sahip baksanıza. Önce b ir göz çukuru hem de çok kavi. Muhteşem bir malzemeden göz çukuru. Harika bir geometrik şekle sahip, oyulmuş, içine muhafaza edilerek konulmuş. Ondan sonra bir göz kapağı, gelecek tehdit ve tehlikelere karşı. Daha sonra kaş çıkıntısı, daha sonra kaşın kendisi. Alından inen terler yana aksında göze kaçmasın diye. Kaç tane koruma altına alınmış..! Gözü yaratan yaratmış ta bir de gözü koruma altına almış. Yani ben yarattım sen de koru, ben verdim sen de koru dememiş, korumuş ta. Bizim baş gözümüzü böylesine koruyan yürek gözümüzü korumaz mı.

Peki biz neden korumayız? Allah’ın koruduğunu biz niye korumayız, Allah’ın sakındığını biz niye sakınmayız. İşte Rabbim bizi bizden sakınıyor, bizi, bizim şerrimizden de koruyor. Bizi sadece başkalarının şerrinden değil, bizi kendi şerrimizden de. Kendi şerrimiz de var mı? Allah aşkına bu suali sormaya gerek var mı? İnsanın kendine verdiği zararı başkaları insana veremez. Görmüyor muyuz insan haddini aşarsa, yatağından çıkarsa, sınırını geçerse, kendini unutursa neler yapıyor, nasıl vahşileşebiliyor. Kendi türüne karşı insanın yaptığını başka hiçbir şey yapmıyor. O nedenle insan böyle bir varlık, Ahsen-i takviym. Lekad halaknel’İnsane fiy ahseni takviym. Sümme radednahu esfele safiliyn (Tıyn/4-5) biz insanı en güzel kıvamda yarattık. Yani kemâle ulaşabilecek bir kıvamda yarattık. Fakat getirdik start noktasına, başlangıç noktasına koyduk ki bu kıvamı kendi gayretiyle kazansın diye. Ondan sonrası kendi gayretine ait. Çünkü irade verdik, akıl verdik, donattık onu, bu irade ve aklı kullanarak kendi çabasıyla Allah’ın içine koyduğu kıvamını bul dedik. Daha ne yapsın.

            Evet, Hz. insan, kâinatın göz bebeği dedik. İnsanın Hz. İnsan olması Rabbin rububiyyetinin bir tecellisidir, çünkü Rabbin rububiyyetinin varlık içinde en büyük tecellisi insanadır. Cansız varlıklar, bitkiler, hayvanlar ve insan. İnsan alem-i melekûtla alem-i Mülk arasında ki muhteşem varlık. Bir tarafıyla alem-i ervaha, alem-i melekûta ait, hatta onu geçen bir tarafı var, onu geçen onu aşan. İşte meleklerin insana secdesi bu. Melekleri aşan bir tarafı olmasaydı melekler insana secde ile emredilmezdi. Bundan daha büyük insana bir şeref olabilir mi? Eğer bir insanın büyüklüğünü veya insan türünün büyüklüğünü ifade edecekseniz b undan daha güzel bir cümle kurabilir misiniz.

Ama bir tarafıyla da Alem-i Mülke ait. onun için onda madenlerden bir cüz var. Yani elementer kökeninden getirdiği madenleri temsil ediyor yine. Tabiatta, kâinatta olan 155 elementin hemen tamamına yakını, -tamamı demiyorum- insanda da var. Onun için insan da bakınız bu elementlerin bir çoğunu görürsünüz, minerallerin bir çoğunu görürsünüz. Demir var, kurşun var, çinko var, fosfor var, bakır var, var var var. İnsanda yok tok. Dolayısıyla kâinatta ki taşları da temsil ediyor, madenleri de temsil ediyor.

Dahası? Bitkileri temsil ediyor. Onun için beynin en alt katında soğancık var. Soğancık tıpkı bitki soğanı gibidir ve insanda ki bitkiyi temsil eder. Onun içinde en öldürücü yer orasıdır ense kökü. Eğer ağır bir biçimde vurulursa ölür, biraz az vurulursa bayılır. Yani insanın bitki tarafına dokunulduğunda gidiyor.

Ve insanın hayvan tarafı. Zaten canlı varlık olarak insan olmadan önce beşer idi, oraya geleceğiz ve ruh üflenince insan oldu ve ondan sonra insan tarafı. Yani insan kendinden aşağı mertebelerde ki tüm varlıkları da temsil ediyor. Belki Rabbinin huzurunda namaza durduğunda kıyamda iken elemen ter tarafını rabbine teslim ediyor, dağlar gibi duruyor, taşlar gibi duruyor kıyamda iken. Rükûda iken hayvani tarafını temsil ediyor yani teslim ediyor Allah’a ve secde de iken bitkilerin ağzı yerdedir onun için oradan beslenirler. Secdede iken de bitkileri temsil ediyor yani insan şunu diyor ben her tarafımla sana teslimim ya Rabbi. Beni var ederken geçirttiğin tüm süreçlerimle sana teslimim. Sana teslimiyetimi ilan ediyorum diyor. Dolayısıyla hz. insan oluyor. Rabb olan Allah’ın şah eseri oluyor.

Hayatı ve ölümü yaratan Allah sizin de Rabbinizdir önden giden atalarınızın da rabbidir. Altını çizdiğimiz nokta Rabbinizdir. Ayeti kerime de Duhan/7-8. ayetlerinde Rabb isminin geçiyor olması bizim dikkatimizi çeken nokta. Yani Allah’ın esmasından başka bir isim kullanılmıyor Rabb ismi kullanılıyor, hayatı ve ölümü yaratan Rabb mış.

O zaman buradan ne anlıyoruz? Hayat ve ölümün kendisi, Rabbin rububiyyetinin tecellisi için vardır. Kesin sonuç bu. Yani neden hayat vardır sualini sorun, neden ölüm vardır sualini sorun alacağınız cevap Rabbinin rububiyyetinin tecellisi için. Demek ki hayat ve ölümün her türü, hayatın tüm mertebeleri ölümün tüm mertebeleri, unutmayalım hayat tek mertebe değildir. Cansız diye baktığımız varlıkların kendine ait bir hayat mertebesi vardır. Bitkilerin kendine ait bir hayat mertebesi vardır, hayvanların kendilerine ait bir hayat mertebeleri vardır. İnsanların kendilerine ait bir hayat mertebeleri vardır, meleklerin kendilerine ait birer hayat mertebeleri vardır. Alemi ervahta ruhların kendilerine ait bir hayat mertebeleri vardır ve tabii ki Hayy olan Allah’ın hayat mertebesi, tüm hayatları yaratan, kuşatan mutlak hayattır.

Görüyorsunuz hayat mertebesi tek değildir. Dolayısıyla insan dünyaya gelmeden önce bir başka mertebede hayattadır. Dünyaya geldiğinde bu hayat mertebesi değişir, öldüğünde bir başka mertebede hayata kayar. Şehidin hayat mertebesi ile şehit olmayanın, hayatını Allah’a şahit kılmayanın. Şehit sadece savaşta ölen değildir, hayatını Allah’a şahit kılmayanın hayat mertebesi aynı değildir. Aynı olmadığı için ki Allah yolunda yaşayıp Allah yolunda ölenlere ölüler demeyin der Kur’an. Onların hayat mertebesi diğer ölülerin hayat mertebesiyle aynı değildir. Dolayısıyla hayatın mertebeleri vardır, ölümün de mertebeleri vardır.

Aslında ölümün mertebeleri hayatın mertebeleridir. İkiye ayırmak bile gereksiz belki. Ölüm dediğimiz hadise bir geçiş noktası onun için onun için hayatın farklı mertebelerine biz ölüm diyoruz. O nedenle hayatı ve ölümü yaratan Allah sizin de Rabbinizdir. Niçin yarattın Ya Rabbi? Rububiyyetimin tecellisi için.

Elementer gelişim süreci, insanın ilk gelişim süreci. İnsan sudan başlayan bir süreçle yaratılmaya başlandı biz bunu Kur’an dan anlıyoruz değil mi. ve ce’alna minelMai külle şey’in hayy. (Enbiya/30) Hayy canlı olan her varlığı biz sudan kıldık. Ama şüphe yok ki suyun da bir başlangıcı var. Aslında onun da başlangıcı sanırım ateş. Külün ekmeğini yiyoruz demiştim ya, dünya sönmüş bir volkan, külün ekmeğini yiyoruz. Gördüğünüz her şey, volkan dediğiniz şey de ateşin geriye kalan kısmı. Kül dediğiniz şey de onun geriye kalan kısmı.

Neyin ekmeğini yediğimize bakar mısınız. Rabbimizin yaratıcı kudretine bakar mısınız, ihtişamına bakar mısınız. Neden neyi çıkarıyor bakar mısınız. Ölüden diriyi çıkarmak daha mı şey. Ateşten hayatı çıkarmak..! İşte Allah bu. Rububiyyet böyle tecelli ediyor. Buda aslında varlığın terbiyesidir. Ateşi terbiye et hayat olsun, bir volkanı terbiye et volkanik b ir gök cismini terbiye et, üzerinde insanı misafir eden muhteşem bir misafirhane, dünya olsun. İşte bu. Allah’ın rububiyyet tecellisi küresel bazda böyle tecelli ediyor. Kâinat bazında nasıl tecellileri var kim bilir ki, nasıl bilebiliriz ki

Elementer gelişim süreci aslında Kur’an da çok güzel özetlenir değil mi. Emriyonun gelişim süreci, doğum sonrası maddi ve manevi gelişim süreci. 3 başlık altında ele alacağım. Elementer, embriyolojik yani anne karnında ki gelişim süreci ve doğduktan sonraki gelişim süreci.

Elementer gelişim sürecinin ilk ifadesini isterseniz Kur’an dan okuyalım Enbiya/30. ayeti; İnkârda ısrar eden o kimseler görmezler miki gökler ve yer başlangıçta birleşikken kâneta retkan biz onları ayırdık fefetaknahüma. Bu bilgiyi Allah’tan başka bize kim verebilir? üstelik 1.400 yıl evvel. Bu bilgi olarak dünyada yeni bir bilgi. Ama Rabbimiz bunu 1.400 yıl evvel gök ve yer bitişikken, yani yer yüzü kendi sistemi içinde ki diğer cisimlerle bitişikken sonradan ayrılmış, Rabbimiz ayırdık diyor. Ama bunu Rabb olarak ayırıyordu tabii o önemli. Ve hareket edebilen her canlıyı sudan var ettik. İşte o cümle bu ayetin devamı. ve ce’alna minelMai külle şey’in hayy. (Enbiya/30)

Buna rağmen hala inanmayacaklar mı, hala inkâr edecekler mi. Yani nasıl nankörlük yapabilirsin ey insan, böyle ince ince seni gergef gergef dokuyan Rabbine nasıl nankörlük yapabilirsin. Ne süreçlerden geldin geçtin, bu emeğe nasıl saygısızlık yaparsın. Küçücük bir emek görüyorsun da ona saygısızlık yapmaktan utanıyorsun, yüzün kızarıyor öyle değil mi. Mesela akşama kadar birini çalıştırsan da milletin içerisinde vermiyorum desen diyebilir misin. Hangi haysiyet sahibi bunu yapabilir. Bunu yapsanız kim kınamaz sizi. En yakınlarınız bile kınamaz mı, ayıplamazlar mı.

Pekiğ bir günlük emeği bile inkâr edemiyorsanız ya bu kadar zamanlara sığmaz, dehr içine terleştirilmiş, adeta sonsuz zaman içine yerleştirilmiş böyle bir ilahi emeği nasıl İnkâr edebilirsin ey insan. Bu ne büyük bir nankörlük olur değil mi.

Evet, beşerin elementer gelişim süreci Kur’an da farklı lafızlarla ifade edilir. Bu O’nun rububiyyetinin bir gereğidir aynı zamanda. Nedir? Min türabin, topraktan. Adem kırmızı toprak demek zaten edım, edem denir, kök manası odur toprak. Havva da hayat demektir. Dolayısıyla toprak ve hayat. Zaten şöyle bakın, nerenize bakarsanız bakın ucu toprağa dayanır. İster anne karnında ki gelişim süreci, spermadan başlayalım; o da topraktan süzülüp geliyor. Yediğiniz her şey, ister karbonhidrat olsun, ister vitamin olsun, ister mineral olsun, ister diğer şeyler olsun hepsi topraktan. Et yiyorsunuz o da topraktan. Çünkü etini yediğiniz hayvan da topraktan besleniyor. Yani gerek anne karnında ki, hatta döllenme öncesinde ki, döllenme sonrasında ki tüm emriyolojik süreç mudga, aleka ızam ve gerek doğduktan sonra ki. 3 kg. doğuyor 80 kg oluyor. Nereden aldı bu geri kalanı? O 3 kg.ı da zaten topraktan almıştı yani Adem. İşte topraktan Ademsiniz topraktansınız..!

Havva neden can? Aslında Adem ve Havayı b irleştirin insan olsun. İnsan da öyle değil mi cisim ve can= ben. Adem ve Havva, cisim ve can. Peki 3. unsur? Ruh. Onu da Allah üflüyor. Havva, hayat, oradan gelir. Hayy. Hatta yılan da hayye demektir, o da hayat manasına gelir. O sembolik şeyler Tevrat ta anlatılan yılan. O da Hayy. Aslında o da semboldür, simgedir canlılığın simgesidir. Onun için tıbbın simgesi yılandır canlılığın hayatın simgesidir. Yani nereden bakarsanız sembolik okumayla da baksak oraya o kapıya çıkıyor.

Elementer gelişim süreci min türabin, topraktan, min salsalin, sulanmış topraktan su katılmış topraktan çamur diyoruz biz ona değil mi. Min tıynin; su katılmış süzülmüş topraktan. Min tıynin lâzip; konsantre olmuş topraktan, içinde artık organizmaların ürediği topraklar. Min hamain mesnûn, min salsalin kelfahhar pişirilmişin, işin içine ateşte girdi. min salsalin kelfahhar; ve kurutulmuş topraktan. İçine rüzgâr da girdi.

Evet hayat 4 şeyden mürekkeptir diyen kadiym irfan işte onun için söyler. Toprak, su, ateş, hava. Dolayısıyla nereye dönerseniz dönün varlığın hepsi birbiriyle alakalı. Yani varlığı oluşturan ana unsurların herhangi birine sırtını dönemezsin ey insan diyor.

İbrahim ateşe atıldı da ateş İbrahim’i niye yakmadı? Çünkü tanıdı. 4 unsurdan biriydi tanıdı. Birbiriyle kavga hiç etmediler ki, tanışıktılar onun için kardeşine geldi. Gel kucağıma dedi ve rabbimiz de ona emretti.

ya naru kûniy berden ve selâmen alâ İbrahiym. (Enbiya/69) ey ateş İbrahim’e serin, selamet ol. Sadece serin ol deseydi belki donduracaktı. Selâmet ol deyince mutedil serinlikte ol onu üşütme de demiş oldu.

Evet böylesine bir elementer gelişim süreci, bu O’nun rububiyyetinin gereği. Neydi terbiye? Bir şeyi basit halinden alıp mürekkep haline doğru, kemaline doğru yürütmek değil mi, terbiyenin tarifi buydu. Rabb olan Allah’ta en büyük terbiyeci olduğuna göre bir şeyi basit halinden alıp onu aşama aşama kemale doğru ulaştırmak hadise bu, terbiye bu.

Onun için Rabbimizde işte insanı basit halinden aldı aşama aşama terbiye ederek onu kemaline doğru, ama insanın içine kemal haritasını yerleştiren de O, yazan da O, bunun formülünü yazan da O. Biz formülleri yazamıyoruz, yazılmış formülleri keşfedersek seviniyoruz, kâşif oluyoruz. Büyük bir iş yapmış gibi de seviniyoruz. Ama biz formül yazamıyoruz formüller O’na ait, yazılım O’na ait, ana yazılım O’na ait, levh-i mahfuz O’nun elinde, ana yazılım O’nun elinde. Vahiyde oradan iniyor, insanın ana yazılımı da oradan iniyor, kâinatın ana yazılımı da oradan iniyor, insan davranışlarının yazılımı da oradan iniyor, tarihin yasaları da oradan iniyor, sosyolojinin yasaları da oradan iniyor, kâinatın yasaları da oradan iniyor.

ve len tecide lisünnetillâhi tebdiyla. (Feth/23) o yasalara Kur’an Sünnetullah diyor ve onlarda bir değişme bulamıyoruz. Sadece biz bunu keşfediyoruz. Keşfettik mi de çok büyük bir iş yapmış gibi oluyoruz.

Ve Allah sizi topraktan yaratmıştır. Sonra bir damlacık hayat suyundan, sonra size birbirinize eş olacak cinsel bir kimlik vermiştir. Hiçbir dişi ne O’ndan hamile kalabilir, ne de doğum yapabilir. Fatır/11.

Ayete bakar mısınız lütfen, yani bu ayeti teker teker tefsir etmeye kalksam bu dersin tamamını bu ayete ayırırdım. Onun için size havale ediyorum Fatır/11. i ve geçiyorum.

Yine şu ayette öyle; Sizi toprak türünden yaratması O’nun mucizevi işaretlerinden biridir. Kur’an da toprağa ilişkin tüm ifadeler çok ilginçtir belirsiz nekira olarak gelir. Min türabin, nin hamain mesnûn, min salsalin kelfahhar, Min tıynin, min tıtnin lâzib. Hiç içinde marife gelen bir ibare gördünüz mü belirlilik takısıyla gelen? Hepsi belirsiz Ne demek? Sizin bildiğiniz gibi değil, o sizin bildiğiniz toprak gibi değil, bambaşka bir işlemden geçiriliyor, aklınızın ermeyeceği bir işlem. Öyle değil mi? Amenna ve saddakna ya Rabbi..!

            Bakınız Kur’an da bir hususun müfredatının alt alta yazıldığın da ortaya çıkan lügavi hususiyetlerinden ne sonuçlara varıyoruz. Yani dili bilmenin ve dili doğru kullanmanın sonucudur, tefsir bundan bağımsız asla olamaz. Rabbimiz insanın elementer yaratılış süreçlerini zikredecek ve Kur’an da hepsi marife değil nekira olarak, belirsiz olarak gelecek. Bunun anlama kattığı şey nedir? İşte budur.

İnsan soyunu kastederek siz diye başlayan şu ayet insanoğlunun tüm gelişim süreçlerini bir arada dile getiren belegat şahikasıdır. Sizi önce toprak türünden, sonra bir damla hayat suyundan, sonra da döllenmiş yumurta hücresinden yaratan O’dur. Sonra bebek olarak meydana gelmenizi dilemiştir. Sonra olgunluk çağına erişmeniz ve ardından da yaşlanmanız için yasa koymuştur. Süreç dışında bir şey kalmadı bir tek ayet, Mü’min/67. ayeti tüm süreçleri; hem elementer, hem embriyolojik anne karnı, hem de daha sonrasında ki tüm süreçleri bir tek ayette özetledi çıktı.

Beşeri gelişim sürecine girelim, burada fazla takılmayalım daha çok konuşacak şeyimiz var. ikincisi beşeri gelişim süreci Rabb ın rububiyyetini burada da görüyoruz, rububiyyet kesintisiz. Rububiyyet çok çeşitli rububiyyet sonsuz tecellilere sahip ve Rabbin rububiyyeti orada da gözüküyor.

İnsanlık önce beşer idi. Beşer iki şeyden cisim ve candan oluşur. Önce beşer idi. Beşeri oluşturan işki ana unsur nedir ceset ve can. Alem-i Mülke ait ceset ve Hayy dan neşet eden can. Öyle değil mi. Ceset bizi maddi varlıklara bağlıyor, can ise bizi hayat sahibi varlıklara bağlıyor onlarla müşterek.

Peki bizi insan yapmak için bu iki unsur yeterli mi? Değil, bizi canlı yapmak için yeterli orada hayvanlarla müştereğiz. Tüm can sahibi varlıklarla orada müştereğiz. Onların iki unsuru var.

Peki insan insan olmak için üçüncü bir unsura ihtiyaç duyuyor. Neydi o? Ruh. İşte halife orada seçildi. Halife atanmasıyla ruh üflenmesi arasında bir ardışıklık vardır. Ruh üflenmeden halife atanmaz. Dolayısıyla Ve iz kale Rabbüke lilmelâiketi inniy ca’ilün fiyl’Ardı hâliyfeh. (Bakara/30) Hani Rabbin meleklere demişti ki ben yer yüzünde bir halife atayacağım. Halife; Kalfa halifeden bozmadır. Hani şu inşaatları yapan kalfa var ya o halifeden bozmadır. Yer yüzü inşaat alanıdır, Allah insanı yer yüzü inşaatından harika bir bina yapsın diye kalfa olarak seçmiştir, yer yüzünün halifesi. Onun için halifelik yer yüzüne nispet edilir, izafe edilir, Allah’a izafe edilmez. Kur’an da halifetullah ifadesine rastlamasınız. halâife fiyl Ard (Fatır/39) ifadesine rastlarsınız, yer yüzünde halife seçtim.

İnsanlık önce beşer idi dedik en sonunda halife oldu. Melekler nereden bilmişti insanoğlunun kan dökeceğini, fesat çıkaracağını? Melekler öyle dediler değil mi. Ya Rabbi sen yer yüzünde kan dökecek fesat çıkaracak birini mi yaratacaksın veya atayacaksın yer yüzüne? ve nahnu nüsebbihu BihamdiKE ve nükaddisüleKE? (Bakara/30) Biz seni hamd ile takdis edip dururken sen kan dökecek birini mi atayacaksın demişlerdi. Nereden bilmişlerdi melekler? Allahu alem melekler gaybı bildikleri için söylemiyorlardı bunu. Çünkü melekler gaybı bilmez, gaybı Allah bilir. Peki nereden bilmişlerdi? Birkaç ihtimal var;

1 – Melekler tahmin etmişlerdi, sadece tahminlerini söylüyorlardı.

2 – Melekler insandan önce yeryüzün de halife olan cinlerden, görünmeyen varlıkların davranışlarına bakarak bilmişlerdi. Ben bu ikisini de çok isabetli bulmuyorum.

3 – Cisim ve cana sahip olan beşer zaten yeryüzünde vardı, henüz ruh üflenmemiş ve insan olmamıştı. Beşer olarak, bakınız hayvan değil, o ayrı. Beşer canlılar içinde sureti böyle, ama henüz insan olmamış. Onun için özel bir suret, yine özel bir dizayn. Fakat insan değil. İşte canlılar kategorisinden bir kategori, onların en iyisi. Dolayısıyla ona baktılar ama çok vahşi, zaten ins vahşinin zıddıdır karşıt kelimelerdir. Vahşilikten çıkınca insi olur, ünsiyet kespeder. Ünsiyet kespetmeyen yekdiğeri ile güzel ilişkiler kurana insiyet kespetti denir. Bir başka türünün öbür üyeleri ile arasında sıcak dostluk geliştiremeyen vahşidir. Dolayısıyla insiyyet kespetmeden evvel vahşi idi. Ne zaman insi oldu? Ruh üflen ince insi oldu. Onun için Araf/11 ayetine geliyoruz böylece.

Ve lekad hâlâknaküm sümme savvernaküm sümme kulna lil melaiketiscüdu liAdeme, fesecedu illâ ibliys. (‘Araf/11)sizi biz yarattık, size bir suret giydirdik, suret verdik, sonra meleklere dedik ki Adem’e secde edin. Melekler secde ettiler, iblis etmedi.

Tefsir geleneğimiz biraz da Yahudi geleneğinin etkisiyle Adem’i bir ferd zanneder, böyle bir mutlak yoruma gider. Adem’i bir fert zannedince de Adem’in çocukları nasıl çoğaldı sorusuna başka cevap bulamaz, biraz yüzü kızara kızara da olsa ne yapalım, çözüm de yok sanki Allah çözümsüzlüğe mahkûmmuş gibi. Adem’in kızlarıyla Adem’in oğullarını everirler. Oysa ki bu sembolleri sembol olarak okuduğumuzda ve Kur’an ı da yüreğinden okuduğumuzda ayetleri şöyle geçmiş geleneklerin bizim zihnimizde ki ön yargılarını bir tarafa bırakarak okuduğumuzda A..! Araf suresi ne diyor burada; sizi biz yarattık, size bir suret verdik ve sonra meleklere emrettik Adem’e secde edin.

Ya Rabbi; Adem’i biz yarattık, Adem’e suret verdik, meleklere emrettik Adem’e secde edin deseydi ayet tamam buradan bu sonucu çıkarmayacaktık. Veyahut ta sizi biz yarattık, size bir suret verdik sonra meleklere dedik ki size secde edin. Ama siz, siz Adem, Adem siz, siz gelince Ya Rabbi yani bize şunu mu diyorsun; siz Adem’siniz, Adem sizsiniz.

E..! Öyle diyorum kulum da metin önünde, benim kelâmım önünde, kelâma baksana. Ü

            İtiraz; Ya..! Adem topraktan yaratılmadı mı, Adem değil biz de topraktan yaratıldık, biz Adem’iz ve topraktan yaratılıyoruz. Biraz önce söyledik zaten, halen yaratılıyoruz. Buraya gelirken de yaratıldık, şu anda da yaratılma devam ediyor. Yani muhteşem fabrika devam ediyor. külle yevmin HUve fiy şe’n. (Rahman/29) O her an iş başında dır, her an yaratmadadır. Onun yaratması kesildi mi? O’nun yaratmasının bir an kesintiye uğraması söz kon usu olabilir mi. Onun için ‘Araf/11 ayeti bize söylüyor. Ayette; siz Adem’siniz, Adem sizsiniz.

Ruh ta onun rububiyyetinin bir tecellisi imiş. Dikkat buyurun Ruh Allah’ın hangi isminin tecellisidir diye sorun kendi kendinize, Rabb ismi ile karşılaşacaksınız. Bakalım mı?

Sana Ruh’tan soruyorlar yes’eluneke anirRuh. (İsra/85) kul irRuhu min emri Rabbiy. De ki o; min emri Rabbiy. Min emri ilahi, min emri Rezzaki, min emri Hâllakî değil, Min emri Rabbiy Rabbimin emrindendir, Rabbimin işlerindendir. Ondan size çok az bir bilgi verilmiştir ayetin devamında. Çok sınırlı bir bilgi verilmiştir. Rabbimin emrindendir, Rabbimin işlerindendir Ruh.

Demek ki Ruhun üflenmesi Allah’ın rububiyyetinin üflenmesidir. Rububiyyet Ruh suretinde tecelli etmiştir. Yani Rabbimiz insanda rububiyyetinin en yüksek tecellisini göstermektedir. İşte budur. İçinde Ruh olan her şey ilahi terbiye ile alakalıdır. Ruhu olan her şey Allah’ın Rabb ismi onda tecelli etsin diyedir.

Vahiy ruhtur, Nahl/2. ayetini açın bakın Yünezzilül Melaikete Bir Ruhi. (Nahl/2) melekleri ruh ile birlikte indirir. Ne demek melekleri ruh ile birlikte, ruh ile indirmek? Melekleri vahiyle indirdi. Eyvallah.

Yine öyle değil midir Kadr/4 ayetinde; Tenezzelül Melâiketü ver Rûhu fiyha Biizni Rabbihim min külli emr. Melekler vahiy ile birlikte o gece inerler de inerler. Dolayısıyla vahiy yanlarında olduğu halde. Vahiy ruh imiş, vahiy terbiye imiş. Vahiy Rabb olan Allah’ın rububiyyetinin insana bir tecellisi imiş.

Ya Rabbi niye vahiy indirdin? Size Rabliğimi göstermek için kullarım.

Ya Rabbi bize niye vahiy indirdin? Rububiyyetin sizde tecelli etsin diye kullarım. Sizi terbiye edeyim diye kullarım. Sizi kemâle ulaştırayım diye. İçinizde yerleştirdiğim yaratılış amacını gerçekleştirmek için kullarım. Bunu anlıyoruz.

O zaman şunu da söyleyelim mi vahye sırt dönmek Allah’ın terbiyesine sırt dönmektir. Ben senin terbiyeni reddediyorum demektir. Haşa ve kella. Hafizanallahu iyyaküm. Allah sizi de bizi de bundan muhafaza etsin. Evet, ben senin terbiyeni reddediyorum..! Bu ne cüret..! böyle diyen birine Allah niye baksın. Allah onların yüzüne bakmayacaktır kıyamette diyor ya A. İmran suresinde. Onun yüzüne bakmayacaktır, onunla konuşmayacaktır diyor. AllahuEkber..! Aynen böyle, onun yüzüne bakmayacaktır, onunla konuşmayacaktır.

Evet, Allah’ı darıltmamak lazım, Rabbi darıltmamak lazım, Rabbi kırmamak lazım, gücendirmemek lazım. Allah gücenirse işte felaket orada başlar. Onun için Rabbimizi gücendirmemek lazım.

(devam edecek)

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 12 Kasım 2015 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: