RSS

ESMA DERSLERİ – 5 – ER RAHÎM (15-2)

05 Şub

328

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

“BismillahirRahmanirRahıym”

(15-1) den devam.

Fakat ilahi Rahmet sadece tahrik edince tecelli etmez öyle değil mi. Sadece tahrik ile tecelli olmaz tahrik edilmeden de tecelli eder. İnsani merhamet böyle değil. Onun için ilahi rahmet Rahman isminden tahrik etmeden Rahîm isminden tahrik ederek. Onun için Bil mu’miniyne Rahıyma. (Ahzab/43) Bil mü’minine Rahmana diye dir ayet yok, Mü’minlere Rahîm’dir, niye? İman rabbimize çıkmış bir miracdır, rahmet ise Rabbimizden inen bir nüzüldür, miraca nüzul. Sen bana güvendin kulum o zaman ben de sana güveniyorum. Miraca nüzul. Onun için Rahmetin tecellisi iki türlü. Rahmaniyetin tecellisi zattan, rahimiyyetin tecellisi sıfattan bunu biliyoruz.

Birine merhamet göstermek onu küçümsemek anlamına gelir mi? Daha önce böyle bir bahis açmıştım. Çünkü özellikle seküler zihinlerden böyle bir itiraz görüyorum. Vahiyle inşa olmamış akıllardan böyle bir itiraz görüyorum, Hayır bu doğru değil. Böyle bir yaklaşım merhamet gibi insanın en soylu ve en asil duygusuna iftira etmektir. O zaman kimse kimseye merhamet duymaz eğer böyle yaklaşırsanız. Böyle bir dünya ister misiniz.
Merhamet, adalet duygusunun olmazsa olmaz bir ilavesidir. Merhamet ettiğinizi küçümsemek zorunda değilsiniz. Bazıları küçümsediğine merhamet edebilir, insanlar içinde böyleleri çıkabilir. Küçümsediği için merhamet edenler bile olabilir, ama bu her merhamet edenin merhamet ettiğini küçümsediği anlamına nasıl gelebilir. En yüksek merhamet annelerdedir evlatlarına karşı kullanırlar bunu. Anneler evlatlarını küçümserler mi dersiniz, böyle bir şey diyebilir miyiz, hangi anne evladını küçümser, küçümsediği evladı için canını ortaya koyar mı, varlığını ortaya koyar mı? Siz küçümsediğiniz biri için bunu yapar mısınız? Onun için merhamet küçümsemek değildir böyle bir yaklaşım merhamete hakaret olur.

Aksine bence merhamet büyütmektir merhamet büyütür. Merhamet büyüttüğü içindir ki Er Rahmân Allemel Kur’an. (Rahman/1-2) talimin yani eğitimin zemini merhamettir, eğitimin aslı merhamettir. Bir hocadan, bir öğretmenden ilk istenecek şey merhamet olmalıdır, merhametsiz ise onu eğitimde görevlendirmemek lazım. Bilgi daha sonra gelir, tecrübe daha sonra gelir, ihtisas daha sonra gelir. Bir numaralı eğitimin şartı merhamet olmalıdır Er Rahmân Allemel Kur’an o sonsuz rahmet sahibi Kur’anı öğretti. Öğretti yani, neyi öğretti? Daha sonra. Öğretti Kur’anı, ama önce sonsuz merhamet sahibi. Bir şeyi öğretecekseniz önce merhametli olun. Merhametle öğretirseniz öğrettiğinize sadece bilginiz geçmez çünkü sizde Rahman olamazsınız ama Rahîm olabilirsiniz.

Allah Resulü için Kur’anda kullanılıyor Bil mu’miniyne Raûfun Rahıym. (Tevbe/128) Mü’minlere karşı Raûf’tur şefkatlidir, merhametlidir ve insan için kullanılıyor. ResulAllah için kullanılıyorsa insan içinde kullanılıyor. Dolayısıyla sadece bilginiz yetmez merhametiniz de geçer. Onun için İslâm da eğitim sadece bilgi aktarmak değildir, İslâm da eğitim ahlâk ta aktarmaktır. Bilginin ahlâkı bilgiden önce gelir. Zaten ahlâksız bilgi sahibini insan olarak büyütmez. Bilgisi arttıkça insanlığı, bilgisi arttıkça erdemi, bilgisi arttıkça fazileti artmıyorsa ne işe yarar. Onun için bizde bilgi ahlâkı bilginin kendisinden önce gelir.

Bugünkü bilginin ahlâkı yok bilgiyi veriyorlar ama ahlakını vermiyorlar. Bilgiyi verip ahlâkını vermedikleri için çok bilmesi çok erdemli anlamına gelmiyor. Bilgisi arttıkça insanlığı artmıyor, sıkıntı da buradan çıkıyor. Hatta bilgisi arttıkça şeytanlığı artıyor sıkıntı da buradan geliyor.

Kur’anî çerçeve, sayılarla Rahîm ismi. Bu bölüm biraz sıkıcı olabilir çünkü rakamlar konuşacak ama ne yapalım ki bu ders böyle.

Sıfat olarak Rabb ve Rahman’dan sonra üçüncü sırada isim olarak 4. Sırada geldiğini söylemiştim. Rahîm ismi Kur’an da 95 yerde geliyor. Tevbe/128. Ayette Hz. Peygamber için kullanılıyor. Le kad câeküm Rasûlun min enfüsiküm aziyzun aleyhi mâ ‘anittüm hariysun aleyküm hariysun aleyküm. (Tevbe/128) son iki ayette zaten aynı konuda Le kad câeküm Rasûlun min enfüsiküm kendi içinizden size bir elçi geldi aziyzun aleyhi mâ ‘anittüm sizin başınıza telafisi zor bir şey gelmesi onu çok üzer, çok sıkıntıya sokar. Yani üzerinize onun için çok titrer hariysun aleyküm sizin üzerinize çok titrer Bil mu’miniyne Raûfun Rahıym çünkü o müminlere Raûf’tur şefkatlidir, merhametlidir.

Rabbimiz kendine ait iki ismi Resulü için de kullanıyor. Bu insan içinde kullanılabileceğine delalet eder. Dolayısıyla burada Allah resulü için kullanılıyor ama 95 yerde Allah için. Besmeledeki de dahil edilirse 208 e çıkıyor bu rakam. BismillahirRahmanirRahıym 113 kez surelerin başında geçenlerle birlikte. Neml suresinde kini de sayarsak 114 olur, (Diğer ayetlerde geçen isimlerle birlikte besmele de dahil edilirse 208 e çıkar.) 4 ayette ErhamurRahîmiyn olarak geliyor merhamet edenlerin en merhametlisi. Peygamberlerin duası sadedinde geliyor dördünde de. Bu dört ayette ki peygamberler Hz. Yakub, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Eyyub.

Tesadüf mü? Hayır. Eyvallah..! Hz. Yakub evladıyla sınandı, merhamet timsali idi gözlerini kaybetti, en sevdiği evladıyla sınandı. Onun için ve kale ya esefa alâ Yusuf. (Yusuf/84) Yusuf’un üzerine titreyen yüreğim vay..! Diyordu. Oradan aslında bize Kur’an ın verdiği örnek. Bakın aslında bir peygamberle karşı karşıyasınız, kendisi bir peygamber, fakat evladına olan şefkati merhameti böylesine yüksek.

Bunda bir gariplik yok, peygamberler de böyle olur mu demeyin insan olmak ayıp değil. Aslında Yakub peygamber üzerinden Yusuf suresinde verilen şey bu. İnsan olmak utanılacak bir şey değil. Peygamberler de insandır ve her insan gibi yavrularına şefkatleri çok yüksektir, belki sıradan insanlardan daha yüksektir. Bunu anlıyoruz.

Ama ne oldu; Yusuf’un arkasından bir çift göz verdi. Allah ona bir burun verdi ki 10 çift gözün göremediği yeri kokladı. Bu saf sevginin ödülüdür, zehirsiz sevginin ödülüdür. Saf sevgiye bir çift göz verirseniz Allah onun yerine size bir burun verir ki ta Mısır’dan koku alırsınız. Öyledir. Yakub peygamber ErhamurRahîmiyn ayetlerinin geçtiği yerde ki peygamberlerden.

İkincisi Yusuf peygamber, onun imtihanı belli merhamet edenlerin en merhametlisine nasıl iltica ettiğini biliyoruz. Kuyulardan geçmek, kıskanç kardeşlerinin kıskançlığına muhatap olmaktı. Kardeşleri tarafından ölümle sınanmak. Ondan sonra köle diye satılmak, ondan sonra gömleği arkadan yırtılmak yani kaçıncı ihanet. Hem varlığı ihanete uğradı hem iffeti ihanete uğradı. Ve üzerinden verilen şey çok, adeta 7 yıl kıtlık senesi, 7 yıl bolluk senesi Yusuf’un şahsında gerçekleşti. Aslında o surede hep bu vardır bakınız, Allah’ın açan ve kapatan vasıfları vardır. Celal ve Cemal sıfatlarının tecellisi vardır. Onun için eğer Mısır’a sultan olmak istiyorsanız bunun yolu kuyudan geçiyor bunu unutmayın. Niye kuyuya attın demeyin, o zaman niye Mısır’a sultan ettin deyin. Büyümeniz için kuyuya düşmeniz gerekiyor.

Aslında kim kuyudaydı soru bu. Yusuf’un bedeni kuyuda aklı arştaydı, kalbi arştaydı, kardeşlerinin bedeni dışarda aklı kuyudaydı. Değil mi, aklı kuyuda kaldı onların. Asıl kuyuda olan kim? Bana sorarsanız aklı kuyuda olanlar. Onun için aklı kuyuda olmayanlar bir gün kuyudan çıkarda aklı kuyuya düşen çıkamaz.

Peki 2. Bir soru. Yusuf zindanda idi Züleyha saraydaydı. Yusuf mu daha özgürdü Züleyha mı. Özgür olmak için bulunduğunuz mekân belirleyici midir? Alın buyrun size bir soru daha. Aslında sure üzerinde bize bu soruları sorduruyor yoksa hikaye anlatmıyor Kur’an.

Aslında özgür olmayan Züleyha idi. Züleyha sarayda esir, Yusuf zindan da özgürdü. Benim için zindan onların beni çağırdığı şeyden hayırlıdır diyordu. Evet, öyle de oldu, hayırlı oldu. Onun için yeter ki gömleğinizin nereden yırtıldığına dikkat edin. Önden mi arkadan mı. Herkes bir Yusuf’tur, herkesin arkasından kovalayan b ir Züleyha vardır veya kovaladığı bir Züleyha vardır. Hanımlar da Yusuf’tur, Yusuf’luk cinsiyetle alakalı değildir. Onun için kiminin Yusuf’u dünyasıdır, kiminin ki şöhretidir, kiminin ki ilmidir, kiminin ki atıdır, yatıdır, katıdır, servetidir. Yani her Yusuf’un bir Züleyha’sı vardır, herkes kendi Züleyha’sına baksın, kovalıyor musunuz, o sizi mi kovalıyor.

Onun için sakın kimse arkasına bakmasın diyordu ya kânet minel ğabiriyn. (Ankebut/33) Ama Lût’un karısı arkasına bakanlardan oldu. Yani sanki şöyle döndü de baktı gibi hep anlaşılıyor, hayır; Yüreği Lût kavmi ile beraber kaldı, arkasında bırakamadı onları. Yüreğinde taşıdığının yanındasındır. Allah seni bir gün, bugün değilse yarın yüreğinde taşıdıklarının yanına koyacak. O zaman yüreğinde kimi taşıdığına dikkat et. Karısı Lût kavmini yüreğinden çıkaramadı. Karısı bu kavimden biriydi Hz. Lût dışarıdan gelmişti Hz. İbrahim’in yeğeni olurdu. Yani enişte idi. O kavme gelmişti fakat kadın nihayetinde peygamber olan kocasını değil sapan kavmini seçti. Onun için arkasına baktı işte. O da onlarla beraber oldu. Dolayısıyla gömleğiniz nereden yırtılıyor ona bakacaksınız.

Aslında bütün burada Allah’ın Allah resulüne verdiği ders açık. Yusuf suresi Mekke de geldi ey Mekke’nin Yusuf’u seni Mekke’li kardeşlerin kuyuya atmak istiyorlar, kuyunun içinde dibinde olsan dahi korkma Allah seni Mısır’a sultan edecek. Allah Resulü bu mesajı aldıktan sonra rahatlamıştı zaten, bu mesajı böyle okumuştu.

Hz. Musa, onun başından geçenler belli ve Hz. Eyyub. Evet; enniy messeniyeddurru ve ente Erhamur Rahımiyn. (Enbiya/83) diyordu değil mi. Ve ilginç Hz. Eyyub hastalıktan şikayet etmiyor hastalığın kendisini yıldırmasından şikayet ediyordu. Çok ilginç, çok manidar gelir bu bana biliyor musunuz? Ürkud Bi riclik. (Sad/42) depren biraz diyordu Rabbimiz. Hani bunu müfessirlerimiz ayağını vur, ayağını vurduğun yerden bir kaplıca fışkıracak o suda yıkan.

Eğer böyle anlarsanız bize bir şey yok, bu kıssa bize bir şey anlatmıyor, çünkü o zaman mucize olup çıkıyor mucize ise peygamberlere has. Ama yatıp durma Allah dert verdiyse derman da verdi depren biraz. Vur ayağını yere ve bir şöyle ara şeklinde anladığımız zaman kıssa geliyor, güncelleşiyor önümüze oturuyor. Zaten kıssaların anlatılmasının esbabı da bu değil mi yoksa eskilerin masalları olur haşa müşriklerin dediği gibi. Binlerce haşa. Eskilerin masalları değil, o zaman ne?

Her kıssa üzerinden bize bir ibret var, bize bir öğüt var yani biziz kıssanın kahramanı. Orada Eyyub geçiyor ama biziz kıssanın kahramanı. Çünkü bugün şimdi ve burada anlatılıyor. O zaman nasıl kahraman olacaksın? Başına bir iş geldiğinde yatıp durmayacaksın arkadaş. Ürkud Bi riclik. (Sad/42) üstüne alacaksın Allah’ın sözünü, bana söyledin ya rabbi diyeceksin benim muhatap diyeceksin ve depreneceksin efendim, ayağını kıpırdatacaksın. Evet, işte budur böyle alırsak böyle olur. Onun için oralarda da Erhamur Rahımiyn geçiyor.

İki ayette hayrur rahımiyn (Mü’minun/109-118), geçiyor ilkinde Hz. Nûh’un daveti sadedinde geliyor, ikincisi mü’minlerin dünyada ettikleri dua sadedinde geliyor. Ne demek hayrur rahimiyn; merhamet edenlerin en hayırlısı. Öbür tarafta merhamet edenlerin en merhametlisi.

Zür Rahme; iki yerde geliyor ikisi de Mekkî Kehf/58 deki kullanım inkârcılarla ilgili bir bağlamda geliyor Zür Rahme; rahmet sahibi, merhamet sahibi ve ayet mealen şöyle eğer işledikleri yüzünden onları cezalandıracak olsaydı azabı başlarına hemen musallat ederdi. Neden Zür Rahme ile geldiğini anlıyor muyuz şimdi, Allah kâfirlere de merhametli. Niye? Azabı hemen vermemesi Allah’ın kâfirlere rahmeti. Oradan bu çıkıyor. Çünkü o ayette Zür Rahme geçiyor. Eğer azabı hemen vermiyorsa, imhal ediyor ama ihmal etmez bunu biliyoruz. Ama imhal ediyorsa mühlet veriyorsa bu da onlara rahmetidir. Allah hemen azab etmiyor. Tevbe ederler mi acaba diye azabı sürekli erteliyor. Eyvallah..!

İkinci yer En’am/133. Ayeti gafillerle ilgili bir bağlamda kullanılıyor yine o da Müslüman olmayanlar için kullanılan Zür Rahme. Demek ki Rabbimiz gafil olana karşı rahmet sahibi, gafletten uyanır mı acaba. Gafletten uyanması içinde gözüne gözüne birçok şey gösteriyor. Başına iş getiriyor gafletten uyansın diye, yani adeta evi yanan derin uykudaki birini uyandırmak için sallamak gibi onu sürekli hadiselerle sallıyor. Bu da Allah’ın rahmeti. Yani sallanan insan kim bu beni uykumdan eden diye kızabilir, kendisini sallayanı hatta sallayabilir. Ama haksızdır. Neden? Çünkü evin yandığını bilmiyor. Biraz sonra kendisi de yanacak. Öbürü bunu biliyor, bunu bilen aslında ona iyilik ediyor o ise onun kendisine kötülük ettiğin i zannediyor.

Öyle değil mi? Aslında imanın tadını bilmeyenlere karşı biraz böyle bakmak lazım değil mi? Bakıyorsunuz İslam balını adama zehir diye bir ömür tanıtmışlar. Şişenin içinde ki bal, balın kendisi. Ama asla yanına yaklaştırmamışlar. Basında, yayında, okulda, tedrisatta, eğitimde, sokakta, ilk okulda orta okulda, tiyatro da, sinemada bu hep zehirdir diye göstermişler. Adam onu artık nerede görse zehir, öcü öcü diyor böyle kaçıyor. Şimdi buna ne yapmak lazım? İki kişi ayağına, iki kişi eline oturacak. Bir kişi de ağzını açacak bir kişi de kaşıkla ağzına verecek. Bilmiyorum yani, bir çare de bu herhalde. Ondan sonra işin rast gelsin diyecek.

Ertesi gün yine gelip ondan yok mu diyecektir. Ama zehir zannediyor. Onun için acımak lazım, şefkat göstermek lazım ve dua etmek lazım, tabii fiili dua etmek lazım. Ama asla gözden çıkarmamak lazım asla. Bu topraklarda İslâm’ı İslâm’dan değil de İslâm’ın düşmanlarından öğrendiği için İslâm’a düşman olanlar hakkında hüküm vermekte acele etmeyin. Bir gün İslâm’ı İslâm’dan öğrenirler, İslâm’ın dostlarından öğrenirler halâ düşman olurlarsa o zaman hüküm verebilirsiniz. Onların düşman olduğu şey İslâm değil, onların düşman olduğuna İslâm da düşman, İslâm’ın sahte görüntüleri. İslâm adı altında İslâm’ın sahte görüntüleri. Onlara samimi Müslüman da düşman olmalı. Onun için o onu İslâm zannediyor ama. O İslam zannediyor diye İslâm olmaz ki, o gerçek İslâm ı, Allah’ın İslâm’ını görmedi ki. Onun düşman olduğu şey İslam değil onun için o kendisini İslam’a düşman zannediyor. Fakat İslam’a düşman değil çünkü İslam’ı bilmiyor. Dolayısıyla burada teenni ile hareket etmek lazım, durmak lazım, tevakkuf etmek lazım, hüküm vermemek lazım, acele etmemek lazım, umutta kesmemek lazım. Bu yangından bir cankurtarana selam olsun. Bir Âdem bir alemdir. Bir Âdem’in elinden tutan bir âlemin elinden tutmuş olur. zü rahmetin vasiatin. (En’am/147) Kur’an da sadece kullanılıyor Mekke de geliyor bu, yani geniş sınırsız rahmet sahibi manasına.

Birlikte geldiği isimler Rahîm ismi Kur’an da 5 yerde Rahman ismi ile birlikte kullanılıyor. Azîz ismi ile birlikte 13 yerde geliyor. Ama ilginç bir şey var hepsi de Mekkî, asla tesadüf değil. Rahiymun Azîz değil hepsi de ‘Aziyzur Rahıym. Neden? ‘Azîz üstün ve yüce demek, ondan sonra Rahîm. Üstün ve yüce olandır, merhameti sınırsız olandır. Neden ‘Azîz ve Rahîm neden böyle bu sıralamayla gelir? 13 yerde.

İnsanın merhameti mutlaka bir beklentiye karşılıktır. En yüksek beklenti de Allah’ta bana merhamet etsin diyedir. Öyle değil mi en yükseği de budur bu da çok doğaldır hiç kimse ayıplanamaz. Ben Allah’ın kullarına merhamet edeyim ki Allah’ta bana rahmet etsin.

Peki, Allah’ın merhameti? Kimden ne bekler? ‘Azîz’in sırrı odur işte, O’nun hiş kimseden hiçbir beklentisi yoktur çünkü O üstün ve yücedir, buna rağmen Rahîmdir. ‘AzîzürRahîm. Beraber gelmesi bu muhteşem nükte içindir.

Rahîm Ğafûr ile 64 yerde yerde gelir. Çok ilginç, hayli yoğun bir gelişme. Biri hariç Ğafûrun Rahîm şeklinde, Rahîymun Ğafûr şeklinde de bir yerde gelir. Neden? Ğafur; sonsuzca bağışlayan bir tek bağışlayana ğafûr denmez. Ğâfir bile değil buyurun, ismi fail olarak değil. Ğafûr bağışlayan fakat feul vezni de feil vezni gibidir hem fail hem meful. Yani çifte boyutludur, mağfiret dileyeni affeder. Eyvallah..!

Mağfiret dileyene ne diyoruz Kur’an da istiğfar, aynı köktür, başında ki 3 harf elif, sin, te; talep ifade eder mağfiret talep etmek demektir. Kur’an da 3 tür af kelimesi yer alır. İkincisi safh, üçüncüsü ğafr, mağfiret oradan gelir, ğufrân oradan gelir, ğafûr oradan gelir. Af; suçun cezasını affedip bir daha yaparsan..! kulağını çekmek ama bu seferlik affediyorum demektir af budur. llah bize affı emrederken kendisi affetmez, kendisi mağfiret eder.

Safh; suçun cezasını affetmek, aynı zamanda sen bir daha yapma diye tehditte etmemektir ondan da vazgeçmektir. Yani onu uyarmaktan da vazgeçmektir.

Ama Ğafr; suçun cezasını da affetmektir, uyarıdan da vazgeçmektir, sen suç işledin diye haber vermekten de vazgeçmektir. Yani hiç işlememiş gibi davranmaktır. B iz Allah’tan mağfiret istemekle ne büyük bir şey istiyoruz farkında mısınız, ya Rabbi hiç işlememiş gibi davran, hiç işlememiş gibi say. Sayar mı? Sayacağını söylüyor eğer hakkını verirseniz.

Ama diyorsunuz ki hocam burada küçük bir tersinden haksızlık doğmuyor mu, yani o suçu hiç işlememiş adam, ama öbürü işlemiş fakat mağfirete uğramış. Ben bunu şuna benzetiyorum bir küçük fark olsa gerektir diyorum. Hayat filminiz var ortada fakat bu filmin izin bir yerinden kareler kesilmiş, o kareleri hiç kimseler görmüyor fakat bu montaj sırasında çıkarılmış kareleri o ince yerinden anlaşılır. Yani anlaşılır ki Allah burada ki kareleri kesmiş ve eklemiş, montajı yapmış ama hiç işlememişle göre işlemiş olan da böyle b ir fark olsa gerek diye düşünüyorum. Rabbimiz onu açığa vurmaz ama böyle bir ince, küçük bir fark olsa gerek diye düşünüyorum. Ama Ğafr budur işte.
           Dolayısıyla Ğafûr ile birlikte 64 yerde geliyor, önce mağfiret sonra Rahîm. Bu ne demektir? Şu demektir İstiğfar, tevbe. Ne demek? İkisi bir birin in aynı değil İstiğfar lâilâhe, tevbe İllallâh. İstiğfar yanlıştan vaz geçmek, tevbe doğruya yönelmek. Onun için istiğfar tapan yarısını yapmış olur tevbe ile tamamlamalı. Tevbe günahın olumsuz sonuçlarını silmektir.
           Yanlıştan vaz geçtik değil mi ama işlediğimiz günah işlediğimiz noktalarda olumsuz sonuçlar doğurdu. Mesela hayatımızın cahiliyesinde şeytanın dostlarına hizmet ettik. Ama tevbe ettik vazgeçtik ve istiğfar ettik, Rabbin affet dedik. Ama fiilen de şeytanın dostlarına hizmet ettik, kötülüğü çoğalttık.

Ne yapacağız? Tevbe olması için hayatımızın ondan sonrasını da Rahman’ın dostlarına hizmete ayıracaksın ki tevbe olsun. Çünkü günahın tevbesi karşıt nispiyle olur, son uçlarını sıfırlamakla olur. Adam eli ile günah işlemiş diliyle tevbe ediyor, elinle tevbe et. Adam parasıyla günah işlemiş ağzıyla tevbe ediyor. Niye günah işlemeye gelince parayı konuşturdun da tevbe etmeye gelince niye dile bindirdin, yine paran var, paranla tevbe etsene. Şeytanın yolunu destekledin sen, günahı finanse ettin. Tevbe ettikten sonra sevabı finanse et. Sevabı finanse et ki mukabelei misil olsun. Onun için nimetin şükrü kendi cinsindense tevbenin şükrü de kendi cinsindendir tevbe de kendi cinsindendir. Eyvallah!

Sebe’/2. Ayette Rahîm, Ğafûr dan önce geliyor bir tek yerde. Bağlam; Allah’ın rahmetinin kâinatta ki tezahürü. Allahü alem bu bağlamla istisnanın bir ilişkisi olsa gerek.

Raû ile birlikte 8 yerde geliyor. Artık ayrıntıya giremiyorum kusura bakmayın ne yapayım. İkisi Mekkî gerisi Medenî surelerde. Raûf ve Rahîm bir yerde Hz. Peygamber hakkında geliyor onu söyledik. Rahîm Vedûd ile birlikte bir yerde geliyor Hûd/90. Ayette Şuayb peygamber hakkında geçiyor. Rahîm ismi Rabb ile birlikte bir yerde geliyor çok ilginç. Selâmün kavlen min Rabbin Rahıym. (Yasîn/58) Rahîm olan Rabden onlara Selâm, yani sözlü olarak Selâm aslında . safa başınıza, ne mutlu, Allah Selâm verecek diyor ne dersiniz bu işe Selâmün aleyküm diyecek Allahuekber. Allah selâm verirse ne olur? Çok şey olur Allah bizi onlardan etsin inşallah.

Rahîm ismi bir yerde Berr ile birlikte geliyor Tûr/28. Ayette. Berr mutlak iyi demektir. Berrur Rahıym, gelişi böyle. Dolayısıyla mutlak iyidir, sonsuz merhametlidir. Niye sonsuz merhametlisin ya Rabbi? Mutlak iyiyim. İyi olan merhametli olur demektir bu. İyi olduğunuzu söylüyorsanız merhametli olun merhametsizseniz iyi değilsiniz.

Tevvab ve Rahîm isimleri Kur’an da 9 yerde geliyor Tevvabür Rahîm, hep te böyle geliyor, hepsi de ilginç bir şey var Medine de geliyor. Mekke de hiç Tevvab ile gelmiyor, sebepsiz değil Tevvab tevbeleri çokça kabul eden demek, tevbeleri reddetmeyen. Neden Mekke de Tevvab ismi gelmezken Medine de geliyor? Mekke muhalefet, Mekke de o kadar sınırlı imkânlar, o kadar zor durum var ki kaçmaktan kovalamaya vakit bulamıyorlar onun için. Zaten 3 yıl korkunç bir ablukanın içindeler, boykotun içindeler yıllarca ölüm korkusu içindeler, müşrikler üzerlerine üzerlerine geliyor. Ama Medine’ye gelince iktidar. İktidar günah işlemeye çok açık bir alandır. Medine muamelatın uygulamaya konulduğu alandır. A hkâm ayetlerinin indiği alandır. İnsanlar daha çok günahı, kusuru, hatayı, eksiği ahkâmda yaparlar, iktidarda yaparlar çünkü iktidar şımartır. Onun için Medine de geliyor Tevvab. Tevbe edilecek çok şey var çünkü onun içinde tevbeleri çokça kabul eder.

Allah bütün insanlığa Rahîm’dir bunun için Hicr/49-50 yeter, Nisa/147 yeter ve A.İmran/129 yeter Allah bütün insanlığa Rahîmdir. Fakat bütün insanlığa Rahîm olmasının bir aması var, o amayı aslında açsam mı açmasam mı?.!

Ğafûrur Rahîm. Önce mağfiret talebi Nebbi’ ıbadiy enniy enel Ğafûrur Rahıym. (Hicr/49) Kullarıma haber ver ki ben, evet ben çok mağfiret edenim, bağışlayanım, sonsuzca merhamet edenim. Ve enne azâbiy hüvel azâbül eliym. (Hicr/50) fakat azabım elîymdir, şiddetlidir.
Dikkat buyurun enniy enel Ğafûr diyor ben Ğafûrum, fakat azaba gelince enniy enel Muazzib demiyor, Allah’ın Muazzib diye bir ismi yok, azabı zatına isim etmiyor, hatta hüvel azab, o azab. Yani azabı kendinden uzaklaştırıverdi bakınız hüve, O Allahuekber. Rahmet daha kelimelerin içinde, cümlelerin içinde nasıl gözüküyor. O azab, hüvel azab enniy enel Ğafûrur Rahıym. – Ve enne azâbiy hüvel azâbül eliym Allahuekber. Evet, enel Muazzib yok, ben muazzibim yok, işte bu. ve rahmetiY vesiat külle şey’. (A’raf/156) buradan da tekrar atıf yapmış oluyorum. Rahmetime gelince o her şeyi kuşatmıştır. Hadise budur.

İşin amasına gelince Ğafûrun Rahîm önce mağfiret talebi, istiğfar, sonra rahmet. İşte bu aması. Ama tüm insanlığa rahimiyyeti tecelli eder ama enniy enel Ğafûrur Rahıym. Ğafûrum. Neye? İstiğfar edene. Yani önce gelecek, bir tahrik edin, onun için sizden bir karşılık gelsin bi. Bu aynen şu hadisi çağrıştırmıyor mu? Bana bir karış gelene ben bir kulaç giderim. Bana bir kulaç gelene ben yürüyerek. Bana yürüyerek gelene ben koşarak gelirim. Bunu hatırlatmıyor mu? İşte bu. Allah Resulünün Rabbimizi okuyuşu bu. Onun için Hadisi kutsi ifadesini ben anmıyorum. Yani hadisleri böyle parçalamayı, isimlendirmeyi de doğru bulmadığım için.

Ma yef’alullahu Bi azâbiküm in şekertüm ve amentüm. (Nisa/147) eğer şükreder ve iman ederseniz Allah size azab edip te Allah’ın nesi artacak. Sözün sonunu bu söylemiyor mu? Aslında söylüyor, çok güzel söylüyor ve Allah resulü Rabbimizin bu merhametini çok güzel okumuş ki bakın Muaz hadisi nasıl;

Muaz Bin Cebel naklediyor; ResulAllah’ın terkisindeydim, uzunca gittik. ResulAllah içine gömülmüştü susuyordu. Birden başını kaldırdı uykudan uyanır gibi, Ya Muaz dedi, etedriyma Hakkullah alel ibad Allah’ın kulları üzerinde ki hakkının ne olduğunu biliyor musun? Ben Lebbeyk ve sâbeyk ya ResulAllah dedim. Buyur ya ResulAllah, buyur başım gözüm üstüne. Biliyor musun deyince Allahu ve Resulühü ‘alem Allah ve Resulü daha iyi bilir dedim. Yine uzun müddet sustu. Sanki o gittiği yere yeniden gitti, için e gömüldü ve uzunca gittikten sonra yine sanki başka bir alemden döner gibi. Ya Muaz hakkullah alel ibad ellâ tüşrikebihi şey’en. Allah’ın kulları üzerinde ki hakkı hiçbir şey O’na şirk koçmamak. Bir müddet daha içine gömüldü, kendi tefekkür dünyasına kapandı. Gittik, gittik yine o dünyadan dönüp; Ya Muaz dedi. Allah Resulü içinde Rabbini okuyor; Etedriy mâ Hakkul ibad alellah? Ya sen kulların Allah üzerinde ki hakkını biliyor musun? Allahuekber..!

Kulun Allah üzerinde hakkı mı olur. Allah resulü bu, böyle muhteşem bir tefekkür var ortada, bir emek var yani. Ben bu hadisi emek olarak naklediyorum, Allah Resulünün zihni emeği, tefekkür emeği. Bize emek vermeyi öğretiyor, düşünce emeği bu emeği de vahiyden yola çıkarak veriyor Allah resulü Bunda hiç şüphe yok. O vahyin ilk okuyucusuydu. Allahu ve Resulühu ‘alâ. Ben ne bilirim ki Allah ve resulü daha iyi bilir dedim. Hakkul ibâd Alellah ellâ yuazzibehüm. Kulların Allah üzerindeki hakkı onlara azab etmemesidir. Bitti..!

Zayıf bir versiyonu daha var orada, ben bunları insanlara haber vereyim mi ya ResulAllah dedim diyor, sen haber verirsen ameli terk ederler diye korkuyorum dedi diyor. Yani çok umutlanırlar ve bu yüzden de Allah’a, salih ameli terk ederler. Bilmiyorum böyle bir idraç mıdır sonradan mıdır yoksa orijinal midir onu bilmiyorum. Ama Allah Resulü rabbini böyle okuyordu dostlar.

Evet, Hakkul ibad Alellâh ellâ yuazzibehüm onlara azap etmemek. Peki azab eden kim? Biziz evet Allah azab etmez. İnsanı cennete girsin diye yaratmıştır. Cehenneme girmek cennete girememektir, yolda kalmaktır yani. Zaten cennete girememek cehennem olarak yeter. Azab mahrumiyyet demektir kelime, kök manası budur. Allah’tan mahrum kalmak azabdır. Ondan ötesi? Allah’tan mahrum olmaktan daha büyük azab mı var. Azab mahrumiyettir. Onun için mâ ül azb denir Arap dilinde soğuk suya, harareti kesip attığı için, hararetten insanı mahrum bıraktığı için yani bir yerde. Evet, Rabbim bizi kendinden mahrum bırakmasın. (devam edecek)

Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 05 Şubat 2016 in ESMA ÜL HÜSNA

 

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: