RSS

ESMA DERSLERİ (13-1) – 4 – er RAHMÂN

24 Ara

323

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn, Vessalâtü vesselâmü ‘alâ Resulina Muhammedin ve ‘ala ‘alihi, ve eshabihi ecmaiyn.

Rabbişrah liy sadriy;

Ve yessirliy emriy;

Vahlül ukdeten min lisaniy;

Yefkahu kavliy; (Tâhâ 25-26-27-28)

Rabbim göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi, düğümü çöz dilimden ki, anlasınlar beni. Amin, amin, amin..!

Değerli dostlar bugün 13. esma dersimizi işleyeceğiz inşaAllah bugün esma i Hüsnadan yeni bir isimle daha karşı karşıyayız. Er Rahman. Sonsuz merhametin menbaı, sonsuz merhametin kaynağı, sonsuz merhametin sahibi.

Er Rahman; özünde merhametli demek. Sonsuzca merhamet eden mutlak merhamet sahibi anlamına gelir. Rahm kökünden türetilmiş. Rahm, rahmet, merhamet hep birbirin in yerine kullanılıyor Arap dilinde. Merhametli insan diyoruz, rahmet diyoruz, hatta yağmura rahmet diyoruz. Çünkü yağmur Allah’ın rahmetinin eseri, esasen toprağa da rahmet dememiz lazım, yere, göğe ve ikisi arasındakilere de dememiz lazım. Neden öyle dememiz lazım inşaAllah ilerleyen süreç içinde daha bir anlaşılır olacak.

Merhamet nasıl izah edilir, Allah’ın Rahman ismini anlamak için merhameti anlamak lazım. Merhameti anlamak için de şu anda çıkış noktası olarak elimizde gördüğümüz dokunduğumuz insani merhamet var. Hani Allah ismi Celâlini işlerken geçen yıl Allah hakkında düşünmeye başlamanın yönü Allah değildir demiştim. Doğru yön insandan başlamalı. Çünkü Allah hakkında düşünmeye aşkından başlarsanız halledemeyeceğiniz bir yerden girmişsinizdir demektir.

Dolayısıyla esma bize Allah’ı anlamamız için indirilmiş bir gök ipi, vesiledir gerçek vesile. Esma zihnimize inzal olmuştur Allah’ı anlamamız için. O nedenle b iz esmayı insandan yola çıkarak anlamaya başlarız, anlamamız arttıkça, kemale doğru erdikçe artık içkin olandan aşkın olana doğru geçeriz. Onun için mutlak tenzihte, mutlak teşbih de yanlıştır. Yani mutlak tenzih Allah’ı hiçbir varlıkla, hiçbir mahlukla bağlantı kurmadan mutlak olarak hayat dışı görmektir. Mutlak teşbih de Allah’ı yarattıklarına benzetmek bu da yasak, o da doğru değil. Bir denge lazım buna. Onun için esmayı anlamaya biz esmanın tecellisinden başlarız, esmanın tecellisi de varlıktır, varlıktan başlarız. Allah’ın Rahman ismini anlamak için de beşerde ki merhameti anlamakla başlarız.

Merhamet nasıl izah edilir, mesela düşünseniz merhamet etmek ne demek, insan nasıl merhamet eder iç fakültelerin izde merhamet hangi süreçler tetiklenerek oluşur hiç düşün dünüz mü bunu. Beraber düşünelim;

Merhamet güçsüz ve muhtaç olana vicdan sahibinin meyl etmesidir, önce vicdan olacak yani Rahim; merhamet eden bir de merhum merhamete muhtaç olan olacak bir de rahmet olacak. Rahmeti; rahim merhuma iletecek. Merhamet eden merhametini merhamete ihtiyacı olana ulaştıracak.

Aslında merhamet özü itibariyle bir cazibedir. Cazibe çekim demektir, cazibe kâinatın sırrıdır. cazibe sırrı eğer olmasaydı varlık olmazdı. Elektron atom çekirdeğinin etrafında dönüyorsa çekim sırrıdır. Zaten o olmasaydı eşya olmazdı madde ayakta kalamazdı. Ay dünyanın etrafında bir yörüngede dönüyorsa çekim sırrı, Dünya güneşin etrafında dönüyorsa çekim sırrı, hatta kan vücudu deveran ediyor, atar damarlar ve toplar damarlar aracılığı ile kalp kabesini tavaf ediyorsa çekim sırrı.

Bu çekim sırrını sadece statik hadiselere uyarlayamayız, aynı zamanda, dinamik insanın iradesinin içinde olduğu hadiselere de, hac bir çekim sırrıdır. Ne çekip de götürüyor bizi bu çekimin farkında olanlar anlarlar cennet gibi topraklarınız, üzerinde yeşilin bin bir tonu ormanınız var, ırmağınız var, gölünüz var, deniziniz var, dağınız var. Fakat ot bitmez, ne ormanı ne ırmağı ne gölü ne çayı olmayan yere aşık oluyorsunuz.

Nedir bu sır? Çekim sırrı, cazibe. Onun için hangi sır insanı böyle bir ömür boyu beş vakit namaza kaldırır. En sevdiğiniz çocuğunuzu şöyle bir iddiaya girseniz; baba benim için her sabah şu vakit seherde kalkar mısın? Eh hatır için bir kalktınız, iki kalktınız, üç kalktınız. Yavrum artık kalkamam kusura bakma. Ama bir cazibe koyarsa Rabbimiz, çekim sırrı kalkarsınız. Bir ömür de kalkarsınız. Yani cazibe varlığın birbiri ile irtibatını anlamamızı kolaylaştıran bir kavram olduğu gibi Allah ile irtibatını anlamamızı da kolaylaştıran bir kavram.

Merhamet bir cazibedir, onun için insanın vicdanını cezbeder. Merhamet edilmeyi hak eden bir şey gördüğünüzde, merhamete muhtaç bir olay gördüğünüzde vicdanınızı cezp eder, kendine doğru çeker ve işte o zaman içinizde bir şey harekete geçer ve harekete geçirir. Onun için merhamet cazibedir.

Merhamet vicdanın duygu ve duyulara okuduğu ezandır. Vicdan ezan okur mu? Okur ya..! dili lâl olmamışsa, kör sağır ve dilsiz değilse, aktifse vicdan ezan okur. Gazel de okuyabilir bazen, bazılarının vicdanı gazel okur yani görür, acır müdahale etmez elinden geleni yapmaz. O zaman ezan değil gazel okuyor demektir. Bazıları vicdanı ezan okuyunca duyu ve duygularına, duyuları ayağa kalkar. Namaza kalkar gibi kalkar. Onu bir vecibe bilir elinden geleni yapmayı bir vecibe bilir vicdan duyular ve duyguların kulağına ezan okuyunca.

Zıddı gadaptır rahmetin, yani öfke Türkçe de öfke dediğimiz şey gadab dediğimiz şey. Yakın anlamlıları rikkattir zaten lügatlara baktığımızda rahmetin karşılığına rikkat görüyoruz, oysa rikkat te Arapça bir kelime Rahmet de Arapça bir kelime. Rikkat aslında iç yufkalığı, kalbi yufkaltan şey, içimizi ihtizaza getiren şey. Onun için yufka gönüllülük de diyebiliriz rikkat için. Yine teatuf kelimesini eş anlamlı olarak kullanmış lügatlar, ama ben yakın anlamlılığı tercih ediyorum mutlak manada bir eş anlamlılığı kabul etmediğim için. Acıyı paylaşmaya teatuf denir. Onun için Rahmette bir acı paylaşma da vardır. İnsanın insana gösterdiği rahmet ve merhamet ile Allah’ın insana gösterdiği rahmet ve merhamet çok farklıdır oraya geleceğiz. Zaten.

Teatuf acıyı paylaşma insan bir başkasını acı içinde görünce paylaşmak ister. Aslında bunun altında şöyle bir his yatar; bir gün bu acıyı ben de yaşayabilirim. Ben, benim acımın paylaşılmasını istediğim için şimdi başkasının acısını paylaşmalıyım.

Peki Allah merhamet ederken böyle mi düşünür, bir gün ben de acı çekerim, benim acımı paylaşsın der mi, Allah için geçer mi bu.? Asla. Allah’ın merhametinin neden sadece Allah’ın Rahman olduğunu orada anlıyoruz zaten. Rahmetin menbaı, rahmetin kaynağı.

Re’fet, Rauf ismi oradan geliyor. Eş anlamlı olarak görülse de bendeniz yine yakın anlamlı olarak söyleyeceğim şefkat manasını veriyoruz biz Türkçe de. Gerçi şefkat de Arapça ama Türkçe de daha farklı bir vurgu kazanmış. Şefkat daha çok sevgiden doğan acıma hissi ile karşıdakine müdahale etme. Sonuçları da var tabii rahmetin merhametin. Hiçbir rahmet sonuçsuz kalmaz, kalmamalı. Zaten merhamet sonuçsuz kalıyorsa o merhamet değildir.

Merhametin sonucu lütuftur. Allah için Kur’an da kullanılan rahmet genellikle lütuf manasında kullanılmış. Çünkü Rabbimiz acıdığı zaman merhamet ettiği zaman mutlaka lütfeder. Zaten Rabbimizin merhameti lütuftur. Onun için merhametin, rahmetin sonucu lütuf, ikram, ihsan, iyiliktir. İyilik getirmeyen bir merhamet neye yarar.

Burada hemen şöyle bir itiraz gelebilir, ben de özellikle Allah’ı tanımayan insanlardan böyle itirazlar gördüm. Merhamet bir küçük görmedir, küçümsemedir diyorlar. Onun için merhamete ters bakıyorlar, merhamete kötü bakıyorlar. Sanki merhamet ettiğinizi küçük görüyorsunuz, küçümsüyorsunuz. Hayır. Bu sakat bir bakış açısı, yanlış bir bakış açısı, bunu reddediyoruz. Anne bebek ilişkisi rahmetin zirvesidir. Bebeğine merhamet duyan anne bebeğini küçük mü görmektedir? Küçümsemekte midir? Onu küçümsediği için mi ona merhamet duyuyor. Böyle bir şey söylenebilir mi. Hayır, merhamete muhtaçtır ama küçümsemez aksine önemser, çok değer verir öyle değil mi. Onun için merhametin merhamet edenden merhamet edilene bir küçümseme olduğuna yönelik her tür bakış açısı sakattır. O merhameti anlamamış, daha doğrusu merhameti kaynağından koparmış demektir. O hastalıklı, zehirli merhameti görüyor. Merhametin kaynağı Allah’tır, Er Rahman’dır. Rahman dan tecelli eden merhamet zehirli olmaz.

İnsan – Allah merhameti arasında, insan ile Allah arasında ki fark kadar fark vardır. İnsan merhamet gösterirken maddi manevi, dini dünyevi beklentiye girer. Biraz önce söyledim, birine acıma hissi doğduğu zaman içinizde, aslında kendi cinsinizdendir bir, kendi türünüzden. İnsan fıtraten kendi türünün zorda kaldığını görünce inisiyatifi olarak yardımına koşar. Onu yardıma sevk eden duygunun adına merhamet diyoruz. İkincisi merhamete muhtaç bir olay, bir şey gördüğü zaman ona merhamet etmek ister. Merhamet eder ki kendisi de öyle bir duruma düştüğünde kendisine merhamet edilsin. Burada da bir çıkar gözetir.

Yine insan eğer dindar ise merhamet eder ki Allah da kendisine merhamet etsin, yani yine bir çıkar vardır orada, Allah’tan bir şeyler bekler. Yine insan merhamet eder ki ahirette eline bir şey geçsin yine bir çıkar var orada. Mutlaka insanın merhametinde b ir çıkar gözetilir bu dini olur, dünyevi olur, hissi olur, fiziki olur, fiili olur ama olur. En azından etrafı merhametsiz demesin, bu ne merhametsiz adam demesin diyedir.

Peki Allah’ın merhametinde bunların yeri var mıdır? Hiç birinin yer yoktur. O zaman Allah niye merhamet eder? Niye Rahman’dır. İşte bunun üzerinde düşünmemiz lazım. Merhametin mutlak kaynağı olan Allah, Rahman olan Allah neden merhamet eder.

Rahmet Allah için kullanıldığın da bir duygu türü, bir hissediş, bir kâlp fiili değildir. İnsan için kullanıldığın da bir duygu türüdür bir hissetme biçimidir, bir kâlp eylemidir, iç eylemidir, ef’ali kulûptandır. Fakat Allah için kullanıldığın da ne bir hissediştir, ne bir duygu türüdür, ne bir kâlp fiilidir. Allah için bunlar geçmez zaten. Yani Haşa Allah’ın kâlbinden söz edilemez ki.

Dolayısıyla Rabbimiz için, Rahman’ın merhamet etmesi için merhumun var olması bile şart değildir. Eyvallah, bilmem anlaşıldı mı? Çok önemli bir cümle idi bu. Bizim merhamet etmemiz için merhamete muhtaç olanın var olması lazım. Fakat Allah’ın merhamet etmesi için merhamete muhtaç olanın var olması bile şart değildir. O zaman olmayana merhamet nasıl oluyor? Rahman olan Allah’ın merhameti yokluğa yöneldiği zaman var oluyor. AllahuEkber..! Rahman olan Allah yokluğa nazar ediyor, yokluk var oluyor, yok var a dönüşüyor ve merhamet var oluşun aslı oluyor. Rahman olan Allah’ın rahmeti, varlığın Rahmi oluyor.

Yaratılanı sevdik yaratandan ötürü diyen işte böyle demiş, bunun için demiş. Biz var olanı severiz, O sevince var olur. Biz var olana merhamet duyarız, O merhamet edince var olur. Fark çok büyük. Zira Rahman’ın merhameti dediğim gibi sadece ve sadece var olana bir lütuf değil, yok olanı var eden bir lütuftur. Eyvallah..!

Er Rahman bazı dilcilerin dediği gibi doğrudan seven anlamını taşımaz. Şimdi öyle çeviriyorlar. BismillahirRahmanirRahıym i; İşte seven ve şefkat duyan Allah’ın adıyla. Bu doğru bir çeviri değil. Çünkü Er Rahman sevgi manası taşımaz. Merhamet sevginin sebebi değil sonucudur. Er Rahman merhamet manası taşır. Sevgi manası taşıyan Allah’ın esması, ismi; Vedûd dur. Ama Allah isminin kendisi tüm kombinezonlarıyla sevgi manasına gelir. Onun için sevgi merhametten daha önce geliyor. Allah; Rahman’dır da olduğu gibi. Seven merhametlidir böyle açabiliriz. Allah Rahman’dır ı seven merhametlidir şeklinde açabiliriz. Allah ismi Şerifi tüm kombinezonlarıyla; E-Le-He, Ve-Le-He, Le-Ve-He, Le-E- He, He-Le-E, He-Le-Ve tüm dokuz kombinezon, çünkü içinde illet harfi var dokuz kombinezonuyla birlikte tüm ortak mana sevgidir. Bunu Allah kitabında da, daha önce Esmada da ifade etmiştim dersimizde. Onun için doğrudan seven manası taşımaz.

Sevgi merhametin tohumudur. Fakat şu manaya da gelmez, merhamette sevginin meyvesidir. Doğru, fakat burada iş biraz karışır. Meyve tohumu içinde taşır mı? Taşır. Her meyve tohumu içinde taşır. Dolayısıyla tıpkı insana benzer merhamet. İnsan Kâinatın varlık ağacının hem en soylu meyvesi hem de tohumudur. Dolayısıyla işte insan var olsun diye hayatı var etti. Ama varlığa insanla başlamadı, fakat insan var olsun diye. Meyve verecekti tohumu ekti. Fakat tohumu meyveden dolayı ekti. Dolayısıyla meyve tohum ilişkisi böyle bir ilişki.

Allah ismi bizzat sevgiye delalet eder demiştim, Er Rahman ismi ise merhamete delalet eder, özünde merhametli demek. Er Rahiym de işinde merhametli. Yani Rahman ve Rahiym özünde merhametli, işinde merhametli. Ona geleceğim zaten iki esma arasında ki farklar ve benzerliklere.

Er Rahman sıfatı bir sıfattır her şeye rağmen sıfattır. Çünkü Allahu Rahmanun diyebiliriz. Bizzat Allah’a sıfat olur Allah, Rahman’a mensuf olur, tanımlanan olur. Dolayısıyla sıfat mevsufun yerine bizatihi geçemez. Fakat Er Rahman’ı diğer 99 sıfattan ayıran bir özelliği var nedir o? Kur’an da bizzat Allah gibi kullanılan tek sıfattır. Onun içinde Allah yerine Rahman kullanılmıştır. Zaten müstakil olarak İsra/110. ayetinde de;

Kulid’ullahe evid’ur Rahmân* eyyen ma ted’u feleHUl Esmâül Hüsna. (İsra/110) İster Allah deyin ister Rahman deyin, hangisiyle yalvarıp yakarırsanız yakarın hepsi de Allah’ın en güzel nitelikleridir esma ül hüsnadan. Yani Kulid’ullahe evid’ur Rahmân ister Allah deyin, ister Rahman deyin.

Bu çok önemli bir şey adeta birbirine niyabeten kullanılıyor. Diğer isimlerin hepsi mutlaka ve mutlaka ya izafe edilir, ya isnat edilir, ya nispet edilir. Ama Allah ve Rahman ismi izafesiz, nispetsiz, isnatsız da gelir. Mesela Allahu Ehad. Allah tek başına gelir, ondan sonra devam eder cümle. Er Rahman, yalınkat gelmiştir Allemel Kur’ân, Er Rahmân. Ama diğer esma harfi cerlerle fiilleştirilir. Cümle içerisinde silsile tepkilere maruz kalır ve tepkiler oluşturur. Ama Rahman ismi tek başına, işte Er Rahmân da olduğu gibi tek başına gelir. Bu neyi gösterir? Rahman ismi sıfatlar içinde çok özeldir. Sıfat-ı has diyorum ben buna. Nasıl Allah ismi Has ise, Rahman da sıfat-ı hastır, vasfı hastır. Böyle bir isimlendirme doğrudur diye düşünüyorum ve sıfat-ı hastır diyorum.

Sıfat-ı has olmasını şuradan anlayabiliriz Kur’an da hiç Allah’tan başkasına kullanılmaz, zaten Allah’tan başkasına kullanılması da caiz değildir Rahman’ın. İsmi has; Allah. Sıfat-ı has; Rahman, Allah’a has sıfat, Allah’a has isim.

Rahman Allah gibi tesniye ve çoğul formunda gelmez mesela. Rahmanân gelmez, çoğulu da gelmez, Allah isminin de gelmez. İzafet ile gelmez mesela Kur’an da. Rahiym kullanıldığı bir çok yerde izafe ile gelir. Mesela Rahman ismi cer harfleriyle gelmez. Ama Rahiymun bil ‘ibad. Rahiym gelir. Kullarına Rahiymdir fakar Rahman ismi izafetle gelmez, harfi cerlerle gelmez.

Allah yerine kullanılır demiştim İsra/110 ayetinde, işte burada şu soruyu sormamızı istiyor Kur’an; Allah kimdir? Aslında Rahman isminin anlaşılmasında tıpkı Rabb ismi gibi böyle bir sual lâzım. Allah kimdir? Allah; Rahman olandır, cevabını da böylece veriyor. Allah özünde merhametli olandır, merhametin kaynağı olandır, merhametin menbaı olandır.

Rahman ile Rahiym arasında ki farklar neler? Bunu şöyle bir tadat edelim ki zihnimizde yerleşsin Rahiym ismi ile Rahman isminin farklı olduğunu anlayalım.

Öncelikle söyleyelim bazı dilciler bu ikisi arasında bir fark olmadığını söylemişler bu doğru değil. Yani bu kural olarak ta doğru değil.

1- ihtilafu’l-esma’ tedüllü ‘ala ihtilafi’l-ma’na isimlerin farklılığı mananın farklılığına delalet eder. Bir kere farklı, Rahman, Rahiym ile nasıl aynı manada olabilir, kalıbı farklı.

Rahman; sıfat-ı müşebbehedir, Rahiym; ismi faildir. Sıfat-ı müşebbehe ile ismi fail arasında dil açısından ciddi bir fark vardır.

2 – Rahman değişmezlik ve mutlaklık ifade eder. Rahiym değişkenlik ve teceddüt ifade eder.

3 – Rahman zata dönüktür, Rahiym fiile dönüktür. Yani şöyle göreceğiz Rahman ismi Rabbimizin zatına dönüktür. Mahiyet ve hüviyete dönüktür, Allah’ın hüviyetine, kimliğine dönüktür. Fakat Rahiym ismi mahlukata dönüktür. Onun için Rahman Allah’a dönüktür, Rahiym varlığa dönüktür.

4 – Rahman rahmet edene dönüktür, Rahiym rahmet edilene dönüktür bunlar temel ayrımdır.

Rabbimiz Rahmet eder, Niçin? Rahman olduğu için. Özünde merhametlidir ya, işinde de merhametlidir. İşindeki merhameti Rahiym, özünde ki merhameti Rahman ı temsil eder. Rahman olmadan nasıl Rahiym olunur? Onun için Rahman olmadan hem özünde Rahiym olunmaz, hem dışında ki herhangi bir şey merhametli olamaz. Eğer o Rahman olmasaydı varlıkta şefkat ve merhamet diye bir şey görmeyecektik. Çünkü yarattığının içine şefkat ve merhameti koymuş.

Rahmet cazibedir demiştim dikkat buyurun. Eğer madde füzyona uğramıyor ayakta kalıyor, elektron çekirdeğin etrafında biteviye tavaf ediyorsa ve biz de bu sayede dağları delebiliyor suyu içebiliyor, kumaşı biçebiliyor, tahtayı kesip masa yapabiliyorsak bu Rahman’ın rahmetinin eşyada tecellisindendir. Cazibeyi çekip alsaydı hiç bir şey yapamazdık. O zaman eşya insana secde etmemiş olurdu. İnsana secde etmesi, insanın emrine amade olmasıdır. İnsana secde etmesi Rahman’ın rahmetini yerleştirmesi. O nedenle Rahman faile bakar, Rahiym mefule bakar dedik.

İbn Abbas’ta böyle anlamış Rahman’ı ZürRahme olarak, Rahiym’i de Râhim olarak anlamış yani rahmet eden, ismi fail olarak. İbn. Cini harfte ki fazlalık diyor manada ki fazlalığa delalet eder. Bu güzel bir kural. Yani Rahman isminde kaç harf var? Rahiym ismini sayın kaç harf var. Eğer birinde dört birinde beş harf varsa beş harfli olanın manası dört harfli olandan daha ziyadedir, daha kavidir, daha öndedir. Böyle bir kural koymuş büyük dilci İbn Cini. Ki bu kural her zaman içinde gerçekten geçerlidir.

Rahman; ilginçtir içinizde Arapça okuyanlar vardır, farkındaysanız mastarın üzerine iki harf ziyadesi ile yapılıyor. Bu mübalağa vezni. Rahm, elif, nûn. Oysa bizim bildiğimiz Elif-nûn tesniye alametidir yani iki alametidir. Yani ne diyoruz iki kişi için hezenî, bakınız elif-nûn ekliyoruz heze – hezenî. Hazeni sahiran; iki sihirbaz. Sahiran; Elif-nûn ekledik mi iki manasına geliyor. Dünya dilleri içerisinde sanırım bir tek Arapça da iki formu vardır tesniye dediğimiz formun. Tüm dillerde bir tekil oluyor, bir çoğul oluyor. Ama Arapça da bir de iki formu var. Onun için Arapça da çoğul üçten başlatılmalıdır. Çünkü ikil formu zaten var.

Fakat bu ne demek? Hem mübalağa vezni Rahman, Sultan, Kur’an, Furkan, Kurban böyle bir vezin var, hem ağzına kadar dolu rahmetle mutlak rahmete delalet edecek, hem de bu vezni yaparken ikil formun unsurları kullanılacak Elif-nûn. Dı’fan manasına gelir bu. Aklına gelen en büyük rahmet ne? Onu iki ile çarp demektir anlatabiliyor muyum. Eyvallah..! Bu tesniyenin unsurlarıyla Rahman formunun yapılması, aklına gelen son şey ne onu iki ile çarp. Zaten iki ile çarptığında onu da iki ile çarpman lazım çünkü o da aklına gelmiştir. Eğer iki ile çarptınsa aklına o da geliyor demektir bir daha iki ile çarp. Onu da iki ile çarparsan o da aklına gelmiştir zaten onu da iki ile çarp demektir.

Yani sonu yok, rahmetinin sonu yok. Sen Allah’ın rahmetini hesap edemezsin, sen Allah’ın merhametinin sınırlarını asla tahmin edemezsin. Yeryüzünün etrafını tamamıyla rakamlarla donatsan gene de ifade edemezsin ey kul Allah’ın ne kadar merhametli olduğunu.

Rahman bu demektir. Belki Kur’an ı da böyle anlamak lazım. Kur’an ın içerdiği manaları sen tahmin edemezsin, onun için işte şunu bulduk, bunu bulduk, bu Kur’an’ın son tefsiri..’ geç onu geç..! İşte Kur’an ın hakkında son sözü falan söyledi, geç onu. O Kur’an dır, okudun mu? okudum. Geç onu. Kur’an diyorsun, okudum diyorsun, hiç okunmuş bitmiş olabilir mi, okunmuş bitmiş Kur’an olur mu. Makru olurdu ama Kur’an olmazdı. Kur’an olması için sürekli okunan olması lazım. Bakın 1.400 yıldır okunuyor, 1.400 yıldır tefsir ediliyor, 1.400 yıldır nazil oluyor, daha kaç 1.400 yıllar nazil olacak.

Ey Kur’an bana ne veriyorsun diye bakın, bana ne getirdin diye bakın göreceksiniz yüreğinize hediyeler dizecek, göreceksiniz sana da şunu fısıldıyorum diyecek, göreceksiniz içine girdiğiniz o kriz durumunda size kapıyı gösterecektir, önünüze ufuklar açacaktır, göreceksiniz için izde baharlar estirecektir. Çünkü o Kur’an dır. Rahman. Eyvallah..!

Dolayısıyla aklına ne geliyor 2 ile çarp. İki ile çarpma geliyorsa onu da 2 ile çarp, onu da 2 ile çarp yani nihayeti olmayan bir Rahmet, Rahmetin sonsuz ummanı. Allah böyle Rahmet sahibi.

Allah beni affeder mi acaba? Rahman’ı inkâr ettin tevbe de, istiğfar et, aklından sil.

Allah onu affetmez. Rahman’ı inkâr ettin tevbe et, istiğfar et, ağzını topla, aklını topla, kalbini topla.

Ya..! Allah beni affedemez..! Ne diyorsun, Allah’ın affından büyük günah işleme cüretinde bulunabilen var mı, yani kul böyle bir günah işleyebilir mi? Allah’ın affından daha büyük bir günah olabilir mi, sen kendini ne zannediyorsun demezler mi adama. Sen kendini ne sanıyorsun, sen Rahman’ın Rahman oluşunu bilememişsin, sen Rahman’ı kavrayamamışsın, sen Rahman üzerine düşünmemişsin, sen Rahman ismini anlamamışsın. Eğer Rahman ismini anlasaydın böyle konuşmazdın. Allah’ın Rahmet okyanusunda varlığın tüm günahlarını toplasanız ne eder ki Allah aşkına.

Dolayısıyla Rahman ismini kavramak aynı zamanda görüyorsunuz insanı tevbeye yaklaştıran, insanı istiğfara yaklaştıran, insanı Allah’a yaklaştıran bir boyut var. Zaten her esma kendisine tutunarak Rabbimize ulaştığımız yukarıdan sarkıtılmış bir ip, Feetbe’a sebeba. (Kehf/85) tutunur ve hurmanın tepesine çıkar orada ki hurmaları indirmek için. Dolayısıyla Rahman da bize arştan ip uzatmış, esmanın meyvelerini derelim diye, toplayalım diye. Eyvallah.

Rahman’ın tecellisi geneldir tahsis edilmez. Ne demek bu? Rahman sadece mü’minlere Rahmet etmez, Rahman ismi öyle tecelli eder ki sadece mü’minler bu isimden istifade etmezler, kâfirler de istifade ederler. Sadece veliler değil şakilerde istifade eder. Sadece kuzular değil kurtlar da istifade eder. Sadece güller değil dikenler de istifade eder. Sadece Musa değil Firavunda istifade eder. Sadece İbrahim değil Nemrud da istifade eder. Sadece Habil değil Kabil de istifade eder. Dolayısıyla Rahman isminin tecellisi geneldir tahsis edilemez ama Rahîm tahsis edilir. Bil mu’miniyne Rahıyma. (Ahzab/43). A’raf/156-Tevbe/117 ayeti delilidir. Bu üç ayet delildir ki Rahîm ismi tahsis edilebilir. Onun için demişlerdir ki Rahman isminin tecellisi genel, Rahîm isminin tecellisi özel Rahman ismi tüm varlığa rahmet eden, Rahîm ismi ise varlık içinde mü’minlere imanlarına özel merhamet, ekstra merhamet, imana özel.

Şöyle bir iddia da var Er Rahman dünya da, Er Rahîm ahirette demişler. Ben buna itiraz ediyorum. Allah’ın herhangi bir ismi herhangi bir zamana tahsis edilemez. Çünkü Allah için dünya ve ahiret yoktur ki, dünya ve ahiret bizim içindir. Esmanın da ahireti olmaz. O manada esma her zaman tecelli eder. Çünkü Rahman ismi öze dönükse eğer, Allah’ın hüviyetinden kaynaklanıyorsa eğer, öyle değil mi O dünyanın da Rahman’ıdır ahiretin de Rahman’ıdır.

Tabii bunu böyle diyenler biraz da ahirette biraz da kapıyı kapattıkları için. Ama işte o zaman cehennem Rahman isminin nasıl tecellisi olacak. Eğer ahirette de Rahman ismi tecelli edecekse cehenneme yoğun bakım ünitesi demek daha doğru olacaktır. Dünyada şifa bulmayanlar ahirette yoğun bakım ünitesine alınacaklardır. Rahman isminin tecellisi cehennem bile Allah’ın rahmeti olacak, yoğun bakım ünitesi olacak ve ağır hastaları yoğun bakım ünitesinde iyi edecekler, tedavi edecekler. Dolayısıyla böyle bir yaklaşım Rahman isminin şanına yakışan bir yaklaşımdır.

İrfan ehli Rahman iftikar (fakr u zaruret içinde olma, muhtaç olduğunu açığa vurma) ehlinin zikridir, Rahîm iftihar ehlinin zikridir demişler, çok hoşuma gitti onun için aldım. Rahman; İftikar; yani muhtaç olanın zikri, ben muhtacım ya Rabbi, fakr, zaruret, ihtiyacı olan. İnsan kendine bakar acziyetini görür, noksanını görür, Rahman der Ya Rahman..! Ben küçüğüm sen büyüksün, ben yetersizim sen yeterlisin, ben acizim sen ihtiyaç giderensin, ben muhtacım sen verensin, ben mukayyed im sen mutlaksın, ben kulum sen Allah’sın Ben merhumum, sen Rahmansın.

Dolayısıyla muhtacım sana der ve Rahman’ın rahmetini isteyipte aldığı rahmeti görünce bu sefer iftihar eder. Bakar ki Rahman kendisine istemeden vermiş, kendisini varlık içinde insan kılmış, yokluktan var etmiş, varlık içinden canlılar içine almış, canlılar içinden iradeliler içine almış, iradeliler içinden şuurlular içine almış, şuurlular içinden imanlılar içine almış ve kendini bilenler arasına katmış. Onu görünce artık istemeye bile utanır,zaten vermiş olduğunu görür, bu sefer ya Rahîm der ve iftihar eder. Onun için Rahman iftikar, Rahîm iftihar ehlinin zikridir diyenler güzel söylemişler.

Abdullah Bin Mübarek diyor ki, Bu kişiyi hatırladınız mı? İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin asil ve cins öğrencisi, arkadaşı derler, öğrencisidir ve hem fakihtir hem muhaddistir. Muhaddislik tarafı ağır bastığı için İmam-ı Azam’ın asil öğrencileri arasında ilk numaraya girenler arasında pek sayılmaz. İşte İmam Muhammed, İmam Ebu Yusuf, İmam Züfer gibi sıralanmaz. Fakat kendisi İmam’ın asil öğrencilerindendir ve hadiste mütebahhirdir. Biliyorsunuz onun Hacc fıkrası çok manidardır.

Birgün kafilesi ile birlikte dostları ve akrabalarıyla birlikte bir yıl hacca gitmek ister. Hac için çıktığında yolda konaklarlar. Konakladıkları yerde sabah namazına kalkıpta dışarıyı seyrederken bir manzarayla karşılaşır. Uzakta ki bir barakadan çıkan b ir kız çocuğu başını çıkarıp çıkarıp sokmaktadır. En son unda etrafta kimseciklerin olmadığına kanaat getirince fırlar içerden yola kadar gelir, Yolda yerde yatan bir karaltıyı alır ve aynı hızla içeri girer.

Üstad bu manzarayı görür meraklanır ve tabii bir şeyler de tahmin eder, hemen vekil harcını yollar şu hanede neler olup bitiyor bana öğren gel der. Gelir ki zat hanenin içinde bir sürü çocuk. Yanan bir ateşin etrafına toplanmışlar ağlaşıyorlar. Ortada da bir abla yanan ateşin üstünde ki tencereyi karıştırıyor. En sonunda sorar ne oldu, üstadımız sizin burada ne olup b ittiğini soruyor. O şuna şuna şahit olmuş, işte senşin dışarı çıkıp etrafı kolaçan ettiğini, kimsenin görmediğini zannettiğin bir anda yola çıkıp bir şey aldığını.

Artık söylemek zorunda kalır. Bunlar benim kardeşlerim biz yetimiz. Ne anamız var ne babamız. Bunlara bakmakla mükellefim ve hiçbir şeyimiz yok, hiç kimsemiz de yok. Dolayısıyla açlar ve 3 günden beri de hiçbir şey yemediler. Ağlıyorlardı, ben de yolda bir kuş ölüsü gördüm, eğer kimse görmeden alabilirsem diye baktım, gittim onu aldım getirdim onu yoldum şimdi pişiriyorum yedireceğim, susturacağım.

Gelir Abdullah Bin Mübareğe durumu anlatır vekilharcı. Abdullah bin Mübareğin kararı şudur. Hac iptal dönüyoruz. Eve dönünceye kadar lazım olacak kadar parayı ayırın geri kalan tüm parayı bu çocuklara verin. Dedi.

İşte Hac budur. Rivayet ederler ki o Hac’da Abdullah Bib Mübareği bir çok insan Kâbe’yi tavaf ederken görmüş. Aslında melekleri görmüşler. Rabbim gidemeyenlerin Haccını bazen gidenlerin Haccından daha makbul görüyor. Öyle gidemeyenler var ki Kâbe ayaklarına geliyor. Öyle gidenler var ki Kâbe onlardan kaçıyor. Onun için gidipte Kâbe kaçacağına, gidemeyip te Kâbe’nin ayağına geldiklerinden olmak her halde daha iyi bire şeydir. Bu manada aziz dostlar Abdullah İbn. Mübareği anmışken bu güzel anektodu da nakletmiş ve Rahmetle anmış olduk İşte bu o zat.

Öyle diyor Rahman; isteyene verendir. Rahîm istemeyene buğz edendir diyor. Çok hoşuma gitti benim. Niye buğz edendir? Niye istemiyor diye. Ben Rahman olduğum halde benden niye istemiyor. Onun için Rahîm istemeyene buğz edendir. Yani Allah istememizi istiyor, istememizden hoşnut oluyor. Fakat Allah’tan neyi isteyeceğimiz konusunda problemimiz var İstemeyi bilmiyoruz.

Hani zat öyle diyor ya; Ben zannederdim ki seni zikrederim. Anladım ki sen beni zikredermişsin. Öyle değil mi. Allah dediğiniz anda aslında siz Allah deyince O sizi mi anıyor, yoksa O sizi andı da siz mi Allah diyorsunuz Fezkürûniy ezkürküm. (Bakara/152) Eyvallah. Onun için Allah dediğinizde Rabbim beni andı diye arkasını getirebilirsiniz. Rabbinizin sizi anması saadet olarak yetmez mi? Aslında sizin Rabbinizi anmanız değil, felaket Rabbinizin sizi anmaması. Sizin Rabbinizi unutmanız değil, Rabbinizin sizi unutması. Ama bu birbirini getiren şeyler.

nesullahe fenesiyehüm. (Tevbe/67) Onlar Allah’ı unuttular, Allah’ta onları. Onlar Allah’ı unuttular Allah’ta onları kendi kendilerini unutturdu. Dolayısıyla ben zannerdim ki ben Allah’ı zikrederim, fakat anladım ki Allah beni zikredermiş. Ben zannederdim ki Allah razı olursa iş biter. Fakat anladım ki ben Allah’tan razı olursam Allah benden razı olur. Ben zannederdim ki benim kendim için istediklerim hayırlıdır, fakat anladım ki Allah’ın benim için istedikleri hayırlıymış.

İstemeyi bilmiyoruz, ne isteyeceğimizi de bilmiyoruz. Onun için Rabbim istemeyi öğretsin bizlere. Onun bizden istediklerini istersek doğru şeyler istemiş oluruz. Ente maksudi ve rızake matlubi maksudum sensin ya Rabbi, matlubum da, talebim de rızandır diyen ne güzel demiş değil mi. İsteyin halimdir diyenler ne güzel demişler, halim e bak neye ihtiyacım olduğunu gör ya Rabbi, zaten görüyorsun.

O nedenle istemeyi bilmiyoruz. Allah’tan Allah’ı istemek lazım, Allah’tan hidayeti istemek lazım. İhdinasSıratal’müstakıym. (Fatiha/6) onun için fatiha da bize istemeyi öğretiyor. Günde onlarca kez bize istemeyi öğretiyor çünkü istemeyi bilmiyoruz. Aslında istemeden verilecek şeyleri her gün istiyoruz, ama asıl istememiz gereken şeyleri de istemiyoruz. Oysa asıl istememiz gerekenleri isteseydik istemeden verilen o promosyonlar zaten onların ekinde geliyordu. Biz bilmediğimiz için sürekli istediğimiz şeyler zaten bize verilecekse verilecektir. Onun için ne olursunuz isterken gerçekten de ihtiyacımız olanı isteyelim.

Adamın ne istediğine bakın ihtiyacını ne kadar bilip bilmediğini anlarsınız. Rabbimizde insanın kalitesini istediği şeylerden çıkarıyor. Ona göre kalite listesi yapıyor öyle değil mi, Çocuk diyorsunuz değil mi, soruyorsunuz çocuğa oğlum ne istiyorsunuz? Ne isteyecek, çikolata isteyecek, araba isteyecek. Çocuk işte diyorsun uz. İyi de bizim yaptığımız çocukluklara ne demeli, biz de çoğu zaman öyle yapmıyor muyuz. Ne zaman büyüyeceğiz peki? Ya Rabbi, senden seni isterim. O’ndan O’nu istedikten sonra cennette gelir, dünya da gelir, ahirette gelir, gelir, gelir, gelir..!

Harun Reşit vezirine sürekli sorarmış: “Vezirim benden bir şey iste”. Vezir de aksine “sevgini isterim sultanım” dermiş. “Bir şey iste vezirim” herkes bir şey ister alırmı, ama vezire gelince vezir hiçbirşey istemezmiş, sevgin i isterim sultanım dermiş. En sonunda demişki “Be adam bir şey iste.” Aslında sultanım ben en büyük şeyi istedim siz farkında değilsiniz. Senin sevgini alırsam ben her şeyi alırım sultanım.” Eyvallah..! Bunu fark etme meselesi, bunu fark etme meselesi. Rabbimden sevgisini istersen, sevgisini alırsan ne geriye kalır ki Allah aşkına. Dolayısıyla istemeyi bilmek. Eyvallah.

Onun için Rahman isteyene veren, Rahim istemeyene buğz eden, benden niye istemedin Ve izâ seeleke ‘ıbadiy ‘anniy feinniy kariyb* uciybu da’veteddâ’ı izâ de’âni, felyesteciybû liy vel yu’minû Biy leallehüm yerşudûn. (Bakara/186) Kullarım sana benden soracak olurlarsa diyor Rabbimiz iyi bilsinler ki ben yakınım. Dua edenin duasına icabet ederim, davet edenin davetine gelirim felyesteciybû liy vel yu’minû Biy siz de benim davetime icabet edin ve bana güvenin. Bunu istiyor bizden.

Demek ki Allah ta dua ediyormuş. Biz Allah’a dua ediyormuşuz, Allah’ta bize dua ediyormuş. Allah’ın bize duası Rahmet, mağfiret, atıfet, cennet. Bizim Allah’a duamız ise niyaz. İşte bu. Dolayısıyla istemek, tüm ibadetlerin merkezi. Onun için Ed duâ muhhül- ibâdeh. Dua ibadetin iliğidir, beynidir. Onu aldınız mı ibadet beyinsiz kalır. Salât aynı zamanda dua manasına gelir. Namaz duanın ayağa kalkmış biçimidir. Onun için biz aslında tüm ibadetler üzerinden sadece dua ediyoruz. Duanın farklı şekilleridir ibadetler.

Neden? Rabbimiz özünde sonsuz Rahman ise eğer -ki öyle iman ettik- bu Rahmet nasıl tecelli edecek, eğer biz dua edersek O’nun Rahman isminin bizde tecellisine fırsat veriyoruz. Yani bir tür Rabbimize tecellini göster ya Rabbi, senin büyüklüğünü görelim diyoruz. O nedenle dua ibadetlerin beynidir ve müşriklerin Rabbimizin gazabını celbeden en büyük problemi dua etmemeleridir.

Modern müşrikler de etmiyorlar farkında mısınız. Müşrikler dua etmiyorlar çünkü Allah’ı uzak biliyorlar, duymaz, görmez biliyorlar. Kendiler duymaz, kendiler görmez. Onun içinde bir aracı veya aracılar tayin ediyorlar. feinniy kariybun denilmesi ayette bu yüzden. Zümer/3. Ayetinde olduğu gibi. Onlar; işte bu putlar nedir dişye sorduğunuz zaman liyükarribûna ilAllâhi zülfâ. (Zümer/3) bunlara, bizi Allah’a yaklaştıran aracılar diyorlar. Niye? Çünkü uzak Allah tasavvuru var. Allah’a inanıyorlar bunda problem yok. Gökleri ve yeri kim yarattı diye sorsan le yekulünnAllâh, Allah yarattı diyorlar bunu böyle diyorlar. Ama uzak Allah tasavvuru var onun içinde aracılar buluyorlar.

Uzak Allah tasavvuru sadece o günde kalmış bir tasavvur değil, bakınız olanca imanımıza rağmen çoğu zaman şah damarımızdan yakın olduğunu unutuyoruz. Yahu insana şah damarın dan daha yakın ne olabilir? Sana senden daha yakın olan Allah’tır. Şudur aslında senden bile saklarsın da benden saklayamazsın. Bu, Allah’ı atlatacağını zannetme ey insan. Allah’ın nazarından bir şey kaçıracağını zannetme ey insanoğlu. Kendinden saklayabilirsin de benden saklayamazsın. Şah damarından kaçırabilirsin de benden kaçıramazsın, kaldı ki şah damarından bile kaçıramazsın.

O nedenle dua işin özü ve duanın merkezinde de Rahman’ın rahmeti yatıyor zaten. Rahmeti olmasaydı hangi duayı kabul ederdi, çünkü duayı kabul etmekten onun hiçbir çıkarı yok, bizim çıkarımız var ve benim çıkarımı önceliyor. Dolayısıyla Rahman cehennemden kurtaran, Rahîm cennete nail kılandır demişler, güzel bir yaklaşım nazari çerçevede. Rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Ve siat Rahmeti külle şey’in. (A’raf/156) Rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Bu ayet üzerinde hiç düşündünüz mü?

Rahmet her şeyi kuşatırsa ne olur rahmet muhabbetin rahminde neşvu nema bulur. Muhabbet önce, Rahmet sonra. Muhabbetin rahminde neşvu nema buluyor rahmet. Rahmet muhabbet ağacının meyvesidir demiştim fakat her meyve tohumunu içinde taşır bunu da izah etmiştim.

Gelelim varlığa, varlık nefes-i Rahman’dır Rahman’ın nefesidir, tüm varlık oluş ve bozuluş süreci içinde deveran eder. Kevn ve Fesad. Burada ki fesad bozuluş bizim bildiğimiz manada bir kaos değildir, bozuluşta da bir kozmos vardır. Hatta şu anda içinde yaşadığımız ihtiyar alemin bozuluş safhasında olmadığına dair hiç kimse bir şey söyleyemez. Dolayısıyla oluşta kozmostur bozuluşta kozmostur, kaos değildir kaos yoktur. Dolayısıyla nefesi Rahman. Varlığın oluş ve yenilenişi Allah’ın nefes alışına benzetilmiş, bu bir mecaz. Adeta varlığı oluşa döndürmesi, nefesi vermesi. Varlığı bozuluşa döndürmesi nefesi alması gibi bir benzetme yapılmış. Bu bir mecaz ama güzel bir mecaz.

Kuşatılan her şey nedir? Ve siat Rahmeti külle şey’in. Rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Bu her şeye ne girer veya ne girmez hiç düşündünüz mü. Mesela Rahman yokluğu kuşatınca ne olur? Varlık olur. Bu yüzden acı elem, ıstırap, hastalık asla şer olarak adlandırılamaz. Niye? Varlığın kökeninde Rahman’ın rahmeti varsa eğer eşyanın özünde şer yoktur. Rahmet şer olabilir mi? Eşyanın özünde onun için şer yoktur.

Peki şöyle bir sual gelebilir ilahi azapta rahmetin kuşatmasına dahil midir. İlahi azabın varlığını biliyoruz, peki o da rahmetin kuşatmasına dahil midir, her şeye dahil midir? Dahildir, kesinlikle dahildir. O zaman bunu nasıl izah edeceğiz. İlahi azab Rahmetin eseridir.

İlk bakışta anlaşılmaz gibi gelen bir şey. İlahi azab rahmetin eseridir zira Allah azabı ilke edinmemiştir, rahmeti ilke edinmiştir, tam ayeti okumanın zamanı ketebe alâ nefsiHİr rahme. (En’am/12) O kendi zatı için rahmeti ilke edinmiştir. Aslında böyle çevirdim ama mesela benzer ayetleri okuyayım size Kütibe aleykümül kıtal. (Bakara/216) Allah savaşı size farz kılındı. Bakınız Kütibe ‘alâ. Orucun farz kılınması da öyle kütibe aleykümusSıyâmu kemâ kütibe alelleziyne min kabliküm lealleküm tettekun. (Bakara/183) Kütibe ‘alâ. Peki burada ne diyor? En’am/12 de? ketebe alâ nefsiHİr rahme. Yani merhameti Allah kendine farz kıldı.

Allah Allah..! Böyle bir gazap ayeti hatırlıyor musunuz siz. Hayır, buna yakın bile yok, gazabı kendisine farz kıldı, belayı kendisine farz kıldı, cezalandırmayı kendisine farz kıldı. Ama ketebe alâ nefsiHİr rahme. Yani boynuma borç oldu manasına gelir. Yükümlülük altına soktum kendi kendimi manasına gelir.

Allah yükümlülük altına girer mi? Hiçbir varlık Allah’ı yükümlülük altına sokamaz Lâ yüs’elu amma yef’alu ve hüm yüs’elun. (Enbiya/23) O yaptıklarından mes’ul değildir ama onlar mes’uldürler, bizler mes’ulüz. Fakat Rabbimiz kendi kendisini sorumluluk altına sokarsa buna kimin itirazı olacak, itiraz etsek neye yazık. Dolayısıyla ketebe alâ nefsiHİr rahme. Kendisine Rahmeti farz kılmıştır. Söz veriyor, borcum olsun diyor rahmet.

İşte burada her şeye yeniden dönüyoruz, her şey özünde iyidir kötülük arızidir, çünkü her şey rahmetle kuşatılmıştır, rahmet iyidir. Onun içinde kötü yoktur, şer eşyanın özünde yoktur, şer eşyanın sıfatında gözükür. Ya yanlış kullanımından dolayı gözükür, ya kemalini tamamlamamasından dolayı gözükür, ya imtihandan dolayı gözükür, ya şer’i bir nehiyden dolayı gözükür. Ama asla özünden dolayı gözükmez özü itibarıyla hayırdır.

Mesela soru, aklımıza gelen en şer varlık o kötü hayvan olacak. Kötü demeye de dilim varmıyor ama zihnimizde öyle yer etmiş. Yani Allah haram kılmış etini fakat yaratmış. Önde imtihan sırrı var, o sırrı bir tarafa koyalım, imtihan sırrını hiç gözardı etmemek lazım. Bazı neyiylerin sırf sebebi imtihandır. Bu nehyin illetini tam bilmiyoruz çünkü illeti zahir bir nehiy değil. Bazen illetleri zahirdir nehiylerin orada görürsünüz. Allah şunu yasakladı şu gerekçeyle der. Ama burada gerekçesi de yok. Biz o gerekçeyi bulabilmek için çabalıyoruz, zihni faaliyet yapıyoruz. Orada işte mikroplu diyoruz şunu diyoruz. Ama o bizim bulduğumuz gerekçeler. O mikrobu yok etsek te bu yasak ortadan kalkmıyor onun için. Çünkü o bulduğumuz içtihadı gerekçe de bizim bulduğumuz gerekçedir.

Domuz dediğimiz o hayvan muhteşem bir çöpçüdür, muhteşem bir temizleyicidir, muhteşem bir çevrecidir aslında. Siz onu yaratılış istikametinin dışında kullandığınızda işte orada şer başlıyor. Şer özünde değil bu manada şer yanlış kullanımında. Ma hulika leh’ini tespit edeceksiniz önce yaratılış amacı. Bunu tespit ettikten sonra onu yaratılış amacı uğruna kullanın görün nasıl hayırlar hasıl oluyor.

Deprem, şer midir hayır mıdır haydi buyurun. Aslında deprem insan öldürsün falan diye olmaz öyle bir şey yok. Siz dağları bırakır da ekmeniz gereken toprakların üstüne, alüvyonların üstüne ev yaparsanız öyle olur. O bir öç dür. Aziyz Zü’ntikâm, toprağın da hakkını alır. Onun için İslam şehirciliğinde temel espri budur, ev yamaca yapılır toprak ekilir. Toprağın hakkı ekmektir, taşın hakkı üstüne bina yapmaktır. Siz onu bırakır da getirir ekeceğiniz yerlerde yaparsanız o zaman gökten yağmur rahmet olarak çıkar, yere zahmet olarak iner. Aslında toprağın duasına bir icabettir yağmur. Toprak dua ediyor, gök icabet ediyor, fakat toprak icabet edilen duasının karşılığını alamıyor çünkü siz üstüne asfalt dökmüşsünüz, siz üstüne beton dökmüşsünüz, siz üstünü kapatmışsınız, mahvetmişsiniz. Bunu da yaparken gözetmemişsiniz hakkını.

Avrupa da en azından bu işleri yaparken önce altına ciddi bir kaya blokaj döküyorlar, yani menfezler koyuyorlar tabir caizse. O toprağa yağacak olan yağmur yine aşağıdan alsın diye. Ama siz bunu da yapmıyorsunuz. Yani görüyorsunuz eşyaya hakkını vermediğinizde eşya hakkını alıyor, deniz hakkını alıyor, su hakkını alıyor, toprak hakkını alıyor.

Eğer yeryüzünde depremler olmasaydı şu şifa olarak kullandığınız hiçbir kaplıca olmazdı. Eğer yeryüzünde depremler olmasaydı yorgun topraklarla dinç topraklar yer değiştirmezdi. Aslında deprem nöbet değişmedir. Eğer yeryüzünde depremler olmasaydı yeryüzü patlardı, yeryüzü patlamasın diye Rabbim deprem rahmetini gönderdi. Çünkü tektonik plakalar arasında ki stres eğer periyodik olarak boşalmazsa yeryüzü bir bomba gibi, bir balon gibi gümler. Asıl felaket o zaman olurdu. Deprem yer yüzü yaşasın diye Rabbimi; düdüklü tencerenin düdüğü olarak koyduğu bir boşaltma unsuru. Şimdi rahmet mi rahmet mi, nereden baktığınıza bağlı haydi bakalım.

Yılan sokuyor hocam yılandan ürkeriz korkarız, yılanı niye yarattı ki. Afrika da yılanları toplamışlar, tahıl zehirli çıkmış. Bu sefer yılan çiftliği kurup yılan yetiştirip bırakmak zorunda kalmışlar. Aynı zamanda toprağın zehrini alan bir hayvan. Dolayısıyla her şey yaratıldığı yerde güzel, Rabbim hiçbir şeyi boş yaratmamış, her şey mutlaka bir amaca mebni. Ne demiştik? Yer çekimi yasası yokken anlamlılık ve amaçlılık yasası vardı anlamsız ve amaçsız yaratmak batıl yaratmaktır, Allah batıl yaratmaz. mâ halakte hazâ batılâ. (A. İmran/191) sen bütün bunları anlamsız ve amaçsız yaratmadın. Ve ma hâlâknesSemavati vel Arda ve ma beynehüma illâ BilHakk. (Hicr/85) Biz Hakk ile yarattık. Ne manaya geliyor anlam ve amaca mebni olarak yarattık. Dolayısıyla anlamlı ve amaçlı yaratılış Hakk ile yaratılıştır.

İşte bu noktada baktığımızda her şeye ne giriyor dedik. Bu ayetten yola çıkarak her şeye ne giriyor? Kul li men ma fiys Semavati vel Ard* kul Lillâh* ketebe alâ nefsiHİr rahme. (En’am/12) De ki sor onlara Kul li men ma fiys Semavati vel Ard göklerde ve yerde olan her şey kime aittir? Kul, cevap ver Lillâhi ketebe alâ nefsiHir rahme. Merhameti nefsine farz kılan Allah’a aittir. AllahuEkber.

Burada şimdi böyle bir cevabın gelmiş olması ço0k manidar insanın tüylerini diken diken ediyor. Neden Allah merhameti nefsine farz kılmıştır şeklinde cevap veriyor ve öncesi göklerde ve yerde olan her şey kime aittir. Bir öncekine gitmemiz lazım o zaman, orada şunu görüyoruz; Allah’ın sırat-ı Müstakîm üzere olduğunu görüyoruz. Sırat-ı müstakîm üzere olur mu, böyle bir ifade Allah için kullanılır mı?

Ma min dabbetin illâ HUve ahızün Binasıyetiha* inne Rabbiy alâ sıratın müstekıym. (Hûd/56) hiçbir debelenen canlı yoktur ki o O’nun denetimini eline almış olmasın. Arkasından da benim rabbim sırat-ı müstakîm üzeredir.

Allah sırat-ı müstakîm üzereymiş..! Peki ne demek bu Allah olup ta var ettiğinin denetimini elinde tutmasaydı doğru yola olmamış olurdu. Anlaşıldı mı, çok mühim bir şey bu. Ayet şöyle başlıyor hiçbir debelenen canlı yoktur ki Allah onun denetimini eline almış olmasın ve arkasından da benim Rabbim sırat-ı müstakîm, dosdoğru bir yoldadır. Eğer Allah olupta yarattığı varlıkların denetimini elinde tutmasaydı sırat-ı müstakîm üzere olmamış olurdu. O zaman eğer o Allah sırat-ı müstakîm üzere ise bizim de denetimimizi onun eline vermemiz sırat-ı müstakîm üzere olmak, denetimimizi O’ndan kaçırmamız da sırat-ı müstakîm den çıkmaktır. Eyvallah..! Fatiha bir kez daha anlaşıldı mı? İhdinasSıratal’müstakıym. (Fatiha/6) sırat-ı müstakîm üzere olmak iradeli varlığın denetimini Allah’ın eline, Rahman’ın eline vermesidir. Sırat-ı müstakîm üzere olmak budur aziz kardeşlerim.

Farz kıldığı rahmete ne dahildir, kendi boynuna borç kıldığı rahmete ne dahildir? Her şey..! Ayetin başında yine her şey var. Yukarıda Araf/156 da her şey vardı, En’am/12 de de her şey var her şey dahil. Soru; Varlık içinde en çok rahmete ne muhtaçtır? İnsan muhtaçtır. Cevap bu varlık içinde rahmete en çok insan muhtaçtır. Neden? Çünkü suç işleme yeteneği olan irade kabiliyeti var. Onun için kul kusursuz olmaz.

O zaman Rahman’ın rahmetinden en büyük payı alan varlık kim? Peki insanın suç işleme kabiliyetiyle yaratılması kötü bir şey mi? Burada cevap çıkıyor. Rahmanın rahmetinden en büyük payı alması için böyle olması lazım. Elhamdülillah..! Elhamdülillah demez mi insan böyle bir lütuf karşısında, Elhamdülillâh.

Nebi Rahman’ı okuyor bu çerçeve de, Allah’ın rahmeti 100 birimdir diyor 99 unu kendisine birini de bütün mahlûkata paylaştırmıştır. Bir hayvan yavrusunu emziriyorsa eğer bu rahmetten o 99 da birlik paydan kendine düşen küçücük o pay yüzünden emziriyor. AllahuEkber..! Burada bize aslında verilmek istenen ne? Bütün varlığa 1/100 ni paylaştırmışsa kendine ayırdığı merhametin büyüklüğünü siz düşün ey insanoğlu.

Efendimiz öyle diyor ya; Bir gün Medine’de yetim ve öksüz çocuklar bir araya toplanmışlar, sanırım onlarla ilgili bir işlem yapılacak, orada bulunan bir anne ağlayan yetim ve öksüz bir bebeği alıyor kucağına ağlaması dursun diye, hemen onu emzirmeye başlıyor, süt veriyor ona. Kendi çocuğu değil. Efendimiz de bu manzarayı görüyor ve manzarayı göstererek; Allah aşkına şuna bakın, bu anne kendi çocuğu olmayan bir bebek ağlıyor diye aldı ve onu emziriyor. İşte Allah’ın kuluna merhameti, yeryüzünde ki tüm annelerin tüm şefkat ve merhametinden sonsuz kat daha büyüktür. Hiç Allah kulunu bırakır mı diyor. Dolayısıyla Allah kulunu bırakmaz yeter ki kul Allah’ını bırakmasın. Efendimizin ilahi rahmeti okuyuşu bu.

Rahmaniyetin en büyük tecellisi nerede derseniz hayatının en büyük kısmının olduğu ahirettedir derim. Ahirette rahmaniyetin tecelli etmeyecek olduğunu söylemek bana büyük bir cüret gibi geliyor. O’nun rahmeti olmasaydı ne olurduk hiç sordunuz mu? İnsan hangi kapıya giderdi bu kadar kusurla, bu kadar günah işleme potansiyeli ile ve insanı hangi kapı kabul ederdi.

Diyeceksiniz ki O bu kadar merhamet sahibi de tufan niye oldu? Allah’ın güzel kulu tufan da rahmettir. Tufan toprağın ab dest almasıdır. Allah yeryüzüne abdest aldırdı, topluma abdest aldırdı. Kötülerin Allah tarafından erken alınması, kötülükleri az yapmalarına vesiledir. Kim bunu gazap olarak, kim bunu ona kötülük olarak niteleyecek? Tuğyan edenler için tufan idi ama iman edenler için rahmet idi, mağfiret idi. Aynı şey helak edilen kavimler içinde geçerli öyle değil mi. Firavuna ahirette Rabbimiz sorsaydı; Senin iktidara gelmeden evvel canını almamı mı isterdin yoksa böyle olsun ya Rabbi mi derdin diye sorsaydı sizce ne derdi Firavun? Ya Rabbi keşke bebekken alsaydın demez miydi? Şimdi merhamet ne? Onun için depremde bebekken giden çocukların arkasına ağıt yakıp ta bu ağıdın içine küfrün ü sarıp sarmalayanlara ithaf olunur. Sen parçayı görüyorsun ey kul, parçayı gördüğünü itiraf et. Bütünü görmüyorsun bütünü gören Allah’tır. Sana düşen bütünü gören Allah’a teslim olmaktır. Teslim ol kurtul..!

Allah’ın varlığa tecellisinin adaleti mahz ve rahmeti mahz olduğunu anlamak bu dünyada mümkün değil. Bazılarını anlayabileceğiz ama bazılarını anlayamayacağız. Anlamak için ölmek lazım hatta anlasaydık ölürdük, ölmek isterdik. Onun için ölünce anlayacağız. Rabbim rahmetinin şemsiyesi altına hepimizi alsın ve bize de o rahmetinden bir pay versin inşallah.

[Not; Rahman (13-2) video esma ile ilgili değil, soru cevaptır.]

Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn. (Yunus/10)

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 24 Aralık 2015 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: