RSS

ESMA DERSLERİ – 4 – ER RAHMÂN (B)

22 Oca

326

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

ER-RAHMÂN

Rahmetin sonsuz kaynağı

Özünde sonsuz rahmet sahibi olan er Rahmân
            “İster Allah diye yalvarıp yakarın ister Rahmân diye: O’na hangi biriyle yalvarırsanız yalvarın ama unutmayın ki en güzel nitelikler ve tüm mükemmellikler O’na mahsustur.”(İsra/110)

“Unutma ki Rabbiniz o Rahmân’dır.”(Tâhâ/90)

“Rahmetim her şeyi kuşatmıştır”(A’raf/:156)

1 Rahmân! 2 Kur’an’ı O öğretti, 3 İnsanı O yarattı, 4 insana kendini ifade etmeyi O öğretti.” (Rahman/1-4)

Bu resimde; özünde merhametli olan Rahmân’ın, merhameti sonucu, tasavvurumuzun inşası için, peygamberi aracılığı ile bizlere Kur’an’ı öğretmesi sembolize edilmiştir. Aslında bu ilahi terbiyenin merhamet ve şefkat temelli olduğu anlatılmaktadır, tıpkı Rahmân suresindeki ilk ayetlerde olduğu gibi… er Rahmân..!

Luğavi çerçeve;

Öncelikle şunu itiraf etmemiz gerekir; Allah’ı tanımaya ilk olarak Rahmân ismi ile başlamamız O’nun bize bir rahmeti ve lütfudur. Allah kimdir sorusunun ilk cevabı O, Rahmân’dır ve Rahîm’dir. O halde Rahmân’a hamdolsun ki; O, Rahmân’dır, Rahîm’dir. Fakat iş sadece sözlü bir hamd ile bitmiyor. Asıl iş Rahman’ı razı etmekten geçiyor. İşte bizler nasıl Rahman olan Allah’ı razı edeceğiz? Allah’ı razı etmenin tek yolu onu tanımaktır, onu tanımanın tek yolu onun esmasını tanımaktır. Peki, bizler okuyacağımız Rahman ismini nasıl tanıyacağız. Hiç şüphesiz ki yaratıcı ancak kâinat ve insan ile olan ilişkisi bakımından tanınabilir. İnsan ile olan ilişkisi bakımından Rahman isminin en büyük tecellisi, her annenin çocuğuna göstermiş olduğu o muhteşem şefkat duygusudur.

Kâinat ile olan ilişkisi bakımından Rahman isminin en büyük tecellisi, kâinatın yokluk âleminden varlık âlemine teşrif etmesidir. Yani kâinat yok idi, Allah Rahmân ismi ile yokluğa tecelli etti, yokluk varlığa dönüştü. Varlık âleminde Rahmetten en çok pay alanda insanoğludur. Çünkü insanoğlu iradeli bir varlıktır. Yanlış yapmaya, günah işlemeye ve bağışlanmaya en çok insanoğlu muhtaçtır. En çok muhtaç olan, en büyük payı alır. En büyük payı alan en çok muhtaçtır……

Nazari çerçeve;

Zati sıfatlar öznenin zatından, nesnenin cevherine tecelli eder. İnsanın cevherine tecelli eden rahmet, insan örtmedikçe her daim insan da mevcuttur. Mevcut olan bu rahmeti daha ideal bir seviyeye çıkarmak ise Allah’ın Rahim ismin tecellisi ile olur. Bundan dolayı kimi insanlar çok, kimi insanlar da az merhametlidir. Yeryüzünde rahmetsiz insan yoktur, fakat merhametsiz insan vardır. Ölen insana rahmetli diyoruz da merhameti demiyoruz neden? Çünkü Rahmettin tecellisinde kulun iradesi yoktur. Fakat merhametin tecellisinde kulun iradesi vardır. Ölünün de iradesi olmadığına göre merhameti de olmaz. O zaman ölüden merhamet dilemek akılsızlığın ta kendisidir.

Peki, Allah neden rahmet eder? Hiç şüphesiz rahmetin temelinde sevgi vardır. Yani rahmet sevginin meyvesidir. Meyve vermeyen bir sevgi, sevgi değil gazap olur. Bizde bundan dolayı Allah’ın gazabından onun rahmetine sığınıyoruz. Peki, Allah’ın rahmeti her şeyi kuşatmışsa o zaman O’nun gazabı kimedir? Evet, O’nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır. Çünkü her şey var olduğunda bir sevginin meyvesi olan rahmetin tecellisi ile var olmuştur. Varlık âlemine geldikten sonra iradesini ya varoluş gayesi olan rahmet yolunda kullanır ve rahmetin tecellisi her daim devam eder ya da varoluş gayesinden kopar da Allah’ın gazabına uğrar. İşte görüldüğü gibi varlıkta esas olan rahmettir. Gazap ise kulun iradesinin bir sonucudur. Allah’ım gazabından rahmetine sığınıyoruz.

De ki: “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” De ki: “Allah’ındır.” O, rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır. (Enam:12)

Ayette geçen bu ifadeler ile İslâm dinin dışındaki tüm inanç sistemlerinde var olan yanlış Allah tasavvuru yıkılmıştır. Şöyle ki: İslâmiyet geldiğinde, yani bu ayetler indiğinde insanlık, çeşitli fikir akımları, evhamlar, efsaneler ve felsefî görüşler üzerine oturtulmuş bir sürü saçma sapan inançlar taşıyorlardı.

İnsanların bir kısmı Aristo`nun “Şüphesiz Allah kâinatı yarattı. Yarattıktan sonrada kenara çekilip öylece bıraktı, ona önem vermedi. Zira Allah, daha aşağı olan bu âlemle uğraşmaktan münezzehtir. O ancak kendi zatını düşünür” şeklindeki görüşünü benimsemişlerdi.

Başka bir kısmı da Yunan mitolojisindeki Olympos tanrıları gibi, sürekli kullarına karşı öfkeli, sürekli onların takipçisi ve onlara hileler hazırlayan ve onlardan intikam alan, elinde sopasıyla hazır halde yanlış yapanı bekleyen tanrıya inanıyorlar ve bundan kurtulabilmek için aracı, şefaatçi ilâhlar ediniyorlardı. Sonuç olarak insanlar Kur’an ile gerçek ilâh ve gerçek Rabbi tanıdılar. Rahmeti kendisine ilke edinen, rahmetinin her şeyi kuşattığı, Rahman ve Rahîm olan bir Rabbi tanıdılar.

Şu âleme baktığımızda gözümüzle görüyoruz ki birisi var, yeryüzünü bir sofra gibi döşeyen, o sofrayı en leziz yiyecekler ile dolduran ve o sofraya bütün canlıları davet eden biri. Mesela; Gemilerin denizlerde yol alıp gitmesi, acı su ile tatlı suyun bir birine karışmaması, denizlerdeki canlıların hayatlarını sürdürmeleri için gerekli olan yapıya sahip olmaları ve diğer nimetlerin tamamı ER-Rahman isminin tecellisidir. Tüm bu tecellileri görmemiz için Allah Kur’an da “Rahman” isminde bir sure indirmiş ve rahmetimin tecellilerini görmek istiyorsanız yarattığım nimetlere bakın dercesine. O halde rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz.

O, iki denizi salarak birbirine kavuşturur; (ama) aralarında aşamayacakları tarifsiz bir engel var (eder): O halde Rabbinizin hangi nimetini inkâr edebilirsiniz? Hem iki denizi birbirine salan, hem de biri tatlı-susuzluğu giderici ve diğeri tuzlu-acı olduğu halde bu ikisi arasına karışmalarını önleyici (görünmez) bir perde ve aşılmaz bir engel koyan yine O’dur. (Furkân:53)

O’nun eşsiz nimetlerinden biride ayetin işaret ettiği yüzey gerilimidir. Dünyadaki bazı nehir, boğaz ve körfezlerde görülen büyük su kütlelerinin birleşme noktalarında gerçekleşen bu muhteşem olay, “yüzey gerilimi” adı verilen ilahi bir yasaya bağlı olarak gerçekleşmektedir…

…..Er-Rahîm isminin ifade ettiği rahmet, Rahman isminin tecellisi olan rahmeti iyiye kullanarak çalışanlara bir mükâfat olmak üzere verilen merhamettir. Kişinin emek ve ihlâsındaki kuvvete göre merhameti artar ve ya azalır. İşte, gayr-ı meşru arzulara kapılmamanın, kötülükten korunmanın önemi bu yüzdendir. Bu isteklerin peşinde koşmak kişideki merhameti öldürür. Bundan dolayı hakikati inkâra şartlanmış olanlar çok acımasız ve gaddar olurlar. Fakat iman edip Salih amel işleyenler ise tüm insanlığa karışı merhamet sahibidirler.

Besmelede ve Fâtiha suresinde “Allah” lafzıyla bütün güzel isimleri kendinde toplayan zatın tasarrufunu takdim etmesinden çekinen ve irkilen insana adeta Allah şöyle buyurmaktadır: Ey kulum yüceliğim seni çok korkutup irkildiysen bak, Ben; Er-Rahman ve er-Rahîm olarak âlemleri terbiye ettim. Yani Allah’ın kâinatı terbiye etmesi, rahmeti ilke edinen bir terbiye ile olmuştur. Allah rahman ve rahim isimlerini zikrederek kullarına yakınlık ve güven vermiş oluyor. Sanki bu isimlerle insanın kulağına şu manalar fısıldanıyor: O kadar korkup ürkme. İşin temelinde rahmet var. O, rahmetiyle sizi yaratmış ve yine rahmetiyle hayatınız için gerekli olan her şeyi hazırlamıştır. O’nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır.

Rabbimizin “Rahman” isminin Kur’an-ı Kerimde 57 defa, “Rahim” ismi ise 115 defa tekrarlanmış olması bize bir hikmeti gösteriyor. O hikmette şudur: Rahmanın tecellisi kulun iradesine bağlı değildir. Fakat kulun iradesine bağlı olan Rahim isminin tecellisidir. Bundan dolayı ey kul senin için Rahman isminin tecellisi olan rahmet zaten var. Önemlisi zatında var olan bu rahmeti, rahim isminin tecellisi ile merhametle bütünleştirebilmendir. Er-Rahim olan Allah’ın tecelli etmesini istiyorsan iradeni hakka ve hakikate doğru kullanmalısın. Çünkü Allah’ın (c.c) Rahman isminin tecellisi olan rahmeti; kulların isteğine bağlı değildir. Fakat insanların merhameti elde etmesi ve ya Allah’ın gazabına uğraması kulların isteğine bağlıdır.

Buna rağmen Rahmetinin her şeyi kuşattığı, gazabına galebe çaldığını rahmetle ilgili isimlerinin, gazapla ilgili isimlerinden daha çok oluşu Allah’ın rahmeti kendisine ilke edindiğini gösterir. Bu hakikat üzerinden kullara şöyle bir mesaj verilmek istenmiştir; Madem Allah, kendisine rahmeti ilke edinmiş Ey kullar! Sizde rahmeti kendinize ilke edinin. O’nun bize ikram ettikleri; ibadetlerimizin O’nu mecbur bırakışından değil, rahmetiyle muamelesindendir. Çünkü “Allah’ın isimleri, tepkiselliğe temel olma yönleriyle değil, eylem olan gayeleri yönüyle anlamlandırılırlar.

Kur’an-i Çerçeve;

Kur’an-ı Kerimde tam 45 yerde Er-rahman ismi “elif-lam’lı” olarak kullanılmıştır. Geçtiği yerlerin tamamında Allah ismine izafe edilmeden müstakil bir isim olarak zikredilmiştir. Geçtiği yerlerin ilki besmeledir; Çünkü Allah kimdir? Diye sorarsak, alacağımız ilk cevap O; Rahmandır, Rahimdir.

BismillahirRahmanirRahıym; “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.” Yani seven merhamet eder. Dikkat ederseniz rahman ve rahim olan Allah ile değil de Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile denmiştir. Neden? Çünkü kişi Allah’ın zatını idrakten acizdir. Fakat akli kuvvelerinin yettiği kadarıyla Allah’ın esmasını idrakten aciz değildir. Bundan dolayı kişi Allah’a ancak esmasıyla ulaşabilir.

Musa Allah’a Esma’sız ulaşmak istedi fakat bunun bedelini az kalsın canı ile ödeyecekti. Allah’ın rahmeti sayesinde Musa bunun bedelini bayılarak ödedi. Allah, Musa’ya zatı ile değil sıfatları ile konuştu. Bunda bize bir mesaj vardır. Ey kullarım dağları delseniz Musa olamazsınız. Musa gibi olsanız bile benim zatıma muttali olamazsınız. Size düşen Musa’ca bir tavırdır. Neydi acaba bu Musa’ca tavır;

Ve lemma cae Musa limiykatina ve kellemehu Rabbuhu, kale Rabbi eriniy enzur ileyKE, kale len teraniy ve lakininzur ilelcebeli feinistekarre mekanehu fesevfe teraniy* felemma tecella Rabbuhu lilcebeli ce’alehu dekken ve harra Musa sa’ıka* felemma efaka kale subhaneKE tübtü ileyKE ve ene evvelül mu’miniyn. (A’raf/143)

Ve Musa belirlediğimiz vakitte, belirlediğimiz yere (Sina Dağına) gelince, Rabbi onunla konuştu. (Musa da:) “Ey Rabbim” dedi, “göster bana (Kendini) ki seni göreyim!” (Allah): “Beni asla göremezsin. Ama yine de (istersen) şu dağa bir bak; eğer o öylece yerinde kalırsa, o zaman, ancak o zaman, beni görebilirsin!” Ve Rabbi dağa tecelli eder etmez, dağı toz duman etti ve Musa da bayılıp düştü; uyanıp kendine geldiği zaman ” Ya rabbi sen sınırsız bir yüceliğe sahipsin, Pişmanlık içinde sana sığınıyorum ve (bundan böyle daima) inanların ilki olacağım!” (Araf:143)

İşte besmeledeki Bismillahi lafzı bize Musa’ca bir tavır sergilememiz gerektiğine vurgu yaptığı için Allah ile değil, bilakis Allah’ın ismi ile denmiştir.

Peki, besmeleye soralım nasıl bir Allah’ın ismi ile?

Besmele cevap veriyor; Rahman ve rahim olan Allah’ın ismi ile. Neden Allah’ın birçok ismi varken o isimler içinden Rahman ve Rahim seçilmiş ve neden Rahman ismi, Rahim isminden önce zikredilmiştir.

Cevap: Allah esma-ül Hüsna isimlerinin içerisinden Rahman ve Rahim ismine öncelik vermesinin sebebi, Kullarının Allah’ı rahman ve Rahim olarak tanınmalarını istemesindendir.

Rahman isminin, Rahim isminden önce zikredilmesinin hikmeti de; Rahman isminin kullara tecellisi mutlak, Rahim isminin ise kullara tecellisi kulun iradesi ile doğru orantılıdır. Bu hakikat bize şunu gösterir: “Allah’ın Rahim oluşu Rahman oluşundan dolayıdır.” Yani Rahmet herkeste vardır ama merhamet herkeste yoktur. Çünkü rahmet, Rahman isminin tecellisi; merhamet ise, Rahim ismin tecellisi ile olur. Bundan dolayı kâinata ki her şeyde rahmet var ama her şeyde merhamet olmaya bilir.

Rahman isminin geçtiği bir diğer ayet ise;

Elleziy haleka seb’a Semavatin tıbaka* ma tera fiy halkırRahmâni min tefavut* ferci’ılbasare hel tera min futûr. (Mülk/3)

Yedi göğü birbiriyle tam bir uyum içinde yaratan O, (ne yüce)dir! Rahman’ın yaratışında hiçbir aksaklık göremezsin. Gözünü bir kez daha (ona) çevir! Hiç kusur görüyor musun?

Varlığın husule gelmesi, Allah’ın yokluğa rahmet etmesinin sonucudur. Allah’ın yokluğa rahmeti de sevginin bir sonucudur. Çünkü Allah sevmeseydi rahmet etmezdi, rahmet etmeseydi, yokluk vara dönüşmezdi.

Ülaikelleziyne en’amAllâhu aleyhim minen Nebiyyiyne min zürriyyeti Ademe ve mimmen hamelna me’a Nuh* ve min zürriyyeti İbrahiyme ve İsraiyle ve mimmen hedeyna vectebeyna* izâ tütla aleyhim ayaturRahmâni harru sücceden ve bükiyya. (Meryem/58)

İşte bunlar; Allah’ın nimet verdiği peygamberlerden, Âdem neslinden, Nûh ile beraber gemide taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim ve İsrail (Ya’kûb) neslinden, yol gösterdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir. Onlara Rahmân’ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı. (MERYEM:58)

Soru: Neden Rahmanın ayetleri denmiştir de, Rahim ayetleri denilmemiştir?

Cevap çünkü Kur’an Rahman ismin tecellisidir. Kulların gözlerinden dökülen yaşlar ise Allah’ın Rahim isminin bir tecellisidir. Rahim ismi kimde fazla tecelli ederse o insanda ayetlere karşı daha içten ve daha samimi bir tavır oluşur ve Rahman olan Allah’ın ayetleri o insan da daha çok tesir eder.

Kul men kâne fiyd dalaleti felyemdüd lehür Rahmânu medda; hatta izâ raev ma yû’adune immel azâbe ve immes saate, feseya’lemune men huve şerrun mekânen ve ad’afü cünda; (Meryem/75)

De ki: “Kim ki sapıklık içinde yaşıyorsa, Rahman (sınırsız rahmet Sahibi) onun ömrünü, yaşama imkânını çekip uzatabilir!” (Ve bırak ne söyleyeceklerse söylesinler,) ta ki, önceden uyarıldıkları (bu dünyadaki) azabı, ya da Son Saat(in gelip çatmasını) görünceye kadar: Çünkü o zaman (bu iki insan topluluğundan) varılacak yer olarak hangisinin daha kötü, destek ve dayanak olarak hangisinin daha zayıf olduğunu anlayacaklar. (Meryem:75)

Bu ayeti celile de Rahman isminin zikredilmesinin hikmeti; Allah iyilik yapana da kötülük yapana da rahmet sahibi olduğunu gösteriyor. Çünkü delaletin içinde kalan birini helak etmeyip ona mühlet vermesi temelde Allah’ın Rahman sıfatının bir tecellisidir. Şayet işlenen günahlardan dolayı Allah kullarını hemen cezalandırmış olsaydı yeryüzünde insan kalmazdı. Fakat Rahman olan Allah cezalandırmayıp, mühlet vermesi O’nun Rahman sıfatının tecellisidir.

ve inne RabbekümürRahmânu fettebi’uniy ve etıy’u emriy. (Tâhâ/90)

Çünkü unutmayın, sizin Rabbiniz O sınırsız rahmet Sahibidir! “Öyleyse, bana uyun ve emrime itaat edin!”

Neden Rabbimiz Rahman’dır. Çünkü ilahi terbiyenin temelinde rahmet vardır.

İnnelleziyne amenû ve amilus salihati seyec’alü lehümür Rahmânu vüdda. (Meryem/96)

İman edip de iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için sınırsız rahmet Sahibi olan Allah, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır. (Meryem:96)
           Bu ayette de verilmek istenen mesaj şudur: Tüm insanlar Rahman isminden her ne kadar nasiplenmiş olsalar da “se-yecalu” fiili yani “pek yakında kılacağım” demekle, iman edip Salih amel işleyenlere Rahman isminin tecellisi ile ziyade bir sevgi ve muhabbet vereceğini beyan eder. Kâinata ki tüm varlıklara karşı en merhametli insanların müminler olmasının temel sebebi de işte budur. Çünkü müminler Rahman’ın has kullarıdır. Bu cihetle de Ziyadesiyle rahmete mazhar olanlarda onlardır. İşte bu hakikat başka bir ayette şöyle dile getirilir;

Ve ıbadur Rahmânilleziyne yemşune alel Ardı hevnen ve izâ hatabehümül cahilune kalu Selâma. (Furkan/63)

Rahman’ın has kulları ki, onlar yeryüzünde tevazu ve vakar içinde yürürler ve ne zaman kötü niyetli, dar kafalı kimseler kendilerine laf atacak olsa, (sadece) selam! derler.

Velleziyne yebiytune liRabbihim sücceden ve kıyama. (Furkan/64)

Onlar ki, gecenin derinliklerinde secdeye vararak ve kıyama durarak, Rablerini anarlar.

Velleziyne yekulune Rabbenasrif anna azâbe cehennem* inne azâbeha kâne ğarâmâ. (Furkan/65)

Ve onlar ki, “Ey Rabbimiz!” derler, “Cehennem azabını bizden uzaklaştır; çünkü onun çektireceği azap, gerçekten, pek korkunç, pek yaralayıcı olacaktır;

İnneha saet müstekarren ve mukama. (Furkan/66)

Gerçekten, o ne kötü bir yer, o ne kötü bir durak!”

Rahmet insanda tecelli ederse insanda vakar ve tevazu oluşur. Çünkü sevgi rahmetin kaynağı, rahmet ise tevazu ve vakarın kaynağıdır. Hayata rahmetle değil, nefretle bakan kimse de nasıl tevazulu olabilir ki? Rahmetin olmadığı yerde sevgi olamaz, sevginin olmadığı yerde de nefret ve kin olur. Nefret ve kinin olduğu yerde ne tevazu kalır ne vakar kalır.

Ve ma ye’tiyhim min zikrin miner Rahmâni muhdesin illâ kânu anhu mu’ridıyn. (Şuârâ/5)

Rahmân’dan onlara ne zaman uyarıcı yeni bir mesaj gelse, mutlaka ondan yüz çevirirler.

Haa, Miiiym; Tenziylün miner Rahmânir Rahıym; Kitabun fussılet ayatuhu Kur’ânen ‘Arabiyyen likavmin ya’lemun. (Fussilet/1-2-3)
            Ha, Mim. Bu Kur’an Rahman, Rahîm tarafından indirilmedir. Bir Kitap ki; anlama ve kavrama yeteneğine sahip insanlar için Arapça bir Kur’an olarak ayetleri yeterince açıklanmıştır. (Fussilet:1-2-3)

Bu ayetlerden açık bir şekilde anlaşılıyor ki kullara Rahmanın en büyük tecellisi zikri yani Kur’an’ı indirmesidir. Tüm ilahi vahiyler Rahman isminin tecellisidir. Vahyin 23 yılda inmesi de O’nun Rahmaniyetinin tecellisidir. Şayet bir seferde inmiş olsaydı insanoğlu bunu sindiremezdi. Allah kullarına Kur’an’ı indirmekle rahmet ettiği gibi aynı zaman da insana beyan ilmini öğreterek Kur’an’ın anlaşılmasını sağlayacak yetenekle donatması da rahmet üstüne rahmetinin tecellisidir;

Er Rahmân, Allemel Kur’ân, Halekal İnsân, Allemehül beyân. (Rahmân/1-2-3-4)

Rahman, Kur’an ı öğretti, Rahman; İnsanı yarattı, Rahman; İnsana beyan yeteneği verdi.

Madem Kur’an rahmetin tecellisi, o zaman Kur’an dan uzak olmak rahmetten uzak olmak demektir. Bu hakikat Kur’an da şöyle anlatılır;
            Ve men ya’şü an zikrir Rahmâni nukayyıd lehu şeytanen fehuve lehu kariyn. (Zuhruf/36)

Kim Rahman’ın Zikri’ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can dost olur.

Kalu ya veylena men beasena min merkadinâ* hazâ ma ve’ader Rahmânu ve sadekalmurselun. (Yasin/52)

“Eyvah!” diyecekler, “Kim bizi (ölüm) uykumuzdan uyandırdı?” Bu

Rahman’ın vaat ettiği gündür ve peygamberler gerçekten doğru söylemişler.
            Hakikati hiçe sayanlar okuduğumuz ayette “Bu Allah’ın vaat ettiği gündür” demediler. Bilakis bu Rahmanın vaat ettiği gündür dediler neden? Çünkü perde gözden kaldırılmış ve geçek ortaya çıkmıştı. O gün onların akıllarına yaptıkları kötülükleri bağışlayacak onlara merhamet edecek, onlara acıyacak olan Rahman’dan başka hiçbir esma gelmiyordu. Anlamasına anlamışlardı fakat onların bu anlamalarının onlara bir faydası olmamıştı. Çünkü onlar bu dünyada rahmetin tecellisi olan iradeleri ile Rahmanı anlayamadılar. Şimdi iradesiz bir halde Rahmanı anlamalarının onlara ne faydası olabilir ki? Rahmetinin en büyük tecellisinden olan iradeyi kullanarak bu dünyada Rahman’ı anlamayı Rahman bizlere nasip eylesin.

Rahman olan Allah’a dua;

Ya Rahman ya Allah! “İster «Allah» diye dua edin, ister «Rahman» diye dua edin. Hangisiyle dua ederseniz edin, en güzel isimler O’nundur.” Diyen sensin. Bizde senin Rahman ismine tevessül ederek sana dua ediyoruz. Dualarımız kabul eyle.

Ya Rahman ya Allah! Hiç şüphesiz senin Rahman oluşunun en büyük tecellisi göndermiş olduğun bu ilahi vahiydir. Bizi de bu ilahi rahmetten nasiplendir ya Rahman.

Ya Rahman ya Allah! “Er-Rahman Allame –el Kur’an” diyen sensin Rahmetinle Kur’an’ı öğrenmeyi nasip eyle.

Ya Rahman ya Allah! Kim Rahmanın zikrinden (Kur’an’dan) yüz çevirirse hiç şüphesiz biz ona bir şeytan musallat ederiz de o şeytan onun en yakın dostu olur. Ya Rahman bizleri şeytanın dost olup, ilahi vahiyden uzaklaşan kullarından eyleme. Çünkü sen Rahman’sın, Rahim’sin.

Ya Rahman ya Allah! Sen ki; rahmetinin gereği bizi bize sormadan yaratansın. Hamdolsun sana ki sen Rahmansın, bizi rahmetinle yoktan var eden, varlığımızdan haberdar eden sensin. Varlık amacımıza doğru Rahimiyetinle yol almamızı bize nasip eyle.

Ya Rahman ya Allah! Sen ki; esman içerisinden Rahman ve Rahim isimlerini seçerek besmeleyi taçlandıransın. Bizi de Rahman ve Rahim isimlerinle taçlandır.

Ya Rahman ya Allah! Sen ki; Âlemleri Rahman ve Rahim olarak terbiye eden sensin. Ne olur bizleri hem bu dünyada hem de ahrette Rahman ve Rahim isimleri ile terbiye olan kullarından eyle.

Ya Rahman ya Allah! Sen ki; Rahman ve Rahim oluşunla kendinden başka ilah olmadığına şahitlik edersin. Bizde şahitlik ederiz ki; Rahman ve Rahim olan Allahtan başka hiçbir ilah ve hiçbir ibadet edilecek mabut yoktur.

Ya Rahman ya Allah! Bizleri, Rahmanın ayetleri okunduğunda secdeye kapanıp gözyaşlarına boğulan kullarından eyle.

Ya Rahman ya Allah! Sen ki; Rahman oluşun ile kulları hemen cezalandırmayıp, mühlet verensin. Ya Rahman verdiğin bu mühlet içerisinde hakkıyla sana dönen ve sana tüm benliği ile teslim olan kullarından olmayı bizlere nasip eyle.

Ya Rahman ya Allah! Rahman-ul Müstean sensin. Rahmet ederek kullarına yardım edensin. Bizlerde Rahman ve müstean olarak tecelli eyle. Bizlere nefsimize karşı rahmetinle yardım eyle, bizleri cehennem azabından koru. Şüphesiz ki senin azabın çok çetin ve ağırdır.

Ya Rahman ya Allah! Rahman’ın kulları yeryüzün de tevazu ve vakarla yürürler. Cahillerle karşılaştıklarında Allah size selâmetlik versin derler. Bizleri Rahman’ın kullarından eyle ve bizleri Rahman’ın kullarından ayırma.

Ya Rahman ya Allah! İnsanların kabirlerinden dirildiklerinde dillerinden dökülen; bu Rahman’ın vaat ettiği gündür sözünden başka bir şey olmayacak. Diriliş gününde herkesin aklında sadece Rahman Esma’sı kalacak. Çünkü o gün herkes rahmetin membaı olan Rahman’a muhtaçtır. O gün Rahmetinle bizlere tecelli eyle. (Kurandan hayata.com)

********************************************************

ER RAHMÂN

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Hamd, yalnız âlemlerin Rabb’i olan Allah’a aittir. O, Rahmân’dır ve Rahîm’dir.” (Fatiha/1-2)

“(Bu Kur’an,) Rahmân ve Rahîm’den indirilmiştir.” (Fussilet/2)

Tevbe sûresi dışında bütün surelerin başında Bismillâhirrahmânirrahîm

“Rahmân Rahîm olan Allah’ın adıyla” cümlesi bulunur.

De ki: “İster Allah diye çağırın, ister Rahmân diye çağırın, ne ile çağırır¬sanız; sonunda en güzel isimler O’nundur.” (İsra/110)

O, mü’minleri çok esirgeyicidir.” (Ahzab/43)

Ebû Hüreyre’nin rivayet ettiği kudsî bir hadiste Hz. Peygamber, Yüce Allah’ın şöyle buyurduğunu nakleder: “Ben, namazı kendimle kulum arasında böldüm. Kul, “Hamd, yalnızca âlemlerin Rabb’i olan Allah’a aittir. Dediğin de Ben, “Kulum bana hamd etti” derim. Kul, “O, Rahmân’dır Rahîm’dir.” dedi¬ğinde Ben, “Kulum beni övdü” derim… (Müslüm/395)

Rahmân ve Rahîm isimleri aynı kökten türetilmiştir. Her ikisi de mü¬balağa ifade eder. Ancak Rahmân’ın mübalağası Rahîm’den daha fazladır. Rahmân daha genel, Rahîm daha özeldir.

Rahmân ve Rahîm isimleri, Yüce Allah’ın büyük ve geniş merhamet sa¬hibi olduğunu gösterir. Öyle ki, O’nun merhameti her şeyi kuşatmış ve bütün canlıları kapsamıştır. Allah, bu kadar geniş merhametini ahirette yalnız pey¬gamberlerin izinden giden ve kendisinden korkan takva sahipleri için yazmış¬tır. Allah’ın mutlak merhametini hak edenler bunlardır. Bunların dışındakiler ise Allah’ın merhametinden sadece bir pay alanlardır. Teysiru’l-kerîmi’r-rahmân, 1/14

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Azabımı dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu korkup-sakınanlara, zekâtı verenlere ve bizim âyetlerimize iman edenlere yazacağım.” (‘Araf/156)

el-Hattâbî der ki: “Rahmân, genel olarak merhamet sahibi demektir. Bu, bütün varlıkların rızıklarını, menfaatlerini ve ihtiyaçlarını kapsayan bir merhamettir. İnanan inanmayan, iyi veya kötü herkes için geneldir. Rahîm ise yalnız inananlara has merhameti ifade eder. Yüce Allah şöyle buyurur: “O, mü’minleri çok esirgeyicidir.” (Ahzab/43)

İbn Abbas, Rahmân isminin sadece Allah’a mahsus olduğunu ve O’ndan başka kimsenin bu adla adlandırılmasının caiz olmadığını söyler. Beyhakî, a.g.e., s. 50-52.

Yüce Allah şöyle buyurur: “Hiç O’nun adaşı olduğunu biliyor musun?” Meryem/65)

Âlimlerin çoğunluğu İbn Abbas’ın bu görüşünü destekler. Rahmân’ın yalnız Allah’a ait bir isim olduğunu ve bu adı başkasına vermenin caiz olma¬dığını söylerler. Yüce Allah’ın şöyle buyurduğunu görmez misin?

De ki: “İster Allah diye çağırın, ister Rahmân diye çağırın, ne ile çağırır¬sanız; sonunda en güzel isimler O’nundur.” (İsra/110)

“Biz, Rahmân’ın dışında tapılacak birtakım ilâhlar kıldık mı (hiç)?” (Zuhruf/45)

Bu son ayet, yalnız Rahmân’ın ibadet edilmeyi hak ettiğini haber vermektedir. Rahmân’ın, Allah’ın en büyük isimlerinden (ism-i âzam) olduğu söylenmiştir. (Kurtubî, a.g.e., 1/62.)

Rahmân, Yüce Allah’ın hem ismi hem de sıfatıdır. Bu isim, Allah lafzına bağlı olarak zikredildiğinde sıfat anlamındadır. Ancak Kur’an’da bu şekilde değil, özel isim olarak kullanılmıştır. Bu isim sadece Allah’a has özel isimle¬rden olduğu için daha çok bir isme bağlı olarak değil; yalnız zikredilmesi hoş karşılanmıştır.

Allah isminin yalnız olarak kullanıldığı gibi. Rahmân’ın bu şekilde kullanılması O’nun Rahmân sıfatına ters gelmez. Çünkü Allah ismi de ulûhiyet sıfatına delalet ettiği hâlde hiçbir zaman başkasına ait bir sıfat olarak zikre¬dilmemiştir.

Oysa Alîm, Kâdir, Semî’ ve Basîr gibi diğer sıfatlar böyle değildir. Bu gibi sıfatlar daima başka isimlere sıfat olarak gelmişlerdir. Bu yüzden bu ve benzeri sıfatlar yalnız olarak değil sıfat olarak kullanılırlar. (Bedâiu’l-fevâid, s. 20.)…..

……GERÇEK RAHMET VE ANLAMI

Bilinmelidir ki rahmet, kişiye zor gelse de veya nefsi onu hoş karşılamasa da insanlara yarar sağlamayı ve onlara fayda ulaştırmayı gerektiren bir sıfat¬tır. Gerçek rahmet işte budur. İnsanlar arasında sana karşı en merhametli olanı, sana yarar sağlamak ve kötülükleri senden savmak için seni sıkıntıya sokandır.

Babanın çocuğa merhameti; Babanın, çocuğunu ilim öğrenmeye ve onunla amele etmeye zorlaması, hatta gerektiğinde bunun için kendisini dövmesi, onu kendisine zarar verecek arzu ve isteklerden men etmesi bu türden bir merhamettir. Baba eğer bunları yapmaz ve ihmalkâr davranırsa, bu, onun çocuğuna olan merhametinin az olduğunu gösterir. Babanın, çocu¬ğunu zorlamamakla ona merhamet ettiğini, ona acıdığını ve rahat etmesini sağladığını sanması doğru değildir. Bu, annenin çocuğuna merhameti gibi duygusal ve bilgisizlikten kaynaklanan sahte bir merhamettir.

Bu yüzden merhametlilerin en merhametlisi olan Allah’ın kullarına çeşitli belâ ve musibetler vermesi, O’nun rahmetinin bir gereğidir. Çünkü kullarına yarar sağlayacak ve onlardan kötülükleri defedecek şeyleri en iyi bilen O’dur. Dolaysıyla Allah’ın, kullarına musibetler vermesi, onları çeşitli felaketlerle sı¬naması, onları birçok arzu ve isteklerinden men etmesi, O’nun kullarına olan merhametinin bir göstergesidir. Ancak insanlar, bilgisizlik ve haksızlıklarından Rablerini belâ vermesi nedeniyle itham etmekte, O’nun belâ ve musibet ver¬mekle kendilerine iyilik ettiğini görememekte ve bilememektedirler.

Rivayet edilen bir eserde şöyle denilmiştir: “Başına bir musibet gelen kimse Allah’a: “Allah’ım! Bana merhamet et” diye dua ettiğinde Allah: “Merhamet ettiğim bir şeyle ona nasıl merhamet edeyim.” der.”

Bir başka eserde ise şöyle denilir: “Allah bir kulunu sevdiğinde, sizden birinin hastasını koruduğu gibi Allah da onu dünyadan, güzelliklerinden ve zevklerinden korur.”

Bu, Allah’ın merhametinin tam oluşundandır; yoksa O’nun cimriliğinden değildir. Çünkü O, cömertlerin cömerdidir; bütün cömertlik yalnız O’na aittir. Bütün varlıkların cömertliği, O’nun cömertliğinin yanında dünyadaki bütün dağların ve kumların karşısında küçücük bir zerre misali gibidir.

Allah’ın emir ve yasaklarla kullarını sına¬ması, O’nun rahmet ve korumasının bir gereğidir. Allah’ın, kullarına emrettiklerine olan ihtiyacından veya yasakladıklarına olan cimriliğinden değildir. Çünkü O, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, cömert ve kerim olandır.

Allah’ın dünyada mü’minleri sıkıntıya sokması, onlara bela ve musibetler vermesi, kulların bu dünyaya bağlanmalarına ve burayı karar yeri edinmele¬rine mani olmak, asıl karar yeri olan ve sonu olmayan âhiret hayatına yönelmele¬rini sağlamak içindir. Allah, belâ ve musibetlerle, kullarının öteki dünyaya yönelmelerini sağlamaktadır. Allah ahirette vermek için bu dünyada vermemekte, esenliğe kavuşturmak için musibetler vermekte, diriltmek için öldürmektedir.

Allah merhametinin bir gereği olarak kullarını, merhametine güvenerek kendisine karşı gelmekten ve güzel olmayan davranışlarda bulunmaktan sakındırmaktadır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Allah, sizi kendisiyle (ken¬disine karşı gelmekten) sakındırır. Allah, kullarına karşı şefkatli olandır.” (A. İmran/30)

Birçok âlim şöyle demiştir: “Allah’ın kendisinden sakındırması, O’nun kullarına olan şefkat ve merhametinin bir gereğidir. Böylece Allah kullarını, merhametine güvenip kendisine karşı gelmekten sakındırmaktadır.” (İbn Kayyim, “İğâsetü’l-lehfân)

DALÂLET VE GAZAP

Hidayet ve merhamet (acıma) Allah’ın kulları üzerinde ki nimetlerindendir. Bu iki nimetin zıddı, dalalet ve gazaptır.

Yüce Allah bize, her gün ve gece defalarca kendisinden, bizi nimet ver¬diklerinin yoluna iletmesini, gazap ettiklerinin ve dalalette olanların yolundan uzaklaştırmasını istememizi emretmektedir. Nimet verilenler hidayet ve mer¬hamet ehli, gazap edilenler ve dalalette olanlar ise, hidayet ve merhametten mahrum bırakılanlardır. Dalalette olanların yolu, hidâyette olanların yoluna aykırıdır. Gazap edilenlerin yolu da merhamet edilenlerin yolundan ayrıdır. Bu dua, en kapsamlı, en üstün ve en etkili dualardan sayılmaktadır. Başarı Allah’tandır. (İbn Kayyim)

Allah’ın Rahmetinin Eserlerine Bak” (Rum/50) Ayetinin Anlamı:

Bu varlıkta Allah’ın genel ve özel rahmetinin eserlerine bir dön de bak. Bu rahmeti ile bizlere peygamberler gönderen, kitaplar indiren, bizleri bilgi¬sizlikten kurtaran, dalaletten hidayete ileten, yanlışlık ve sapıklıklardan doğruya çıkaran, körlükten kurtarıp görmemizi sağlayan O’dur. Bizler O’nun rahmet ve merhameti ile isimlerini, sıfatlarını ve fiillerini öğrendik. Böylece O’nun Rabb’imiz ve Mevlâmız olduğunu bildik. O, merhameti ile bize bilme¬diklerimizi öğreten, bize yararlı olan dinî ve dünyevî maslahatlarımızı gösteren, merhametiyle güneş ve ayı yaratıp insanların faydasına sunandır.

O’nun gece ve gündüzü yaratması, yeryüzünü bir döşek gibi sermesi, onu yaşama elve¬rişli hâle getirmesi, ölü ve dirilere bir toplanma yeri yapması, yağmur yüklü bulutlar yaratması, yağmur yağdırması, insanlar için sebze ve meyveler hay¬vanlar için otlar ve meralar var etmesi, hep O’nun merhametinin bir eseridir. O bu merhameti ile insanların ve diğer hayvanların yapılarına merhameti yerleştiren, böylece birbirlerine merhamet etmelerini sağlayandır.

İnsanların ve hayvanların kendi aralarındaki merhamet duygusu, Allah’ın merhametinin bir eseridir. O, rahmet kelimeden kendisine Rahmân ve Rahîm isimlerini türeten, en geniş ve kapsamlı sıfatının merhamet olduğunu ilan edendir.

Bütün varlıkları kuşatan Arş’ının üzerine, her şeyi kapsayan merha¬met sıfatı ile oturmuştur. Allah, rahmet sıfatından türetilen ve başka varlıkların adlandırılmadığı bu isimle Arş’ına oturunca, bu sıfatının bir gereği olarak rah¬metinin gazabını geçtiğini yazdı. Bu pek ve önemli yazgısı, bütün kullarına ver¬diği bir merhamet, günahları affetme ve bağışlama, onları cezalandırmama, ayıp¬ları örtme ve kendilerini bilgi sahibi yapma sözü oldu.

O’nun öfkeden hoşnutluğa ve cezalandırmadan bağışlamaya dönmesi rahmetinin bir eseridir. Erkek canlılar için kendi cinslerinden dişiler yaratması, soylarının tükenmemesi ve çiftlerin karşılıklı birbirlerinden yararlanması için aralarına sevgi ve merhamet bağı koyması, herkesin ihtiyaçlarını karşılaması için varlıkları birbirine muhtaç etmesi, Allah’ın geniş merhametinin birer eseri¬dir. Eğer Allah, hiç kimseyi ihtiyaç sahibi kılmayıp herkesi zengin yaratsaydı, dengeler bozulur ve dünya yaşanmaz hâle gelirdi. Allah’ın zengin ve yoksul, azîz ve zelil, güçlü ve güçsüz, yöneten ve yönetilenler yaratması, sonra da hepsini birbirine muhtaç etmesi ve merhametiyle hepsini kuşatması, O’nun merhametinin bir eseridir.

Yüce Allah yüz parça merhamet yaratmıştır. Her merhametin arası yerle gök arası kadardır. Bu merhametlerden sadece bir tanesini yeryüzüne indir¬miştir. İşte bu bir parça merhametle bütün insanlar ve diğer canlılar birbirle¬rine merhamet etmektedir. Annelerin çocuklarına merhameti, kuşların, vahşi hayvanların ve diğer bütün canlıların yavrularına merhamet etmesi bu bir parça merhametle gerçekleşmektedir. Dünya düzeninin ayakta kalması ve varlıkların varlıklarını devam ettirmeleri bu merhametle olmaktadır.

Varlıklar için belirlenen süre geldiğinde Yüce Allah, yeryüzüne indirdiği bu bir parça merhameti tekrar katına kaldıracak, böylece gebe canlılar karın¬larındakini atacak, anneler de süt verdikleri çocuklarını bırakacaklardır. Allah, yeryüzüne indirdiği sonra da kaldırdığı merhameti katındaki doksan dokuz merhamete ekleyecek ve merhametini yeniden yüze tamamlayacaktır.

Bu geniş merhameti ile kendisini birleyenlere, peygamberlerini tasdik edenlere ve onların izinden gidip kendisine itaat edenlere merhamet edecektir. Eğer bu varlık âlemine basiretle bakacak olursan, denizin suyla, havanın havayla dolu olduğu gibi yeryüzünün de bu bir parça merhametle dolu oldu¬ğunu ve bu merhametin dışında bir şey olmadığını görürsün. Bu, “Merhame¬tim gazabımı geçmiştir.” (Buhârî) sözünün bir gereğidir. Ancak bilinmelidir ki geçil¬miş (gazap), yavaş da olsa mutlaka onu hak edenlere yetişecektir. Bu, Al¬lah’ın merhametiyle çelişmez. Çünkü bunda bir hikmet ve amaç vardır. O, hüküm verenlerin en Hâkimi ve merhamet edenlerin en merhametlisidir. (İbn Kayyim,)

RAHMAN VE RAHÎM İ BİR ARADA ZİKRETMENİN FAYDALARI

1- İbn Arabî, iki ismi bir arada zikretme nedeni olarak, Rahmân sözcüğü¬nün aslının İbranice olmasını gösterir ve bu ismin, Arapça asıllı Rahîm söz¬cüğü ile bir arada kullanılması gerektiğini söyler. (Kurtubi)

2- Rahmân, Allah’ın genel merhametine delalet eden özel bir sıfattır. Bu yüzden bu sıfatın başkasında bulunması imkânsızdır. Çünkü rahmeti dost-düşman bütün varlıkları kapsayacak bir varlık yoktur. Rahîm ise, fiillere dela¬let eden ve başkalarının da sahip olabileceği bir vasıftır. Bu yüzden Yüce Allah kendisini “Hayru’r-râhimîn” (merhamet edenlerin en hayırlısı) ve “Erhamu’r-râhimîn” (merhamet edenlerin en merhametlisi) olarak adlandı¬rır. (Kurtubi)

3- Rahmân ve Rahîm isimlerinin bir arada zikredilmesi, yukarıda zikredi¬len anlamlardan daha güzel bir başka anlamın ortaya çıkmasını sağlar. Rah¬mân ismi, Yüce Allah’ın varlığı ile kâim olan sıfata; Rahîm ise, merhamet edilenle ilgili sıfata delalet etmektedir. Buna göre birincisi vasıf için, ikincisi de fiiller için kullanılmaktadır. Birincisi merhametin Allah’ın bir vasfı ve niteliği olduğunu; ikincisi de bu merhamet vasfı ile kullarına merhamet ettiğini gös¬termektedir.

Bunu iyi anlamak istiyorsan şu ayetleri iyi düşün:

O, mü’minlere çok Rahîm (merhamet eden)’dir.” (Ahzab/43)

             “O, onlara (karşı) çok şef¬katli ve çok Rahîm (merhametli)’dir.” (Tevbe/117)

Kur’an’da hiçbir âyette “O, mü’minlere çok Rahmândır” geçmemiştir.

Bu, Rahmân’ın merhamet sahibi olduğunu; Rahîm’in ise sahip olduğu bu merhametle varlıklara merhamet ettiğini göstermektedir. Bu ince farkı, başka bir kitapta bulamazsın. Eğer kalp aynanı bu isme tutar ve onu teneffüs edip yansıtırsan, bu farkı daha iyi anlar¬sın. (Bedâiu’l-fevâid)

O halde Rahmân ve Rahîm sıfatlarını bir arada zikretmenin faydası, Allah’ın özel ve genel merhametinden ve bu dünyadaki ve âhiretteki merha¬metinden yararlanmaktır. (Bedâiu’l-fevâid) (İbn. Kesir, Kurtubi, Beyhaki, es Sadi, İbn. Kayyim el Cevziyye – Esmaü’l-Hüsna)

*********************************************************

Rahman ve Rahîm’in Tekrarının Sebepleri

Rahman ve Rahim’in tekrar edilmesinin birçok sebep ve hikmetleri vardır. (1/13)

Birincisi: Besmele-i şerîfe deki zatîdirler. Fâtiha-i şerîfedeki, ise kemâl sıfatlarıdır.

ikincisi: Besmele-i Şerife’nin, Fâtiha-i Şerife’den olmadığı bilinmesi için tekrar edilmiştir. Eğer ikisi bir olsaydı, iade edilmesinin faydadan hali olması gerekirdi.

Üçüncüsü: Âbidlerin, çok zikir etmeleri mendubtur. Muhakkak ki Cenâb-ı Allah’ı sevmenin alâmeti onu çok zikretmektir. Zîrâ Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri: “Kim bir şeyi fazla severse onu çok zikreder.”

Dördüncüsü: Âlemlerin Rabbidir, cümlesinin zikredilmesi, Âlemlerin Rabbinin rahman Rahman olduğunu, beyan eder. Rahman ki, onlara dünyada rızıklarını vermektedir. Rahim, ahirette onları bağışlayandır. Bundan dolayı, ondan sonra, Allah, ceza gününün sahibidir, cümlesi zikredildi. Yani Rububiyet (Cenâb-ı Allah’ın Rabbü’l-âlemin olması), ya rahmâniyet iledir ki, o da dünyada onlara rızık vermektir. Ya da Rahimiyyetledir ki, o da ukbâ’da mağfirettir.

“Yahudiler, yetmiş bir fırkaya bölündü. Hrıstiyanlar, yetmiş bir veya yetmiş ikiye bölündüler. Ümmetim de yetmiş üç fırkaya bölünecektir,”

Beşincisi: Hamdi zikretti. Hamd ile rahmete nail olunur. Beşeriyetin içinde Cenâb-ı Allah’a ilk hamd eden Âdem Aleyhis-selâm’dır. Âdem Aleyhisselâm aksırdığı zaman, Elhamdü lillah, demişti. Bundan dolayı, Rabbin sana rahmet etsin, temennisi vâcib oldu. Rabbin bunun için seni yarattı. Cenâb-ı Allah, mahlûkatına hamdi öğretti. Ve onlara, hamdi ile rahmete nail olabileceklerini beyan etti.

Altıncısı: Tekrar, ta’lil içindir. Tekrarın birçok sebepleri vardır. Hamd’in bu evsafta tertip edilmesi, onun kaynağının yüksekliğine bir işarettir. Rahmaniyyet ve Rahimiyyet, bu cümledendir. İkisi Cenâb-ı Allah’ın ihsanda muhtar (onun ihsana zorlanmayacağına mahlûkâtından dilediğine dilediği sıfat ile tecelli etmeye sahip) olduğuna ve vacip olmadığına delâlet eder. İşte burada, Rahman ve Rahim’in kemâlâtının feyzi, ve Rabbi’I-âleminin, zâtının feyziyle hamde (övgüye) müstehakk olan sebebler ile başladı. Dünyada onların dışına çıkılamaz. Feyiz, lutfun elbisesi ve âhirette ceza anında adalettir. İşte bundan üç vasfın tertibinin şekli anlaşıldı.

Rahman ile Rahîm’in arasındaki fark:

Birincisi yani Rahman sıfatının Allah’a mahsus olması veya Rahmân’ın (rahim’den daha) umum olmasıdır. Veyahut da Rahmân’ın yüce ve değerli nimetleri ifâde etmesidir.

Birincisine göre Rahman, Allah’dır. Rahmân’ın ifade ettiği manâ’nın cinsi,’ kullardan sadır olmaz. Rahîm sıfatının kullardan sadır olması tasavvur edilir.

Bir Çok Belâ Ve Sıkıntıların Altında Rahmet Ve Bereket Yatar

Rahman umumidir. Bu umumiliğinin nasıl olduğu sorulabilir. Çünkü Rahman’ın umumiliğinin altına girmeyen hiçbir mahlûk yoktur. Her mahlûk, bir bakıma bu imtihandan hali değildir.

Cevaben deriz ki: Bazı hadiseler var ki, insan onu rahmet zanneder, külfet ve ceza olabilir. Bunun aksi de olabilir. Yani bizim kötülük sandığımız ve zahmet olarak gördüğümüz bir çok hadise haddi zatında bizim için rahmet olabilir. Cenâb-ı Allah, şöyle buyurdu:

“Savaş üzerinize yazıldı, gerçi o size hoş gelmez, fakat olur ki, siz bir şeyi hoşlanmazsınız, hâlbuki hakkınızda o bir hayırdır ve olur ki bir şeyi seversiniz, hâlbuki hakkınızda o bir serdir. Siz bilmezken, Allah bilir.” (Bakara/216)

Birincisi, yani rahmet gibi görünüp, aslında ceza ve azap olana misâl şâirin şu beytidir:

Gençlik, boş zaman ve atılganlık, insanı ifsad eder.

Bütün Bunlar, görünürde nimettirler.

İkincisi: Yani ceza ve külfet gibi göründüğü halde zahmet olanlar ise, bir çocuğun okula hapsedilmesi veya onu okumaya zorlamak için dövmek gibi. Hırsızın elini kesmek gibi. Ahmak kişi zahirine itibâr eder. Bunları zahmet sanır. Hâlbuki bunlar hakikatte rahmettir.

Akıllı kişi işlerin sırrına bakar. Nice nice belâ, mihnet ve musibetlerin altında, rahmet ve bereket vardır. Az bir şer için, çok hayrı terk etmek büyük bir serdir. Yani küçük bir kötülüğe uğramaktan korkarak, büyük iyilikleri terk etmek, en büyük kötülüktür. Şer’î emir ve yasaklar, insanı, ceset ile ilgili bazı alâkalardan ruhu temizlemek içindir. Ateş, kötü insanları, iyilerin amellerini işlemeye çevirmek için yaratıldı. Şeytan, ihlaslı olanları diğer kullardan ayırt etmek için yaratıldı. Muhakkik, (her şeyi derinlemesine araştırıp doğruyu bulan kişi), Mûsâ Aleyhisselâm’ın kıssasında onunla beraber olan, Hızır Aleyhisselâm gibi binâ’nın temelini hakikat üzerine kurar. Tabiatın ikrah ettiği, sevmediği her şeyin altında, gizli bir esrar ve yüksek gerçek hikmetler vardır. Eğer Cenâb-ı Allah’ın rahmeti olmasaydı ve ilâhî rahmet, gadabı geçmeseydi, bu kâinat var olmazdı. “Mun’im” (nimet verici) isminin varlığı zahir olmazdı.

Rahman, nimetlerin büyük ve umûmî olmasına delâlet eder. Onu Rahîm’in tâkibetmesi; kulun zihninde, “küçük şeyleri istemek edepsizlik olur” düşüncesini defetmek içindir. Hani bazısına “sana basit (küçük) ve kolay bir iş için geldim” denildiği gibi. Ona kolay bir adam arıyorum, dedi. Rahman ve Rahîm sıfatlan ile sanki Cenâb-ı Allah, şöyle demektedir:

“Eğer ben Rahman ile kısaltsaydım, kifayet etseydim, o zaman, (sadece benden büyük şeyler istenirdi ve bu ihtişamdan ben utanırdım. Lâkin ben Rahîm’im (Ey kulum!) Benden iste Hatta benden nalının tasmasını ve tencerenin tuzunu bile iste.

Şeyh Sadi Hazretleri (k.s.) şöyle dedi:

“Eğer sen onun koruma sırrına erersen, Hiç kimseye ihtiyaç için el açmazsın.” (1/14) Rahman isminin varlıklarda tecellisi

Hak ehli, yani ehl-i sünnet ve’l-cemaat âlimleri, dediler ki:

Rahman ismi şerifine mahsus olan bütün varlıklar üçtür.

1 -Zahirî varlık.

2 -Bâtmî varlık.

3 -Zâhirî ve Bâtınîliği kendisinde toplayan varlıklar.

Varlıkta bu mertebeler vardır. Varlıklar, rahmanın bu hükmünden asla hâli değildir. Bu mertebelere göre; suadâda, (iyi insanlarda) ve eşkıyada (kötü kişilerde) rahmetin hükümleri kısım kısımdır.

Ruhlar gibi, bazıları nefslerle nimetlenir, bedenler ile nimet-lenmezler. Veya bunun aksi olur. Yani bazıları bedenler ile nimetlenir ruhları nimetlenmez. Kimi de bu iki nimeti bir araya toplar.

Kendi nefislerini bilip, suretlerini bilmemeleri cihetten saidlerden olan cennet ehli böyledir. Bu onların sûrî nimetleri vacip kılacak, ameller işlemedikleri içindir. Kendi dışındakilere nazaran nisbetleri az bir kolaylıkla olsa bile.

Bunların aksi de böyledir. Bunlar, ilimleri olmayan âbid ve zâhidlerdir. ilmi ilâhiyenin feyiz ve bereketi ile kendi aralarındaki münâsebeti bilmedikleri için, onların ruhları, ruhanî nimetlerden çok az bir hazz ve nasip alır. Bundan dolayı, bir amelin ardından diğer bir amele, vakitlerine himmetlerini taalluk ettirmediler. Onu gaye ve son zannettiler. Yanında tavakkuf ettiler, beklediler. Ona vaad edilen sevâb üzerine yöneldiler, onunla yetindiler. Onun sakındırmasından korktular.

İki nimetin arasını tam toplayanlar ise, ilim ve amelde mükemmel bir hazz ve nasip ile kurtuluşa erenlerdir. Peygam-berler (aleyhimussalâtü ve’s-selam) ve peygamberlerin gerçek varisleri gibi. Verasette kemâle erenlerden maksadım; kâmil olan evliyadır. Mevlânâ Celâleddin (k.s.) şöyle dedi:

“Her güvercin bir yöne uçmuştur. Bu güvercin ise cihetsizlik tarafına uçmaktadır.” (i. Hakkı Bursevi)

*********************************************************

ER RAHMAN

…”Rahmet”; basit manada iç yumuşaklığı, acıyı paylaşma isteğidir. İnsan çoğu zaman, rahmetini yaşarken, karşılaştığı durumun kendinin de başına geleceğini düşünür. Bu duruma atfen, ya da ahirette ve dünyada karşılığını umarak rahmet etmek ihtiyacı duyar.

İnsandaki merhamet duygusunun uyanması ve rahmet eden olabilmesi için son unsurda ”Merhum – rahmet edilecek olan” ‘nın olmasıdır. Merhum; muhtaç olan, yardıma ihtiyacı olan ve güçsüz olandır.

İşte insandaki ” Merhamet” duygusu budur ki, ” rahmet ” etme isteği ” merhum ” ile birleşerek, içindeki vicdan duygusu ile harekete geçer ve oluşur.

KUR’AN ÇERÇEVESİNDE RAHMAN

…. Rahman ve Rahim birbiri ile pek çok ayette geçer. (Bismillahirahmanirahim ‘ deki gibi…)

O, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan Allah’tır. Gaybı da, görünen âlemi de bilendir. O, Rahmân’dır, Rahîm’dir. ( Haşr 30 )

Aynı zamanda Rahman ve Rab isimleri de yan yana gelmiştir. Rahmet ve Rab isminin temel manası olan terbiye ilişkisi anlatılır ve eğitimin temelinde merhamet olduğu manalarında yorumlanabilir.

” Andolsun, Hârûn onlara daha önce şöyle demişti: “Ey kavmim! Siz bununla yalnızca imtihan edildiniz. Doğrusu sizin Rabbiniz ancak Rahmân’dır. Öyleyse bana uyun ve emrime itaat edin.” (Taha 90)

”Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahmân’dan bir mükâfat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh’un (Cebrail’in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah’a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahmân’ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir. “ (Nebe 36. 37. 38. )

(Ey Muhammed!) Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin geçmiş olduğu bir ümmete gönderdik ki, onlar Rahmân’ı inkâr ederken sana vahyettiğimizi kendilerine okuyasın. De ki: “O, benim Rabbimdir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben yalnız O’na tevekkül ettim, dönüşüm de yalnız O’nadır.” ( Ra’d 30 )

Kuran’ı Allah, Rahman isminin vasfı ile indirmiştir. Tevrat ve İncilde de geçen Rahman sıfatı ve özelliği, insanlara bir merhamet ve doğru yolu bulmaları için yol gösterici olmalarındandır.

Ayrıca Rahman isminin “azap” kelimesi ile beraber geçmesinin ardındaki mana; insanların hidayet yolu ve onun merhameti dışındaki seçimlerinde, yine onun cezalandırması ile merhamete ve hidayete ulaşacakları anlatılmaktadır.

” Ey babacığım, muhakkak ki ben, sana Rahmân’dan azap dokunmasından korkuyorum! O durumda, şeytana velî (dost) olursun. “ ( Meryem 45 )

Ayrıca Rahman isminin “azap” kelimesi ile beraber geçmesinin ardındaki mana; insanların hidayet yolu ve onun merhameti dışındaki seçimlerinde, yine onun cezalandırması ile merhamete ve hidayete ulaşacakları anlatılmaktadır. Hz İbrahim’in babasını uyardığı şu ayet onun azabını ve Rahmetini anlatıyor;

” Ben, O’ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer Rahmân bana bir zarar dilerse, onların şefaati bana bir (şey) fayda vermez (sağlamaz). Ve onlar beni kurtaramazlar.” (Yasin 22)…

RAHMAN İSMİNİN TECELLİLERİ

Allah’ın otoritesi Rahmaniyetinin tecellisidir. Rahmân, Arş’a kurulmuştur. (Taha 5 )

”Vahiy ( Kuran ve diğer indirilen kitaplar) Rahmaniyetinin tecellisidir.”

”Rahman’dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.” (Şuara 5 )

Melekler Rahmaniyetin tecellisidir.

” Onlar, Rahmân’ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların (yalan) şahitlikleri yazılacak ve sorgulanacaklardır. “ (Zuhruf 19 )

Ahiret rahmaniyetin tecellisidir.

Şöyle derler: “Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman’ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler.” ( Yasin 52 )

Cennet ve Cehennem Rahman isminin tecellisidir.

Cennet özden tecelli dir ve kalıcıdır. Rahmanın tecellisi ile vardır ve onun merhameti ile hak edilir. Hiç kimse kendi ameli ile Cenneti hak edemez. Cehennemin var oluşu da Rahman’ın tecellisidir. Kavranması zor olsa da “İlahi Adalet ”in gereğidir. Hayırdır, şer değil Rahmettir. Ayrıca Cehennem bir uyarı olarak rahmettir. İnsanın kendisine zarar vermemesi için uyarıdır. Cehennem Müminin bir nevi tedavi yeridir. Cehennem Kafirin varlığını garanti altına aldığı için rahmettir. Zira var olmak Rahmet’ e nail olmaktır ve Müminer için Kafirler bir Rahmet habercisidir.

İmtihanlarımız Rahmaniyetin tecellisidir.

Neden acı çekiyoruz? Neden sınanıyoruz? Diye düşünen bir Mümin, cevabı yaşadıklarından sonra ona bir Rahmet ulaşmasıyla bulur. Zira büyük hayra nail olmak için, küçük şerre katlanmak gerekir. Hastalıklar, felaketler, musibetler birer sınavdır. “Elbette her zorlukla beraber, bir kolaylık vardır” ayetindeki ifadede Rahmetin birer tecellisi olduklarını gösterir.

Münafıkların varlığı müminler için Rahmet’tir. Mümini sınamak için vardırlar.

İnsanda Beytullah olan vicdan bir Rahmettir. Akıl sonradan edinilmiş bilgilerle, vicdan önceden verilmiş, yaratılışında yerleştirilmiş olan fıtrattaki bilgilerle çalışır. Akıl yanılır vicdan yanılmaz. İnsan vicdanın sesini dinlemeyince yanılır. Hidayetten uzaklaşır, vicdan şüphesiz bir Rahmettir.
Rahmanın rahmaniyeti Güneş gibi tecelli eder. Her şeyi aydınlatır. Rahamaniyetin müminde tecellisi sadece Müminlere değil her şeye ve kafirlere de aynıdır. İmanı onlara taşır.

” Rahmân’ın has kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, “selâm!” der (geçer)ler. “ (Furkan 63 ) (Esma ve dua)

*****************************************************

ER-RAHMAN ER-RAHÎM

RAHMET, MERHAMET : Acıyı dindirip sevinmeye yönelik bir iyilik duygusu. Acı, dünyevî olabileceği gibi uhrevî de olabilir. Öyle insanlar vardır ki dünyada yapıp ettiklerinin, ahirette kendilerini elem verici acılarla karşılaştıracağını bilmezler, ona doğru giderler. Onların karşı karşıya kalacakları azabı bilenlerinse, bu durum iyilik duygularının harekete geçmesine sebep olur. Emri maruf, nehyi münker, davet, tebliğ, cihad gibi görevlerin hangi duygu temeline oturması gerektiğine de bir izah getirebilir, bu durum bu iyilik duygusunun harekete geçebilmesi için, acının sevilen birinde ortaya çıkması da gerekir.

Âlimlerimiz merhameti anlatırken onun rikkat-i kalp ve ihsandan ibaret olduğunu belirtmişlerdir. Rikkat-i kalp, kalbin yumuşak, acıları hissedebilecek, başkalarının halinden etkilenebilecek nitelikte oluşu demektir (yani inkisar, ve infial niteliği).

Bu duygusal etkilenme iyilik yapma duygusunu tahrik eder. (acıyı dindirme, sevindirme).

Sevdiklerimizin acıları bizi etkiler, bu etki iyilik yapma duygu ve isteğimizi, bu istek de sahip olduğumuz imkân ve güçlerimizi yönlendirir.

İnkisar, infial, acı duymak, üzülmek ilk ortaya çıkan duygudur. Bu duygu acının sebeplerini ortadan kaldırmaya yönelik eylemlerin de temelidir. Bu yoksa eylem de yok. Eylem var bu duygu yoksa politik veya ticari veya itibarî bir çıkar söz konusudur.

Türkçemizde merhametli dediğimizde sadece rikkat-i kalp sahipliği, çok merhametli dediğimizde ise ayrıca ihsan sahipliği de ifade edilmiş olur.

Allah için rahmet, merhametse tagayyür (inkisar, infial) düşünülemeyeceği için sadece ihsandan ibaret olur.

1–İyiliği irade

2–İyiliği ulaştırmak.

İlkinde rahmet zâtî, ikincisinde fiilî sıfat olur. Rahmetinin kemâline yakışan irade ile beraber iyiliği ulaştırmaktır. Esmâ-i hüsnâ’da rahmetle ilgili Rahman ve Rahîm isimleri var. Rahman ismi zâtî bir isim, başkasına verilemeyecek bir isim, Rahîm de başkaları için de kullanılabilecek bir isimdir.

– Daha önce Esmâ-i Hüsnâ fiil çeşitliliği ifade eder denilmişti. İnsanlar bu fiillerden, en azından birçoğundan hak eden-etmeyen, isteyen-istemeyen ayırımı söz konusu olmaksızın istifade ederler. Bu istifade ediş vehbîdir, gayr-i irâdîdir. Ama aynı fiillerden bir de hak eden-etmeyen, isteyen-istemeyen, inanan-inanmayan ayırımı söz konusu olarak istifade de söz konusudur. Bu istifade ediş ise kesbî ve irâdîdir.

– İnsanların Allah’ın rahmetinden vehbî istifadeleri Rahman isminden kaynaklanan fiile dönüşmüş rahmettir. Bu rahmetten insan dâhil her şey yokluktan varlığa geçişle istifade etmiştir. Bu iyiliği, irade ve ulaştırmanın en önemli ve öncelikli gerçekleşmesidir. Bu varlık bağışlama rahmetidir.

– Ayrıca kesbî olan rahmet de vehbî olarak verilen rahmetin güzel kullanımıyla elde edilen rahmettir. En alt derecesi güzel kullanımın hak edişidir ki adalet derecesidir. Yüksek derecesininse sınırı yoktur. Bire on, yedi yüz……. Sınırsızlığı da ayrıca bir rahmettir, bu kısım rahmet de Rahîm isminin gereği olarak fiile dönüşmüş, dönüşecek rahmettir.

– Vehbî olarak verilenleri kötü kullanım insanı rahmetten mahrum eder. Rahmetten mahrumiyet, Allah’ın azap ettikleri arasına sokar. Onun azap ettikleri, asılda, başlangıçta rahmetiyle muamele edip yokluktan varlığa çıkardıklarıdır. Sonradan rahmet ile muamele dışına çıkarılırlar. Rahmet muamelesi görmeyen hiçbir varlık yoktur. Rahmet muamelesinin devamı Müslüman olmak, yaşamak ve ölmekle mümkün olur.

– Önceden rahmetle muamele, sonradan da aynı şekilde muameleyi gerektirmez. Bunlara azap, umuma rahmet, iyi ile kötünün birbirine karışmaması, iyilikle kötülüğün ne olduğunun bilinmesi, Adl ve Hakîm isminin zedelenmemesi… gibi hikmetler olabilir. Allah’ın rahmeti kullara onlar hak etmeden de ulaşırken, gazabı hak etmeden ulaşmaz. Yoksa bu zulüm olur. Allah ise zulmü kendisin yine kendisi haram kılmıştır. Allah dilerse azabını hak eden davranışlar sergileyen kullarına rahmetiyle muamele eder. “Muhakkak rahmetim gazabıma galebe çalmıştır.” Kütüb-i Sitte 7/1982

Allah’ın rahmetinin şümulü başlangıç itibariyledir. Her şey bu rahmetten istifade etmiştir. Allah’ın rahmeti asıldır, zatı gereğidir, azabı ise halîdir, kulların hali gereğidir. Her şey Rahman ve Rahîm Allah’ın rahmetiyle kuşatılmış olup, bu rahmetten uzak hiçbir şey düşünülemez.

Rahman ismi zât ismi olup Allah’tan başkası için kullanılamaz. Rahman’ın rahmeti de Allah’ın bizzat kendisine has bir rahmetidir. Rahim’in rahmetinden ise Allah irade sahibi varlıklara bir hisse ayırmıştır. İnsanın irade sahibi oluşu da Rahman’ın rahmetindendir. İrade sahibi insan Rahîmiyetin eseriyle hayır yollarında yarışır. İrade sahibi olmayan hayvan ise Rahmaniyet gereği kendisine verilen içgüdü ile yavrusuna zarar vermekten sakınır. Kütüb-i Sitte tercümesi 7/1983 de rahmetin yüze taksimi ve birinin varlıklara 99’unun kendisine saklandığı ifade edilmiştir.

Rahmaniyet karşısında dünya ve ahiret, mümin ve kâfir eşit iken, Rahimiyet karşısında bunlar açık bir farkla birbirinden ayrılırlar. Allah dünya ve ahiretin Rahman’ın, ahiretin Rahîm’i, veya mümin ve kâfirin Rahman’ı, müminin Rahîm’idir denilmesi bundandır. Besmele de bu iki sıfatın ardarda getirilişi tekid için değil, özel anlamları bulunduğundandır.

Allah rahmet sahibi oluşu gereği, kullarına ulaştırdığı iyilikler dolayısıyla da isimlendirilmiş ve bunlar Esma-i Hüsnâ’da da aynı isimler olarak yer almışlardır. Yani rahmeti gereği yaptıkları, isimlerinin de kaynağı olmuştur. O Rahman ve Rahîm olduğu için yaratır (Bârî, Hâlık, Bedî, Musavvir) tehlikelere karşı korur (Hâfiz, Vekîl, Velî, Hâsib), istek ve ihtiyaçları karşılar (Mücîb, Vehhâb, Rezzak..), doğru yolu gösterir (Hâdî, Reşîd), isyankârları hemen cezalandırmaz (Halîm, Sabûr), tevbelerini kabul eder, bağışlar (Gaffar, Gafûr, Afüvv), zengin ve yüce kılar (Muğnî, Aziz..)…

Rahmetinin her şeyi kuşattığı, gazabına galebe çaldığını rahmetle ilgili isimlerinin, gazapla ilgili isimlerinden çokluğunda da görmek mümkündür.
İsterse gazapla ilgili olsun O’nun tüm isimleri rahmetinin değişik şekilde tecellisinden ortaya çıkmış isimler gibidir de.

Allah’ın iradesini hiçbir şeyin etkileyemeyeceği gerçeğini de hiçbir zaman akıldan çıkarmamamız gerekiyor. Yaptıklarımızla O’nu hiçbir şeye mecbur edemeyiz. O’nun bize ulaştırdıkları, ibadetlerimizin O’nu mecbur bırakışından değil rahmetiyle muamelesindendir. O kudretini nasıl kullanacağına dair (ki bu kullanım rahmetle kullanımdır) kendisine kurallar belirlemiştir. Koyduğu kurallara da aykırı hareket etmez. fe len tecide li sunnetillâhi tebdîlâ. (Fatır/43)

Biz de kendisi için koyduğu kurallardan, nasıl muamele edeceğini kestirebiliriz. Asılda esmâ-i Hüsnâ, bize, O’nun kudretini nasıl kullanacağına dair bilgiler verir.

Bizim ibadetlerimiz mucib-i cennet, cennete girmek için hakiki sebep değildir. Hakiki müessir Allah’tır rahmeti-i ilâhîyedir. İbadetlerimiz var oluşumuzun şükranı, olsa olsa rahmet-i ilâhîyeyi kazanmamıza vesiledir. Ebu Hureyre (r.a) Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizden şöyle işittiğini bildirmiştir:
            Hiçbir kimseyi ameli cennete sokamaz. Seni de mi ey Allahın Resûlü diye sordular. O, evet beni de, ama ben Allah’ın beni rahmet ve fazlıyla kuşatması müstesna. Orta yolu tutunuz. Allah’a yaklaşınız. Sizden biriniz ölümü temenni etmesin. Muhsinlerdense hayrını çoğaltması, kötülerdense vazgeçmesi umulur. Tecrid-i Sarih 12/72

Cennet rahmetin bir ölçüde tam tecellisini gösterdiği yerdir, rahmet yurdu ve hatta rahmetin kendisidir. Dolayısıyla oraya rahmetle girilir. Cehennemse azap yurdudur, rahmetten mahrumiyetle girilir. Her şey rahmet-i ilâhîyeyi kazanmamıza bağlıdır.

Kur’ân-ı Kerîm’de RAHMET olarak ifade edilenlerden bir kısmı şunlardır:

Kur’ân-ı Kerîm: “Ve elbette o Kur’ân müminlere bir yol gösterici ve rahmettir.” (Neml/77)

“Sana bu kitabı her şeyi açıklayan ve Müslümanlara yol gösterici, rahmet ve müjde olarak indirdik.” (Nahl/89)

Peygamberimiz: “ (Ey Muhammed) biz seni ancak âlemlere rahmet için gönderdik.” (Enbiya/107)

Yağmur:” Rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen kim?” (Nahl/63- A’raf/57)

Gece ve gündüz : “Rahmetinden sizin için geceyi ve gündüzü var etti ki gece dinlenesiniz ve gündüz Allah’ın lütfunu arayasınız ve şükredesiniz.” (Kasas/73)

Yeri öldükten sonra diriltmesi : “Allah’ın rahmetinin eserlerine bak ki nasıl yeri ölümünden sonra diriltiyor? Şüphe yok ki O ölüleri de diriltecektir, O her şeye kâdirdir.” (Rûm/50)

Kurtarmak : “Emrimiz gelince Şuayb’ı ve onunla beraber inanmış olanları bizden bir rahmetle kurtardık.” (Hûd/94)

“Nihayet emrimiz gelince Salih’i ve onunla beraber inanmış olanları bizden bir rahmetle (hem azaptan) hem de o günün zilletinden kurtardık, işte Rabbın öyle güçlü, öyle galiptir.” (Hûd/66)

Kısas cezasının hafifletilmesi : (Kısasın diyete dönüştürülmesi) “Bu Rabbınız tarafından bir tahfif ve acımadır.” (Bakara/178)

Yumuşak davranış : “Allah’ın rahmeti sebebiyledir ki sen onlara yumuşak davrandın.” (A. İmran/159)

Cehennemden kurtuluş : “O gün kimden azap çevrilip savılırsa gerçekten Allah ona acımıştır (rahmet etmiştir). İşte apaçık kurtuluş budur.” (En’am/16)

Allah’ın merhametle muamele ettiği insanlardan olabilmek için de onları yapmak gereklidir.

1-Allah’a (c.c) iman ve i’tisam : “Allah’a (c.c) inanıp yapışanları Allah kendinden bir rahmet ve lütfun içine sokacak ve onları doğru yola iletecektir.” (Nisâ/175)

2-İman ve Salih ameller işlemek : “İnanıp iyi işler yapanları Rabbin rahmetine sokar. Apaçık başarı budur.” (Casiye/30)

3-Allah ve Rasûlüne itaat : “Allah’a ve Resûlüne itaat edin ki size de merhamet edilsin.” (Al-i İmran/132)

4-Kur’ân’a ittiba : “İşte bu (Kur’ân) da mübarek kitaptır. Onu biz indirdik, ona uyun ve korkun ki size merhamet edilsin.” (En’am/155)

5-Namaz ve zekât, Rasûle itaat : “Namazı kılın, zekâtı verin, peygambere itaat edin ki rahmete erdirilesiniz.” (Nûr/56)

6-Muhsin olmak : “Allah’ın rahmeti Muhsinlere yakındır.” (A’raf/56)

7-Salih olmak : “Onları rahmetimize soktuk. Çünkü onlar Salihlerdendi.” (Enbiya/86)

8-Kur’ân okunduğunda susmak ve dinlemek : “Kur’ân okunduğunda onu dinleyin ve susun ki size rahmet edilsin.” (A’raf/204)

9-Belâ geldiğinde sabredip: kalû innâ Lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn. (Bakara/156) diyenler : “İşte Rabb’larından bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır ve doğru yolu bulanlar da onlardır.” (Bakara/157)

10-Birbirlerinin velîleri olan, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan, namazı ikâme eden, zekâtı veren, Allah’a ve elçisine itaat eden mümin erkek ve kadınlar : “İşte onlara Allah rahmet edecektir. Allah daima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe/71)

11-Yüzleri ak çıkanlar : “Yüzleri ağaranlar ise Allah’ın rahmeti içindedirler, orada sürekli kalacaklardır.” (Ali İmran/107)

12-İstiğfarda bulunmak : “Allah’a istiğfar et. Şüphesiz Allah bağışlayan, esirgeyendir.” (Nisâ/106)

“Kim bir kötülük yapar yahut nefsine zulmeder de sonra Allah’tan mağfiret dilerse Allah’ı bağışlayıcı ve esirgeyici bulur.” (Nisâ/110)

Allah’ın rahmetinden mahrum oluşun sebep olduğu kötü durumlar olarak da şunlar söylenebilir :

1–Şeytana ittiba (uymak): “Eğer size Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, birçok işinizde şeytana uyardınız.” (Nisâ/83)

2–Zarara uğrayanlardan olmak : “….eğer Allah’ın size iyiliği ve merhameti olmasaydı elbette ziyana uğrayanlardan olurdunuz.” (Bakara/64)

Dediler: Rabbımız biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan muhakkak ziyana uğrayanlardan oluruz.” (A’raf/23)

Dedi ki : Rabbım bilmediğim bir şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamazsan bana acımazsan zarara uğrayanlardan olurum.” (Hûd/47)

3–Temizlenememek : “Eğer size Allah’ın lütfu ve merhameti olmasaydı, hiçbiriniz asla temizlenemezdi. Fakat Allah dilediğini temizler, Allah işitendir, bilendir.” (Nûr/21) (Birlik vakfı)

***************************************************

Sohbet-i Canan Er-Rahmân

Baktığımız her yerde Senin esmanın ve Rahman isminin tecellilerini görelim. Seni ve sanatlarını sevelim. Bizlere şümullü bir sevgi lütfeyle. Seni ve esmanı sevdikçe sevelim. Aşkınla Sana erelim, Seni sevdikçe sevelim.

Er-Rahmân; “Dünyada bütün mahlûkata merhamet eden, şefkat gösteren, ihsan eden.”

Ey Rahman olan, dünyada Müslüman, kâfir ayrımı yapmadan bütün kullarına rahmet, lütuf ve ihsanla muamele eden Allah’ım. Senin hazinelerin, bitmez, eksilmez ve Sen herkese lütuflarından bol bol vermeyi seversin.

Sen lütufları sınırsız İkram Güneşi, cömertliğin kaynağı Rahmansın.

“O Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur. Gaybı da, müşahede edileni de bilendir. Rahmân, Rahîm olan O’dur.” (Haşr/22)

Senin “Allah” isminden sonra en büyük ismin olarak bilinen “Rahman” ismin ezelden ebede bütün mahlûkatını kuşatır. Sen dünyaya gelen her mahlûkunun imdadına rahmetinle yetişirsin. Anne karnında bebeğe en güzel bir şekilde rahmetinle bakan Sen, dünyaya gelince Rahman isminin tecellisi, rahmet hazinesi olan, süt verir, anne babayı evladına hizmetçi kılarsın.

Annelerdeki şefkat Senin Rahman ismin tecellisidir. Ölünceye kadar ayrım yapmadan bütün kullarına bol bol rahmet, bereket ve ihsanda bulunursun. Öldükten sonra kabirde, mahşerde ve Cennet’te Rahim isminin muhteşem tecellileri devam eder.

Hücre için hücre zarı rahmet, insanlar ve dünya için atmosfer rahmettir.

Senin Habibin, Merhamet ve Muhabbet Kaynağı Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bütün insanlara bir Rahmet Güneşi olarak gelmiştir. Senin Rahman isminin ve merhametinin en görkemli tecellisidir. On sekiz bin âleme rahmettir.

Senin rahmetin her zaman gazabının önündedir. Bizler Ümmet-i Habibullahız. Bizlere Rahmetin ve muhabbetinle tecelli et. Senin Rahman ismin bir merhamet güneşi gibi Cehennemin nârını da söndürebilir. Ne olur Habibin aşkına bizlere Rahmaniyetinle tecelli et. Bizleri aşkına kilitle. Arttıkça artan aşkını, Rahmaniyetin hürmetine kullarına nasip eyle.

Senin Rahmaniyetin şümullü bir rahmettir. Hak edeni ve etmeyeni kuşatan, herkese, lütuflar, ihsanlar, rızıklar ve nimetler verensin.

Sen ikramları saymakla asla bitmeyen Merhamet Güneşisin. Merhametin mevcudatı kuşatmış ve selim aklı Sana meftun etmiştir.

Sen sınırsız merhamet, rızık, ikram, cömertlik, muhabbet ve bütün kemal sıfatların kaynağı Rahmansın.

Sen rahmet hazineleri sınırsız Rahmansın. Sen kullarına rahmetinden bol bol vermeyi, alamayacağı kadar çok verip, kullarını nimetlerine ve rahmetine gark eden, Rahman ve Gani’sin.

Senin şümullü Rahmaniyetinin büyüklüğü karşısında, kullarının şirk dışındaki bütün günahları çok ama çok küçük kalır. Ancak her kulun, Sana yakınlığının daha da artması için dua ve ibadet etmek zorundadır.

Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Erhamerrahimin ve Ya Ekremel Ekremin, bütün mevcudatı kuşatan ve her şeye şâmil olan engin rahmetinden diliyor ve dileniyoruz. Bizleri mahrum etme, bizleri rahmetinle kuşat ve günahlara kapalı yaşat. Bizlere Habibin gibi şümullü ve cami işler yaptır.

Sen bütün kullarına merhamet ve sevgiyle bakmayı bizlere lütfeyle. Bizleri, Rahman ismin hürmetine önce Zatına, sonra isimlerinin tecellileri olan yaratılmışa âşık, vurgun ve tutkun eyle. “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ı tesbih eder. Mülk O’nundur, hamd O’nadır. O her şeye kadirdir.” (Teğabûn/1) Seni tesbih edenlere nasıl meftun olmayalım.

Baktığımız her yerde Senin esmanın ve Rahman isminin tecellilerini görelim. Seni ve sanatlarını sevelim. Bizlere şümullü bir sevgi lütfeyle. Seni ve esmanı sevdikçe sevelim. Aşkınla Sana erelim. (Âmin) (Blogcu)

           Ve ahiru davahüm enil hamdülillahi rabbil alemiyn

            Allah doğru söyledi. Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 22 Ocak 2016 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

2 responses to “ESMA DERSLERİ – 4 – ER RAHMÂN (B)

  1. Anonim

    22 Ocak 2016 at 11:40

    Allah razı olsun .Çalışmalarınızdan başarılar dilerim

    Date: Thu, 21 Jan 2016 21:35:41 +0000
    To: ercanavsar707@hotmail.com

     
    • ekabirweb

      22 Ocak 2016 at 15:04

      Merhaba, Allah cümlemizden razı olsun, gayretimizi artırsın. Esen kalın Allah’a emanet olun.

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: