RSS

ESMA DERSLERİ – 4 – RAHMÂN (14-2)

08 Oca

325             “Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

Allahtan korkmadan

4 – Allah’ım senden bağımsız bir varlık alanı olduğunu düşünmüyorum demektir besmele. Bu çok önemli bir şey. Aslında sekülerizm dedikleri ideoloji budur Allah’tan bağımsız bir varlık alanı olduğu vehmini söylemektir, vehmine kapılmaktır sekülerizm. Nedir? Allah var Allah göklerin Allah’ı, hatta bazı şeylerin de Allah’ı. Biz neye ulaşamıyorsak Allah oranın Allah’ı. Ama elimizin değdiği yerde Allah yok haşa. Niye orayı biz düzenleriz.

Bu da işte deminkinin kulu, faili hakiki yapan yaklaşım. Allah’ı haşa varlıktan azade ve de emekli eden yaklaşım haşa. Onun için Allah’sız bir alan tasavvuru. Önce o alanı Allah’tan arındıracaksınız haşa, onun içine kendin i koyacaksın. Bu ne demektir? Kendin i O’nun yerine koymak haşa. Bu şirktir, küfürdür. Onun için besmele budur, bunu da reddir. Allah’ım senden bağımsız bir varlık alanı olduğunu düşünmüyorum.

5 – Besmele duadır, Allah’ım beni desteğinden mahrum etme. Besmele çeken böyle bir duayı zımnen yapmış olur. Allah’ım beni desteğinden mahrum etme.

Müşriklerin Rahman ismine karşı tavrı gerçekten dikkat çekici. Müşrikler Rahman ismini duyduklarında al görmüş İspanyol boğasına dönüyorlardı. Çok ilginç bir tavır bu, hatta bu tavrı ilginçtir Fa’leb ve ibn ül Enbârî gibi yanlış hatırlamıyorsam iki dilci müşrikler Rahman ismini tanımadıkları, bilmedikleri için böyle davranıyorlardı. Çünkü Rahman isminin kökeni yabancıydı İbranice idi diye bir yorum yapmışlar bu çok yanlış bir yorum. Buna aslında Taberi tefsirinde Rahman ismini tefsir ederken aklı kıt bazıları böyle söylüyor diyerek atıf yapıyor. İsim vermiyor da ve arkasından da cahiliye şiirinden Rahman isminin kullanıldığına dair şiirler getiriyor. Yani müşrikleri çok iyi biliyorlardı ama tepki gösteriyorlardı, Kur’an dan da anlıyoruz biz: Ve menRahman (Furkan/60), Rahman da neymiş diyorlar. Onun için Er Rahmân, Allemel Kur’ân. (Rahman/1-2) Rahman suresi onların bu sorusuna fakire göre cevap olarak indi. Rahman mı Allemel Kur’an; Kur’an ı öğretendir O. Halekal İnsân İnsanı yaratandır O. Allemehül beyân ve insana beyanı öğretendir O. Onun için Rahman da kimmiş mi diyorsun. Bu aslında bir tahkir ifadesi, onlar bilmedikleri için böyle söylemiyorlar zaten belli söyleyiş tarzından belli.

Yine ve hüm yekfürune BirRahmân. (Rad/30) onlar Rahman’ı inkâr ediyorlardı diyor. Ama şöyle de naklediyor Kur’an lev şaerRahmânu ma ‘abednahüm. (zuhruf/20) biraz önce söyledim eğer Rahman dilemeseydi biz putlara tapmazdık ta diyorlar ve işin ilginci Rahman’a karşı dirençleri sonuna kadar sürüyor.

            Ne yapıyorlar, Süheyl Bin Amr örneği çok tipik bir örnek. Hicretin 6. Yılında Hudeybiye anlaşması yapılıyor. Mekke’ye 2 saat kadar mesafede olan Hudeybiye de Allah Resulü 1.400 ashabıyla birlikte Umre için, ilk defa hicretten sonra hasret gittikleri Kâbe’yi görecekler. Geliyorlar ve müşrikler sokmuyorlar. İşte bu sırada bir anlaşma akd ediliyor. Müşrik Mekke site devletiyle Allah Resulü arasında. Bu anlaşmada taraflardan biri Süheyl Bin Amr. Müşrik Mekke site devletinin diplomat heyeti başkanı. Süheyl Bin Amr ile Allah Resulü karşı karşıya, Hz. Ali kâtip. Hz. Ali’ye Efendimiz diyor ki uktub BismillahirRahmanirRahıym Yaz Rahman, Rahîm olan Allah’ın adıyla, Allah adına. Rahman da neymiş diyor Uktub BismikAllahümme. Bakınız yerine de teklif ettiği. Bismil hübel demiyor, Bismil uzza demiyor, Bismillad demiyor. Yani ey Allah’ım senin adınla yaz. Rahman’ı reddediyor. Efendimiz tabii orada akideye karşı da bir şey olmadığı için daha anlaşma baştan sıkıntıya girmesin diye BismikAllahümme yaz diyor orada da bir problem yok. Öyle besmele çekse insan bir şey lazım gelmez. Yine ey Allah’ım senin adınla demektir.Neden böyle tepki koyuyorlar, bunun zaten hikâyesi ilginçtir Ebu Ceddel’in babası olur bu zat. Ebu Cendel o anlaşma imzalandıktan sonra geliyor. Kan revan içinde zincirlerini sürüyerek. Meğer onu hapsetmiş. O tam Medine’ye kaçacakken bunu anlayınca hapsetmiş ve işkence etmiş babası ve o işkenceden de kurtulmuş Hudeybiye’ye gelmiş ama tam o sırada anlaşma imzalanmış.

Allah resulü babasının gözüne bakıyor, şuna bakın babalar babası Allah Resulü oldu, baba ise zalim oldu. Bana bağışla diyor Ebu Cendel’i. Vermem ya Muhammed, anlaşmayı imzaladık, haydi bakalım anlaşmaya karşı dürüst davranacaksanız ilk sınav burada verin çocuğumu. Verirdin vermezdin..! Efendimiz tabii anlaşmayı imzalamış, el sıkışılmış. Tabii alamıyor çok içi yanıyor, orada ağlayanlar oluyor. Efendimizin şefkati belli, merhameti belli. Tabii Rabbimiz kurtarıyor, yolda geri kaçıyor, sahile gidiyor. Ebu Buseyr ile beraber birleşiyor, orada 70 kişilik bir grup oluşturuyorlar ve Rahmet oluyor ayrıca. Gelen geçen müşrik kervanlarını vuruyorlar, çok geçmiyor 1.5 sene sonra müşrikler kendileri talep ediyorlar en aleyhte görünen maddenin iptalini. Yani bunları buradan çeksinler de şuradan kolayca ticaret yapalım diye.

Ama bu adam çok değil 2 sene sonra Allah Resulünün veda haccında ihramdan çıkarken traş oluyordu orada birini gördüm, Allah Resulünün saçlarını topluyor, dudaklarına değdiriyor, gözüne sürüyor ve hıçkırarak ağlıyordu. Bu kim dedim, dediler ki işte bu Süheyl bin Amr. AllahuEkber.

Evet, Rahman da kimmiş, Rahman buymuş. Sen Rahmet etmezsin O’nun kuluna, öz oğlun olduğun halde sen rahmet etmezsin. Ama o rahmet etmeyen sana b ile rahmet edilir, böyle rahmet edilir, Rahman buymuş.

Müşriklerin böyle bir tavrı var peki bu tavrın arkasında ne yatıyor? Bu tavrın arkasında fakire göre bir şey yatıyor; Allah’ı hayatın içine karıştırmamak. Çünkü Rahman olduğunu kabul ederse sürekli kuluyla ve kulunun işleriyle ilgilenmesi lazım. Eyvallah..! Rahmet edecek çünkü kulu sürekli merhamete muhtaç. Merhametinin rahmetini kestiği anda ayakta durmak mümkün değil. Çünkü kul sürekli hata eden bir varlık, insan hata eden bir varlık. Allah’ın rahmeti olmadan nasıl durabilir, nasıl yaşayabilir, nasıl nefes alabilir. Onlar hayata müdahil bir Allah’ı reddettikleri için seküler bir alan yaratmak için “Rahman” ismini inkâr ediyorlar benim yorumum bu.

Rahman ismin in en çok geçtiği sure Meryem suresi 16 kez geçer demiştim, sebepsiz değil dostlar. Meryem suresinin özelliği ne ki Rahman ismi çok geçiyor? Surede kimleri anlatıyor ona bakacağız. Teker teker ayetleri ve geçtiği bağlamları zikretmeyeceğim vakitten tasarruf etmek için. Hz. İbrahim anlatılıyor, Hz. Zekeriyye anlatılıyor, Hz. Yahya anlatılıyor, tabii ki Meryem anlatılıyor. Ana çatı bu, Hz. İsa anlatılıyor, hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. Muhammed S.A.S. hepsine birden salâtı selam olsun. Bütün bunları anlatıyor. Peki tesadüf mü? Meryem suresinde Kur’an da en çok Rahman isminin geçtiği surenin Meryem olması bu isimlerin kıssalarının da bu surede anlatılması tesadüf mü?

Hz. İbrahim’in neden geçtiğini anlıyoruz, biliyoruz. Rahman ismi, ateşle sınanmış bir peygamberin kıssası orada anlatılıyor ve Kıssa içinde Rahman ismi geçiyor zaten. Babasını uyarırken söylediği ayet burada. Niye Asıl ateşte sınanırken Rahman’ın rahmetine muhtaçsın. İmtihanlar sırasında Rahman’ın rahmetine çok muhtaçsın. İyi olduğunda, sıkıntısız olduğun da Rahman’ın rahmetine çok ihtiyaç hissetmeyebilirsin, yine o Rahmetsiz olmaz, o iyiliğin de Rahman’ın rahmetinden bir daldır. Ama asıl başın sıkıştığında Rahman’ın rahmetine muhtaçsın. Hz. İbrahim’in başı kaç kere sıkıştı bir hatırlasanıza. Vatanından kovulurken, babasıyla olan o büyük problem sırasında, ateşe atıldığın da, hicreti sırasında, geldiği HalilürRahman da, bugün Filistin bölgesinde. Ondan sonra Mısır firavununun kendisine kurduğu tuzak sırasında, elinden eşini almaya kalkması sırasında, ondan sonra çocuksuzlukla sınanması.

Rahman’ın rahmetine ne kadar muhtaçtı. Rab bim uzun bir süre evlat vermeyerek sınadı, böyle bir imtihanla sınadı. Ondan sonra Hacer’le, Hacer’i verince Sare’nin kıskançlığıyla. Hacer’i götürüp biricik evladını daha kucağına alıp koklayıp sevecekken onu Kâbe nin bulunduğu yere bırakmakla ve Kurbanla. Aman Allah’ım ne kadarda çok sınavmış bunlar. İşte neden bu surede geçtiğini daha iyi anlıyoruz.

Hz. Zekeriyya ve Hz. Yahya baba oğul iki peygamber. Söylemeye gerek var mı iki kurban peygamber, ikisi de koç gibi boğazlandılar. Peygamberler öldürülmez diye bir şart yok. efein mate ev kutilenkalebtüm alâ a’kabiküm. (A.İmran/144) eğer sen ölür ya da öldürülürsen onlar ökçelerinizin üzerine gerisin geri dönecek misiniz? ve men yenkalib alâ akıbeyhi felen yadurrAllâhe şey’a. Kim ökçesinin üzerine dönerse iyi bilsin ki Allah’a hiçbir zarar vermiş olamaz, kendine zarar verir. Yani iki peygamber baba oğul ve ikisi de koç gibi kesildiler.

Herodes öz bacısıyla evlenmek istedi ve Yahya’dan fetva istedi. Yahya buna cevaz vermedi ve kellesini getirtti. Başka rivayetler de var ama hepsi birbirine benzer ve koç gibi kesildi. İsmi Yahya idi, Yahya ismini Allah koymuştu, Allah’ın insana koyduğu tek isim Kur’an da. Yahya olarak isimlendirdim. Hz. Zekeriyya’nın duasının kabul edildiğinde, evet Yahya olarak isimlendirildi, fiildir Yahya hayite yahya ne demek? Hep yaşayacak, hep yaşar, sürekli yaşar.

İyi ama ya Rabbi adını sen koydun, tabir caizse kulağına ezanı sen oludun, fakat ya Rabbi adını da tuttun hep yaşar, yaşayacak koydun, ama 31 yaşın da veya 33 yaşın da gencecik peygamberin koç gibi kesilmesine izin verdin. Hem adını hep yaşayacak koy ya Rabbi, hem de fidan gibi peygamberin düşmanlarınca koç gibi boğazlanmasına izin ver ya Rabbi. Hani yaşayacaktı ya Rabbi?

Kulum yaşıyor, ölmek bu değil, sizin ölmek dediğinize ben ölmek demiyorum, sizin yaşamak dediğinize de ben yaşamak demiyorum. Şehîdler ölmez. Yaşamasaydı eğer bugün dilimize gelir miydi. Hz. Yahya’nın şehadetinden 2.000 yıl sonra geldi salonumuzda yüreklerimize kuruldu, işte yaşıyor. Allah yaşatırsa böyle yaşatır. Onun kıssası geçiyor.

Hz. Meryem’in kıssası geçiyor, yani bu ağır acılarda Rahman isminin rahmaniyetinin tecellisine ne kadar ihtiyaç var değil mi? Meryem de öyle değil mi. Gencecik bir kız çocuğu 12 veya 14 yaşında. Bazıları daha farklı yaşlarda verir mümkindir tam kesin bir şey söyleyemeyiz. Ama daha yeni yetme bir kız çocuğu öyle bir imtihanla imtihan ediliyor ki, karnındakinin babasını göster diyorlar. Ne yapsın şimdi bu çocuk. Allah’a adanmış bir çocuk. İnsanların gözünde iftira, sözünde iftira, beyninde iftira. Ne yapsın bu yavrucağız. mittü kable hazâ ve küntü nesyen mensiyya. (Meryem/23) keşke daha önceden ölüp gitseydim de unutulmuş olsaydım. Ne yapsın bu yavrucağız, kime gitsin de ne desin. Rahman’ın rahmetine en çok muhtaç olunan bir imtihan.

Hz. İsa’da öyle değil mi. Bir ömrü imtihanlarla geçmiş bir peygamber. İmtihan annesiyle bile başlamamış, anneannesiyle başlamış. Yukarıdan itibaren 3 kuşaktan imtihan.

Hz. Musa öyle, ömrü imtihan olan bir peygamber. Önce annelerin rahmine uzanmış firavun zulmünden, Rahman olan Rabbinin rahmaniyeti sayesinde kurtulacaksınız son anda ve hiç b ir yer bulunmayacak sana ve suya salınacaksın bir sepetin içinde. Yani Rahman’a ısmarlanacaksın. Evet başka yok ki ne yapacak anne ne yapsın. Ve Rahman sana, en büyük düşmanının kucağını açacak. Bu Rahman isminin tecellisi değil de nedir. Ve düşmanının kucağında büyütüleceksin. Yeryüzünde bir m2 yokken bir sarayda büyütüleceksin. Ve büyüyünce Rahman sana öyle bir rahmet edecek ki sen bunu gazap zannedeceksin, bir yumrukta adam öldüreceksin. Bu bile sana rahmet olacak çünkü saraydan Rahman ancak böyle kurtaracak. Yoksa seni saraydan nasıl koparırdık, prenstin sen Habeş orduları komutanıydın ve ölecek olan firavunun yerine 3 adaydan biriydin. Nasıl koparırdık seni saraydan, nasıl saraydan kopmadan Şuayb e talebe olurdun. Şuayb’e talebe olmadan nasıl Musa olurdun.

Görüyorsunuz hepsi Rahman’ın rahmetinin tecellisi, rahmaniyetin tecellisi ve Muhammed AS. Baba diyemeyeceksin çünkü baban sen görmeden vefat edecek. Anneni tanır tanımaz anne diyemeyeceksin, daha anneciğim demeye başladığın da Rabbim anneni alacak. Dedene yaslanacaksın şefkat kucağı olarak, se n misin yaslanan deyip te dedeni alacak. Amcana yaslanacaksın amcanı alacak, Hatice’ne yaslanacaksın Hatice’ni alacak ve kimseye yaslanamayacaksın ancak Allah’a yaslanacaksın, Rahman’a yaslanacaksın. Doyasıya sevdiğin bir şeye bakamayacaksın Ve lâ temüddenne ayneyke ila ma metta’na Bihi ezvacen minhüm zehretel hayatid dünya lineftinehüm fiyh. (Tâhâ/131) onlara verdiğimiz dünya metaına gözlerine dikme diyecek Rabbin. Onlara verdiğimiz dünya metaına gözlerini dikme diyecek rabbin. Rabbin seni öylesine gayretle saracak ki Rahmaniyeti, senin sevdiğin bir şeye bakmana bile dahi izin vermeyecek. Kızıl develeri çok severdin ya ResulAllah, yağız Arap atlarını çok severdin ya ResulAllah ama onlara bakarken gözlerini, yere indirirdin Rabbim gücenmesin diye. Ondan sonra diyor Hz. Aişe ResulAllah’ın sevdiği hiçbir şeye doyasıya baktığını görmedim. Böyle olacak, Rahman isminin tecellisi bu olacak.

Allah sevdiğini nasıl terbiye edermiş, Allah severse nasıl terbiye edermiş.! Demek ki Rabbimiz acılarla sınadığında aşırı vaveyla koparmamak lazım. İşi bilmeyenler Ya rabbi bana dert verme hiç derler. İşi bilenler ya Rabbi yükümü artır derler, çünkü gücümü artır demektir. Yükü artırırsa gücü de artırır. Lâ yükellifullâhu nefsen illâ vüs’ahâ. (Bakara/286) Allah hiç kimseye gücünün üstünde bir yük vurmaz. İşi bilenler öyle derler. Ya Rabbi derdimi sevdir bana derler.

Aşk derdiyle hoşem el çek ilacından tabib,

Kılma dermen kim helâkim zehri dermanındadır.

Fuzuli.

Diyor. Ey doktor benim derdimi tedavi etme. Senin tedavi dediğin benim zehirimdir, asıl ben o zaman hasta olurum.

Ey tabip elden gelirse yaremi gel emleme.

Yar elinden gelmedir bu yareyi melhemleme.

(Seyrani)

Yar elinden geliyorsa yara melhemlenmemeli, zaten melhemini de yaranın içinde indirmiş demektir. İnne me’al ‘usri yüsrâ Feinne me’al ‘usri yüsrân (İnşirah/6-5) her zorluğun arkasında bir kolaylık yok, her zorluğun yanında bir kolaylık var. Yanında Me’a. Maiyetinde bir kolaylık var. Sen kolaylıkı bende kalsın zorluğu sen al diyorsan eğer, bizim Kayseri’linin yaptığını yapıyorsun. Adam bir tanesi 10._ Tl, yanında bir tane de bedeva diye satıyormuş. Bedeva olanı ver 10 tl lik sende kalsın demiş. Yok öyle yağma. Eğer onu hak etmek istiyorsan öbürüne de talip olacaksın, reddetmeyeceksin. Unutmayacaksın ki Rabbimizin terbiyesinin sonunda kazanan sen olacaksın. Allah’ın ne çıkarı var bu işte. Büyümek istiyorsan büyük sınavlara hazır ol ey insan.

Evet, Rahmaniyetin tecellileri. Allah’ın otoritesi rahmaniyetinin tecellisidir Kur’an a göre. ErRahmânu alel Arşisteva. (Tâhâ/5) Rahman arşa istiva etmiştir. Yani Rahman hükümranlık makamına kurulmuştur.

Niye Rahman? Allahu arşlisteva yeterdi niye ErRahmânu alel Arşisteva? Çok hoş bir nükte var. Allah’ın hükümran olmasından korkma ey insanoğlu, çünkü Allah hükmün ü yürütürken senin üstünde baskı kurmak için değil rahmetini vermek için hüküm yürütür. O zaman Allah’ın emir ve nehyi seni sevindirsin. İyiki emretmişsin, iyi ki nehyetmişsin. İnsan emir ve nehiy yaparken hemcinslerini eze bilir, ezmek isteyebilir, tepesine binebilir. Ama Allah emir ve nehiy yaparken kendisinin hiçbir çıkarı yoktur. Sırf insana rahmet etmek için emir ve nehiy eder. Allah’ın hükümranlığı insana rahmetidir bunun anlamı budur.

Vahiy rahmaniyetin tecellisidir Ve ma ye’tiyhim min zikrin miner Rahmâni muhdesin illâ kânu anhu mu’ridıyn. (Şûarâ/5) Rahmandan ne zaman yeni bir vahiy gelecek olsa onlar hemen yüz çevirirler. Niye? Rahmandan bir vahiy, Rahman’da gelecek olsa. Çünkü vahiyler Allah’ın rahmaniyetinin tecellisidir ondan.

Vahyin indirilişi de Allah’ın rahmaniyetinin tecellisidir Tenziylün miner Rahmânir Rahıym. (Fussilet/2) Rahman ve Rahîm olandan bir indiriliştir. Yani vahyin kendisi rahmaniyetinin tecellisidir de, indirilişi de rahmaniyetinin indiriliş yöntemi de. Nasıldı? 23 yılda peyderpey. Niye tek seferde indirmedin de ya Rabbi 23 yıla yaydın? Size rahmet olsun diye. Değil mi, eğer diyor Hz. Aişe içkiyi böyle tenzim üzre, tedriç üzre değil de b nir seferde yasaklasaydı bu yasağa hepsi uyamayabilirdi, helak olanlar çıkabilirdi.

Bakınız enzin, tedriç Allah’ın rahmaniyetinin bir tecellisi. Tâhâ suresi Ma enzelna aleykel Kurâne liteşka. (Tâhâ/2) biz bu Kur’an ı sana meşakkat çekesin diye indirmedik. 5. Ayete geldiğimizde ErRahmânu alel Arşisteva. Bunu bir bütün olarak değerlendirin. Hiç Rahmanın indirdiği vahiy kişiye meşakkat verir mi? Oradan bunu çıkarıyoruz, bu sonuç çıkıyor.

Ve men ya’şü an zikrir Rahmâni nukayyıd lehu şeytanen fehuve lehu kariyn. (Zuhruf/36) kim Rahmanın zikrine yamuk bir bakışla bakarsa Allah ona şeytanı öteki kişilik olarak musallat eder ve oda onun yörüngesine girer ve dönmeye başlar. Yani şeytanı tavaf eden bir şeytan hadisi olur. İşte Rahman’ın zikrine yamuk bakan kişi.

Melekler Rahmaniyyetin tecellisi mi Ve ce’alül Melaiketelleziyne hüm ‘ıbadur Rahmâni inasân. (Zuhruf/19 onlar Allah’ın kulları olan melekleri kadın kıldılar, kadın ilan ettiler. Bu da aslında meleklere yamuk bakış, Rahman’ın rahmeniyetini ret anlamını taşıyormuş çünkü meleklerin varlığı Allah’ın rahmetinin eseriymiş.

Ahiret rahmaniyetinin tecellisiymiş. Kalu ya veylena men beasena min merkadinâ* hazâ ma ve’ader Rahmânu ve sadekalmurselun. (Yasin/52) dediler ki yazıklar olsun bize, bizi kim mezarlarımızdan, yattığımız yerlerden kaldırdı? Cevap verilecek; hazâ ma ve’ader Rahmânu. Rahman’ın vaad ettiği şeydir. O zaman ahirette hesap günü Rahman’ın rahmetiymiş. Biz buradan bunu öğreniyoruz. Hesap gününün varlığı rahmaniyetin tecellisi.

Yevme yekumur Ruhu vel melaiketu saffâ; lâ yetekellemune illâ men ezine lehurRahmânu ve kale savâba. (Nebe’/38) O gün ruh ayağa kalkacak. Aslında bu ruh Cebrail’dir diyenler var. Kur’an da Cebrail için kullanılır. İnsanı ayakta tutan öz için, ruh-u menfuh için kullanılır vahiy için kullanılır. Nahl/2 ayetinde olduğu gibi vahiy için kullanılır. Kur’an da farklı farklı şeyler için ruh kullanılır. Aslında hepsi aynıdır. Ruh bir şeyi diri tutan öz demektir. Vahiy ruhtur çünkü vahiy insanı diri tutar. Cebrail Ruhtur çünkü Cebrail vahyi diri olarak getirir. İnsanın ruhu ruhtur, çünkü o olmasaydı geriye et ve kemik kalırdı, insanlaşmazdı. Dolayısıyla vel melaike melekler o gün kalkarlar saf saf olurlar, dizilirler lâ yetekellemune illâ men ezine lehurRahmân. O gün Rahman’ın izin verdiği dışında hiç kimse ağzını açamaz.

Çok ilginç değil mi Allah’ın izin verdiği yerine Rahman’ın izin verdiği. Niye? Rahman izni hep rahmet etmek için verecek demektir. Eyvallah..! Ne mübarek müjdeler var.

Cennet ve cehennem rahmaniyetin tecellisidir. Cennet Rahman isminin mi, Rahîm isminin mi tecellisi. Rahîm isminin tecellisidir derseniz fiile yönelik olur. Fiile yönelik olan artar eksilir geçici olur. O zaman Rahman isminin tecellisidir çünkü kalıcı ise eğer Rahman isminin tecellisidir. Çünkü Rahman özden tecellidir, Rahîm fiilden tecellidir. Özden tecelli, tecelli edilenin özünedir. Onun için Rahman isminin kuldaki tecellisi kulun özüne yöneliktir. Rahman isminin kuldaki tecellisi kulun fiiline yöneliktir, fiilden fiile, özden öze, zattan öze daha doğrusu. Allah için cevher ve araz olmayacağı için zattan öze diyeceğiz.

Hiç kimse kendi ameliyle cenneti hak edemez, Allah resulü buyuruyor. Hel ente ya ResulAllah, sen de mi ya ResulAllah. Allah Resulü; Evet ben de, ancak Allah’ın rahmetiyle kuşattığı kimseler hariç.

Görüyorsunuz cennet Rahmaniyetin bir tecellisi imiş. Ya cehennem? Cehennem neyin tecellisi? Eğer Allah’ın rahmeti her şeyi kuşatmışsa rahmetin her şeyin içine cehennem de dahil midir. Ben dahildir diyorum. Bakalım delillerimizi görelim;

1 – Cehennem bir adalet unsuru olarak rahmettir. Zira cehennemin varlığı ilahi adaletin bir gereğidir. Adalet ise şer değil hayırdır rahmettir. Şer, suyu getirenle testiyi kıranı bir tutmaktır.

2 – Cehennem bir uyarı olarak rahmettir. Zira dünya hayatında insanlar cehennemle uyarılmaktadır. Sorumsuz davranışın feci akıbeti olarak takdim edilen cehennem, insanın kendisine zarar vermesini engelleyen bir öğüt unsuru olarak kullanılmaktadır rahmettir.

3 – Cehennem varlığı itibarıyla rahmettir. Zira cehennem dünyada şifa bulmayan insanın ahirette alındığı yoğun bakım ünitesidir. Ne kadar acı verici olursa olsun tedavi şer değil hayırdır.

4 – Cehennem kâfirin varlığını garanti altına aldığı için rahmettir. Ya..! hiç düşünmüş müydünüz? Zira var olmak rahmete nail olmaktır. Biri Allah yok dedi diye Allah yok olmaz. Fakat Allah birine yok derse yok olur. Cehennemin varlığı Allah’ın zatını inkâr edenlere yok ol demeyeceğinin garantisidir.

Tam burada birileri kalkıp dili kendilerine ihanet edip kendilerine şöyle diyebilirler. Hz. İnsan’a dili ihanet eder ve der ki Allah bana danışsaydı ben, beni yaratma derdim. Allah bana danışmadı ki beni yaratırken, benim irademe başvurmadı ki. Bu tip kurulacak her cümle kendi içinde binbir çelişki doludur. Bana danışmadı, ben diye başlıyorsunuz. Bu cümleyi kurman için önce var olman lazım. Var olmayanın dili olmaz., var olmayanın sözü olmaz, var olmayanın düşüncesi olmaz, var olmayan böyle bir itiraz yapamaz. İtiraz edebilmen için var olman lazım.

Ne yalım şimdi? Baştan alalım, en iyisi itiraz etmeyelim komik duruma düşüyoruz. Allah’a karşı ayıp oluyor. Onun için böyle bir cümle veya buna benzer cümleler hepsi kendi içinde çelişkilidir ve geçersizdir.

İmtihanlarımız rahmaniyyetinin bir tecellisidir. Madem O Rahman’dır neden insanı acı çekmesine razı olur diye bir soru akla gelebilir. Bir çocuk hastalansa acı ilacı içirmek zorunda kalsanız çocuk bunu kendisine eziyet olarak algılaya bilir ama gerçekte eziyet midir, acı ilacı içirmek ona rahmettir, merhamettir. Ağlaya ağlaya anneler çocuklarına ilacı içirirler. Çünkü anneler şefkat abidesidir, anneler rahmet abidesidir merhamet abidesidir.

Büyük hayra nail olmak için küçük şerre katlanmak gerek. Doğum sancısı sancıların en acısıdır. Hocam sanki çekmiş gibi konuşuyorsun. Vallahi biliyorum çektim. Çok doğurdum, anneler gibi değil ama ben de bence doğurdum onun için biliyorum. Hakikaten annelerin doğum sancısı sancıların en acısıdır. Fakat bu acıyı çekmeden nur topu gibi bir yavruya sahip olamazsınız. Şimdi elde edilecek büyük rahmetmi yoksa çekilen küçük acı mı, hangisine bakalım? Değil mi ayıp olur, cevap bile ayıp olur bana sorarsanız gerekmez yani. Onun için Rahman’ın rahmaniyyeti böyle tecelli eder. Hastalıklar, başa gelen felaketler, yoksullukların hepsi de böyledir. Elbet her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. İnne me’al ‘usri yüsrâ.

Medine dönemi rahmetti hocam bunu biliyoruz, fakat Mekke dönemi de rahmet miydi? Vallahi rahmetti. Mekke okulu olmasaydı Medine mezuniyeti olmazdı. Mekke muhalefetinde mü’minler eğer tedrisat görmeseydi Medine iktidarında öylesine bir toplum kuramazlardı.

Peki bu manada münafıkların ve kâfirlerin varlığını ne yapalım hocam, onlara ne diyelim? Münafıkların ve kâfirlerin varlığı mü’minler için rahmettir. Allah bir toplumun içinde bir münafıkın varlığına izin verir o münafığın o toplum içinde ki varlığı mü’minler içinde ki ahmaklar ile akıllıları ayırt eder. Kalbi hastalıklı olanlar bakalım ayrılacak mı, kim nereye ayrılacak. Münafığın varlığı mü’min için rahmet olur çıkar. Bu sefer içinizde ki hastalıkları Allah münafık üzerinden ayıklar. Ayıklamak kötü bir şey mi? Ayıklanmak kötü bir şey mi? Kılçığıyla mı bıraksaydı Rabbimiz. Hamsi değil ki insan. Dolayısıyla Allah böyle ayıklar.

Kâfirler de böyle Allah kâfirler üzerinden Mü’minlere sopa çeker. İyi de niye sopa çaker? Keçe döğüldükçe sertleşirmiş. Samur kürkü parlatmak için kamçılatırlarmış. Mü’minlerin Rabbimiz sağlam olmaları için, sabit kadem olmaları için, onları sınamak için birini alet edecek. Dolayısıyla işte görüyorsunuz, eğer rahmet nazarıyla baksanız rahmet olmayan bir şeyi görmezsiniz.

Beytullah olan vicdan rahmaniyyetin tecellisidir. Vicdan mekândan münezzeh olan Allah’ın evidir zira vicdan beytullahtır. İnsanda ki merhametin Allah’ın rahmetinden bir dal olduğunu söyleyen Hz. Peygamber; İnner Rahme şeceretün minerrahman. Rahim organı Rahman’dan bir daldır. Aslında bunu söylüyor. İnsanın içindeki vijdanın harekete geçmesi. Bakınız vicdan huduri bilgi ile çalışır. Akıl ise husuli bilgi ile çalışılır. Yani akıl sonradan edinilmiş bilgilerle çalışır, vicdansa önceden verilmiş olanla. Onun için mevcut olan demektir peşinen var olan demektir. Vicdan aynı zamanda vecde sahip olan, yani duyuların, duyguların merkezidir vicdan.

Akıl yanılır vicdan yanılmaz, vicdan susturulabilir. Ağzı kapatılır üstü örtülür. Vicdansız dediğimiz insanlar vicdansız olduğu için vicdansız değildirler, vicdanları pasif olduğu için vicdansızdır. İnsan vicdanının sesini dinlemediği zaman yanılır, onun için vicdan pazarlık kabul etmez. Vicdan hasbidir, hesabi değildir akıl ise hesabidir. Akıl hesap yapar vicdan hesap yapmaz. Allah’ın insanın içine koyduğu vicdan, Rahman’ın Rahmaniyyetinin tecellisidir.

Rahmanın rahmaniyyeti mü’minde nasıl tecelli eder? Rahman ismi tecelli ederse mü’min güneş gibi olur. Sadece kuzulara değil kurtlara da ışığını veren, sadece güllere değil dikenlere de ışığını veren, sadece iyilere değil kötüleri de aydınlatan güneş gibidir, Mü’min güneş gibi olur.

Rahman ismi Mü’min de tecelli ettiğinde mü’minin merhameti hesabi değil hasbi olur Ve ıbadur Rahmânilleziyne yemşune alel Ardı hevnen ve izâ hatabehümül cahilune kalu Selâma. (Furkan/63) Rahman’ın has kulları, yer yüzünde böbürlenerek yürümezler tevazu içinde yürürler ve bir cahille karşılaştıklarında Selâm der geçerler. Ne yapacaksın paçana her saldıranın paçasına saldırırsan senin ondan farkın kalır mı? Kalmaz o seviyeye inemezsin ki, inmemelisin sana yakışmaz. Onun için vakarını korumak zorundasın. Öfke baldan tatlıdır ama zehirli baldır onu yememelisin ve sabretmelisin, sabretmeli ve sonunu beklemelisin. Sonunu gör ki Allah’ın ne tecellileri varmış. Bekle Allah onun üzerinden seni terbiye eder, döner onu da başka biriyle terbiye eder. Onun için sen terbiye ol, alacağını al gerisini Allah’a havale et Allah işini iyi bilir. O nedenle Selâm der geçerler.

Selâm derlermiş bakınız, niye Selâm derler? Çünkü Allah’ın rahmaniyyetine havale ederler. Rahman olan Allah’ın rahmeti, mü’min de tecelli etti mi düşmanlarını bile Allah’ın rahmaniyyetine havale ederler. Ne diyebilirsiniz? Evet, Allah ona da rahmet etsin dersiniz, başka söyleyecek bir şeyiniz yoktur, nihayetinde ahiret zor hesap ağır. Herkes O’nun huzurunda toplanacak. O’n un huzurunda toplandığında hiçbir statü kalmayacak, herkes yaptığı ile çıkacak O’nun karşısına. Onun için ahiretin zor olduğunu unutmamak lazım.

Rahmaniyyetin tecellisi mü’minde dediğim gibi sadece din kardeşleriyle sınırlı bir merhamet değil, din kardeşlerini de aşan bir merhamettir. Çünkü Rahman’ın tecellisi her şeyedir, o zaman mü’minde bu tecelli yankılandığında mü’min de her şeye merhamet eder. Kâfirlere mü’minlerin merhameti nasıl olur? İmanı taşıyarak olur. İmanı taşımak için imanı yaşamak lazım, temsil kabiliyeti lazım. İşte davet, işte emr-i bil ma’ruf rahmaniyyetin mü’minde tecellisidir. Bir Adem bir alem diyerek yürürler. Bir insana daha imanı taşımak için varlıklarını heba ederler, feda ederler.

Rahmaniyyetin kâinatta tecellileri var tabii ki Elleziy haleka seb’a Semavatin tıbaka* ma tera fiy halkırRahmâni min tefavüt * ferci’ılbasare hel tera min futûr (Mülk/3) Sümmerci’ıl basare kerrateyni yenkalib ileykelbasaru hasien ve hüve hasiyr. (Mülk/4) O ki yedi göğü tabaka tabaka yarattı, yedi göğü tabaka tabaka yaratan insanları da tabaka tabaka yarattı. Aslında zımnen o da var. Rahmanın yaratışın da bir eksik bir gedik bir yamukluk göremezsin, bir çözülme bir bozulma göremezsin, Rahman’ın yaratışı ama altını çiziyoruz. Niye yaratışın temelinde Rahmet vardır. Dön de bir bak bakalım diyor bir eksiklik görecek misin, bir daha dön bak. Bakışın aradığını bulamamışlığın bezginliği içinde sana geri dönecektir. Eyvallah.!

Rahman’ın rahmeti kâinata tecelli edince kaos kosmoza dönüşür, düzensizlik düzene dönüşür. Ama Rahman rahmaniyyetini kâinattan bir an çekecek olsa cazibe ipliği kopar, kâinat teşbihi dağılır. Kâinatın yasaları da Rahman’ın rahmetinin bir tecellisidir.

Amin..’ Ya Rahman, ey rahmetin sonsuz kaynağı, ey rahmeti her şeyi kuşatan, ey rahmeti zatına ilke edinen, ey rahmetine hayran olduğum, ey rahmaniyyetine kurban olduğum. Yokluğa rahmetle nazar eden sensin, varlığı rahmetle var eden sensin, rahmeti zatına yar eden sensin bizi de rahmetine yar et ya Rabbi. Bizi de rahmetine yar et ya Rahman. Rahmet ummanından tek zerre yeter, günah okyanuslarını temizlemeye. Cennetin tohumu rahmetinmiş meğer, biz de de bir rahmet var et ya Rahman, bizde de bir rahmet var et ya Rabbi. Amin velhamdülillâhi Rabbil alemiyn vel akıbetü lil muttakıyn.

Allah kabul etsin. Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 08 Ocak 2016 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: