RSS

ESMA DERSLERİ (12-3) 3 – er RAB

26 Kas

Rabbi

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Hatta bazen daha kötüsü yaşanır arkanızdan vurur. İşte merhametten maraz doğar diye bilgiç bilgiç konuşanlardan olacak mısınız olmayacak mısınız haydi bakalım alın size terbiye. Servet zaten bir terbiye aracıdır, bir de servetiniz üzerinden sizi terbiye eder, infak ettiğiniz, yardım ettiğiniz üzerinde de bir de sizi terbiye eder.

Tamam ya Rabbi..! Hz. Ebu Bekir öyle yapmamış mı; besledi, fakirdi Mıstah bin Usese fakirdi, yoksuldu akrabasıydı da. Besledi büyüttü gözünü oydu. Hz. Aişe’ye yapılan iftirayı en çok yayanların başında Mıstah Bin Usese geliyordu. Oysa Hz. Ebu Bekir sürekli onun rızkını temin eden insandı.

Hz. Ebu Bekir’e çok dokundu bir daha dedi ona zırnık yok. Rabbimiz ayeti gönderdi, bunun yakışıklı bir tavır olmadığını söyledi. Hz. Ebu Bekir Rabbine döndü; Ya Rabbi bundan sonra iki kat vereceğim söz veriyorum..!

Ne muhteşem bir terbiye bu, ne büyük bir güzellikle karşı karşıyayız farkında mısınız. İnsan bu kadar yüceltilir ancak, bu kadar güzelleştirilebilir.

Misal üç; İki mü’minin arasını bulmak istersiniz dayak yersiniz. Yani bu dayak illaki elden şiddet değil yani zarar verir size. Ya ben ara bulmak istiyorum ama bak o da o da memnun olmuyor. Ara bulmak istemeniz ilahi terbiyenin bir gereği. Ama imtihanın ikincisi gelir onlar üzerinden imtihan eder bakalım bi,r daha ara bulmak mı diyecek mi demeyecek mi. Demez ise kazanır. Ey vallah! Diyelim ne olacak İlahi rububiyyetin tecellisi b öyle gerçekleşsin de biz de yiyelim ne olacak diyorsa tamam kazanmıştır. Allah zaten ona onu dedirttirecektir.

Bazen çocuğunuzu siz terbiye edersiniz. Fakat aslında çocuğunuz üzerinden Allah sizi terbiye eder. Yahu bu çocuk benim mi falan dersiniz ara sıra. Yerde durmaz, gökte sanki. Bir an durmaz, her işi şer. Aslında Allah çocuğunuz üzerinden sizi terbiye ediyor. Ya Rabbi estağfirullah, tövbe Ya Rabbi falan derseniz belki azaltırsınız. Dolayısıyla o terbiyeyi aldığımızda, o mesajı aldığımızda mesele bitmiştir. Onun için terbiye sınırsızdır.

Kulluk bir lütuftur ücret beklenmez öyle değil mi. Ubudiyet bir lütuftur aslında, Allah’a kulluk bir lütuftur buna ücret mi isteyelim yani, bizi kulluğu kabul ettin ya ya Rabbi. Yetmez mi ödül olarak. Bunun bir de karşılığını mı bekleyeyim. Karşılık değil o verdiği de ihsanıdır zaten, lütufkârdır O, Lâtif olandır.

İslam’ın kök manasını biliyor musunuz, dün akşam asya der de söyledim. Cahiliye Arabı İslam kelimesini hangi manada kullanırdı. Bizim bildiğimiz Kur’an da ki manasıyla hiç kullanmadı. Cahiliye arabının İslam kelimesini kullandığı mana şu alacaklıya borcunu gönül rızasıyla tam olarak ödemek. İslam’ın cahiliye de kullanılan manası buydu. Peki Din’in kök manası nedir? Borç. İkisini birleştirelim; Allah’a borcunu ödemek, İslâm bu.

Peki Allah’a borcunu insan ödeyebilir mi, her nefes borç, her an borç. Borç borçla ödenmez ki. O zaman nedir? Rabbimiz; Borcunu itiraf et ödenmiş kabul edeyim. Bir de üstüne cennet vereyim. İşte bu.

Rabb tüm peygamberlerin ve salihlerin dilinde ki isimdir. Adem Rabbine karşı geldi ve ibaya kapıldı değil mi ve ‘asa Ademu Rabbehu feğavâ. (Tâhâ/121) Adem Rabbine. Demek ki aslında Adem oğlunun Allah’a isyanı rububiyyete isyan manasına gelir. Yani her işlenmiş günah, Rabbin rububiyyetine karşı bir isyan manasına gelir.

Adem Rabbinden kelimeler alıyor dikkat buyurun Fetelakka Ademü min Rabbihi kelimâtin fetâbe aleyh. (Bakara/37) Rabbinden, Rabb olan Allah’tan. Çünkü tevbe de Rabbin rububiyyetinin tecellisidir.

Demek ki günah Rabbin rububiyyetine yönelik bir suç, ama tevbe de Rabbin rububiyyetinin bir tecellisi. Yer yüzü tevbenin ödülü, günahın bedeli değil. Kur’an da ki sıralama bu. Tevbe ettikten sonra yeryüzüyle ödüllendiriliyor adeta. Ama Hıristiyanlıkta günahın bedeli.

Trajedi burada başlıyor işte. İnsanlığın kökünü Hıristiyanlık trajedi olarak görüyor. Çünkü trajedi. Hem cennete koyacaksın, hem de yasak koyacaksın. Hem cennete koyacaksın hem de şeytanı sokacaksın, yılanı sokacaksın. Hem cennete koyacaksın hem de imtihan edeceksin. Trajedi bu. Onun için tiyatro batı da gelişti. Aslında eski Yunandan beri var, eski Yunanistan’da da trajedinin kaynağı yine tanrılarla insanlar arasında ki savaştan kaynaklanıyor. Yunan Tragedyası. Roman da batıda onun için gelişti, trajediye dayalıdır.

Bakınız bizde söz sanatları farklı gelişmiştir, bizde trajedi yoktur. Bu manada insanın hakikatle çatışması yoktur uyumu vardır. İnsan uyum üzerine inşa edilmiştir, ama Hıristiyanlıkta insan çatışma üzerine. Onun için ilk günah doktrini ve İsa’nın çarmıhta gerilmesi, insanlığın günahına keffaret hikayeleri. Geriye kalan böyle geliyor ve en sonunda papa pius hepsini öldürün diyor 30.000 kişilik bir yerleşim merkezinde. Tanrı günahsız olanları seçip ayırmayı iyi bilir diyor hepsini öldürün. Bu kadar. Tanrıya seçip ayırtacaksın yani sen hepsin i öldür..! Bu trajedidir, bizde yoktur bizde düzen vardır, bizde uyum vardır kopuş yoktur bu önemli.

Hz. Nûh Rabbe şöyle dua etmişti, Rabbim demişti; Rabbim..! Ben kavmimi gece gündüz davet ettim, ne ki benim davetim onları uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramadı. Nûh/5-6.

Hz. İbrahim kavmine; Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir demişti Enbiya/56. Rabbiniz. Yine Rabb. Rabbi hakkında İbrahim ile tartışan birinden bahsediyor ayeti kerime, o Nemrut’tu tabii. Hz. İbrahim; Benim Rabbim hayat veren ve öldürendir dedi. O da cevap verdi ben de hayat verir yahut öldürürüm. Yani yine Rabbim, benim Rabbim. Hayat ve ölüm Rabbin rububiyyet tecellisidir demiştik değil mi. Nemrut küstahça nefsinin ateşine öylesine yanmıştı ki İbrahim i ateşte yakmaya kalktı. Aslında İbrahim’i ateşe atmadı imanı ateşe attı Nemrut. İmanın yakmayacağını bilemedi. Çünkü ateşin de bir Rabbi vardı onu bilemedi. Rabbi bilemedi.

Ve izibtelâ İbrahiyme Rabbühû Bikelimâtin feetemmehünne. (Bakara/124) Rabbi İbrahim’i kelimelerle sınadı ve o da o sınavın tamamını geçti, tamamladı. Rabbi İbrahim’i sınadı. Sınayan hep Rabdir, sınanmak rububiyyetin bir tecellisidir, imtihanların tamamı rububiyyetin tecellisidir. Onun için başımıza bir imtihan geldiğinde, hastalık olarak, kayıp olarak, azaltma olarak, acı olarak, yoksulluk olarak, sıkıntı olarak, huzursuzluk olarak, geçimsizlik olarak her ne olursa..!

Geçimsizlik deyince hemen hanımlara bakıyorum özür dilerim erkeklere de bakayım. Dolayısıyla her ne olarak gelirse gelsin Rabbin imtihanı olduğunu bileceğiz ve onun bir terbiye unsuru olduğunu bileceğiz, inanın imtihanı fırsata çevirmek mümkin.

Krizler fırsattır, her imtihan bir fırsattır. Eğer verirsek imtihanda sınıf atlayacağız, neden imtihanı bir kayıp olarak görelim ki. Rabbim benimle ilgilendi değil mi, rabbimin ilgi alandayım. Böyle düşünmek yok mu? Rabbin beni unutsaydı ya? Sahabe öyle düşünürmüş biliyor musunuz. Haydi hanım ResulAllah’a gidiyoruz demiş. Niye gideceğiz? Ayrılacağız. Yahu bey seninle gül gibi geçinip gidiyoruz, Allah aşkına ne var ki aramızda. Tam merdivenden inerken ayağı takılmış aşağı kadar yuvarlanmış. Tamam hanım vazgeçtim demiş. Ne oldu? 6 aydır farkında mısın başımıza hiç üzücü bir iş gelmiyor. Allah’ı biz unuttukta Allah’ta bizi unuttu mu diye kaygı ettim. Onun için Rabbim bizi hatırlasın diye başımıza imtihan açacaktım, şimdi unutmadığını gördüm haydi vazgeçtim. Dolayısıyla Allah beni hatırladı diye düşünmek..! Böyle bakmak yok mu? Böyle bakmazsak ne değişir ki zaten belanız iki kere bela olur, üç kere bela olur. beşe katlanır, yüze katlanır ve altında kalırsınız, hayat üstünüze biner. Oysa hayatın üstüne binmek lazım.

Yusuf kıssası rububiyyetin tecellisi idi. Hz. Yakub rüyasını tabir ederken oğlu Yusuf’a seni rabbin seçti diyordu Yusuf/6 ayetinde. Rabbin seçti. Niye? Yusuf suresi baştan sona terbiye edilmeyi ele alır, çünkü Yusuf kıssası terbiye kıssasıdır. Allah’ın bir insanı terbiye etmesi. Kuyulara ayılmak, köle diye satılmak, ondan sonra zindanlara düşmek, iftiralara uğramak ve Mısır’a sultan olmak. Allah terbiye ederse ne olur. Haydi buyurun, işte bu Dolayısıyla Rabb bu.

Hz. Musa’nın hayatı rububiyyetin mahza bir tecellisidir başka bir şey söyleyebilir miyiz? Yusuf kıssasında Kur’an da nakledilmesi aslında ey Mekke nin Yusuf’u Muhammed. Sen şimdi Mekke’nin Yusuf’usun ama bir Medine’n olacak. Kardeşlerin seni kör kuyuya atmaya çalışıyorlar, Rabbin seni kuyudan çıkarıp Mısır’a sultan edecek bir gün senin Mısır’ın olan Medine’yi göreceksin. Bu değil miydi mesaj Medine’nin ismi dahi yoktu o zaman ama öyleydi işte.

Hz. Musa’nın hayatı rububiyyetin mahza tecellisi. Rabbim dedi. ben kendime kötülük ettim. Rabbi inniy zalemtü nefsiy fağfir liy feğafere leh. (Kasas/16) Ne olur beni affet. Rabbim demişti hani bahşettiğin nimet hakkı için suçlu ve haksız kimselere bundan böyle asla arka çıkmayacağım demişti Kasas/17. O Mısır’lıyı öldürme hadisesinde ki kaza yumruğunda.

Benzer bir yakarışı kaçak olarak geldiği Medyen’de de yapmıştı. Meyden’de Prens Musa; Habeş ordusunun muzaffer komutanı olarak Habeşistan’dan dönmüş. Firavun ölünce yerine geçecek 3 kişiden biri. Fakat öyle bir hadiseler yumağı oluşuyor ki kendisini kaçak bir suçlu olarak Medyen’de bir çeşme başında buluyor. Yorgun ve bitkin günlerdir gündüz saklanıp gece yol alarak gelmiş Medyen’e ve her şeye muhtaç, tüm eli kolu dökülmüş ResulAllah’ın Taif’ten dönüşünde olduğu gibi. Sıfır noktası, bittim ya Rabbi noktası.

Terbiyeyi görüyor musunuz, orada öyle bir duası var; Rabbim diyor bana bahşetmiş olduğun bu tür bir hayra öylesine muhtacım ki, her tür hayra öylesine muhtacım ki. O kızlarla karşılaşıp ta o süreç başlayınca Kasas/24. ayet.

Evet n ihayet Hz. Peygambere Mü’minun suresinin sonunda şu dua telkin edilir. İmdi, ey bu vahyin muhatabı Rabbim de, bağışla, merhamet et zira merhamet edenlerin en hayırlısı sensin.

Sapmış kavimlerin rububiyyeti inkâr ettiklerini biliyor muydunuz. Tüm helak olmuş kavimlerin problemi rububiyyeti inkâr problemi. Mesela Nûh kavmi; rububiyyeti inkâr problemi. Nû dedi ki ey kavmim ben sapıtmış değilim aksine ben alemlerin Rabbi tarafından seçilen bir elçiyim. Size Rabbim in mesajlarını tebliğ ediyor ve öğüt veriyorum ve bu sayede rahmete nail olasınız diye içinizden bir adam eliyle Rabbinizden size bir bildiri gelmesinde şaşılacak ne var. A’raf/61-63. Rabbim, Rabbiniz yani sıra sıra Rabb Rabb geliyor ayeti kerimelerde.

Hûd kavminin sorunu rububiyyetleydi, Rabbin rububiyyetiyle. Hûd dedi ki ey kavmim ben aklı kıt biri değilim, bilakis ben alemlerin Rabbinden, dikkat buyurun; alemlerin Rabbinden bir elçiyim size Rabbimin mesajlarını tebliğ ediyorum, zira ben sizin için güvenilir bir nasihatçiyim. Ne yani sizi uyarsın diye içinizden bir adam eliyle Rabbinizden size bir bildiri gelmesine niçin şaşırıyorsunuz. Rabbim, Rabbim, Rabbiniz..! dikkat buyurun lütfen esmaya dikkat edin. Onun için rububiyyetle sorunları var.

Hz. İbrahim’in kavminin de rububiyyetle sorunu vardı. Bir gece karardığında bir yıldız gördü ve haykırdı; Benim Rabbim bu. Rabbim..! Problem Rabbiyle çünkü. Kavmin problemi Rabbin rububiyyetiyle. Fakat yıldız batınca dedi ki kale lâ uhıbbül afiliyn. (En’am/76) ben batanları sevmem. Sonra ayın doğuşunu görünce işte Rabbim bu dedi. Yani kıssa böyle devam ediyor. Hz. Lût’un kavmi de öyle. İnsanlar içerisinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz, bu şekilde Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bir yana mı bırakıyorsunuz. Rabbinizin sizin için..!

Firavunun sorunu da öyle, onu biliyoruz değil mi ene Rabbukümül’a’lâ. (Nâzi’at/24) diyordu, ben Rabbin izim, ben en büyüğüm, ben si,zin büyük Rabbinizim. Firavun; Gökleri kendisinin yaratmadığını bilmiyor muydu, herkes bilmiyor muydu. Ben gökleri yarattım dese kim inanırdı Allah aşkına. Demek ki yer yüzünde insanın hakimiyetine soyunmuş ve bu manada Allah’ın rububiyyetine rakip olarak görüyor kendisini Demek ki tüm şirklerin problemi bu.

Yahudilerin ve Hıristiyanların sorunu da rububiyyetle biliyor musunuz İttehazû ahbarehüm ve ruhbanehüm erbaben min dûnillâh. (Tevbe/31) Yahudiler ve Hıristiyanlar din adamlarını ahbarlarını ve ruhbanlarını Allah dışında Rabler edindiler. Görüyor musunuz sorunları Allah’ın rububiyyetiyle. Hani onlar tek bir kelimeye çağrılmışlardı değil mi. … ya ehlel Kitabi te’alev ila kelimetin sevain beynena ve beyneküm ella na’büde illAllâhe ve lâ nüşrike Bihi şey’en ve lâ yettehıze ba’duna ba’dan erbaben…(A.İmran/64) Bazımız bazımızı Rabler edinmeyelim gelin bir ortak çağrıya, gelin bir ortak kelimeye. Nedir o; Lâ ilâhe illallâh, gelin, tevhide gelin diye bir çağrı yapıyor Kur’an.

Arap müşriklerinin problemi de rububiyyetle idi. Ve eğer dönüp sorsan müşriklere gökleri ve yeri yaratan kimdir ve güneşle ayı emre amade kılan kimdir diye hiç tereddütsüz diyecekler ki ..le yekulünnAllâh. (Ankebut/61) elbette Allah’tır. Demek ki gökleri yeri yaratan kimdir diye müşriklere sorsan Allah’tır diyorlar. Peki sıkıntı ne, sorun nu, niye müşrik oldular? Allah’ın gökleri ve yeri yarattığına inanıyorlar da insanın hayatına karışmasına karşılar. Hayatımıza karışma, bizim Rabbimiz olma diyorlar.

Aslında modern şirkin, modern cahiliyenin problemi de bu değil mi. Modern, seküler cahiliye de bunu demiyor mu. Aslında çoğu Allah’a inanıyor bakıyorsunuz, Hatta içlerinde namaz kılanları bile var. Niye kılıyor anlamakta mümkün değil tıpkı hacceden müşrik gibi. Ve Allah’ın hayatına müdahil olmasına karşı, reddediyor, Allah’ın hayatına müdahil olmasını reddediyor, Allah’ın rububiyyetini reddediyor. Onun içinde karıştırma Allah’ı canım diyor, onu işe karıştırma. Ticarete Allah’ı karıştırma, siyasete Allah’ı karıştırma.

Olur..! Emriniz olur. Yarat bir hayat alanı karıştırmayalım. Allah’ın yarattığı hayat alanını Allah’tan mı kaçıracaksın, becerebilir misin bunu, yapabilir misin bunu. Seyrani ne demişti Tanzimat padişahı AbdülMecid’e? Seni sürerim demişti ve sürmüştü de zaten tanzimata olan muhalefetinden dolayı.

Bozmak mümkin ise aklın bikrini,

Boz da bakir iken dul gönder beni.

Aklımın bekâretini yani düşünce özgürlüğüme eğer engel olmak mümkünse diyor, haydi becer bunu.

Hakkın mekânından özge bir mekân,

Bulmak mümkin ise bul gönder beni.

Beni süreceğin yer Allah’ın mekânı değil mi diyor, Halep’e sürdü nitekim Halep’te Allah’ın mekânı değil mi Allah’ın yarattığı yer değil mi. Eğer beni sürmek istiyorsan bir yere gerçekten Allah’ın yaratmadığı bir yer bul diyor. Muhteşem..! İşte bu. Dolayısıyla modern cahiliyenin de problemi bu.

Aslında soru şu; Rabbimizin rububiyyeti bazen imtihan olarak geliyor musibet olarak geliyor ve bizi üzüyor. Bizi üzen bu musibetler aslında ahirette bizi sevindirebiliyor. Yani dünyada üzen musibetler ahirette sevindirmek için geliyor. Şimdi gerçekten bu musibet mi nimet mi. Kişinin zarar olarak gördüğü musibetler aslında kâr. Şairin dediği gibi;

Dermen arardım derdime,

Derdim bana derman imiş,

Bürhan arardım aslıma,

Aslım bana bürhan imiş.

Öyle değil mi, derdiniz dermanınız oluyor.

Rabb ismin in birlikte geldiği isimlerden iki isim var. Biri Rahıym, biri Ğafur. Selâmün kavlen min Rabbin Rahıym. (Yasin/58) Neden Rabbin Rahıym? Bu neden böyle gelir? Rahiym olan bir Rabb den onlara sonsuz mutluluk ve Selâmdır. Böyle bir Selâm sözü var Allah’ın Selâm sözü, mutluluk sözü.

Nasıl bir Rabb? O nasıl bir Rabb? Rahiym olan bir Rabb. Neden Rahiym olan. Rabb ismi ile yan yana kullanınca zaten anlaşılıyor. Terbiyeye muhtaç olmasaydı terbiye edilmezdi. Terbiyeye muhtaç olan Rahmete muhtaç olandır.

Aynı zaman da Ğafur ismi, Sebe/11 de Rabbinizin size bahşettiği rızıktan nasiplenin O’na olan şükrünüzü de eda edin. İşte size tarifsiz güzellikte bir yurt, ve tarifsiz bağışlayıcı bir Rabb. Ve Rabbül ğafûr, tarifsiz bağışlayıcı bir Rabb.

Öyle değil mi, kusuru olmasaydı terbiyeye ihtiyacı olur muydu. Kul kusurludur, insan kusurludur, kusurludur ki Rabbimiz de terbiye ediyor. Peki ne olacak? Kul kusurlu olacak, Rabb affedecek. Kul kusur işleyecek, Rabb affedecek. İşte burada da ve Rabbül Ğafur, O. Bağış kusurlular için. Mesela Mekke de müşriklerin ağır işkencesi altın da kendilerine dayatılan söz takıyye yaparak söyleyen ve daha sonra da hicret eden müminlerden bahseden ayet şöyle biter; Çünkü senin Rabbin o ağır acının ardından elbette tarifsiz bağışıyla, eşsiz Rahmetiyle muamele edecektir. (Nahl/110)

Mekke bir terbiye mektebi değil midir. Mekke’yi biz işkence mekânı olarak görürüz değil mi? Değil, aynı zamanda terbiye mektebidir. Mekke okulunu okumasalardı Medine nimetini görürler miydi, göremezlerdi. O zaman Mekke’yi sadece kötülük odağı olarak görmeyelim bir terbiye mektebi olarak görelim.

Aynı zamanda cennet ve Cehennem de öyle değil mi. Bakınız cennet; Rabbin rububiyyetini bir sonucu. Terbiye ettiği insanı cennet için terbiye ediyor değil mi. Çünkü Cennete insan Kâmil olarak giriyor, nakıs olarak girmiyor. Çünkü Cennet güzelliğin üretildiği merkez. Peki Cehennem ya? Cehennem niye Rabbin rububiyyetinin? İnan ben öyle inanıyorum. Cehennem Rabbin Rububiyyetinin bir tecellisi. Dünyada terbiye olmayanları ahirette yoğun bakım ünitesine alıyorlar. Yoğun bakım ünitesi. Çünkü hafif bakımda tedavi edilmeyince yoğun balkıma. kale azâbiy usıybu Bihi men eşa’. (A’raf/156) azabıma sadece dilediğim kimseleri uğratırım, isabet ettiririm. ve rahmetiY vesiat külle şey’. Ama rahmetim var ya her şeyi kuşatmıştır. Allah’ın rahmetinin her şeyi kuşatması ne demek, cehennemi de kuşatmış mıdır. Her şeye cehennem hariç midir, dahil midir? Dahildir.

Evet, şimdi Rabb olan Allah’a Kur’an da Rabb ismi ile yapılan dualardan bir demetle ellerimizi açalım bir dua edelim, dersimize son verelim.

Rabbimiz, ey Alemlerin rabbi, ey arşın Rabbi, ey göklerin ve yerin Rabbi, ey bu ikisi arasında kilerin Rabbi. Ey doğuların ve batıların Rabbi, ey dağın ve taşın Rabbi, ey kurdun ve kuşun Rabbi, ey mü’miniyle kafiriyle bütün bir insanlığın rabbi, Ey Musa’nın ve Firavunun, ey İbrahim ve Nemrud’un rabbi. Ey benim Rabbim, ey bizim Rabbimiz hamdimiz sana mahsustur. Zira insan sana mahsustur.

Rabbimiz seni tesbih eder, seni tekbiyr eder, seni tazim eder, sana Adem’in dili ile yalvarırız. Rabbimiz biz kendi kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan kesinlikle kaybedenlerden oluruz. Bize acı ya Rabbi, bizi bağışla ya Rabbi bize merhamet et ya Rabbi, bizi bize bırakma ya rabbi, bizi kendine bırak ya Rabbi.

Sana Nûh AS. dili ile yalvarıyoruz, Rabbim hakkında bilgim olmayan bir şey istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen büsbütün kaybedenlerden olurum diyordu Hz. Nûh. Biz de diyoruz ki bizi bağışla ya Rabbi, bize merhamet et ya Rabbi, bizi kaybedenlerden etme ya Rabbi, bizi kazananlardan et ya Rabbi.

Sana İbrahim’in dili ile yalvarıyoruz, Rabbim demişti İbrahim Ailemi yetiştirdiğim bu mekânı emin bir mekân kıl. Biz de diyoruz ki Rabbim ailelerimizi yetiştirdiğimiz mekânları emin mekânlar kıl, evlerimizi cennetin şubesi kıl cehennemin şubesi kılma ya Rabbi.

Sana Yusuf AS. ın dili ile yalvarıyoruz. Rabbim benim için hapis yatmak, bunların beni çağırdıkları günahtan daha hayırlıdır demişti. Sen zalimlerin tuzaklarına karşı beni korumazsan, hilelerine kapılır da kendini bilmezlerden biri olup çıkarım demişti. Biz de Yusuf AS. gibi zalimlerin bizi çağırdığı günahtan bizi korumanı istiyoruz koru ya Rabbi, muhafaza et ya Rabbi, bizi her türlü isyandan, her türlü tuğyandan koru ya Rabbi. Bizi sama muti et ya Rabbi asi etme ya Rabbi.

Ya Rabbi Rabbim demişti yine doğrusu iktidarı bana sen bahşettin, yine sen öğrettin bana olayların doğru yorumunu. Ey gökleri ve yeri yoktan var eden hem bu dünyada hem de öte dünyada yarim yardımcım sensin. Canımı varlığımı sana adamış biri olarak al ve beni iyiler arasına kat. Biz de Hz. Yusuf gibi dua ediyoruz canımızı sana teslim olanlar arasında al ya Rabbi. Canımızı sana teslim olmayanlar arasında alma ya Rabbi. Biz tam seni razı etmiş olarak sana kavuşalım ya Rabbi. Cenneti hak ettiğimizde sen canımızı al ya Rabbi.

Sana Musa’nın dili ile yalvarıyoruz; Rabbim demişti Musa; ben kendime kötülük ettim ne olur beni affet. Yine Rabbim demişti Musa dileseydin bu zalimleri ve beni daha önce helâk ederdin, şimdi içimizde ki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk eder misin, bu senin sınamandan başka bir şey değil onunla dilediğini sapıklığa terk eder, dilediğini de doğru yola yöneltirsin. Sensin bizim Velimiz, o halde bizi bağışla bize merhamet et. Çünkü sen bağışlayanların en hayırlısısın. Böyle demişti Hz. Musa. Biz de yalvarıyoruz onun diliyle ya Rabbi biz kendimize kötülük ettik sen bize iyilikten başka bir şey etmedin. Biz kendimize kötülük ettik sen bizi affet ya Rabbi. Zulmümüze mani ol ya Rabbi. Kendimize yaptığımız zulmü engelle ya Rabbi.

Ya Rabbi içimizde ki beyinsizler yüzünden bizi helâk etme, içimizde ki inkârcılar yüzünden bizi helâk etme, onları da sana kul et ya Rabbi. Ya Rabbi bizi doğru yola ilet bizi yanlış yola iletme. Ya Rabbi bizi yönelttiğin doğru yolu bize göster, görmeyi nasip et ya Rabbi.

Yine Rabbim demişti Hz. Musa; Benden kabul et adağımı, çünkü sen her şeyi işiten her şeyi bilensin demişti Hz. Meryem’in annesi Hane. Biz de hayatımızı sana adamak istiyoruz ya Rabbi bizi bizden kabul et, bizi bize bırakma, bizi sana bırak ya Rabbi.

Sana Zekeriyya’nın diliyle yalvarıyoruz. Rabbim demişti Zekeriyya sana dua edipte eli boş kaldığım hiç olmadı. Biz de ya Rabbi gerçekten dua edersek elimiz boş kalmaz biliyoruz. Ya Rabbi dua kalbin seninle konuşmasıdır, ne olur duamızı seninle konuşmaya tebdil et ya Rabbi. Ahvalimizi hayra tebdil et ya Rabbi, ellerimizi boş bırakma ya Rabbi.

Sana Mü’minlerin diliyle yalvarıyoruz ya Rabbi. Rabbimiz, bütün bu gökleri ve yeri anlamsız ve amaçsız yaratmadın, yücelikte eşsizsin, bizi ateşin azabından koru, bizi ateşin azabın dan koru, bizi ateşin azabından koru. Rabbimiz sen kimi ateşe mahkûm edersen kesinlikle rezil etmiş olursun ve onun için bir yardımcı da bulamaz. Rabbimiz bizi Rabbinize iman edin diye imana çağıran bir davetçiyi duyduk ve hemen iman ettik. Rabbimiz bizim günahlarımızı bağışla, bize merhamet et, kötülüklerimizi ört ve canımızı erdemlilerle birlikteyken al ya Rabbi. Rabbimiz Elçilerin aracılığıyla yaptığın vaadi bize bahşet ve kıyamet günü bizi mahcup etme, rezil etme, hazil etme, zelil etme. Senin huzurunda yüzümüzü kara çıkarma ya Rabbi, çünkü sen vaadinden asla caymazsın.

Sana Taif dönüşü kan revan içinde kalıp alemlere rahmet olduğu halde alemler içinde bir karış yer bulamayan Muhammed AS. ın diliyle yalvarıyoruz. İlahi Kuvvetimin tükendiğini sana arz ediyorum, gücümün azaldığını, insanların gözünde küçük düştüğümü sana şikâyet ediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi, ey alemlerin Rabbi, sensin ezilmişlerin Rabbi, sensin benim Rabbim. Beni kimlerin eline bıraktın Allah’ım. Bana gaddarlık yapan yabancıların eline mi yoksa davamı ipotek edecek bir düşmana mı. Eğer sen bana gücenmezsen kesinlikle çektiğim hiçbir şeye aldırmıyorum. Lâkin iyiliğin beni rahatlatacaktır. Senin Nûruna sığındım karanlıkları aydınlatan Nûruna. Gelecek azabın bana ulaşacak öfkenden kaçıp kurtulacak bir sığınak arıyorum. Sana sığındım ya Rabbi yeter ki razı ol, beni bir lahza benimle baş başa bırakma ya Rabbi. Bizi bir lahza bizimle baş başa bırakma ya Rabbi. Güç sendendir kuvvet sendendir. Allah’ım, Rabbim sensin senden başka kulluk edecek kapımız yoktur.

Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn. Amine amin ya muiyn Vel Hamdu Lillâhi Rabbil ‘alemiyn el Fatiha..!

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 26 Kasım 2015 in ESMA ÜL HÜSNA, QUR'AN

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: