RSS

ESMA DERSLERİ – 3 – er RAB (C)

17 Ara

322

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

ER RAB

Rabb” kelimesi ” terbiye” kelimesinden türemiştir. Terbiye ise, başkasının işlerini ıslah etmek ve durumunu gözetmek demektir. Herevî şöyle der: Bir şeyi ıslah eden ve tamamlayan kimse hakkında: “Onu ıslah etti.” denilir. Allah’ın kitaplarını koruyan kimselere verilen “Rabbaniyyun” ismi de bu kökten gelmektedir.[1]

Rabb” kelimesi mâlik (sahip), muslih (ıslah eden), mabud, kendisine itaat edilen efendi gibi birçok manada kullanılır.
Rabb, terbiye manasına gelen bir masdar olduğu halde, mübalağa maksadıyla terbiye edene isim olarak verilmiştir. Masdarına da “rubûbiyet” denilmiştir ki, “çok adaletli” “addele” (adaletin kendisi) denilmesi gibidir.

İşte bu mübalağa manasından dolayı “rabb” yalnız terbiye eden ile eş anlamlı değil, aynen, “terbiye” gibi olan ve bundan dolayı zorla ele geçirme, üstün gelme, ihsan, idaresi altına alma ve tasarruf etme, öğretme, yol gösterme, teklif, emir ve yasak, teşvik, korkutma, gönlünü alma, azarlama gibi terbiye için gerekli olan bütün şeylere sahip, kuvvetli, mükemmel ve kusursuz olan bir terbiye edici demek olur. Bundan dolayı sahip ve malik manasına da gelir.

Örneğin ev sahibine “rabbü’d-dâr“, bir sermayenin sahibi-ne “rabbü’1-mâl” denilir. Bu terimde yalnızca sahip ve malik manalarından daha ziyade mana¬lar vardır. Çünkü, mudârebe/kâr ortaklığı ve selem /peşin para ile veresiye mal alma gibi alış-veriş işleri ile ilgili olduğu için sermaye sahibine “rabbu’1-mâl” denilir. Bundan dolayı mutlak anlamda “rabb” denildiğinde, yalnızca sahib veya yalnızca terbiye manaları değil, ikisine de bütün gerekli şeyler ile birlikte sahip olan, tükenmez kudret sahibi, daima var olan Allah anlaşılır.

Bunun için, Allah’tan başkasına ait olduğunu belirten bir izafet tamlaması yapılmadan başkaları için tek kelime olarak “rabb” denilemez. Tam tanınmışlığı ifade eden “er-Rabb” ve genel mana ifade eden “rabbu’l-âlemîn” gibi izafetler Allah’tan başkası için asla kullanılamaz.

Şu halde “rabb”, “rubûbiyyet” denilince, anlayacağımız ma¬na, sonsuz kuvvet ile idaresi altına alan tedbir ve terbiye edendir. “Rabb“, terbiye, bir şeyi basa¬mak basamak, yavaş yavaş olgunluğa ulaştırmaktır ki, bunun alameti seçme ve olgunlaşma olur. Âlemlerin her kısmında ise terbiye ve olgunlaşma kanunlarının hareketi, her an ve her saniye görünüyor. Bundan dolayı böyle sonsuz bir gücün Allah’a ait olduğu, dünya işlerinde şeksiz ve şüphesiz olarak okunmaktadır.

Rabb kelimesi terbiyeden gelir. Terbiye ise, bir şeyi kemâline ulaştırıncaya kadar yavaş yavaş geliştirmektir.[2] Kur’ân’da yaklaşık 846 ayette geçer. Kur’an’ı Kerim nazil olduğu dönemlerde bu kelime, Arapçada itaat olunan efendi, her hangi bir durumu düzelten kimse, bir şeyin maliki gibi anlamlarda kullanılıyordu. Kur’ân ise bu kelimeyi, o dönemde kullanılan manaya yakın olarak benzeri olmayan efendi, verdiği nimetleriyle yaratıkları ıslah eden, yaratma ve emretmenin sahibi anlamlarına kullanmıştır.[3]

Burada şunu belirtmek gerekir ki; Rabb kelimesinin mutlak ve marife olarak kullanımı sadece Allah içindir. Fakat bunun Kur’ân’da “er-Rabb” şeklinde hiç geçmemiş olması dikkat çekicidir. Allah’tan başkaları için ise, muzaf olarak kullanılması caizdir. Öte yandan bu kelime Kur’ân’da 970 kez kullanılarak, Allah (c.c) lafzından sonra en çok isti’mal edilen lafızlardan olmuştur.[4]

İbn Fâris “” ile “” harflerinin bazı esaslara delâlet ettiğini söylemektedir. Ona göre bu esaslar şunlardır:

1- Bir şeyi ıslah etmek ve onun üzerinde kâim olmak. Bu tanıma göre “rabb“; malik, yaratıcı, bakmak, büyütmek, gözetmek ve istediğini yapabilmek, yaptırabilmek, sahip olmak manalarına gelir.[5] Bir şeyin ıslah edilmesi ve onun neticeye götürülmesi için gerçek manada ona sahip olmak gerekir. Eğer gerçekten “rabb” ve yaratıcı olmasaydı bu mümkün olmazdı.

2- Bir şeyin gerekli ve devamlı olması. Bu da gösteriyor ki; Rablığın bir özelliği de bir şeyi kemâline erdirmek için, ona gerekli olan malzemeyi temin etmek, sorumluluğunu yüklenmek ve onu sürekli yapmaktır.[6]

3- Bir şeyi diğerine ilave edip bağlamak.[7] İbn Fâris’in bu üç esasının birleştiği anafîkre göre “Rabb’ın“, tertip etmek ve düzgün bir vaziyet kazandırmak manalarını ihtiva ettiği görülmektedir.

Câhiliye şiirinde “rabb” kavramı çeşitli anlamlarda kullanılmıştır. Bunlar kısaca şöyledir.

1- Mesuliyetini yüklenmek, ıslah etmek ve koruyup gözetmek anlamında Alkame b. Abede’nin şu beytinde görül-mektedir:

“Ben şu anda işlerimin ıslahını sana bıraktım. Senden önce birçok kefiller benim işlerimi üzerlerine aldılar da hiç bir şeyi ıslah edemediler.”[8]

Üstünlük, efendilik, başkanlık ve sözünü geçirmek manasında Lebîd de şöyle demiştir:

“Bir gün (kadınlar) Kinde’nin reisini ve oğlunu, Me’add’ın reisini, vadi ile dağ arasında helak ettiler.”

3- Malik olmak, sahip olmak manasını el-A’şâ’nın şu beytinde görmekteyiz:

“Kimi zamanlar gafletinden yararlanmam sebebiyle evin sahibini geçiyorum. Bazen de o bana karşı çekingen davranıyor. Sonra da bana sığınmıyor.”[9]

Rabb hususunda Kur’an’ı Kerim çok hassas davranır. O, bu tutumuyla adeta müşrik Araplara, Cenab-ı Hakk’ın, tanıdıkları ve ikrar ettikleri “rubûbiyet” sıfatlarından yakla¬şarak, üzerlerinde bunca hakkı bulunan Allah’ı bırakıp, hiç hakkı olmayan hayali şeylere tapmanın manasız ve haksızlık olduğuna dikkat çekmek suretiyle vicdanları uyandırmak ister.[10]

Kur’ân’ın nüzulünden önce müşrikler her ne kadar Allah’ı tanıyorlarsa da, O’nun yanı sıra, şefaatçiler olarak bir çok rabler edinmişler ve uluhiyetin ihtiva ettiği anlamı büyük ölçüde Allah’tan alarak, kendilerinin uydurdukları sözde tanrılara vermişlerdi. Halbuki “rabb” vasfı, taşıdığı asıl mana itibariyle ancak O’na ıtlak edilmeliydi. Çünkü Allah mefhumu, gerçek rubûbiyet vasfı verilmediği takdirde, fonksiyonlarını yitirmiş uzak bir hatıra şeklinde zihinlerde kalıverir.[11]

R harfini b harfine vurmakla, devamlılık ve eklemek anlamı meydana gelmektedir. Aslında kelimenin anlamı ıslahat (düzeltmek), sarılmak ve eklemektir. Düzeltmek, sarılmak ve eklemek manalanyla bu kavram, eğitim manasını içermektedir. Eğitim faaliyetinin olduğu yerde düzelme, benimseme ve gelişme vardır. Sarılma benimsemeyi, ekleme de gelişmeyi ifade etmektedir.

Rabbe” fiili sözlükte hâkim olmak, sahip olmak, kontrol etmek, besleyip büyütmek, yetiştirmek manalarına gelir.

Bazıları terbiye kelimesini rab’den türetmektedir. Reba fiilinin masdan terbiye’dir, ama rab kelimesinin masdarı terbiye değildir. Reba ‘artış’ manasına geldiği için, faize riba denmektedir. Rab ile riba, ‘artma’ manasında buluşmaktadır. Onun için ‘terbiye’nin rab’den geldiğini söylemektedirler.
Rab kelimesinin Kur’an’daki manaları:

1- Yaratma: Halik (yaratıcı) sıfatı, Allah’ın rab sıfatı içinde yer almaktadır. “Âlemlerin rabbi” ifadesinin birincil manası, “alemlerin yaratanı”dır. Rab kelimesinin ya¬ratma manasına geldiği -Hz. Yusuf un lisanından- şöyle dile getirilmektedir:

“(Rabbim! Bana iktidar bahşettin ve hadiselerin tevilini öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan!” [12]

Burada rab kavramının içine (fatıtr=yaratıcı) sıfatını koymuştur. Şu ayetler de bu anlamdadır:

“Firavun, ‘Rabbiniz kim ey Musa’ dedi. Musa da, ‘Rabbimiz herşeyi yaratan ve sonra da hidayet edendir’ dedi.”[13]

Ayetlerden anlaşılacağı gibi Firavun rabb’ın ne anlama geldiğini sormuş, Hz. Musa da Rabbi tanımlarken; “Her şeyi yaratan ve doğru yolu gösteren” demiştir. Böylece rab kelimesinin içine hâlıklık (yaratıcılık) sıfatını da koymuştur. Hidayet eden, yani doğru yolu gösteren demekle de, rabbin eğiticilik manasına işaret etmiştir.

Firavun’un bu sorusu şu ayette de geçmektedir:

Firavun dedi ki: “Alemlerin rabbi dediğin de nedir?” Musa cevap verdi: “Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişilerseniz, göklerin, yerin ve arasındakilerin rabbidir.“[14]

Daha sonra Hz. Musa, Allah’ın kendilerinin ve evvelki atalarının, doğu¬nun, batının ve arasındakilerin rabbi olduğunu söylemiştir. Görülüyor ki bu ayetlerdeki rab kelimesi, ‘yaratan’ anlamına gelmektedir.

Rab dendiğinde -ilk önce- göklerin, yerin, doğunun, batının, arasındakilerin ve insanların yaratanı akla gelmelidir. Onun için Fatiha: 1/2’deki “rabbi’1-alemin” ifadesi, “alemlerin yaratanı” şeklinde anlaşılabilir. Fakat rab kelimesinin manası bundan ibaret değildir.

2- Yol gösterme: Yüce Allah’ın hidayet etmesi/doğru yola iletmesi, rab sıfatının kapsamına girmektedir. ‘Yaratıcı’ sıfatı ile ‘hidayet edici’ sıfatı, rab sıfatından doğmaktadır. Rab sıfatı, her ikisini de kapsayacak kadar geniş bir faaliyet alanına sahiptir. Hidayet etme ile rablığın ilişkisini şu şekilde ifade etmek mümkündür: Allah sadece yaratmakla kalmayıp aynı zamanda yarattıklarına yolunu ve izini de göstermekte; onları asla başıboş bırakmamaktadır. Daha açık ifade ile Allah iki tür varlık yaratmıştır:

Akıl sahibi olan varlık ve akıldan yoksun olan varlıklar. Akıl sahibi varlıkları, akıllarını, düşünme ve yeteneklerini kullanma kabiliyeti vermek suretiyle hür ve irade sahibi kılmış; akıl ve iradenin yanlış yolda kullanılabileceğinden ötürü de onlara kitaplar indirmiş, peygamberler vasıtasıyla hidayet yolunu da göstermiştir. Akıl vermeyip mesul tutmadığı varlıklara da vazifesini gösterip öğretmiştir. Bu nedenle fâtır sıfatı içerisinde hem yaratma, hem de yol gösterme anlamı vardır.

Bütün varlıkları yaratan Allah, kimilerine vazifesini, kimilerine de gideceği doğru yolu göstermiştir, ki buna hidayet denmektedir. Bu ise, eğitimin ta kendisidir. Bu durumda Fatiha: 1/2’deki “Âlemlerin rabbi” ifadesine “alemlere hidayet eden” manasına vermemiz mümkündür. Onun içindir ki Hz. Musa Taha: 20/50’de, yaratma faaliyetinden sonra -Rabb için- “Sonra hidayet edendir” demiştir. Böylece rab sıfatının iki anlamı ortaya çıkmaktadır: yaratmak ve hidayet etmek.

3- İlah: Rab kavramının diğer bir anlamı da ilah ‘tır.[15]

Ve size, ‘Melekleri ve peygamberleri rabler (ilahlar) edinin’ diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, hiç size kâfirliği emreder mi?” [16]

Buradaki ilah manasına gelen rab, sebeplerin sebebi, kulların ihtiyaçları¬nı gideren anlamını ifade etmektedir.

4- Sahip, efendi, idareci:

Rab kavramı insana izafe edildiği zaman sahip, efendi manalarına gelmektedir. Allah’a izafe edilince, sahip (mâlik) manasını kazanmaktadır. Şu ayette sahip ve efendi manalarına gelmektedir:

Onlardan kurtulacağını bildiği kimseye dedi ki: “Beni efendinin yanında an!” Fakat şeytan ona, efendisine anmayı unutturdu. Dolayısıyla birkaç sene daha zindanda kaldı”[17]

Bu ayette rab kelimesi, iki defa geçmekte ve ikisinde de siyasî erki elinde bulunduran kişi, sahip ve efendi anlamına gelmektedir.

O zaman Fatiha: 1/2’deki “Âlemlerin rabbi” ifadesine, “Alemlerin sahibi” manasını verebiliriz. İsfehânî de, Yusuf: 12/23’deki rab kelimesini, melik anlamına almıştır.

5- Eğitmek-öğretmek: Rab kelimesi rabbâniyyûn şeklinde kullanılınca, çeşitli manalara gelmektedir:

Hiçbir insanın Allah’ın kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra insanlara: ‘Allah’ı bırakıp bana kul olun!’ demesi mümkün değildir. Bilakis şöyle der: ‘Okumakta ve öğrenmekte oldu¬ğunuz kitap uyarınca rabbaniler olun!”[18]

Ayette geçen rabbaniler kavramı, Rabbe/Allah’a mensup insanlar demektir. Bir insan nasıl Rabbe mensup olabilir? Ayet, bunun, bilgi ile okunan ve öğrenilen kitap sayesinde, eğitim ve öğretimle gerçekleşeceğini söylemektedir. Kitabı öğrenen ve tatbik eden insan, gelişerek Rabbe mensup hale gelir.

Demek ki rab, yavaş yavaş gelişip, kemale ulaşmak veya ulaştırmak manasına da gelmektedir. Bilgi ile insanın ulaşacağı, nihaî olgunluk seviyesini ifade etmektedir. Hem o seviyeye giden gelişmenin, hem de seviyenin kendisi olmaktadır. Başka bir ifadeyle rab, hem eğitim-öğretim faaliyetinin kendisini, hem de Allah’a mensubiyetin doruk noktasını ifade etmektedir.

Rabbâniyyûn ve ribbiyyûn kavramları aynı manada olmakla beraber, bi¬rincisi ilim adamları, ikincisi ise Allah’ın erleri anlamını ifade etmektedir.

Rabbâniyyûn kavramını İsfehânî şöyle açıklamaktadır: Allah’a mensup din ve ilim adamları manasına gelen bu kişiler, ilmi, hâkim gibi geliştiren kimselerdir. Bunun anlamı, onlar bilgi ile nefislerini terbiye edip geliştirirler. Rabbani olan kişi, nefsini bilgi ile terbiye ederek geliştirdiği için ilmi, ilmi geliştirdiği için de şahsiyetini geliştirmiş olur.[19]

Râzî pek çok kişinin rabbâniyyûn kavramı hakkındaki görüşlerini nakletmektedir:

Sîbeveyh, Allah’ı bilmek ve o’na devamlı itaat etmek; Müberret, insanlara ilim öğretip, onları eğiten ve onların durumlarıyla ilgilenen kimse; İbn Zeyd “insanları eğitip yetiştiren; Ebû Ubeyde, öğrenen, öğrendiği ile amel eden, hayır yollarını başkalarına öğretmekle meşgul olan manalarına almaktadırlar.[20]

Bütün bu görüşlerle İsfehânî’nin görüşünü bir araya getirirsek, bir eğitim ve öğretim faaliyetiyle karşı karşıya kaldığımızı anlamakta gecikmeyiz. İsfehânî, kavramı eğitimin psikolojik boyutuna göre manalandırırken, diğerleri öğrenmek ve başkalarına öğretmek şeklinde yorumlayarak, onun sosyolojik boyutunu gündeme getirmişlerdir. Çünkü İsfehânî, rabbâniyyûn kavramımı açıklarken, onu, dışarıdan bilgiyi alıp kendi nefsini, yani şahsiyetini onunla geliştirip, oradan tekrar bilgiyi dışa vuran adam olarak görmektedir.

Diğerleri ise, bu kavrama, bilginin bu içselleşmiş halinden daha çok, öğrenme, öğretme ve itaat etme anlamlarını yüklemektedirler. Hepsinin ortak noktası, öğrenmek, öğretmek, geliştirmek manalarına yer vermiş olmalarıdır.

Rab kavramının içinde, öğretmek, eğitmek ve geliştirmek anlamları vardır. Bütün bunların bilgi ile olacağı gerçeği de ifade edilmiş olmaktadır. Rab kavramının eğitim ve öğretim manası ele alınınca, şu soruyu sormamız gerekiyor: İnsan, kendi şahsiyetini ve bilgiyi ne ile geliştirir? Bu sorunun cevabını şu ayette bulmaktayız:

“Öğretmekte ve okuyup okutmakta olduğunuz kitap sayesinde rabbaniler olun.” [21]

Bu ayet, insanların, öğretim ve tedrisat denen eğitimle gelişip rabbe mensup kimseler olabileceğine işaret etmektedir. Gerçek vahiy olan Kur’an’ı iyice öğrenip, tetkik edip, ondaki sırları açıklamak ve başkalarına öğretmekle, hem ferdin hem de toplumun gelişimi temin edilmiş olacaktır. Genelde bu ayet, daha çok eğitimin öğretim boyutunu gündeme getirirken, şu ayet eğitim boyutuna dikkat çekmektedir:

Rabbâniyyûn ve ahbâr, onları günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten men etselerdi ya! İşledikleri fiiller ne kötüdür.” [22]

Bu sefer de, rabbânîler’in, toplumu yalan ve haram lokma yemekten menetmeleri, uyarmaları ve eğitmeleri, bu kavrama mana olarak yüklenmekte¬dir. Bu faaliyet ise, eğitimin alanına girmektedir.

Hz. Yusuf rab kavramına şu manayı yüklemektedir:

Ey Rabbim! Mülkten bana verdin ve bana olayların yorumunu öğrettin.” [23]

Demek ki rab, iktidar veren ve sosyal olayların yorumunu öğretendir. Böylece rab kelimesinin siyasî ve öğretim boyutu ortaya çıkmış olmaktadır. Yüce Allah, rablık sıfatı gereği Hz. Yusuf’u yetiştirirken, ona sosyal olguların ve olayların yorumunun nasıl yapılacağını öğretti. Bu bir öğretim faaliyetidir.

Bu üç manadan hareketle Fatiha: 1/2’deki “rabbi’l-alemin” ifadesine “Alemleri yaratan, yol gösteren ve öğretip eğiten” şeklinde mana verebiliriz.

6- Veli: Rab kavramının özünde yer alan diğer bir mana da arka çıkmak, sahip olmak manalarına gelen veli’dir. Veli kavramının sözlük manalarından hareketle rab isminin sırlarını açabiliriz: “Yanında olmak, yakın olmak, bitişik olmak, takip etmek, dost olmak, terbiye etmek, idare etmek, yola getirmek, yardım etmek, desteklemek, korumak, Allah’a yakın olmak, aziz adam” manalarına gelmektedir. Hz. Yusuf bu manaları, veli kelimesiyle rab sıfatına yüklemektedir:

Ya Rab! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin.” [24]

Bütün bu manaları Hz. Yusuf, veli kavramı ile Rabbe bağlamakta ve onun anlamının ne olduğunu göstermektedir.

Peki sahip çıkmak ne ile olacaktır? Bu sorunun cevabını da yine Hz. Yusuf vermektedir:

Beni müslüman olarak yaşat ve öldür ve beni sâlihler arasına kat.” [25]

Müslüman olarak yaşatmak ve öldürmek, salihlerle beraber olmasını temin etmek velîiliğin gereği olduğu gibi, rablığın da işlevleri arasındadır. ‘Eğitmek’ manasıyla rab, yukarıdaki işlevleri bir insana temin etmekle ona sahip çıkmış olmaktadır. Bir insanın müslüman olarak yaşayıp ölmesini ve hayatı boyunca iyi insanlar arasında yer almasını sağlamaktan daha iyi sahip çıkma olur mu? Hz. Yusuf Allah’a “Sen benim velimsin” derken, O’ndan bu isteklerde bulunmaktadır.

Yusuf: 12/101 ayetini dikkate alırsak şöyle bir durum ortaya çıkar: Rab, iktidar veren, yaratan ve insanı müslüman olarak yaşatan ve iyilerin arasına koyup, sahip çıkan velidir. O zaman tekrar Fatiha: 1/2’deki “rabbi’l-alemin” ifadesine dönersek, ibareye “Alemleri yaratan, yol gösteren, öğretip eğiten ve sahıp çıkan” manasını verebiliriz.

7- Şeref sahibi olmak: Şeref manasına gelen izzet kavramı, rab sıfatının içinde vardır.

“Senin şeref sahibi Rabbin, onların verdikleri sıfatlardan uzaktır.”[26]

Aslında eğitim insanların ruhlarını zenginleştirip şekillendirerek, kafalarına bilgi, gönüllerine sevgi aşılayarak onlara şeref vermektedir. Allah’a “âlemlerin rabbi” demek, O’nun, âlemleri yaratmakla, eğitip öğretmekle, sahip çıkmakla onlara şeref verdiğini ifade etmektir. Çünkü insanı bilgilendirip doğru davranışa yönlendirmekle, ona şeref vermiş olmaktadır. Demek ki eğitici manasıyla rab, insanları eğiterek onlara kendi şerefinden vermektedir. İzzetin tamamı Allah’a aittir, O’ndan şeref almak isteyenler, doğru bilgiye sahip olmalı ve iyi eylemler üretmelidirler. [27]

8- Af ve merhamet sahibi olmak: Bilindiği gibi cezalandırmak, affetmek ve merhamet etmek gibi eylemler, eğitimin temel öğeleridir. Bunların olmadığı yerde eğitimden bahsedilemez.

Senin affı bol olan Rabbin merhamet sahibidir. Şayet yaptıkları yüzünden onları sorgulayacak olsaydı, onlara azabı çarçabuk verirdi. Fakat kendilerine tanınmış bir süre vardır ki, artık bundan kaçıp kurtulacakları bir sığınak bulamayacaklardır.”[28]

Bu ayet bize Rabbin, affedici ve merhamet sahibi olduğunu ifade etmektedir. Allah’ın Rablık sıfatıyla ahlâklanan eğitimciler, affedici ve merhamet sahibi olmalıdırlar. Affedici ve merhamet sahibi olamayan eğitimciler, Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanmış sayılamazlar.

Affetmek ile merhamet bir araya gelince ne olmaktadır? Ayetin devamında bunu bulmaktayız: Yapılan yanlış davranışlardan dolayı hemen cezalandırmamak, değişme ihtimalini bekleyerek, onlara bir mühlet tanımak.

İnsanların pek çoğu değişimi hemen yapamazlar; onların ancak belli bir süreçte değişme ihtimâlleri vardır. Eğitim biliminde buna “beklenti içinde olma süreci” denmektedir. Rab, insanların bu özelliği nedeniyle, affedici yönüyle onları hemen cezalandırmamakta, merhamet özelliği ile onlara değişmeleri için mühlet tanımaktadır.

9- Korumak:

Daha önce velilik manasıyla rab kelimesine, sahip çıkma ve koruma manasını vermiştik. Demek ki eğitici manasına gelen rab, eğitim faaliyetini, ‘koruyuculuğu’ ile icra etmektedir.

Şu ayeti bu manada değerlendirebiliriz:

Halbuki şeytanın onlar üzerinde hiçbir otoritesi yoktu. Ancak ahirete inananı şüphe edenden ayırt edip bilelim diye, şeytana bu fırsatı verdik. Rabbin gerçekten her şeyi koruyandır.” [29]

Bilindiği gibi, bir eğitimin eğitim faaliyeti olabilmesi için, sonuçta bir imtihanın bulunması gerekir. İmtihan olmayan bir yerde, yapılan eğitimden faydalananların veya faydalanmayanların ayırt edilmesi mümkün değildir. İlâhî eğitimde şeytan, bir imtihan vesilesidir. Bu vesileler belli sorulara muhatap olmakla gerçekleşmektedir. İşte bu soruların cevaplandırılması şarttır.

Bazen bu soruyu Allah, ahirete inanan ile şüphe edeni tespit etmekte, yani ayırmakta kullanmaktadır. Bu imtihanı uygularken Yüce Allah, rububiyet sıfatı gereği koruyuculuk özelliğini kullanmaktadır. İşte Allah, yaptığı imtihânda başarılı olmaları için insanları şeytanın etkisinde kalmaktan korumak¬ta; koruyuculuk sıfatı ile onlara sahip çıkmaktadır. Bu manada ise “alemlerin rabbi”, alemlerin koruyucusu olmaktadır.

10- Dönüp varılacak yer:

Serkeşlik yapan evlat, döner dolaşır neticede yine anne ve babasının yanına gelir. Bu kapı reddeden ve içeri almayan bir kapı değildir. Teşbihte hata olmaz. rablık kapısı da, ne kadar serkeşlik yaparsa yapsın, insanın dönüp varacağı yerdir. O kapı ümitsizlik kapısı ve reddeden kapı değildir:

“Ve şüphesiz son varış yeri Rabbinedir.” [30]

“Doğrusu güldüren de, ağlatan da O’dur.” [31]

“Öldüren de, dirilten de O’dur.” [32]

Eğitimci, başvurulan makamı ifade etmektedir. Kul, derdini eğiticisi olan efendinin kapısında anlatacak, sorunlarını ona sunacak, gülüşünü de onun kapısında yapacaktır. Rab, ağlayanların dertleriyle, gülenlerin mutluluğu ile ilgilenmektedir. O’nun kapısı, hem ağlama hem de gülme kapısıdır.

Alemlerin rabbi” ifadesi; “alemlerin vardığı son nokta” şeklinde ifade edilir. “Rabbaniler olun” ifadesi, “Rabb’e varın, O’na ulaşın, O’nu son nokta olarak bilip, O’nu hedef ve amaç edinin!” anlamına gelir.

Rabbu’l-‘Âlemîn: Rabbu’l-‘âlemîn, Allah’ın sıfatıdır. Bu terkibin dilimizde herkes tarafından bilinme¬sinden dolayı tercüme edilmesine gerek yoktur. Bunu “âlemlerin rabbi” şekline sokmak mümkün ise de bunda fazla bir açıklık olmamakla beraber “lam”daki umumîlik, bilinen bir fert ile Allah’ın birliğini anlatan belirli bir isme izafet manaları noksan kalacaktır.

Bu deyimi, “bütün âlemlerin ve parçalarından her birinin bilinen yegâne rabbi” diye açıklamak ise, kısa ve öz anlatım yerine sözü uzatmak olacaktır. “Âlemlerin rabbi” demek ise bu sakıncalarla beraber aslına da uygun olmaz. Çünkü Kur’ân “rabbi’l-‘avâlim” demiyor, “rabbü’l-‘âlemîn” diyor ve bununla özellikle akıl sahibi varlıkları üstün tutarak onların dikkatini çekiyor. Çünkü “âle”, “âlemûn” gibi sağlam çoğullar, akıllı varlıklara ait olduklarından dolayı bunun meali, “bütün âlemlerin ve bütün parçalarının ve özellikle hepsinden üstün olan akıllı varlık âlemlerinin yegâne rabbi” demektir.

Bakara Sûresi’nin başında “huden lil muttakîn” (muttakîler için yol göstericidir)[33] ayetin¬den anlaşılacak olan bu öz işaretin, Kur’ân’ın inmesinin hikmetini göstermek itibariyle Fatiha’nın ba¬şında bulunması çok önemlidir.

Alemlerin rabbi denince, her insan kendi görebildiği kadar ol¬sun bütün alemlere, zihnînden bir geçit resmi yaptırır. Bunu yaptı¬rınca mutlaka terbiye kanunu gö¬rür, bu kanunun her şeyde devre¬ye girdiğine şahit olur. Demek ki biz, Rabbimizi, alemlere bakmak¬la bileceğiz. Fakat alemleri de an¬cak onunla bağlantı kurarak tanıyabileceğiz. (M.H. Elmalı tefsir)

[1] Kurtubî, Camiu’l-beyan, 1/133.

[2] Yıldırım, a.g.e., s. 83.

[3] et-Taberî, Ebû Ca’fer Mııhammed, Câmi’u’l-Beyân an Te’vili’l-Kur’ân. Mısr, 1968, 1, 141.

[4] Ulutürk, Veli, Kur an’ı Kerim Allah ‘ı Nasıl Tanıtıyor, İzmir, 1985, s. 92.

[5] İbn Fâris, Mekayisu’l-luga., II, 381, 382, el-İsfahânî, a.g.e., 269, 270; İbn Manzûr, a.g.e., I, 399.

[6] İbn Faris, a.g.e., a.y.

[7] a.g.e., II, 382.

[8] İbn Manzur, a.g.e., I, 400.

[9] el-A’şâ, a.g.e., s. 148.

[10] Ulutürk, a.g.e., s. 9.

[11] Yıldırım, a.g.e., s. 84.

[12] Yusuf: 12/101.

[13] Taha: 20/49-50.

[14] Şuara: 26/23-24.

[15] Âl-i İmran: 3/80; İsfehânî, Müfredat’ta bu manayı vermektedir.

[16] Âl-i İmran: 3/80.

[17] Yusuf: 12/42.

[18] Âl-i İmran: 3/79.

[19] İsfehânî. age, s. 184.

[20] Razi. age, VI/424-425.

[21] Âl-i İmran: 3/79.

[22] Maide: 5/63.

[23] Yusuf: 12/101.

[24] Yusuf: 12/101.

[25] Yusuf: 12/101.

[26] Saffat: 37/180.

[27] Fâtır: 30/10.

[28] Kehf: 18/58.

[29] Sebe: 34/21.

[30] Necm: 53/42.

[31] Necm: 53/42.

[32] Necm: 53/44.

[33] Bakara: 2/2.

**********************************************************

Er RAB

Rabb; yeryüzünde yarattığı her canlıyı yaratan ve yarattıklarının hayat programını çizen, her varlığın kulluk programını belirleyen demektir. Rabb, kişiye yaptığını yaptıran, yapmayıp terk ettiğini terk ettiren demektir. Rabb, terbiye eden, düzenleyen, besleyen, büyüyen, sahip olan demektir.
Rabb, kişinin hayat programını belirleyen varlık demektir. İnsanın hayat programını belirleyen kimse onun Rabbidir. İnsan kimin arzularını gerçekleştiriyorsa, kimin dediği gibi yaşamaya çalışıyorsa onun Rabbi odur. Rabb, insanın hayatına hâkim olan, hayatında etkili olan, yaptıklarını yaptıran, yapmadıklarını da yaptırmayan güçtür. Şöyle giyiniyor veya böyle giyinmemeye çalışıyoruz. Kim dedi bunu? Kimi razı etmek için böyle yapıyoruz?

Yani öyle, ya da böyle giyinirken bunun yaptırıcısı kimse, o konuda Rabbimiz odur. Moda mı? Toplum mu? Çevre mi? Âdetler mi? Töreler mi? Müdür mü? Âmir mi? Yönetmelikler mi? Yasalar mı? Yoksa Allah mı? Kim dedi böyle giyinin diye? Kimdir bize bunu yaptıran? Kimse işte, kişinin Rabbi odur.

Birine küsüyoruz yaptırıcısı kim? Allah mı? Yoksa para mı? Menfaat mi? Birini seviyoruz. Kim dedi diye? Birileriyle beraber olmaya çalışıyoruz. Kimi memnun etmek için? Filan mektepte okuyoruz. Kim dedi bunu? Evimizi şöyle şöyle tefriş ediyoruz. Kim dedi diye? Şu şu meslekleri seçiyoruz kim dedi?

Evet yaptıklarımızın yaptırıcısı kimse bizim Rabbimiz odur. Öyleyse geçen ay neler yaptınız ve kim yaptırdı bunları size? Veya dün neler yaptınız? Bugün neler yaptınız ve kim yaptırdı? Bunları düşünmek zorundayız.

İşte mü’minler bunu düşünen ve yaptıklarını Allah dedi diye yapan, Allah kitabında böyle istiyor diye yapan, Allah şu anda beni görüyor diye yapan ve yaptıklarının tümünü Allah’a lâyık olarak yapan kimselerdir.

Çünkü Allah bizim Rabbimizdir. Bizi yaratan, bizi büyütüp besleyen, bizi koruyup doyuran, bizim için yeryüzünde yasa belirleyen Rabbimiz Allah’tır. O’nun tarafından getirildiğimiz şu dünya hayatında neler yapacağımızı, neler yapmayacağımızı, O’na ait olan bu hayatımızı nasıl yaşayacağımızı belirleyen Allah’tır. Bizim günlük hayat programımızı tespit eden Allah’tır. Bizim boynumuzdaki kulluk iplerinin ucu elinde olan ve çektiği yere gitmemiz gereken Rabbimiz O’dur. Gece hayatımızın nasıl olacağını, gündüz hayatımızın nasıl olacağını, aile hayatımızın nasıl olacağını, sabah kaçta kalkacağımızı, soframızda nelerin bulunacağını, nelerin asla bulunmayacağını, neleri yiyip neleri yemeyeceğimizi, nerelerden kazanıp nerelerde harcayacağımızı, çocuklarımızı nasıl eğiteceğimizi, hanımlarımızla nasıl bir münasebet kuracağımızı, onları nasıl giydireceğimizi, kılık kıyafetimizin nasıl olacağını belirleyen Rabbimiz Allah’tır.

İşte Rabbimiz sûrenin birinci ayetinde kendisinin insanların yegâne Rabbi olduğunu anlatarak kendisine sığınmamızı, kendisinin koruması altına girmemizi, kendisiyle yol bulmamızı ve tüm hayat programımızı kendisinden almamızı, kendisi için bir hayat yaşamamızı emrediyor. (BESAİRU’L KUR’AN – Ali Küçük)

****************************************************

ER RAB

Allah’ın en belirgin ve en nadide sıfatlarından biri olan Er-Rab isminin kelime manası; terbiye eden, törpüleyen, sivrilikleri kazıyan ya da göstererek ve yaşatarak öğreten gibi anlamlara gelmektedir. İlahi kitaplardan anladığımız kadarıyla insanoğlunun dünyaya gönderiliş sebebi de zaten budur.

Nitekim bunu şöyle açıklayabiliriz ki Allah, ilk insan olan Âdem (as) ve eşini, hepimizin bildiği şekliyle cennette yaratmış ve daha sonra da sembolik bir ağaca atfederek onları tüm kötülük gruplarından uzak durmaları konusunda uyarmıştır. Neticede ise onlar, o ağaca yani kötülüğe meyletmeleri sonucu cennetten uzaklaştırılmış ve dünya denilen yeryüzüne gönderilmişlerdir. Elbette ki Allah daha iyi bilir ama kanaatimizce, bunun sebebi de, insanoğlunun dünyada bazı sıkıntıları görüp geçirerek terbiye edilmesidir.

Hülasa özetle belirtmek gerekirse insanoğlu, ‘denenilen yer’ anlamına gelen dünyada, kendi kendine bazı sıkıntılar içine duçar olup, sonrada bu sıkıntılardan kurtulabilmek için çırpınacaktır. Öyle ki bu süreç, belli bir olgunluk çağına ya da ölüm vakti gelene dek, böyle devam edecektir.
İşte bu zaman diliminde de insan, kendi kendine olgunlaşıp, gerçeğin ta kendisini anlamak durumunda olacaktır. Zira bu hakikate turab denilmektedir. Bunun anlamı ise maddenin kendi kendine oluşumudur. Bu kelimenin dilimizdeki tam karşılığı toprak demektir ki insanoğlu, öncelikle toprağı andıran mevcudiyet şekliyle yaratılmış, sonra da çocukluk ve gençlik devreleri ile birlikte mal mülk sahibi edindirilerek kaya şeklinde irileştirilmiştir. Zira bu aşamadan sonra da, ona bazı sıkıntılar yüklenilerek ufalanması sağlanmış ve tıpkı toprak gibi pişirilerek olgunlaşma yoluna sevk edilmiştir.
İşte insanlığın, sırasıyla yaşadığı bütün bu aşamalar, o mükemmel sanatkâr olan Allah’ın, Rab sıfatının yani eğiticilik ve terbiye edicilik özelliğinin tezahürüdür ki Allah, fazlasının altında ezilip kalmasın diye, bu süreçte insana taşıyabileceği kadar sıkıntı yüklemiştir. Ama diğer taraftan hakikati daha çabuk kavramasını istediği bazı seçkin insanlara da, erken yaşta ve daha fazla çile bahşetmiştir ki onların bu gerçeği daha çabuk kavrayıp insanları, bu gibi konularda uyarmalarını istemiştir. İşte bu seçkin insanlarsa, şüphesiz ki peygamberlerdir. Nitekim bu konuda, en son nebi olan Muhammed (as)’ın “en çok dert ve ıstırap peygamberlere yüklenmiştir” şeklindeki ifadesi, bu tezi doğrulayıcı bir beyandır.

Zira toplumlar arasından seçilen bu peygamberler, Allah’ın rab sıfatının bir diğer özelliğidir ki bu işlevi ise Allah, belirli aralıklarla uygulama sahnesine koymuştur. Öyle ki insanların yanlışlara meylederek tıkanma noktasına geldiği zamanlarda, toplum içinden birinin, numune şeklinde seçilerek Allah adına doğruyu anlatması ve tüm toplumu ilgilendiren doğruları beyan etmesi kesinlikle şarttı. Zira öyle olması gerekiyordu ki, şüphesiz Allah da öyle yapmıştır. Nitekim Allah, peygamberlerini işte bu sebeple göndermiş ve onlar kanalıyla toplumların ıslahını sağlamıştır. Nihayetindeyse bu durum, rabbimizin terbiye ediciliğinin bir başka şeklidir.

Özetleyerek kısaca şunu belirtelim ki Allah’ın Rab sıfatı, bize kimin ne olduğunu ve akıbetinin ne olacağını, en güzel şekilde öğretmektedir. Dilerim hepimiz, bu gerçeği bu dünyada öğrenenlerden oluruz. Zira bu dünyada öğrenmeyenlere diğer âlemde bu gerçek, çok acı bir şekilde öğretilecektir. (Mehmet Akif UÇAR)

*********************************************************

“RAB”

Allah isminin özel bir sıfatıdır. Kelime manası olarak Rab; en temel anlamı ile ”terbiye etmek” demektir. Terbiye eden, ıslah eden, yetiştiren, Mürebbi (İlahi hidayetinin yolunu öğreten) manasındadır.

Buradaki terbiye etmek; bir annenin çocuğunu, bir öğretmenin öğrencisini terbiye etmesi ve yetiştirmesi manasından daha farklıdır. “Rab” isminin manasındaki terbiye; bir şeyi ilkel halinden alıp, aşama aşama hidayetine (Hakk ile Batılı ayırt eden doğru yola) ulaştıran anlamındadır, ve tüm varlıklar için geçerlidir.

“RAB”, Rubûbiyet mertebesi sahibi olan anlamındadır. Rububiyet, sözlük manası olarak, Cenab-ı Hakkın bütün zaman ve mekanlarda her türlü varlığa muhtaç olduğu şeyleri vermesi, tedbir, terbiye, malikiyet ve besleyicilik keyfiyeti olarak tanımlanmaktadır.

Rububiyet hakikati, Cenab-ı Hakkın Rab isminin manasından kaynaklanır. Rab ismi ise, her bir parçası ayrı bir âlem olan kâinatta, bütün varlıkların terbiye edilmesini ve zerrelerden yıldızlara kadar bütün âlemlerin mükemmel bir düzenle hareket ettirilmesini sağlar. Cenab-ı Hak, her şeye bir kemal noktası belirlemiş ve o nihai noktaya ulaşmak için o şeye bir meyil vermiştir. Bütün varlıklar da, o kemal noktalarını kazanmak için şevkle hareket etmektedirler. İşte, kâinatta zerrelerden galaksilere kadar her varlık taifesinin tek başına ve toplu olarak, hedefleri olan kemal noktaya olan hareketleri esnasında, Cenab-ı Hakkın onlara yardım etmesi ve manileri def etmesi, onun terbiyesinden, Rab isminden ve onun rububiyetinden kaynaklanmaktadır.

Firavun, ”Sizin Rabbiniz kim, ey Musa?” dedi.

Musa, ” Rabbimiz, her şeye hilkatini ( yaratılış özelliklerini ) veren, sonra onlara yol gösterendir” dedi. (Taha 49 ve 50)

Bir başka manada Rubûbiyet ise “ilâhî isimler diye bildiğimiz Esmâ ül Hüsnâ’nın hükümlerini aşikâre çıkartma özelliğidir. Yani Esma ül Hüsna içerisindeki isimlerin, anlaşılıp idrak edilmesi ve insanda tecelli ederek açığa çıkmasıdır. İnsanın Rabbi, varlığında bulunan, varlığını meydana getiren ilâhî isimlerden başka bir şey değildir! Ancak bu ilâhî isimler, insanda bir terkip hükmüyle (birleştirme, bir araya getirme) ve boyutlarıyla aşikâre çıkar ki; bu çıkış da, insanın varlığının kaynağı ve ta kendisidir.

Zâtını ve sıfatlarını tanıdıktan sonra, insanda ortaya çıkan tüm manaların da, ilâhî isimlerin neticesinde oluştuğunu görüp anlayabilmek, insana hakikati tanıma yolu açar. Ve insan, kendini, benliği itibarıyla, tüm varlıkta çeşitli sûretler ve mânâlar şeklinde tanımaya başlar.

İnsanın “Rabbini” bilmesi; “insan” ismiyle kastedilen varlığın, “İlâhî isimlerin bir terkibi” olduğunu bilmesidir!

“RAB” kelimesi aynı zamanda sahip olmak, babalık etmek manasında da kullanılmıştır.

Hz. İsa “ Ya Rabbi“ diye hitap etse de, bu mana yanlış anlaşılmış, cahil anlatımlarla İsa’nın babası olarak yüce Allah manalandırılmıştır. Buradaki insanların yanlışı daha sonra Kuranı Kerim’in “İhlas suresinde” açıkça anlatılmıştır. “Lem Yelid Velem Yuled” ayetinde Allah “ doğmamış ve doğurtmamıştır” olarak açıklanmıştır.

Ayrıca “RAB” kelimesi, yönetmek, toplamak, çoğaltmak, karşılıksız terbiye eden ve ihtiyaçları karşılayan manalarına da gelmektedir.
Kelime yapısı olarak “RAB” terbiye etmek manasında mastar olsa da, “RAB” isminde özne olarak kullanılmıştır. Bu Arap dilinde şu şekilde yapılanır. Herhangi bir mastara konu olan eylem, eğer eylemi mükemmel şekilde yapıyor ise mastar “isim” olur.

Bu manada terbiye etmek mastarı; “Terbiye eden” şekline dönüşmüş, “Terbiyesini mükemmel (muhteşem ) yapan” anlamında kullanılmıştır.

Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan, sonra da Arş’a kurulup işleri yerli yerince düzene koyan Allah’tır. O’nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte o, Rabbiniz Allah’tır. O halde O’na kulluk edin. Hala düşünmüyor musunuz? (Yunus/3)

KURANÎ ÇERÇEVEDEN “RAB” İSMİ :

Kuranı Kerim’in indiriliş sırasına göre ilk suresi olan Alak suresinin ilk ayetinde Allah : “ Yaratan Rabbinin adıyla oku! “ buyurur.

İndirilen ilk ayette “Rab” ismi mevcuttur. Ve yine son inen ayetler olan Nas suresinde de:

De ki: ” Cinlerden ve insanlardan, insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlah’ına sığınırım. “ diye vahyedilir. Bu son vahiyde de Rab ismi anlatılırken Vahyin yani Kuran’ın indiriliş amacında esasın ”ilahi terbiye” olduğu aşikârdır. İlahi terbiye ise Allah’ın ”Rab” ismi ile tecelli bulur.

Kuran’da Allah ismi 2697 kez, Rab ismi ise Allah isminden sonra en fazla geçen isim olarak 962 kez geçer.

Peygamberimiz Esma’ül Hüsna ile ilgili hadisinde , ”Allah’ın 99 ismi vardır. Kim bunları ezberleyip benimserse ( ihşa etmek ) cennete girer” buyurmuştur. Bu hadiste Esma’ül Hüsna sayısı 99 olarak verilmiş olsa da, isim olarak tek tek belirtilmemiştir. Daha sonra Hadis âlimleri İbni Mace ve İbni Tirmızi’nin derlediği hadislerde listeler verilmiştir. Bu listelerde birbirlerinden farklı olup, ”Rab” ismi içermezler. 99 ismin sayısının verilip, isimlerin verilmemesi, insanın bu isimleri manaları ile beraber Kuran içerisinde arayıp bulması içindir.

Rab ismi de, Allah isminden sonra Kuran’da en çok geçen isim olduğundan, Esma’ül Hüsna içerisinde dâhil olmalıdır. Rab ismi diğer isimlerin birçoğundan farklı olarak ” -el ” ismi ile geçmez. Geçtiği ayetlerde tamlanan olarak geçer. Rabbuke, senin Rabbin, benim Rabbim veya Rabbuhum, Rabbukum, sizin Rabbiniz, onların Rabbi şeklinde geçer. Bunun manası bu ayetlerdeki Rab ifadesini okuyanın, uzak bir Allah ifadesinden kurtulup, dualarında kullandığı yakınlık ifadesi olan ”Ya Rabbi – Rabim” nidası ile benimsemesi içindir. Nihayetinde Rabbi’ni benimseyen müminde Allah’ın rububiyeti tecelli edecektir.

Yine ”Rab” ismi, Kuran içerisinde ”– ya” ( Ya Rabbi ) nidası ile sadece iki yerde geçer.

Peygamber,Ya Rabbi ! Kavmim şu Kuran’ı terk edilmiş bir şey haline getirdi.” dedi. ( Furkan 30)

Onun ( Muhammed’in ) ”Ya Rabbi!” demesine and olsun ki, şüphesiz bunlar iman etmeyen bir kavimdir. ( Zuhruf 88 )

Bu iki ayette de Peygamberin dilinden şikâyet anlamında kullanılmıştır.

ALEMLERİN RABBİ (RABBÛL ALEMİN)

Kuran’da 42 kez geçer. İsim tamlamasına giren, Âlem ile izafet tamlamasına giren tek isim “Rab” ismidir. Âlem, varlıkların tümü, ya da varlıkların ait oldukları âlemlerin her birine verilen özel isimdir. Sayısı ancak Allah katında bilinen kadar âlemler vardır.

İnsan olarak içinde yaşadığımız evrende bazıları görünür, bilinir. İnsanlar âlemi, hayvanlar âlemi, bitkiler âlemi, yıldızlar âlemi bu âlemlere birer örnektir. Yine varlığı Kuran’da belirtilen ama gerçek bilgisi Allah katında saklı olanlardan ise, Melekler âlemi, Cinler âlemi, Ruhlar âlemi gibi âlemleri biliriz. Tabi yine sadece Allah katında bilinen, var olan nice başka âlemlerde mevcuttur. Fakat bunların bilgisi insan bilgisinin üstündedir. Çünkü İnsan bilgisi, Allah’ın insana öğrettiği bilgi miktarı kadardır. Yani sınırlıdır. Sınırsız olan ise sadece yüce Allah katında olan bilgidir.

Zaten Âlem kelimesinin köküne baktığımızda, kelimenin Arapça olmadığını görürüz. Arapçanın ait olduğu Sami dil ailesindeki, başka dillerden ve muhtemelen Süryanice veya İbranice ’den alınmış bir kelime olduğu söylenebilir. Arapça olsa idi âlemler ifadesi “Alaim” olarak belirtilebilirdi. Oysaki Âlemin kelimesinin tam manası ; “Sonsuz zaman” manasına yakındır. Buda sonsuz sayıda âlemin Rabbi, ve sonsuz sayıda Âlemin bilgisinin Allah katında olduğuna işaret olabilir.

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’adır. (Fatiha/1)

Semaları ve arzı altı günde yaratan, muhakkak ki sizin Rabbiniz Allah’tır. Sonra arşa istiva etti. Gündüz, onu süratle talep eden (takip eden) gece ile örtülür. Ve güneş ve ay ve yıldızlar O’nun emrine musahhardır (boyun eğmişlerdir). Yaratma ve emir O’nun değil mi? Âlemlerin Rabbi mübarektir, şanı yücedir ” (Araf/54)

(Musa A.S): “Eğer yakîn (hasıl ederek) inananlarsanız; (O), göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir.” dedi. (Şuara/24)

ARŞIN “RABBİ”

Yüce Allah’ın göklerden öte bir Arş makamında rububiyet tecellisi ile tüm varoluş ve kâinatı yönetir. O makam onun bilgisinde olan, insanın bilmediği bir makamdır. Orada tüm iş ve oluşlar, Tüm yaratılış ve tüm kâinat ve onlara ait kurallar yönetilir. Yani Rububiyetinin yönetim yeridir. Arş makamının da Rabbi Allah’tır.

”Göklerin ve yerin de Rabbi olan arşın Rabbi, onların vasıflandırdıkları şeylerden münezzehtir.“ (Zuhruf/82)

”O Allah ki, arşıl azîm’in Rabbidir. O’ndan başka İlâhyoktur” (Neml/26 )

De ki: “Yedi kat göklerin Rabbi ve arşil azîmin Rabbi kimdir?” ( Müminun/86)

”Bundan sonra eğer onlar dönerlerse, o zaman onlara şöyle de: “Bana, Allah yeter (kâfidir), O’ndan başka ilâh yoktur. Ben, Allah’a tevekkül ettim (güvendim). Ve O, azîm arşın Rabbidir.“ (Tevbe/129)

İNSANIN VE İNSAN SOYUNUN “RABBİ”

İnsan Allah’ın şaheseridir ve onun için Hazrettir ve Hazreti İnsan olarak nitelendirilir. Allah mahlûkat ağacının hem tohumu hem de meyvesi kılmıştır insanı. İnsanın anlamadan diğer hiçbir şeyi anlayamayız. Onun içim İlim ekolümüz insana “küçük âlem” kâinata da “büyük âlem” demiştir. Kâinatın küçülmüş, sıkılmış ve özü çıkarılmış hali insandır. Aynı zamanda insanın açılmış ve büyütülmüş hali kâinattır.

İnsan Kainatın gözbebeğidir. Çünkü Allah’ın rububiyetinin en büyük tecellisi insandadır. Âlemi Meleküt ile Âlemi Mülk arasındaki muhteşem varlıktır. Hatta bir tarafında Melekleri aşan vasfa sahip olan varlıktır insan. Kuranda Meleklerin insana secde etmesi istenmiş olması bundandır. Diğer bir tarafıyla da madde âlemine aittir.

Elementlerin tamamına yakınını vücudunda taşır. Canlı varlık olarak ta hem hayvan, hem de bitki özelliklerini taşır. Yani âlemlerin çoğunun özellikleri temsil eder, taşır. Tüm özellikleriyle muhteşemdir ve Hazreti İnsandır. Ve insana Yüce Allah, hem hayatı hem de ölümü vermiştir.

”O’ndan başka İlâh yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin ve evvelki (sizden önceki) babalarınızın Rabbidir.“ (Duhan/8)

DUA

Ey güneşin ve Ay’ın Rabbi! Ey rüzgârın ve yağmurun Rabbi! Ey doğunun ve batının Rabbi! Ey gecenin ve gündüzün Rabbi! Ey yerin, göğün ve ikisi arasındakilerin Rabbi! Ey âlemlerin Rabbi! Ey benim Rabbim! Ey terbiye eden! Ey edep Veren! Ey Rabb!

Bütün kâinatın Rabbi Sensin Allah’ım; Bütün hamdlar Sanadır! Bizi bir damla sudan yaratan ve şekil veren Sensin Rabb’im! Bütün hamdlar Sanadır! Bize hayat veren; Bize ruh veren; Bize kalp veren Sensin Rabb’im! Sanadır bütün hamdlar!

Ey öncekilerin ve sonrakilerin Rabbi! Ey dünyanın ve Ahiretin Rabbi! Ey hayatın ve ölümün Rabbi! Ey her şeyi ölçüyle Yaratan! Ey yol Gösteren! Ey terbiye Eden! Ey mülkünde ortağı Olmayan!

Rabbim, bize emanet olarak verdiğin evlatlarımızı, en güzel şekilde terbiye etmemizi nasip et! Senin bizi koruyup gözettiğin gibi Rabbim; Bizim de evlatlarımızı korumamızı nasip et! Hayır için teşvik etmemizi nasip et onları! Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerden olmalarını nasip et Rabbim! Ayaklarının Senin dosdoğru yolun üzerinde sapasağlam durmasını nasip et!

İlim ehli olmalarını nasip et evlatlarımızın Rabbim! Evlatlarımızı ve onların soyundan gelecekleri Namaz kılanlardan eyle! Terbiye eden Adınla Rabbim; Onlara güzel bir ahlâk nasip eyle!

Edep nasip eyle evlatlarımıza Rabbim! Evlatlarımızı doğruların önderleri yap!

Ey semavatın Rabbi! Ey maşrıkın ve mağribin Rabbi!

Ey yüce arşın Rabbi! Ey bütün mahlûkatın Rabbi! Ey benim Rabbim! Sen Rabb’sın! En büyük terbiye edici Sensin Rabbim! Rabbim! Münkerden alıkoyan namazla terbiye et ruhumu benim! Nefisleri terbiye eden Oruçla terbiye et Rabb Adınla beni! Sırf Senin rızan için kılanlardan Namazını ve Orucunu sırf Senin rızan için tutanlardan eyle beni Rabb Adınla Rabbim!

Bir kapı aralanacak bir sabah belki; Belki buğulu aynalarda kaybolacak yüzüm bir sabah. Uçsuz bucaksız çöle bütün pırıltısını seren bir güneş gibi belki; Bir nur doğacak penceremden. Esrarlı bir âleme doğru çıkarken son yolculuğumda, Belki korkacağım! Ve toprağa konulurken bedenim bir gün; Orada, yalnız olmadığımı anlayacağım! İşte o gün Rabbim; İşte o gün; Tek başıma, yapayalnız gelirken senin kapına; Meleklerin “Rabbin kim?” diye sorduğunda; Bütün ruhumla Rabbim; Bütün ruhumla “ALLAH” dememi nasip et bana! Âmin! Âmin! Âmin! V’el hamdülillahi Rabbil Âlemin! (esmavedua)

***************************************************************

Rab isminin üzerimizdeki tecellisi nasıl oluyor?

Rab ismi doğrudan zata bakar rahman isminden müştak olan ve ayrılan bu isim terbiye edici manasındadır. Bu ismin terbiye ediciliğini varlıkta kıyasen ifade etmek ve sıralamak, anlatmak tam anlamı ile olması imkânı yoktur. Bu anlatım ve ifade dahi o terbiyenin altında gerçekleşecektir.
Her ne kadar Rab isminin tasarrufları tam manası ile açıklanamasa dahi nelerin bu ismin tasarrufu altına girdiğini açmak ve irdelemek de fayda vardır ki ”rab isminin varlıkta ki etkisi, doğru ifade ile tasarrufu nasıldır” dendiği zaman akılda acabalar oluşmasın.

Ama o kısma geçmeden önce yakîn kardeşimin güzel açılımına bir katkıda bulunmak istiyorum; Evet üstadın ifadesinde de olduğu gibi “Kâinatın her bir âleminde, her bir taifesinde, esma-i Hüsna’dan bir ismin unvanı tecelli eder. O isim o dairede hâkimdir. Başka isimler orada ona tabidirler, belki onun zımnında bulunurlar.” “İsimler birbiri içinde görünüyor.” (Sözler/24.Soz) dir.

Zaten her bir esma ayrı bir âlemde denebilir. Efendimiz aleyhisselam için âlemlerin sultanı denirken bu isimlere en azam derecede muhatap olması ya da bu isimlerin en azam derecede tasarruf etiği bir müşahhas kıymet kazanmış olması sebebi ile de denmiş olabilir zira Esmalardan başka ya da Esmaların ortaya koyduğu sahnelerden başka bir ortam yada alem yoktur.

Her bir taifede esma i hüsnadan başka bir unvanın tasarruf etmesi ise; Mesela nimetlendiğimiz taife de Rezzak ismi en azam derecede tasarruf eder ama rızıklandığımız şeylerde tekvin- yaratma / sani- sanat / mülevin-renkler / âlim-ilim / hâkim-hüküm, sahip vs gibi daha pek çok esma i ilahiyi barındırır. Ama ön plana çıkan ise Rezzak’tır.

Çiçeklerde ise cemali esmaları müşahede ederiz onlarda ön plana çıkan cemil ismidir ki güzellikleri ile enzarı nazara sunulurlar ve onlarda da renginde dalında büyüyüp gelişmesinde ölmesinde vs safhalarında farklı farklı esmaları görür müşahede ederiz. Mesela bazı tabii kanunlarda vardır ki celali esmaları tazammun eder. Celal ya da Kahhar ve Dar isimleri ön plana çıkar ki bunlarda depremler, sellere, hortumlar, kıtlıklar vs gibi.
Gene bu oluşumlar içinde de farklı Esmaların cemi vardır ama ön plana çıkan ve başka isimlerin kendisine tabi olduğu isimler Celalin, Kahharın, Dar ın ve de belki de Müntakim’in ön plana çıktığı hadiselerdir.

Üstadın bu ifadesinin insandaki tasarrufu ise her insanda ayrı ayrı ortaya çıkar. Bir insan çok güzeldir onda cemal ismi ön plandadır kimisi sanatkârdır Sani ismi ön plana çıkar kimisi ilim ehlidir ‘Alîm ismi kiminin hafızası çok güçlüdür Hafîz ismi vs gibi bir isim ön plana çıkar ve diğer isimler ondan sonra gelir tasarruf cihetinde. Bunlar bizlerin rahatlıkla Esmalara vereceğimiz yanlardır.

Birde Celali Esmaların ön plana çıktığı kimseler vardır.

Onlarda tarih de katliamları, vahşetleri ve de iç burkucu olayların neticeleri ile anılır tanınırlar ve bunlarda da ön plana çıkan celali esma tasarruflarıdır.

Burada gene farklı bir husus; Kimde hangi esma ön plana çıkar ise çıksın ve dünya hayatında ne gibi neticeler ortaya koyar ise koysun imtihana tabii olan ruh esastır ki o haller içindeki niyeti keyfiyeti ve mayalarında ki tasarrufu kişinin akıbetini belirler. Ne Neron ne Karl ne de Marks; Neron, Karl, Marks olarak gelmeyi istemedi. Ona o kimliği ALLAH cc tayin etti ve onu o vasıf ve kimlik altında imtihan etti. Ama vicdanda ve akla sunduğu teklifler ile de sürekli ihtira etti ve sürekli imtihana tabii tuttu ve o kişilerin akıbetleri de akıl planına vicdana sunulan o sinyallere göre şekil alan meyelanına (meyline) göre netice bulacak. Çok farklı bir boyut olsa da gene esma i ilahi dairesi içinde kaderi, cüz’i iradeyi, meyelandaki tasarrufu çok geniş boyuta içine alan ciddi bir konudur.

Bütün bunların Rab ismine tabii olması hususunda ise;

Rab isminin doğrudan zata bakması ve rahman isminden müştak olup terbiye edici olması hasebi ile yani tasarruf da bulunan her esmanın tasarruf sınırlarını belirlemesi ve çizmesi sebebi ile Rab ismine bakarlar.

Rezzak ismi şerifi rızıkta ne kadar ne surette tasarruf edecek ve bunların mahiyetleri ne surette olacak gene Basir ismi hangi varlık da ne surette ve boyutta bir görme şeklinde tasarruf edecek, Semî’ ismi hangi varlık da ne surette ve boyutta bir duyuş şeklinde tasarruf edecek vs. Bütün bunların en altı limit ve en üst limit ve bu ikisi arasındaki tonlamalar veya her ne şekilde bir mahiyet içinde olması gerekiyor ise bütün onların sınırlarını belirleyen olması hususiyetlerini havi olması sair esmaları Rab ismine bakan isimler olarak gösteriyor.

Birde yakin kardeşimiz; Yani “Her ismin tecellisi, Rab isminin zımmından geliyor.” demiş; Bu ifade uzak düşüyor gibi. Yani bu şekilde ifade açılması, izahı ve doğru şekilde anlaşılmasını zorlaştıran bir ifade gibi.

Her isim zata bakan yönü ile haktır ama ALLAH cc ismi içinde haktır ve her biri ayrı ayrı tasarruf eder. Bu isimlerin varlığı ALLAH cc ın varlığı ile kaimdir ve bu isimlerin tasarrufları zata bakan yönü ile haktır ve Rab ismi, doğrudan ALLAH cc ismi içinde olan ve bu özelliği ile sonsuz tasarruf keyfiyetine sahip olan diğer tüm isimlerin o sonsuz tasarruf istidatları ile ortaya konması değil de belirli bir sınır ve daire içinde tasarrufunu düzenleyen bir isimdir Rab ismi.

Aslında bu konuda bazı satırlara da değinmek istiyor idim fakat zamanım kısıtlı İnşaAllah konunun devamında aktarmaya çalışırım. Selam ve dua ile.

*************************************************************

RAB

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Hamd, yalnız âlemlerin Rabb’i olan Allah’a aittir.” (Fatiha/2) Hz. Abbas rivayet ediyor: Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğunu işittim: “Allah’ı Rab, İslâm’ı din ve Muhammed’i de peygamber olarak kabul eden, imanın tadını almıştır.” (Müslim, 34; Beyhakî, a.g.e., s. 73-74.)

el-Halîmî Rab kelimesinin anlamı hakkında der ki: “Rab, yarattığı her şeyi olgunlaştırıp onu takdir ettiği kemale erdirendir. Buna göre; O, spermayı bel kemiği ile kaburgaların arasından çıkarıp anne rahminde döllendiren, sonra onu bir kan pıhtısı hâline, ardından da bir et parçasına dönüştüren, sonra onu kemik hâline getiren, sonra kemiğe et giydiren, sonra anne karnında bedenine ruh veren, sonra onu başka bir varlık olarak küçük ve zayıf bir halde annesinin karnından çıkaran, sonra büyüyünceye kadar onu çocukluk ve gençlik gibi çeşitli evrelerden geçiren, ardından olgunlaştıran, sonra ihtiyarlatan ve bu dünya hayatına son veren varlıktır.

Allah’ın yarattığı bütün varlıklar böyledir. Doğar, büyür ve ölürler. Bu süreçte onları ayakta tutan ve kendilerine hayat veren O’dur. Allah kendisinin belirlediği şekilde her varlığa bir biçim vermiştir. O, insanların bedenlerini dilediği şekilde yaratan, onlara bir süre belirleyip ardından varlıklarına son verendir.”

Bana ulaşan habere göre Ebu Süleyman şöyle demiştir: “Birden fazla tef¬sir ehli kimseden rivayet edildiğine göre; “Hamd, yalnız âlemlerin Rabb’i olan Allah’a aittir.” (Fatiha/2) ayetinde geçen Rab kelimesi, efendi anlamındadır. Ancak bu anlam, eğer “âlemler” i, cansız varlıkların dışında kalanlar anlamında kabul edersek doğrudur. Zira “ağacın veya dağın vb. efendisi” ifadesi doğru değildir. Ama “insanların efendisi” doğru bir ifadedir. Şu ayet bu gö¬rüşü doğrulamaktadır: “Rabb’ine (yani efendine) dön de ona soruver: “Ellerini kesen o kadınların durumu neydi?…” (Yusuf/50)

Rab kelimesinin Mâlik (sahip) anlamında olduğu da söylenmiştir. Bu durumda “âlemlerin Rabb’i (sahibi)” tamlaması doğru ve genel anlam ifade eder. Çünkü âlimlerin çoğu, “âlem” kelimesinin bütün varlıklar için geçerli olduğu görüşündedirler ve şu ayeti bu görüşlerine delil gösterirler:
Firavun dedi ki: “Âlemlerin Rabb’i nedir?” Dedi ki: “Göklerin, yerin ve bu ikisi ara¬sında olan her şeyin Rabb’idir. Eğer kesin bilgiyle inanıyorsanız (böyledir).” (Şuârâ/23-24)

Rab, düzelten, iyileştiren, düzenleyen ve ayakta tutan anlamlarına gelir. el-Herevî ve diğerleri der ki: “Bir şeyi düzelten, gereğini yerine getiren ve eksikliklerini tamamlayana Rab denilir. Bu nedenle, ilahî kitapların gerekle¬rini yerine getirerek insanları düzeltmeye ve hatalardan kurtarmaya çalışan¬lara “Rabbaniyyûn” (Rabbânîler) denilmiştir. Rab, daha çok kendisine ibadet edilen mabud anlamında kullanılır. Rab kelimesi, kabir azabını anlatan hadiste “Rabb’in (mabudun) kimdir?” şeklinde geçer. et-Tayalisî, 753. Bkz. “et-Tezkire”, Daru’l-fecr li’t-türâs, s. 116.

Bütün bu açıklamalardan sonra; Yüce Allah, rablerin Rabb’i ve kulların gerçek mabududur. O, bütün mal, mülk ve insanların maliki ve sahibidir. Bütün varlıkları yaratan ve rızıklarını veren O’dur. O’nun dışındaki bütün rabler ve efendiler, yaratamaz ve rızık veremezler. Bütün varlıklar, yoktan yaratılmışlardır. Hepsi O’nun mülküdür. Her şey O’nun emriyle var olmuştur. Allah, her şeye sahiptir. Hiçbir şey O’nun mülkünün dışında değildir.

Oysa insanlar, her şeye sahip olamazlar. Bazı şeylere sahip olsalar bile bu, sahip olamadıklarının yanında pek basit kalır. Allah bu yönüyle insanlar¬dan ayrı ve üstündür. Yaratan ile yaratılanlar mukayese edilebilir mi? Firavun “Sizin en yüce Rabb’iniz benim.” (Naziat/24) demekle, kavminin en Yüce Rabb’i olma iddiasında bulundu ve kendisinin, rablerin Rabb’i olduğunu ispat etmek istedi. Ancak Allah, buna müsaade etmeyerek onu cezalandırdı. “Böylelikle Allah (c.c.) onu, ahiret ve dünya azabıyla yakaladı.” (Naziat/25)

Rab kelimesinin terbiye (eğitme) anlamında olduğunu söyleyenler de vardır. Buna göre Yüce Allah, varlıkları yaratan, onları terbiye edip eğiten, işlerini düzelten, durumlarını iyileştiren, dünya ve ahiret işlerini idare eden ve onları daima gözetendir. O, her şeyi yaratandır. O’nun dışındaki her şey ya-ratılmıştır. Bütün insanlar O’nun kuludur. O, her şeyin Rabb’idir. O’nun plan ve programı, idare ve sevki olmadan hiçbir şey düzelmez. O’nun emri olma¬dan hiçbir şey varlığını devam ettiremez. Rab kelimesi Kur’an-ı Kerîm’de eğitme ve koruyuculuğunu üstlenme anlamında şu ayette kullanılmıştır: “Kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup, koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız.” (Nisa/23)

Varlıkların işlerini düzenleyen, onları koruyup gözeten, durumlarını dü¬zelten ve iyileştiren yönüyle Rab, Allah’ın fiilî sıfatlarından; mülk sahibi ve efendi olması yönüyle de Allah’ın zatî sıfatlarından sayılır. (Kurtubi)

Bu İsmi Bilmenin Faydaları

Her Müslüman kendisi için gerçekte Allah’tan başka Rab olmadığını bilmelidir. Buradan hareketle, elinin altında bulunan, eğitim ve bakımı kendi¬sine bağlı olanlara güzel davranmalı, onları en iyi şekilde yetiştirmeye, ihtiyaçlarını karşılamaya ve işlerini bir düzene sokmaya çalışmalıdır. Böylece onları yavaş yavaş yükseltmeli, gelişmelerine yardımcı olmalı ve Allah’ın kendisini koruyup gözettiği gibi o da, onları koruyup gözetmelidir.
İbn Abbas’a, Rabbânî kelimesinin anlamı ve kim olduğu sorulunca şöyle cevap verir: “Rabbânî, insanlara büyük işlerden önce küçük işleri öğretendir.” Buna göre Rabbânî âlim, rablik ilminin gerçeğini anlayan, sıradan insanları anlayabilecekleri ve taşıyabilecekleri kadar bu ilimle terbiye eden, bu konuda daha da ilerlemek isteyenlere ise, bu ilmin incelik ve derinliklerini, hazinelerini aktarmaya çalışan kimsedir. Böylece her insan, kendisine takdir edildiği ka¬dar Allah’ın fazlından almış ve idrak etmiş olur. Bununla Rabb’ine yalvarır ve “Ey Rabb’im! Şüphesiz ben nefsime zulmettim, beni bağışla” (Kasas/16) diyerek Kur’an’da geçen diğer dualarla birlikte dua eder.

           Kendisi için Rab ismini kul¬lanmamaya ve bu isimle çağırılmamaya dikkat eder. Zira rivayet edilen sahih bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Sizden biri kölesine ve cari¬yesine, abdî (kölem) ve emetî (cariyem) demesin. Köle olan da, rabbî (efendim anlamında) ve rabbetî (hanımefendim) demesin. Köle sahibi, fetâtî (uşağım/hizmetçim) desin; köleler de, seyidî/seyyidetî (efendim) desin. Biliniz ki asıl siz, kul ve köle olansınız, Allah da sizin Rabb’inizdir. (Ebû Davud, 4975. Ayrıntılı bilgi için bkz. Kurtubî, a.g.e., 1/395-396.) (Ahmet Nazif)

          Ve ahıru da’vahüm enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn.

           Dualarının sonu da “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.” diye şükretmek olacaktır. (Yunus/10)

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 17 Aralık 2015 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: